Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
peygamberlerin tarihi(açıklamalı) ile ilgili Benzer Konular
161 Kez Görüntülendi

Peygamberlerin Sıfat ve Faziletlerinden Bazıları Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamberlerin Gönderiliş Amacı Kuran'ı Kerim
peygamberlerin hayatları Dini Sohbet
Peygamberlerin Hayatları Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı Dini Programlar

klasik hüsn-i Hattan sizler için | resimlerde ayetler
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 09-08-2006   #1
Profil Bilgileri
peygamberlerin tarihi(açıklamalı)



peygamberlerin tarihi(açıklamalı) başlıklı yazı Mumsema peygamberlerin tarihi(açıklamalı) Forum Alev


Hz ÂDEM (as)
İlk insan, ilk peygamber, insanlığın babası Allah'u Teâlâ Hz Âdem'i topraktan (turâbtan) yarattı (Hûd, 11/61; Tâha, 20/55; Nuh, 71/18) Yüce Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklerine bildirdiği zaman; ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla donatacağı bu varlığın yeryüzüne uyum sağlaması için maddesinin de yeryüzü elementlerinden olmasını dilemiştir:
"Sizi (aslınız Âdem'i) topraktan yaratmış olması onun ayetlerindendir Sonra siz (her tarafa) yayılır bir beşer oldunuz" (er-Rum, 30/20)

Allah'u Teâlâ Hz Âdem'i yaratırken maddesi olan toprağı çeşitli hâl ve safhalardan geçirmiştir:

1- Türâb safhasından sonra "Tîn" safhası:

Tîn: Toprağın su ile karışımıdır ki, buna çamur ve balçık denilir Bu safha insan ferdinin ilk teşekkül ettirilmeğe başlandığı merhaledir:

"O (Allah) her şeyi güzel yaratan ve insanı başlangıçta çamurdan yaratandır" (es-Secde, 32/7)

Hayat kaidesinin candan sonra iki temel unsuru su ve topraktır

"Allah her canlıyı sudan yarattı İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürüyor, kimi iki ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört ayağı üzerinde yürüyor Allah ne dilerse yaratır Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir " (en-Nûr, 24/45) "O (Allah) sudan bir beşer (insan) yaratıp da onu soy-sop yapandır Rabbin her şeye kadirdir" (el-Furkan, 25/54)

Yeryüzünün 3/4'ü su ile kaplıdır İnsan vücudunun da %75'i sudur Demek ki dünyadaki bu düzen aynen insana da intikâl ettirilmiştir Yine Cenâb-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Andolsun biz insanı (Âdem'i) çamurdan süzülmüş bir hülâsadan yarattık" (el-Mü'minun, 23/12) İşte ilk insan, yaratılışının mertebelerinde, önce böyle bir çamurdan sıyrılıp çıkarılmış, sonra hülâsadan (bir soydan) yaratılmıştır (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur'an Dili, V, 3056-3059, 3431-3432)

2- Tîn-i lâzib: Cıvık ve yapışkan çamur demektir Toprağın su ile karıştırılıp çamur olmasından sonra, üzerinden geçen merhalelerden birisi de "Tîn-i lâzib" yani yapışkan ve cıvık çamur safhasıdır Cenâb-ı Allah bu süzülmüş çamuru cıvık ve yapışkan bir hale getirdi "Biz onları (asılları olan Âdem'i) bir cıvık ve yapışkan çamurdan yarattık " (es-Sâffât, 37/I 1)

3- Hame-i Mesnûn: Sonra cıvık ve yapışkan çamur hame-i mesnûn haline getirildi Hame-i mesnûn, suretlenmiş, şekil verilmiş, değişmiş ve kokmuş bir haldeki balçık demektir "Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmiş ve değişmiş bir çamurdan yarattık" (el-Hicr, 15/26-28)

Böylece Allahü Teâlâ Âdem (as)'i topraktan yaratmaya başlıyor Bunu da su ile karıştırarak Tîn-i lâzib yapıyor Sonra bunu da değişikliğe uğratarak kokmuş ve şekillenmiş hame (balçık) haline getiriyor

4- Salsal: Kuru çamur demektir

Cenâb-ı Allah kokmuş ve suretlenmiş çamuru da kurutarak "fahhâr" (kiremit, saksı, çömlek) gibi tamtakır kuru bir hale getirdi "O Allah insanı bardak gibi (pişmiş gibi) kuru çamurdan yaratmıştır " (er-Rahmân, 55/14, ilgili ayet için bk Hâzin; Elmalılı Hamdi Yazır, age, VIII, 4669)

Hz Âdem'e Ruh Verilmesi

Cenâb-ı Allah Hz Âdem'i yaratırken, yukarıda anlatıldığı gibi maddesi olan çamuru, çeşitli mertebelerde değişikliğe uğratarak, canın verilmesi ve ruhun nefhedilmesine müsaid bir hale getirdi Nihayet şekil ve suretinin tesviyesini ve düzenlemesini tamamlayınca ona can vermiş ve ruhundan üflemiştir: "Rabbin o zaman meleklere demişti ki: 'Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım Artık onu düzenleyerek (hilkatını) tamamlayıp ona da rûhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın' Bunun üzerine İblis' ten başka bütün melekler secde etmişlerdi O (İblis) büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu Allah: 'Ey İblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun?' buyurdu İblis dedi: 'Ben ondan hayırlıyım Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın " (Sâd, 38/71-76 Ayrıca bk el-A'râf, 7/12; el-Hicr, 15/29; es-Secde, 32/8-9)

Cenâb-ı Allah böylece Hz Âdem'i en mükemmel bir şekilde yarattı Boyunun uzunluğunun altmış "zirâ" olduğu bazı kaynaklarda kaydedilir (Kurtubî, Tefsir, XX, 45) Yaratılışı tamamlandıktan sonra Allahü Teâlâ ona, haydi şu meleklere git, selâm ver ve onların selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyyetinin selâmlaşma örneğidir Bunun üzerine Hz Âdem meleklere: "Es-selâmü aleyküm" dedi Onlar da: "Es-selâmu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler, Âdem, insanların büyük atası olduğu için, Cennet'e giren her kişi, Âdem'in bu güzel suretinde girecektir Hz Âdem'in torunları, onun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeye devam etti Nihayet bu eksiliş şimdi (Hz Muhammed zamanında) sona erdi (Buhârî, Sahih, IV, 102, Halk-ı Âdem, 2 Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 76, Hadis no: 1367)

Hz Âdem'e isimlerin Öğretilmesi

Allah Hz Âdem'i yarattıktan sonra, dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için ona eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti İsimlerin dalâlet ettiği varlıkları anlama kabiliyeti verdi "Hani Rabbin bir vakit meleklere: 'Muhakkak ben, yeryüzünde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım' demişti (Melekler de): 'Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan, sana ortak koşmaktan ve eksikliklerden tenzih edip dururken orada (yerde) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse(ler) mi yaratacaksın?' demişlerdi Allah: 'Sizin bilmeyeceğinizi her halde ben bilirim' demişti Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretmişti Sonra onları (onların dalâlet ettikleri âlemleri ve eşyayı) meleklere gösterip 'doğrucular iseniz (her şeyin içyüzünü biliyorsanız) bunları isimleriyle beraber bana haber verin' demişti (Melekler) de: "Seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok Çünkü her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan şüphesiz ki sensin, sen demişlerdi" (el-Bakara, 2/30-32)

Bu ayetlerde geçen "halife" vekâlet gibi asaletin karşıtı olarak başkasına vekillik etmek, yani az veya çok aslın yerini tutarak, onu temsil etmek demek olan hilâfet * masdarından türemiş bir sıfattır İsim olarak kullanılır Aslı "halif"tir Sonundaki "tâ" harfi mübalâğa içindir Birinin arkasından makamına ve yerine vekâlet eden demektir Bu niyâbet (vekâlet) ya aslın geçici olarak makamından ayrılması dolayısıyla verilir veya aslın acizliğinden dolayı yardım etmesi için verilir Yahut bunların hiçbiri olmadığı halde asıl, vekiline sırf bir şeref bahşederek onu yüceltmek için vekâlet verir İşte Cenâb-ı Allah'ın arzda evliyasını istihlâfı bu kâbildendir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Garibi'l-Kur'an İstanbul 1986, s 223; Hamdi Yazır, age, I, 300)

Cenâb-ı Allah: "Yeryüzünde bir halife yaratacağım ve tayin edeceğim" demişti ki; kendi irade ve kudret sıfatımdan ona bazı salâhiyetler vereceğim, o bana izâfeten, bana niyâbeten yarattıklarım üzerinde birtakım tasarruflara sahip olacak, benim namıma ahkâmımı yeryüzünde yürürlüğe koyup uygulayacaktır O, bu hususta asil olmayacak, kendi zatı ve şahsı namına asıl olarak hükümleri icra edemeyecek ancak benim bir nâibim, kalfam olacak, iradesiyle benim iradelerimi, emirlerimi, kanunlarımı tatbike memur bulunacak sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazifeyi icra edecek olanlar bulunacaktır "Verdikleriyle sizi denemek için, yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminki kiminizden derecelerle üstün yapan odur" (el-En'âm, 165) ayetinin sırrı zâhir olacaktır Bu mana, Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiîn'den uzun uzadıya nakledilegelen tefsirlerin özetidir (Elmalılı, age, I, 300)

Allahü Teâlâ, Âdem'i yeryüzünde halifesi yapacağını meleklerine istişâre eder gibi tebliğ etmiş, Âdem'i yarattıktan sonra ona eşyanın isimlerini öğretmiş, eşyanın bilgisini edinme ve beyan etme kabiliyetini vermiştir Meleklerin devamlı olarak tesbih ve takdis vazifesiyle meşgul olmaları ve nefislerinin olmaması sebebiyle yeryüzünde halifelik ve imtihan keyfiyetlerine Âdem ve evlâdlarının lâyık olacaklarını Âdem ile meleklerini bir imtihandan geçirerek göstermiştir

Yüce Allah Âdem'i yarattıktan sonra zevcesi Havva*'yı onun eğe veya başka bir görüşe göre kaburga kemiğinden yarattı (Kitabü Mecmuatün mine't-Tefâsir içinde Hâzin, II, 3) İbn Mes'ûd ve İbn Abbâs, "Allah Havva'yı, Âdem'i Cennet'e yerleştirdikten sonra yaratmıştır" demişlerdir (en-Nisâ, 4/1; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, XI, 304)

Hz Âdem'in Cennet'e Yerleştirilmesi:

Yüce Allah Âdem ve eşine şöyle diyerek, Cennet'e yerleştirdi: "Ve demiştik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin Cennet'te yerleş, otur Ondan (Cennet'in yiyeceklerinden) istediğiniz yerden ikiniz de bol bol yiyin Fakat şu ağaca yaklaşmayın Yoksa ikiniz de kendinize zulmedenlerden olursunuz " (el-Bakara, 2/35; eL-A'râf, 7/19) "Muhakkak bu (İblis) sana ve zevcene düşmandır Sakın sizi Cennet'ten çıkarmasın; sonra zahmet çekersin Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ancak burada mümkündür ve sen burada susamazsın ve güneşte yanmazsın " (Tâha 20/1 17-1 19)

Hz Âdem ve eşine yasaklanan bu ağacın ne olduğu kesin olarak bilinmiyor Bu ağacın buğday veya üzüm veyahut da incir olduğu hakkında rivayetler vardır Biz bu ağacın ne olduğunu bilemeyiz Çünkü yüce Allah bu ağacın ismini bize bildirmemiştir Cenâb-ı Hakk Cennet'te Âdem'e büyük bir hürriyet vermekle beraber yine de buna bir sınır koymuştur Bu sınırı aştıkları takdirde, kendilerine zulüm edeceklerdir Cennet'e bu yasak ağaç, yenilmek için değil, insanın hayatını disipline etmek ve bir sınırlama ve kulluk için konulmuştur Bununla beraber biz "Dünyayı sevmek, her bir günahın başıdır" hadîsinde bu yasak ağacı tayin eden bir dalâlet buluyoruz Demek Hz Âdem o zaman dünya sınırlarına yaklaşmamak emri almış ve bundan bir müddet fıtratının gereği olarak yememiştir (Elmalılı Hamdi Yazır, age, I, 323-324)

Daha önce İblis* Hz Âdem'in üstünlüğünü çekemeyerek Allah'ın emrine karşı gelmiş, Âdem'e secde etmeyip, saygı göstermemiş ve Cennet'ten kovulmuştu O zaman şeytan'ın Hz Âdem ve evlâtlarına musallat olup azdırma imkânı kaldırılmamıştı Hatta, İblis'e onları günah işlemeye teşvik etme gücü verilmişti (Bk el-A'râf, 7/12-18; el-Hicr, 15/32-42) Çünkü Âdem'in şeref ve üstünlüğü, nefsine ve şeytana uymamakla gerçekleşecekti Kendilerine verilen akıl ve irade sebebiyle Âdem ve soyu, imtihandan geçecekler, sınanmaları için de peygamberler gönderilecekti

Vesvese vererek insanları azdırma kabiliyetine sahip olan şeytan, ne yaptıysa yaptı, bir yolunu bularak Cennet'e girebildi "Derken şeytan, onlardan gizli bırakılmış o çirkin yerlerini (avret mahallerini) kendilerine açıklayıp göstermek için ikisine de vesvese* verdi ve 'Rabbiniz size bu ağacı başka bir şey için değil, ancak iki melek olacağınız yahut ölümden kurtulup ebedi olarak kalıcılardan bulunacağınız için yasak etti' dedi Bir de onlara, 'Ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim' diye yemin etti İşte bu şekilde ikisini de aldatarak o ağaçtan yemeye tevessül ettirdi Ağacın meyvesini tattıkları anda ise, o çirkin yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeye başladılar Rableri de "Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nida etti" (el-A'râf 7/20-22) "Bundan sonra Âdem, Rabbinden (vahiy yoluyla) kelimeler belleyip aldı ve şöyle diyerek Allah'a yalvardılar: Ey Rabbimiz kendimize yazık ettik Eğer bizi bağışlamaz ve bizi esirgemezsen herhalde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız, dediler" (el-A'râf, 7/23) "Sonra Rabbi onu seçti (peygamber yaptı) da tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi Allah şöyle dedi: 'Dünyada birbirinize düşman olmak üzere her ikiniz de oradan (Cennet'ten) ininiz Artık benden size bir hidayet (kitap) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa, işte o sapıklığa düşmez ve bedbaht olmaz (ahirette zahmet çekmez) " (Tâha, 20/122-123) Böylece Hz Âdem ve Havva ve nesillerinin yeryüzünde yerleşip kalmaları ve burada üreyip geçinmeleri, imtihan edilmeleri takdir edildi ve gerçekleştirildi (el-Bakara, 2/3638; el-A'raf, 7/24)

Buhârî, Müslim, Ebu Dâvûd, Neseî ve Tirmizî'nin rivayet ettikleri bir hadîsinde Hz Peygamber (sas) şöyle buyurdu: "Âdem (as) ile Musa (as)'ın ruhları Rableri nezdinde münakaşa ettiler ve Âdem (as), Musa (as)'ı delil getirerek mağlûp etti Musa (as) dedi ki: "Sen Allah'ın eliyle (kudretiyle) yarattığı ve ruhundan üflediği ve melekleri senin için secde ettirdiği ve Cennet'ine yerleştirdiği Âdem'sin Sonra da sen işlediğin suç sebebiyle insanları yeryüzüne indirdin 'dedi Bunun üzerine Âdem (as) 'Sen Allah'ın peygamberliğine ve konuşmasına seçtiği ve içinde her şeyin açıklaması bulunan (Tevrat) levhalarını verdiği ve münacât edici olarak kendisine yaklaştırdığı Musa'sın Benim yaratılmamdan kaç sene önce Tevrat'ı yazdığını gördün?' dedi Musa (as), 'Kırk sene önce' diye cevap verdi Âdem, 'şu halde içinde 've Âdem Rabbi'ne isyan etti de' meâlindeki ayeti gördün mü?' dedi Musa (as) 'Evet, gördüm' dedi Âdem (as) 'Allah'ın beni yaratmasından kırk sene önce işleyeceğimi yazdığı işi işlemem üzerine beni nasıl azarlarsın' dedi Resulullah (sas) neticede "Âdem hüccet* ile Musa'yı mağlûp etti" buyurdu (et-Tâc, I, Hadis no: 40) Bundan sonra gelecek hidayet rehberlerine (peygamberlere), iman ederek uyup bağlanacaklar için, korkup üzülecekleri bir şeyin olmadığı ve bunların Cennet'e girecekleri bildirildi İnkâr edip kötülük yapanların Cehennem'e girecekleri anlatıldı (el-Bakara, 2/38-39, 82)

Âlimler, Hz Âdem ve eşinin iskân edildiği (yerleştirildiği) Cennet hakkında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir Cennet, lügat açısından bağ, bahçe, bahçelik ve bağlık yer manasına gelir Acaba Hz Âdem'in iskân edildiği bu Cennet, yeryüzünün bağlılık, bahçelik ve ağaçlık köşelerinden bir köşe midir? Yoksa dünyadan ayrı ahirette müminlere va'd edilen Cennet midir? Kur'an-ı Kerim'de buna dair açık ve kesin bir bilgi verilmemiştir İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Hz Âdem'in eşiyle yerleştirildiği ve içinde yasak ağacın bulunduğu Cennet, ahirette müminlere ve iyilik yapanlara va'd edilen, darü's-sevab (mükâfat yurdu) olan Cennet'tir Çünkü:

a) "Cenâb-ı Allah dedi ki: Kiminiz kiminize (nesilleriniz birbirlerine yahut müminlerle şeytan birbirlerine) düşman olarak inin Arz'da sizin için bir zamana kadar yerleşip kalmak ve geçinmek vardır Orada (yeryüzünde) yaşayacaksınız, orada öleceksiniz, yine oradan diriltilip çıkarılacaksınız" (el-A'râf, 7/24-25; Ayrıca bk el-Bakara, 2/36) Bu ayetlerde Hubût (inmek) tabiri ve inilecek yer de arz (yeryüzü) olarak zikredilmiştir İlk yerleşme noktası yeryüzü dışında bir yer olmalıdır ki, buradan yeryüzüne iniş söz konusu edilebilsin Eğer Hz Âdem ve Havva'nın yerleştikleri yer arzdaki bir bahçe olsaydı "hubût"tan, inişten söz etmek mümkün olmazdı

b) Tâhâ suresi 118-119'uncu âyetlerde Hz Âdem'in yerleştiği Cennet'in anlatılan vasıfları, yani acıkmamak, susamamak, çıplak kalmamak, güneşte yanmamak, sevap ve mükâfat yurdu olarak mü'minlere va'd edilen cennet'e aid niteliklerdir Bu vasıfta olan bir cennet (bahçe) dünyada yoktur Öyle ise Hz Âdem'in iskân edildiği Cennet, ahirette müminlere va'dedilen Cennet'tir

c) Bu "Cennet" lâfzının başındaki elif lâm (lâm-ı ta'rîf) umûm (istiğrak) için değil, ahid içindir Bu elif lâm, umûm ifâde ederse Cennetlerin hepsi manasına gelir Hâlbuki Hz Âdem'in bütün Cennetlere (bahçelere) yerleşmesi imkânsızdır Öyle ise bu Cennet'in manasını müslümanlar arasında bilinen ve dârü's-sevâb (mükâfat yurdu) olan Cennet'e hamletmek gereklidir (Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, I, 233; Razı, Mefâtîhu'l-Gayb, I, 455; Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu, Kur'an-ı Kerim Meâl ve Tefsiri, s 95 vd)

d) Yine bazı haberlere göre: Allah meleklerinden birisine dünyanın her yerinden topraklar getirterek Hz Âdem'i Cennet'te yaratmıştır (İbn Kesîr, Tefsirü'l-Kur'an'i'l-Azîm, I, 132) Hz Âdem ile Hz Musa'nın ruhlarının çekiştiğini bildiren hadîs (bunun meâlini yukarıda verdik) de bu Cennet'in sevab yurdu olan Cennet olduğunu açıklar

Ebu'l-Kasım el-Belhî ve Ebû Müslim el-İsfahânî de "Hz Âdem'in yerleştiği Cennet, bahçe manasına olup bu dünyadadır" derler Bu zatlar ayette geçen "ihbitû" kelimesine de "giriniz, gidiniz, konunuz" gibi manalar veriyorlar " İhbitû mısran = Bir şehre ininiz, yerleşiniz (el-Bakara, 2/61) gibi Bu zatlar Hz Âdem'in yerleştiği Cennet'in bu dünyada olduğuna dair şu şekilde delil getiriyorlar:

1) Eğer Hz Âdem'in yerleştiği bu Cennet, sevap ve mükâfat yurdu olan Cennet olsaydı, elbette ebedî kalınacak Cennet olurdu Hz Âdem de ebedî kalınacak Cennet'te olduğunu bilir ve şeytan da onu "Rabbiniz size bu ağacı, melek olmanız için, yahud ölümden kurtularak ebedî kalıcılardan olacağınız için yasak etti" (el-A'râf, 7/20) diyerek aldatamazdı

2) Yüce Allah'ın "Onlar (Cennet'te olanlar) oradan çıkarılacaklar da değildir" (el-Hicr, 15/48) sözünün dalâletiyle Cennet'e giren bir daha oradan çıkmaz

3) İblis, Hz Âdem için secde etmekten kaçınarak kibirlendiğinden Allah'ın gazâb ve lânetine uğramış ve kâfir olmuştur Böyle olan bir kimse Cennet'e giremez

4) Ahirette müminlere va'd edilen Cennet teklif ve imtihan yeri olmayıp müminlerin içinde serbestçe dolaşacakları ve bütün nimetlerinden diledikleri gibi faydalanacakları bir yerdir Halbuki burada eşiyle beraber Hz Âdem'e bir ağacın meyvesi yasaklanmıştır

5) Allahü Teâlâ "Yeryüzünde bir halife yaratacağım" (el-Bakara, 2/30) diye belirttiği için Hz Âdem'i Arz'da yarattı Kur'an'da onu göğe (Cennet'e) naklettiğini zikretmedi Onu dünyadan semaya nakletmesi, nimetlerin en büyüğünden olduğu için zikredilmeye daha layık olurdu Kur'an-ı Kerim'de böyle önemli bir olayı doğrulayacak kesin ve açık bir ifade yoktur Öyle ise Hz Âdem ve eşinin iskân edildiği bu Cennet, içinde ebedi kalınacak Cennet'ten başka bir Cennet'tir (Râzî, Mefâtîhu'lGayb, I, 454)

Hz Âdem'in oturduğu Cennet'in mükâfat yurdu olan Cennet olması veya bundan başkası olması mümkündür Çünkü bu konudaki nakli deliller zayıf ve Kur'an'da buna dair kesin bir delil yoktur Bunu Allah'tan başka kimse bilemediğine göre, şu Cennet'tir veya bu Cennet'tir diye kestirip atmamak veya bu konuda tevakkuf etmek lâzımdır Nitekim selefi salihîn ve bunlara tâbi olan birçok müfessirler böyle yapmışlardır (Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, 1, s 455)

Fakat biz burada hemen şunu kaydedelim: Hz Âdem ve eşinin iskân edildiği Cennet'in mükâfat yurdu olan Cennet olduğuna dair deliller daha kuvvetlidir Ayrıca Cennet'e girince çıkılamayacağı meselesi duruma göre değişir Misafir olarak girmekle mûkîm olarak girmek aynı değildir Nitekim Hz Muhammed (sas) mi'rac gecesi Cennet'e girmiş ve çıkmıştır Hz Âdem'in Cennet'ten yeryüzüne inişinin mahiyeti bizce meçhuldür

Hz Âdem'in Peygamberliği

Hz Âdem ilk insan olduğu gibi aynı zamanda ilk peygamber*dir Hz Âdem yeryüzüne indirildikten sonra, Cenâb-ı Allah insan nesillerinin hepsini onunla eşi Havva'dan türetmiştir Allahü Teâlâ bu hakikati Nisâ sûresinin birinci ayetinde şu şekilde dile getiriyor: "Ey insanlar! Sizi tek bir candan (Adem'den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva'yı) yaratan ve ikisinden pek çok erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının " (en-Nisâ, 4/2) Bir hadîs-i şerîflerinde Hz Peygamber (sas) şöyle buyuruyor: "Allah'u Teâlâ Âdem'i (as) yeryüzünün her tarafından avuçladığı bir avuç topraktan yarattı Bunun için Ademoğulları kendilerinde bulunan toprak miktarına göre, kimi kırmızı, kimi beyaz kimi siyah, kimi bunların arasında bir renkte; (tabiat bakımından da) kimi yumuşak, kimi sert, bazıları kötü, bazıları da iyi olarak geldiler" (Tirmizî, Tefsir, 3) Bu hadisi Tirmizî sahih bir senetle rivayet etmiştir

Allah, insanı nefsinin şehvet ve şeytanın vesveselerine maruz kalacak şekilde yaratmış, ona bunlara karşı koyacak akıl, hayır ve şerri birbirinden ayırt edecek vicdan (kalb gözü) vermiştir Cenâb-ı Allah böylece insanı bu dünyada imtihan alanına koyduğu için, hikmet ve rahmetinin gereği olmak üzere hayır, fazilet, şer ve rezalet yollarını gösterecek, hak ile batılı öğretecek, hayır ve kemâl yollarına irşad edecek peygamberler göndermiştir Cenâb-ı Hakk peygamberler göndermekle, insanın tabiatına ve halîfeliğine uygun imtihan şartlarını tamamlamıştır Neticede insan bu dünyada yaptıklarının hesabını öldükten sonra diriltilince verecek, imanlı olup iyilik ve sevap terazileri ağır gelenler Cennet'e girecektir Bunları kendilerine öğretip ikaz etmek için peygamberlere ihtiyaç vardır İlk insanlara peygamber olmaya en lâyık olan zat, Allahü Teâlâ'nın doğrudan doğruya vasıtasız konuştuğu ataları Hz Âdem'di

Hz Âdem'in peygamberliği kendisine emir ve nehiy olunduğuna dalâlet eden Kur'an ayetleri ile sabittir Çünkü onun zamanında başka bir peygamber yoktu Bu duruma göre kendisine gelen o emir ve nehiyler, vahiy vasıtasıyla olup başka bir vasıta ile değildir Kur'an'da geçen Hz Âdem'in iki oğlunun Allah'a kurban takdim etmeleri, ikisinden birinin kurbanının kabul olunduğunun bildirilmesi (el-Mâide, 5/27) Hz Âdem'e vahiy ile bildirilmiştir Kur'an'da Hz Âdem'in peygamberliğe seçildiğinin anlatılması için "Istafâ" (Âli İmrân, 3/33) kelimesi ile "İctebâ" (Tâhâ, 20/122) kelimeleri kullanılıyor Kur'an'da diğer peygamberler için de ıstıfâ' ve ictibâ' kelimelerinden müştak kelimeler kullanılıyor (el-A'râf, 7/144; el-Bakara, 2/130; el-Hac, 22/75; Sâd, 38/47; en-Nahl, 16/121; Âli İmrân, 3/79; Yusuf, 12/6; el-En'âm, 6/87; eş-Şûrâ, 42/13; el-Kalem, 68/50) Öyle ise Hz Âdem de peygamberdir Hz Âdem'in peygamber olduğunu açıkça bildiren hadisler de vardır Ebu Ümame (ö 81/700) rivayet ediyor "Ebu Zerr (ö 32/652) Peygamberimize 'Ya Nebiyallah, peygamberlerden ilk peygamber kimdir?' diye sorduğunda, Peygamberimiz (sas): "Âdem'dir" dedi Ebu Zerr, "Ya Rasûlullah o, Nebî oldu mu?" diye sorunca Hz Peygamber (sas), "Evet o mükellem bir Nebî(Allah'ın kendisiyle vasıtasız konuştuğu peygamber) idi" dedi" (Ahmed b Hanbel, V, 265)

Diğer bir hadîste de Kıyamet gününde, diğer Nebiler gibi Hz Âdem'in de bir peygamber olarak, Hz Resulullah'ın sancağı altında bulunacağı haber verilmiştir (Tirmizî, II, 202) Hz Âdem'in peygamberliği hususunda bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir (Teftâzânî, Şerhu'l-Akâid, s 62; Devvânî, Celâl, s 71; Aliyyü'lKârî, Şerhu'l-Fıkhı'l-Ekber, 101)

Hz Âdem'in evlâdları onun irşâdı* ile Allah'a iman etmiş, zamanlarındaki maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin eden ahkâmı ondan öğrenmişlerdir Ebû İdris el-Havlânî'nin, Ebû Zerr'den rivayet ettiği bir hadîste Hz Peygamber (sas) Hz Âdem'e on sahifelik bir kitap indirildiğini söylemiştir (Abdurrahman Hubneke'l-Meydânî, el-Akidetü'lİslamiyye ve Usûsuhâ, II, 260)

İnsanların dinden ayrılarak ihtilâf etmeleri, hak dinin izini kaybederek batıl itikatlara saplanmaları sonradan çeşitli sebeplerle meydana gelen kötü bir durumdur Böylece beşeriyetin başlangıcının bir vahşet devri olmadığı anlaşılır Hz Âdem'den sonra yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağılan insanlar doğru yoldan ayrılmışlardır Allah, onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir Şu ayet bu hakikati ifade eder: "İnsanlar (ilk önce) bir ümmetti (onlar ihtilâf ettiler) Allah da müjde verici ve azabının habercileri olarak peygamberler gönderdi" (el-Bakara, 2/213)

Yukarıda gördüğümüz gibi Yüce Allah, ilk insan Hz Âdem'i bizzat doğrudan doğruya çeşitli safhalardan geçirerek yaratmıştır Darwinist olan tekâmülcülerin iddia ettiği gibi, insan maddenin kendiliğinden gelişerek tek hücreli canlı olması ve bunun da gelişerek çeşitli hayvanlar ve maymunlar oluşması ve maymunların da insana dönüşmesi yoluyla meydana gelmemiştir Uydurma ve yakıştırmadan ibaret olan bu nazariyenin doğruluğuna, deney ve gözlemlerde ve delîl olarak kabul ettikleri materyal fosillerinde, en ufak bir ipucu bile yoktur Bunun aksini isbat edecek fosil ve deliller pek çoktur Mendel ve Pastör kanunları gibi

Tekâmül nazariyesi bilim ve akıl nazarında muhaldir Şöyle ki: Madde ve enerjide "emtropi" vardır: Gözlenen bütün tabii sistemlerde düzensizliğe doğru, yani dağılıp saçılmaya doğru bir eğilim vardır Bu gerçek, hem mikro ve hem de makro seviyelerde olmak üzere geçerlidir Madde parçacıkları dağılıp saçılır gider Enerji de akıllı birisi tarafından plânlı ve düzenli olarak kapalı duvarlar arasında ve borular içerisinde kontrol altına alınmazsa dağılır gider Dışarıdan gelen güneş enerjisi de, bunu alıp kullanacak çok muazzam bir makina sistemi yoksa boşlukta dağılır Bu bir fizik kanunudur Aklı başında olan bir âlim bu kanuna karşı gelecek cesareti gösteremez

Madde âtıldır (eylemsizdir) kendiliğinden bir gücü yoktur (fizikteki atâlet prensibi) Allah'tan başka hiçbir şeyin kendiliğinden hiçbir gücü, düzen ve nizâmı yoktur (ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) Akıllı ve şuurlu birisi tarafından plânlı düzenli bir makina sistemiyle kontrol edilmeyen enerji de her şeyi dağıtır, yakar ve yıkar Meselâ nükleer bir santralda kontrol altına alınamayan bir atom enerjisi her şeyi yakar ve yıkar, dağıtır ve boşlukta dağılır gider Öyle ise basit bir otomobilin bir yapıcı mühendisi olmadan demir yığınları arasından güneş enerjisi veya herhangi bir enerji ile meydana gelmesi imkânsızdır Deney ve gözlem ve akıl bunu kabul etmez En basit bir canlının organizmasının (cesedinin) yanında, mükemmel bir otomobil veya en ileri seviyede yapılmış bir elektronik beyin, çocuk oyuncağı gibi kalır Bir elektronik beyin bozulduğu vakit kendi kendisini tamir edemez, kendi mislini ve benzerini, maddelerini dışarıdan toplayarak yapamaz Çünkü âtıldır ve şuuru yoktur Bunlar akıllı birisinin yapacağı hesap ve plân işidir Akılsız ve cansız madde kendiliğinden bir makina veya bir elektronik beyini yapamayınca, ya bunların yapıcısı olan insanı nasıl yaratabilir? İnsanın yaptığı en mükemmel bir elektronik beyin, insan tarafından tamir edilip kontrol edilmezse, kendisini tekamül ettirmek şöyle dursun madde yığınları arasında dağılıp gider

Bir eser müessirinden (yaratıcısından) üstün olamaz Bir eserde yapıcısında bulunmayan vasıflar bulunamaz Netice sebebinden üstün olamaz Taş sebep olursa, parçacıkları taşın eseri (neticesi) olur Maddede can yoktur; insanî ruh ve bunun özellikleri olan şuur ve akıl hiç yoktur: vicdan ve bunun özellikleri olan sevgi, nefret ve üzüntü de yoktur Bir maddenin, pek çok mükemmel makina sistemi olan bir canlının vücudunu meydana getirmesi ve ona kendisinde hiç bulunmayan canı, hele akıl, irade ve vicdanın kaynağı olan ruhu vermesi ne kadar muhal ve imkânsızdır Can enerji değildir Can, canlının duymasını ve gayeli hareket etmesini sağlayan, vücudunu tamir etme, kendisini koruma ve neslini devam ettirme vazifesini üstlenen manevî bir cevherdir Bir canlı sisteminin meydana gelebilmesi için mutlaka şu şartlar gereklidir:

1- Sistemin gelişigüzel değil, enerji ve besinleri dönüştürecek mükemmel mekanizması ve makina sistemi olmalıdır

2- Otomobilin çalışması için nasıl petrol lâzımsa, bunun da kullanılabileceği bir enerji kaynağı yani besinler bulunmalıdır Canlıların besinleri, bitki ve hayvan organizmalarıdır

3- Bu enerjinin dönüşüm mekanizmalarını idare edip devam ettirmek ve çoğaltmak için bir kontrolcü bulunmalıdır Çünkü Termodinamiğin ikinci kanunu olarak ifade edilen ve kâinatta geçerli kanuna göre sistemlerin düzensizliğe doğru tabii bir kaymaları vardır Otomobilde bu kontrolcü şoför, elektronik beyinde kontrol mühendisidir Otomobilin şoförü veya elektronik beyinin kontrolcüsü ölmüşse bunlar kendi kendilerine gayeli ve düzenli çalışamazlar Kendilerinin benzerlerini meydana getiremezler ve kendilerini tamir edemezler Az bir zaman sonra çürür, dağılır ve saçılıp giderler Canlıların mekanizma ve makinalarının kontrolcü ve idarecisi candır Canlının canı çıkmışsa, bunca muazzam zekâsına rağmen insan dahi ona canı veremez

4- Canlı bir sistemin mutlaka akıllı ve âlim bir yaratıcısı olmalıdır O da Allah'tır Otomobilin yapıcısı akıllı bir insandır Öyle ise canlıların organizmalarını, o akıllara durgunluk verecek çok muazzam makina sistemlerini, oksijen, hidrojen (yani su), fosfor, kükürt, azot, karbon, kalsiyumdan yaratan ve bunlara canı veren Allah'tır

İnsanla hayvan arasında mahiyet farkı vardır İnsanlarda akıl, irade ve vicdan vardır Hayvanlarda bunlar yoktur Bunların kaynağı da Allah'ın insana verdiği ruhtur Bu insanî ruh hayvanda yoktur

Buna göre tekâmül nazariyesi (Darwinizm)* muhaldir (imkânsızdır)

Darwinizme inananların, insanın maddeden kendiliğinden tekâmül ederek meydana gelişini "Akılları mı emrediyor, yoksa bunlar azgın kimseler midir?" (et-Tûr, 52/32)
Hz İDRİS (as)
Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen peygamberlerden biri Peygamberler silsilesinin ikinci halkasında bulunan İdris (as) Kur'an-ı Kerîm'de adı geçmeyen Şit (as)'den sonra peygamber olmuştur
İdris (as) rivayetlere göre, beyaz tenli uzun boylu, geniş göğüslü, gür sakallı idi Yürürken adımını kısa atar, önüne bakarak yürürdü İlk kez astronomi ve hesap ilmini, geçmiş zamanların ilimlerini öğrenen İdris (as)'dır

Hz İdris kavmini putlara tapmaktan şeytana ve Kabiloğullarına tarafgir olmaktan alıkoymuş, kendisine inanan az bir toplulukla Kabiloğullarıyla savaşmış ve onların bir çoğunu esir almıştır (bk İbnu'l-Esir, el-Kâmil, I, 62, 63) Hz Peygamber (sas) Mirac gecesinde semada Hz İdris ile karşılaşmış, Cebrail (as)'a "bu kimdir" diye sormuş Cebrail (as) "Bu İdris (as)'dır Ona selam ver" deyince, Hz Peygamber ona selâm vermiştir Hz İdris selama mukabele ederek "hoş geldin safa geldin salih kardeş salih peygamber" diyerek hayır dua etmiştir (Buhârı, Enbiyâ, 5)

Kur'an-ı Kerîm'de yer alan İdris (as) hakkında dört ayet-i kerime vardır Bunlardan ilk ikisi şu şekildedir: "(Ey Muhammed)! Kitapta İdris'e dair söylediklerimizi de an Çünkü o, dosdoğru bir peygamberdi Onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/56-57) İdris (as) hakkında nâzil olan diğer iki ayet-i kerime şu anlamdadır: "(Ey Muhammed)! İsmail, İdris, Zü'l-kifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi Onları rahmetimize kattık Doğrusu onlar iyilerdendi" (el-Enbiyâ, 21 /85-86)

İdris (as) hakkında indirilen bu ayetlerden onun; peygamber, dosdoğru, yüce bir mevkie yükseltilmiş, sabırlı, Allah'ın rahmetine kavuşmuş ve iyilerden olmak gibi niteliklere sahip olduğu görülmektedir

İdris (as)'e otuz sahife indirilmiştir Rivayete göre, ilk defa yazı yazan ve elbise dikip giyen odur Ondan önce insanlar, hayvan derisi giyerlerdi Ayrıca üçyüz altmış sene ömür sürdüğü de söylenmektedir İdris (as)'e göklerin sırları açılmış olup Allah Teâlâ onu diri olarak göğe kaldırmıştır (Fif Abdu'l-Fettah Tabbar Me'al-Enbiyâ, I, 842)

Hz NÛH (as)
Allah Teâlâ'ya ibadeti terkedip, tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber "Ulul-Azm" peygamberlerin ilki olan Nûh (as)'ın, kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele, Kur'an-ı Kerim'de uzunca zikredilmektedir Adı, kırk üç ayrı yerde zikredilen Nûh (as)'ın kıssası, şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: el-A'raf, Hûd, el-Müminûn, eş-Şuârâ, el-Kamer ve kendi adıyla adlandırılmış olan, Nûh suresi
Nûh (as), Adem (as)'dan yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup, Allah Teâlâ'ya şirk koşmaktan kaçınırlardı İbn Abbas (ra)'dan şöyle rivayet edilmektedir:

"Adem ile Nûh arasında on asır vardır Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler" (İbn Sa'd et-Tabakâtû'l-Kübrâ, Beyrut ty, I, 42)

İbn Abbas (ra)'ın hadisinde, İslâm üzere on asırdan bahsedilmektedir Bu on asırdan sonra, Nûh (as) gönderilinceye kadar, insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir

Ayrıca, İbn Abbas (ra)'ın bu hadisi, tarihçilerin ve Ehl-i kitab'ın zannettikleri gibi, Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının sözkonusu olmadığını da ortaya koymaktadır Yani, tevhidden ilk sapma, Adem (as)'den en az bin sene sonra olmuştur

Allah Teâlâ'ya şirk koşan bu putperest topluluk, aniden ortaya çıkmadı İdris (as)'dan sonra insanlar, onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardı Bir zaman sonra insanların sevip uydukları bu salih kimseler ölüp gittiklerinde, kavimleri onları kaybetmekten dolayı büyük üzüntüye kapıldılar Şeytan, onların bu hassasiyetlerinden istifade ederek, sevdikleri bu salih kişileri hatırlamak ve böylece onların nasihatlarını zihinlerinde canlı tutmak için onlara, bu kişilerin her zaman bulundukları yerlere, onların birer heykelini, anıtını dikmeyi telkin etti İlk defa put diken bu nesil onları, kesinlikle tapınmak için dikmemiş ve onlara ibadet edip, şirk koşanlardan olmamışlardı Ancak bunların peşinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilâh olduğuna inanmaya, hayır ve şerrin sahibi olduklarını vehmetmeye başlamışlardı Böylece yeryüzünde ilk defa, tevhid akidesinden sapılmış ve insanlar Allah'tan başka ilâhlar edinerek, O'na şirk koşmaya başlamışlardı Putları diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür Zira onlar, bu putları dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasına sebep olan ve Allah'a şirk koşmayı ilk icad edenlerdir Ayrıca onlar, canlı suretler yapmakla da Allah Teâlâ'nın azabına müstahak olmuşlardır Hz Peygamber (sas) canlı bir şeye benzer bir sûret yapan kimse için şöyle buyurmaktadır: "Her kim bir sûret yaparsa, Allah Teâlâ ona kıyamet günü, yaptığı sûrete ruh verinceye kadar azap edecektir O kimse ise asla bunu başaramayacaktır", Kıyamet günü en şiddetli azap suret yapanlara olacaktır Onlara; "yarattıklarınızı diriltin bakalım" denilecektir" (Buhârî, Libâs, 89, 97)

Nûh kavminin tapındığı putların her birinin, Kur'an-ı Kerim'de zikredildiğine göre bir adı vardı: ""Ved, Suva', Yağûs, Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler" (Nûh, 71/23)

Allah Teâlâ, ilâhi rahmeti gereği, doğru yolu bulup hidayete erebilmeleri için sapıtan bütün topluluklara peygamberlerini göndermiş, böylece onlara, şirk ve isyan bataklığından kurtulmanın yollarını göstermiştir

Peygamber, Allah Teâlâ'nın kullarına rahmetinin en açık bir delilidir Allah Teâlâ, elîm Cehennem azabından sakındırmaları için peygamberlerini göndermiş; bunlardan, inkârcıların isyan ve işkencelerine karşı sabrederek, tebliğlerine devam etmelerini istemiştir Nuh (as) da, kavmine gönderildiği zaman, büyüklenmelerine, vurdumduymazlıklarına ve bütün aşırılıklarına rağmen onlara şefkatle yaklaşarak, kendilerini gelecek can yakıcı azaba karşı korumak istemiştir Allah Teâlâ, Nûh (as)'ın, kavmine gönderilişi hakkında şöyle buyurmaktadır: "Milletine can yakıcı bir azap gelmeden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik" (Nûh, 71/1)

İyice azıtmış ve korkunç bir helâkle cezalandırılmayı haketmiş bir topluluk olan Nûh kavmine, bu helâkten kurtulmak için rahmanî bir el uzatılmıştı Allah'ın elçisi Nûh (as), şirki bırakıp, tevhid akidesine dönüşü tebliğle görevlendirildiğinde, onlara yaptığı ilk tebliğ, Kur'an-ı Kerim'de şöyle zikredilmektedir: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin O'ndan başka ilâhınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi (el-A'raf, 7/59); "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Doğrusu ben, hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi (Hûd, 11/25, 26); "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur Sakınmaz mısınız"dedi (el-Mü'minûn, 23/23); "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının ve bana itaat edin ki, Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin Doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz Keşke bilseniz!" (Nûh, 71/2-4)

Nûh (as)'ın bu tebliği karşısında onlar, büyüklenerek ve şımararak Nûh (as)'a türlü şekillerde saldırılarda bulunmuşlar ve çeşitli kötülüklerle itham etmişlerdir Her zaman hakkın karşısında durup, toplumlarını peygamberlere uymaktan alıkoyan mele' * (ileri gelenler) Nûh (as)'ın da karşısına çıkmış, Kureyşin ileri gelenlerinin Hz Muhammed (sas)'e yaptıklarını andıran bir tarzda, onu, sapıklıkla ve sefihlikle itham etmişlerdi Nûh (as) onları, Allah'tan başkasına kulluk etmemeye çağırdığında; "Kavminin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler"

Nûh (as) merhametle onlara; "Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur; ancak ben âlemlerin Rabbinin peyşgamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak için aranızdan bir vasıtayla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi" (el-A'raf, 7/61-63)

Şirkin ve küfrün pisliğiyle bulanmış akıllar, tarihin her döneminde Allah Teâlâ'nın, bir elçi gönderdiği zaman, onu hangi topluma gönderiliyorsa o toplum içerisinden çıkarmasına şaşmışlar, bundaki açık gerçekleri görmemişlerdir Nûh kavmi de ona itiraz ederken, Allah Teâlâ'nın elçisinin bir insan değil ancak bir melek olabileceğini ileri sürmüştü: Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz" (Hûd, 11/27); "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir Sizden üstün olmak istiyor Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi İlk atalarımızdan beri böyle bir şey işitmedik" (el-Mü'minûn, 23/24) Mustaz'af insanlardan bir topluluğun etrafında toplanıp onu tasdik etmeye başlaması sebebiyle, tebliğini tesirsiz bırakmak için çareler arayan Mele', bu gelişme üzerine daha da sertleşerek, onu yalancılık ve delilikle itham etmeye başlamışlardı Onun için şöyle deniliyordu: Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur Biz sizin bir yalancı olduğunuz kanaatindeyiz" (Hûd, 11/27); Bu adamda nedense biraz delilik var Bir süreye kadar onu gözetleyin" (el-Müminûn, 23/25); "Bu putperestlerden önce Nûh milleti de yalanlayarak; delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti" (el-Kamer, 54/9)

Zenginlik ve riyaset sahibi bu insanlar üstünlüğün malda ve topluma hâkim bir konumda olmakta olduğunu zannettikleri için, gerçekte, kendileriyle kıyas kabul etmez derecede bir üstünlüğe sahip olan Nûh (as)'a inanan mustaz'afları küçümsüyor ve onlarla bir arada, aynı seviyede bulunmayı nefislerine bir türlü kabul ettiremiyorlardı Bunun için Nûh (as)'a müracaat etmişler ve bu insanları yanından uzaklaştırırsa, o zaman belki kendisini dinleyebileceklerini bildirmişlerdi Ancak Nûh (as) onlara kesin bir uslûpla cevap vererek, gerçek anlamda üstünlüğün, inananlarda olduğunu şu ifade ile ortaya koymuştur: "Ben inananları kovacak değilim Ben sadece açıkça bir uyarıcıyım " (eş-Şuara, 26/ 14-15)

Nûh (as), bıkmadan, her türlü eziyetlerine sabrederek onları her yerde İslâm'a çağırıyor, Cehennem azabından kurtulmalarının yollarını belletmeye çalışıyordu Ancak kavmi, onu her defasında alaya alıyor Söylediklerini aralarında eğlence konusu yapıyorlardı: "Kavminin ileri gelenleri (Mele) yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı Nuh ise onlara şöyle diyordu: Bizimle alay edin bakalım Biz de, bizimle alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz" (Hûd, 11 /38)

Nûh (as), kavmini şirkten dönmeye davet ederken, onlara tesir edebilecek her yolu deniyordu Onlara Allah'a ibadet etmeyi ve bir peygamber olarak kendisine tabi olmayı telkin ederken, buna karşılık kendilerinden hiç bir maddî menfaat istemediğini ve beklemediğini; amacının yalnızca onları, Allah Teâlâ tarafından gelecek olan büyük cezalardan korumak olduğunu bildiriyordu: Kardeşleri Nûh, onlara Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim Allah'tan sakının ve bana itaat edin Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir" Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" (eş-Şuara, 26/106-110, 135)

Kavmi, inadında direnmiş ve kesin kararını vermişti Ona; "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir" dediler" (eş-Şuara, 26/136) Buna rağmen O, çağrısında ısrar edince, müşrikler tamamen sertleşmiş ve onu tehdit ederek artık bu söylediklerini tekrarlamayı terketmezse kendisini taşlayacaklarını bildirmişlerdi: "Ey Nûh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler" (eş-Şuara, 26/116)

Nûh (as), davetini tekrarladıkça onların inadı artıyor, ona ve inananlara eziyetlerini daha da şiddetlendiriyorlardı Nûh (as) onların bütün bu tahammül edilmez eziyet ve işkencelerine katlanıyor ve onları kurtarmak için bir an olsun boş durmuyordu Asırlar süren bu yorucu tebliğ faaliyeti, kavminden çok az bir topluluk dışında, kimsenin iman etmesini sağlayamamıştı: "Pek az kimse onunla beraber inanmıştı" (Hud, 11/40)

Azgınlaşan kavmi, Allah Teâlâ'ya meydan okurcasına Nûh (as)'a şöyle çıkışıyordu: Ey Nûh! "Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir" dediler" (Hûd 11 /32)

Onlar, Nûh (as)'ın tebliğine kulaklarını tıkadıkları için, onun ne söylediğini bir türlü idrak edemiyorlardı Nûh (as), belki düşünürler diye, azabın sahibinin kim olduğunu ve onun kudretinin sınırsızlığını bir kez daha onlara tebliğ ediyordu: Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz O, sizin Rabbinizdir O'na döndürüleceksiniz" (Hud, 11/33-34)

Nûh (as), bu zalim topluluğun iman etmeyeceğini anlamıştı Kavmi için hiç bir kurtuluş yolu kalmamıştı Onlar zulümlerini artırdıkça artırdılar Bunun üzerine Nûh (as), dokuz asırdan fazla bir müddet tahammül ettiği zorluklar karşısında hiç kimseye tesir edemediğini ve edemeyeceğini anlayınca, kavminin durumunu Allah Teâlâ'ya havale etmekten başka çare bulamadı

Allah Teâlâ, onun bu durumunu Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirmektedir: Nûh; Rabbim! Milletim beni yalanladı Benimle onların arasında sen hüküm ver Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi" (eş-Şuara, 26/117-118); Nûh; "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi" (el-Mü'minûn, 23/26); "Oda; "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı" (el-Kamer, 54/10)

Allah Teâlâ da ona, kavmini sularla helâk edeceğini, bunun için bir gemi yapmasını bildirdi Ayrıca bundan dolayı kavmine acıyıp da, onlar için bağışlama dilememesi gerektiğini de bildirdi: Nûh'a; "Senin milletinden inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır Onların yapageldiklerine üzülme Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap Haksızlık yapanlar için Bana başvurma Çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu" (Hûd, 11 /36-37)

Nûh (as), Cebrail (as)'ın gözetimi altında gemiyi yapmaya başladı Müşrikler yanına geldikleri her defasında onunla alay ediyorlardı: "Gemiyi yaparken kavminin inkârcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi O da; Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi bizde sizinle alay edeceğiz Rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz" dedi" (Hûd, 11/36-39)

Taberî, Nûh (as)'ın, kavmini İslâm'a davet edişi, gemiyi yapmaya başlaması ve kavminin onunla alay edişi hakkında, Âişe (ranh)'dan rivayetle, Resulullah (sas)'ın şöyle söylediğini nakletmektedir: "Nûh kavminin arasında dokuz yüz elli sene kalmıştı Bu zaman zarfında onları hakka davet etti Son zamanlarına doğru bir ağaç dikti Ağaç her taraftan çok büyüdü Sonra onu kesip gemi yapmaya başladı Onun yanından geçerlerken, ona ne yaptığını soruyorlar ve onunla dalga geçerek Şöyle diyorlardı: "Onu yap; karada gemi yapıyorsun; bakalım nasıl yüzdüreceksin?" Nûh (as) da onlara; "yakında bileceksiniz"diyordu” (Taberî, Tarihul-Rasul vel-Mulûk, Beyrut 1967, I, 180) Ve yine ona; "Nebiliği bırakıp, Marangozluğa mı başladın" diyerek eğleniyorlardı (age, I, 183)

Nûh (as)'ın yaptığı geminin şekli ve büyüklüğü hakkında İbn Abbas (ra)'dan şöyle bir rivâyet nakledilmektedir: "Geminin uzunluğu, Nûh'un babasının dedesinin (yani İdris (as)) zıra'ıyla üç yüz zıra'; eni elli zıra'; yüksekliği otuz zıra'; su seviyesinden yukarısı ise altı zıra' idi Katlara ayrılmış olan geminin üç kapısı bulunmaktaydı Bu kapılar üst üste açılmıştı (Taberî, age, I, 182)

Nûh (as), gemiyi inşa ederken, tahtaları birbirine mıhlar kullanarak çakmıştı: "Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik" (el-Kamer, 54/13)

Nûh (as) bu esnada, artık tamamen yüz çevirdiği kavminin durumunu Allah Teâlâ'ya arzediyor ve onları bütün imkânlarını kullanarak şirkten nasıl vaz geçirmeye çalıştığını anlatarak, buna karşı kavminin takındığı tutumu O'na şikayet edip, yeryüzünde onlardan kimseyi bırakmamasını istiyordu

Nûh (as)'ın adını taşıyan ve onun kıssasının anlatıldığı sûrede bu durum şöyle anlatılır: "Nûh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, kavmimi gece gündüz çağırdım Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı Doğrusu hen senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır "Nûh, "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu Kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular Birbirinden büyük hilelere başvurdular" dedi İnsanlara; "sakın tanrılarınızı bırakmayın; Ved, Suva', Yağûs, Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler Böylece bir çoğunu saptırdılar Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır Nuh dedi ki; "Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler" (Nûh, 71/5-11, 21-24, 26-27)

Allah Teâlâ, bu kavme helâkı umumi kıldığı gibi, Nûh (as) da bunun umumî olmasını istemişti Çünkü, asırlar süren daveti neticesinde anlamıştı ki; bunlardan kalan nesil, yine onlar gibi inkarcılar olacaktı İbn İshak şöyle demektedir: "Bir sonraki asır geldiğinde o nesil, bir öncekinden daha berbat oluyordu Sonra gelen nesiller; "Bu adam babalarımızla, dedelerimizle birlikte yaşamıştı ve onun hiç bir sözünü kabul etmemişlerdi Bu deliden başka biri değildir" diyorlardı" (Taberî, age, I, 182)

Yeryüzünde ilk defa fesad çıkararak, zâlimlerden olan bir toplumu cezalandırmak için Allah Teâlâ'nın takdir etmiş olduğu vakit yaklaşmakta idi Allah Teâlâ, Nûh (as)'a Tufanın gelişini haber veren alâmet olarak, tandır (tennûr)'dan suların kaynamasını göstermişti

Tandırdan su kaynamaya başlayınca Allah Teâlâ, ona her cins canlıdan birer çifti ve kendisine inananları gemiye bindirmesini vahyetti: Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamağa başlayınca; her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmemiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik Pek az kimse onunla beraber inanmıştı" (Hûd, 11 /40)

Onunla beraber olanların sayısı hakkında yedi kişi ile seksen kişi arasında değişen rivayetler vardır (Taberî, age, I, 187-189)

Nûh (as) ile, ailesinden Ham, Sam, Yâfes adlarındaki üç oğlu da gemiye binmişti Ancak dördüncü oğlu Kenan (Yam), ona iman etmediği için gemiye binmemişti Sular her yeri kaplamaya ve gemi yüzmeye başlayınca Nûh (as) oğluna; "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel; kâfirlerle birlik olma" diye seslendi Oğlu; "Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır" deyince, Nûh; "Bugün Allah'ın buyruğundan, O'nun acıdıkları dışında kurtularak yoktur" dedi Aralarına dalga girdi Oğlu da boğulanlara karıştı" (Hûd, 11/42-43)

Nûh (as), muhtemelen, oğlunun küfredenlerden olduğunu bilmediği için, Allah Teâlâ'ya; "Rabbim! oğlum benim ailemdendi Doğrusu senin va'din haktır Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" diye seslenerek, oğlunun başına gelenlerin hikmetini öğrenmek istemişti Allah Teâlâ, bir peygamber dahi olsa, kan bağının hiçbir şey ifade etmediğini, insanların birbirinden olmalarının yegane ölçüsünün akide olduğunu; "Ey Nûh! O senin ailenden değildir Çünkü o, çok kötü bir iş işlemiştir Öyleyse bilmediğin şeyi benden isteme" ayetiyle Nûh (as)'a bildirerek, ortaya koymuştur

Tufan, yeryüzünde, gemidekilerin dışında hiç kimsenin sağ kalmasının mümkün olmadığı bir şekilde bütün dünyayı sular altında bırakmıştı Gök, kapılarını açarak sularını boşaltmış; Yer, her tarafından sular fışkırtmaya başlamıştı: "Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık Her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti" (el-Kamer, 54/11-12)

Allah'a isyanda direten ve O'nun elçisine olmadık eziyetleri reva gören ve asırlar boyu, gidişatında hiçbir değişiklik yapmayan zâlim bir topluluk, sonraki nesillere, inkârcı zalimlerin sonunun ne olduğunu anlamaları için, bu şekilde, tufan ile helak edilmişti

Allah Teâlâ, inkârcı zalimler helâk olduktan sonra, Tufanı sona erdirmiş ve inananların bulunduğu gemiyi selametle Cûdi dağı üzerine durdurtmuştu; "Yere; "Suyunu çek!"göğe; "Ey gök sen de tut!" denildi Su çekildi, iş de bitti Gemi Cûdiye oturdu "Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi" (Hûd, 11 /44)

Taberî'nin Resulullah (sas)'e dayandırılan bir rivayetine göre Tufan, altı ay sürmüştür Recebin ilk günlerinde başlayan Tufan, Muharremin onuncu gününde son bulmuş ve gemi Cûdi dağının üzerine oturmuştu Nûh (as), şükür için, herkese oruç tutmasını emretmişti (Taberî, age, I,190) Bu gün, Aşûre günü olarak o zamandan günümüze dek hatırasını sürdürmüştür (bk Âşûre mad)

Gemi, su üzerinde kaldığı altı ay boyunca dünyanın her tarafını dolaşmıştı Allah Teâlâ, Tufan esnasında Âdem (as) tarafından inşa edilen Mekke'deki Beytullah'ı yeryüzünden kaldırmıştı (Taberî, age, I, 185)

İnkar edip yeryüzünde fesad çıkaran topluluk yok edilip sular çekildikten sonra, Allah Teâlâ peygamberine artık emniyet içerisinde gemiden inebileceğini bildirmişti: "Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in" (Hûd, 11/48)

Nûh (as), gemiden indikten sonra, Semânîn diye isimlendirilen bir yerleşim yeri inşa etmişti Bu yer ve Cûdî dağı; Ceziretu İbn Ömer (Cizre)'in yakınında bulunmaktadır (age, 189)

Diğer bir rivayete göre de Nûh (as) gemide yüz elli gün kalmış, Allah Teâlâ, gemiyi Mekkeye yöneltmiş; gemi kırk gün Beytullah etrafında dönmüş ve sonra da Cûdi'ye yönelterek orada durdurmuştu (MAli Sabûni, en-Nübüvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 154) Geminin kalıntıları muhtemelen bu dağın üzerinde hâlâ bulunuyor olmalıdır Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de, insanlara ibret olsun diye onu, bulunduğu yerde bıraktığını zikretmektedir: "And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur" (el-Kamer, 54/ 15)

Nûh (as) ile birlikte Tufandan kurtulanlardan, Nûh (as) ve oğulları dışında kalanlar, yok olup gitmişler ve sonraki nesiller Sam, Ham ve Yafes'ten türemişlerdir Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Ancak onun soyunu sürekli kıldık” (es-Saffât, 37/77) Resulullah (sas) bu ayeti okuduğu zaman, sürekli kılınanlardan kastın, Ham, Sam ve Yafes olduğunu söylemiştir (Taberî, age, I, 192)

Tarihçiler; Sam'ı, Arapların ve Fars'ların atası; Ham'ı, Zenciler ve Habeşlilerin atası ve Yafes'i de Türkler, uzak doğu milletleri, Berberîler, Çinliler ve Mâverâünnehir kavimlerinin atası olarak kabul etmektedirler (İbnul-Esîr, el-Kâmü fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 78)

Nûh (as)'ın tufana kadar dokuz yüz elli beş yıl yaşadığı kesindir: "Şüphesiz ki biz Nuhu kavmine Peygamber olarak gönderdik Aralarında elli yıl hariç bin yıl kaldı" (el-Ankebut, 29/14) Ancak, Tufandan sonra ne kadar yaşadığı hakkında bir bilgi yoktur İbn Abbas (ra)'ın görüşüne göre, Nûh (as) bin yedi yüz seksen sene yaşamıştır ve öldüğünde de Mescid-i Haram'a yakın bir yere defnedilmiştir (Sabûnî, age, 154)

Nûh (as), Ulûl-Azm peygamberlerin ilkidir Allah Teâlâ onu, "çok şükreden kul (abden şekûra)" olarak isimlendirmiş ve kıyamete kadar gelen nesiller, anıp selam getirsinler diye onun ismini herkesçe bilinir kılmıştır: "Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nûh'a selam olsun diye ona iyi bir ün bıraktık Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı" (es-Sâffât, 37/81-82)

Ve o, sonraki peygamberler için, takip edilmesi gereken bir önder kılınmıştır: "İbrahim de şüphesiz, onun yolunda olanlardandı" (es-Sâffât, 37/83)

Allah Teâlâ, Peygamberimize, kendisine yapılan itiraz ve işkencelere karşı, Nûh (as) ve onun yolunda olan diğer ulul-azm peygamberler gibi sabretmesini emretmektedir Yani o, Resulullah (sas)'e bir örnek olarak gösterilmektedir: "Resullerden azim ve sebat sahibi (ulul-emr) olanların sabrettiği gibi sen de sabret" (el-Ahkaf, 46/35)

Nûh (as), Peygamber (sas)'e ve inanan tebliğcilere bir numune olarak gösterildiği gibi; onun inkârcı kavminin helakı da, müslümanlara zulmetmeyi gelenek haline getiren sapık topluluklara bir örnek olarak sunulmuştadır
Hz HÛD (as)
Kur'ân-ı kerim'de kıssası geçen peygamberlerden biri Âd kavmine gelen Allah'ın rasûlü A'raf, Hûd, Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir
Ad kavmine gönderilmiştir ki, Kur'ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr, Kasasu'l-Enbiyâ, Beyrut, ty, s 49) Âd kavmi Hz Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr, Kasasu'l-Enbiyâ, Beyrut 1982, I, 149)

Hud (as), Âd kavmi içinde soyu sopu şerefli bir kişiydi Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı Hûd (as) orta boylu, esmer tenli, gür saçlı, güzel yüzlü idi Ãdem (as)'a benzerdi Zâhid, muttakî ve ibâdete düşkün idi Cömert ve şefkatli idi; yoksullara bol bol sadaka verirdi (Hâkim, el-Müstedrek, I, 563)

Ad kavmi Arabu'l-âribe denilen Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir Hadramevt'e ve Yemen'e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu, suyu, ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi Yerin üzerinden akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davarları (eş-Şuara, 26/133, 134) yer altında da, su depoları ve köşkleri vardı (eş-Şuarâ, 26/129) Başkalarına nazaran onlara boy pos, güç ve kuvvet verilmişti

Allahu Teâla, Ãd kavmine, Peygamber olarak Hûd (as)'ı gönderdi O da kavmini bir ve tek olan Allah'a iman ve ibâdete, insanlara zulmetmekten vazgeçmeğe dâvet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı Bunun üzerine, Allahu Teâla onlardan üç yıl yağmuru kesti Onlar yağmur için Mekke'ye bir heyet gönderdiler Allah, yağmur bekledikleri halde bir kasırga ile onları helâk etti

Hz Peygamberimiz (sas) vedâ haccında, Usfan vadisine vardığı zaman, Hz Ebû Bekr'e: "Ey Eba Bekr! Bu hangi vâdidir" diye sormuş Hz Ebû Bekir "Usfan vâdisidir" diye cevaplayınca: Hz Peygamber (sas) Hûd (as)'un, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını alacalı bir kumaş ile bürümüş, genç ve kızıl, yuları hurma liflerinden örülmüş dişi bir deve üzerinde, hac için buradan telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir (Ahmed b Hanbel, I, 232)

Ad kavmi helâk olunca Hz Hûd kendisine inananlar ile beraber Mekke'ye gelmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır

Âd kavminin, Hz Hûd'a karşı çıkarken ileri sürdükleri itirazlar, diğer Peygamberlere karşı muarızlarının ileri sürdükleri itirazların aynıdır Hatta günümüz münkirlerinin de itirazları aynı türdendir Ona itirazda baş çekenler de, diğer peygamberlere itiraz gibi kavmin ileri gelenleridir İtirazın temelinde ise, dönmekte olan çıkar çarklarının devam etmesi vardır Hz Hûd'a yaptıkları itirazlarını şu maddelerde özetlemek mümkündür:

a- Hz Hûd'u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek:

"Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz" (el-A'raf, 7/60)

"Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz'' (el-A'râf, 7/66)

b- Atalar dinine bağlılık:

"Dediler ki: demek sen, tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin" (el-A'râf, 7/70) "Dediler: sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin?" (el-Ahkâf, 46/22)

c- Kendilerinin güçlü kuvvetli olduklarını söyleyip Hz Hûd tarafından gelebilecek bir zararın olamıyacağını ileri sürmeleri:

"Ad kavmi, yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve; bizden daha kuvvetli kim var? dediler" (el-Fussilet, 41/15)

d- Âhireti inkâr etmeleri ve hayatın sadece dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürmeleri:

"Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız (bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar) Biz öldükten sonra diriltecek değiliz" (el-Mü'minûn, 23/37)

e- Hz Hûd'u küçümsemeleri:

''Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret hayatına kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı dedi ki; bu da sizin gibi bir insandan başka birşey değildir Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o takdîrde siz, mutlaka ziyana uğrayanlardan olursunuz" (el-Mü'minûn, 23/33-34)

Onların bu itiraz ve tavırlarına karşı Hz Hûd'un takındığı tavır şöyle idi:

''Ey kavmim Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısın?" ''Ey kavmim, bende bir sapıklık yok; ben âlemlerin Rabbı tarafından gönderilmiş bir elçiyim Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum" (el-A'râf, 7/65, 67, 71, 72) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur Siz (putları Allah'a ortak koşmakla sadece iftira ediyorsunuz Ey kavmim, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum Benim ücretim beni yaratana aittir Aklınızı kullanmıyor musunuz? Ey kavmim Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin (O'na yönelin)ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın, Suç işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin"(Hûd, ll/50-52) Geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarını Kur'ân'da zikredilmesi inananların ibret almaları içindir Geçmiş peygamberlerin her tavrı müslümanlar için de takip edilecek bir yoldur Meseleye bu yönden baktığımızda Hz Hûd kıssasından alınacak İbretleri de şu şekilde özetlememiz mümkündür:

Hz Hûd, Allah yoluna samimiyetle sarılmış vakûr bir kişidir Söyleyeceğini, ölçüp tarttıktan sonra söylemektedir Kötülüğe, kötülükle karşı koymadığı gibi yumuşak davranmaktadır Kavmi kendisini beyinsizlikle itham ederken, kendisinin beyinsiz olmadığını, onları uyarmak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemekle yetinmektedir Allah'ın üzerlerindeki nimetlerini kendilerine hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmiş olmaları için Allah'ın emirlerine riayet etmeleri gerektiğini anlatmaktadır, bundan dolayı onlardan bir ücret istemediğini özellikle belirtmektedir

Hz SALİH (as)
Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen peygamberlerden biri Semud kavmine gönderilmiştir Allah Teâlâ onu, önceki peygamberlerin getirmiş olduğu tevhid dininden sapıp kendilerine ilâhlar edinen Semud kavmini uyarmak için bu kavme peygamber olarak göndermiştir Ancak Semud kavmi, öteki azgın kavimlerde olduğu gibi onu dinlememişler ve eziyet ederek, yanlarından kovmuşlardır Semud kavminin ileri gelenleri onunla alay ederek küçümsemeye çalışmış ve kendilerini tehdit ettiği azabın gelmesini istemişlerdir Bunun üzerine Allah Teâlâ, onları şiddetli bir şekilde cezalandırarak yok etmiştir Salih (as)'ın ve Semud kavminin kıssası sonraki nesillere ibret olsun diye Kur'an-ı Kerim'de yer almıştır
Hz Hud'un vefatından sonra, Semud'un torunları Kuzey Arabistan bölgesine yerleştiler Kendilerine köşkler, saraylar inşa ettiler Taşları oydular, onlara yeni şekiller verdiler Köşklerini ve saraylarını bu şekillerle süslediler

Semud kavmi, tevhit inancını unutup Allah'a ortak koştular ve yapmış oldukları putlardan kendilerine tanrılar edindiler

Bu kâvmin ahlak ve fazilet bakımından en üstünü olan Salih'e kırk yaşına geldiği zaman peygamberlik görevi verildi

Hz Salih, kavmine gerçeği bildirdi Onları doğru olan yola çağırdı Tebliğde bulundu;

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim Allah'tan korkun ve bana itaat edin Ben sizden tebliğim için bir ücret istemiyorum Benim ücretim âlemlerin Rabbına aittir" dedi

Salih aleyhisselam gerçekten saygı duyulacak bir insandı Semud Kavmi de Hz Salih'i sever, sayardı Salih, davetini açıkladıktan sonra durum değişti Kavmi, Salih'e karşı cephe almaya başladı Babalarının yanlış inançlarını sürdürmeyi tercih ettiler "Babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi yasaklıyor musun?" dediler

Semud kavmi, kendi aralarından birisinin gerçeği haber vermesini kabullenemediler, "İçimizden bir insana mı uyalım?" dediler

Kavmi, Hz Salih'i suçlamaya başladı Terbiyesizlik ettiler Hz Salih için "o, şımarık bir yalancıdır" dediler

"Onlar yarın kıyamette şımarık ve yalancının kim olduğunu bilecekler Ama iş isten geçmiş olacak Onların yalvarıp yakarmaları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır "

Semud kavmi, Hz Salih'e engel olamayacaklarını anlayınca, onunla uğraşmaktan vazgeçtiler Salih peygambere inanan mü'minleri yollarından döndürmeye çalıştılar Allah'ın elçisini yapayalnız bırakmak istediler Mü'minlere; "Salih'in, Rabbı tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu gerçekten biliyor musunuz?" dediler

O, gerçek iman mutluluğuna eren insanlar da "Biz, onunla gönderilen her şeye iman ederiz" dediler

Hiç bir şüpheye yer vermeyen bu kayıtsız şartsız iman karşısında Semud kavmi'nin inkarcıları şaşkınlığa düştüler; "Sizin inandığınızı bir inkar ederiz" diyerek vicdanlarını bir kez daha sattılar

Bu inkarcılar, Hz Salih'i bozgunculukla suçlarken halkı da inkara zorladılar; "Yeryüzünü islah etmeyip bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dediler

Hz Salih sabretti Ümitsizliğe kapılmadı Gerçeğe yüzçeviren kavmini putlardan uzaklaştırmaya çalıştı Onlara öğütlerde bulundu

Semud kavmi'nin sapıkları Hz Salih'e; "Eğer doğru söyleyenlerden isen bir mucize getir" dediler Bu istekleri inanmaya yönelmelerinden değildi Sapkınlıklarına yeni malzeme aramalarındandı

İstedikleri mucize, dişi ve hamile bir deve idi Allah, mucize olarak Semud kavmi'ne bu dişi deveyi verdi Bu mucize karşısında bazıları iman ettiler, bazıları da inkarlarında direttiler Allah elçisi hakkında "amma da sihirbazmış" demek alçaklığında bulundular

Semud kavmi, bu kez de deveden rahatsız olmaya başladılar Devenin fazla su içmesinden yakındılar Yüce Allah suyu, deve ile Semud kavmi arasında paylaştırdı; "Suyu içme hakkı bir gün onun, bir gün de sizindir" buyurdu

Deveyi her gördüklerinde mü'minlerin inancı yenileniyordu Azgınların da kini artıyordu Hz Salih bu durumu biliyordu Kavmini uyarıyordu;

"Sakın ona fenalık ile dokunmayın Eğer dokunursanız sizi büyük bir günün azabı yakalar" diyordu

Bu kavmin inkarcıları Salih'in sözlerini dinlemediler Kendi aralarında Salih'i, mü'minleri ve dişi deveyi öldürmeyi kararlaştırdılar Önce, mucize olarak gönderilen deveyi öldürdüler Bu hareketleriyle Salih peygamberi ve müminleri yıldırmak, korkutmak istediler isyanlarını ve kinlerini kustular "Ey Salih!" dediler "Eğer sen gönderilmiş peygamber isen va'dettiğin azabı getir!"

Allah Elçisi yılmadı Bu azgınlar topluluğuna; Ey milletim! Ben size Rabbımın risaletini tebliğ ettim İşe nasihat eyledim Fakat siz, nasihat edenleri sevmezsiniz" dedi

Hz Salih, kavmine iyi muamelede bulundu Yine kurtuluş yollarını gösterdi Tevbe etmelerini öğütledi "Ey kavmim" dedi Niçin tevbeden evvel çabucak kötülüğü istiyorsunuz? Allah'tan mağfiretinizi istemeli değil miydiniz? Belki merhamet olunurdunuz "

Semud Kavmi bu sözlere kulaklarını tıkadılar Biz, seninle ve seninle bulunanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler Bela ve musibetlere sebep olarak Salih'le mü'minleri gösterdiler

"O şehirde dokuz kişi vardı ki bunlar yeryüzünde fesat çıkarıyor iyilikte bulunmuyorlardı"

Deveyi öldürten bu adamlar, kötü arzularım devam ettirmek niyetindeydiler

Bunların hepsi bir araya geldiler "Gece baskını yapıp Salih'i ve ailesini öldürelim Sonra velisine; biz o ailenin helakinde hazır değildik, gerçekten biz doğru söyleyenlerdeniz diyelim" dediler Kendi aralarında bu karara vardılar

anı Yüce Allah, bu olayı şöylece belirtiyor: "Onlar, bir hile düşündüler Biz de onların haberleri olmadan hilelerini alt-üst ettik "

Salih peygambere münkirlerin bu hilesi haber verildi O da ailesini ve mü'minleri yanına alarak bu şehri terketti Böylece hicret olayı da gerçekleşti

Azgınlar, planlarını uygulamak için geceleyin Salih peygamberin evini kuşattılar Evin içinde kimseyi bulamayınca şaşırıp kaldılar

"Allah'ın azabı onları yakalayıverdi Bunun üzerine şiddetli bir sarsıntı tuttu Yurtlarında yüz üstü düşüp öyle kaldılar "

Ne kadar inkarcı ve sapkın varsa hepsi de helak oldu Şehir bir harabe haline dönüştü

Müminler bir müddet sonra bu harabe haline dönüşen şehre geldiler Azgınlığın ve inkarcılığın kötü sonucunu seyrettiler Mü'min olduklarından dolayı Allah'a şükrettiler

Salih peygamber mü'minlerle birlikte tekrar hicret ettikleri şehre döndüler Allah Elçisi Salih (as), müminlere öğütlerde bulundu; onlara, Allah'a kul olmanın sevincini tattırdı

Her peygamber gibi o da Rabbının rahmetine kavuştu Ölümsüzlük diyarına ulaştı
Hz İBRÂHİM (as)
Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ'nın "Halil" dost diye nitelediği ulu'l-azm mertebesinde olan peygamber
Nuh (as)'un çocukları ve torunları, önce Irak'a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı Daha sonra, burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi Babil'deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi, Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent yapmışlardı Ninova'da ortaya çıkan Asur devletinde ise başkent Ninova olup, Babil'i hâkimiyetleri altına almıştı Bir süre sonra Babil'de, Keldânîler, Asurluların hâkimiyetleri altında bulunan Nabt'ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı

Babilliler, tek Allah'a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı Putları ve yıldızları, ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi Onların bu inancına "Sâbiîlik" denir Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara, aya, güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa varırdı Babil'de putların hem yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı Bundan dolayı devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu İşte Allah, böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına İbrahim (as)'ı göndermişti "İbrahim" kelimesinin manası "cemaat babası" demektir Nitekim kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz İbrahim'dir

Cemaatının "Allah'ın dostu" anlamına gelen "Halîlullah" ünvanına sahip İbrahim (as), "Ulü'l-azm" denilen büyük peygamberlerden biridir "Ulü'l-azm" gayesine erişen diğer peygamberler ise Nuh (as), Musa (as), İsa (as) ve Muhammed (as)'dir Hz İbrahim'in "halilullah" lakabını alması Allah'a olan sevgi ve bağlılığındandır Bir rivayete göre Hz İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için "halilullah" diye nitelendirilmiştir

İbrahim (as)'ın nesebi hakkındaki rivâyetler muhteliftir Ancak rivayetlerin hepsi Sâm b Nûh'a vardığında ittifak etmiştir Babasının ismi Tarih lakabı Âzerî'dir

Hz İbrahim'in ismi Kur'an-ı Kerim'de yirmi beş sûrede altmış dokuz defa geçmiştir Kur'an-ı Kerim'de Hz İbrahim değişik isim ve sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle bahsedilmiştir Kur'an'da da geçen sıfatlarının bazıları: Evvâh (çok ah eden), Halim, Munib (Allah'a sığınan), Hanîf, Kânit (Allah'a kulluk eden), Şâkir

Hz Peygamber (sas)'de Hz İbrahim (as)'ın faziletini anlatırken şöyle der: "Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen kişi, İbrahim'dir" (Buhâr;, Enbiyâ, 8) "bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikâil) geldi Bunlarla beraber gittik nihayet uzun boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim O İbrahim (as) idi (Buhârî, Enbiyâ, 8)

İbrahim (as) Babil halkına uzun süre hak dini, dünyayı, âhireti, hayatı, ölümü ve yeniden dirilişi anlatmış, en yakını olan babasına ise bu meseleyi inceden inceye izah etmişti Ancak başta babası Âzer olmak üzere halk, İbrahim (as)'a inanmayıp inkâr etmişti İbrahim (as), babasının bu hareketine kızmamış, ona darılmamıştı Hatta onun için Allah'tan rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: "Sana selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret dileyeceğim Çünkü O, bana karşı lütufkârdır" (Meryem, 19/47) Bundan sonra İbrahim (as), baba ocağını terkederek oradan ayrıldı

Milletine, putların hiçbir fayda sağlayamayacağını pek çok kere söyleyen ve ancak Yüce Allah'ı üstün niteliklere sahip olduğunu bildiren İbrahim (as), milletinin kendisine inanmadığını görünce hemen Nemrud'a gitti Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçmeyen ve o sıralar milletinin başında bulunan Nemrud, sahip olduğu servet ve saltanatıyla kendini ilâh sanmaktaydı

İbrahim (as), Nemrud'a Allah inancından bahsetti Fakat o reddetti ve İbrahim (as) ile Rabbi hakkında münakaşaya girişti İbrahim (as) Allah Teâlâ'nın hem dirilttiğini hem de öldürdüğünü söyleyince Nemrud, kendisinin de bunu yapmağa gücü yettiğini ifade eder Nemrud, bunu ispat için, iki adamı getirtmiş, birini öldürmüş, diğerini bırakmış; böylece öldürmeğe ve diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti Bu defa İbrahim (as): "Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" (el-Bakara, 2/258) deyince Nemrud şaşırıp kalmıştı

Bir ara, Allah inancını kabule yanaşmayan halk, bir bayram günü âdetleri üzere puthaneye yemek getirmiş, putlarının önüne koymuş, daha sonra da eğlenme yerlerine gitmişti İbrahim (as)'ı de götürmek istemişler, ancak o, rahatsız olduğu gerekçesiyle gitmemişti Onlar eğlence yerlerine gidince, puthaneye girip putların hepsini paramparça etmiş, içlerinden sadece en büyüğünü, ona baş vursunlar diye sağlam bırakmıştı

Bayram eğlenceleri biten halk, yine âdetleri üzere yemeklerini almak için puthaneye gelmiş, ancak puthaneyi harabeye dönmüş bir durumda görünce, putları bu hale getirenin İbrahim (as) olabileceğini düşünmüşler, İbrahim (as)'i çağırıp şu şekilde sorguya çekmişlerdir: "Ey İbrahim! Tanrılarımıza bu hareketi sen mi yaptın?" Hz İbrahim bu soruya "Belki onu, şu büyükleri yapmıştır Konuşabiliyorsa, onlara sorun!" şeklinde cevap verdi (el-Enbiyâ, 21/62-63) Halk, putların cansız ve konuşamaz olduklarını itiraf edince İbrahim (as) tevhid inancını haykırırcasına şöyle dedi: "O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (el-Enbiyâ, 21/66-67)

İbrahim (as)'ın bu savunması, sapıklar tarafından onun suçlu duruma düşmesine yetmişti Sapıkların lideri Nemrud, İbrahim (as)'ın öldürülerek veya yakılarak cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet ateşte yakılmasına karar verilmişti Hazırlanan ateşin alevi, en şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde İbrahim (as)'ı mancınıkla fırlatıp ateşe attılar Ancak ateşin ve her şeyin sahibi olan Allah, ateşe şöyle emir verdi: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol!" (el-Enbiyâ, 21/69) Böylece İbrahim (as) ateşten kurtulmuş oldu O sırada İbrahim (as)'a inanan tek bir kişi vardı; o da Lut (as) idi

Hz Peygamber şöyle buyurmuştur: "İbrahim aleyhi's-salâtü ve's Selâm yalnız üç defa (te'vil ile başka bir manaya çevirerek) yalan söylemiştir Bunların ikisi Aziz ve Celil olan Allah'ın zâtı ve rızası için: Birisi (putperestlere) "ben hastayım" demesi öbürüsü de "Belki putların şu büyüğü bu işi işlemiştir" demesi Resulullah üçüncüsü için de şöyle demiştir: "İbrahim günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte azılı bir zalime uğramıştı" (Buhârî, Enbiya, 8)

Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır Hz İbrahim amcasının kızı olan hanımı Hz Sâre ile birlikte Mısır tarafına seyahat ederken "Erdün" kasabasına gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise geçmiştir Ebu Hureyre, Peygamber (sas)'den rivayet etmiştir Hz Peygamber şöyle anlatmıştır: "İbrahim (as) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi O şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı Bu zâlime "İbrahim, yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi" diye haber gönderdiler Kral "ey İbrahim! yanındaki kadın neyin, kimindir?" diye sordurdu İbrahim (as) (din) kardeşimdir" dedi Sonra Sâre'ye gelip "sakın beni yalancı çıkarma, ben bunlara seni kız kardeşimdir dedim Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde benden, senden başka iman eden hiç kimse yoktur" buyurdu Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya) teşebbüs etti Hz Sâre kalktı abdest aldı, namaza durdu Sonra şöyle dua etti: "Yâ Rab! Ben sana ve senin peygamberine iman ettimse, ben kadınlığımı zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat etme" Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak çırpınmaya başladı Bunun üzerine Sâre "Allahım şayet bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir" diye dua etti Bunun üzerine adam rahatladı" Bu hadise üç defa tekrarlandı "Bunun üzerine melik etrafındakilere" siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim (as)'e gönderiniz Hâcer'i de Sâre'ye veriniz" dedi Bunun üzerine Sâre Hz İbrahim'in yanına gelerek ona (olayı anlattı) ve "Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti; bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi" dedi (Buhârî, Buyû, 100; Hibe, 36)

İbrahim (as), o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer gezdi Sonunda Şam'da karar kıldı Orada kendisine inananlar günden güne arttı İbrahim (as)'e inanların oluşturduğu kitleye "İbrahim milleti" adı verildi

İbrahim (as) Babil'den ayrılacağı zaman, babası için Allahu Teâlâ'dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve babasının affı için Allah'a şöyle yalvarmıştı: "Babamı da bağışla! Çünkü o sapıklardandır" (eş-Şuârâ, 26/86) Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen İbrahim (as) bunu, memleketinden ayrılırken verdiği sözden dolayı yapmıştı İbrahim (as)'ın duası kabul edilmedi ve ayeti kerimede bu durum şöyle ortaya kondu: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba bile olsalar puta tapanlar için mağfiret dilemek peygamberlere ve mü'minlere yaraşmaz" (et-Tevbe, 9/113)

İbrahim (as)'in bundan sonraki yaşantısı Lut (as), İsmail (as) ve İshak (as) ile birlikte geçti Bunlar hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Onları buyruğumuz altında, insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik Onlar bize kulluk eden kimselerdi" (el-Enbiyâ, 21/73)

Allah Teâla, İbrahim (as)'a on sayfalık bir kitap da vermiştir Uzunca bir süre yaşadıktan sonra, ömrünün sonlarına doğru Mısır'a gitti İbrahim (as) vefat ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs yakınlarında Halilü'r-rahman denilen yerde defnedildi

Hanîflik: İbrahim (as)'in dinin temeli tevhide (Allah'ın birliğine) dayanıyordu Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu Bunlara "Hanif" denirdi

Hanîf, batıldan uzak, Hakk'a yönelen ve tevhit inancı üzere bir Allah'ı tasdik eden kişi demektir Kur'an-ı Kerim de "hanîf" kelimesi birkaç yerde geçer "Hanif" kelimesi daha çok, Hz İbrahim için Allah'a saf ve temiz bir şekilde ibadet eden bir kul anlamında kullanılmıştır

Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: "Ve hanif olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!" (Yunus 10/105) "Sonra da biz, Hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana vahyettik" (en-Nahl, 16/123)

İslâm'dan önce Arap toplumunda; Varaka b Nevfel, Abdullah b Cahş, Osman b Hüveyris, Zeyd b Amr, Kuss b Sâide gibi kişiler hanifler arasında bulunuyordu Bunlar; cansız, dilsiz, hiçbir şeye güçleri yetmeyen putların önünde eğilmeyi, onlara yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi
Hz LÛT (as)
Kur'ân-ı Kerim'de geçen peygamberlerden biri Lût (as) ile birlikte Hz İbrahim'in kardeşi Hârân'ın oğludur Lût (as), İbrahim (as) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrahim (as) beraberce Mısır'a gittiler Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu Hz Lût bunun üzerine, amcası İbrahim (as)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyet insanlar idi Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı
Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlaksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı Hz Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler Karısı da ona inanmayanlardandı
gerekli bulduk" (el-Hicr,15/58-60) "Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir İbrahim: "Ama Lût oradadır" dedi Elçiler (melekler): "Biz orada olanları daha iyi biliriz, onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler" (el-Ankebût, 29/31-32)

Melekler, Hz İbrahim'den ayrıldıktan sonra Hz Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı Melekler ona "Biz sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik, sana gerçekle geldik Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi Sıkılma sebebi, melekleri insan zannetmesi idi Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler suretinde gelmişlerdi Hz Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu Korkusu bundandı Misafirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67)

"Lût'un konukları olan melekleri elde et onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37) "Hz Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69) Misafirlere dokunulmaması için Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim) Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78) Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler Hz Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80) Hz Lût iyice sıkılmıştı Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler

Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azabın vakti gelmişti Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık Karının dışında kimse geri kalmasın Doğrusu onların başına gelenler onun baçına da gelecektir Vadeleri gün doğana kadardır Gün doğması yakın değil mi?" (Hîd, 11/81) "Bu kasaba halkının yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten elbette bir azap indireceğiz" (el-Ankebût, 29/34) Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı Halkın üzerine kime isabet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular (Abdulfettah Tabbara, Ma'al Enbiya' Fil-Kur'an, s, 142-146; Muhammed Ahmed Cad, Kısasu'l-Kur'ân, 68-76)

Bundan sonrası da Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır:

"Buyurduğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine de Rabbinin katından işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık Bunlar zalimlerden hiç bir zaman uzak olmayacaktır" (Hûd, 11/82-83)

"Tanyeri ağarırken çığlık onları yakalayıverdi Memleketlerini alt üst ettik; üzerlerine sert taş yağdırdık Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadır Bunda inananlar için ibret vardır" (el-Hicr, 15/73-77)

"Bunun üzerine onu (Lût'u) ve ailesini kurtardık Yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk Geride kalanların üzerine bir yağmur yağdırdık Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi" (en-Neml, 27/57-59)

"Andolsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azab başlarına geldi Âzabımı ve uyarılarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik (el-Kamer, 54/38-39)

Görüldüğü gibi, Lût'un kıssasındaki en büyük özellik onun eşcinsellikle yaptığı mücadeledir Eşcinsellik İslâm'da en büyük günahlar arasındadır Eşcinselliğe livata * yada lûtilik * denmesi, bu çirkin fiili ilk olarak bu kavmin işlemesinden dolayıdır Yine görüldüğü gibi Kur'an-ı Kerim, bu iğrenç fiili yapanları kınamakta ve faillerinin dünya ve ahirette büyük azap göreceklerini ifade etmektedirHZ İSHÂK (as)
İbrahim (as)'ın Hz Sâre'den doğan ikinci oğlu
Hz Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir Hz Hacer Hz İsmail'i doğurunca, Hz Sâre üzülmüştür Hz İbrahim yüz yirmi yaşında Hz Sâre doksan yaşında iken Allah'ın bir lutfu ve mucizesi olarak İshâk (as) doğmuştur (bk Hâkim, Müstedrek, 11, 556)

Kur'an-ı Kerim'de bu olay şöyle anlatılır: "And olsun ki, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip; "Selâm", dediler O da "Selâm" dedi ve eğlenmeden gidip kızartılmış bir buzağı getirdi Onların ellerinin buna uzanmadığını görünce hoşlanmadı ve kalbine bir korku geldi Onlar "korkma biz lût kavmine gönderildik" dediler İbrahim'in ayakta duran zevcesi güldü Biz de ona İshak'ı ardından da torunu Yâkub'u müjdeledik Kadın "vay, kendim koca bir karı, şu zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doğuracakmışım? Bu doğrusu pek şaşılacak bir iş" dedi Melekler "ey evin hanımı Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşacaksın O Hamid ve Meciddir" dediler (Hûd, 11 /73)

İshâk (as)'ın tarih kitaplarında anlatıları şemâili şöyledir Uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli, yüzü güzel, konuşması düzgün, saçı, sakalı bembeyazdı Siret ve sureti babası İbrahim (as)'a benzerdi (Hâkim, Müstedrek, 11, 557) Hz İshâk'ın Yakub ve 'Ays adında iki oğlu olmuştur Yakub (as) daha güzel yüzlü, daha düzgün konuşmalı ve zarafet ve güzelliği daha çok olandı Ays, Rumların yaşadığı bölgede ikamet etmişti (Hâkim, Müstedrek, l l, 557)

İshâk (as) Kur'an-ı Kerim'de de övülmüştür: "Ey Muhammed; güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshâk ve Yakub'u da an! Biz onları âhiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin, iyi kimselerdir" (Sâd, 38/45-47) İshâk (as) babasının ölümünden sonra Sam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmiş, Allah'u Teâlâ onu seçkin ve hayırlı bir insan eylemiştir

"İbrahim'e salihlerden bir peygamber olmak üzere de İshâk'ı müjdeledik Hem ona hem de İshâk'a feyz ve bereketler verdik Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apaçık zulmedeni de vardır" (es-Sâffât, 37/112, 113)

Hz İshak rivayete göre yüzaltmış yaslarında bu günkü Filistin'in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası İbrahim (as)'ın Mezradaki kabrinin yanına defnedilmiştir (İbnu'l-Esîr el-Kâmil fi't- Tarih, 1, 127)
HZ İSHÂK (as)
İbrahim (as)'ın Hz Sâre'den doğan ikinci oğlu
Hz Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir Hz Hacer Hz İsmail'i doğurunca, Hz Sâre üzülmüştür Hz İbrahim yüz yirmi yaşında Hz Sâre doksan yaşında iken Allah'ın bir lutfu ve mucizesi olarak İshâk (as) doğmuştur (bk Hâkim, Müstedrek, 11, 556)

Kur'an-ı Kerim'de bu olay şöyle anlatılır: "And olsun ki, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip; "Selâm", dediler O da "Selâm" dedi ve eğlenmeden gidip kızartılmış bir buzağı getirdi Onların ellerinin buna uzanmadığını görünce hoşlanmadı ve kalbine bir korku geldi Onlar "korkma biz lût kavmine gönderildik" dediler İbrahim'in ayakta duran zevcesi güldü Biz de ona İshak'ı ardından da torunu Yâkub'u müjdeledik Kadın "vay, kendim koca bir karı, şu zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doğuracakmışım? Bu doğrusu pek şaşılacak bir iş" dedi Melekler "ey evin hanımı Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşacaksın O Hamid ve Meciddir" dediler (Hûd, 11 /73)

İshâk (as)'ın tarih kitaplarında anlatıları şemâili şöyledir Uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli, yüzü güzel, konuşması düzgün, saçı, sakalı bembeyazdı Siret ve sureti babası İbrahim (as)'a benzerdi (Hâkim, Müstedrek, 11, 557) Hz İshâk'ın Yakub ve 'Ays adında iki oğlu olmuştur Yakub (as) daha güzel yüzlü, daha düzgün konuşmalı ve zarafet ve güzelliği daha çok olandı Ays, Rumların yaşadığı bölgede ikamet etmişti (Hâkim, Müstedrek, l l, 557)

İshâk (as) Kur'an-ı Kerim'de de övülmüştür: "Ey Muhammed; güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshâk ve Yakub'u da an! Biz onları âhiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin, iyi kimselerdir" (Sâd, 38/45-47) İshâk (as) babasının ölümünden sonra Sam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmiş, Allah'u Teâlâ onu seçkin ve hayırlı bir insan eylemiştir

"İbrahim'e salihlerden bir peygamber olmak üzere de İshâk'ı müjdeledik Hem ona hem de İshâk'a feyz ve bereketler verdik Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apaçık zulmedeni de vardır" (es-Sâffât, 37/112, 113)

Hz İshak rivayete göre yüzaltmış yaslarında bu günkü Filistin'in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası İbrahim (as)'ın Mezradaki kabrinin yanına defnedilmiştir (İbnu'l-Esîr el-Kâmil fi't- Tarih, 1, 127)

HZ İSHÂK (as)
İbrahim (as)'ın Hz Sâre'den doğan ikinci oğlu
Hz Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir Hz Hacer Hz İsmail'i doğurunca, Hz Sâre üzülmüştür Hz İbrahim yüz yirmi yaşında Hz Sâre doksan yaşında iken Allah'ın bir lutfu ve mucizesi olarak İshâk (as) doğmuştur (bk Hâkim, Müstedrek, 11, 556)

Kur'an-ı Kerim'de bu olay şöyle anlatılır: "And olsun ki, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip; "Selâm", dediler O da "Selâm" dedi ve eğlenmeden gidip kızartılmış bir buzağı getirdi Onların ellerinin buna uzanmadığını görünce hoşlanmadı ve kalbine bir korku geldi Onlar "korkma biz lût kavmine gönderildik" dediler İbrahim'in ayakta duran zevcesi güldü Biz de ona İshak'ı ardından da torunu Yâkub'u müjdeledik Kadın "vay, kendim koca bir karı, şu zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doğuracakmışım? Bu doğrusu pek şaşılacak bir iş" dedi Melekler "ey evin hanımı Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşacaksın O Hamid ve Meciddir" dediler (Hûd, 11 /73)

İshâk (as)'ın tarih kitaplarında anlatıları şemâili şöyledir Uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli, yüzü güzel, konuşması düzgün, saçı, sakalı bembeyazdı Siret ve sureti babası İbrahim (as)'a benzerdi (Hâkim, Müstedrek, 11, 557) Hz İshâk'ın Yakub ve 'Ays adında iki oğlu olmuştur Yakub (as) daha güzel yüzlü, daha düzgün konuşmalı ve zarafet ve güzelliği daha çok olandı Ays, Rumların yaşadığı bölgede ikamet etmişti (Hâkim, Müstedrek, l l, 557)

İshâk (as) Kur'an-ı Kerim'de de övülmüştür: "Ey Muhammed; güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshâk ve Yakub'u da an! Biz onları âhiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin, iyi kimselerdir" (Sâd, 38/45-47) İshâk (as) babasının ölümünden sonra Sam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmiş, Allah'u Teâlâ onu seçkin ve hayırlı bir insan eylemiştir

"İbrahim'e salihlerden bir peygamber olmak üzere de İshâk'ı müjdeledik Hem ona hem de İshâk'a feyz ve bereketler verdik Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apaçık zulmedeni de vardır" (es-Sâffât, 37/112, 113)

Hz İshak rivayete göre yüzaltmış yaslarında bu günkü Filistin'in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası İbrahim (as)'ın Mezradaki kabrinin yanına defnedilmiştir (İbnu'l-Esîr el-Kâmil fi't- Tarih, 1, 127)



HzYÛSUF (as)
Kur'n'da ismi geçen Beni İsrail peygamberlerinden biri
Hz Yûsuf Kurân'da adı geçen peygamberlerden birisi olup, Yakub Peygamber'in oğludur Nesebi Hz İbrahim'e kadar varır (Kamil Miras, Tecrid Tercemesi, IX, 139)

Kur'ân-ı Kerîm'de kendi adını taşıyan bir sûre vardır Tamamı 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz Yûsuf'tan bahseder Bu âyetlerde anlatıldığına göre Hz Yûsuf'un hayat hikâyesi özetle şöyledir:

Hz Yûsuf'un on bir tane erkek kardeşi vardı Yûsuf fevkalâde güzel ve son derece zekî idi Babaları Hz Yakub en çok Yûsuf'u seviyordu Bu sevgiyi ağabeyleri kıskanıyorlardı

Yûsuf (as) bir gece rüyasında on bir yıldızın, güneş ve ayın kendisine secde ettiklerini gördü Bu rüyayı babasına anlattı Babası rüyanın, Hz Yûsuf'un büyük bir adam olacağına işaret olduğunu anladı ve Yûsuf'a rüyasını ağabeylerine anlatmamasını tembihledi Ancak, ağabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf'u öldürüp bir yere atmayı planladılar Babalarından izin alarak, gezip eğlenmek bahanesiyle Yûsuf'u alıp kırlara,götürdüler Onu bir kuyuya attılar, gömleğini da kana bulayarak, "Yûsuf'u kurt kaptı" diye babalarına yalan söylediler

Kuyunun yanından geçmekten olan bir kafile Yûsuf'u buldu ve köle olarak satmak üzere alıp, Mısır'a götürdüler Orada az bir fiyatla onu Azîz (maliye bakanı)'e sattılar

Azz'in hanımı Yûsuf'a göz koydu Onu kendisiyle beraber olmaya çağırdı Yûsuf (as) bunu kabul etmeyince, ona iftira edip kocasına şikayet etti ve hapse attırdı

Hz Yûsuf senelerce hapiste kaldı Orada hükümdarın şerbetçisi ve aşçısı ile tanıştı Onların gördükleri dünyaların yorumunu yaptı Birisinin, kurtulup efendisinin hizmetine devam edeceğini, diğerinin ise öldüreceğini söyledi Sonunda dediği çıktı Hz Yûsuf, kurtulana, kendisini efendisinin yanında anmasını istedi

Hükümdar bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü Bu rüyanın yorumunu yaptırmak istedi Hz Yûsuf'un rüya yorumu yaptığını öğrendi ve onu hapisten çıkarıp, rüyasını anlattı Hz Yûsuf, yedi sene bolluk olacağını, peşinden gelen yedi senenin ise kıtlıkla geçeceğini söyledi Bunun üzerine hükümdar, Hz Yûsuf'u maliye bakanlığına getirdi Yûsuf (as) bolluk yıllarında bütün ambarları zahire ile doldurttu; kıtlık yılları gelince bu zahireyi halka dağıtmaya başladı Aynı kıtlık, Hz Yûsuf un babasının memleketi olan Ken'an diyarında da yaşandı

Yûsuf (as)'un kardeşleri de zahire almak için iki kez Ken'an ilinden Mısır'a geldi Sonunda Yûsuf (as) kardeşlerine kendini tanıttı ve onları affettiğini belirterek, "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar, o merhametlilerin merhametlisidir" (Yûsuf, 92) dedi Yûsuf (as), babası, annesi ve kardeşlerinin tamamını Mısır'a davet etti

Ailesi Mısır'a vardığında Yûsuf (as) anne ve babasını tahta oturttu; diğer onbir kardeşi ise Hz Yûsuf'un önünde eğildiler O zaman Yûsuf (as); "Babacığım, işte bu vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim, bana pek çok iyiliklerde bulundu Doğrusu Rabbim, dileğine lütufkardır O şüphesiz, bilendir, hâkimdir" (Yûsuf,100) dedi Bu şekilde İsrail oğulları, Filistin'den Mısır'a gelip yerleşmiş oldu Bir süre sonra Yakub (as) vefat etti Yûsuf (as), Allah Teâlâ'ya şöyle münacatta bulundu: "Rabbim, bana hükümdarlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımı, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!" (Yûsuf, 101) Yûsuf (as)'un hayat hikayesi Kur'ân-ı Kerîm'de "Ahsenü'l-Kasas, Kıssaların en güzeli" ünvanını aldı Pek çok olayları içeren bu hayat hikâyesi için Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ândolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır" (Yûsuf, 7)

Yûsuf (as)'un defnedildiği yer, rivâyetlere göre, İbrahim (as)'in medfun bulunduğu Kudüs yakınlarında Halilü'r-Rahman kasabasındadır

 

börütegin_52 is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 09-08-2006   #2
Profil Bilgileri
Standart



Şükrann
_______
_______
_______

 

Apollo is offline  
Alt 09-08-2006   #3
Profil Bilgileri
Standart



paylaşım için teşekkürler

 

b1t_trojan is offline  
Cevapla
Tags: peygamberlerin, tarihiaciklamali


peygamberlerin tarihi(açıklamalı) ile ilgili Benzer Konular
161 Kez Görüntülendi

Peygamberlerin Sıfat ve Faziletlerinden Bazıları Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamberlerin Gönderiliş Amacı Kuran'ı Kerim
peygamberlerin hayatları Dini Sohbet
Peygamberlerin Hayatları Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı Dini Programlar


Saat 10:05.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553