Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
peygamberlerin hayatları ile ilgili Benzer Konular
180 Kez Görüntülendi

Peygamberlerin Gönderiliş Amacı Kuran'ı Kerim
Sahabeler ve hayatları Dini Programlar
Peygamberlerin Hayatları Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı Dini Programlar
peygamberlerin tarihi(açıklamalı) Dini Sohbet

Yanaklarda Kuruyan Gözyaşlarını Silmek.. | Vecizeler
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 14-05-2008   #1
Profil Bilgileri
Post bütün peygamberlerin hayatları



bütün peygamberlerin hayatları başlıklı yazı Mumsema bütün peygamberlerin hayatları Forum Alev


İMAM ALİ RIZA (as)'IN KISACA HAYATI
Kimlik bilgisi
Adı :ALİ
Künyesi:Abu`l Hasan
Lakabı:Rıza
Baba adı : Musa
Anne adı: Necme
Doğum yeri: Medine
Doğum tarihi: 11 Skate 148 hk
Peygamber'e (saa) olan yakınlığı: Torunu
Şehadet yılı : Sefer ayının sonu 203
Şehadet yeri : Tus (İran)
Şehadet sebebi : Abbasi Halifelerinden Memun'un İmam'ı zehirlemesi

Çocukluk dönemi
İmam Rıza çoculuk dönemini babasının terbiyesi altında geçirdi ve 45 yıl Harun Reşid zalim hükümeti altında yaşadı 35 yaşında iken babası İmam Kazım (as) şehid oldu ve 10 yıl İmamet dönemi Harun zamanında geçtiHarun'un helaketinden sonra oğulları Emin ile Memun arasında saltanat mücadelesi başladı Bu mücadeleyi Memun kazandı ve hilafet tahtına oturdu Alevi şiaların peşpeşe kıyamları Memun'u İmam Rıza'yı veliaht etme fikrine düşürdü

İmamet dönemi
İmam Rıza (as), Müslümanlara hakim olan siyasi ortamı göz önünde bulundurarak işin evvelinde yani Harun zamanında kendi imametini alenen açıklamadı; fakat Şia ve dostlarıyla ilişkileri vardı Ama bir kaç yıl geçtikten sonra Harun Raşid’in hükümeti, çeşitli grupların ayaklanmasıyla zayıf bir duruma düştü İmam Rıza (as) bu fırsattan yararlanarak kendi imametini Medine şehrinde aleni etti; itikadî ve içtimaî meselelerde halkın sorunlarını gidermeye başladı İmam (as)’ın kendisi şöyle buyuruyor: “Ben Medine’de idim, bir katıra binip o şehrin sokaklarında dolaşıyordum; o şehrin halkı ve diğer kimseler, ihtiyaçlarını benden istiyorlardı, ben de onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışıyordum ve mektuplarım şehirlerde geçerliydi
Diğer bir sözünde de şöyle buyuruyor:
“Ben ceddim Resulullah (saa)’ın hareminde oturuyordum, bir gurup alim de orada dini meseleler hakkında konuşuyorlardı, onlardan biri bir meselede aciz kalınca hepsi bana yöneliyor, sorularını benden soruyorlardı, ben de cevaplarını veriyordum
Memun hilafet tahtına oturunca kendinden önceki halifelerin sorunları ile karşılaştı O da Ehlibeyt taraftarı olan şia guruplardı Bu zamana kadar Abbasi oğulları halifelerinin siyaseti, Şii seyyitlere karşı baskı ve kanlı bir siyaset izlemekti Gittikçe de bu baskı fazlalaşıyordu Bazen Şiiler kıyam edip kanlı savaşlar meydana getiriyorlardı ve bunlar hilafet kuruluşunu zor duruma düşürüyordu Ehl-i Beyt'ten olan Şia İmamları ve rehberleri kıyam edenlerle işbirliği kurup onlara katılmadılarsa da toplumun çoğunluğunu oluşturan Şii halk, İmamlar'a, itaati farz bilip, onları Peygamber'in gerçek halifeleri olarak tanıyorlardı Kisra ve Kayser saraylarını andıran ve bir takım fasit kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresini de İslama ve kendi imamlarına yakışır bilmiyorlardı Bu ortamın devam etmesi hilafet için büyük tehlike sayılıyor ve onu şiddetle tehdit ediyordu
Me'mun, önceki halifelerin yetmiş yıllık sorunları çözemediği eski siyasetlerini bırakıp yeni bir siyasetle bu kıyamları yatıştırmayı düşündü Yeni siyaset, sekizinci İmam'a veliahtlığı vererek tüm zorluklarını halletmeye çalışmasıydı Çünkü Şii seyyitler de hilafette yer alınca artık kıyam etmezlerdi Diğer taraftan Şia kendi imamını da, kirli ve pis bildikleri kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresine bulaşmış görseler, onlar hakkında sahip oldukları manevi inançlarını yitirir ve mezhebi kuruluşları parçalanır ve böylelikle hilafet tehlikeden kurtulmuş olurdu[3]
Bu maksatlara ulaşıldıktan sonra da, İmam'ı yok etmekte hiçbir sakınca olmazdı Me'mun bu maksatlarını gerçekleştirebilmek için İmam'ı Medine'den Merv'e getirtti İmam'ı huzuruna çağırıp ilk olarak hilafeti, daha sonra veliahtlığını İmam'a önerdi Hazret mazeret getirerek kabul etmedi Fakat İmam'ı çeşitli yollarla tehdit ederek zorla kabul ettirdiler İmam (as) memleket işlerine, atama ve azletme olaylarına karışmamak şartıyla veliahtlığı kabul etti[4]

Şehadet
Bu vakıa Hicretin 200 yılında meydana geldi Fakat çok geçmeden Memun, Şia'nın hızla ilerlemesinden, İmam'a karşı sevgilerin çoğalmasından, milletin hatta kendi ordusundan ve devlet adamlarından bile İmam'a yönelmelerinden bu siyasetin de yanlış olduğunu anladı ve çare aramaya koyuldu Çareyi İmam'ı zehirleyerek şehit etmekte buldu
İmam (as), şehit olduktan sonra İran'ın şimdi Meşhed denilen Tus şehrinde defnedildi

































Bediüzzaman Said Nursi
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/ALFABL%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001jpg[/IMG]Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu Babasının adı Mirza,annesinin NuriyedirAğabeyi Molla Abdullah'ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi'nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs'a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888'de Muhammet celalî'den ders aldığı üç aylık devredir O zattan Molla Cami'den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordualet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi Usûl'den Cem'ül-cevâmi, Kelâm'dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyorduBu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı






HZADEM AS
insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası'dır

Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan şekline koydular Mekke ile Taif arasında 40 yıl yatıp salsal oldu Yani pişmiş gibi kurudu Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu Sonra Muharrem'in onuncu Cuma günü ruh verildi Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi Allahü tealanın emri ile bütün melekler, Adem'e secde etti, ama İblis (şeytan) kibirlenip, bu emre karşı geldi ve secde etmedi : « Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin , demiştik İblis hariç hepsi secde ettiler O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu »(Bakara, 34) Hz Adem 40 yaşında Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü Cennet'te yahut daha önce Mekke dışında uyurken, sol kaburga kemiğinden Hz Havva yaratıldı Allahü teala onları birbirine nikah etti Yasak edilen ağaçtan unutarak ve İblis'in oyununa gelerek önce Havva, sonra Adem aleyhisselam yedikleri için Cennetten çıkarıldılar Adem aleyhisselam Hindistan'da Seylan (Ceylon) adasına, Havva ise Cidde'ye indirildi 200 sene ağlayıp yalvardıktan sonra , tövbe ve duaları kabul olup, hacca gitmesi emr olundu: «Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti »(Ta'ha, 122) Arafat ovasında Havva ile buluştu Kabe'yi inşa etti

Hz Adem her sene hac yapardı Arafat meydanında veya başka meydanda , kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı «Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?» diye soruldu Hepsi «Evet » dedi Sonra hepsi zerreler haline gelip, beline girdiler Yahut belinden yalnız kendi çocukları çıktı Sonra Şam'a geldiler Burada çocukları oldu Neslinden 40000 kişiyi gördü 1500 yaşında iken çocuklarına peygamber oldu Çocukları çeşitli dillerde konuştu Cebrail aleyhisselam 12 kere geldi Oruç, her gün bir vakit namaz ve gusül abdesti emredildi Kendisine kitap verilip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi Süryani, İbrani ve Arabi diller ile kerpiç üstüne çok kitap yazıldı Bir rivayete göre 2000 yaşında iken Cuma günü vefat etti Hz Havva 40 sene sonra vefat etti Kabirlerinin Kudüs'de veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da olduğu rivayetleri vardır

Habil ile Kabil

Habil ile Kabil Hz Adem'in oğullarından ikisidir Habil'in Allah'a yaptığı kurban'ın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafından kabul edilmediği için Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamına mazhar olur Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömdü Allahü teala Kur'an-ı Kerimde mealen buyuruyor ki : « Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir Allah onu topraktan yarattı Sonra ona «OL !» dedi ve oluverdi »(Al-i İmran, 59) Burada değinilen durum, Hzİsa'nın ve Hz Adem'in babasız dünyaya gelmeleridir (MK) Peygamberimiz Muhammed (SAV) Hz Adem hakkında : « Allahü teala Adem'i (aleyhisselam) yeryüzünün her tarafından aldırdığı topraktan yarattı Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bazıları da bu renklerin arasındadır Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı halis ve temiz oldu » (Hadis-i şerif, Müsned-i Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur


Hz Adem 5 şeyi ile bahtiyar olmuştur:


1) Hatasını itiraf etmek

2) Pişmanlık duymak

3) Nefsini kötülemek

4) Tevbeye devam etmek

5) Rahmetten ümidini kesmemek


İblis de 5 şeyden bedbaht olmuştur:


1) Günahını ikrar (saklamadan söylemek) etmemek

2) Pişmanlık duymamak

3) Kendini kötülememek

4) Kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala'ya nisbet etmek

5) Rahmetten ümidini kesmek


H Z İ D R İ S AS

Hz İdris, Hz Şit aleyhis selamın torunlarından bir peygamberdir Kendisine 30 suhuf kitap verildi Asıl adı Ahnuh' (Hanuh) dur Kur'an-ı Kerimde, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir İdris aleyhis selam'ın Babil veya Mısır'da Münif'de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir Babasının ismi Yerd'dir Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir Kendisi Adem aleyhis selamın altıncı göbekten torunudur Adem (as) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (as) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Şit (as) - Adem (as) İdris aleyhis selamın pek çok evladı olmuştur Bunlardan en meşhuru Metüselah'dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhis selamdan sonra ona geçmiştir Adem aleyhis selam'ın oğlu Kabil'in evladından olan bir topluma peygamber gönderilmiştir Cebrail aleyhis selam 4 defa gelip ona Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmiştir İdris aleyhis selamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir Kendisine verilen birçok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri için emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır Ama ne yazık ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir İdris aleyhis selam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir Kendisi 100 şehir kurmuştur İnsanlara çok ilimler öğretmiştir Bunlardan bazıları fen, tıp ve astronomidir Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun için ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır Bunlar tabii ki Allah'ın ona bir ihsanıdır Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir ve bir müddet sonra Aşure gününde göğe kaldırılmıştır « Kitapta İdris'i de an Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57) Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tıp ilimlerini İdris aleyhis selamın kitaplarından almıştır İdris aleyhis selam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir Allahü Teala mübarek Kur'an-ı Kerim'de: « İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de an Hepsi de sabreden kimselerdendi Onları rahmetimize kabul ettik Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmuştur (yadet'mek: anmak, adını anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, MK) Peygamberimiz Muhammed sallallahu (as) de bir hadis-i şerifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım Cibril bana:" Bu gördüğün İdris'dir Ona selam ver" dedi Ben de ona selam verdim O da benim selamıma cevap verdi Sonra bana:" Merhaba salih kardeş, salih peygamber" dedi » buyurmuştur (Buhari, Müslim)

 

memorxbrax is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 14-05-2008   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları



H Z İSMAİL AS
Yemen'den gelip Mekke ve civarına yerleşen Cürhüm kabilesine gönderilen ve Muhammed aleyhisselam ın dedelerinden olan bir peygamberdir İsmi Kur'an-ı Kerimde bildirilmiştir: « Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik » Babası İbrahim aley Hz İsmail'in hikayesi
İsmail aleyhisselam, Şam diyarında (Filistin, Suriye) doğdu Babasi İbrahim aleyhisselam, Allahü Tealanın emriyle, annesi Hacer Hatunla birlikte Mekke'ye götürdü Yanlarına bir miktar yiyecek ve su ile birlikte şimdiki Kâbe'nin bulunduğu yere bırakarak Şam'a döndü Bir rivayete göre İbrahim aleyhisselam Hacer Hatunu Kâbe'nin bulunduğu yere bırakınca o: "Sen bizi kime bırakıyorsun Bize kim bakacak ?" sorusuna İbrahim aleyhisselam:"Ben sizi Allah'a bırakıyorum" demiştir Hacer Hatun bunu duyunca:"O zaman işini yaptıysan gidebilirsin" demiştir Hacer Hatun su ararken, şimdiki zemzem kuyusunun yerinde yatan İsmail aleyhisselam tepindi Hacer Hatun oğluna su verebilmek için yedi kez Safa ile Merve arasında koşuştu ise de su bulamadı O zaman ayaklarını vurduğu veya Cebrail aleyhisselam ın vurduğu yerden Zemzem suyu çıktı Hacer Hatun burada yaşarken, Yemen tarafından Cürhüm kabilesi gelip Mekke'nin bulunduğu yere yerleştiler
İsmail aleyhisselamın kurban edilmesi
Hz İbrahim bir ara bir rüya gördü Bu Yüce Allah'ın bir vahyi idi Ona oğlu İsmail'i kurban etmesi emir olunmuştu Bunun üzerine henüz 12 yaşında bulunan Hz İsmail'i, Mekke'de Sebir dağının eteğinde tenha bir yere götürdü Onu Allah rızası için kurban etmek istiyordu İsmail aleyhisselam da:" Babacığım , emrolunduğun şeyi yap İnşallah beni sabredenlerden bulursun" diyordu Bu Allah yolunda fedâkarlığın en yüksek bir nişanı idi Ama, Allahü Teâlâ rüyasında sadakat göstermesi üzerine ona bir koç ihsan buyurdu İsmail aleyhisselam böylece kurban edilmekten kurtuldu Kurban bayramını da biz müslümanlar da vak'a yüzünden ihya etmekteyiz Halilullah'ın hangi oğlunu kurban ettiği kesinlikle bilinmemektedir Kur'an-ı Kerim'de sadece oğlunu kurban ettiği belirtilmektedir:«Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum ! Rüyada seni bogazladığımı görüyorum; bir düşün ne dersin ? dedi O da cevaben : Babacığım ! Emrolundugun şeyi yap İnşaallah beni sabredenlerden bulursun, dedi » Fakat cumhura göre kurban edilen çocuğun İsmail aleyhisselam'ın olduğu kanaatindedir Bazı müfessirlere göre ise İsmail aleyhisselamın değil de İshak aleyhisselamın kurban edildiğini öne sürmektedirler Yalnız, bu fikri Israilogulları da söylemektedirler
İsmail aleyhisselamın peygamberliği
Hz İsmail gençlik çağına gelince, Cürhümlülerden iki defa evlendi Daha sonra tekrar Mekke'ye gelen İbrahim aleyhisselamla birlikte Kâbe-i Muazzamayı inşâ ettiler ve hac ibadetini yaptılar İsmail aleyhisselam Yemen kabilelerine (Cürhüm kabilesi) ve „Amalika" denilen eski bir kavme peygamber olarak gönderildi İnsanlara babası Hz İbrahim'e bildirilen dinin hükümlerini tebliğ etti ve daveti 50 yıl sürdü Buna rağmen malesef pek az kimse iman etti İshak aleyhisselamı yanına davet edip kızını onun oğlu İlyas'a nikahla dive bazı vasiyetler de bulundu Babası İbrahim aleyhisselam'ın ölümünden 40 sene sonra , 133 veya 137 yaşlarında iken Mekke'de vefat etti Ekseri rivayete göre Mescid-i Haram'da Kabe-i Muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan Hatim denilen yere defn edildi İsmail aleyhisselamın 12 oğlundan çoğalan torunları zamanla Arabistan Yarımadası'nın her tarafına yayıldılar Peygamber efendimizin (sav) 20 dedesi Adnan ile İsmail aleyhisselam arasında 30 baba vardı Peygamberimiz efendimiz (sav) de bir Hadis-i şerifinde : « Allahü Teâlâ Ademoğullarından Hz İsmail'i seçti İsmail'in evlâdından (oğullarından) Kinane'yi, Kinaneoğullarından Kureys'i seçti ve ayırdı Kureyş'ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti ve ayırdı » (Kadizâde) buyurmuştur





















H Z NUH AS
Nuh aleyhisselam, İdris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen altı peygamberden ikincisidir (Bu altı büyük peygamber şunlardır: Hz Adem, Hz Nuh, Hz İbrahim, Hz Musa, Hz İsa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) Bunun nedeni kavminin Nuh tufanı diye adlandırılan gazap ile cezalanmasıdır Hz Nuh, İdris aleyhisselamın göğe çıkarıldıktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi İnsanlar putlara tapmaya başladı Cenab-ı Hak bunun için Nuh aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi O zaman 50 yaşında idi Yıllarca insanları dine davet etti, putlara tapınmaktan sakındırdı ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi Ama Nuh aleyhisselama kendi oğlu Yam yani Ken'an bile iman etmedi, hatta alaya alıp işkence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanrınız yoktur Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum » (A'raf, 59) Nuh aleyhisselam insanların davetine icabet etmedikleri için onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır » (Nuh, 24) Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam'a gemi yapmasını emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme ! Onlar mutlaka boğulacaklardır ! » (Hud, 37) Gemi bitince tufan oldu (denizler taşti ve her taraf su oldu) Nuh aleyhisselam sayısı 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katlı olan gemiye bindi Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer çift aldı Oğlu Ken'an'i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alıp boğdu Allah Teala da Nuh aleyhisselamın bu oğlu hakkında af dilemesine karşılık: « () Ey Nuh ! O asla senin ailenden değildir Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme() » (Hud, 46) buyurdu Sular dağları aştı, insanlar ve hayvanlar telef oldu 150 gün geçtikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu Çek; göğe: ey gök sen de yağmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yağmur durdu, sular çekildi Gemi Irak'taki Cudi dağına oturdu Hz Nuh'a inanıp kurtulan insanlar aç oldukları ve dağda yiyecek olmadığı için Nuh aleyhisselamın emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birleştirdiler ve böylece ilk defa Aşure yemeğini yaptılar İnsanlar Nuh aleyhisselamın 3 oğlu Sam, Ham ve Yafes'ten türediği için Hz Nuh'a ikinci Adem de denir Nuh aleyhisselamın 1000 yaşında vefat ettiği söyleniyor, ama Kur'an-ı Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yıldan 50 yıl eksik bir süre yanlarında kaldı() » (El-Ankebut, 14) geçiyor Hz Nuh gemicilerin ve marangozların piri sayılır, çünki bu işleri Allah'ın ihsanıyla ilk defa o yapmıştır 3 Nuh suresi
ndırılmalarındandır








5)

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları



H Z İLYAS AS
Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri Hz Musa (as)'dan sonra gelen nesebi Hz Harun (as)'a dayandığı rivayet edilen bir israiloğulları Peygamberi
Hz Musa'dan sonra israiloğullarının çeşitli boyları Şam civarına yerleşmiştir şam bölgesindeki "Bek" şehrine yerleşen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Beni israil kabilesine Hz İlyas (as)'in gönderildiği rivayet edilmektedir İlyas (as) Kur'an-ı Kerîm'de iki değişik sûrede anılmıştır Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: "(İbrahim'e) Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da bağışladık Hepsi Salihlerdendi" (el-Enbiya, 21/85) Diğer sûrede ise İlyas (as)'in kıssası özetle anlatılmıştır Musa ve Harun (as)'dan bahsedilmiş, onların Allah'ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (as)'in kıssasına geçilmiştir: "Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat, 37/123) Bu ayet-i kerime İlyas (as)'in etrafında Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta, onun Allah'ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır Buhârî, Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde İlyas (as) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'ın rivayetine göre Hz İlyas ile İdris (as) aynı şâhıstır (Buhârî, Enbiyâ, 4) İdris (as) da Nuh (as)'in babasının dedesidir (Buhâri, Enbiyâ, 5)
İlyas (as) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: "(Hzİlyas) milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Ba'l putuna mı taparsınız?" demişti (es-Sâffât, 37/124-126)
Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapındığı putun ismidir Oturduğu şehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkın, tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin "Ba'lebek" olduğu rivayet edilmektedir
Rivayete göre Hz İlyas israiloğullarına Hizkil (as)'dan sonra gönderilmiştir insanları Allah'a imana çağıran Hz İlyas, kavminin Ba'l putuna tapmamasını emretmiştir O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz İlyas (as)'i öldürmeye kalkmıştır Hz İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış, insanları Tevrat'ın emirlerine davet etmiş, iman etmemeleri üzerine, o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir Daha sonra Hz ilyas'ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (as)'a iman etmemişlerdir Kendisinden sonraki Beni israil Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (as)'i Hz ilyas yetiştirmiştir Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (as), Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş, bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas'a (as) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış, nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas'a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir
Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler israiloğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir işin doğrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr, Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm, VII, 31) Hz ilyas (as)'in, Hızır (as) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır, halk arasında bu buluşma Hızır ilyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenm
H Z SÜLEYMAN AS
Tarih, yaklaşık olarak İÖ 970-931 yılları arasında yaşadığı düşünülen Hz Davud'un oğlu Hz Süleyman'ın kurduğu muhteşem krallığa şahitlik eder Öyle ki Hz Süleyman, babasından sınırları Mısır'dan Fırat'a kadar uzanan bir krallık devralmış ve kısa sürede hakimiyetini güçlendirmişti Ve kendi yaşadığı dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmuştu ki, Allah'a olan imanının ve üstün aklının kendisine kazandırdığı bu ihtişam, yüzyıllar sonra bile insanların hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedirHz Süleyman'ın hayati, Allah'a gönülden iman eden bir müslümanın aklının ne kadar fazla, ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir Hz Süleyman (as) cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hakimiyeti, muhteşem bir saraydan yönetiyordu Ve bu saray döneminin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışı ile inşa edilmişti Sarayında göz alıcı sanat eserleri ve görenleri hayran bırakıp etkileyen değerli eşyalar, benzersiz bir estetik anlayışı ile yerleştirilmişti Elbette Hz Süleyman'ın bu mekâni, görenlerde büyük hayranlık uyandırıyordu
İnsanların bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise, insan fıtratına en uygun olan estetik anlayışını ve ortamı birden karşılarında görmeleri olmuştur Zira Hz Süleyman, yaptırdığı bu görkemli sarayı, imanın nuru ve onun getirdiği üstün bir akıl ile yaptırmıştı Ve bir Müslümanın hangi çağda veya hangi şartlarda yaşarsa yaşasın Allah'ın kendisine verdiği imkânları en güzel şekilde kullanarak eşsiz bir mekân oluşturabileceğinin en güzel örneğini sergilemişti Nitekim Kur'ân-ı Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti, onunla aynı dönemde yaşayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz Süleyman'ın ihtişamlı sarayını gördükten sonra ona biat ettiğinden bahseder Hz Süleyman, Sebe Melikesi Belkıs'ın varlığını kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde öğrenmişti:"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar" (Neml Sûresi 22-24)
Bu bilginin üzerine Hz Süleyman, Allah'ı ilâh olarak kabul etmeyip güneşe secde eden ve şeytanın kendilerine süslü gösterdiği bir sistemi kabul eden Sebe halkını, imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" başlayan bir mektup göndermişti Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çağırmıştı "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adıyla' (başlamakta)dır (İçinde de "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır) (Neml Sûresi 30-31)
Sebe Melikesi o ana kadar hiç karşılaşmadığı kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarlığını kendisine katmasını isteyen Hz Süleyman'ın, bu mektubu karşısında çok şaşırmıştı Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacağından emin olduğu bu hükümdarı, kararından vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmişti Ne var ki Allah'ın rızasını ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz Süleyman da, Sebe Melikesi Belkıs'ın hediyelerini geri çevirmiş ve elçileri vasıtasıyla ona ne kadar kararlı, onurlu ve Allah'a bağlı olduğunu gösteren şöyle bir haber göndermişti:"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları oradan horlanmış aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız" (Neml Sûresi 36-37)
Hz Süleyman Sebe Melikesi Belkıs'a Allah'ın adı ile başladığı mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldiğini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip olduğunu hissettirmişti Nitekim Hz Süleyman cinlerden, insanlardan oluşan, ona büyük bir teslimiyetle ve şevkle bağlı bir orduya sahipti Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselam ın bütün sözlerini büyük bir hoşnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi Elbette Hz Süleyman'ın ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'ın ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti
Sebe Melikesi Belkıs, onun (Hz Süleyman'ın) sarayına gittiğinde o güne kadar hiç görmediği büyük bir mülk ve zenginlikle karşılaşmıştı:
"Ona: "Köşke gir" denildi Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı (Süleyman Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zemindir" Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" (Neml Sûresi 44)
Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkıs, Hz Süleyman'ın sarayına girince o güne kadar gördüğünden çok farklı bir estetik ve bir zenginlikle karşılaşmış ve ruhuna hitap eden büyük bir akla şahit olmuştur Aslında Sebe Melikesi Belkıs'ın duyduğu hayranlık ve şaşkınlık içine girdiği saraya değil, Hz Süleyman'ın aklınadır Çünkü Belkıs'ın karşılaştığı manzara, o dönemin şartlarında yapılabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir
Âyette de ifade edildiği gibi camdan olan köşk zemini öylesine gerçekti ki, Sebe Melikesi Belkıs, ıslanmaması için eteklerini toplayarak ilerlemesi gerektiğini düşünmüştü Sarayın muhteşemliği ve görkemi, Müslümanların ruhlarında yaşadığı zenginliği yansıtıyordu
Belkısın başka bir ülkenin hükümdarı olmasına ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasına rağmen Hz Süleyman'ın yaşadığı mekândan ve onun zenginliğinden etkilenme sebebi de budur Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yaşamasına rağmen, pek çok kişi insan fitratının hoşlanacağı estetiği sağlayamayabilir Oysa Hz Süleyman'ın sarayının her köşesinde görülen zevk, akıl ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm değildir İşte aradaki bu farkı daha sarayın girişini görür görmez anlayan Belkıs, böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklın üstünlüğüne hemen teslim olmuştur Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamın aklının sahibi olan Cenâb-ı Allah'a iman ettiğini söylemiş ve müslümanlardan olmayı kabul etmiştir
Hz Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler, Allah'ın kendilerine verdiği bu büyük mülkü taşımaya lâyık ve ehil kimselerdi Rabbine karşı son derece güzel ahlâklı, teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz Süleyman, kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginliği yine yalnızca Allah'ı razı etmek ve onların kalbini Islâm'a ısındırmak için kullanıyordu Pek çok peygamber de aynı Hz Süleyman gibi insanlara dini tebliğ ederken halkın karşısına büyük bir zenginlikle çıkarak, onları etkileme yoluna gitmişti Hazinenin başına getirilen Hz Yusuf, kendisine büyük bir mülk verilen Hz İbrahim, görenleri hayrete düşürecek kadar ihtisamlı bir hâkimiyete sahip olan Hz Süleyman ve fakirken zengin kılınan Peygamberimiz Hz Muhammed, yaşadıkları hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemişlerdir
Peygamberlerin bu zenginliği ve yaşadıkları üstün ahlâki gören insanlar, hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadığı böyle bir maneviyatı ve maddî ihtişamı elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardı Bu nedenle Islâmı henüz tanımayan insanlar, ilk basta bu zenginliğin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapısına karşı duydukları merakla Islâma yaklasmışlardır Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandıkları zenginlikleriyle halkın kalbini Islâma ısındıran peygamberler, böylece kısa sürede Allah'ın izniyle büyük kitlelere dini yaymayı başarmışlardır




















H Z YÛNUS AS
Adı Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri
Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (as)'a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (as)'a dayanmaktadır Bazı alimlerin naklettiğine göre, isa (as) annesinin adıyla İsa b Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus (as) da annesinin adıyla Yûnus b Matta diye anılmaktadır (ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55) Buhârî'nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır Aslında Matta, Yûnus (as)'in annesinin değil, babasının adıdır Yani Yûnus (as), Yûnûs b Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152)
Yûnus (as)'in Ya'kub (as)'in torunlarından olduğu, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik Nitekim İbrâhim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebûr'u vermiştik" (en-Nisâ, 4/163)
Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (as), Eyyûb (as), Harun (as) ve Süleyman (as)'da Yunus (as) ile ayni soydan, Yakub (as)'in torunlarındandırlar
Yûnus (as)'in nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği, Kurân'da şöyle geçmektedir:
"Ve onu yüz bin İnsana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat, 37/147)
O'nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir Ninova şehri, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydı Bu beldenin İnsanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler Yûnus (as) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini, Yüce Allah'ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire, ty, V, 126; et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, II, 42)
Yûnus (as)'in adi, Kur'ân'ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir Kur'an'ın onuncu sûresinin adı, Yûnus sûresidir
Yûnus (as) milletini otuz üç yıl Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi Ancak sadece iki kişi ona imân etti (ibn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152)
Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (as)'in zoruna gitti Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:
"Zünnûn (Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh yoktur Seni tenzih ederim Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti" (el-Enbiyâ, 21/87)
Bu âyette Yûnus (as)'dan Zünnûn diye bahsedilmiştir Zünnûn, balık sahibi demektir Kur'ân'ın başka bir yerinde de, Yûnus (as) bu lâkapla anılmıştır:
"Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle Balık sahibi (Yunus) gibi olma Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti" (el-Kalem, 68/48)
Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (as)'in sabretmemesine, Allah'ın emri olmadan milletini terk etmeye kalkışmasına işâret edilmiştir Onun bu hali üzerine, Yüce Allah söyle buyurmuştu:
"O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret" (el-Ahkâf, 46/35)
Allah'ın müsaadesi olmadan Yûnus (as)'in ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti Ninova'dan ayrılmak için bir gemiye binmişti Geminin batmaya yüz tutması üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti Kimin suya atılacağını tespit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (as)'a isâbet etti Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmiştir:
"Gemide onlarla karşılıklı Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat, 37/141)
işin daha acısı, Yûnus (as) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermiştir:
"Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldigi için) kendisi kötülüklerken, onu bir balık yuttu" (es-Saffat, 37/142)
Burada Yûnus (as) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı Balığın karnındaki karanlıklarda:
"Senden başka ilâh yoktur Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya başladı Bu şekilde imân ve inançla Allah'a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd) Yûnus (as)'in duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandigi, Kur'ân'da şöyle dile getirilmiştir:
"Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık iste biz, insanları böyle kurtarırız" (el-Enbiyâ, 21/88)
"Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı" (es-Saffat, 37/143, 144)
Gücü her şeye yeten Yüce Allah, balığın karnındaki Yûnus (as)'i öldürmedi Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı Onun kurtuluş ve daha sonraki hali, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsız, boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik" (es-Saffat, 37/145, 146)
Yûnus (as)'in Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması, Kur'ân'ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:
"Sen Rabb'inin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus) gibi olma Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti Eğer Rabb'inden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı Fakat (böyle olmadı), Rabb'i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı" (el-Kalem, 68/8, 49, 50)
Yûnus (as)'i bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarıldılar Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:
"inandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat, 37/148)
Yûnus (as)'in milletinin bu şekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah'a inanmaları, Allah tarafindan övülmüş, methedilmiştir:
"Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır) Yalnız Yûnus'un kavmi, (azab henüz inmeden önce) inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık" (Yûnus, 10/98)
Yûnus (as)'in faziletli bir İnsan olduğu, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:
"ismâil, el-Yesa', Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik) Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm, 6/86)
Hz Muhammed (sav) de onu söyle övmüştür:
"Her kim ben Yûnus b Mattâ'dan hayırlıyım derse, yalan söylemiştir" (Buhârî, Tefsiru süre 6, 4)
Yûnus (as) da, diğer peygamberler gibi, insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah'a imân etmeye davet etmiştir inanan insanlar için, onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları



H Z HIZIR AS
Hz Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet
Kur'ânı Kerîm'de, Hızır (as)'in isminden açıkça bahsedilmez Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82 âyetlerinde yer alan Hz Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul" (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (as) olduğu anlaşılmaktadır Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174)
Bu rivayetlere göre bir gün Hz Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu Hz Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi Bunun üzerine Hz Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı Hz Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler Hz Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (as)'i buldular Bundan sonra Hz Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82 âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı
Hz Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur Buna bağlı olarak, Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (as)'a da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir
Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (as) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (as), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70) Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi Hızır (as) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır Musa (as) sabredemeyip söyle demiştir: "Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf; 18/71) Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (as) şöyle belirtir: "O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu Onu kusurlu yapmak istedim Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79) Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü Musa (as): "Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi" (el-Kehf,18/74) Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (as) tarafından şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf, 18/80,81) Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin, gerçekte o aile için " hayır" olduğuna işaret ediliyor
Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır: "Musa ve salih kul yollarına devam ettiler Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler Halk ise onları misafir etmek istemedi Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi Bunun üzerine Musa: "isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım" (el-Kehf, 18/77,78) Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: "Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı Bunların babaları salih bir kimseydi Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi Bu Rabbinden bir rahmettir Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım işte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82)
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216) " Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir " (en-Nîsâ, 4/19) Rasûlullah (sas), Hızır(as)'in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu Hızır (as) bunu Hz Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir" (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk Ibn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-18













H Z EYYUB AS Hz İbrahim soyundan gelen bir peygamber
Eyyûb (as)'dan Kuran'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En'âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41) Tevrat'ta da "Eyyûb" adıyla müstakil bir kitap, Hz Eyyûb'un kıssasına tahsis edilmiştir
İslâm kaynaklarına göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayısız malı-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (as), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir Sabah-aksam ümmeti ve Allah'a ibâdetle meşgul olan Hz Eyyûb, Rabbinin bir imtihanına mârûz kalmış, bütün servetini, çocuklarını kaybettiği gibi şeytanın kendisine musallat olması neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çıbanlar çıkmış, iltihaplı yaralar açılmış, yaralarına kurtlar dolmuş ve vücudu bozulup kokmaya baslamıştı Bu durumda kocasına hizmete sebât eden esi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmış, fakat hiçbir zaman sabrını ve Cenâb-ı Hakk'a bağlılığını kaybetmemiştir Farklı rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla imtihanı kazanan Eyyûb (as) Cenâb-ı Hakk'ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş, fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati ve güzelliğine kavuşmuştur Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmiştir
Genellikle kabul edildiğine göre bu imtihana uğradığı sırada yetmiş yaşında olan Hz Eyyûb, şifâ bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış, diğer bazı rivâyetlere göre ise hastalığından önceki kadar daha ömür sürmüştür Kendisinden sonra Bişr adındaki bir oğlu, kavmine peygamberlik yapmıştır

H Z DAVUT AS
Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen israiloğulları peygamberlerinden biri
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nın sekizinci oğludur
Hz Musa'nın vefatından sonra, yine israiloğulları isyanın karanlığına daldılar Azgınlık yaparak Hz Musa'nın Allah'tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti
Hz Musa'nın vefatından sonra israiloğullarının idaresi Yusa'ya kaldı israiloğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi Bu ülke, Hz Yakub'un yaşadığı Ken'an bölgesi olup, israiloğulları için mukaddes ülke sayılır
israiloğulları Hz Musa'nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler israiloğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler Yüce Rabbimiz onların bu durumunu söylece anlatmaktadır: "israiloğullarından bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaşalım" dediler Peygamber "Size muharebe farz olunursa korkarım ki, savaşmazsınız" dedi Onlar: "-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık" dediler Onlara farz kılındığında, birazı müstesna olmak üzere, savaştan yüz çevirdiler " (el-Bakara, 2/246)
"Peygamberleri onlara: Allah, Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde, onlar: O, bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız Onun malı da çok değildir dediler Peygamber "Allah onu, sizin üzerinize namaz kıldı Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi Allah, mülkü dilediğine verir " (el-Bakara, 2/247)
israiloğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı Kur'ân-ı Kerim'de bu sandığa "Tâbût"* adı verilmektedir Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)'ın eline geçmişti israiloğulları bunun acısını duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı
"Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size, içinde Rabbiniz tarafından sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir Eğer siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve mûcize vardır " (el-Bakara, 2/248) Tâbût'un israiloğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler Tâlût, israiloğullarına öğütte bulundu Onlara şöylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor O nehirden içen benden değildir Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi Onların pek azı müstesna, diğerleri içti Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler Allah'a kavuşacaklarını bilenler Nice az bir topluluk vardır ki, Allah'ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir Allah, sabredenlerle beraberdir ' dediler " (el-Bakara, 2/249)
Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu Câlüt'un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerimize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et " (el-Bakara, 2/250)
Tâlût'un ordusunda Dâvûd (as) bulunuyordu Dâvûd (as), Hz Yakub'un neslinden idi israiloğullarından olan Dâvûd, daha küçük yaşta bir delikanlı iken, hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût'u sapan taşıyla öldürmüştü Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir
Câlût, zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı Fakat Allahu Teâlâ, o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip, gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi işlerin hakikatini sadece O bilir Her şeyin ölçüsü yalnız O'nun elindedir Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah'ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir insanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler Bundan sonra Allah'ın istediği şeyler istediği şekilde olur insanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf, çok zayıf olduklarını, Allah onların ölmesini istediği zaman küçücük delikanıların bile mağlûp edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü, daha genç bir bir delikanlı iken Hz Dâvûd'un eline verdi Burada Allah'u Teâlâ'nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı Allah, Tâlût'dan sonra mülkü Hz Dâvûd'un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (as)'i varis kılmayı istedi Bu sebeple Hz Dâvûd (as)'in gücü, Câlût'u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu
"Allah'ın izniyle, onları hemen hezimete uğrattılar Dâvûd da Câlût'u öldürdü Allah ona mülk ve hikmet verdi Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti" (el-Bakara, 2/251)
Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar, darmadağın oldular Bu olaydan sonra halk, Hz Dâvûd (as)'a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı
Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (as) geçti Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; "Dâvûd'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik Onunla beraber tesbih ediyorlardı Biz (bunları) yaparız" "Ona, sizi savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik Ama siz, şükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80)
"Andolsun Dâvûd'a tarafımızdan bir üstünlük verdik Ey dağlar, onunla beraber tespih edin ve ey kuşlar (siz de) Ve ona demiri yumuşattık", "Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapın Çünkü ben, yaptıklarınızı görmekteyim diye vahyettik" (Sebe, 34/10-11) Hz Dâvûd (as) hakkında Kur'ân-ı Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi olduğunu, kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayınca, dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup, yüzelli sûreden ibarettir Bu kitap, ser'î hükümleri taşımadığı için Hz Dâvûd, Hz Musa'nın şerîati ile hükmetmiştir
Yahudi kaynaklarında Hz Dâvûd'un, Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı kayıtlıdır Kur'ân'da da: "(Her taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler, hepsi onun nağmesine katılırlardı ", "Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik Kendisine hikmet ve açık konuşma, güzel konuşma vermiştik " (Sad, 38/19-20) buyuran Allah, aynı sûrenin 21 âyetinde, Hz Dâvûd (as) zamanında olan bir hâdiseyi de, Hz Muhammed (sas)'e söyle haber vermiştir: "Dâvûd'un yanına gelmişlerdi de, onlardan korkmuştu Korkma dediler, Biz, iki davacıyız Birimiz ötekinin hakkına saldırdı simdi sen aramızda hak ile hükmet Zulmetme Bizi yolun ortasına (adalete) götür " (Sad, 38/22)
Kur'ân'da anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler Birisinin doksandokuz koyunu, ötekinin bir tek koyunu vardı Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardeşinin tek koyununu ister, aralarında tartışma çıkar Tek koyunu olanı bu tartışmayı kaybeder Hz Dâvûd (as)'a müracaat ederler O, davacı olanlardan birini dinler, ötekini dinlemeden hükmünü verir Bunu da Allah'u Teâlâ'nın kendisini imtihanı sanır Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah'dan mağfiret dileyip secdeye kapanır, tövbe eder Allah, onu affettiğini bildirir ve ona su vahyi indirir: "Ey Dâvud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma Sonra seni Allah yolundan saptırır Allah'ın yolundan sapanlara, Allahın hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin bir azap vardır " (Sad, 38/26)
israiloğulları, Hz Dâvûd zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır Dâvûd (as) Kudüs'ü fethetmiş, kendisine başkent yapmıştı
Hz Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmişti O, israiloğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu Hz Dâvud (as)'in yerine oğlu Hz Süleyman (as) geçti ve ona da peygamberlik geldi Hz Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi
Abdullah b Amr'dan rivâyetle, Abdullah, her gün gündüzleri oruç tutar, geceleri de (nâfile) namaz kılardı Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiğinde Hz Peygamber onu çagırdı ve şöyle buyurdu: "Bir gün oruç tut, bir gün iftar et iste bu Dâvûd (as)'in orucudur"
Bir başka rivayette ise, Rasûlullah (sas) söyle buyurmuştur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç, Dâvûd (as)'in orucudur O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi O, her gecenin yarısında uyur Üçte birinde (nafile) namaz kılardı Altıda birinde de yine uyurdu" (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69)

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları



BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND
Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys'ten saygi görüyordu Yakisikli, zengin bir adamdi Bütün bunlarin üstüne Zemzem'in tekrar insa edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti Sadece bir tek erkek çocuga sahipti Allah'a bunun için daha çok dua etmeye basladi Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse, onlardan birini Kabe'de kurban edecegini de ekledi
Duasi kabul olmustu Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu Ogullari büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi Fakat kurban etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu En sonunda Kabe'de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah'a çikti Abdullah'in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke'deki en güçlü kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi'ndendi, yani Kureysli'ydi Abdullah'in kurban edilmesine izin vermediler Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib'de yasayan akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber'de buldular Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi gün gelmelerini söyledi Abdulmuttalip Allah'a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi: "Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyun ve aralarinda kura çekin Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar kura çekin Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin Develeri kurban edip adami saliverin" dedi
Mekke'ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar Develerin sayisi yüzü buluncaya dek ok Abdullah'in aleyhine çikti En sonunda Abdullah kurtuldu ve develer kurban edildi
HZ PEYGAMBERIN DOGUMU
Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu
Ibrahim'in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid'at) oldugu kanaatindeydiler Hubel'in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke'yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu Onlara karsi takinilan tavir, hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu
FIL YILI
Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan olmustu O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi Yahudilere gelince, onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin gelecegi konusunda hemfikirdiler Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi Varaka'nin da içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu Araplarin, yahudilerden daha çok peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri'ya tapma bakimindan Ibrahim'in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir peygamber önleyebilirdi Kabe'nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke'de her evde, evin merkezini olusturan bir put bulunurdu Bu uygulamalar sadece Mekke'ye özgü degildi, tüm Arabistan'a yayilmisti
Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi Biraz arastirdiktan sonra, Vehb'in kizi Amine'yi uygun bir es olarak seçtiler Abdulmuttalip, Amine'yi ogluna, kizkardesi Hale'yi de kendine istedi
Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her bakimdan hala genç görünüyordu Abdullah güzellikte zamanin Yusuf'u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi Dügün yerine giderken yolda Varaka'nin kardesi Kuteyle'nin yanindan geçmislerdi ki "Ey Abdullah" diye bir ses duydular Abdullah yüzünü Kuteyle'ye çevirdi, kadin ona nereye gittigini sordu Abdullah "Babamla gidiyorum" diye cevap verdi Kuteyle: "Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer kadar deve verecegim" dedi Abdullah ise "Babamla beraberim, onun isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam" diye cevap verdi
Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka'nin kardesi Kuteyle'ye rastladi Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu Kadin bir sey söylemeyince, bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle'den su cevabi aldi: "Dün yüzünde varolan isik bugün yok Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin"
Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi Bunu takip eden yil Fil Yili olarak bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir
RAHIP BAHIRA
Abdulmuttalib'in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti Ogullarindan bazilari, özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu'l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuslardi Fakat Ebu Talib fakirdi Bu nedenle yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz geçirdigi günler artiyordu Buna ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga götürüyordu Bunlardan birinde, Muhammed (SAV) dokuz, bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye'ye kadar gitti Busra'da, Mekke kervaninin her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir hücre vardi Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu Bu el yamalarindan birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi
Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir çok defa görmüstü Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda yer aliyordu Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi Birden ilgisi saskinliga dönüstü Çünkü konakladiklari anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak kaldi Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni sagliyordu Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklina geldi
Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureysliler! Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum Yasli-genç, köle-hür hepinizi davet ediyorum"
Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine ragmen Muhammed (SAV)'i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti "Ey Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?" diye sordu "Baska kimse kalmadi" dediler, "sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç" Bahira "Ona öyle davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun" dedi Sonra çocugu yemege çagirdilar
Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi, sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu Hatta rahip sirtina bakmak istediginde, gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu kanaatindeydi Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi Bahira Ebu Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?" diye sordu Ebu Talib "Oglumdur" dedi Rahip, "Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag olamaz" dedi Ebu Talib "Kardesimin ogludur" dedi "Peki babasina ne oldu?" dedi rahip Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi "Iste bu dogru" dedi Bahira, "Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli"
EVLILIK TEKLIFLERI
Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid'in kizi Hatice Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi Kuteyle'nin de kuzeni idi O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin (güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (SAV)'di Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu Hatice, O'nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya Varaka "Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (SAV) kavmimize gönderilen peygamberdir Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi"
Hz Hatice, Hz Muhammed (SAV)'e evlilik teklifi götürdü Hz Muhammed (SAV) maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?" dedi Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" deyince Hz Muhammed (SAV) "O halde benden tarafi tamam" dedi Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz Muhammed (SAV)'nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün din adamlarının hayatları



ÇOCUKLARI VE HZ ZEYID
Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu Hz Hatice, Hz Muhammed (SAV)'e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in babasi) denmeye baslandi Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu Evlendigi gün Muhammed (SAV) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke'yi azat etti Hatice ise O'na kölesi Zeyd'i hediye etti Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti Muhammed (SAV)'in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz Muhammed (SAV)'e Zeyd'i kendilerine satmasini teklif ettiler Hz Muhammed (SAV) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim"dedi Zeyd'e soruldugunda sunlari söyledi: "Senin üstüne baska adam seçecek degilim Sen bana annem ve babam gibisin" Ailesi hayret etti
Hz Muhammed (SAV) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe'ye davet etti Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: "Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir" O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi
KABE'NIN YENIDEN INSASI
Hz Muhammed (SAV) 35 yasinda iken Kureys'liler Ka-be'nin tekrar insasina karar verdiler Kabe yikildiktan sonra Hacerü'l Esved'in bulundugu kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular "Ben Allah'im ve Bekke (Mekke)'nin Rabbiyim Mekke'yi ve gökleri ben yarattim, Ay'a ve Günes'e sekil verdigimi ve Günes'in etrafina dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim O (Mekke), insanlara süt ve su ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir" yazmakta idi Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe'nin kapisi yaninda Hz Ibrahim'in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu "Mekke, Allah'in kutsal evidir Onun sürekliligi üç yönden gelir O'nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin"
Ka-be'nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi Sira Hacerü'l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun" Tam busirada Hz Muhammed kapidan içeri girdi Hepsi Muhammed Emin'dir karari kabulumuzdür dediler Durumu kendisine anlattilar Hz Muhammed bana bir kumas getirin dedi Kumasi yere serdi Hacerü'l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine yerlestirdi Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun dedi Tas yükselincede onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun çözüldü
ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK
Hz Muhammed'e bazi haller olmaya basladi Bunlarin nasil oldugu soruldugunda "uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler" oldugu söylerdi Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda "Ey Allah'in Rasülü, sana selam olsun" seslerini duyardi Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O'na "OKU" dedi O, "ben okuma bilmem" deyince, Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sikti Sonra tekrar "OKU" dedi "Ben okuma bilmem!" Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi ve biraktiginda söyle dedi:
Insana bilmedigini ögretti (A'lak Suresi 1-5) Bunlar Kur'an-i Kerimin ilk gelen ayetleridir
O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti (Bu melek vahiy meledigi Cebrail AS'di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü Olaylari Hz Hatice validemize anlatti Hz Hatice O'na "-Senin peygamber olacagini umuyordum Ne mutlu sana Müjdeler olsun sana!" dedi Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin Nevfel'e olanlari anlatti Varaka'nin cevabi: "-Bu gördügün Allah-i Tealanin Musa'ya indirdigi Namus-u Ekber'dir (Cebrail'dir) Ah keske senin davet günlerinde genç olsaydim Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim" dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü
Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi Bu sessizlik döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi (Duha Suresi 1-11)
ILK EMIR NAMAZ
Hz Muhammed (SAV) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladiBir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu Oradan hemen su fiskirmaya basladiNamazdan önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve abdest aldi Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam, rüku, sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice'ye de ögretti ve birlikte namaz kildilar
Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustuHatice'den sonra bu esalari ilk uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi
AILENI UYARIP KORKUT
Henüz Islam'a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü'minler grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu Ebu Talib, Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu
"(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut"(Suara :214) ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti
KUREYS KARSI ÇIKIYOR
Islâm'in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke'nin disina gider ve topluca namaz kilarlardi Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken alay edince Zühre Kabilesinden Sa'd kafirlerden birini yaraladi Bu Islam' da ilk kan dökülmesi oldu Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler "Onlarin demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir tutum )ile kopup ayril" ve "Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet ver, kendilerine az bir süre tani"(Müzemmil:10-11)
Kureys'ten bir grup Ebu Talib'e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas çikaracaklarini söylediler O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip, bir daha Mekke'ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak olmasiydi
Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradiMekke'ye gelen Arap'lara, Muhammed' in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydiÖnce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra büyücü demek konusunda hemfikir oldular Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak konusunda çok basariliydi
Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam'a girmesine engel olamadilar Mekke'ye gelen hacilar,kendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman ettiArabistan'in her yerinde, özellikle de Yesrib'de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye baslandi
EVS VE HAZREÇ
Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib'de yasayan bazi yahudi kabileleriyle müttefiktiler Fakat çogunlukla aralari kötü idiÇünkü tek tanrici yahudiler, Allah'in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap'lara güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi Yahudi alimleri ve kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi Yesribliler Mekke'de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten akide olarak tek tanrici akideye asina idiler Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri zamanlarda, Tanri'nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu birlikte tartisirlardi
Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat "Allah nasil olur da seçilmis olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir"diye inanmiyorlardiBunun yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle, sonralari da Suriye'ye giderken birçok kez ugramis Yesrib'e ugramisolan bu adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilarHacilar ve Mekke'yi ziyaret edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin üzerinde etkisini göstermeye basladi
Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmistiBu nedenle Evs'in ileri gelenleri, Mekke'ye,Kureyslilerden Hazreç'e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler Delegeler,Kureys'ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur'an'dan bir bölüm okuduMuaz oglu Ilyas ona inandiBu nedenle o,Islam'a giren ilk Yesrib'li sayilabilir
EBUCEHIL VE HAMZA
Mekke'deki Mü'minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini da arttirdi Islam'in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu'l Hakem diye anilan,mü'minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid'in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden emindi Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi Çaresiz Mü'minlere karsi acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu
Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid'in disindaki Safa kapisi yakininda otururken gördü Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi Peygamber(sav) ona sadece bakti, hiçbirsey söylemedi Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü O sirada avdan dönen Hamza karsidan gözüktü Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu Peygambere bagli olan bu kadin, Ebu Cehil'in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti Hamza'ya; Ebu Cehil'in yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini anlatti Kabe' yi isaret ederek Ebu Cehil'in orada oldugunu belirttiHamza yumusak huylu bir insandi,bununla birlikte Kureys'in en cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami olurdu Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu Kabe'ye giren Hamza, Ebu Cehil'in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi "Ben de onun dinindenim, onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi çik" Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: "Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri'ya andolsun ki onun yegenine çirkince küfrettim"
KUREYS'IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI
Hamza'nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber'e, Hamza'nin koruyacagini düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi Bunun için Muhammed (sav)'e teklif götürmeye karar verdiler O'na "Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin, bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin atalarina kafir diyorsun Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni aramizda en zengin kimse yapariz Eger istedigin serefse, seni liderimiz yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz Peygamber (sav), ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi:
"Gece, gündüz, günes ve ay O'nun ayetlerindendir Siz günese de, aya da secde etmeyin Allah'a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir Eger O'na ibadet edecekseniz"
Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi Eger onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah'in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu "Rabbinden çevremizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste Veya bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste Allah'tan senin sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste ki senin Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim" Peygamber onlara su cevabi verdi: "Ben Allah'tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni uyarmam ve müjdelemem için gönderdi" Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: " O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir" Bunu su ayete karsi söylüyorlardi: "Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar düsürürüz" "Karar verecek olan Allah'tir, dilerse yapar" diye cevap verdi Peygamber (sav)
KUREYS'IN ILERI GELENLERI
Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu Abdurrahman, Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar Bu nedenle Peygamber (sav), içinde amcasi Ebu Talib'in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak istiyordu Eger Ebu Cehil'in amcasi Velid'in destegini kazanirsa, davetini daha kolay yapabilecekti Bir Gün Peygamber (sav) Velid'le sohbete dalmisken, Islam'a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur'an'dan bir parça okumasini rica etti O da biraz sabirli olmasini istedi Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi Sohbeti yarim kalmisti Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi
O anda vahiy geldi"Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi diye"
Kisa süre sonra Velid "Ben Kureys'in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da Muhammed'e mi vahiy geliyor?" diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: "Biz, Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederizSimdi onlar ' Bizim adamlarimizdan biri Peygamber'dir Ona gökten vahiy geliyor' diyorlar Biz onun bir esini ne zaman elde edecegizTanri'ya andolsun ki biz ona inanmayacagiz" diyordu
Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardiHepsi de degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilarFakat anlamina gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi: "Bu dünya hayati, yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) 'tutkulu bir oyalanmadir'Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odurBir bilselerdi"(Ankebut:34)

 

memorxbrax is offline  
Alt 14-05-2008   #7
Profil Bilgileri
Standart --->: bütün peygamberlerin hayatları



Konu Başlığı,İçeriğe Uygun Olarak Değiştirilip Uygun Bölüme Alınmıştır

 

ORKUN is offline  
Cevapla
Tags: hayatlari, peygamberlerin


peygamberlerin hayatları ile ilgili Benzer Konular
180 Kez Görüntülendi

Peygamberlerin Gönderiliş Amacı Kuran'ı Kerim
Sahabeler ve hayatları Dini Programlar
Peygamberlerin Hayatları Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı Dini Programlar
peygamberlerin tarihi(açıklamalı) Dini Sohbet


Saat 03:34.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545