FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi ile ilgili Benzer Konular
175 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Alevi-Alevilik nedir?
Fıkhi Mezhepler
burçların kötü yönleri:):):)
Konu Dışı Başlıklar
alevilik ve hanifilik
Sorular ve Cevaplar
Ağaçkakanların Farklı Yönleri
Kuşlar
Genç Adam
|
Kurbanı anlamak
Konu Araçları
11-12-2007
#
1
Profil Bilgileri
BADMAN
Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi
Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi başlıklı yazı Mumsema Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi Forum Alev
Alevilik Bektaşilik Nedir?
Sözlük anlamına göre Alevi, Hz
Ali’ye bağlı ve ondan yana olan kimse demektir
Alevilik ise genel olarak Hz
Ali’yi sevmek ve onun soyunun yani Ehli Beyt’in yolundan gitmek olarak tanımlanabilir
Ancak bugün için dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan farklı Alevi grupların herbiri için Alevi ve Alevilik sözcüklerinin ifade ettiği anlamlar da farklı olmaktadır
Biz konuya Anadolu Alevileri açısından yaklaşmakla birlikte genel bir tarihsel perspektif de sunacağız
Ülkemizde bugün yaygın şekilde Alevi olarak adlandırılan kitleler için kaynaklarda birçok ismin kullanıldığını söyleyebiliriz
Anadolu’daki Alevi kitleleri nitelemek üzere kaynaklarda, kızılbaş, rafızi, ışık, mülhid ve torlak gibi adların kullanıldığını görmekteyiz
Bunlardan en çok kullanılanı Kızılbaş adı olmuştur
Anadolu Alevileri kendileri için çok anlamlı Kızılbaş adını, Osmanlı yönetiminin ahlakdışı anlamlar yükleyerek, sünni kitlelere aşılayarak bir psikolojik savaş aracı olarak kullanması sonucunda bırakmak zorunda kalmışlardır
Bugün Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan Tahtacı, Çepni, Amucalı, Bedrettinli, Sıraç gibi değişik gruplar genelde Alevi olarak adlandırılırlar
Anadolu Aleviliği, tarihsel ve sosyal koşulların doğal bir sonucu olarak, kitabi olmaktan çok sözlü geleneğe dayalı eski inançların islami şekiller altında yaşamaya devam ettiği bir halk islamıdır
Genel olarak ifade etmek gerekirse Bektaşi sözcüğü de yukarıda değindiğimiz kitleler için kullanılmıştır
Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’ye dayanılarak kurulmuştur
Alevilik ve Bektaşiliği birbirinden bağımsız olarak ele almak bugün gelinen noktada tarihsel ve sosyolojik açıdan mümkün görünmemektedir
Her iki terim de zaman zaman birbirinin yerine kullanılabilmektedir
Prof
Melikoff’un da belirttiği gibi “Alevilik, Bektaşilik’ten ayrılamaz
Çünkü her iki deyim de aynı olguya, Türk halk İslamlığı olgusuna bağlıdır
”Alevilik ve bektaşilik, inanç ve ahlak esasları ve edebiyatları bakımından temel olmayan farklılıklar dışında ortaktırlar
En temel farklılık, Bektaşi kitlelerin daha çok şehirde yaşamalarına karşın, Alevilerin göçebe/yarıgöçebe çevrelerde yaşamaları şeklinde ortaya çıkmış sosyal bir farklılıktır
Ancak tarihsel olarak doğru olan bu sosyal farklılık günümüzde anlamını yitirmeye başlamış, “Alevi” adı daha yaygın olarak kullanılır olmuştur
Bugün genel olarak Alevi olarak adlandırılan kitleler üç dinsel gruba bağlıdırlar:
Ocakzade Dedeler
Çelebiler
Dedebabalar
Bu üç grupdan Anadolu’da en fazla etkinliğe ve nüfuza sahip olan Ocakzade Dedeler’dir
Daha sonra Çelebiler gelir
Dedebabaların ise Anadolu’da nüfuzları zayıftır, Balkanlar’da daha etkindirler
Türkiye’de yaşayan Alevilerin sayısı konusunda çeşitli veriler ileri sürülmektedir
Türkiye’de etnik ve mezhep konularında varolan tabular nedeniyle, yapılan resmi sayımlarda bu konu bilinçli olarak ihmal edilmekte ve dolayısıyla Alevilerin sayısı konusunu herkes işine geldiği şekilde yazmaktadır
Tarafsız araştırmacılara göre Türkiye’de en az 15 milyon Alevi bulunmaktadır
Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki illerde sayıca az olmakla birlikte Türkiye’nin her yerinde Aleviler bulunmaktadırlar
Alevilerin sahip oldukları bu potansiyel onları zaman zaman Türkiye siyasetinin de merkezine yerleştirmektedir
Alevilik Nasıl Yayıldı ?
Alevilik islam dininin yayılmasıyla birlikte Arapların dışındaki uluslara da Abbasiler döneminde Türkler ve İranlılar özellikle orduda yoğun olarak yeralmaktaydılar
Örneğin daha hicri IV
Yüzyılda Maveraünnehir’in oldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski inançlarındaki Gök Tanrı’nın yerine Hz
Ali’yi geçirmişlerdi
Zaten Emevi döneminden (661-750) bu yana Hz
Ali ve soyunun başlarına gelenler ve özellikle de Kerbela olayı Alevilerce her tarafa yayılmaktaydı
Sosyal ve siyasal ortam da bu düşüncelerin yaygınlaşmasına elverişliydi
Hz
Ali’ye ve ehl-i beyte muhabbet, o dönemde gittikçe fazlalaşan tarîkatlerde oldukça yaygındı
Hazret-i Ali’nin kahramanlıkları ve Kerbela Olayına ilişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve Horasan bölgelerinin sözlü ve yazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren, çok sevilen ve yaygın bir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek olanaklıdır
Demek ki İslam dünyasındaki siyasal ve dinsel bölünmelere kaynaklık eden bu olaylardan Araplar’ın yanısıra, Türkler, İranlılar ve diğer uluslar da doğal olarak etkileniyorlardı
Yeni müslüman olan uluslar arasında Hz
Ali bir sembol halini alıyor ve onun savaşçılık, yiğitlik ve velilik yönleriyle bezenmiş menkıbeleri her yere yayılıyordu
Hz
Ali’nin sembolleşmesinin yanısıra, bütün muhalif hareketlerin kalkış noktası olan Kerbela Olayı da aynı şekilde, hatta daha derin izler bırakıyordu
İşte bu etkilerin bir sonucu olarak Alevilik ve batınilik, İslam dünyasının her yanına yayılan tasavvuf akımına nüfuz etmiş ve Alevi-batıni eğilimli birçok tarikat ortaya çıkmıştır
Anadolu ve İran bölgelerinde de ortaya çıkan bu tarikatlerden konumuz bakımından en önemlileri Yesevilik, Kalenderilik, Vefailik, Hurufilik, Hayderilik adlı tarikatlerdir
Daha çok göçebe ve köylü topluluklar arasında etkili olan bu heterodoks yani resmi din anlayışına aykırı tarikatler, doğaldır ki, yaygın oldukları çevrelerdeki koşullara uygun olarak şekillenmiş bir İslam anlayışını yaymaktaydılar
Sünni çevrelerde yoğun tepkiler gösterilen ve eski kaynaklarda da yer alan, bu tarikatlere mensup şeyh ve babalara yönelik suçlamaların en bilinenleri şu şekildedir: Bu dervişlerin, dinsel yükümlülüklere/yasaklara uymamaları ve kadınların da dinsel törenlere katılmaları
Basit halk kitleleri, işte bu adetleri nedeniyle yoğun tepkiler alan ve hiç şüphesiz telkinleri kendilerine daha uygun gelen bu tür babaların ve şeyhlerin etkileri altındaydılar
Bu heterodoks şeyh ve dervişler adeta alevi-batıni düşüncelerin yayıcılarıydılar
Alevi Dedelerinin soyları da onlara dayanır
XVI
yüzyılın sonlarına gelindiğinde Anadolu’da Alevilik veya o dönemdeki adıyla “Kızılbaşlık” organizasyonunu tamamlamış, sosyal ve dinsel kurum ve kuralları bugün bilinen görünümünü kazanmış durumdaydı
Varolan devlet düzeni ile Anadolu’ya göçlerin başlamasından bu yana sorunlu olan genel olarak kızılbaş adıyla anılan ve özelde tahtacı, çepni gibi alt gruplardan oluşan bu heterodoks kitlelerin Safevi Devleti’nin ortaya çıkışında önemli katkıları olmuş, bu oluşumu canla başla desteklemişlerdir
Babailer ayaklanması(1240) ile başlayan merkezi iktidarla yaşanan onlarca sürtüşme Şah İsmail’in ortaya çıkışıyla doruk noktasına varmış ve Şah İsmail’in Çaldıran Ovası’nda yenilmesi ile şiddetini yitirmiş, kızılbaşların Osmanlı’ya direnci için için yaşamaya devam etmiştir
Bu yenilgi sonrası Osmanlı ile zaman zaman yaşanan çatışmalar yerini bu kitlelerin oldukça disiplinli bir sosyal ve dinsel kapalı bir cemaat hayatı sürmeleri sürecine bırakmıştır
Bu süreçte hem coğrafi hem de sosyal marjinalleşme yaşanmıştır
Yoğun baskılar ve çatışmalar bu insanların ulaşılması güç coğrafi alanlara gitmelerini zorunlu hale getirmiş ve buralarda devlet düzenine uzak ve yabancı, kendi sosyal ve dinsel gereksinimlerini karşılamak üzere bir toplumsal yapılanma ortaya çıkmıştır
Daha çok köyler şeklinde olan bu yapılanma aynı zamanda birbirleriyle de iletişim halinde olan bir organizasyona da sahiptir
Bu iletişim ağı sayesindedir ki örneğin Toroslar’da, Elbistan’da, Erzincan’da ve Aydın’da, yani birbirinden oldukça uzak yörelerde yaşayan kızılbaşlar arasında öz bakımından farklı yönler bulunmamaktadır
Bu durum büyük ölçüde o dönemlerde bilgiyi adeta tekellerinde bulunduran ve bu bilginin iletişimini sağlayan Dedeler ve en önemli bilgi kaynakları olan elyazması “buyruk” kitapları sayesindedir
Belli zamanlarda köy köy dolaşarak taliplerini ziyaret eden ve sorunlarını çözen Dedeler dinsel konuların yanısıra hukuksal konularda da başvuru makamıydı
Mesela Dersim’de Dedeler silahsız dolaşırlar, birbirleriyle çatışan aşiretleri ancak onların kutsal güçleri durdurabilir, onun çözümüne razı olurlardı
Demek ki XVI
Yüzyıldan cumhuriyet’in kuruluşuna kadar Aleviler yukarıda özetlemeye çalıştığımız koşullarda yaşamışlardır
Bu zaman içerisinde Osmanlı idaresi onları hep potansiyel bir tehdit olarak görmüş, dindışı ve ahlakdışı saymış, hatta yoksaymıştır
Osmanlı onları yoksaydığından ve en alçaltıcı iftiraları(mumsöndü) sünni kitlelere aşıladığından dolayı onlar da deyim yerindeyse başlarının çaresine bakmışlardır
Yezid düzeni saydıkları Osmanlı idaresi ile her türlü bağlantıyı kesmişler, inanç ve adetlerini dışarıya kapalı bir şekilde yüzyıllarca yaşatmayı başarmışlardır
Bu başarı da şüphesiz sözlü geleneğin, coşkulu edebiyatlarının payı büyüktür
Osmanlı Devleti’nin yoksaydığı Alevilerin, ülkenin içinde bulunduğu işgal ortamından kurtulabilmesi ve padişahlık rejiminin değişeceği ümidiyle Anadolu’da bağımsızlık savaşını yürüten Mustafa Kemal Paşa’nın başında olduğu harekete destek vermeleri çok normaldir
Mustafa Kemal Paşa ve bağımsızlık savaşını yürüten arkadaşları Alevilerin sayıca ne kadar önemli olduğunun ve yüzyıllardır sünni Osmanlı idaresine olan muhalefetlerinin bilincindeydiler
Bu amaçla onları kazanmak için grişimlere başladılar
Mustafa Kemal Paşa,26 Haziran 1919 tarihinde Konya II
Ordu Müfettişliğine şu şifreyi yolladı:
Tokat ve çevresinin İslam nüfusunun % 80'i, Amasya çevresinin de önemli bir bölümü Alevi mezhepli ve Kırşehir'de Baba Efendi hazretlerine çok bağlıdırlar
Baba Efendi, ülkenin ve ulusal bağımsızlığın bugünkü güçlüklerini görmekte ve yargılamakta gerçekten yeteneklidir
Bu nedenle, güvenli kimseleri görüştürerek kendilerinin uygun gördüğü "Ulusal hakları koruma" ve "Başka ülkeye bağlanmama" derneklerini destekleyecek birkaç mektup yazdırılarak buralardaki etkili Alevilerin Sivas'a gönderilmesini pek yararlı görüyorum
Bu konuda içten yardımlarınızı dilerim
3
Ordu Müfettişi Fahri Yaver
Mustafa Kemal
Sivas Kongresi sonrası bağımsızlık savaşına merkez olarak Ankara seçilmişti
Bu kongrenin yürütme organı durumunda olan Temsil Heyeti Ankara'ya gitmeden Hacıbektaş'a uğrayıp bu nüfuzlu merkezin kesin desteğini sağlamak istiyordu
Atatürk'ün yanında Hüseyin Rauf, Mazhar Müfit, Hakkı Behiç, Ahmet Rüstem Beyler vardı
21-22 Aralık'ta Mucur'da kalan heyet Mucur Kaymakamı Cevat Bey'i de alarak 23 Aralık 1919 günü Hacıbektaş'a geldi
Hacı Bektaş Dergahı, Mustafa Kemal ve diğer heyet üyelerine çok sıcak davrandı
Daha önce İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin güçlü isimleri Enver ve Talat Paşalar da iktidara geldikten sonra da, Hacı Bektaş Dergahı'nı ziyaret etmişler ve Çelebi onları Dergah Selamlığı'nda karşılamıştı
Cemalettin Çelebi, Atatürk'ü Beştaşlar'da karşıladı
Buraya siyah kupa bir arabayla gelmiş, Atatürk'ü ve diğer heyet üyelerini konağa götürmüşlerdi
Cemalettin Efendi'nin oğlu Hamdullah Efendi'nin odasında bir "Cem" düzenlendi
Atatürk Hacıbektaş'da bir gece kaldı
24 Aralık'ta heyet Dergahı gezdi
Hacı Bektaş Veli Türbesi ve diğer önemli yerler ziyaret edildi
Sonra o sırada Dedebaba postunda oturan Salih Niyazi Baba ziyaret edildi
Dergahta Atatürk, Cemalettin Efendi, Salih Niyazi Baba ve diğer ileri gelenlerle özel bir toplantı yapıldı
Bu toplantıda bağımsızlık savaşı konuşuldu
Hacıbektaş görüşmesinde en ilginç konuşmayı sonradan Veliyettin Çelebi şöyle aktarmıştır
" Çelebi Cemalettin Efendi Mustafa Kemal Paşa'ya 'Paşa Hazretleri cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz
Yüce Allahın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz? Mustafa Kemal Paşa bunun üzerine "O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri " diye yanıtlıyor
Savaş sırasında ayni yardımların yanısıra Dergah kasasında bulunan 1800 altın lira da verilmiştir
Bağımsızlık Savaşı sırasında Alevi-Bektaşi kitleler tam destek vermişlerdir
Atatürk'ün Hacı Bektaş Dergahı'nın nüfuzuna oldukça önem verdiği görülüyor
Bütün gelişmeler Hacı Bektaş Çelebisi'ne hemen bildiriliyor
Atatürk bunu NUTUK'ta şöyle belirtiyor:" 2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkez kurullarına ve Hacıbektaş'ta Çelebi Cemalettin Efendi'ye, Mutki'de Hacı Musa Bey'e ayrıca bir bildirim yaptık
"
Cemalettin Çelebi ,TBMM çalışmalarına hastalığı nedeniyle katılamamış, ancak halkı kurtuluş Savaşı'na destek vermeye çağıran mektuplar taşıyan ulaklar yurdun dört bir yanına gönderilmiştir
Mustafa Kemal Atatürk özel doktoru ve başka doktorlar Çelebi'nin tedavisi için görevlendirmişti
Cemalettin Çelebi 1922'de vefat edince yerine kardeşi Veliyettin Efendi çelebi postuna(29
Çelebi) oturdu
İkinci TBMM'nin açılışı sırasında (25 Nisan 1923) Veliyettin Çelebi de yayınladığı bildiri ile Atatürk'ü açıkça destekliyordu
Maraş Miletvekili Prof
Hasan Reşit Tankut da CHP'ye sunduğu 19 Mart 1949 tarihli raporda Alevilerin cumhuriyet rejiminin yanında olduklarını belirtmektedir
Bu arada Atatürk’ün Alevi-Bektaşi olan yakın çalışma arkadaşlarından bazıları şunlardır: Cemalettin Efendi'yi(Kırşehir Mebusu) TBMM Başkanvekilliğine, Albay Hüsamettin Ertürk'ü Gizli Haberalma Örgütü'nün başına, İkisi de bektaşi babası olan Dr
Ragıp Evrensel'i özel doktorluğuna, Ali Naci Baykal'ı PTT Gizli şifre amirliği'ne getirmişti
Sonraki Çelebi Veliyettin Efendi'yle de yakın dostluk kurmuş milletvekili olması için ısrar etmişti
Aleviler yüzyıllarca Osmanlı idaresinden baskı görmüş bir topluluk olduklarından yeni cumhuriyet idaresini coşkuyla karşıladılar
Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen reformlar ise onları bütünüyle olmasa da memnun eden reformlardı
Eğitim birliği yasası, yeni alfabenin kabulü, şeyhülislamlık kurumunun kaldırılması, kadın-erkek eşitliğine yönelik düzenlemeler, halifelik kurumunun kaldırılması ve laik esaslara dayalı bir hukuk sistemine yönelinmesi Alevileri hoşnut eden gelişmelerdendir
Ancak Alevileri üzen gelişmeler de yaşanmadı değil
Bunlardan 1921’de meydana gelen Koçgiri olaylarında yoğun şiddet uygulandı
Yine 1925’te tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile de Aleviler olumsuz yönde etkilendiler
Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin ve ocaklarının bulunduğu yerlerdi
Sünniler bu yerler kapatılınca camilerde aynı işlevleri görürlerken Aleviler böyle bir olanaktan yoksun kaldılar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek zorunda kaldılar
Son olarak 1937’de Dersim Olayları sırasında da o zamanki idarecilerin oldukça basiretsiz tutumları nedeniyle birçok masum insan acımasızca yokedildi
Bu olay sonrasında aralarında Dedelerin de bulunduğu birçok insan sürgün edilerek Dersim adı Tunceli’ye dönüştürüldü
Aleviler bütün bu olumsuzluklara karşı tepkilerini, ilk başlarda halka yakın bir görüntü sergileyen Demokrat Parti’ye oy vererek gösterdiler
Ancak 1950’lerin ortalarına gelindiğinde Demokrat Parti’nin dini politikaya alet eden ve sünnileri kullanmaya yönelik politikaları üzerine Aleviler 27 Mayıs hareketini desteklediler
Özellikle 1960’lar Türkiye’de kırdan kente doğru yoğun göç akımının başladığı bir dönemdir
Bu göç akımı sonrasında sadece büyük kentlere değil, başta Almanya olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine de yoğun bir işgücü göçü yaşandı
Yine 1960’lardan itibaren Türkiye’de sol akımlar yaygınlık ve etkinlik kazandı
Aleviler de ağırlıklı olarak sol hareketlere destek verdiler
Bu dönemde özellikle genç kuşaklar Alevilik inanç ve geleneklerini küçümseme eğilimine girdiler
Giderek Alevilikle ilgili bilgilerden uzaklaştılar, Cemler gittikçe daha az yapılır olmaya başlandı
Bu dönemde de Alevilik daha çok sözlü geleneğin yaşatıcısı ozanlar ve aşıklar tarafından yaşatılmaktaydı
Aşık Veysel, Aşık Daimi, Feyzullah Çınar, Davut Sulari ve Mahmut Erdal bu geleneğin temsilcilerinin bazılarıdır
Ayrıca az sayıda ve akademik alanda olmasa da çeşitli kitapların yayınlandığını görmekteyiz
Yüzyıllardır yazılı geleneğin taşıdığı Aleviliğin yazılı kültüre geçişi tabiki birden olamazdı
Alevilik alanında 1980’li yıllara gelene dek yayın faaliyeti ağırlıklı olarak, deyişler ve nefeslerin “divanların; tarihi romanların, buyruk hüsniye, vilayetname” gibi kitapların üzerinde yoğunlaştı ve özellikle halk katında bu tür çalışmalar rağbet gördü
1960’lardan sonra da Alevîlik-Bektaşîlik konusu ne yazık ki üniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayı sürdürdü
Anadolu’nun bu eşsiz inanç ve kültür hazinesine layık olduğu değer verilmedi
1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren Alevilerin, CEM (Abidin Özgünay), EHLİBEYT (Doğan Kılıç Şeyh Hasanlı) ve GERÇEKLER (Mehmet Yaman) adlı süreli yayın organlarını çıkardıklarını görüyoruz
Bu konuda öncü sayılabilecek bu yayın organları fazla ömürlü olamamışlar, ekonomik sorunlardan dolayı kapanmak zorunda kalmışlardır
Yine 1960’lı yılların ikinci yarısından sonra Türkiye siyasal yaşamına Alevilerce kurulmuş bulunan Birlik Partisi katıldı
Bu parti bir grup Alevi kökenli siyaset adamınca 17 Ekim 1966’da kuruldu ve başkanlığına Hasan Tahsin Berkman getirildi
Birlik Partisi’nin amblemi Hz
Ali’yi simgeleyen bir aslanla, onun çevresinde Oniki İmamı simgeleyen oniki yıldızdan oluşuyordu
Parti programında din ve vicdan özgürlüğü vurgulanıyor, kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykırı olmayan ibadetlerin serbest bırakılması isteniyordu
1967’de genel başkanlığa Hüseyin Balan getirildi
Birlik Partisi 1969 seçimlerinde % 2
8 0y oranı ile 8 milletvekilliği kazandı
Daha sonra Millet Partisi’nden istifa eden 2 milletvekili de Birlik Partisi’ne katıldı
1969 Kasımında parti başkanlığına Mustafa Timisi seçildi
1970’de Birlik Partisi’nin bazı milletvekilleri Adalet Partisi’ne geçti
Bu milletvekilleri partiden ihraç edildiler, ancak kamuoyunda partinin imajı büyük bir darbe aldı
Parti 1973’te Türkiye Birlik Partisi adıyla girdiği seçimlerden sadece bir milletvekilliği elde edebildi
Daha sonraki seçimlerde oy oranı sürekli düştü ve 1977’den sonra siyasal etkinliğini tümüyle yitirdi
Aleviler gerici ve ırkçı saldırılardan Cumhuriyet döneminde de nasibini aldı
1978'deki Maraş ve 1980’deki Çorum Olayları bunların Türkiye tarihine bir kara leke olarak geçen en kanlılarındandır
Yüzlerce insanın öldüğü ve göçettiği bu olaylar sırasında devlet yurttaşlarını, gözü dönmüş ırkçı ve gerici saldırganlara karşı koruyamamış üstelik suçlular kısa süre sonra serbest bırakılarak, bazıları milletvekili bile olabilmişlerdir
Şüphesiz Aleviler yaşanan bu olaylarla Osmanlı döneminde yaşananlar arasında paralellik de kurmaktadırlar
Tarihte yaşanmış acı olayların izleri hafızalardan silinmeden yaşanan, inanç farklılığına dayalı baskılar ve kıyımlar Aleviler’in cumhuriyet idaresinden de umduğunu bulamadığı düşüncesini güçlendirmektedir
aaaaenli yılların sonlarına doğru Alevilik derlenip toparlanmış ve yeniden örgütlenmeye başlamıştır
Alevilik konulu yayınlarda adeta bir patlama yaşanmış, birçok yayın organı çıkarılmaya başlanmıştır
Bunlar arasında Alevilerin Sesi, Cem, Nefes, Kervan, Yurtta Birlik, Pir Sultan Abdal ve Gönüllerin Sesi sayılabilir
Avrupa’da ve Türkiye’de Dernekler, Vakıflar ve Dergahlar olmak üzere üç değişik çatı altında örgütlenme hareketleri yoğunluk kazanmıştır
Bu olumlu gelişmeler sonrasında Alevilerin bilinçli bir şekilde örgütlenmeleri ve güçlenmelerinden rahatsız olan kimi odaklar devletin beceriksizliğinden de yararlanarak Sivas ve Gazi Olaylarını aaagahlamışlardır
Bu dönemde de Alevilerin ve onların gereksinimlerinin devlet tarafından dikkate alındığını söylemek mümkün değildir
Ancak yine devlet yükselen siyasal islam karşısında Alevileri ileri sürmekten de geri kalmamaktadır
Devlet çok yanlış olarak, milyonlarca Alevinin yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş haklı taleplerini karşılayacağı yerde, 80’li yıllarda güçlenmesine destek verdiği siyasal islamcı grupların kontrol edilebilmesi için Alevileri kullanma yoluna gitmektedir
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devletin din işlerini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı sadece Sünni Hanefi mezhebine mensup yurttaşların gereksinimlerini karşılayan bir kurum olmuştur
Zaman zaman bu kurumun başkanları ve görevlileri Alevileri itham edici, küçümseyici açıklamalarda da bulunmuşlardır
Son yıllarda Diyanetin de devletin politikalarına uyarak çarkettiğini görüyoruz
Diyanet bu politika değişikliğinin doğal bir sonucu olarak Alevilik konusunda çeşitli toplantılar düzenlemiş Aleviliği kendi sakat anlayışı doğrultusunda yönlendirmeye ve Aleviliği kendi görüşleri doğrultusunda tanımlamaya çalışmıştır
Oysa Diyanet’in Aleviliği nasıl tanımladığının Aleviler için hiçbir önemi yoktur
Diyanet İşleri Başkanlığı ya Anadolu’daki Aleviler’in inanç ve düşüncelerine saygı duyarak dayatmacı mantığını terkederek onları oldukları gibi kabul edecek , ya da bu zamana kadar yaptığı gibi milyonlarca Alevi’yi görmezden gelmeye devam edecektir
Örgütlenme konusunda şunları söyleyebiliriz : 1990’lı yıllara gelinceye kadar ki dönemde Alevilerin sınırlı bir dernekleşme çabası içerisinde bulunduklarını görüyoruz
Bu derneklerden en eskileri ve en bilinenleri Hacı Bektaş Veli ve Karaca Ahmet Dernekleridir
Şahkulu Derneği ise aaaaenli yılların ortalarında kurulmuştur
Yine bu dönemde belirli yöre ve köy derneklerinin de kuruldukları görülmektedir
1990’lı yıllarla birlikte dernekleşme faaliyetlerinde de büyük artış görüldü
Bugünkü durumuna gelmesinde devletin de büyük katkısı olan siyasallaşmış sünni İslam’ın neredeyse kontrol edilemeyecek bir duruma erişmesinin de, Alevilerin dernekleşme, vakıflaşma türü faaliyetlerini hızlandırdığı söylenebilir
“Sivas Olayı”, “Karacaahmet Cemevi’nin Yıkılması” ve “Gazi Olayı” gibi kriz zamanlarının ve bu olayların toplumdaki yansımalarının da Alevileri inanç ve kültür alanında birleştirdiği, birlikte hareket etme güdüsünü aşıladığını gözlemekteyiz
Pir Sultan Abdal Kültür, Pir Sultan Abdal Canlar, Hacı Bektaş Veli ve diğer adlar altında yüzlerce dernek hem büyük şehirlerde hem diğer şehirlerde şubeler ve merkezler şeklinde kurulmuş bulunmaktadır
Yöresel derneklerin sayısında da hızlı bir artış yaşanmaktadır
Son zamanlarda ise vakıflaşma faaliyeti yoğunlaşmıştır
Bu vakıflar arasında şunlar sayılabilir : Semah Vakfı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Ehli Beyt Vakfı, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı, CEM(Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi) Vakfı
Önümüzdeki günlerde de birçok vakıf ve derneğin kurulacağını söylemek yanlış olmaz
Yine Avrupa ülkelerinde kurulmuş iki yüzü aşkın Alevi derneği bulunmaktadır
Bu kuruluşların tamamına yakını şu anda Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) çatısı altında bulunmakla birlikte AABF’ye bağlı olmayan dernekler de bulunmaktadır
Yurtiçi ve yurtdışında yaşayan bu örgütlenme faaliyetlerini kısaca sunduktan sonra şimdi de genel olarak sorunları belirtebiliriz
Alevi örgütlenmesinin yaşadığı sıkıntılarda şu genel eğilimler göze çarpmaktadır
Son tahlilde bu sıkıntıların “temsil” ve bununla ilintili “meşruiyet” olguları ile bağlantılı oldukları görülmektedir
Bu nedenle aslında bütün dernek ve vakıflarca desteklenmesi gereken çeşitli girişimler, karşılıklı çekememezlik, Aleviliğe ilişkin yorum farklılıkları ve girişimci kadronun aslında bu harekette yer alması gereken birçok insan veya kurumu dışlaması gibi nedenlerle ne yazık ki, başarısızlığa uğramaktadır
Bu özet değerlendirmemize kaynak oluşturan iki önemli örnek olay vardır
Bunlardan ilk 1992’ de CEM’in öncülük ettiği “ALEVİ KURULTAYI” girişimi ve diğeri ise 1994’te PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR ve HACIBEKTAŞ KÜLTÜR derneklerinin öncülüğünde bir grubun yürüttüğü ALEVİ-BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ girişimidir
Önce “ALEVİ KURULTAYI” girişimi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri özetleyelim: 1992’deki bu girişimin aslında çok kapsamlı ve yeterli bir ön programı vardı
Ancak daha yaşama geçirilmeden, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin başı çektiği bir grup tarafından benimsenmedi
Bunun üzerine bu girişimin sahibi CEM grubu, bu bölünmüşlüğün kurultaya yansımasının söz konusu olabileceğini ve bu şekilde de Alevi hareketinde bölünmüşlüğün tescil edilmiş olacağını dile getirerek “ortam uygun değil, halkın bu sürece hazırlanması gerekiyor” diyerek kurultayı erteledi
1992’deki bu girişimi olumlu karşılamamış olan dernek ve kişilerin öncülüğünde bu kez 1994’te ”ALEVİ-BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ” girişimi başlatıldı
Yeterli katılımın çeşitli nedenlerle sağlanamadığı bu mecliste egemen belli gruplar olarak AABF, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Kültür Dernekleri ve Semah Vakfı görülmektedir
Kimi toplantılarını gözlemci olarak izlediğim bu girişim kısır tartışmalar bütün vakıf, dernek, dede, yazar gibi unsurları içermemesi ve kimi kişi ve grupların dışlanması nedeniyle sağlıksız bir şekilde doğmuş oldu
Bu sağlıksızlık nedeniyle olacak bugünlerde bu eksiklikler giderilmeye çalışılıyor
Çeşitli dernek ve vakıf başkanlarıyla yaptığım görüşmelerden, “Alevi-Bektaşi Temsilciler Meclisi” şeklinde yeni bir yapılanmanın oluşturulacağını söyleyebiliriz
Sonuç olarak Alevi örgütlenmesi temsil, meşruiyet, dar kadro şeklinde sıralanabilecek geçiş aşaması sıkıntılarını yapısında barındırıyor
Bu geçiş aşamasının doğal bir sonucu olan bu bütünleşmeme probleminin yakın bir gelecekte çözülmesi de pek mümkün görünmüyor
Siyasal anlamda temsil ve meşruiyet sorunlarının tek çözüm yolu, herkesi kapsayan, yürütme kadrosunun liyakatlı, tutarlı ve saygın kişilerden oluştuğu sağlıklı bir yapılanmanın oluşturulmasıdır
Böyle bir yapılanmanın ülkemiz sivil toplum ortamına yeni bir dinamizm getireceğinden kuşkumuz yok
Yaşanan bu yoğun örgütlenme faaliyetlerine rağmen araştırma alanına ilgi duyulmadığı görülmektedir
Alevilik konusu hem Devlet ve üniversitelerce, hem de Aleviliğe hizmet iddiasında bulunan dernek ve vakıflarca ne yazık ki ihmal edilegelmiştir
Özellikle Türkiye’deki örgütlerin bu tutumları oldukça üzücüdür
Gereksiz birçok alana kaynak aktaran bu örgütler konu araştırma olunca ilgilenmemektedirler
İnanıyoruz ki bu nedenle birgün tarih önünde hesap vermek zorunda kalacaklardır
Türkiye’deki Alevi örgütlerinde bu konuda herhangi bir somut çaba görülmezken, Avrupa’da iki yeni araştırma kuruluşunun kurulduğunu görüyoruz
Bu oldukça memnuniyet verici bir gelişmedir
Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü ve Avrupa Alevi Akademisi adlarını taşıyan bu iki yeni araştırma kuruluşunun akademik gereklere uymak koşuluyla, Alevilik araştırmaları alanına yeni bir dinamizm getireceğini umuyoruz
Aleviler bugüne kadar sosyal demokrat ve sol siyasal partilere yönelmişlerdir
Ancak küçük miktarda da olsa başka partilere oy verenler de bulunmaktadır
Her ne kadar bu zamana kadar destekledikleri siyasal partilerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdikleri milletvekillerinin kendilerine pek sahip çıkmadığı ortadaysa da oyların sol partilere gitmeyi sürdüreceğini söyleyebiliriz
Bugün kentleşen Aleviliğin bu yeni duruma özgü sorunlarla karşılaştığı görülmektedir
Köyden kentlere göçlerin yoğunlaştığı 60’lı yıllardan bu yana yaşanmakta olan bu sorunları şu şekilde özetleyebiliriz: Göç sonucunda kitleler kendilerini yeni bir toplumsal ve ekonomik yapılanmanın içerisinde bulmuşlardır
Kırda varolan toplumsal kurumların yerlerini şehirlerde yeni kurumlar almışlardır
Bu bağlamda Dede-talip ilişkileri de kopmuş Alevilik konusunda o zamana kadar devam eden sözlü bilgi aktarımı sekteye uğramıştır
Bunun bir sonucu olarak kitleler inançları hakkında büyük bir bilgisizleşme sürecine girmişlerdir
Özellikle genç kuşak bu konuda bir boşluk içerisinde bulunmaktadırlar
Özellikle 1990 sonrasında yüzlerce saz ve semah kursları açılmakla birlikte bunlar bilgilenme ihtiyacını gidermekten yoksundur
Aleviliğin tarihsel, sosyal ve dinsel köklerinin halk kitlelerine doğru bir şekilde ulaştırılması zorunludur
Sorularla Alevilik
Giriş
Sorularla Alevilik adlı bu çalışmamız benzerlerinden farklı bir anlama sahiptir
Farklılığı, kullanılan dilin sade, anlaşılır olması ve soruların-cevapların somut ve derinlikli olmasıdır
Konuyla ilgili insanların kafalarındaki çelişkilere çözüm niteliğinde açılımlar var
Yine günlük yasam içerisinde gelişen diyaloglarda ortaya çıkan sorular ve bu sorulara mantıksal, tarihsel, inançsal, toplumsal faktörler ele alınarak verilen bütünlüklü cevaplar var
Bazı ideolojik saplantıları olan, tarihsel ve toplumsal gerçekliğimizi kabul etmeyen, art niyetli, ön yargılı yaklaşımların sahibi olan kişilerce verdiğimiz cevapların anlaşılmayacak olması bizler acısından anlaşılır bir durumdur
Bizlerin bu çalışmayla amaçladığı inançsal, tarihsel, siyasal, toplumsal etkileri de hesaba katarak Alevilik ve Alevilerle ilgili temel sorulara verdiğimiz cevapların bilinmesidir
Bu cevaplarda inanç gerçekliğimiz, felsefemiz, kültürümüz, tarihimiz, yaşam biçimimiz, sorunlara çözüm önerilerimiz var
Yine bu cevaplarda yaşamsal Aleviliğin nasıl olması gerektiği yönünde işaretler var
Çalışmamız ön yargısız bir şekilde incelendiğinde anlamlı sonuçlara ulaşılacağı kesindir
Çalışmamızı Hak Erenlerin yolunu layıkıyla sürenlere ithaf ediyoruz
Erenler Aşk İle
Kavram Olarak Alevi kelimesi ne anlama geliyor?
Alevi kelimesi Hz
Ali taraftarı, Hz
Ali yanlısı anlamına geliyor
İslamiyet içerisinde Hz
Ali´yi sevenlere Alevi denilmektedir
Alevi kavramının oluşum tarihi Hz
Ali`nin yaşadığı dönemde baslar
Hz
Ali daha yasarken bile Ali taraftarı Alevi diye bilinen kişiler vardı
Yani Alevi kavramını dolayısıyla Aleviliği başka yönlere çekme gayreti içerisinde olanlar Alevi kavramını ya Hz
Ali`den çok önceki bir döneme ya da Hz
Ali`den çok sonraki bir döneme ait olduğunu söylüyorlar
Bu her iki iddia da yanlıştır
Doğrusu; Alevi kavramı daha Hz
Ali hayattayken oluşmuştu
Fakat o zamanlar çok dar bir cevre için kullanılıyordu
Ancak tarihsel süreçte Hz
Ali taraftarları çoğaldı ve böylece Alevi kavramı genelleşti
Alevilik İslamiyet içindeki bir mezhep midir?
Cevaba geçmeden mezhep kelimesi ne anlama geliyor ona bakalım
Mezhep kelimesi Arapça olup “tutulan yol” anlamına gelmektedir
Bu anlamıyla Alevilik İslami bir mezheptir
Ancak hemen belirtelim ki İslamiyet eşittir Sünnilik veya Şiilik değildir
Yine Alevi inancına dar mezhepsel bir tanım Alevililerce asla kabul görmemiştir
“Sorma be birader mezhebimizi/Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır” deyimi Alevi inancının mezhepsel tanımı astığının simgesidir
Alevilik İslami bir inançtır
Ancak bazı art niyetli kimseler Aleviliği İslam’dan ayırmaya çabalamışlardır
Aleviliği kendi grupsal, ideolojik, bölgesel, etnik çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen kimseler Aleviliği bu düşünceye hizmet edecek şekilde tahrif etmişlerdir
Yine Emeviler döneminde doruğa çıkan ve daha sonraları da devam eden Alevi düşmanlığı da Aleviliği İslam dairesi dışında görmüştür
Onlara göre, onlar gibi düşünmeyen herkes İslam dışıdır
Bu düşüncenin çok yanlış olduğu ve çok acılara sebebiyet verdiği ortadadır
Alevilik İslami bir inançtır
Ancak tekrar tekrar ısrarla belirtelim ki İslamiyet salt Sünnilik değildir
İslamiyet’i eşittir Sünnilik olarak algılayanlar İslamiyet’i bazı biçimsel kurallara indirgeyerek Aleviliğin İslam dışı bir inanç olduğu sonucuna varıyorlar
Halbuki varmaları gereken sonuç “Alevilik Sünnilik değildir ama Sünnilik ve Şiilikten farklı bir İslam inancıdır” sonucu olmalıdır
Aleviler Allah´a inanırlar mı?
Aslında sorulmaması gereken bir soru bir soru ancak art niyetli kimselerin bulandırdığı kafalar netleşmek zorunda
Her şeyden önce Alevilik bir inançtır
Bundan hareketle belki de Allah´a en çok inanan, Allah´ın birliğini kabul eden topluluklardan biridir Aleviler
Cem törenine katılanlar bu durumu açıkça görebilirler
Yine binlerce Alevi deyişinde, şiirinde bu açıkça görülür
Aleviler Allah´a inanırlar, hem de bütün benlikleriyle Allah´in varlığına, birliğine bağlıdırlar
Ancak kimse Alevilerin Allah´a inançlarını Sünni ve ya başka inançtan insanınkiyle kıyaslamaya ve böylece yanlış sonuçlara ulaşmaya kalkışmasın
Aleviler peygamber olarak kimi kabul ederler?
Aleviler Hz
Muhammed´i peygamber olarak kabul ederler
Aleviler bütün peygamberler bağlıdırlar
Son peygamber olan Hz
Muhammed´e bağlılıkları ve inançları sonsuzdur
Bazı iftiralar sonucu Alevilerin Hz
Muhammed´i peygamber olarak kabul etmedikleri düşüncesi oluştu
Bu tamamen Alevi inancına terstir
Hz
Muhammed, Alevilerin inandıkları, bağlandıkları peygamberdir
Hz
Muhammed son peygamberdir
Bu doğruyu kimse yanlışa çevirerek, yeni peygamberlikler uydurarak, Hz
Muhammed´in yolundan giden Alevilere yamamaya çalışmasın
Tekrar belirtelim ki, birilerinin art niyeti ve birilerinin de cehaleti Alevileri bağlamaz
Hz
Ali´nin Alevi inancındaki yeri nedir?
Alevi demek; Hz
Ali yanlısı, taraftarı, seveni demektir
Bundan da anlaşılacağı üzere Hz
Ali´nin Alevi inancındaki önemini, yerini anlatmaya gerek yok
Ancak ne var ki bazı kimseler tarih boyunca ve günümüzde de Hz
Ali sevgisini, bağlılığını ya yanlış anladı veya hiç anlamadı
Alevilerin Hz
Ali´ye olan sevgileri, bağlılıkları onun peygamber olduğu anlamında değildir
Aleviler için peygamber son peygamber Hz
Muhammed´dir
“Hz
Ali´nin Alevi inancındaki yeri nedir?” diye sormak her ne kadar abes gelse de anlaşılır bir durumdur
Çünkü Hz
Ali´nin adından gelen Alevi kavramı ile kendisini ifade eden bu topluma çok çeşitli tahribatlar yaşatılıyor
İşte bunun içindir ki Hz
Ali taraftarları Alevilere “inancınızda Ali´nin yeri neresidir” diye soruluyor
Bize düşen usanmadan doğrularımızı anlatmaktır
Aleviler namaz kılarlar mı?
Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor
Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor
Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden namaz kılmıyor, camiye gitmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmıştır
Aleviler namaz kılarlar !
Bilindiği gibi namaz Farsça bir kelimdir
Namaz kelimesin Kuran´da ki karşılığı salat´tir
Salat ise dua, tanrıyı içten anıp selamlama anlamına geliyor
Allah´i içten anıp selamlamanın, duanın ise biçimi, sekli yoktur
Dua, insanin Yaratıcı ile beraberliğidir
Bunun için belli bir saat, mekan, kural yoktur
İnsan istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde dua edebilir, Yüce Yaratıcısına şükür edebilir
Yüce yaratıcıyı anmak, Yaratıcıyla dolu olmak, bir araya gelmek için belli bir zaman dilimi yoktur
Bu her an olmalıdır ve her anda mümkündür
İbadeti belirli zamanlarla sınırlayan kendisini biçimsel kurallar ve şekillerden arındırmamış demektir
Böylesi şekilsel bir kuşatma ise yaşamın gayesine ters bir durumdur
İbadetle amaçlanan kişinin kendini yenilemesi, arındırması ve sosyal dayanışmayla kişiliğini tamamlamasıdır
Maun süresi böyle bir anlama sahip
İbadet için ibadet, gösteriş için yapılan ibadet nafile ibadetlerdir
Alevi ibadet anlayışı biçimsellikten uzak içtenliği esas alır
Al-i İmran Suresi 191
Ayetinde “Onlar; ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´i anarlar”
Bakara s Suresi 239
Ayeti: “Eğer korkarsanız, (namazı) yaya yahut binekte iken kilin”
Bu ve benzer ayetlerde de anlaşılacağı üzere Allah insanlara içten ibadet etmeyi emrediyor
Dedelik nedir, Dedenin görevleri nelerdir
?
Dede, Alevi toplumunun inançsal önderidir
Dedelik ise kendine has bir is yapısı/hiyerarşisi bulunan bir kurumdur
Her Alevinin bir dedesi vardır
Her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır
Talibin davranışlarından (inanç anlamında) dede sorumludur
Dede talipleri eğiten, yol gösterendir
Dede taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir
Dedelik kurumunun kendisine özgü bir yapılanması var
Bu yapılanma (mürşit-rehber bağlamında) gereği her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir
Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde yada hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınıyor
Böylece mükemmel bir denetim mekanizması kurulmuş oluyor
Bu mekanizma halkalar misali bir birine bağlı
Yani bir dedenin görevini layıkıyla yapıp yapmadığını mürşidi tarafından denetlenir
Herkes Dede olabilir mi?
Dedelik kurumu asırlardan beri var olmuş bir kurumdur
Çok zorlu koşullarda ağır baskılar görmüştür dedeler
Buna rağmen Alevi inancını bu güne değin gelmesini sağlamışlardır
Bu misyonlarını geliştirerek günümüzde de sürdürmekle yükümlüdürler
Gelelim cevaba:
İsteyen herkes dede olamaz
Öz manasıyla dede olmak için Evladı Resul olmak gerekiyor
Yani soyunun Hz
Muhammed ve Hz
Ali´den olması gerekiyor
Ancak hemen belirtelim ki Alevi inancında Yol, yolu kuranında üstündedir
Eğer bir bölgede Evladı Resulden bir dede yoksa ve durum zamanla Yolun bozulmasına sebebiyet verecekse durum değişiyor
Bu manada gerekli bilgi birikimine, yolun edebine, ahlakına uygun olan bir kişi Dergah´tan icazet almak şartıyla dedelik yapabilir
Nitekim tarihte böylesi durumlar çok olmuştur
Evladı Resulden olmayan bir çok kişi Dergahtan gerekli eğitimi aldıktan sonra dedelik yapabilmişlerdir
Aleviler domuz eti yerler mi?
Aleviler domuz eti yemezler
Bazı Alevi inançlı kimselerin domuz eti ve domuz etinden üretilen mamulleri yemeleri Alevi inancının domuz etinin yenilmesini meşru kıldığı anlamına gelmez
Alevi-Sünni kardeşliği nasıl gelişir?
Alevi-Sünni kardeşliği gereklidir, mümkündür
Hatta Alevi-Sünni kardeşliğinin şahsında diğer inançlardan insanlarla da kardeşlik, bir arada, eşit ve özgür bir şekilde yasamak gereklidir ve bu mümkündür de
Alevi-Sünni kardeşliğinin gerçekleşmesi, kalıcı olması için en önemli nokta; Alevi inanç gerçekliğinin kabul edilmesidir
Hiç bir gerekçenin arkasına saklanmadan Alevi toplumun tarihten günümüze kadar getirdiği inancını, felsefesini, kültürünü, yasam biçimini kabul etmektir
Alevi toplumunun farklılığını ret etmek, yok saymak, asimle etmeye çalışmak yerine kabul etmektir
İnsani olan, doğru olan, kardeşliği oluşturacak/geliştirecek olan böylesi bir yaklaşımdır
Eğer böylesi bir yaklaşım esas alınmazsa kardeşlik oluşmaz
Alevileri kendilerine benzetmeye, asimle etmeye, dışlamaya, yok saymaya devam ederlerse kardeşlik oluşmaz
Alevi toplumu inancı uğruna çok bedeller ödemiş/ödeyen bir toplumdur
İnancının kabul edilmesini talep etmek, eşitliği talep etmek Alevi toplumunun hakkidir
Eşitlik olmadan, karşılıklı hoşgörü, saygı olmadan kardeşlik gelişmez
Bu, kardeşliğin doğasına aykırı bir durumdur
Alevi toplumu kardeşliğe hazırdır ve bunu pratik olarak da diğer inançlara ve mensuplarına saygı temelinde ortaya koymuştur
Sorularla Alevilik-2
Aleviler tavşan eti yerler mi?
Aleviler tavsan eti yemezler
Bunun bir çok sebebi var
Ancak asıl sebep; tavşanın adet görmesi ve etinin çok kanlı olup sağlıksız olmasıdır
Ayrıca tavşan fizyolojik ve biyolojik yapısıyla da ilginçlikler taşıyan bir hayvandır
Tavşanın kafası kedi kafasına, kulakları eşek kulaklarına, arka ayakları köpek ayaklarına, ön ayakları kedi ayaklarına ve kuyruğu domuz kuyruğuna benzemektedir
Yine tavşan kedi ile çiftleşmektedir
Bunca sağlıklı ve yenilmesinde sakınca olmayan hayvan (koyun, keçi sığır vb
) varken Alevilere “neden tavşan yemiyorsunuz” diye sorular sormak düşündürücü olmanın ötesinde art niyetlilikten başka bir şey değildir
Mersiye nedir?
Mersiye, Kerbela vakasını işleyen, Ehlibeyte ve On İki İmamlara bağlılığı, sevgiyi dile getiren bir şiir türüdür
Özelikle Muharrem Ay'ı boyunca söylenen ve Ehlibeyt taraftarlarının olduğu her coğrafyada ve her dilde söylenen ağıtlar bütünüdür mersiyeler
Mersiyelerde zalim olana, haksız olana bir öfke var
Yine mazlum olana, haklı olana bir sevgi ve sempati var
Mersiyeleri salt ağıt boyutuyla algılamak eksiklik olur
Mersiyeler bu noktada bilinç taşımasıdır
Aynı zamanda ne kadar da zaman geçmiş olursa olsun iyinin unutulmayacağının ve kötünün, zalimin her daim lanetleneceğinin göstergeleridir
Edebi açıdan, Ehlibeyte bağlı olanlar için bir edebi zenginliktir
Zülfikar neyi sembolize ediyor?
Züfikar'in neyi sembolize ettiğine geçmeden önce Züfikar'in ne olduğunu açmamız gerekiyor
Zülfikar, Hz
Muhammed tarafından Hz
Ali'ye armağan edilen ucu çatal kılıcın adıdır
İnancımıza (Aleviliğe) göre Zülfikar savaş öncesi gökten inmiştir
Hz
Muhammed'de bu gökten inen kutsal kılıcı Hz
Ali'ye hediye etmiştir
Zülfikar, asırlardır adaletin sembolü olarak işlevini sürdürmeye devam ediyor
Zülfikar, Hz
Ali'nin kişiliğiyle bir bütünlük haline gelmiştir
Hz
Ali'yi Zülfikarsız düşünmek mümkün değildir
Zülfikar'ı salt bir savaş aracı olarak görmemek gerekiyor
Zülfikar, gerçek adaletin, hakkaniyetin, doğruluğun, mertliğin sembolidir
Günümüzde Zülfikar Alevi olmayı (dışsal/zahiri anlamda da olsa) sembolize ediyor
Özelikle de Alevi gençliği Zülfikar'ı kolye şeklinde takıyor
Bu “Aleviyim” demenin, kimliğini Zülfikar'ın tarihsel misyonuyla açıklama biçimidir
Olmadık baskılara maruz kalan Alevinin kimliğini sembolize ediyor Zülfikar
Elbette boynuna her Zülfikar kolyesi takan kişi Alevi değildir
Alevi ise dahi bazıları Zülfikar'ın taşıdığı misyondan, Zülfikar da sembolleşen adalet anlayışından habersizdir
Bütün bunlara rağmen Zülfikar günümüzde Alevi kimliğini simgesel, biçimsel de olsa dışa yansıtıyor
Alevi inancına göre ölüm bir yok oluş mudur?
Cevabı her yöne çekilmeye açık bir soru
Ancak hemen belirtmeliyiz ki Aleviler ölümü bir yok oluş olarak görmüyorlar
Ölüm, yeni bir dönemin/sürecin (buna ebedi süreçte diyebiliriz) başlangıcıdır
Büyük Alevi önderi Şah İsmail (Hatayi) bir şiirinde “dün doğdum bugün ölürüm/ölen gelsin işte meydan” diyor
Yine bir çok Alevi şiirinde/deyişinde/deyiminde “ölen tendir, can ölmez” sözü geçiyor
Alevi inancında ölüm ile ilgili önemli bir boyutta “ölmeden evvel ölmek” şeklinde formüle edilen boyuttur
Bu konunun çok derin Batın manası vardır
Farklı anlamlara çekiliyor olmasından dolayı cevabı kısa kesip öz olarak Alevi inancında ölümün bir yok oluş olmadığı inancını tekrar belirtiyoruz
Ölüm, yeni bir başlangıcın ilk adımıdır
Fakat burada ölümü yücelttiğimiz manası çıkmasın
Gerçeği vurgu manasında belirtiyoruz
Ölüm yaşamın bir gerçeği
Ancak insana ölüm gelene kadar da insanin yapmakla mükellef olduğu görevleri vardır
Ve insanoğlu son nefesine kadarda bu görevleri en doğru şekilde yerine getirmek zorundadır
Hayatın anlamına ulaşmak için doğru bir yaşamın sahibi olmak ve ölüm gerçeğini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor
Tevella Teberra ne anlama geliyor?
Tevella= dostluk kurma, dost olma anlamına geliyor
Teberra= uzak durmak anlamına geliyor
Aleviler arasında Tevella ve Teberra'nin manası ise Ehlibeytin dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak anlamına geliyor
Ancak tarihsel süreç içerisinde Tevella Teberra'nin anlamı daha önemli hale gelmiştir
Tevella Teberra iyiden, güzelden, haktan, haklıdan yana olmak; zalime, sömürücüye, haksıza, riyakara da karşı olmak anlamına geliyor
Bu anlamıyla bir duruşu, tavrı sembolize ediyor
Ehlibeytin şahsında bir bütün halinde doğrulardan taraf olmayı, haksıza karşı olmayı temsil ediyor
Bazı dar görüşlü kimseler Tevella Teberra'nin taşıdığı anlamı, sembolize ettiği değerleri dar bir çerçevede ele alıyor
Olayın özü ise öyle sanıldığı gibi dar bir çerçevede değildir
Özde bir duruş, tavır vardır
Ve bu duruş Ehlibeytin şahsında bütünsel bir manaya sahip olup mekan ve zamanla sınırlı değildir
Yer yüzünde haksızlık olduğu müddetçe ve doğruları hakim kılma ideali olduğu müddetçe Tevella Teberra da olacaktır
Oruç nedir?
Oruç, insanin bedenini disiplin ve denetim altına almak, ruhsal yapısını güçlendirmek için yaptığı bir ibadettir
Oruç ibadeti belirli zamanlarda yeme, içme ve cinsellik gibi istekleri/duyguları terk ederek zihinsel/ruhsal yapıya ağırlık vermektir
Bazı inançlarda oruç tamamıyla yeme-içmeden uzak durmak seklinde olabileceği gibi, et ve diğer hayvansal mamuller gibi belirli yiyecekleri yememek şeklinde de olabilir
Hemen hemen bütün inançlarda oruç ibadeti vardır
Aleviler oruç tutarlar mı?
Hemen hemen bütün inançlarda oruç ibadeti vardır
Alevi inancında da oruç ibadeti vardır
Aleviler Ramazan orucu tutarlar mı?
Aleviler,Ramazan ayında 30 gün oruç tutarlar
Sorularla Alevilik-3
Kerbela ne anlama geliyor?
Kerbela günümüzde Irak sınırları içinde yer alan bir bölgenin adıdır
Kerbela’yı önemli kılan; Hz
Muhammed’in torunu, Hz
Ali’nin oğlu üçüncü İmam Hüseyin’in 680’de Emevi halifesi Muaviye oğlu Yezid’in askerleri tarafından Kerbela’da şehit edilmesidir
Bu insanlık dışı katliam tarihe "Kerbela Olayı" olarak geçmiştir
Kerbela Olayının Aleviler için önemi nedir ve Kerbela Olayı nasıl gelişti?
Kerbela olayı aradan asırlar da geçse unutulmayacak kadar derin, anlamlı, öğreticidir
Kerbela, iyi ile kötünün, zalim ile mazlumun, lanetli ile kutsalın, karanlık ile aydınlığın hesaplaşmasıdır
İmam Hüseyin burada kutsallığı, mazlumu, aydınlığı temsil etmektedir
Kerbela Olayı’nın kökeni Hz
Peygamberin veda hacı’na ve yazılmayan vasiyetine kadar gider
Bilindiği gibi Hz
Muhammed peygamberliğini açıkladıktan sonra İslamiyet hızla gelişti
Bu gelişme Mekkeli müşrikleri telaşlandırdı
Onlar Hz
Muhammed’e olmadık engeller çıkardılar
Hz
Muhammed bütün bu engelleri aştı
Hz
Muhammed bütün bu müşriklerin, putperestlerin çıkardığı sorunlar ve engellerle mücadelede en büyük yardımı Hz
Ali’den görüyordu
Hz
Ali Peygamberin yanında eğitim almış, İslamiyet’i ilk kabul etmiş ve ayni zamanda Peygamberin kızı Hz
Fatma ile evlenerek Peygamberin soyunun sürdürücüsü olmuştu
Hz
Ali Kuran’da geçen ve onlarca hadiste geçen Ehlibeyt’tendir
Ehlibeyt Hz
Muhammed’in ailesi demektir
Ehlibeyt Hz
Muhammed, Hz
Ali, Hz
Fatma, Hz
Hasan ve Hz
Hüseyin’den oluşmaktadır
Hz
Muhammed’in Medine’ye hicretinden sonra İslam dini gelişmeye devam etti
O kadar gelişti ki, Mekkeli putperestler bile Müslüman oldular
İşte bu putperestlerin içinde Mekke’nin en zengin kişilerinden biri olan Ebu Süfyan da vardı
Ebu Süfyan ve benzerleri İslam’a Peygambere inandıkları için Müslüman olmadılar
Onlar gelişen İslamiyet’in maddi değerlerine sahip olmak için Müslüman oluyorlardı
Hz
Muhammed bütün bunları görüyor ve ona göre de önlem alıyordu
Hz
Muhammed çok açık bir şekilde kendisinden sonra Müslümanların önderinin (Halifesinin) Hz
Ali olması gerektiğini beyan etmiştir
Ama bütün bunlar hiçe sayıldı
Hz
Muhammed’in vefatından sonra bu eskinin putperest, müşrik bezirganları bir ara geçiş dönemi hazırladılar
Bu dönemde sırasıyla Ebubekir, Ömer ve Osman halife oldular
Daha sonraki dönemde ise Hz
Ali halife oldu
Hz
Ali’nin halifeliği daha baştan engellenmiş ve onun aşağılanması, yiğitliğinin, fedakârlığının basitleştirilmesi sağlanmıştı
Hz
Ali bütün bu oyunlara karşı doğru bildiği Hak yolundan şaşmamış, dünya malına, paraya pula tamah göstermemişti
Hz
Ali kendisine yapılan onca haksızlığa karşın sabır göstermiş, İslam toplumunun içine nifak sokulmasın diye, kan dökülmesin diye insanları doğruluğa davetini sürdürmüştür
Ama ne yazık ki, Hz
Ali’nin bütün bu çabalarına karşın dünya malına tamah gösterenler, gözünü iktidar hırsı bürümüş olanlar bunu anlamıyordu
Nitekim Ebu Süfyan oğlu Muaviye yaptığı bin bir dalavere ve haksızlıkla kendisini halife ilân ediyordu
İslamiyet’i bir iktidar aracı olarak görüyordu
Muaviye Hilafeti de babadan oğula geçecek bir kurum olarak şekillendiriyordu
Muaviye dönemindeki Emevi saltanatı salt Hilafet için değil, aynı zamanda kendi iktidarlarına hizmet edecek bütün din dışı gelenekleri, töreleri, adetleri din adına kurallaştırıyor, kurumlaştırıyordu
Hz
Ali ve Ehlibeyt var gücüyle bütün olumsuzlukları gidermeye çalışıyor, insanları gerçeğe davete devam ediyorlardı
Ama Muaviye acımasızdı
Hz
Ali şehit ediliyor, ardından ikinci imam Hasan zehirlettirilerek şehit ediliyordu
Bu arada Muaviye ölüyor, yerine oğlu Yezid geçiyordu
Yezid kendi iktidarı için İmam Hüseyin’i tehlikeli görüyordu
Çünkü İmam Hüseyin Ehlibeyttendir
Yani Hz
Peygamberin torunu, Hz
Ali’nin oğluydu
O, doğruluğun, hakkın, adaletin, gerçeklerin yılmaz savunucusuydu
Bu arada Emevi saraylarında din dışı ne varsa din adına meşru gösteriliyordu
Halk isyan ediyor ama Emevilerin kurduğu askeri teşkilat halka göz açtırmıyordu
İşte Küfe halkı da baskılardan bıkmıştı
Küfeliler her gün İmam Hüseyin’e davet üstüne davet gönderip, kendisini halife olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardı
İmam Hüseyin engin öngörüsüyle Küfelilerin ihanet edebileceklerini biliyor buna karşın kendi sorunluluğunun gereğini yerine getireceğini söylüyordu
Ve İmam Hüseyin yakın aile çevresi ile Küfe’ye varmak için yola çıkıyordu
Emevi saltanatının sürdürücüsü lanetli Yezid bu durumu haber alıyor ve önüne engeller çıkarıyor, onu öldürmek için planlar kuruyordu
Yezid ve taraftarları Küfelilerden Hz
Hüseyin taraftarlarını baskı altına aldılar
Bazılarını ise rüşvetle ve çeşitli vaatlerle İmam Hüseyin’den bağlılıklarını vazgeçirdiler
İmam Hüseyin’in ailesi yaklaşık 70 kişiden oluşuyordu
Buna karşın Yezid’in ordusu ise binlerce kişiden
Yezid’in komutanları, İmam Hüseyin’e Yezid’e biat etmesini ve böylelikle onu bırakacaklarını söylediler
İmam Hüseyin asla zalime biat etmeyeceğini, boyun eğmeyeceğini ve gerekirse bunun için şehit olacağını defalarca tekrarladı
İmam Hüseyin dediği gibi yaptı ve Yezid’e biat etmeyerek, onurlu bir şekilde direnerek şehit düştü
Kerbela Olayı İslam’da safları netleştirmiştir
Zalime asla biat edilmeyeceğini göstermiştir
Alevilik inancında Kerbela Olayı büyük bir öneme haizdir
Aleviler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, adları ne olursa olsunlar, Hz
Hüseyin’e bağlıdırlar
Onun için oruç tutarlar, yas tutarlar
Onun çektiği acıları bir nebze de olsa hissetmek için çile çekerler
Aleviler sadece yas tutarak İmam Hüseyin’i anmazlar
Aynı zamanda ondan her defasından bir şeyler öğrenirler
Dünya döndükçe, insanlar varoldu kça Kerbela unutulmayacak
Nusayrilik nedir?
Adını kurucusu Muhammed Bin Nusayri’den alan Nusayrilik daha çok Ortadoğu ve Anadolu’da gelişmiş, taraftar bulmuştur
Nusayriler tarih boyunca en çok ezilen Alevi fırkalar arasında ilk sıralarda yer alırlar
Nusayrilere insan onurunu zedeleyen yakıştırmalar, aşağılanmalar, iftiralar yapılmıştır
Günümüzde dahi bu tür sapkın düşünceli kimseler Nusayrileri aşağılamaya, karalamaya, küçük düşürmeye devam ediyorlar
Nusayriliğin kurucusu olarak tanımlanan Muhammed Bin Nusayr, on birinci (11
) imam Hasan Askeri zamanında yaşamıştır
11
imam Hasan Askeri’nin en sadık, bilgin öğrencilerindendi
Nusayriliği diğer Ehlibeyt mezheplerinden/örgütlenmelerinden ayrı tutamayız
Nusayrilikte kesin bir Ehlibeyt bağlılığı vardır
Nusayriliğin inanç temelleri bu bağlılık temelinde şekillenmiştir
Tarih boyunca bazı akımlar ve kimseler Nusayriliği Ehlibeyt dışına atmaya çalıştılar
Ama bunda başarılı olamadılar
Nusayriliğin inanç esasları, bazı şahsiyetsizlerin iftiralarına karşın Ehlibeyt ve On İki İmamlar sevgisi ve bağlılığı temelinde oluşmuştur
Anlaşılması ve bilinmesi gereken; Nusayrilik bir Alevi inancıdır
Farklılıkları, özgünlükleri olmasına karşın bir Alevi inancıdır
Bu farklılık ve özgünlükler birer zenginlik ve kazanımdır
Nusayrilik bütün çarpıtmalara, karalamalara, saptırılmalara rağmen günümüzde de varlığını sürdüren Ehlibeyt ve On İki İmamlar’a bağlı bir Alevi inancıdır
Ehlibeyt ne anlama geliyor ve kimlerden oluşuyor?
Anlam olarak Ehlibeyt Hz
Muhammed’in ailesi demek
Bu aile Hz
Muhammed, Hz
Ali, Hz
Fatma, Hz
Hasan ve Hz
Hüseyin’den oluşmaktadır
Alevi inancının temelini Ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı oluşturuyor
Ehlibeyt’in kutsallığı ve masumluğu Kuran’da şöyle geçiyor:
Ahzap suresi 33
Ayet
"Ey Ehlibeyt, Tanrı sizi her türlü kirden arındırdı ve sizin tertemiz kalmanızı diler"
Yine sevgili Peygamberin Ehlibeyt için söylediği hadisler var
İşte bu hadislerden bir kaçı:
Kuran ve Ehlibeyt ikizdir
Ey halk, biliniz ki bende insanım
Allah’ın daveti bana yakında gelecektir
Bende onu kabul edeceğim
İşte ben size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum
Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeyt’imi
Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum
Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum
Allah’ın huzurunda size ehlibeytimi tavsiye ediyorum
Bana ve Ehlibeyt’ime Selatü selam getirmeyenin duası kabul olmaz
Benim şefaatim, ümmetimden Ehlibeytimi sevenleredir
Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer, ona sarılan ebedi kurtuluşa erer
Kim binmezse helâk olur
Ey insanlar, Allah’ı kendi nimeti ile sizi beslediği için seviniz
Beni de Allah’a olan muhabbetinizle seviniz
Ehlibeyt’imi de bana olan muhabbetle seviniz
Her şeyin bir esası, bir temeli vardır
Dinin esası da Ehlibeytimdir ve onlara muhabbettir
Ehlibeyt’ime eziyet eden, Allah’a eziyet eder
Bütün bu hadislerden anlaşılacağı üzere Hz
Peygamber ümmetine Ehlibeyti’ne uymayı emretmiştir
Ama maalesef ümmetinden bazıları dünya malına tamah gösterip Ehlibeyt’e her türlü düşmanlığı yaptılar
Hz
Hasan’ı zehirlediler, Hz
Hüseyin’i Kerbela’da şehit ettiler
Ama sevgili peygamber olacakları görmüş ve ümmetine şöyle seslenmiştir:
"Yahudiler 71 fırkaya bölündüler, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fırkaya bölüneceksiniz
Ama bu 73 fırkanın içinde sadece bir tanesi doğru yolu bulacaktır
O da benim Ehlibeyt’ime uyanlar olacaktır
"
Fazla söze gerek yok
Her şey ortada
Ehlibeyt’e muhabbet ve bağlılık ibadettir
Alevilerin Cami, Oruç Ve Namaz Anlayişi
Alevi ve Bektaşiler, neden camiye gitmiyorlar?
1) Bilindiği gibi Hz
Muhammed’in soyu Kureyş kabilesinden gelmektedir
Kureyş kabilesi ise; Abdümenaf’ın aynı bâtında doğan iki oğlunun temsil ettiği kabiledir
Bu iki kardeş: Haşim (Amr) ve Abdüşems’tir
2) Haşimiler:
Abdimenaf- Haşim (Amr)- Mutallib- Abdulmutallib (Şeybe)-Abdulmutallib’in oğulları, Abdullah ve Ebu Talip’tir
Abdullah’ın oğlu da Hz
Muhammed’tir
Ebu Talib’in oğlu ise Hz
Ali’dir
3) Ümeyye oğulları:
Abdimenaf-Abdüşems- Ümeyye- Harb- Sahar (Ebû-Süfyan)- Muaviye ve Yezid’dir
(Emeviler)
Daha İslamiyet öncesi Kâbe’nin yönetimi ile ilgili olarak başlayan bu iki ailenin düşmanlıkları, Kerbelâ’ya kadar sürmüş, hatta Kerbelâ’dan sonra da devam etmiştir
Hazret-i Peygamber’in vefatından sonra hilafet, Ümeyye oğullarının eline geçmişti
Daha Hz
Peygamber zamanında başlayan ayrılıklar, Hz
Peygamber’in Hakk’a yürümesinden sonra giderek artmıştır
Özellikle Ümeyye oğullarından Muaviye ve oğlu Yezid, hilafeti ellerinde tutabilmek uğruna Hz
Ali ve onun soyuna akla ve hayale gelmeyecek hile ve kötülükler yapmışlardır
Yüz yıllar boyunca camilerde, Hz
Ali ve soyuna küfürler edilmiş, Hz
Ali ve soyu için akla va hayale gelmeyecek hakaretler yapılmıştır
Hz
Ali ve onları sevenlere, onlara taraftar olanlara korkunç işkenceler uygulanmıştır
Ancak, Emevi saltanatının sona ermesiyle birlikte bitecek sanılan bu zulüm, Abbasiler döneminde de devam etmiştir
İşte bu sebeptendir ki, Ehl-i Beyt dostu ve taraftarı olan Alevi ve Bektaşiler, giderek camiden uzaklaştılar ve ibadetlerini evlerinde veya cem evi adı verilen kutsal mekanlarda yapmaya başladılar
4) Bir başka neden de, Alevi ve Bektaşilerin İslam anlayışından ileri gelmektedir
Türkler İslamiyet’i kabul ettikleri zaman, Başta Hz
Muhammed olmak üzere, Hz
Ali ve onun soyundan gelenlere büyük bir muhabbetle bağlandılar
Bu arada Hoca Ahmet Yesevi’nin başlatmış olduğu tasavvuf akımı,
Türkleri de etkiledi
Türkler, Kuran’ı ve İslamiyet’i, kendikerine göre yorumladılar
Kuran-ı Kerim’deki, “salât” ve “namaz” terimlerini, “dua ve ibadet” olarak kabul ettiler
Bugün Alevi ve Bektaşilerin cem evlerinde uyguladıkları da budur, yani dua ve ibadettir, bunu yaparken de Ehl-i Beyt sevgisi ve Kuran’ın gerçek yorumuna uygun bir biçimde hareket edilmektedir
Bunu biraz daha açacak olursak, Alevi-Baktaşi inancında, beş vakit namaz yoktur
Alevi-Bektaşi ibadetindeki cemin, erkân ve ritüellerine dönecek olursak; kıyamın, rükunun ve secdenin olduğunu açıkça görürüz
Namaz sözü Kuran’da salât olarak dile getirilir
Salât, kulun Allah’a takva yoluyla yönelişidir
Bu yöneliş, Alevi-Bektaşi geleneğinde niyaz ile yapılır
Bu yöneliş, tamamen kulun kendi iradesine göre yapılan bir teslimiyet halidir ve bunun için de bir mabet veya camiye gerek duyulmaz; gök kubbenin altında her yer bir mabettir, her yer bir ibadet yeridir
Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’da: “Sen nereye dönersen orada benim yüzümü görürsün” [1] diyor
Alevi ve Bektaşilerin namaz anlayışı:
1
Namaz:
Namaz, Kuran’ın pek çok ayetinde “salât” olarak geçer
Salât, aynı zamanda salavâttır
Salavât, ibadet olarak alındığı gibi, aynı zamanda Hz
Muhammed’e ve onun Ehl-i Beyt’ine okunan duadır
Aleviler Salâvatı, dua ve ibadet olarak kabul ederler
Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’da: “Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavât getirirler
Ey müminler! Siz de ona ve yakınlarına salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” [2] buyrulmuştur
Yine Kuran’da:
“Ey ümmetler! Her birinize bir şeriat ve bir minhaç (ışıklı yol) verdik
Allah, dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde, sizi denemek için böyle yaptı” [3] denmektedir
Şu ayette de: “Biz her ümmet için bir ibadet şekli belirledik; onlar onu izlerler” [4] diyor
Kuran ayetlerinde görüldüğü gibi, Allah, her ümmet için bir yol ve ibadet şekli belirlemiştir
Kuran’da Hz
İbrahim’e:
“İnanan kullarına söyle: Dua ve ibadet etsinler” [5] deniyor
Şu ayetlerde de:
“İsrail oğullarından şöyle bir söz almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetime, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın
İbadeti dosdoğru yapın, zekatı verin…” [6] deniyor
Hazret-i İsa:
“Beni bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı
Yaşadığım sürece bana ibadeti, zekatı önerdi”[7] demektedir
Görüldüğü gibi, Cenab-ı Allah, Kuran’da
, “Biz her ümmet için ışıklı bir yol ve ibadet şekli belirledik” diyor
Yine İbrahim Peygamber’e, ibadet et, zekatı ver diyor
İsrail oğullarına, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin diyor
İsa Peygamber de:“Allah bana ibadet ve zekatı önerdi” diyor
Biz biliyoruz ki, her peygamberin ve onlara bağlı olanların ibadet şekli ayrı ayrıdır
Ellerinde Tevrat veya İncil olduğu halde dua ediyorlar
Öyle ise Allah, onların bu yaptıklarını ibadet olarak kabul ediyor
Çünkü Cenab-ı Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır
İşte, Alevi ve Bektaşiler, bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir
Bu ibadetin içerisinde kıyam, rüku, secde, dua ve tevhit vardır ve bu ibadeti de cem evlerinde yerine getirirler
2
Oruç:
Alevilerin kendilerine özgü bir oruç anlayışları vardır
Oruç Allah rızası için tutulmalıdır
Oruç Ramazan ayı içerisinde hiçbir şey yemeden, içmeden tutulan 30 günlük oruç ve aç durmaktir
Alevilik,sünnilik Ve şiilik Arasindaki Farklar Nedir?
Alevilik
, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah'a kul, Hz
Muhammet’e bağlı, Hz
Ali'ye talip, Ehli-i Beyt yolunu süren, Hacı Bektaşi-ı Veli'nin "eline, beline, diline sahip" olmayı ilke edinen, iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulan, tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, zâhiri bâtınla, bâtini zâhirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasını ulaşan, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur
“
Alevi İslam anlayışı;
İslamiyet’in Kuran'a dayalı, Hz
Muhammed'in buyruklarına göre ,İslamI evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisin-de bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır
Alevi İslam anlayışı
, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur
Anadolu'yu İslamlaştıran bir yorumdur
Alevilik
, İslam dinin özüdür; manasıdır
Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir
Hz
Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumu-dur
Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır
Alevilik
, Hz
Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır
Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur
Alevi-Bektaşi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir
Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzün den Hakka bakan bir inançtır
Alevilik görünüş itibari ile Cafer-i Sadık mezhebidir
İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer
Alevilik
, İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder
Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakkın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir
Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam’dır
Alevilik İslam içerisinde doğmuştur
Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır
Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir
Alevilik, Alevi:
(Ali – Evi) Hz
Ali’nin soyundan galipte onun tasavvufi yolunu izleyenler ile, o’nun soyundan gelen (Seyyid, şerif Hacegan) kollarından olan herhangi bir mürşide ikrar verip bağlananlardır
Al-i Beyt(Yüce ev)
Temelde Hz
Ali’nin soyuna mahsus olan bu isme sonradan ikrar verip bağlananlarda katılmıştır
(Bk
H
Kaya Alevilik tanıtım ve ilkeleri Manisa 1994)
“Alevi” Hz
Ali ailesinin adıdır
Hz
Ali’ye bağlı olan, o’nu seven Hz
Ali’nin yolundan giden, Hz
Ali’nin taraflarına Alevi denilir
Ali’yi sevenlerdir
Aleviliğin tanımlanmasını 941-942 yılında Ebu Dulaf yapmıştır
Alevilerin Ali sevgisi, taraftarı içinde Ehl-i Beyt sevgisiyle Ali’yi ve ev halkıyla sevenler taraftarı olanlar, izinde gidenlere Alevi denir
Aleviler, Ehl-i Beyti sevenlerdir
Tevella taraftarları da denilir
Sevmeyenlere de
Teberra denilir
Alevilik, Hz Muhammed’in son dönemlerinde ki gelişmelere içersinde gelişmeye başlar
Tasavvufa eğilimli sufi çevreler ve Hz
Ali etrafında toplanırlar
İşte Alevi İslam İnancı;
erdemliği,yüceliği,insancılığı,barışı sağlayan ve insanlığın özlem duyduğu, paylaşımcılığı sağlayacak birinci yol olduğu, gerek inanç bakımından,gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl ,en özgün,en ahlâklı,en görkemli inanç ve kültür bütünlüğüdür
Alevi ;
kelime olarak Ali’ye ait veya Ali’ye bağlı olma anlamına gelir
Alevilik, her ne kadar Hz
Ali’ye ve yakınlarına taraftar anlamında ise de asılında sadece Hz
Ali’ye yakın olmak anlamında anlaşılmamalıdır
Alevilik, Kur’an ve Alevi İslam’ı Hz
Ali’nin anlayıp anlattığı gibi anlamaktır
Alevilik, İslam inancını, özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan, insanda yücelmeyi, şekil şartlarından daha çok içsellikle arayan, İslam’ın bir tasavvufi yorumudur
Buna göre Alevilerin İslam içindeki yeri şöyledir:
Dini İslam, kitabı Kur’an , Allah’a kul, Hz
Muhammed’e ümmet, Hz
Ali gibi Ehl-i Beyt’in yolunu süren, yani Kur’anı ve İslam’ı Hz
Ali gibi anlayan ve oniki imamlar gibi inancı sürdürenlerdir
Alevilik,Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan, Hz
Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her dine, mezhebe, inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk, farkı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik, demokrat, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, şeriatın bağnaz kurallarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre ve Sünni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri, merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuru ile yoğrulmuş, insanı Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, kokuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan ile yaratılan ikiliğinden Varlık Birliğine Varan, edep ve ahlaklığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda, hem ilahiliğin hem de irfan iliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz
Muhammed ve Hz
Ali’den neslin imametini teberra ve tebella ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir
Alevi İslam inanç ve felsefesi Sünni İslam inan ve felsefesinden çok farklıdır
İslam’ın iki temel inanç kolundan biri olan Sünnilik devlet ile bütünleşmenin ve İslam Ortodoks temsilci olmanın verdiği artık farklarla güçlü olan kanadın; bu gücü rahmet ile değil zulmet ile kullananların elinde hürriyetleri boğulan Aleviler ise özgür olmayan kanadın temsilcileri olmuştur
Ortodoks İslamiyet, seven bir ümmetin değil, korkan bir ümmetin; hayatı kalıplayan, her türlü yenilgiye kapalı olan ve bunları din adına koyan bir ümmetin; bilmediği bir dil ile ibadet etmek yüzünden dininin gerçek mesaj ve anlamını kavramaya fırsat bulamayan şekilci bir ümmetin; ibadeti yasak sayar gibi yapan, dinimizi yalnız namaz borcunu, oruç borcunu ve benzerlerini ödemek şeklide anlayan ve bu işlevleri yerine getirmekle dinsel
ödevlerini tamamlamış olmak gibi yanıltıcı ve aldatıcı bir tatminkarlığa kendilerini kaptıran bir ümmetin sembolü olmuştur
Alevi ibadetinin hayatını dolduran şey; şekil, protokol, ezber değil Edep-Erkan’dır
Hayat bir eylemdir
İnsana yakışır yaşamak, eylemin insana yakışır olanını kullanmaktır
Alevilikle bu Edep’tir
İnsan yapabileceğiyle değil, yaptıklarıyla insandır
Gerçekleştirdiklerinin bir toplamıdır
Alevilik, Hilafetçi değil Cumhuriyetçidir ! doğmacı değil, akılcıdır ! Dinsel doğmalar özgürce yorumlanarak… insana düşünme tanımayan imana yan durak şekle değil öze, biçime değil, ruha yönelerek edep ve erkan üzere yaşar !
Zahiri batın ile, namazı niyaz ile ,Camiye Cem ile ,Kıbleyi insan ile, Kabe’yi gönül evi ile, Haşrı şudur ile, kıyası içtihat ile, Kaderciliği özgür irade ile ,kulluğu özgür insan ile ,Tanrı korkusunu Hak sevgisi ile ,Yaratan -Yaratılan ikiliğin, varlığın birliğiyle, biati, kötüye değil haklı ve adil olana layık görmek ile , Arabi adet ve icaplarını ata evi gelenek ve görenekleri ile, Dini akıl –gönül senaaai ile karşılayarak; şeriat dünyasını aşıp tarikat dünyasında, hatta ondan da öte marifet dünyasında kendini yeni temel ve boyutlarda inşa etmiştir
İşte bütün bunları hayatıyla özdeşleştirerek yaşayandır Alevi…!
Alevilik kelime anlamı olarak Hz
Ali’ye bağlı olanlar anlamına gelir
Alevilik İslam’ın Ehl-i Beyt yorumu ve anlayışıdır
Hz
Muhammed ile nübüvvet son bulmuş, Hz
Ali ile velayet dönemi başlamıştır
Alevilik Kur-an ve İslam’ı Ehl-i Beyt yorumuyla kabullenmiştir
Merkeze insanı koyar
Muhammed Zahir Ali Batındır burada Alevilik iki yönlü olarak dinin sadece zahiri anlamı değil içsel Batın yorumuna daha çok önem verir
Dini İslam, kitabı Kur-an Allah’a kul, Hz
Muhammed’e ümmet , Hz
Ali’ye talip, Ehl-i Beyt’in yolunu süren, on iki imamlara bağlı olan, zümredir
Aleviler, Allah, Muhammed , Ali kutsallığını kalbinde taşıyan , Hz
Ali’nin adaletinden ayrılmayan , temelinde insan sevgisi bulunan, bütün dinlere ve inançlara sayı duyan, dil , din, ırk , renk farkı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip olma ilkelerini şart koşan, laik, demokrat,eşitlikçi, katılımcı paylaşımcı düşünceyi savunan şeriata, bağnazlığa karşı olan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi olan insan kamil ve erdemli insan olmayı arzulayan korkuyla değil sevgi ve aşk ile Tanrı’ya yönelen, insanın özünde Tanrı’yı gören, 72 milleti bir gözle gören yaratılmışı yaratandan ötürü seven bütün alemi Tanrı’nın yansıması gören, can incitenin de Tanrı’yı incittiğine inanan , İslam’ın sevgi, aşk ve gülen yüzüdür Alevilik
Alevilik, Sünni İslam inancından farlı bir yapıya sahiptir
Sünni İslam anlayışı Emevilerin devamıdır
Alevilik ise Ehl-i Beyt inancının devamı ve süreğidir
Alevilik mezhepler üstü bir değerdir
Mezheple kayıtlanmamış olmasına rağmen İslam mezheplerinin maksat ve payesini bilir
Mezheplerin de resmi statüye kavuşturulması Emevi ve Abbasiler döneminde siyasi ve politik olgulara dayanan bu dönemden beri Hz
Muhammed’in torunu imam Cafer Sadık’’a bağlı olarak varlığını sürdürmüşlerdi
Alevilik nedir? Alevilerin İslam dini içerisindeki yeri ve Alevi İslam deyiminin açıklanması:
Alevi kelime olarak “Ali’ye bağlı imamı Ali cenabı Muraaaa’nın İslam’ı anladığı gibi anlamak, ibadetini onun yaptığı gibi yapmaktır
Alevilik her ne kadar Hazreti Ali’ye ve hanedanı Ehlibeyt’e 12 imamlara bağlılık anlamındaysa aslında sadece Hz
Ali’ye yakın olmak anlamında anlaşılmamalıdır
Alevilik, Kuran ve Alevi İslamı Hz
Ali’nin anlayıp anlattığı gibi anlayıp, yorumladığı gibi yorumlamak, ibadetini de şeklen uymak ,yorumun açılımlarını da Pir Ahmet Yesevi Anadolu’ya gelerek ser çeşme dediğimiz Pir Hünkar Hacı Bektaşi-ı Veli’nin ve diğer Anadolu erenlerinin Kuran-ı Kerim’i şerh ederek uyguladıkları ibadeti bir Türkmen yorumu ile harmanlayarak uygulama biçimini İslam inancını özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan
İnsanda yücelmeyi, şekil şartlarından daha çok içsellikte yani özde arayan bir yorumdur
Cenabı Hakk kuranda “bugün size dininizi ikmal ettim üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı beğendim” buyuruyor
(maide3)
Bu tanıma göre Alevilerin İslam içindeki yeri şöyledir: dini İslam, kitabı kuran, Allah’a kul, Hz
Muhammed’e ümmet, Hz
Ali’ye talip, Ehlibeyt’in yolunu süren, insanı merkeze koyarak, tüm inançlara saygı duyan, inançlarından dolayı hiç kimseye hor bakmayan, onları zor kullanarak kimseyi rencide etmeden ama irşat yolu ile kişinin reyine bırakarak yola girene de özü ve sadakatle bağlananı can kardeşi bilip onu bağrına basmanın adıdır, yoludur
ŞİİLİKLE,ALEVİLİK ARASINDAKİ FARKLAR VE ORTAK BENZERLİKLER
Şiilik, Arapça’da (Ş
Y
A) kökeninden gelme bir kelimedir ve yaygın olarak “Taraflar” anlamına gelir
Bu Hz
Ali ve Ehl-i Beyt taraflarıdır
“ Alevi” kelime olarak Ali’ye bağlı olanlar anlamına gelir Hz
Ali’nin soyundan gelenlerin isimlerinin önüne konulan bir takıdır
Şiiler ve Aleviler her ikisi de Ehl’i Beyt’e bağlı , 12 imamlara bağlıdır
İnanç temelleri ayrıdır bunun dışında ibadet uygulama ,düşünce yapısı olarak birbirinden farklıdır
1-Şiilikte ikrar ve biat yoktur
sadece tanıklık ve bağlılık vardır
, Alevilikte ise ikrar,biat ve teslimiyet vardır
2-Şiilikte minhâç ( aydınlık yol) yani tasavvuf ve tarikat yoktur
Alevilik ise, minhâç ve erkan,yani tasavvufi yoludur
(Aydınlık yoludur)
Ehli Sünnet gibi hareket eder ve Sünni düşünceyi paylaşırlar
3-Şiilik şeriata bağlı kalınır,Alevilik ise, şeriat, tarikat, marifet, ve hakikat aşamalarını kabul edilir
4-Şiilikte, musahip olma koşulu yoktur, Alevilikte ise musahip olma koşulu vardır
5-Şiilikte mut’a nikahı evlilikleri kabul edilir
Alevilikte ise mut’a nikahının varlığı kabul edilmez
Genellikle tek eşliliği kabul eder
6-Şiilikte, zikir, semah ve müzik ibadete sokulmaz
Alevilikte ise bunlar ibadetin temel öğeleridir
7-Şiilikte dinin şartı beştir
Tevhit, Adalet, Nübüvvet, imamet ve mead’dır
Alevilikte altıdır
Alevilikte Velayet inancı eklenir
Bunlar,Usul-i Din’dir
8-Şiilikte dinin ayrıntılara ait koşulları (Füru-ı Din )ondur
a-Namaz,b-Oruç,c- Hac d-Zekat e- Cihat etmek f- Humus g- Peygamber soyuna tevella etmek h- Peygamber ve Ehl-i Beyt düşmanlarını teberra ( dışlamak) j-İlahi emirleri tutmak, k-Yasaklarından kaçınmak
9--Alevilikte,mürşit,rehber,talip veya muhip,yol oğlu gibi kavramlar vardır
Şiilikte bunların hiç biri yoktur
10-Alevilikte;Pir, mürşit, rehber, talip, musahiplik gibi kavramlar vardır
Şiilikte bunlar yoktur
11-Alevilikte 4 kapı 40 makam anlayışı vardır
Bunlar şeriat, tarikat, marifet , hakikat tır ve her kapının 10 menzili vardır
Şiilikte ise sadece şeriat vardır
12-Aleviler ibadetlerinde musiki ile cem olurlar
Şiilikte ise bunlara yer verilmez
Şiilikte Alevilik arasındaki benzerlik Ehl-i Beytin sevgisidir
Şiilik Şeriattır, Alevilik Tasavvuftur
(Bk
H
Kaya,Alevilik Tanıtımı ve İlkeleri)
ALEVİLİKLE, SUNNİ İSLAM ARASINDAKİ FARKLAR
1-Alevilik tasavvufi batini yorumu esas alır
Sunilikte ise Emevi şeriatına uygun hareketleri esas alırlar
2- Alevilik Ehl-i Beyt yorumudur
Sünnilik, Emevi yorumudur
3- Alevilik sevgi ve aşk ile Hakka gitmeyi esas alır
Sunilik korkuya, şekle dayalı inancı esas alırlar
4-Alevilikte 4 kapı 40 makam vardır ve 3 sünnet 7 farz , 12 erkan vardır Sunilikte bu yoktur
Sunilikte 5 vakit namaz vardır
İslam’ı 5 şarta imanı 6 şarta dayandırırlar
5-Hac, zekat vardır
Alevilikte hac anlayışı gönülleri fethetmektir
Alevilikte zekat değil paylaşım vardır
Sünnilikte inanç ritüelleri tamamen farklıdır
Alevilerde cem vardır
Secde ademedir
İbadetinde musiki ve aşk vardır
Kabe gönüldür
6-Alevilikte varolan dört kapı kırk makam, üç sünnet, yedi farz, on iki erkan Sünnilikte yoktur
Sünnilikte ise beş vakit namaz ve İslam’ın 5 şartı vardır
Allah’tan korkmak vardır
5 vakit namaz vardır
Hac, zekat vardır
7- Alevilikte Allah’a sevgi vardır
İnsana sevgi saygı vardır
Muharrem orucu, Hızır orucu vardır
48 Perşembe orucu, Hızır orucu, Nevruz bayramı vardır
Sünnilikte bunlar yoktur
8-Alevilikte Cem ve niyaz vardır
Sünni inanç bunları reddeder
Sünni İslam’la Alevilerin ortak tek noktaları;Hz
Peygambere ve Kuran-ı Kerimine ve de Allah’ın birliğine inanmaktır
Başka inançsal bağlılığı yoktur
Alevi erkanları bazıları şunlardır:
Doğum,sünnet, Hakka yürüme,ikrar verip nasip alma, musahip edinme ve görgü ,Ayn-ül Cem, Tarikat Erkanı, Tevhit, Veladet-i Nebi(Hz
Muhammed ve Hz
Ali’nin doğum günlerini kutlanır)Baş okutma Erkanı,Tarikat kavline göre yükseliş Erkanı, Marifet Erkanı , Sema etmek, Matem ve Oruç Erkânı, Düşkünlük Erkânı gibi erkânlar da Aleviliğin temel inançlardır
Alevilikte İbadetin Temel Şartları
1-İman:
Alevilikte ibadet yapabilmek için iman sahibi olmak,
2-İkrar:
Alevi (yoloğlu) olabilmek için peygamber soyundan gelen ve o soy tarafından kendisine görev verilen bir Mürşide söz verip bağlanmak şarttır
3-Erkân musahip tutup görgü kavline girmek
, 48 Cuma cem’e katılıp,Hak lokması dağıtmak, mürşidin dediklerini uygulamak
4-Takva:
Allah’ı sevmek , O’nu darıltmamak için gayret sarf etmek,eline, diline, beline sahip olmak, eşine aşına, işine sadık olmak, özüne , sözüne, sazına, gözüne, doğru olmak, ağlayanı güldürmek, boşalttığını doldurmak, yıktığı varsa yapmak, gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek, eliyle koymadığını ve hak etmediğini almamak,on sekiz bin alemi hak bilmek,yetmiş iki milleti bir görmektir
Al
Allah :
özünde iman, sözünde,takvayı yüzünde bilmek,bilcümle varlık onun elinden ve dilinden emin olmak
5-Amel:
İlim sahibi olmak , inandıklarını uygulamak, yedi nefis mertebesini ve dört kapı, kırk makamı uygulayarak geçip, insan-i kamil olmak ve 4 kapı 40 makamı bilmek ve yerine getirmek
6-Meveddet:
(Tevella – Teberra) Allah pek çok ayette Peygamber ve onun Ehli-i Beytine ve soyuna sevgi ve bağlılık göstermemizi emretmektedir
Meveddet, sevgi ve bağlılık anlamındadır
Tanrı’nın Vedüd adından kaynaklanmaktadır
Tevellâ sevmek anlamındadır
Teberrâ ise kaçınmak anlamındadır
Alevilikte; Peygamber ve Ehli Beyitini , Peygamberin soyunu sevmeyenlerden kaçınmak anlamındadır
Alevilikte Ehli-Bayt’ı incitmek, Peygamberi incitmekle eş değer tutulmuştur
Alevilikte Dinin Şartları
1-Tevhid :
Allah’ın varlığına birliğine inanmak,
2-Nubuvvet :
Hazreti Muhammed Sen elçi olarak görmek,emirleri uygulamak,
3-İmamet:
Hz
Ali ve on iki imamlara inanmak,
4-Velayet:
Din ve dünya işlerinde Kuran
imametin sonra velayet ve … inanma,
5-Adalet:
Allah’ın mutlak adil olduğuna , melekler yoluyla denetlediğine inanmak,
6-Mead
Allah’ın emirlerine uyanların ödüllendirip cennete , emirlerini dinlemeyenlerin yargılanıp cennete konulmayacağına inanmaktır
NOT:arkadaslar maksat paylasim alintidir yanlis düsüncelere kapilmayin hakkimda
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
alevilik
,
arastirmasi
,
ayrintili
,
butun
,
ile
,
yonleri
Bütün Yönleri İle Ayrıntılı alevilik Araştırmasi ile ilgili Benzer Konular
175 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Alevi-Alevilik nedir?
Fıkhi Mezhepler
burçların kötü yönleri:):):)
Konu Dışı Başlıklar
alevilik ve hanifilik
Sorular ve Cevaplar
Ağaçkakanların Farklı Yönleri
Kuşlar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
08:29
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545