FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
SABIR Hakkında!!!
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
SABIR Hakkında!!! ile ilgili Benzer Konular
121 Kez Görüntülendi
Sabir düstü - Grup genç
Dini Videolar
URL Hakkında
Yeni Başlayanlar Acemiler
Orhan Ölmez_ Sabir Lazim
Türkçe Müzik Videoları
sİz De Sabir Var Mi?
Beşiktaş
O GÜnler Ne GÜnlerdİ
|
Moralinizmi Bozuk? öyleyse Bakin Peygambere (s.a.v)
Konu Araçları
08-09-2007
#
1
Profil Bilgileri
Obicam Te
SABIR Hakkında!!!
SABIR Hakkında!!! başlıklı yazı Mumsema SABIR Hakkında!!! Forum Alev
SABIR
[KUR-AN]
NAHL/127: (Ey Peygamber!) Sabret! Sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir
Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş edip sıkıntıya düşme!KEHF/ 28: Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret
Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma
Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma
ZÜMER/ 10: Ey Muhammed! Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun
Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır
Allah'ın yeryüzü geniştir
Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir
"BAKARA/155: Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz
Müjdele o sabredenleri!BAKARA/156: Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz
" derler
HAC/ 35: Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer
Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir
Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar
[HADİS]
* Hz
Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı: "Allah'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan): "Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına: "Bu Resulullah idi!'' dendi
Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü
(Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve: "Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi
Aleyhissalâtu vesselam: "Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu
"
* Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim: "Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ
"Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz
Bana bu musibetim için ücret ver
Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver'' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir
"
* Ebu Sinân anlatıyor: "Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu
Defin işinden çıkınca bana: "Sana müjde vermeyeyim mi?'' dedi
Ben: "Tabii, söyle!'' dedim
"Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) bana anlattı'' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti: "Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler: "Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?" "Evet" derler
"Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?'' Melekler yine: "Evet" derler
Allah tekrar sorar:
"Kulum (bu esnâda) ne dedi?'' "Sana hamdetti ve istircâda bulundu'' derler
Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder: "Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin
''
* Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: "Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam
''
Buhari deki ibare şöyle: "Hz
Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm
'' (Buradaki "iki sevdiği'' ile gözlerini kastediyor
'' Doğruyu Allah bilir
") Buhari,
* Atâ İbnu Ebi Rabâh rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana: "Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?'' dedi
Ben de: "Evet göster!'' dedim
"İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Resulullah'a gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)'' dedi
Aleyhissalâtu vesselâm; "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim'' dedi
Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver'' dedi
Resulullah da ona öyle dua etti
''
* Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der
Eğer O kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler
Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem; onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur
Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı otmuştur
''
* Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Kâ'be'nin gölgesinde‚ bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk: "Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?'' dedik
Şu cevabı verdi: "Sizden
önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu
Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu
Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu
Allah'a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır
Öyle ki, bir yolcu devesine bindimi San'a'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak
Ancak siz acele ediyorsunuz
"
* Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek "Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol'' diye rica etti
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm); adamı geri çevirirken: "Selamımı söyle ve şunu hatırlat: Alan da Allah'tır, veren de Allah'tır
Her şeyin O'nun yanında muayyen bir eceli vardır
Sabretsin ve Allah'ın (sabredenlere vereceği) mükâfaatı düşünsün!''
* Hz
Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebu Talha'nın bir oğlu hastalandı
Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti
Çocuğun öldüğünü bilmiyordu
Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu
Ebu Talha (akşam olup)eve gelince: "Çocuk nasıl oldu?" diye sordu
Hanımı, "Sükûnete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım" (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu
Ebu Talha hanımının doğru söylediğini zannetti
Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi
Yatağını hazırladı
(Sonra kocası için süslendi
Ebu Talha temasta bulundu
) Sabah olunca Ebu Talha gusletti
Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi
Ebu Talha, Resulullah aleyhissalatu vesselam'la sabah namazı kıldı
Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı
Resulullah aleyhissalatu vesselam: "Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun" buyurdular
Sonra onlara (Allah Teâla Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur'an'ı okudular
"
* Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: "Hanımım vefat etmişti
Bana, Muhammed İbnu Ka'b el-Kurazi, ta'ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı
Ve şunu anlattı: "Beni İsrail'de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı
Onun çok sevdiği karısı vefat etmişti
Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi
Onun bu halini, Beni İsrail'den bir kadın işitti
Yanına gelip: "Benim onunla bir meselem var, kendisine bizat sormam lazım" dedi
Halk oradan çekildi
Kadın kapıda kalıp: "Mutlaka görüşmem lazım" dedi
Birisi adama seslendi: "Burada bir kadın var, senden birşeyler sormak istiyor, "mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım" diyor
Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor
" İçerdeki adam: "O'na müsaade edin gelsin" dedi
Kadın yanına girdi
Ve: "Sana bir şey sormak için geldim" dedi
Adam: "Nedir o?" deyince, kadın anlattı: "Ben komşumdan iâreten bir gerdanlık almıştım
Onu bir müddet takındım ve iâreten kullandım
Sonra onu benden geri istediler
Bunu onlara geri vereyim mi?" Adam: "Evet, vallahi vermelisin!" dedi
Kadın: "Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı
(Onu çok da sevdim)" dedi
Adam: "Bu hal senin, kolyeyi onlara iâde etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iare edeli çok zaman olmuş" demişti(ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı: "Allah iyiliğini versin! Sen Allah'ın sana önce iâre edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?" dedi
Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi)
Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı
"
* Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur
Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir
O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder
"
* İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Ben, peygamberlerden (aleyhimüsselam) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim
Demişti ki: "Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı
O hem akan kanlarını siliyor, hem de: "Allahım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar" demişti
"
* Abdurrahman İbnu'l-Kasım anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Benim (yokluğumdan hasıl olan) musibet, müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir
" Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın
Çünkü bu, en büyük musibettir
"
* Yahya İbnu Vessab, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır
"
[PIRLANTA SERİSİ]
Buhârî ve Müslim müttefikan şu hadîsi naklederler: “Sabır ilk toslamada olandır
” Sabrın Çeşitleri
Musibete karşı sabır, günahlara karşı direnmede sabır ve ibadet üzere ısrarda sabır
Hergün beş vakit namaz, senede en az bir ay oruç, muayyen miktarda zekat ve kulluğa müteallik diğer bütün emirler, ancak sabırla yerine getirilebilir
Bunlar, insan ömrünü disipline eder ve ötelere göre bir boya çalar
Böyle bir hayat, bütünüyle nuranilik çizgisinde geçer; ömür bereketlenir ve cenneti semere verir
Onun için insan, dişini sıkacak, ibadetler üzerine sabredecek, ve böylece hayatını ışıl ışıl nurlandıracaktır
Sabır kelimesiyle “Sabir otu” aynı kökten gelen kelimelerdir
Sabir otunun zehir gibi acı olduğu söylenir
Tıbta ilaç sanayiinde de kullanılmaktır
İşte sabır, bu sabir otunu yutmak kadar acıdır
Ancak bu acılık, işin başlangıcı itibariyledir
Neticesi her zaman tatlı olmuştur
Durum Değiştirmek
Sabretme, dişini sıkma, dayanma, metanet gösterme, sarsılmama, irkilmeme, irade felcine uğramama, hergün zehir-zemberek hâdiseleri sineye çekme ve dayanma elbette kolay bir iş değildir
Ancak, bütün bunlar ilk musibet şoku anında yapılmalıdır
Çünkü, yer değiştirme, başka bir vaziyete intikal etme, psikolojik olarak her zaman insanın ruh haletinde değişiklik hasıl eder ve onu sarsan hâdiseleri unutturur
Diyelim ki, başımıza bir musibet geldi
İlk bakışta, bu musibete dayanabilmemiz mümkün değil gibi
Hemen bu şoku atlatmanın çaresine bakmalıyız
Bu da ya bulunduğumuz durumu değiştirerek ki, ayakta isek oturarak, oturuyorsak yatarak veya yapmakta olduğumuz işin keyfiyetini değiştirerek; meselâ, abdest alarak, namaz kılarak veya en azından konuştuğumuz mevzudan uzaklaşarak
veyahut da bulunduğumuz mekandan ayrılarak, başka bir atmosfere sığınmakla olur
Bazan da bir nebze uyumak, şoku atlatmamıza yetebilir
Hangi şekilde olursa olsun, hâl, durum veya mekanda yapılan bu değişiklikler, şokun tesirini kırar ve tahammül edilemez gibi görünen musibeti az dahi olsa hafifletir
Sabır, ibadetlere devam etme hususunda da çok lüzumludur
İlk anda, yeni namaza başlayan bir insan için, bu ibadet çok ağır gelebilir; fakat biraz sabreder de ruhu namazla bütünleşirse, artık bir vakit namazı kılamama, o insan için dünyanın en büyük ızdırabı haline gelir
Oruç, zekat, hac gibi ibadetler için de aynı şeyleri söylemek mümkündür
Düşünün ki, hac gibi meşakkatli bir ibadeti, bir kere ifâ edenler, her sene gitmek için âdeta kendilerini yerler
Hatta bazan konulan tahdid, onları çılgına çevirir
Bu denli ibadet sevgisi bir bakıma onun ilk ağırlık şokunu atlatması demektir
Bu hemen bütün ibadetlerde de böyledir
İnsan, harama karşı da aynı sabırla mukabele etmelidir
Günah ilk tosladığında gösterilecek mukavemet, ondan gelecek kötü şerareleri kırar, insan da o şoku böylece atlatmış olur
Onun içindir ki Efendimiz, Hz
Ali'ye “ilk bakış lehine gerisi aleyhine” 296 buyurmaktadır
Yani, insanın gözü günaha kayabilir
Ama o, hemen gözünü kapar, yüzünü çevirirse, bu onun için günah olarak yazılmaz
Hatta harama bakmadığı için kendisine sevap bile yazılabilir
Fakat ikinci ve daha sonraki bakışlar, zehirli birer ok gibi insanın kalbine ve ruhuna saplanır, insanın hayalinde bulantılar meydana getirir
iradesi manevî gerilimini kaybeder
Zira her harama bakış, bir yönüyle harama girme yollarını kolaylaştıran birer davetiye hükmündedir
Dolayısıyla da her bakış, bir başka bakışı davet eder
artık o insan, harama yelken açar ve dönüşü çok zor bir yolculuğa açılır
İşte bu duruma gelmeden, haramın ilk tosladığı anda, sabredip haramdan yüz çevirme, harama karşı gözlerini yumma, Allah Rasûlü'nün bize tavsiye ettiği altın öğütlerdendir
Epiktetos'un bir sözü vardır: “Fena hülyalar, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen uzaklaşmaya çalış
Sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin” der
Onun bu ifadesi de ilham yüklüdür
Eğer, Allah Rasûlü'nden sonra yaşamış olsaydı, mutlaka ilhamını Allah Rasûlü'nden aldığını söyleyebilirdik
İnsan, harama karşı böyle davrana davrana, bu onda bir huy, bir karakter haline gelir
Zira, yaptığı egzersizlerle kalbinde hasıl olan imanın nuru, cehennemden bir kıvılcım durumunda olan günahlara karşı âdeta bir sütre olur
Öyle ki artık harama bakmama, onun asıl ve fıtrî davranışları arasına girer
Aksi bir durum aklına gelse, hemen parmağını, gönül peteğindeki iman balına batırır ve bu sağlam mülâhaza sayesinde tattığı aşkın tadıyla kendini bu manevî atmosferden uzaklaştıran her şeyden kaçar
Bu durumda olan bir insanın, iradî olarak günaha girmesi pek düşünülemez
Her musibetin kendine göre bir şoku vardır
O atlatıldığı zaman, musibet rahmete, elemler lezzete, dertler de zevke inkılâb eder
Böyle bir sînede artık ızdırap dinmiş, yerini de sonsuz bir neşeye terk etmiştir
Ancak bütün bunlar, ilk şok anının başarıyla atlatılmasına bağlıdır
Bu kadar tafsilatlı, derin bir mevzuyu Allah Rasulü, sadece dört kelime ile ifade buyurmaktadır
“Sabır, ilk toslama anında olandır
”Soru: Yapılan hizmetlerde her şeyin ilahî inayet endeksli olduğunu her fırsatta anlatıyor; İlahî inayeti celbin vesilesi olarak da Kur'ân'ın, “sabır” ve “salâtı” (namaz) tavsiye ettiğini beyan ediyorsunuz
“Sabır” ve “salât” nasıl ve ne şekilde hayatımıza hakim olmalı ki, Kur'ân'ın emrini yerine getirmiş olalım?
…Bizim bu türlü küçük meselelerde dahi meydana gelen hadiselere, iradelerimize dayanarak sahip çıkmak ne kadar garip ve yanlış ise; “hizmet” gibi çok önemli bir meselede, davranışlarımıza terettüb eden neticelere sahip çıkmamız da, o ölçüde, hatta daha da fazla garip ve yanlıştır
Çünkü, yeme-içme meselesinde sistem bellidir
Fakat, insanların kalbine imanı koyma, hatta onların imanlarını şahlandırma ve coşturma gibi meseleler, fizik dünyanın ötesinde cereyan eden öyle enteresan, öyle gizli ve öyle büyülü hadiselerdir ki, insanın bunlarda dahlinin olduğunu iddia etmesi mümkün değildir
Bizim hizmetimiz, inayet eksenli fakat iman hedefli bir hizmettir
Bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk, sebeplerin çok fevkinde başarılar ihsan etmektedir
Bütün bu lütuf ve ihsanlara baktığımızda, görünen o dur ki, her mesele tam bir inayet üzerinde cereyan etmektedir
Bizler yapılan hizmetlerde inayetin yanında “riayetin” yani görme ve gözetmenin de bulunduğunu, bizim dışımızda onları idare ve kontrol eden birinin var olduğunu anlıyoruz
Mesela, bu yol, “kandan irinden deryaların, menzilinin çok, geçidinin yok” olduğu bir yoldur
Peygamberler başta olmak üzere, bu yolun yolcuları, yollarında ilerlerken bir çeşit olumsuzluklarla karşılaşmışlardır
Ancak bugün ortaya konulan hizmetlere gelince, karşımıza çıkan bunca husumete rağmen gösterilen cehd ve gayretin neticesiz kalmadığı da bir gerçektir
Bu ise, apaçık bunların bir İlahî inayet ve riayet altında bulunduğunu ve “Hasbünallâhu ve ni'mel vekîl, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l aliyyi'l azîm” sırrının tecellisine mazhar olduğunu göstermektedir
Ancak, böyle bir inayet ve riayete mazhariyetin de, şart-ı âdi planında bir kısım sebeplerinin olması lazımdır
Çünkü Zülkarneyn bile, harikulâdeler kuşağında fütuhât dantelasını örerken, sebepleri elden bırakmamıştır
“Feetbea sebeben, sümme etbea sebeben”
(Kehf, 18/84,85,89,92) yani “Zülkarneyn, bir sebepten diğer bir sebebe sıçrayarak sebepler devr-i daimi veya sebeplerin doğurganlığını değerlendirmiştir” ferman-ı Sübhani'si, Zülkarneyn'in bu anlayışını anlatmaktadır
Şimdi eğer bir Nebi için sebepler söz konusu ise, bizlerin sebeplerden bağımsız hareket etmemiz herhalde düşünülmemelidir
Sebepler, maddî veya manevî olabilir
Maddî sebepleri eksiksiz yerine getirdikten sonra, İlahî inayet eksenli hizmetimizin devam ve temadisi için manevî sebepler adına bu inayetleri bizlere lutfeden Allah'la münasebetimizi devam ettirmemiz ve O'na yönelmemiz gerekmektedir
Evet, her şeyden evvel O'na yönelmek çok önemlidir
Zira büyük problemler ve yapılmaz gibi görülen büyük işler, ancak O'na teveccüh ile gerçekleştirilebilir
Dolayısıyla büyük olarak addettiğimiz bütün ideallerimizi gerçekleştirebilmek için, Kudreti Sonsuz'a teveccüh etmemiz gerekmektedir
İşte bu teveccüh de, bir yönüyle sabır ve namazla olmaktadır
Esasen bu ikisi arasında bir telâzum vardır
Yani bunlar birbirinden ayrılmaz iki parça gibidir
Çünkü namaz, Allah'a imandan sonra kulluk adına yapılabilecek en büyük bir iştir
Evet namaz; malî, bedenî bütün ibadetleri câmî bir ibadettir
Hac, oruç ve zekat gibi ibadetlerin nüvelerini de onda görmek mümkündür
Yalnız bu, kâmil mânâda eda edilen namaz için geçerlidir
Dolayısıyla her insan namazını kılarken kâmil mânâda eda etmeye çalışmalıdır
Namaz, her şeyiyle halis bir ibadet ve mi'rac için yegane vesile, sonra da Allah Rasulü (s
a
s)'ne, gökler ötesi seyahatinin en son noktasında tevdi edilen İlâhî bir armağandır
Nebiler Serveri (s
a
s), Mi'raca “kâb-ı kavseyn” ruhuyla yönelmişti
O, sebepler üstü yaşadığı o noktada, namazla müşerref oldu ve onu hayatı boyunca da en kâmil mânâda eda etti
O noktada başka bir şey değil de beş vakit namazın hediye olarak verilmesi dikkate şayandır
Zira namaz tamamen Allah Rasulü'nün misyonu ile alâkalıdır
Evet, O'nun (s
a
s) misyonu; beşerin ulaşamadığı noktalara ulaşmak, kurbetin hazzını tadıp geriye gelmek; sonra da duyup tattığı hakikatleri başkalarına anlatmak ve o zümrüt tepelere onları da götürmektir
Öyleyse, mi'racın esas armağanı namazdır ve bu aynı zamanda her mü'minin mi'racı olarak, onları da mi'raca götürecek nurdan bir helezondur
Bundan dolayı Allah Rasulü (s
a
s)'ne bir milyon cennet bahşedilmiş olsaydı belki de başkalarının ayağının altına uzatılacak böyle nurdan bir helezonun verilmesi kadar onu sevindirmeyecekti
Evet, namaz öylesine büyük bir armağandır ki, bu armağan içinde, herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir mi'rac mukadderdir
Öyleyse, o inayet ve riayete mazhar olmak için böylesine büyük bir ibadete talip olunmalıdır
Şayet hedefimizde mükemmel mânâda bir namaz olursa; gerçek mânâsıyla edasına niyetlendiğimiz namazı yakalayacağımız âna kadar kıldığımız namazlar da -inşaallah- hüsn-ü kabul görür
Zira mü'minin niyeti, amelinden hayırlıdır
Allah'ın inayetine talib olmada ikincisi esas “sabır”dır
Esasen, böyle bir inayet yolunda, birinci esas olarak arzettiğimiz namaz için de, maddî sebepler dünyasında koşmak için de hep sabra ihtiyaç vardır
Şiddet-i vuzuhundan gizli olan bu sabır meselesini, şimdiye kadar defaatle ele aldığımız için sözü fazla uzatmak istemiyorum
Evet, bu yol sabır ister
İbadet ü taata karşı sabır
şartların bütün bütün ağırlığına rağmen kulluğun devam ettirilmesine sabır
Allah'ın seni mükâfatlandıracağı günü beklerken zamanın çıldırtıcılığına karşı sabır
İşte namaz ve sabır, bir yerde böylesine özdeşleşmektedir
Allah'ın inayetine talib olmanın yolu ve yöntemi, sabırla hizmetlerinin arkasını takip etmek; namazla sürekli konsantrasyon aramak; Mahbûb-u Hakîkî olarak her lahza Allah'ı (c
c) düşünmek ve O'nu her şeye tercih etmektir
Sabır ve Sadakat Mihengi
Sabır ve sadakat ancak imtihanlarla belli olur
Her türlü imtihan karşısında, Hakk (cc) kapısından ayrılmayanlar ve orada kalmaya kararlı olanlar ve kapının her açılıp kapanışında, başı kapının eşiğinde bekleyenler bu imtihanı kazanmış olacaklardır
Az bir sıkıntı ile yol-yön değiştirip, kapının önünden ayrılanlar da kaybetmiş olacaklardır
Sabır-İbadet İlişkisi
Her gün beş vakit namaz, senede en az bir ay oruç, muayyen miktarda zekat ve kulluğa müteallik diğer bütün emirler, ancak sabırla yerine getirilebilir
Bu ibadetler, insan ömrünü disipline eder ve hayata, ötelere göre bir boya çalarlar
Böyle bir hayat ise, artık bütünüyle nuranîlik çizgisinde geçer
ömür bereketlenir ve cenneti semere verir
Onun için insan, sürekli dişini sıkıp ibadetler üzerine sabretmeli ve sabırla hayatını ışıl ışıl nurlandırmalıdır
[RİSALE]
…Musibet ve hastalıklarda insanların şekvâya üç vecihle hakları yoktur
Birinci Vecih: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını san'atına mazhar ediyor
İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder, muhtelif esmâsının cilvesini gösterir
Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor, ve hâkezâ
(
mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder
)
Name=9; HotwordStyle=BookDefault;
İkinci Vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar
Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider
Üçüncü Vecih: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir
Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir
Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir
Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor
Ve herbir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, şekvâ değil, şükretmek gerektir
Evet, ibadet iki kısımdır: bir kısmı müsbet, diğeri menfi
Müsbet kısmı malûmdur
Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar
Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir
Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer
Kısacık ömrü uzun bir ömür olur
Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer
Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hafız Ahmed isminde bir zâtın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim
Kalbime ihtar edildi: "Onu tebrik et
Herbir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor
" Zaten o zat sabır içinde şükrediyordu
[MUSİBET ZAMANI UZUNDUR]
…Bir iki Sözde beyan ettiğimiz gibi, her insan geçmiş hayatını düşünse, kalbine ve lisanına ya "ah" veya "oh" gelir
Yani, ya teessüf eder, ya "Elhamdülillâh" der
Teessüfü dedirten, eski zamanın lezâizinin zeval ve firakından neş'et eden mânevî elemlerdir
Çünkü zevâl-i lezzet elemdir
Bazan muvakkat bir lezzet daimî elem verir
Düşünmek ise o elemi deşiyor, teessüf akıtıyor
Eski hayatında geçirdiği muvakkat âlâmın zevâlinden neş'et eden mânevî ve daimî lezzet, "Elhamdü lillâh" dedirtir
Bu fıtrî hâletle beraber, musibetlerin neticesi olan sevap ve mükâfât-ı uhreviye ve kısa ömrü musibet vasıtasıyla uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşünse, sabırdan ziyade, şükreder, Name=10; HotwordStyle=BookDefault; (
küfür ve dalaletin dışında her türlü hal için Allah'a hamd olsun
) demesi iktiza eder
Meşhur bir söz var ki, "Musibet zamanı uzundur
" Evet, musibet zamanı uzundur
Fakatörf-ü nâsta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, belki uzun bir ömür gibi hayatî neticeler verdiği için uzundur
[SABIR KUVVETİNİ DAĞITMAMAK]
…Yirmi Birinci Sözün Birinci Makamında beyan edildiği gibi, Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir
Fakat vehmin tahakkümüyle ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle, sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya başlar
Adeta-hâşâ-Cenâb-ı Hakkı insanlara şekvâ eder
Hem çok haksız bir surette ve divanecesine şekvâ edip sabırsızlık gösterir
Çünkü, geçmiş herbir gün, musibet ise zahmeti gitmiş, rahatı kalmış; elemi gitmiş, zevâlindeki lezzet kalmış; sıkıntısı geçmiş, sevabı kalmış
Bundan şekvâ değil, belki mütelezzizâne şükretmek lâzım gelir
Onlara küsmek değil, bilâkis muhabbet etmek gerektir
Onun o geçmiş fâni ömrü, musibet vasıtasıyla bâki ve mesut bir nevi ömür hükmüne geçer
Onlardaki âlâmı vehimle düşünüp bir kısım sabrını onlara karşı dağıtmak divaneliktir
Amma gelecek günler ise, madem daha gelmemişler, içlerinde çekeceği hastalık veya musibeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şekvâ etmek, ahmaklıktır
"Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım" diye bugün mütemadiyen su içmek, ekmek yemek ne kadar ahmakçasına bir divaneliktir
Öyle de, gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musibet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor
Elhasıl, nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de, şekvâ musibeti ziyadeleştirir
Hem merhamete liyakati selb eder
[MUSİBETİN KÜÇÜLMESİ]
…Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür
Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir
Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur
Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür
Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder
Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider
Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim:
Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl
Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün
O güldükçe küçülür, eder tebeddül
Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musalâhaya, husumet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir
[TEFSİR]
Lokman/17
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret
Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir
Burada Kur'an-ı Kerim'in peşi peşine zikrettiği önemli dört husus var
Namaz kılma, iyiliği emretme, kötülüğü nehyetme ve başa geleceklere sabır…
Müslümanlığı hakiki manada yaşama ve başkalarına telkin bahis mevzuu olduğu her yerde sabır da söz konusu
Bir başka ayet bu hususu daha net bir biçimde vurgular
“Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin”
(Bakara 45)
Yani her çeşidiyle sabır ve her şekliyle namaza sığınarak yolunuza devam ediniz
Aslında günde beş defa, kırk rekat namaza devam ve sebat dahi iyi bir sabır örneği
Bu büyük ibadet, Allah karşısında saygıyla kalbi ürperenlerin dışındakilere çok zor ve ağır olsa gerek…
Kehf/28
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret
Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme
Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme
Kureyş'den bazı ileri gelenler, Efendimiz (s
a
s)'e, Ashab-ı Kiramdan fakir olanları yanından kovmasını ve yanına gelip gitme mevzuunda kendilerine bir hususiyet tanınmasını teklif etmişlerdi
İçtimai yapının gereği, onların Müslüman olmasıyla çokların Müslüman olması düşünülebilirdi
Ama Efendimiz (s
a
s
) daha bu konuda karara varmadan, semavi teyid imdada yetişti
Ayet, Nebiye tercihte yardımcı oluyor ve Allah'ın rızasının esas olduğu bir kere daha vurguluyor, kemiyetin o kadar önemli olmadığını hatırlatarak peygamberin yanına belli şartlar koşarak gelmek isteyen insanların dünya peşinde ve gaflet içinde kimseler olduğuna dikkat çekiyordu…
[NÜKTELER]
Vehb bin Münebbih der ki:
- Havarilerden birinin elindeki kitaptan şu parçayı yazıp aldım:
“Eğer önünde bir bela yolu açıldı ise buna sevin
Çünkü peygamberlerin ve Salihlerin yoluna koyuldun demektir
Buna karşılık eğer önünde bir rahatlık yolu açılmışsa buna ağla
Çünkü peygamberler ile Salihlerin yolundan ayrıldın demektir
”
[BESMELENİN FAZİLETİ]
Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı
Bu kadın " Bismillahirrahmanirrahim " diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı
Kocası,onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı
O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah'a dua ederdi
Bir gün,kadının kocası iyice öfkelenmişti
Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :
" Suna bir oyun çevirenimde görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? " diye söylenip duruyordu
Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı,artık bütün çirkinliğiyle,içinde dolup taşmıştı
Hanımını çağırdı, ona bir kese altın vererek:
- Bunu iyi sakla !!! diye tembih etti
Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti,besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı
Bu arada kocası da onu gizlice takip ediyordu
Sonra karisinin haberi olmadan keseyi, karisinin sakladığı yerden aldı
İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı
Aradan çok gedmeden karisini çağırdı ve:
- Sana verdiğim bir kese altını hemen getir
dedi
Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere,
" Bismillahirrahmanirrahim " diyerek elini uzattı
Tam o anda, Allahu Tealinin emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu
Islanan keseden suları damlıyordu
Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi
Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok sasırdı ve karisinin söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı
Sonra karısına ;
- Sana çok zulmettim,çok canini yaktım,beni affet
diye yalvarmaya başladı
Allah'a tevbe ve istiğfar etti
İbadetlerine bağlı bir insan oldu
O günden sonra dua ve yakarışlarında hep söyle derdi ;
- Ya Rabbi ! Bana dünyam ve ahirenim için hayırlı, Saliha bir kadını es olarak verdiğin için,sana hakkiyle şükretmekten acizdim,beni affet Allah'ım
O saliha kadın ise ;
- Ya Rabbi ! Sana şükürler olsun ki,duamı kabul edip kocamı Salihlerden eyledin,diye dua ediyordu
Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur
Büyükler demişler ki;
" Sabrın kendisi acıdır,lakin meyvesi tatlıdır
"
[GÜNAHLARA SABIR]
Musa (a
s
), Hızır'a:
-“Ne gibi bir çalışman karşılığında Allahu Teala sana ledun ilmini bildirdi?” diye sormuş, Hızır da:
-“Allah için, masiyete karşı sabretmem sayesinde,” diye cevap vermiştir
[EYYUB SABRI]
Eyyub peygamber, cömert ve merhametli bir kimse ,idi
Zenginken fakire, misafirlere, yetimlere çok yardım ederdi
Onların dertleriyle dertlenir, sıkıntılarına çare bulmaya çalışırsı
Sabır ve metaneti ise, dillere destan olmuştu
Bir rivayete göre, on sekiz sene malum hastalığı çekmiştir
Hiçbir zaman, en ufak bir şikayette bulunmamıştı
Bir gün hanımı kendisine:
-Cenab-ı Hakk'a dua etsen de bu dertler bitse, çektiğin hastalığın gitse olmaz mı? Demişti
Hz
Eyyub ona şu cevabı vermişti:
-Benim bolluk ve refah içinde yaşadığım müddet 80 senedir
Bu darlık ve sıkıntı zamanı ise, o müddete henüz gelmemiştir
Bu durumda ben Allah'tan utanırım
O'na nasıl dua ederek, bu halin üzerimden gitmesini isterim…
Yine bir rivayete göre, kendisine bir bela geldiğinde şöyle derdi: “Ey Allah'ım, sen aldın, sen verdin…”
[YAVAŞ YAVAŞ]
Şüphe yok ki yavaş iş Rahman'dandır
Acele edişinse, mel'un Şeytan'dan…
Önüne bir lokma atsan, köpek bile köpekliğiyle önce koklar da sonra yer, a ihtiyatlı adam!
O burnuyla koklar, biz ise aklımızla
Hele bir bak, demek ki biz de her şeyi inceleyen aklımızla kokluyoruz
Allah bile yerlerle gökleri altı günde yarattı
Yoksa “kün” der demez yerler de olurdu, gökler de…
Allah bütün kudretiyle insanı, yavaş yavaş ve kırk yılda kemal sahibi eder
Halbuki insanları bir anda yokluktan uçurup, bu aleme getirmeye kâdir değil midir?
Dilediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir halde yapman lazım… işte bu yavaşlık, sana bunu öğretmek içindir
(Mevlana'dan)
[ADAM YETİŞTİRMEDE SABIR ÖRNEĞİ]
…İslam'a yeni iltihak edenlerin içinde bazıları kaba- saba hareket ediyor, önceleri sahip oldukları bir takım hoşa gitmeyen halleriyle birlikte İslam'a giriyorlardı
…bir zat bir gün Hz
Resulullah'a:
-“Ya Resulullah, Allah cennetine sadece ikimizi koysun, başkalarını almasın!” diyerek ne kadar dar bir anlayışa sahip olduğunu ispat da etmiş, Resul-i Ekrem Hazretleri buna üzülmüşse de azarlamadan:
-Yazık ki uçsuz bucaksız bir sahayı çok dar bir çember içine aldın, diyerek tebessüm etmişti
Ashab içinde rahatsız edici tutumu devam eden bu yeni zat, bir gün ne yaptı biliyor musunuz?
Medine mescidinin tabanı o gün çakıl taşlarıyla kaplıydı
Güneş bu çakılların üzerine tavandaki hurma yapraklarının arasından süzülerek iner, taşlardaki yaşlılığı hemen anında kuruturdu
Bir gün mescide bir gürültü çıktı
Ashabın bir kısmı bağırıp çağırıyor, her biri bir şeyler söylüyordu
Resulullah bu gürültüyü duyunca hane-i saadetinden dışarı çıkıp mescide girdiğinde, bütün ashabı ayakta buldu
Hadise şuydu: “Allah cennetine sadece ikimizi koysun, başkalarını almasın” diyecek kadar dar anlayışlı olan zat mescidin bir köşesini ıslatmış, yani bevletmiş, güneşin bunu hemen kurutacağını ileri sürerek, bunda ayıplanacak bir şey olmadığını da söylemek istemişti
Ashabın ayaklanmasının sebebi buydu
-Ya Resulullah, mescidimizi kirletti, secde yerlerimizi ıslattı… diye şikayette bulunuyorlardı
Davasına adam kazanma örneği veren Resulullah, bunlara karşı :
-Kolaylık gösterin, kolaylık! Bilmiyor, öğrenmeye ihtiyacı olduğunu ifade etmiş oluyor
Öğretin, anlatın, çağırıp bağırmayın!
…Bir fikre inanan, bir davaya gönül veren, Resulullah'ın bu sabırlı ve hazımlı tutumundan ibret almalı, kazanmak istediği kardeşlerinin kusur ve hatalarını yumuşak bir eda, kaçırmayan bir seda ile düzeltmeli, müşfik bir tavırla öğretmelidir…
[ASR SURESİ]
Kur'an-ı Kerim'in en kısa suresi olan Asr Suresi'ni anlayarak, içine sindirerek, yüreğine yedirerek tekrar tekrar oku ve ondaki kurtuluş ilkelerinden olan dört esası hayatına tatbik ederek kendini hüsrandan, yani bulanımlardan uzak tutarak her dem taze olmaya çalış:
Ø
İnsanı iç yalnızlığından kurtaran ve irade gücü kazandıran
iman
;
Ø
İnsana işe yaradığı inancını veren güven duygusu ve mutluluk kazandıran
hayırlı iş
;
Ø
Hakka, gerçeğe saygılı ve riayetli yaşamak, doğruluk ve haklılığın verdiği yüksek moralle başkalarına da örnek olmak anlamına gelen
hakkı tavsiye;
Ø
Ve nihayet kurtulmak için, ilerlemek ve başarmak için gerekli olan
sabır ve sebat
; hayır gördüğü işe azimle sarılmak, hak bildiği yolda yılmadan yürümek demek olan
sabrı tavsiye;
İmam Şafi hazretlerinin : “Kur'an'dan başka bir şey inmeseydi bu sure insanlara yeterdi” dediği bu sure Asr suresini, Peygamberimiz'in (s
a
s
) ashabının birbirlerine okuyarak moral verdiklerini de hatırında tut ve hayatına uygula
[SABIR TANIMLARI]
Efendimiz (s
a
s
) : “Sabır, belanın ilk şiddetli zamanındadır
”
Hz
Ali(r
a
) : “Sabır imanda, bedendeki baş gibidir
”
Cüneyd-i Bağdadi : “Sabır, senin acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmendir
Yani şikayet ve feryada bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmandır”
Zinnun-i Mısri : “Sabır, muhalefetten sakınmak, belaların acılığını yudum yudum tadarken sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir”
Havas : “Sabr-ı meallah, kitab ve sünnet hükümleri üzerine sebattır
”
[KABİR AZABI-SABIR]
Yezidi Rekkasi der ki:
- Kul kabre girince kıldığı namazlar sağına ve vermiş olduğu zekatlar soluna dikilir
Yapmış olduğu öbür iyilikler onu gölgesi altına alırken sabır ona göğüs gererek diğer koruyucularına “eğer onu koruyabilecekseniz mesele yok; fakat eğer koruyamayacaksanız çekilip yerlerinizi bana bırakınız da onu azaptan koruyayım” der
[BELAYA SABIR, NİMETE ŞÜKÜR]
Halin iki durumdan başka yorumlanamaz
Onlar, belâ ve nimet halidir
Belâ içinde isen sabretmeye çalış
Sabretmeye çalışmak, her insan için en az yapılması gereken bir vazifedir
Bundan sonra sabırlı olmak var
Zorla sabretmek, pek iyi sayılmaz
Bizzat haliyle sabırlı olmak daha iyidir
Ama güzeli rızadır
Bundan sonra uysallık gelir
Uysal olmak, bir insan sahibi için en iyi şeydir
Kendini yok görüp kadere teslim olmak da iyidir, ama herkes bunu yapamaz
Bu, varlığını ilahî varlığa veren zümrenin işidir
Sana gelen nimet olduğu takdirde şükür yolunu tutman gerekir
Bu şükür ise üç şekilde olur: Dille, kalple ve bütün duygularla
Dil İle Şükür: Bütün nimetlerin Allah'ın olduğunu itiraf etmek
Nefse, kuvvete, halka, güç ve kuvvetine bir pay çıkarman şükrü bozar
Birçok vasıta ile sana iyilik yapılabilir
Bunları da Allah tarafından yaratılmış birer sebep bilmen gerek
Çünkü dış görünüşte her ne kadar bazı sebepler ve deliller varsa da bunların Ötesinde ilahî kudreti sezmen gerek
Her şeyi yapan Allah'tır; yaradan, veren, getiren O'dur
O, şükredilmeye herkesten daha lâyıktır
Neden sebeplere bağlanmak doğru görülsün? Asıl sebebi de yaratan Allah olduğuna göre şükre hak kazanacak olan da Allah *(cc
) olmalı, değil mi?
Sana bir hediye gelse
, o hediyeyi getiren güzele mi bakman lâzım?
Ona mı nimet sahibi diye itibar göstermen gerek? Hayır, asıl o hediyeyi sana gönderene şükür ve saygılarım takdim etmen gerekir
Nimeti getireni görüp onun esas sahibini unutuyorsan şu ayetin bildirdiği zümreye dahil olursun:
- "Onlar, dünya hayatının dışını bilirler, bunun ötesinden gafildirler
"
Akıllı kimse, işin sonunu bilendir
Sebeplere bağlanan kısa akıllıdır
Dışa bağlanıp işin iç alemini unutmak bir cahillik sayılır
Kalp île Olan Şükür: Bu bir itikat işidir
Buna inanmak lâzımdır
Kopmaz bir manevî bağa sarılmak gerektir
O bağ şöyle gelişmelidir; bilmelisin: içinde ve dışında durmanda veya yürümende ne gibi tad ve iyilik varsa hepsi Allah'ındır
Hatta yaptığın şükür bile
Kalben bunları bildikten sonra dilin ona bir tercüman olmalıdır
Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin şu ayetlerine iyice inanmalısın
Çünkü kalpten bunlara inanmış olman bir şükürdür:
- "Sizde olan bütün nimetler Allah'tandır
Allah, dışınıza ve içinize nimetlerini bol bol sermiştir/'
- "Allah'ın nimetlerim saymakla tüketemezsin
"
Bunlara inanmış olan bir iman sahibi için Allah'tan başka yardımcı ve şükre layık kimse düşünülebilir mi? Duygulara Olan Şükür: Bu da bütün duyguları ibadetle kullanmakla olur
Şunu da ilave edelim ki Allah'ın emirleri dışında hiçbir sese kulak vermemek lazımdır
Bu durumda nefis, şeytan ve şahsî arzu uyulmaması gereken şeylerdir
Allah'tan gayri hiçbir şeye uymamak lâzımdır
Hele Allah'a ibadet eder gibi bir şeye tapmak hiç olmaz
Bu yapıldığı takdirde zalimler içine girilmiş olur
Bu zümreye zalim denildiği gibi haksızlıklar için cebir kullanan demek de olur
Allah'ın emri dışında başkasına emir vermek, bir zor kullanma olmasa dahi zulümdür
Bu hali insan şahsi için yapsa da zulüm olur
Bu yol, salih ve yararlı insanların yolu sayılmaz
Bunlar hakkında ilahî hüküm şudur:
- "Allah'ın emri haricinde hüküm veren fasıktır
” Denir, Diğer bir âyetle ise kâfir olduğu beyan edilir
Bu işin sonu da iyi olmaz
Netice ilahî bir azap olan cehenneme kadar götürür
O cehennem, akla gelen basit ateş gibi değildir
Onu tutuşturacak şey, kükürt taşı ve insandır
Dünyanın hafif ateşine bir'an dayanmak imkansızdır
Ahire tin büyük azabına nasıl dayanılır? Nefse uyar, halka tapar, Hakkı bırakırsan gideceğin yerin cehennem olacağını unutma
O gün orada:
- "Kurtuluş, kurtuluş
"
Diye bağırmak fayda getirmez
Her ne kadar:
- "Allah
Allah
Allah
"
Söylesen yine seni çıkaran olmaz
Ancak imanın elden gitmemişse bir zaman yanar, sonra çıkarsın
Ancak günah kadar yanmak lâzımdır
Nimet ve belâ halinde ol ve onların icaplarını yerine getirmeye bak
Bütün ömrün bunların dışında değildir
Yukarıdan beri anlattığım gibi her şeyin has hakkını öde
Belâya sabret
Nimete de şükür
Belâ halinde insanlara şikâyette bulunma
Bu halinde en ufak bir sıkıntı hali dahi belli etmemeye çalış
Halini kimse bilmesin
Hakkı itham etme
Hikmetine karışma
Nimetini boşa götürme
Dünya ve âhiretle işlerine yarayacak şeyleri seç
Eğer bir derdin varsa Allah istemedikten sonra kimse şifa veremez
- Derdi Allah verdi; şifayı kul verdi
Deme
Derdi veren Allah, şifa sebebini de veren yine O
Aksi halde Hakk'a eş koşmak olur
Halbuki O'na mülkünde ortak yoktur
O'nun izni olmadan iyilik ve kötülük olmaz
Ne gelir olur ne de gider
Gerek afiyet gerek gayrı hepsi O'nun emriyle olur
Gerek dış âleminde gerekse iç âleminde insanlara fazla kıymet verme
Herkesi olduğu kadar değerlendir
Netice de onlar da senin gibi bir kuldur
Allah'ın isteği olmasa senin hiçbir şeyin zayi olmaz
Bu hallerde sana düşen en büyük iş, sabretmek ve razı olmaktır
Çünkü Hakkı bırakıp halka koşmak haramdır, yasaktır
Hakkı her Kötülükten tenzih et
Nefsin şerrinden ona sığın
Tevhid yoluna gir
Onun birliğini itiraf et
Nefsin elinden kurtulman en büyük iştir; buna çalışman lâzımdır
Taa ömür sona erip nefsin bitinceye dek sabırlı ol; Hakkın emirlerine uy
Elbet darlık gider
Bir gün olur darlık kalkar
Nimet gelir; saadet selamet yolları açılır
Peygamberimizin (s
a
v
) halini düşün
Diğer peygamberlerin başına gelenleri dinle
Bilhassa Eyyûb Peygamberin hali senin için en büyük derstir
Hepsinin sıkıntısı gitti; hem de gecenin gündüze karşı yok olan karanlığı gibi
Yaz olunca kaybolan kışın soğuğu gibi
Her şeyin bir zıddı vardın Her şeyin bir sonu ve her şeyin bir bitim tarihi olur
Sabır, her iyiliğin anahtarı hükmündedir
Bir Hadis-i Şerifte:
- "Bir vücut için kalp ne ise iman sahibi için de sabır odur
"
Buyuruldu
Diğer yerde ise:
- "Sabır, imanın hepsidir
” Buyurulmuştur
Şükür, nimetin saklanma kabıdır
Gelen her nimet bir muhafazaya muhtaçtır
Muhafaza edilmezse yok olup gider
Nimetlere şükür etmediğin zaman elinden hepsi gider
Bu anlatılanlar, büyük öğütlerdir; bunları oku
İbret al
İnşaallah bir gün kurtulursun
[TAŞ MI SERT, KAFA MI?]
Vaktiyle bir çocuk vardı
Medresede okurdu
Kavuklu hocalardan ders alır, öğretilenleri anlamaya çalışırdı
Fakat kafası kalınca idi
Bütün gayretine rağmen pek bir şey öğrenemezdi
Okumaya karşı da fazla istek duymazdı
Arkadaşları onu geçmiş, okumayı ilerletmişlerdi
O ise hâlâ bir yıl öncesinin kitaplarını okuyordu
Günlerden bir gün kararını verdi:
- Kafam çok kalın, diye düşündü
Zekâm az
Bu durumda okuyamam
İyisi mi köyüme dönüp tarla işlerine
Bu maksatla bir sabah yola koyuldu
Az gitti, uz gitti bir ovaya düştü
Sıcak bastırmıştı
Çok da yorulmuştu
Yolun kenarında bir mağara vardı, ama girmeye korkuyordu
İçerisinin serin olduğundan emindi
Çünkü güneş almıyordu, ama ya ayıya filan rastlarsa ne olacaktı?
Bunları düşündüğü için yüreği ürperiyor, içeri girmeye bir türlü cesaret edemiyordu
Sonunda sıcak ve yorgunluk baskın çıktı
Ne olursa olsun mağaraya girecekti
Kararını verdi
Adımlarım ağır ağır attı
Korktuğu şeylerle karşılaşmayınca sevindi
Korkusu biraz olsun dağıldı
Bir köşeye büzüldü
Sonra uzanıverdi
Birden gözü mağaranın tavanından yere damlayan suya takıldı
Yukarda birikiyor, büyüyor ve damla kendini taşıyamayacak kadar büyüyünce kopup yerdeki taşın üstüne düşüyordu
Kim bilir kaç yıldır böyle devam edip gidiyordu bu
Taş oyulmuştu
Oysa taş sertti
Su damlası ise yumuşacıktı
Yumuşacık su damlası nasıl oluyor da taşı deliyordu?
Birden şimşekler çaktı beyninde
Yumuşacık su damlaları senelerce aka aka sert taşlan deliyordu
Kendisi de ısrarla derslerine çalışır, okuma isteğiyle hocalarını dinlerse zamanla kafasına bir şeyler girerdi
- Benim kafam şu taştan daha sert değil ya, diye söylendi
Önemli olan sebat etmekti
Şu su kadar sebat etmek
Şu taş kadar sebat etmek, o zaman kitaplarda yazılı olanlarla hocaların anlattıkları, kalın da olsa, kafada izbırakırlardı
Hızla kalkıp gerisin geri medreseye döndü
Çalıştı, çabaladı, arkadaşlarına yetişti
Hattâ zaman içinde hepsini geçti
Öyle bir bilgin oldu ki
kitapları hâlâ ellerde dolaşır, Bu yüzden "Taş oğlu" mânasına gelen "İbn-i Hacer" dendi adına
Bunu anlattım ki, hiç biriniz herhangi bir konuyu anlamadığım söylemesin
Dinledikten, direndikten ve çalıştıktan sonra anlaşılmayacak konu yoktur
[DOSTUN EZİYETİ]
Zünnun-i Mısrî'nin iç dünyasındaki mevcelenmelerden anlamayan insanlar onun bir kısım hallerinden rahatsız oldular ve onu tımarhaneye attırdılar
Bunu duyan dostları ziyaretine gitti
Zünnun onlara bağırarak:
- Siz kimsiniz? dedi
- Bizler senin dostlarınız, dediler
Halini, hatırını sormaya geldik
Zünnun, gelenlere saldırmaya, üzerlerine taş toprak atmaya başladı
Hepsi kaçarak bir yana dağıldı
Zünnun bir kenara çekilmiş gülüyor ve şöyle diyordu:
- Neden böyle köşe bucak kaçıyorsunuz? Hani dostumdunuz? Dostun eziyeti dosta ağır gelmez
Dostluğun alâmeti, dosttan gelen zorluğa katlanmakla belli olur
İnsanların, başlarına gelen bir musibet karşısında en ufak bir yanlış tavra girmemek için yürekleri titremeli, Ondan gelene "safa geldi, hoş geldi" demeye çalışmalıdırlar, insanın vazifesi naz değil, niyazdır
En ufak bir sıkıntıda dostuna mırın kırın etmek vefasızlık ve nankörlüktür
O, bazen dostunun dostluğunu deneyebilir
Arkasında büyük lütuf muradı olabilir
Sabır, sıkıntıya ilk uğranılan anda gösterilen tavırdır
Kim bilir bilmeden ne vefasızlıklara düşüyoruz
[SAKIN HA]
Bak
Duyduğun acıyı mecbur kalmadıkça kimseye söyleme; sezmesinler,
Zinhar
Çektiğin meşakkati tahammülün nispetinde kimseye söyleme; bilmesinler
Sakın
Başında dönen ve imtihandan ibaret olan değirmen taşlarından mümkünse kimseye bahis açma; duymasınlar
Hâ
Kader tarafından intibahın için atılan taşlara işaret parmağını bile uzatma; görmesinler
[BELA NIN ÖNÜNDEN
SAPMASINI BİLİN!]
Okyanus adlı dev bir lügati Arapçadan Türkçeye çevrine Asım Efendi, bir öğrencilik hatırasını şöyle anlatmaktadır:
- Tahsilim zamanında bizim medreseye en yakın fırından ekmek alırdım
Senelerce bu fırının müşterisi olmaya devam ettim
Bir sabah yine âdetim üzere ekmek almak maksadıyla bu fırına geldiğimde, fırında çalışan bir işçinin, bir haksızlığına maruz kaldım
Herkese ekmek veriyor, sıram gelip geçtiği halde bir türlü beni görmüyordu
Adamı şöyle ikaz ettim, böyle hatırlatmada bulundum ise de, hep bana ters cevap veriyordu
Ön sırada beni görmezlikten gelip, hep arka sıralardakileri tercih ediyordu
Artık canım burnuma gelmişti, bu haksızlık karşısında
Fırının yanında, ayak altında duran bir taşı kaptığım gibi, adamın üzerine yürümeye karar verdim
Ama tam o sırada birden aklıma geldi:
-
Bu adam bir belâya müstahak hale gelmişse, neden bunu benim elimden bulsun? Ben de onu belâya atan adam suçunu yükleneyim? Sabredeyim, mutlaka bunun içinde bir hayır vardır, dedim
En nihayet herkes ekmeğini alıp gittikten sonra, bana da istediğimi verdi, dershaneme geri döndüm
Bir gün sonra fırına gittiğimde ise, adamın yerinde olmadığını gördüm
Sordum
Dediler ki:
- O işçi, dün aniden hastalandı, şu anda ölümle burun burunadır
Fakat bir türlü ölemiyor, can çekişip duruyor
Hemen aklıma geldi, ona vurmayı niyet ettiğim taşı alıp, ziyaretine gittim
Taşı alnına değdirip yorganın üstüne koydum
Az sonra adam kolayca son nefesini veriverdi
Çünkü bu taşla onun eceli gelecekti
Bununla ömrü bitecekti
Fakat sabrım sebebiyle, o taşı ona vuran ben olmaktan kurtulmuştum
Bu olaydan alınacak ders şudur:
Siz
de
suçsuz
yere bir sataşmaya uğrarsanız, işi kavga ve münakaşaya götûrmeyinizî Belânın önünden sapmasını bilin ve:
"Bu
adam bir musibete müstahaktır, fakat benden bulmasın, * diyerek çekilin
O kişi neye lâyıksa onu bulacaktır
Yeter ki bu belâ sizin elinizle gelmesin, başınızı derde
sokmasın
[SABIR ÇİLESİ]
"Sabır acıdır fakat meyvesi tatlıdır"
demiş atalarımız
Sabır acıdır
Evet çileli, ve ızdaraplıdır sabır, iğneli fıçı içine düşmüş bir insan nasıl acı çekerse, nasıl inlerse öyle kıvrandırır acıdan ızdıraptan
Sabır, insanı yükselten kanat
Sabır, ruhu bir meyve gibi olgunlaştıran güç
Sabır, ruhun kanı, cismin canı, aklın feri ve her çilenin zaferidir
Sabır, hayat suyudur gönüle
Sabır, bahar rüzgârı gibi diriltici soluklar sunar iç dünyaya tohum tohum, filiz filiz, çiçek çiçek, dirilişe erdirmek için hisleri, duygulan
Bakın şair bu hususta kalbini nasıl teselli ediyor:
Seni
dağladılar değil mi kalbim, Her yanın içi su dolu kabarcık,
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim, Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık
Sensin gökten gelen oklara hedef, Oyası ateşle işlenen gergef
Çekme üç beş günlük dünyaya esef, Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık
N
F, Kısakürek
Sabır, üzüntü ve kederin pranga ve zincirlerini kırar ruhun boynuna geçmiş
Sabır düşünceyi ve vicdanı engin bir bağımsızlık ikliminde mest eder
Fakat Hakk'ın kölelik tasması boynunda olarak
Sabır, ruhtaki bütün değerleri imbikten geçirmektir
Kalbin damarlarından vücuda pompalanan kan gibi gönülden cisme yayılan ve oradan da hayata akseden iman, azim ve sevgi ışığını damıtır kalp mahzeninde
O mahzen bazen dar, sıkı ve sıkıntılıdır
Bazen bir tek pencere açılmaz ondan dış dünyaya
Fakat sonunda gözlerde ışıyan huzur, dudaklarda beliren tebessüm, yüze akseden aydınlık hepsi o mahzenden akıp gelen bengisu sızıntılarıdır
Bazen insan: "Bunca
çile ve ızdıraplar da çekilir mi?"
der, der ama "sabrın sonu
selamettir"
atalar sözünü hiç düşünmez
"Yokuşta akmayan ter, çukurda gözyaşına dönüşür"
vecizesine hiç kulak asmaz
"Allah, sabredenlerle beraberdir"
kutsî sözünü bir kez olsun idrak imbiğinden geçirmez
Sonunda:
"Çekilmez bu hayat"
der
"Geçmez bu ömür"
der
Fakat ebedî mükâfat için her çileye katlanılır
Bunu bilemez
Zira Yâkub olup Yusuf için kanlı gözyaşları dökmeden, Eyyub olup yara bere içinde acı ve ızdırap çekmeden, Sümeyra olup Medine'den Uhud'un bağrına: "Zülf-ü
yare bir zarar dokundu"
diye çığlık olup düşmeden bu sarp ve yalçın engeller aşılmaz, kandan irinden deryalarla dolu yollar geçilmez
Sabretmeliyiz
Sabrın tatlı meyvelerini devşirmek için en sağlam ve yalçın surlarla çevrili bir sabır çemberi içinde dayanmalıyız hayatın çile ve ızdırabına
Zafer ufkuna ulaşmak için kollarımızda-ki
"hayata bağlılık, dünya sevdası, tenperveriik, mal tutkusu"
zincirlerini kırıp yokluğa savurmak için sabretmeliyiz
Sevgi dolu bir dünyaya kanatlanmak, öz bütünlüğümüzü dış dünyada nakış nakış dokumak ve İdealimizi kalp ve kafalara satır satır yazmak, ışık ışık çizmek için sabretmeliyiz
[ŞİİR]
SABIRSabır bir büyülü dermân, arkasında îmân,
Sabretmeyenin hali hicran üstüne hicran!
Her şeyde var bir usûl, sabır da zafere yol,
Sık dişini azıcık kurtulanlarla kurtul
Sabırla pişen insan kemâle erer inan!
Acelecinin işi duman üstüne duman
Teennî eden erer, acele etme sakın!
Vurulup dövünsen de ıraklar olmaz yakın
Örümcek bekleyerek, ağa ağ ekleyerek,
Gider hedefe varır nice emekleyerek
Sıratdan ince bir iş, koş geçenlere yetiş,
Geçen sabırla geçti, aksi bir sürü teşviş
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
hakkinda
,
sabir
SABIR Hakkında!!! ile ilgili Benzer Konular
121 Kez Görüntülendi
Sabir düstü - Grup genç
Dini Videolar
URL Hakkında
Yeni Başlayanlar Acemiler
Orhan Ölmez_ Sabir Lazim
Türkçe Müzik Videoları
sİz De Sabir Var Mi?
Beşiktaş
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
01:09
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553