FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
peygamberlerin hayatları
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
peygamberlerin hayatları ile ilgili Benzer Konular
180 Kez Görüntülendi
Peygamberlerin Gönderiliş Amacı
Kuran'ı Kerim
Sahabeler ve hayatları
Dini Programlar
Peygamberlerin Hayatları
Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı
Dini Programlar
peygamberlerin tarihi(açıklamalı)
Dini Sohbet
Yanaklarda Kuruyan Gözyaşlarını Silmek..
|
Vecizeler
Konu Araçları
14-05-2008
#
1
Profil Bilgileri
memorxbrax
bütün peygamberlerin hayatları
bütün peygamberlerin hayatları başlıklı yazı Mumsema bütün peygamberlerin hayatları Forum Alev
İMAM ALİ RIZA (as)'IN KISACA HAYATI
Kimlik bilgisi
Adı :ALİ
Künyesi:Abu`l Hasan
Lakabı:Rıza
Baba adı : Musa
Anne adı: Necme
Doğum yeri: Medine
Doğum tarihi: 11 Skate 148 hk
Peygamber'e (s
a
a) olan yakınlığı: Torunu
Şehadet yılı : Sefer ayının sonu 203
Şehadet yeri : Tus (İran)
Şehadet sebebi : Abbasi Halifelerinden Memun'un İmam'ı zehirlemesi
Çocukluk dönemi
İmam Rıza çoculuk dönemini babasının terbiyesi altında geçirdi ve 45 yıl Harun Reşid zalim hükümeti altında yaşadı 35 yaşında iken babası İmam Kazım (a
s) şehid oldu ve 10 yıl İmamet dönemi Harun zamanında geçti
Harun'un helaketinden sonra oğulları Emin ile Memun arasında saltanat mücadelesi başladı
Bu mücadeleyi Memun kazandı ve hilafet tahtına oturdu
Alevi şiaların peşpeşe kıyamları Memun'u İmam Rıza'yı veliaht etme fikrine düşürdü
İmamet dönemi
İmam Rıza (a
s), Müslümanlara hakim olan siyasi ortamı göz önünde bulundurarak işin evvelinde yani Harun zamanında kendi imametini alenen açıklamadı; fakat Şia ve dostlarıyla ilişkileri vardı
Ama bir kaç yıl geçtikten sonra Harun Raşid’in hükümeti, çeşitli grupların ayaklanmasıyla zayıf bir duruma düştü
İmam Rıza (a
s) bu fırsattan yararlanarak kendi imametini Medine şehrinde aleni etti; itikadî ve içtimaî meselelerde halkın sorunlarını gidermeye başladı
İmam (a
s)’ın kendisi şöyle buyuruyor: “Ben Medine’de idim, bir katıra binip o şehrin sokaklarında dolaşıyordum; o şehrin halkı ve diğer kimseler, ihtiyaçlarını benden istiyorlardı, ben de onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışıyordum
ve mektuplarım şehirlerde geçerliydi
”
Diğer bir sözünde de şöyle buyuruyor:
“Ben ceddim Resulullah (s
a
a)’ın hareminde oturuyordum, bir gurup alim de orada dini meseleler hakkında konuşuyorlardı, onlardan biri bir meselede aciz kalınca hepsi bana yöneliyor, sorularını benden soruyorlardı, ben de cevaplarını veriyordum
”
Memun hilafet tahtına oturunca kendinden önceki halifelerin sorunları ile karşılaştı
O da Ehlibeyt taraftarı olan şia guruplardı
Bu zamana kadar Abbasi oğulları halifelerinin siyaseti, Şii seyyitlere karşı baskı ve kanlı bir siyaset izlemekti
Gittikçe de bu baskı fazlalaşıyordu
Bazen Şiiler kıyam edip kanlı savaşlar meydana getiriyorlardı ve bunlar hilafet kuruluşunu zor duruma düşürüyordu
Ehl-i Beyt'ten olan Şia İmamları ve rehberleri kıyam edenlerle işbirliği kurup onlara katılmadılarsa da toplumun çoğunluğunu oluşturan Şii halk, İmamlar'a, itaati farz bilip, onları Peygamber'in gerçek halifeleri olarak tanıyorlardı
Kisra ve Kayser saraylarını andıran ve bir takım fasit kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresini de İslama ve kendi imamlarına yakışır bilmiyorlardı
Bu ortamın devam etmesi hilafet için büyük tehlike sayılıyor ve onu şiddetle tehdit ediyordu
Me'mun, önceki halifelerin yetmiş yıllık sorunları çözemediği eski siyasetlerini bırakıp yeni bir siyasetle bu kıyamları yatıştırmayı düşündü
Yeni siyaset, sekizinci İmam'a veliahtlığı vererek tüm zorluklarını halletmeye çalışmasıydı
Çünkü Şii seyyitler de hilafette yer alınca artık kıyam etmezlerdi
Diğer taraftan Şia kendi imamını da, kirli ve pis bildikleri kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresine bulaşmış görseler, onlar hakkında sahip oldukları manevi inançlarını yitirir ve mezhebi kuruluşları parçalanır ve böylelikle hilafet tehlikeden kurtulmuş olurdu
[3]
Bu maksatlara ulaşıldıktan sonra da, İmam'ı yok etmekte hiçbir sakınca olmazdı
Me'mun bu maksatlarını gerçekleştirebilmek için İmam'ı Medine'den Merv'e getirtti
İmam'ı huzuruna çağırıp ilk olarak hilafeti, daha sonra veliahtlığını İmam'a önerdi
Hazret mazeret getirerek kabul etmedi
Fakat İmam'ı çeşitli yollarla tehdit ederek zorla kabul ettirdiler
İmam (a
s) memleket işlerine, atama ve azletme olaylarına karışmamak şartıyla veliahtlığı kabul etti
[4]
Şehadet
Bu vakıa Hicretin 200
yılında meydana geldi
Fakat çok geçmeden Memun, Şia'nın hızla ilerlemesinden, İmam'a karşı sevgilerin çoğalmasından, milletin hatta kendi ordusundan ve devlet adamlarından bile İmam'a yönelmelerinden bu siyasetin de yanlış olduğunu anladı ve çare aramaya koyuldu
Çareyi İmam'ı zehirleyerek şehit etmekte buldu
İmam (a
s), şehit olduktan sonra İran'ın şimdi Meşhed denilen Tus şehrinde defnedildi
Bediüzzaman Said Nursi
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/ALFABL%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001
jpg[/IMG]
Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu
Babasının adı Mirza,annesinin Nuriyedir
Ağabeyi Molla Abdullah'ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi'nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs'a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi
Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888'de Muhammet celalî'den ders aldığı üç aylık devredir
O zattan Molla Cami'den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı
Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordu
alet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi
Usûl'den Cem'ül-cevâmi, Kelâm'dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyordu
Bu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı
HZ
ADEM A
S
insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası'dır
Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan şekline koydular
Mekke ile Taif arasında 40 yıl yatıp salsal oldu
Yani pişmiş gibi kurudu
Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu
Sonra Muharrem'in onuncu Cuma günü ruh verildi
Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi
Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi
Allahü tealanın emri ile bütün melekler, Adem'e secde etti, ama İblis (şeytan) kibirlenip, bu emre karşı geldi ve secde etmedi : « Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin , demiştik
İblis hariç hepsi secde ettiler
O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu »(Bakara, 34)
Hz
Adem 40 yaşında Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü
Cennet'te yahut daha önce Mekke dışında uyurken, sol kaburga kemiğinden Hz
Havva yaratıldı
Allahü teala onları birbirine nikah etti
Yasak edilen ağaçtan unutarak ve İblis'in oyununa gelerek önce Havva, sonra Adem aleyhisselam yedikleri için Cennetten çıkarıldılar
Adem aleyhisselam Hindistan'da Seylan (Ceylon) adasına, Havva ise Cidde'ye indirildi
200 sene ağlayıp yalvardıktan sonra , tövbe ve duaları kabul olup, hacca gitmesi emr olundu: «Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti »(Ta'ha, 122)
Arafat ovasında Havva ile buluştu
Kabe'yi inşa etti
Hz
Adem her sene hac yapardı
Arafat meydanında veya başka meydanda , kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı
«Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?» diye soruldu
Hepsi «Evet » dedi
Sonra hepsi zerreler haline gelip, beline girdiler
Yahut belinden yalnız kendi çocukları çıktı
Sonra Şam'a geldiler
Burada çocukları oldu
Neslinden 40
000 kişiyi gördü
1500 yaşında iken çocuklarına peygamber oldu
Çocukları çeşitli dillerde konuştu
Cebrail aleyhisselam 12 kere geldi
Oruç, her gün bir vakit namaz ve gusül abdesti emredildi
Kendisine kitap verilip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi
Süryani, İbrani ve Arabi diller ile kerpiç üstüne çok kitap yazıldı
Bir rivayete göre 2000 yaşında iken Cuma günü vefat etti
Hz
Havva 40 sene sonra vefat etti
Kabirlerinin Kudüs'de veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da olduğu rivayetleri vardır
Habil ile Kabil
Habil ile Kabil Hz
Adem'in oğullarından ikisidir
Habil'in Allah'a yaptığı kurban'ın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafından kabul edilmediği için Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamına mazhar olur
Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömdü
Allahü teala Kur'an-ı Kerimde mealen buyuruyor ki : « Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir
Allah onu topraktan yarattı
Sonra ona «OL !» dedi ve oluverdi »(Al-i İmran, 59)
Burada değinilen durum, Hz
İsa'nın ve Hz
Adem'in babasız dünyaya gelmeleridir (M
K
)
Peygamberimiz Muhammed (S
A
V
) Hz
Adem hakkında :
« Allahü teala Adem'i (aleyhisselam) yeryüzünün her tarafından aldırdığı topraktan yarattı
Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bazıları da bu renklerin arasındadır
Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı halis ve temiz oldu » (Hadis-i şerif, Müsned-i Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur
Hz
Adem 5 şeyi ile bahtiyar olmuştur:
1) Hatasını itiraf etmek
2) Pişmanlık duymak
3) Nefsini kötülemek
4) Tevbeye devam etmek
5) Rahmetten ümidini kesmemek
İblis de 5 şeyden bedbaht olmuştur:
1) Günahını ikrar (saklamadan söylemek) etmemek
2) Pişmanlık duymamak
3) Kendini kötülememek
4) Kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala'ya nisbet etmek
5) Rahmetten ümidini kesmek
H Z
İ D R İ S A
S
Hz
İdris, Hz
Şit aleyhis selamın torunlarından bir peygamberdir
Kendisine 30 suhuf kitap verildi
Asıl adı Ahnuh' (Hanuh) dur
Kur'an-ı Kerimde, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir
Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir
İdris aleyhis selam'ın Babil veya Mısır'da Münif'de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir
Babasının ismi Yerd'dir
Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir
Kendisi Adem aleyhis selamın altıncı göbekten torunudur
Adem (a
s) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a
s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Şit (a
s) - Adem (a
s)
İdris aleyhis selamın pek çok evladı olmuştur
Bunlardan en meşhuru Metüselah'dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhis selamdan sonra ona geçmiştir
Adem aleyhis selam'ın oğlu Kabil'in evladından olan bir topluma peygamber gönderilmiştir
Cebrail aleyhis selam 4 defa gelip ona Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmiştir
İdris aleyhis selamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir
Kendisine verilen birçok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri için emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi
İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır
Ama ne yazık ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir
İdris aleyhis selam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir
Kendisi 100 şehir kurmuştur
İnsanlara çok ilimler öğretmiştir
Bunlardan bazıları fen, tıp ve astronomidir
Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun için ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır
Bunlar tabii ki Allah'ın ona bir ihsanıdır
Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir
ve bir müddet sonra Aşure gününde göğe kaldırılmıştır
« Kitapta İdris'i de an
Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi
Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57)
Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tıp ilimlerini İdris aleyhis selamın kitaplarından almıştır
İdris aleyhis selam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir
Allahü Teala mübarek Kur'an-ı Kerim'de:
« İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de an
Hepsi de sabreden kimselerdendi
Onları rahmetimize kabul ettik
Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86)
buyurmuştur
(yadet'mek: anmak, adını anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, M
K
)
Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a
s
) de bir hadis-i şerifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım
Cibril bana:" Bu gördüğün İdris'dir
Ona selam ver" dedi
Ben de ona selam verdim
O da benim selamıma cevap verdi
Sonra bana:" Merhaba salih kardeş, salih peygamber" dedi » buyurmuştur
(Buhari, Müslim)
Dantel
Mumsema
Frmacil
14-05-2008
#
2
Profil Bilgileri
memorxbrax
--->: bütün din adamlarının hayatları
H Z
İSMAİL A
S
Yemen'den gelip Mekke ve civarına yerleşen Cürhüm kabilesine gönderilen ve Muhammed aleyhisselam ın dedelerinden olan bir peygamberdir
İsmi Kur'an-ı Kerimde bildirilmiştir:
« Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik
Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik »
Babası İbrahim aley
Hz
İsmail'in hikayesi
İsmail aleyhisselam, Şam diyarında (Filistin, Suriye) doğdu
Babasi İbrahim aleyhisselam, Allahü Tealanın emriyle, annesi Hacer Hatunla birlikte Mekke'ye götürdü
Yanlarına bir miktar yiyecek ve su ile birlikte şimdiki Kâbe'nin bulunduğu yere bırakarak Şam'a döndü
Bir rivayete göre İbrahim aleyhisselam Hacer Hatunu Kâbe'nin bulunduğu yere bırakınca o: "Sen bizi kime bırakıyorsun
Bize kim bakacak ?" sorusuna İbrahim aleyhisselam:"Ben sizi Allah'a bırakıyorum" demiştir
Hacer Hatun bunu duyunca:"O zaman işini yaptıysan gidebilirsin" demiştir
Hacer Hatun su ararken, şimdiki zemzem kuyusunun yerinde yatan İsmail aleyhisselam tepindi
Hacer Hatun oğluna su verebilmek için yedi kez Safa ile Merve arasında koşuştu ise de su bulamadı
O zaman ayaklarını vurduğu veya Cebrail aleyhisselam ın vurduğu yerden Zemzem suyu çıktı
Hacer Hatun burada yaşarken, Yemen tarafından Cürhüm kabilesi gelip Mekke'nin bulunduğu yere yerleştiler
İsmail aleyhisselamın kurban edilmesi
Hz
İbrahim bir ara bir rüya gördü
Bu Yüce Allah'ın bir vahyi idi
Ona oğlu İsmail'i kurban etmesi emir olunmuştu
Bunun üzerine henüz 12 yaşında bulunan Hz
İsmail'i, Mekke'de Sebir dağının eteğinde tenha bir yere götürdü
Onu Allah rızası için kurban etmek istiyordu
İsmail aleyhisselam da:" Babacığım , emrolunduğun şeyi yap
İnşallah beni sabredenlerden bulursun" diyordu
Bu Allah yolunda fedâkarlığın en yüksek bir nişanı idi
Ama, Allahü Teâlâ rüyasında sadakat göstermesi üzerine ona bir koç ihsan buyurdu
İsmail aleyhisselam böylece kurban edilmekten kurtuldu
Kurban bayramını da biz müslümanlar da vak'a yüzünden ihya etmekteyiz
Halilullah'ın hangi oğlunu kurban ettiği kesinlikle bilinmemektedir
Kur'an-ı Kerim'de sadece oğlunu kurban ettiği belirtilmektedir:
«Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum ! Rüyada seni bogazladığımı görüyorum; bir düşün ne dersin ? dedi
O da cevaben : Babacığım ! Emrolundugun şeyi yap
İnşaallah beni sabredenlerden bulursun, dedi »
Fakat cumhura göre kurban edilen çocuğun İsmail aleyhisselam'ın olduğu kanaatindedir
Bazı müfessirlere göre ise İsmail aleyhisselamın değil de İshak aleyhisselamın kurban edildiğini öne sürmektedirler
Yalnız, bu fikri Israilogulları da söylemektedirler
İsmail aleyhisselamın peygamberliği
Hz
İsmail gençlik çağına gelince, Cürhümlülerden iki defa evlendi
Daha sonra tekrar Mekke'ye gelen İbrahim aleyhisselamla birlikte Kâbe-i Muazzamayı inşâ ettiler ve hac ibadetini yaptılar
İsmail aleyhisselam Yemen kabilelerine (Cürhüm kabilesi) ve „Amalika" denilen eski bir kavme peygamber olarak gönderildi
İnsanlara babası Hz
İbrahim'e bildirilen dinin hükümlerini tebliğ etti ve daveti 50 yıl sürdü
Buna rağmen malesef pek az kimse iman etti
İshak aleyhisselamı yanına davet edip kızını onun oğlu İlyas'a nikahla dive bazı vasiyetler de bulundu
Babası İbrahim aleyhisselam'ın ölümünden 40 sene sonra , 133 veya 137 yaşlarında iken Mekke'de vefat etti
Ekseri rivayete göre Mescid-i Haram'da Kabe-i Muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan Hatim denilen yere defn edildi
İsmail aleyhisselamın 12 oğlundan çoğalan torunları zamanla Arabistan Yarımadası'nın her tarafına yayıldılar
Peygamber efendimizin (s
a
v
) 20
dedesi Adnan ile İsmail aleyhisselam arasında 30 baba vardı
Peygamberimiz efendimiz (s
a
v
) de bir Hadis-i şerifinde :
« Allahü Teâlâ Ademoğullarından Hz
İsmail'i seçti
İsmail'in evlâdından (oğullarından) Kinane'yi, Kinaneoğullarından Kureys'i seçti ve ayırdı
Kureyş'ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti ve ayırdı »
(Kadizâde) buyurmuştur
H Z
NUH A
S
Nuh aleyhisselam, İdris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir
Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen altı peygamberden ikincisidir (Bu altı büyük peygamber şunlardır: Hz
Adem, Hz
Nuh, Hz
İbrahim, Hz
Musa, Hz
İsa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s
a
v
)
Bunun nedeni kavminin Nuh tufanı diye adlandırılan gazap ile cezalanmasıdır
Hz
Nuh, İdris aleyhisselamın göğe çıkarıldıktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi
İnsanlar putlara tapmaya başladı
Cenab-ı Hak bunun için Nuh aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi
O zaman 50 yaşında idi
Yıllarca insanları dine davet etti, putlara tapınmaktan sakındırdı ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi
Ama Nuh aleyhisselama kendi oğlu Yam yani Ken'an bile iman etmedi, hatta alaya alıp işkence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik
Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanrınız yoktur
Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum » (A'raf, 59)
Nuh aleyhisselam insanların davetine icabet etmedikleri için onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır » (Nuh, 24)
Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam'a gemi yapmasını emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme ! Onlar mutlaka boğulacaklardır ! » (Hud, 37)
Gemi bitince tufan oldu (denizler taşti ve her taraf su oldu)
Nuh aleyhisselam sayısı 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katlı olan gemiye bindi
Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer çift aldı
Oğlu Ken'an'i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alıp boğdu
Allah Teala da Nuh aleyhisselamın bu oğlu hakkında af dilemesine karşılık: « (
) Ey Nuh ! O asla senin ailenden değildir
Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir
O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme
(
) » (Hud, 46) buyurdu
Sular dağları aştı, insanlar ve hayvanlar telef oldu
150 gün geçtikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu Çek; göğe: ey gök sen de yağmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yağmur durdu, sular çekildi
Gemi Irak'taki Cudi dağına oturdu
Hz
Nuh'a inanıp kurtulan insanlar aç oldukları ve dağda yiyecek olmadığı için Nuh aleyhisselamın emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birleştirdiler ve böylece ilk defa Aşure yemeğini yaptılar
İnsanlar Nuh aleyhisselamın 3 oğlu Sam, Ham ve Yafes'ten türediği için Hz
Nuh'a ikinci Adem de denir
Nuh aleyhisselamın 1000 yaşında vefat ettiği söyleniyor, ama Kur'an-ı Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yıldan 50 yıl eksik bir süre yanlarında kaldı
(
) » (El-Ankebut, 14) geçiyor
Hz
Nuh gemicilerin ve marangozların piri sayılır, çünki bu işleri Allah'ın ihsanıyla ilk defa o yapmıştır
3
Nuh suresi
ndırılmalarındandır
5)
14-05-2008
#
3
Profil Bilgileri
memorxbrax
--->: bütün din adamlarının hayatları
H Z
İLYAS A
S
Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri
Hz
Musa (a
s)'dan sonra gelen nesebi Hz
Harun (a
s)'a dayandığı rivayet edilen bir israiloğulları Peygamberi
Hz
Musa'dan sonra israiloğullarının çeşitli boyları
Şam civarına yerleşmiştir
şam bölgesindeki "Bek" şehrine yerleşen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Beni israil kabilesine Hz
İlyas (a
s)'in gönderildiği rivayet edilmektedir
İlyas (a
s) Kur'an-ı Kerîm'de iki değişik sûrede anılmıştır
Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: "(İbrahim'e) Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da bağışladık
Hepsi Salihlerdendi" (el-Enbiya, 21/85)
Diğer sûrede ise İlyas (a
s)'in kıssası özetle anlatılmıştır
Musa ve Harun (a
s)'dan bahsedilmiş, onların Allah'ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (a
s)'in kıssasına geçilmiştir: "Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat, 37/123)
Bu ayet-i kerime İlyas (a
s)'in etrafında Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta, onun Allah'ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır
Buhârî, Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde İlyas (a
s) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir
ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'ın rivayetine göre Hz
İlyas ile İdris (a
s) aynı şâhıstır (Buhârî, Enbiyâ, 4)
İdris (a
s) da Nuh (a
s)'in babasının dedesidir (Buhâri, Enbiyâ, 5)
İlyas (a
s) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: "(Hz
İlyas) milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Ba'l putuna mı taparsınız?" demişti (es-Sâffât, 37/124-126)
Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapındığı putun ismidir
Oturduğu şehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkın, tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin "Ba'lebek" olduğu rivayet edilmektedir
Rivayete göre Hz
İlyas israiloğullarına Hizkil (a
s)'dan sonra gönderilmiştir
insanları Allah'a imana çağıran Hz
İlyas, kavminin Ba'l putuna tapmamasını emretmiştir
O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz
İlyas (a
s)'i öldürmeye kalkmıştır
Hz
İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış, insanları Tevrat'ın emirlerine davet etmiş, iman etmemeleri üzerine, o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir
Daha sonra Hz
ilyas'ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (a
s)'a iman etmemişlerdir
Kendisinden sonraki Beni israil Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (a
s)'i Hz
ilyas yetiştirmiştir
Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (a
s), Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş, bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas'a (a
s) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış, nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas'a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir
Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler israiloğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir
işin doğrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr, Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm, VII, 31)
Hz
ilyas (a
s)'in, Hızır (a
s) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır, halk arasında bu buluşma Hızır ilyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenm
H Z
SÜLEYMAN A
S
Tarih, yaklaşık olarak İ
Ö
970-931 yılları arasında yaşadığı düşünülen Hz
Davud'un oğlu Hz
Süleyman'ın kurduğu muhteşem krallığa şahitlik eder
Öyle ki Hz
Süleyman, babasından sınırları Mısır'dan Fırat'a kadar uzanan bir krallık devralmış ve kısa sürede hakimiyetini güçlendirmişti
Ve kendi yaşadığı dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmuştu ki, Allah'a olan imanının ve üstün aklının kendisine kazandırdığı bu ihtişam, yüzyıllar sonra bile insanların hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir
Hz
Süleyman'ın hayati, Allah'a gönülden iman eden bir müslümanın aklının ne kadar fazla, ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir
Hz
Süleyman (a
s
) cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hakimiyeti, muhteşem bir saraydan yönetiyordu
Ve bu saray döneminin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışı ile inşa edilmişti
Sarayında göz alıcı sanat eserleri ve görenleri hayran bırakıp etkileyen değerli eşyalar, benzersiz bir estetik anlayışı ile yerleştirilmişti
Elbette Hz
Süleyman'ın bu mekâni, görenlerde büyük hayranlık uyandırıyordu
İnsanların bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise, insan fıtratına en uygun olan estetik anlayışını ve ortamı birden karşılarında görmeleri olmuştur
Zira Hz
Süleyman, yaptırdığı bu görkemli sarayı, imanın nuru ve onun getirdiği üstün bir akıl ile yaptırmıştı
Ve bir Müslümanın hangi çağda veya hangi şartlarda yaşarsa yaşasın Allah'ın kendisine verdiği imkânları en güzel şekilde kullanarak eşsiz bir mekân oluşturabileceğinin en güzel örneğini sergilemişti
Nitekim Kur'ân-ı Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti, onunla aynı dönemde yaşayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz
Süleyman'ın ihtişamlı sarayını gördükten sonra ona biat ettiğinden bahseder
Hz
Süleyman, Sebe Melikesi Belkıs'ın varlığını kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde öğrenmişti:"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim
Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var
Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar
" (Neml Sûresi 22-24)
Bu bilginin üzerine Hz
Süleyman, Allah'ı ilâh olarak kabul etmeyip güneşe secde eden ve şeytanın kendilerine süslü gösterdiği bir sistemi kabul eden Sebe halkını, imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" başlayan bir mektup göndermişti
Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çağırmıştı
"Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adıyla' (başlamakta)dır
(İçinde de
"Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır)
(Neml Sûresi 30-31)
Sebe Melikesi o ana kadar hiç karşılaşmadığı kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarlığını kendisine katmasını isteyen Hz
Süleyman'ın, bu mektubu karşısında çok şaşırmıştı
Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacağından emin olduğu bu hükümdarı, kararından vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmişti
Ne var ki Allah'ın rızasını ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz
Süleyman da, Sebe Melikesi Belkıs'ın hediyelerini geri çevirmiş ve elçileri vasıtasıyla ona ne kadar kararlı, onurlu ve Allah'a bağlı olduğunu gösteren şöyle bir haber göndermişti:"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi
Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları oradan horlanmış aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız
" (Neml Sûresi 36-37)
Hz
Süleyman Sebe Melikesi Belkıs'a Allah'ın adı ile başladığı mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldiğini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip olduğunu hissettirmişti
Nitekim Hz
Süleyman cinlerden, insanlardan oluşan, ona büyük bir teslimiyetle ve şevkle bağlı bir orduya sahipti
Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselam ın bütün sözlerini büyük bir hoşnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi
Elbette Hz
Süleyman'ın ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'ın ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti
Sebe Melikesi Belkıs, onun (Hz
Süleyman'ın) sarayına gittiğinde o güne kadar hiç görmediği büyük bir mülk ve zenginlikle karşılaşmıştı:
"Ona: "Köşke gir" denildi
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı
(Süleyman
Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zemindir
" Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum
" (Neml Sûresi 44)
Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkıs, Hz
Süleyman'ın sarayına girince o güne kadar gördüğünden çok farklı bir estetik ve bir zenginlikle karşılaşmış ve ruhuna hitap eden büyük bir akla şahit olmuştur
Aslında Sebe Melikesi Belkıs'ın duyduğu hayranlık ve şaşkınlık içine girdiği saraya değil, Hz
Süleyman'ın aklınadır
Çünkü Belkıs'ın karşılaştığı manzara, o dönemin şartlarında yapılabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir
Âyette de ifade edildiği gibi camdan olan köşk zemini öylesine gerçekti ki, Sebe Melikesi Belkıs, ıslanmaması için eteklerini toplayarak ilerlemesi gerektiğini düşünmüştü
Sarayın muhteşemliği ve görkemi, Müslümanların ruhlarında yaşadığı zenginliği yansıtıyordu
Belkısın başka bir ülkenin hükümdarı olmasına ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasına rağmen Hz
Süleyman'ın yaşadığı mekândan ve onun zenginliğinden etkilenme sebebi de budur
Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yaşamasına rağmen, pek çok kişi insan fitratının hoşlanacağı estetiği sağlayamayabilir
Oysa Hz
Süleyman'ın sarayının her köşesinde görülen zevk, akıl ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm değildir
İşte aradaki bu farkı daha sarayın girişini görür görmez anlayan Belkıs, böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklın üstünlüğüne hemen teslim olmuştur
Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamın aklının sahibi olan Cenâb-ı Allah'a iman ettiğini söylemiş ve müslümanlardan olmayı kabul etmiştir
Hz
Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler, Allah'ın kendilerine verdiği bu büyük mülkü taşımaya lâyık ve ehil kimselerdi
Rabbine karşı son derece güzel ahlâklı, teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz
Süleyman, kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginliği yine yalnızca Allah'ı razı etmek ve onların kalbini Islâm'a ısındırmak için kullanıyordu
Pek çok peygamber de aynı Hz
Süleyman gibi insanlara dini tebliğ ederken halkın karşısına büyük bir zenginlikle çıkarak, onları etkileme yoluna gitmişti
Hazinenin başına getirilen Hz
Yusuf, kendisine büyük bir mülk verilen Hz
İbrahim, görenleri hayrete düşürecek kadar ihtisamlı bir hâkimiyete sahip olan Hz
Süleyman ve fakirken zengin kılınan Peygamberimiz Hz
Muhammed, yaşadıkları hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemişlerdir
Peygamberlerin bu zenginliği ve yaşadıkları üstün ahlâki gören insanlar, hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadığı böyle bir maneviyatı ve maddî ihtişamı elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardı
Bu nedenle Islâmı henüz tanımayan insanlar, ilk basta bu zenginliğin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapısına karşı duydukları merakla Islâma yaklasmışlardır
Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandıkları zenginlikleriyle halkın kalbini Islâma ısındıran peygamberler, böylece kısa sürede Allah'ın izniyle büyük kitlelere dini yaymayı başarmışlardır
H Z
YÛNUS A
S
Adı Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri
Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (a
s)'a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a
s)'a dayanmaktadır
Bazı alimlerin naklettiğine göre, isa (a
s) annesinin adıyla İsa b
Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus (a
s) da annesinin adıyla Yûnus b
Matta diye anılmaktadır
(ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55)
Buhârî'nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır
Aslında Matta, Yûnus (a
s)'in annesinin değil, babasının adıdır
Yani Yûnus (a
s), Yûnûs b
Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152)
Yûnus (a
s)'in Ya'kub (a
s)'in torunlarından olduğu, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik
Nitekim İbrâhim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebûr'u vermiştik" (en-Nisâ, 4/163)
Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (a
s), Eyyûb (a
s), Harun (a
s) ve Süleyman (a
s)'da Yunus (a
s) ile ayni soydan, Yakub (a
s)'in torunlarındandırlar
Yûnus (a
s)'in nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği, Kurân'da şöyle geçmektedir:
"Ve onu yüz bin İnsana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat, 37/147)
O'nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir
Ninova şehri, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydı
Bu beldenin İnsanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler
Yûnus (a
s) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini, Yüce Allah'ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire, t
y
, V, 126; et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, II, 42)
Yûnus (a
s)'in adi, Kur'ân'ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir
Kur'an'ın onuncu sûresinin adı, Yûnus sûresidir
Yûnus (a
s) milletini otuz üç yıl Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi
Ancak sadece iki kişi ona imân etti (ibn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152)
Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (a
s)'in zoruna gitti
Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:
"Zünnûn (Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti
Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti
Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh yoktur
Seni tenzih ederim
Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti
" (el-Enbiyâ, 21/87)
Bu âyette Yûnus (a
s)'dan Zünnûn diye bahsedilmiştir
Zünnûn, balık sahibi demektir
Kur'ân'ın başka bir yerinde de, Yûnus (a
s) bu lâkapla anılmıştır:
"Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle
Balık sahibi (Yunus) gibi olma
Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti" (el-Kalem, 68/48)
Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (a
s)'in sabretmemesine, Allah'ın emri olmadan milletini terk etmeye kalkışmasına işâret edilmiştir
Onun bu hali üzerine, Yüce Allah söyle buyurmuştu:
"O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret" (el-Ahkâf, 46/35)
Allah'ın müsaadesi olmadan Yûnus (a
s)'in ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti
Ninova'dan ayrılmak için bir gemiye binmişti
Geminin batmaya yüz tutması üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti
Kimin suya atılacağını tespit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (a
s)'a isâbet etti
Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmiştir:
"Gemide onlarla karşılıklı Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat, 37/141)
işin daha acısı, Yûnus (a
s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu
Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermiştir:
"Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldigi için) kendisi kötülüklerken, onu bir balık yuttu" (es-Saffat, 37/142)
Burada Yûnus (a
s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı
Balığın karnındaki karanlıklarda:
"Senden başka ilâh yoktur
Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin
Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya başladı
Bu şekilde imân ve inançla Allah'a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd)
Yûnus (a
s)'in duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandigi, Kur'ân'da şöyle dile getirilmiştir:
"Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık
iste biz, insanları böyle kurtarırız" (el-Enbiyâ, 21/88)
"Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı" (es-Saffat, 37/143, 144)
Gücü her şeye yeten Yüce Allah, balığın karnındaki Yûnus (a
s)'i öldürmedi
Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı
Onun kurtuluş ve daha sonraki hali, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsız, boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik" (es-Saffat, 37/145, 146)
Yûnus (a
s)'in Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması, Kur'ân'ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:
"Sen Rabb'inin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus) gibi olma
Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti
Eğer Rabb'inden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı
Fakat (böyle olmadı), Rabb'i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı" (el-Kalem, 68/8, 49, 50)
Yûnus (a
s)'i bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti
Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarıldılar
Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:
"inandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat, 37/148)
Yûnus (a
s)'in milletinin bu şekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah'a inanmaları, Allah tarafindan övülmüş, methedilmiştir:
"Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır)
Yalnız Yûnus'un kavmi, (azab henüz inmeden önce) inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık" (Yûnus, 10/98)
Yûnus (a
s)'in faziletli bir İnsan olduğu, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:
"ismâil, el-Yesa', Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik)
Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm, 6/86)
Hz
Muhammed (s
a
v) de onu söyle övmüştür:
"Her kim ben Yûnus b
Mattâ'dan hayırlıyım derse, yalan söylemiştir" (Buhârî, Tefsiru süre 6, 4)
Yûnus (a
s) da, diğer peygamberler gibi, insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah'a imân etmeye davet etmiştir
inanan insanlar için, onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır
14-05-2008
#
4
Profil Bilgileri
memorxbrax
--->: bütün din adamlarının hayatları
H Z
HIZIR A
S
Hz
Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet
Kur'ânı Kerîm'de, Hızır (a
s
)'in isminden açıkça bahsedilmez
Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82
âyetlerinde yer alan Hz
Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul
" (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a
s
) olduğu anlaşılmaktadır
Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk
Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174)
Bu rivayetlere göre bir gün Hz
Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu
Hz
Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz
Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi
Bunun üzerine Hz
Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı
ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı
Hz
Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler
Hz
Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a
s
)'i buldular
Bundan sonra Hz
Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82
âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı
Hz
Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur
Buna bağlı olarak, Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a
s
)'a da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir
Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a
s
) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a
s
), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70)
Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi
Hızır (a
s
) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır
Musa (a
s
) sabredemeyip söyle demiştir: "Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf; 18/71)
Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a
s
) şöyle belirtir: "O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu
Onu kusurlu yapmak istedim
Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79)
Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü
Musa (a
s
): "Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi" (el-Kehf,18/74)
Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a
s
) tarafından şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi
ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf, 18/80,81)
Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin, gerçekte o aile için " hayır" olduğuna işaret ediliyor
Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır: "Musa ve salih kul yollarına devam ettiler
Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler
Halk ise onları misafir etmek istemedi
Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi
Bunun üzerine Musa: "isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi
Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir
Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım" (el-Kehf, 18/77,78)
Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: "Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi
Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı
Bunların babaları salih bir kimseydi
Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi
Bu Rabbinden bir rahmettir
Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım
işte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82)
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır
Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir
Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı
Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır
belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür
Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216)
"
Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız
olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir
" (en-Nîsâ, 4/19)
Rasûlullah (s
a
s
), Hızır(a
s
)'in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu
Hızır (a
s
) bunu Hz
Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir" (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b
Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk
Ibn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-18
H Z
EYYUB A
S
Hz
İbrahim soyundan gelen bir peygamber
Eyyûb (a
s
)'dan Kuran'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En'âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41)
Tevrat'ta da "Eyyûb" adıyla müstakil bir kitap, Hz
Eyyûb'un kıssasına tahsis edilmiştir
İslâm kaynaklarına göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayısız malı-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a
s
), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir
Sabah-aksam ümmeti ve Allah'a ibâdetle meşgul olan Hz
Eyyûb, Rabbinin bir imtihanına mârûz kalmış, bütün servetini, çocuklarını kaybettiği gibi şeytanın kendisine musallat olması neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çıbanlar çıkmış, iltihaplı yaralar açılmış, yaralarına kurtlar dolmuş ve vücudu bozulup kokmaya baslamıştı
Bu durumda kocasına hizmete sebât eden esi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmış, fakat hiçbir zaman sabrını ve Cenâb-ı Hakk'a bağlılığını kaybetmemiştir
Farklı rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla imtihanı kazanan Eyyûb (a
s
) Cenâb-ı Hakk'ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş, fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati ve güzelliğine kavuşmuştur
Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmiştir
Genellikle kabul edildiğine göre bu imtihana uğradığı sırada yetmiş yaşında olan Hz
Eyyûb, şifâ bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış, diğer bazı rivâyetlere göre ise hastalığından önceki kadar daha ömür sürmüştür
Kendisinden sonra Bişr adındaki bir oğlu, kavmine peygamberlik yapmıştır
H Z
DAVUT A
S
Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen israiloğulları peygamberlerinden biri
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nın sekizinci oğludur
Hz
Musa'nın vefatından sonra, yine israiloğulları isyanın karanlığına daldılar
Azgınlık yaparak Hz
Musa'nın Allah'tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar
Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti
Hz
Musa'nın vefatından sonra israiloğullarının idaresi Yusa'ya kaldı
israiloğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi
Bu ülke, Hz
Yakub'un yaşadığı Ken'an bölgesi olup, israiloğulları için mukaddes ülke sayılır
israiloğulları Hz
Musa'nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler
israiloğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar
Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler
Yüce Rabbimiz onların bu durumunu söylece anlatmaktadır: "israiloğullarından bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaşalım" dediler
Peygamber
"Size muharebe farz olunursa korkarım ki, savaşmazsınız" dedi
Onlar: "-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık" dediler
Onlara farz kılındığında, birazı müstesna olmak üzere, savaştan yüz çevirdiler
" (el-Bakara, 2/246)
"Peygamberleri onlara: Allah, Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde, onlar: O, bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız
Onun malı da çok değildir
dediler
Peygamber
"Allah onu, sizin üzerinize namaz kıldı
Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi
Allah, mülkü dilediğine verir
" (el-Bakara, 2/247)
israiloğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı
Kur'ân-ı Kerim'de bu sandığa "Tâbût"* adı verilmektedir
Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)'ın eline geçmişti
israiloğulları bunun acısını duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı
"Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size, içinde Rabbiniz tarafından sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir
Eğer siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve mûcize vardır
" (el-Bakara, 2/248)
Tâbût'un israiloğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi
Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler
Tâlût, israiloğullarına öğütte bulundu
Onlara şöylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor
O nehirden içen benden değildir
Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi
Onların pek azı müstesna, diğerleri içti
Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler
Allah'a kavuşacaklarını bilenler
Nice az bir topluluk vardır ki, Allah'ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir
Allah, sabredenlerle beraberdir
' dediler
" (el-Bakara, 2/249)
Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu
Câlüt'un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerimize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et
" (el-Bakara, 2/250)
Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a
s
) bulunuyordu
Dâvûd (a
s
), Hz
Yakub'un neslinden idi
israiloğullarından olan Dâvûd, daha küçük yaşta bir delikanlı iken, hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût'u sapan taşıyla öldürmüştü
Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir
Câlût, zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı
Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı
Fakat Allahu Teâlâ, o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip, gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi
işlerin hakikatini sadece O bilir
Her şeyin ölçüsü yalnız O'nun elindedir
Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah'ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir
insanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler
Bundan sonra Allah'ın istediği şeyler istediği şekilde olur
insanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf, çok zayıf olduklarını, Allah onların ölmesini istediği zaman küçücük delikanıların bile mağlûp edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü, daha genç bir bir delikanlı iken Hz
Dâvûd'un eline verdi
Burada Allah'u Teâlâ'nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı
Allah, Tâlût'dan sonra mülkü Hz
Dâvûd'un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a
s
)'i varis kılmayı istedi
Bu sebeple Hz
Dâvûd (a
s
)'in gücü, Câlût'u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu
"Allah'ın izniyle, onları hemen hezimete uğrattılar
Dâvûd da Câlût'u öldürdü
Allah ona mülk ve hikmet verdi
Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti
" (el-Bakara, 2/251)
Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar, darmadağın oldular
Bu olaydan sonra halk, Hz
Dâvûd (a
s
)'a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı
Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a
s
) geçti
Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; "
Dâvûd'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik
Onunla beraber tesbih ediyorlardı
Biz (bunları) yaparız
" "Ona, sizi savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik
Ama siz, şükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80)
"Andolsun Dâvûd'a tarafımızdan bir üstünlük verdik
Ey dağlar, onunla beraber tespih edin ve ey kuşlar (siz de)
Ve ona demiri yumuşattık
", "Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapın
Çünkü ben, yaptıklarınızı görmekteyim
diye vahyettik
" (Sebe, 34/10-11)
Hz
Dâvûd (a
s
) hakkında Kur'ân-ı Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi olduğunu, kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayınca, dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir
Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup, yüzelli sûreden ibarettir
Bu kitap, ser'î hükümleri taşımadığı için Hz
Dâvûd, Hz
Musa'nın şerîati ile hükmetmiştir
Yahudi kaynaklarında Hz
Dâvûd'un, Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı kayıtlıdır
Kur'ân'da da: "(Her taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler, hepsi onun nağmesine katılırlardı ", "Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik
Kendisine hikmet ve açık konuşma, güzel konuşma vermiştik
" (Sad, 38/19-20) buyuran Allah, aynı sûrenin 21
âyetinde, Hz
Dâvûd (a
s
) zamanında olan bir hâdiseyi de, Hz
Muhammed (s
a
s
)'e söyle haber vermiştir: "Dâvûd'un yanına gelmişlerdi de, onlardan korkmuştu
Korkma dediler, Biz, iki davacıyız
Birimiz ötekinin hakkına saldırdı
simdi sen aramızda hak ile hükmet
Zulmetme
Bizi yolun ortasına (adalete) götür
" (Sad, 38/22)
Kur'ân'da anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler
Birisinin doksandokuz koyunu, ötekinin bir tek koyunu vardı
Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardeşinin tek koyununu ister, aralarında tartışma çıkar
Tek koyunu olanı bu tartışmayı kaybeder
Hz
Dâvûd (a
s
)'a müracaat ederler
O, davacı olanlardan birini dinler, ötekini dinlemeden hükmünü verir
Bunu da Allah'u Teâlâ'nın kendisini imtihanı sanır
Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah'dan mağfiret dileyip secdeye kapanır, tövbe eder
Allah, onu affettiğini bildirir ve ona su vahyi indirir: "Ey Dâvud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık
insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma
Sonra seni Allah yolundan saptırır
Allah'ın yolundan sapanlara, Allahın hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin bir azap vardır
" (Sad, 38/26)
israiloğulları, Hz
Dâvûd zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır
Dâvûd (a
s
) Kudüs'ü fethetmiş, kendisine başkent yapmıştı
Hz
Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi
Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmişti
O, israiloğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu
Hz
Dâvud (a
s
)'in yerine oğlu Hz
Süleyman (a
s
) geçti ve ona da peygamberlik geldi
Hz
Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi
Abdullah b
Amr'dan rivâyetle, Abdullah, her gün gündüzleri oruç tutar, geceleri de (nâfile) namaz kılardı
Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiğinde Hz
Peygamber onu çagırdı ve şöyle buyurdu: "Bir gün oruç tut, bir gün iftar et
iste bu Dâvûd (a
s
)'in orucudur
"
Bir başka rivayette ise, Rasûlullah (s
a
s
) söyle buyurmuştur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç, Dâvûd (a
s
)'in orucudur
O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi
Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi
O, her gecenin yarısında uyur
Üçte birinde (nafile) namaz kılardı
Altıda birinde de yine uyurdu
" (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69)
14-05-2008
#
5
Profil Bilgileri
memorxbrax
--->: bütün din adamlarının hayatları
BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND
Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys'ten saygi görüyordu
Yakisikli, zengin bir adamdi
Bütün bunlarin üstüne Zemzem'in tekrar insa edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu
Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti
Sadece bir tek erkek çocuga sahipti
Allah'a bunun için daha çok dua etmeye basladi
Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse, onlardan birini Kabe'de kurban edecegini de ekledi
Duasi kabul olmustu
Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu
Ogullari büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi
Fakat kurban etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu
En sonunda Kabe'de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah'a çikti
Abdullah'in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke'deki en güçlü kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi'ndendi, yani Kureysli'ydi
Abdullah'in kurban edilmesine izin vermediler
Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib'de yasayan akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi
Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber'de buldular
Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi gün gelmelerini söyledi
Abdulmuttalip Allah'a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi: "Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyun ve aralarinda kura çekin
Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar kura çekin
Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin
Develeri kurban edip adami saliverin" dedi
Mekke'ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar
Develerin sayisi yüzü buluncaya dek ok Abdullah'in aleyhine çikti
En sonunda Abdullah kurtuldu ve develer kurban edildi
HZ
PEYGAMBERIN DOGUMU
Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti
Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu
Ibrahim'in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu
Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid'at) oldugu kanaatindeydiler
Hubel'in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi
Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke'yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi
Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu
Onlara karsi takinilan tavir, hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu
FIL YILI
Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan olmustu
O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi
Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi
Yahudilere gelince, onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin gelecegi konusunda hemfikirdiler
Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi
Varaka'nin da içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu
Araplarin, yahudilerden daha çok peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri'ya tapma bakimindan Ibrahim'in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi
Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir peygamber önleyebilirdi
Kabe'nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke'de her evde, evin merkezini olusturan bir put bulunurdu
Bu uygulamalar sadece Mekke'ye özgü degildi, tüm Arabistan'a yayilmisti
Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi
Biraz arastirdiktan sonra, Vehb'in kizi Amine'yi uygun bir es olarak seçtiler
Abdulmuttalip, Amine'yi ogluna, kizkardesi Hale'yi de kendine istedi
Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her bakimdan hala genç görünüyordu
Abdullah güzellikte zamanin Yusuf'u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi
Dügün yerine giderken yolda Varaka'nin kardesi Kuteyle'nin yanindan geçmislerdi ki "Ey Abdullah" diye bir ses duydular
Abdullah yüzünü Kuteyle'ye çevirdi, kadin ona nereye gittigini sordu
Abdullah "Babamla gidiyorum" diye cevap verdi
Kuteyle: "Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer kadar deve verecegim
" dedi
Abdullah ise "Babamla beraberim, onun isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam" diye cevap verdi
Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka'nin kardesi Kuteyle'ye rastladi
Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu
Kadin bir sey söylemeyince, bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle'den su cevabi aldi: "Dün yüzünde varolan isik bugün yok
Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin
"
Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi
Bunu takip eden yil Fil Yili olarak bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir
RAHIP BAHIRA
Abdulmuttalib'in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti
Ogullarindan bazilari, özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu'l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuslardi
Fakat Ebu Talib fakirdi
Bu nedenle yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu
Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz geçirdigi günler artiyordu
Buna ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga götürüyordu
Bunlardan birinde, Muhammed (S
A
V
) dokuz, bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye'ye kadar gitti
Busra'da, Mekke kervaninin her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir hücre vardi
Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu
Bu el yamalarindan birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi
Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi
Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi
Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir çok defa görmüstü
Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda yer aliyordu
Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi
Birden ilgisi saskinliga dönüstü
Çünkü konakladiklari anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak kaldi
Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni sagliyordu
Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu
Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklina geldi
Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureysliler! Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum
Yasli-genç, köle-hür hepinizi davet ediyorum
"
Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine ragmen Muhammed (S
A
V
)'i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar
Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti
"Ey Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?" diye sordu
"Baska kimse kalmadi" dediler, "sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç" Bahira "Ona öyle davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun" dedi
Sonra çocugu yemege çagirdilar
Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti
Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi
Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu
Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi, sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu
Hatta rahip sirtina bakmak istediginde, gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi
Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu kanaatindeydi
Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi
Bahira Ebu Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?" diye sordu
Ebu Talib "Oglumdur" dedi
Rahip, "Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag olamaz" dedi
Ebu Talib "Kardesimin ogludur" dedi
"Peki babasina ne oldu?" dedi rahip
Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi
"Iste bu dogru" dedi Bahira, "Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru
Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar
Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli
"
EVLILIK TEKLIFLERI
Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid'in kizi Hatice
Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi Kuteyle'nin de kuzeni idi
O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti
Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin (güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S
A
V
)'di
Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu
Hatice, O'nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi
Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu
Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya
Varaka "Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (S
A
V
) kavmimize gönderilen peygamberdir
Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi
"
Hz
Hatice, Hz
Muhammed (S
A
V
)'e evlilik teklifi götürdü
Hz
Muhammed (S
A
V
) maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?" dedi
Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" deyince Hz
Muhammed (S
A
V
) "O halde benden tarafi tamam" dedi
Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz
Muhammed (S
A
V
)'nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar
14-05-2008
#
6
Profil Bilgileri
memorxbrax
--->: bütün din adamlarının hayatları
ÇOCUKLARI VE HZ
ZEYID
Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti
Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi
Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu
Hz
Hatice, Hz
Muhammed (S
A
V
)'e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz
En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu
Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in babasi) denmeye baslandi
Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti
Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima
Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu
Evlendigi gün Muhammed (S
A
V
) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke'yi azat etti
Hatice ise O'na kölesi Zeyd'i hediye etti
Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti
Muhammed (S
A
V
)'in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi
Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu
Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü
Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi
Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz
Muhammed (S
A
V
)'e Zeyd'i kendilerine satmasini teklif ettiler
Hz
Muhammed (S
A
V
) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim
"dedi
Zeyd'e soruldugunda sunlari söyledi: "Senin üstüne baska adam seçecek degilim
Sen bana annem ve babam gibisin
" Ailesi hayret etti
Hz
Muhammed (S
A
V
) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe'ye davet etti
Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: "Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir
" O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi
KABE'NIN YENIDEN INSASI
Hz
Muhammed (S
A
V
) 35 yasinda iken Kureys'liler Ka-be'nin tekrar insasina karar verdiler
Kabe yikildiktan sonra Hacerü'l Esved'in bulundugu kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular
"Ben Allah'im ve Bekke (Mekke)'nin Rabbiyim
Mekke'yi ve gökleri ben yarattim, Ay'a ve Günes'e sekil verdigimi ve Günes'in etrafina dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim
O (Mekke), insanlara süt ve su ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir
" yazmakta idi
Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe'nin kapisi yaninda Hz
Ibrahim'in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu
"Mekke, Allah'in kutsal evidir
Onun sürekliligi üç yönden gelir
O'nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin
"
Ka-be'nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi
Sira Hacerü'l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler
Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler
Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun
" Tam busirada Hz
Muhammed kapidan içeri girdi
Hepsi Muhammed Emin'dir karari kabulumuzdür dediler
Durumu kendisine anlattilar
Hz Muhammed bana bir kumas getirin dedi
Kumasi yere serdi
Hacerü'l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine yerlestirdi
Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun
dedi
Tas yükselincede onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi
Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun çözüldü
ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK
Hz
Muhammed'e bazi haller olmaya basladi
Bunlarin nasil oldugu soruldugunda "uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler" oldugu söylerdi
Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi
Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda "Ey Allah'in Rasülü, sana selam olsun
" seslerini duyardi
Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi
Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O'na "OKU" dedi
O, "ben okuma bilmem" deyince, Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sikti
Sonra tekrar "OKU" dedi
"Ben okuma bilmem!"
Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi
ve biraktiginda söyle dedi:
Insana bilmedigini ögretti
(A'lak Suresi 1-5) Bunlar Kur'an-i Kerimin ilk gelen ayetleridir
O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti
(Bu melek vahiy meledigi Cebrail A
S
'di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü
Olaylari Hz Hatice validemize anlatti
Hz
Hatice O'na "-Senin peygamber olacagini umuyordum
Ne mutlu sana
Müjdeler olsun sana!" dedi
Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin Nevfel'e olanlari anlatti
Varaka'nin cevabi: "-Bu gördügün Allah-i Tealanin Musa'ya indirdigi Namus-u Ekber'dir
(Cebrail'dir) Ah keske senin davet günlerinde genç olsaydim
Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim
" dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü
Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi
Bu sessizlik döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi
(Duha Suresi 1-11)
ILK EMIR NAMAZ
Hz Muhammed (S
A
V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladi
Bir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu
Oradan hemen su fiskirmaya basladi
Namazdan önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve abdest aldi
Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam, rüku, sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti
Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice'ye de ögretti ve birlikte namaz kildilar
Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu
Hatice'den sonra bu esalari ilk uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi
AILENI UYARIP KORKUT
Henüz Islam'a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü'minler grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu
Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu
Ebu Talib, Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu
"
(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut
"(Suara :214)
ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi
Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti
KUREYS KARSI ÇIKIYOR
Islâm'in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke'nin disina gider ve topluca namaz kilarlardi
Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken alay edince Zühre Kabilesinden Sa'd kafirlerden birini yaraladi
Bu Islam' da ilk kan dökülmesi oldu
Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler
"Onlarin demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir tutum )ile kopup ayril"
ve "
Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet ver, kendilerine az bir süre tani"(Müzemmil:10-11)
Kureys'ten bir grup Ebu Talib'e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas çikaracaklarini söylediler
O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi
Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip, bir daha Mekke'ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak olmasiydi
Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi
Mekke'ye gelen Arap'lara, Muhammed' in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi
Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydi
Önce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra büyücü demek konusunda hemfikir oldular
Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak konusunda çok basariliydi
Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam'a girmesine engel olamadilar
Mekke'ye gelen hacilar,kendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman etti
Arabistan'in her yerinde, özellikle de Yesrib'de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye baslandi
EVS VE HAZREÇ
Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib'de yasayan bazi yahudi kabileleriyle müttefiktiler
Fakat çogunlukla aralari kötü idi
Çünkü tek tanrici yahudiler, Allah'in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap'lara güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi
Yahudi alimleri ve kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi
Yesribliler Mekke'de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten akide olarak tek tanrici akideye asina idiler
Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri zamanlarda, Tanri'nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu birlikte tartisirlardi
Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat "Allah nasil olur da seçilmis olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir
"diye inanmiyorlardi
Bunun yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle, sonralari da Suriye'ye giderken birçok kez ugramis Yesrib'e ugramisolan bu adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar
Hacilar ve Mekke'yi ziyaret edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin üzerinde etkisini göstermeye basladi
Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti
Bu nedenle Evs'in ileri gelenleri, Mekke'ye,Kureyslilerden Hazreç'e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler
Delegeler,Kureys'ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur'an'dan bir bölüm okudu
Muaz oglu Ilyas ona inandi
Bu nedenle o,Islam'a giren ilk Yesrib'li sayilabilir
EBUCEHIL VE HAMZA
Mekke'deki Mü'minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini da arttirdi
Islam'in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu'l Hakem diye anilan,mü'minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi
O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid'in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden emindi
Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi
Çaresiz Mü'minlere karsi acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu
Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid'in disindaki Safa kapisi yakininda otururken gördü
Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi
Peygamber(sav) ona sadece bakti, hiçbirsey söylemedi
Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü
O sirada avdan dönen Hamza karsidan gözüktü
Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu
Peygambere bagli olan bu kadin, Ebu Cehil'in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti
Hamza'ya; Ebu Cehil'in yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini anlatti
Kabe' yi isaret ederek Ebu Cehil'in orada oldugunu belirtti
Hamza yumusak huylu bir insandi,bununla birlikte Kureys'in en cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami olurdu
Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu
Kabe'ye giren Hamza, Ebu Cehil'in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi
"Ben de onun dinindenim, onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum
Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi çik
" Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: "Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri'ya andolsun ki onun yegenine çirkince küfrettim
"
KUREYS'IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI
Hamza'nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber'e, Hamza'nin koruyacagini düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi
Bunun için Muhammed (s
a
v
)'e teklif götürmeye karar verdiler
O'na "Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor
Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin, bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin atalarina kafir diyorsun
Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni aramizda en zengin kimse yapariz
Eger istedigin serefse, seni liderimiz yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz
Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz
Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz
Peygamber (s
a
v
), ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi:
"Gece, gündüz, günes ve ay O'nun ayetlerindendir
Siz günese de, aya da secde etmeyin
Allah'a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir
Eger O'na ibadet edecekseniz
"
Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi
Eger onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah'in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu
"Rabbinden çevremizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste
Veya bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste
Allah'tan senin sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste
ki senin Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim
" Peygamber onlara su cevabi verdi: "Ben Allah'tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni uyarmam ve müjdelemem için gönderdi
" Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: " O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir
" Bunu su ayete karsi söylüyorlardi: "Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar düsürürüz
" "Karar verecek olan Allah'tir, dilerse yapar" diye cevap verdi Peygamber (s
a
v
)
KUREYS'IN ILERI GELENLERI
Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu
Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu
Abdurrahman, Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar
Bu nedenle Peygamber (sav), içinde amcasi Ebu Talib'in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak istiyordu
Eger Ebu Cehil'in amcasi Velid'in destegini kazanirsa, davetini daha kolay yapabilecekti
Bir Gün Peygamber (sav) Velid'le sohbete dalmisken, Islam'a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur'an'dan bir parça okumasini rica etti
O da biraz sabirli olmasini istedi
Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi
Sohbeti yarim kalmisti
Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi
O anda vahiy geldi
"Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi diye
"
Kisa süre sonra Velid "Ben Kureys'in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da Muhammed'e mi vahiy geliyor?" diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu
Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: "Biz, Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederiz
Simdi onlar ' Bizim adamlarimizdan biri Peygamber'dir
Ona gökten vahiy geliyor
' diyorlar
Biz onun bir esini ne zaman elde edecegiz
Tanri'ya andolsun ki biz ona inanmayacagiz
" diyordu
Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi
Hepsi de degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar
Fakat anlamina gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi:
"Bu dünya hayati, yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) 'tutkulu bir oyalanmadir
'Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odur
Bir bilselerdi
"(Ankebut:34)
14-05-2008
#
7
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: bütün peygamberlerin hayatları
Konu Başlığı,İçeriğe Uygun Olarak Değiştirilip Uygun Bölüme Alınmıştır
Tags
:
hayatlari
,
peygamberlerin
peygamberlerin hayatları ile ilgili Benzer Konular
180 Kez Görüntülendi
Peygamberlerin Gönderiliş Amacı
Kuran'ı Kerim
Sahabeler ve hayatları
Dini Programlar
Peygamberlerin Hayatları
Kıssalar & Hikayeler
Peygamberlerin Hayatı
Dini Programlar
peygamberlerin tarihi(açıklamalı)
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
03:34
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545