FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Hurafelerden ne kadar uzaksınız ?
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Hurafelerden ne kadar uzaksınız ? ile ilgili Benzer Konular
73 Kez Görüntülendi
Yaşayan Hurafelerden Bazıları...
Dini Sohbet
Herşey Kadar , Herkes Kadar , Sen Kadar ..
Aşk-Sevgi-Evlilik
-Düşlediğim Kadar İnsanım,İnsan Olduğum Kadar Hatalı-
Güzel Yazılar / Makaleler
Herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin..Bunuda öğren ; sevdiğin kadar sevilirsin..
Aşk-Sevgi-Evlilik
Cennet'de Nasıl Ağaç Dikilir ?
|
ALLAH 'ın meleklerden çok sevdiği kulları !
Konu Araçları
20-11-2007
#
1
Profil Bilgileri
elifizmir
Hurafelerden ne kadar uzaksınız ?
Hurafelerden ne kadar uzaksınız ? başlıklı yazı Mumsema Hurafelerden ne kadar uzaksınız ? Forum Alev
Bilindiği gibi “hakikat”in zıddı olan “hurafe”, aslı-esası olmayan, uydurulmuş, saf ve doğru inançlar arasına katılmış, bazı zaman ve mekânların uğuru veya daha çok uğursuzluğu ile ilgili olarak dillerde dolaşan abartılmış hikâyelerden ibarettir
Bâtıl inanışlar da bu asılsız söylentilere inanmak ve gereğine göre hareket etmek demektir
Her devirde, her toplumda az çok, ama mutlaka görülen hurafe ve bâtıl inanışlar, toplumların ortak derdi olarak daima gündemde kalmış önemli bir konudur
Hurafe ve bâtıl inanışların bu derece insanlığın başına dert olmasında genellikle cahillik, alışkanlık, görenek, propaganda, çıkar hesapları ve kişisel zaaflar etkili olmuştur
Hanımlar, hurafelere dikkat!
Hurafeler ve bâtıl inanışlar daha çok sağlık, ihtiyaç ve gelecek hakkında önceden bilgi sahibi olmak gibi belli bazı konularda ve bilhassa kadınlar arasında yaygındır
Kabul etmek gerekir ki, kadınlar bâtıl itikatlara hakikat gibi kapılırlar
En okumuşları dahi inanılmayacak şeylere inanırlar
Geçim şartlarının düzeltilmesi, sağlık hizmetlerinin yeterince yerine getirilmesi gibi sosyoekonomik tedbirlerle hurafe ve bâtıl inanışların ortadan kaldırılabileceği görüş ve iddiası, modern ve ileri toplumlarda da hurafe ve bâtıl inanışlara rastlanması gerçeği karşısında büyük ölçüde geçerliliğini kaybetmiştir
Bu durum, hurafe ve bâtıl inanışların ekonomik olmaktan çok, kültürel bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymaktadır
Hurafeler, dinî inancı yıpratır
Tevhid mücadelesi, inançsızlıkla mücadele demek olduğu kadar, asılsız kabuller, yanlış uygulamalar yani hurafe ve bâtıl inanışlarla da mücâdele demektir
Dinimiz ve sevgili Peygamberimiz de aynı şartlar içinde zuhur etmiş ve aynı mücadeleyi en aklî ve mantıkî metotlarla en başarılı şekilde yürütmüştür
Bunun tarihî kanıtı, “cahiliye devri” diye bilinen İslâm öncesi dönemin ko*kuşmuş Ortadoğu toplumlarının, uzun süre dünya milletlerince özlem ve gıpta ile izlenen İslâm medeniyetini gerçekleştirmiş olmalarıdır
Ne var ki bu kültürel hastalık, değişen toplum şartları içinde yeniden kendini göstermiş, giderek gelişen boyutlarla günümüze kadar gelmiştir
Peygamber Efendimiz’den sonra, O’nun vârisleri olan âlimler hurafe ve bâtıl inanışlara karşı verilen mücadeleyi yürütmüşler, yürütmektedirler
Eski zaman efsaneleri yeniden etrafımızda
Dinler tarihi araştırmacıları, hurafe ve bâtıl inanışların hemen hepsinin temelinde ecdada bağlılık, ateş, su, orman ve ağacı kutsal kabul etmenin derin izlerinin bulunduğunu bildirmektedirler
Bazı yaratıklarda üstün güç ve nitelikler görerek, onların yakınlığını elde etmek için onlara belli zamanlarda kurbanlar sunmak gibi sapıklıklar, insanlığın, tarih içinde sıkça görülen yanılgısı olmuştur
Kendilerini bu yanlış ve yanılgıdan kurtarmaya çalışan peygamberleri ve inananları “uğursuzluk” sebebi olarak suçlayan milletler bile görülmüştür
Her kötülüğün başı: Cehalet
Hiç kuşkusuz, hurafelerin temelinde bütün karanlığı ve korkunçluğu ile derin bir cehalet bulunmaktadır
Dinimizin, insan özüne ve gerçeğine en uygun inanç esasları, ibâdet ve ahlâk ilkeleri ve bunlara dayalı en olgun ve medenî uygulamaları konusunda yeterli bilgiye sahip olan, İslâm’ı aslına uygun şekilde tanıyan kişilerin, böylesi olumsuz davranışları sergilemesi düşünülemez
Çünkü bilgi güçtür, aydınlıktır, gerçeği tanımaktır
En büyük ölçümüz Efendimiz’dir (sas)
Hurafe ve bid’atların terk ve tedavisinde, Hz
Peygamber’in yaşayışı ve tavsiyeleri yani sünnet’i en büyük yardımcımızdır
İslâm tarihi bunun örnekleriyle doludur
Nitekim bizzat Peygamber Efendimiz de bizlere şu tavsiyede bulunmuştur:
“Size iki şey bırakıyorum, bunlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmaz, (hurafe ve yanlışa kapılmazsınız; Allah’ın kitabı ve Nebi’sinin sünneti!”
Hurafeciler kendilerini “dindar” sanar!
Hurafe ve bâtıl inanışlara kapılmış kişilerin büyük bir kısmı, bu durumlarına dindarlık; bunlara karşı çıkılmasına da itikatsızlık, inançsızlık damgasını vururlar
Dindarlık, ancak dinî olanı, dinden olanı, dince kabul ve emredileni, emredildiği şekil ve şartlarda yerine getirmekle mümkündür
Bütün bir milletin bile bir yanlış ve hurafe üzerinde birleşmesi, onun niteliğini değiştiremez, hurafeyi hakikat yapamaz
“Gerçek”in ölçüsü, sadece gerçektir
Gerçek ise, Bakara Sûresi’nin 147
âyetinde belirtildiği gibi, “Allah’tan gelendir”
Tefe’ül ne demektir?
Fal ve falcılıktan söz ederken özellikle yaşlılardan zaman zaman duyduğumuz “bu bir fâl-i hayr’dır” gibi sözlerde yer alan “fâl-i hayr” ifadesi üzerinde de kısa bir açıklama yapmak uygun olacaktır
İslâmiyet’in hoş gördüğü tek fal benzeri şey, “fâl-i hayr”dır
Fâl-i hayr; duyulan bir güzel kelimeyi uğurlu saymak, onunla tefe’ül etmek, onu hayr’a yormaktır
Eskiler buna “yom tutmak” derdi; tam tersi anlamlısına ise “şom tutmak/şom ağızlılık” da denir
Böylesi bir ‘hayr’a yorma olayına bizzat sevgili Peygamberimiz’in hayatında rastlamaktayız
Hudeybiye Seferi’nde, Hudeybiye Antlaşması’nın yapılması esnasında Kureyş temsilcisi olarak Süheyl b
Amr’ın geldiğini görünce Peygamber Efendimiz; Süheyl kelimesini “yumuşaklık ve kolaylık” manasıyla tefe’ül ederek, Müslümanlara şöyle buyurdu: “Artık işiniz (bir dereceye kadar) kolaylaştı demektir
”
İşte bu, bizzat Hz
Peygamber’in bir kelime ile tefe’ül etmesi, onu hayra yormasıdır
Bilindiği gibi neticede İslâm devletinin resmen Mekkeli müşrikler tarafından tanınması anlamına gelen Hudeybiye Antlaşması; Hz
Peygamber’le bu Süheyl b
Amr tarafından imzalanmıştır
Falcılık ve fala baktırmanın hükmü nedir?
Fal ve falcılık; gaybdan haber vermek, gelecek hakkında önceden fikir beyan etmek temeline dayanmaktadır
Tarihin her devrinde, her millette istikbali öğrenme teşebbüslerine, bunun muhtelif şekillerine ve değişik vasıtalarına rastlanmaktadır
“Ezlam” denen fal okları, remiller, İranlıların ve Rumların tavla ve satranç oyunları, günümüzde, yıldız, kahve, bakla, iskambil kâğıdı, suya bakma, kitap açma, tarot vs
falcılığın şekil ve malzemelerinden bir kısmıdır
Ayrıca, çağımızda falcılık, gazete vasıtasıyla modern insanın günlük hayatına da girmiş bulunmaktadır
Günlük fallar yanında gazetelerin yıl başlarında, senelik fallar yayınlamaları, faldaki yalanın boyutlarını oldukça genişletmiştir
Hurafe ve bâtıl inanışlarının hepsine birden savaş açmış bulunan dinimiz, bütün çeşitleriyle falcılığı yasaklamıştır
“Fal oklarının, şeytanın pis işlerinden olduğunu”, kötülükte şarap içmeye, kumar oynamaya ve putlara tapmaya denk bir günah ve suç sayıldığını, kurtuluş için bunlardan uzak durulması gerektiğini Maide Sûresi’nin 90
âyeti çok açık bir şekilde bildirmektedir
Sözlerin en güzeli Allah’ın Kur’an’ıdır
Hurafe ve bâtıl inanışların en büyük zararı, önce onlara kapılanlara dokunur
Çünkü hurafe ve bâtıl inanışlar kişileri farkına vardırmadan doğru yoldan ayırır
Onlar, iyi bir şey yapıyoruz diye avunurlarken bir de bakarlar ki, gerek inanç olarak gerek amel ve davranış olarak, inandıklarını söyledikleri dinin gerçeklerinden uzaklaşıvermişler
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabı; yolların en doğrusu Muhammed’in yoludur
İşlerin en kötü ve zararlısı, dinden olmadığı halde sonradan uydurulup dine sokuşturulanlardır
Böyle uydurulmuş her şey bid’attır, hurafedir, her bid’at da sapıklık sebebidir
”
Gayptan kim haber verebilir?
Eskiden beri gayb âlemi, insanoğlunun merakını çekmiştir
Tabii bu merak ve istek; gaipten haber verdiğini söyleyen kahinler, falcılar, medyumlar tarafından istismar edilmiştir
Dinimize göre gaybı sadece Allah bilir
“De ki; göklerde ve yerde gaybı, Allah’tan başka bilen yoktur
” (Neml Sûresi, âyet 65)
Allah’ın (cc) emir ve yasaklarını insanlara duyurmak için içlerinden seçtiği peygamberler bile gaybı bilemezler:
“De ki: Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim
Görülmeyeni (gaybı) bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük dokunmazdı
Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim
” (Araf Sûresi, 188)
Cin Sûresi’nin 26
ve 27
âyetlerinde de Allahü Teâlâ’nın, sadece peygamberleri gayb bilgisine muttali’ kıldığı belirtilmektedir
Hz
Muhammed’den (sas) sonra peygamber gelmeyeceğine göre, ortalıkta gaybdan haber verdiğini söyleyip gezenlerin açık birer sahtekâr oldukları anlaşılmalıdır:
“Gayb habercisine (kâhin, arrâf, falcı
) gidip, onun dediğini doğrulayan kişi, Muhammed’e gönderileni (Kur’an’ı) inkâr etmiş olur
” (Tirmizi, Tahare Bölümü, 102)
Ruh çağırma diye bir şey yoktur
Beden kafesinden ayrılan ruhlar berzah âleminde toplanırlar
Orada dünyadakine benzer birtakım faaliyetlerde bulunma, bazı noksanları telafi etme imkânları yoktur! Artık amel safhası bitmiş, hesaplaşma için bekleme dönemi başlamıştır
Çünkü her türlü ibadet ve amel sahnesi dünyadır
Dünyadan ayrılanların mükellefiyetleri de biter
Mükellefiyetle ilgili birtakım çalışma yapma imkanları da ortadan kalkar
Nitekim bu konuya ışık tutan bir hadis-i şerif şu mealdedir:
“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir, amel defteri kapanır
Ancak yaptığı üç şeyden ötürü (sadece) sevabı devam eder: Sadaka-i câriye (toplumun faydasına yönelik binalar, çeşmeler, camiler, yollar gibi) faydalı ilmi eser, kendisine dua eden hayırlı evlat
” (Müslim, Vasiyye, 14)
Efendimiz, kabrin, “ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur” olduğunu ifade etmiştir
(Tirmizî, Kıyâme, 26)
Şimdi, cennet lezzeti içindeki bir ruh, dünyadakilerle artık niçin uğraşacaktır? Ya da cehennem sıkıntıları içinde kıvranan bir ruh nasıl bu dünyadakiler çağırınca gidebilecektir?
Eğer ruhların dünyaya dönüp, birtakım faaliyetlere katılma şansları olsaydı, onların çok daha önemli işleri olurdu! Rabb’imiz bir âyet-i kerimede bunu şöyle ifade ediyor:
“Onlar (günahkârlar) orada, ‘Rabb’imiz, bizi çıkar, yaptığımız amelden daha iyisini yapalım
’ diye bağırışırlar
Cevap ise çok ibretlidir: “Öğüt alacak insanın öğüt alabileceği kadar bir zaman sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti
Öyle ise tadın (o azabı)
Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur
” (Fâtır Sûresi, 37)
Ruh çağırma seanslarına gelen hatta çeşitli taleplerde bulunan bazı varlıklar vardır
Bazı geçmiş olaylara ait uygun bilgiler de verebilmektedirler
Bunun sebebi, gelen varlığın halkın çekindiği için “üç harfliler” olarak tanımladığı “cin”ler taifesine ait olmasıdır
Birilerinin, bu konularda hiçbir bilgisi olmayan sosyete mensuplarını kandırarak cinleri çağırıp “ruh çağırıyoruz” demesi hiçbir şeyi değiştirmez!
Cinlerin de mü’mini, kâfiri var
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde cinlerin varlığı kesin bir şekilde anlatılmaktadır
Hatta, Kur’an’da “Cin Sûresi” adıyla başlı başına bir sûre de bulunmaktadır
İslâm âlimleri cinleri çok çeşitli açılardan incelemişlerdir
Meselâ Kur’an’ımız, cinlerin Hz
Süleyman’ın (as) emrinde çalıştırıldıklarını haber vermektedir
Gaybı bilmedikleri de kesinlikle ifade edilmektedir: “(Süleyman’ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi
(Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman) yıkılınca (onun öldüğü) anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı
” (Sebe’ Sûresi, âyet 14)
Bütün bunlar cinlerin insanlardan farklı bazı bilgilere sahip olabilecekleri, özellikle ruh çağırma seanslarında kendisiyle görüşülmek istenen kişinin geçmiş hayatına dair birtakım bilgileri bilmelerinin onlar için mümkün olduğu anlaşılmaktadır
O halde şunun ya da bunun ruhu olarak seanslara gelenlerin sorulan suallerin bir kısmına doğru cevap vermeleri kendilerinin her söylediklerinin doğru olması için yeter sebep değildir
Böyle bir aldatma Şeytan’ın taktiklerine de uygun düşmektedir
Başlıca gayesi insanları doğrudan, güzelden ve imandan uzaklaştırmak olan şeytan ve taifesi, ruh çağırma seanslarını elbette en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacaktır
Nitekim bütün dünyada ruh çağırmaya merak sarmış kişilerin yayınları incelendiği zaman hepsinde dinlerin mantıksızlığı, geçersizliği, özellikle Allah’ın birliği (tevhîd) inancını zedelemeye yönelik birtakım mesajların varlığı görülecektir
Onların şerrinden muhafaza olabilmek için Felak ve Nâs sûrelerini her gün okumayı adet haline getirmeliyiz
Türbelere taş yapıştırmak yanlıştır
Taş yapıştırma işini nesilden nesile taşıyıp, bu yanlışı milletimizin bağrında muhafaza eden maalesef yine hanımlarımızdır
Genellikle türbe yakınında veya içindeki herhangi bir taş veya duvar bu iş için kullanılmaktadır
Taş yapıştırılırken o türbedeki kişi aracılığı ile tutulan niyetin Allah katında makbul olup olmadığı güya test edilmektedir!
Böyle bir saçmalık İslam’ın hiçbir döneminde hoş görülmemiştir
Bazı insanlar, “Peki Hacerülesved’e niçin hürmet ediliyor?” demektedirler
Ya da, bir taş olan “Kâbe’yi niye kıble yapıp ona dönüyoruz?” Buradaki fiilleri biz kendi keyfimizden değil, Rabb’imizin emriyle yerine getiriyoruz
Kâbe’yi önce Hz
Adem’e, sonra Hz
İbrahim’e inşa ettiren Rabb’imizdir
Ona cennetten gönderilen Hacerülesved’i yerleştirten de Rabb’imizdir
Kâbe’nin duvarlarının ya da Hacerülesved’in kendine ait bir kudsiyeti yoktur
Nitekim, Buhâri ve Müslim gibi sahih hadis kaynaklarımızda rivayet edilen şu hadis bunu açıklamaktadır: Hz
Ömer bir haccında Hacerülesved’e yaklaşıp öpmüş ve sonra şöyle demiştir:
“Çok iyi biliyorum ki, sen zararı ve faydası olmayan sade bir taş parçasısın
Eğer Rasulullah’ın seni öptüğünü görmeseydim asla seni öpmezdim!”
Eşyanın aslında uğursuzluk yoktur
Hurafe ve bâtıl inanışların en tipik örnekleri “uğursuzluk”la ilgili olanlardır
Evden çıkınca kedi ya da köpek görmek, köpeğin uluması, baykuş ötmesi, ayın 13’ünün salıya denk gelmesi ya da bizzat 13 sayısı gibi
Bunların hepsi hezeyandır
Tek rehberimiz olan Efendimiz’in mübarek hayatı bize bu konuda da örnek olmalıdır
Efendimiz, “Uğursuzluk diye bir şey yoktur!” (Buhâri, Tıb, 19) buyurmaktadır
İki bayram arası nikâh olmaz mı?
Bazı yörelerimizde hâlâ yaşamakta olan bir yanlış anlayış da “iki bayram arasında nikâh kıyılmaz” görüşüdür
Nereden çıktığı bilinemeyen bu asılsız sözün, toplumumuzda giderek etkisini kaybetmesine rağmen, tamamen unutulmamış olması ve zaman zaman ortaya atılması Müslümanlar açısından bir talihsizliktir
Dinimizde herhangi bir hüküm koyabilmek için bunun ya Kur’an’dan ya Sünnet’ten bir delilinin olması gerekmektedir
Delili olmayan bir konu hakkında söylenecek sözler asılsız ve uydurma olmaktan öte gidemez
Dinî açıdan en küçük bir değer taşımaz
Dikkat edilirse her gün zaten mutlaka “iki bayram arasında”dır
İkindiden sonra uyuyankişinin rızkı kesilir mi?
İkindiden sonra uyuyanların uyanınca bir sersemlik, bir ağırlık, yorgunluk, bazen baş ağrısı hissettikleri tecrübe ile sabittir
İkindi vakti, kişi eğer yoldan gelmemiş, hasta olmamış ise uyunacak vakit değildir
Dinimize göre gündüz, nafaka temini için çalışma, gece de istirahat zamanıdır
Ama kişi ikindiden sonra yatmasını gerektiren bir vardiya düzeninde çalışıyorsa bunda bir sakınca yoktur
Normal bir hayat süren bir kişinin ya da iş erbabının ikindiden sonra uyumayı alışkanlık haline getirmesi halinde işlerinin kesada gireceği apaçıktır
Çünkü o saatler tahsilat, havale, takip ve ödemeler konusunda mesainin sonuna doğru en hareketli saatlerdir
Türbeler için değil Allah için adak adanır!
Daha çok kadınlar ve hastaların rağbet ettiği türbeler çevresinde kümelenen hurafelerin başında, türbelere adak adamak, pencere demirlerine ve yakınındaki bir ağaca çaput bağlamak, türbe içinde veya çevresinde mum yakmak gibi yanlış uygulamalar gelmektedir
Adak (nezir) Allah rızası için, insanın kendi kendini mubah olan bir konuda borçlandırmasıdır
Adak yerine getirilmediği sürece, adayan kişi borçlu kalır
Bir adak Allah’tan başkası adına adanamaz
Adanırsa adak olmaz
Adayan da şirk koşmuş olur
Kimse yapacağı adaklarla Allah’ın ezelî takdirini değiştiremez
Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Nezir (adak) hiçbir şeyi (şerri ve zararı) defetmez!” (Buhârî, Kader, 6)
“Eğer Rabb’im dileğimi kabul ederse, ben de bir fakiri sevindireceğim
” demek meşrudur
Bunda “pazarlık” duygusu içinde olmak ayıptır
Salı günü yola çıkılmaz, Cuma günü iş yapılmaz mı?
Özellikle hanımlar arasında çok yaygın olan iki yanlıştan biri, “Salı günü bir işe başlanmaz, çamaşır yıkanmaz, yola çıkılmaz” anlayışı; ötekisi ise, kadınların cuma günü iş yapmalarının doğru olmadığı inanışıdır
Tabii her iki yanlışın da dinî ve makul bir gerekçesi yoktur
Bâtılın bâtıl olmaktan başka gerekçesi olur mu?
Salı günü ile ilgili söylentilerin asılsızlığı Müslümanlar açısından İstanbul’un 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedilmiş olması ile ortaya konmuş bulunmaktadır
Bu günü uğursuz sayanlar Bizanslılar ve Hıristiyanlardır!
Cuma günü, imam hutbe okuyup farzı kıldırıncaya kadar olan süre içinde sadece “erkekler” için işi gücü bırakıp, camide olmak farzdır
Kadınlar için bir sıkıntı yoktur
Temizlik, Müslüman evinin sembolüdür
Cuma mü’minin evinin en temiz olması gerektiği gündür
Çünkü o gün bayramdır
Eskiden hafta tatilimiz cuma günüydü
O gün evin erkeği evde olurdu
Onu rahatsız etmemek ve özel hizmetlerinde bulunabilmek için umumî temizlik ve çamaşır gibi işlerin yapılması uygun bulunmamıştır
Çünkü evin hanımı bir başka gün de evinin temizliğini yapabilir
Beyin istirahat için evde olduğu bir vakitte, evi harman yerine çevirmek hoş görülmemiştir
Uğur ya da uğursuzlukla bir ilgisi yoktur
Mum yakmak, çaput bağlamak
Türbelere ve kutlu saydıkları ağaç, çalı ve taş yığınlarına çaput bağlamak ve mezarlarda mum yakmak gibi âdetlerin İslam’la bir ilgisi yoktur
Şamanist çağlardan gelen, putperest inanışların bir yansımasıdır
Toplumumuza Hıristiyanlık’tan ya da Mecusilik’ten geçmiştir
Tevhid ehlinin bu tarz işlerle işi olamaz
Bir kişinin öldüğü, gömüldüğü ya da daha önce oturduğu evin önüne, heykelinin önüne mum yakmanın hiçbir mantıklı izahı yoktur
Çünkü bir Müslüman her namazında, “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım dileriz” demektedir
Bizim namazımız kılınmış mı?
Bazı insanların, “Bizim namazımız kılınmış, abdestimiz alınmıştır, önemli olan kalp temizliği değil mi? O da bizde var
İbâdete ihtiyacımız yok
” gibi sözlerini ya da bazı güya tasavvuf ehlinin, “Biz şeriatı aştık, hakikate ulaştık, ehassü’l-havas olduk, artık dinî mükellefiyetlerimiz kalmadı
” yollu hezeyanlarını duyabilmekteyiz
Allah’ın verdiği ömrü yaşarken İlâhi emir ve yasakların dışında kalmak ya da mükellefiyet sınırını aşmak mümkün değildir
Eğer öyle olsaydı, kâinat O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olan İki Cihan Serveri’nin ibadetler düşerdi!
Nazarlık takmak doğru mu?
“Göz değmesi” veya “nazar değmesi” diye bilinen, mikrobik olmayan ve aniden çoğunlukla baş ağrısı şeklinde beliren manevî rahatsızlıkların varlığını hepimiz pek iyi biliriz
“Nazar değdi, nazara geldi, nazara uğradı” gibi cümlelerle hep aynı rahatsızlık anlatılmak istenir
Tıp da bu tür rahatsızlıkları kabullenmekte ve “insan gözünden çıkan şuaların, dikkatle belki biraz da kıskançlıkla bakış esnasında yoğunluk kazanması ve bu yoğun şuaların karşı organizmanın atomlarının çalışma düzenine tesir icra etmesi” şeklinde açıklamaktadır
Rasulullah Efendimiz, Hz
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte; “Göz değmesi gerçektir (vaki’dir)
” buyurmuşlardır
(Buhârî, Tıb, 36)
Nazar değmesine karşı okuma sûretiyle uygulanan tedavinin Hz
Peygamber ve ashabı tarafından yapıldığı ve müspet neticeler alındığı örnekleriyle sabittir
Bu tedavide daha çok Fatiha, İhlas, Felak ve Nâs sûreleri ve Âyetü’l-Kürsi’nin okunduğu da hadislerde yer alan bilgiler arasındadır
Özellikle çocukların elbiselerine mavi boncuklar, nazarlıklar, iğde çekirdekleri, kaplumbağa kabuğu vs
takmak, ceplere sarmısak doldurmak; evlere, binaların girişlerine, arabalara at nalı, at kafası, çeşitli muskalar asmak, kurşun dökmek, tütsü yapmak, arabalara göz resimleri yapıştırmak, acaip heykeller monte etmek ve benzeri şeylerin hepsi, bu bâtıl inanışın zavallı aletleridir
PROF
DR
İSMAİL LÜTFÜ ÇAKAN
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
hurafelerden
,
kadar
,
uzaksiniz
Hurafelerden ne kadar uzaksınız ? ile ilgili Benzer Konular
73 Kez Görüntülendi
Yaşayan Hurafelerden Bazıları...
Dini Sohbet
Herşey Kadar , Herkes Kadar , Sen Kadar ..
Aşk-Sevgi-Evlilik
-Düşlediğim Kadar İnsanım,İnsan Olduğum Kadar Hatalı-
Güzel Yazılar / Makaleler
Herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin..Bunuda öğren ; sevdiğin kadar sevilirsin..
Aşk-Sevgi-Evlilik
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
02:24
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553