Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
"Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine... ile ilgili Benzer Konular
208 Kez Görüntülendi

Bir Türkçü, neden asla ve kat'a "aydın", "çağdaş" ve "barış"sever bir "demokrat" olamaz? Seçkin Forum
Ey ümitlerimizin Efendisi! "Miraçtan iner gibi, Hac'dan döner gibi" beklediğimiz! Peygamber Efendimiz (S.A.V)
"Allah beni unuttu", "Burası Allah’ın unuttuğu yer!" gibi ifadeleri kullanmak doğru mudur ? İman
19 yaşında bir kızın "sevgi" üzerine duyguları Aşk Doktoru
"Fatih Terim'in yeri ayrı" Galatasaray

acaba günaha giriyormuyuz | İslamİyet Gelmeden Önce / Cahİlİyye DÖnemİ
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 21-01-2007   #1
Profil Bilgileri
"Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



"Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine... başlıklı yazı Mumsema "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine... Forum Alev


İslam "Lailahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) esasını getirmiş ve insanlar arasında bunu yerleştirmeyi hedef almıştır Tasavvuf ise bu esasla bağdaşması mümkün olmayan "La mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcud yoktur) akidesinin sahibi olmuştur Ki bunun meşhur adı "VAHDETİ VÜCUD" (Vücud Birliğidir)

Allah Kur'an'da: "Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez" (42/11) buyurduğu halde, tasavvuf, yaratılanların tümünün Allah'ın benzeri olduğu inancındadır Bu kanaatte oluşu nedeni ile de tasavvufun meşhur isimlerinden ve ona şeklini verenlerden Muhyiddini Arabı FüsüsulHikeminde: "Hakikat budur ki Halik, Mahluk, Halik'tir Bunların hepsi tek bir varlıktandır Hayır, belki O, tek varlıktır Ve yine O, çokluk halinde olan varlıktır" (s 78-79) diyor Ve aynı akidenin bir tezahürü olarak devamla kitabında: "Şu halde Firavnun iddia ettiği "Ben sizin yüce Rabbınızım sözü gerçekleşti Çünkü her ne kadar o iktidar Hakk'ın aynı ise de Firavnun suretinde tecelli etmiştir" diye sürdürmektedir inançlarını açıklamayı

Bu açıklamaları sürdürmek ve çoğaltmak kolay ve mümkündür Yalnızca akide konusunda vermeye çalıştığımız bu görüşler İslam’ın ayrı bir din, tasavvufun ayrı bir din olduğunu akidelerinin benzemezliği bakımından ortaya koymaktadır

Konuya mukayeseli olarak bakıldığında görülmektedir ki gerçekten İslam bir ayrı din, tasavvuf da bir ayrı dindirler

Birinci olarak bu ayrı dinlerin akideleri birbirine hiç benzememekte, biri diğerinin aynısı olarak değil, ayrısı olarak görünmektedir İslam akidesinde Allah; varlığı ezeli ve ebedi olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan Yaratıcıdır Kendisi var iken, başka hiçbir şey yok idi: Ve Allah, yarattıklarından hiçbirine benzememektedir Tasavvufta ise Allah ve yarattıklarının tümü bir varlıktır Vücud Birliği (Vahdeti Vücud) Yaratanla yaratılanın aynı olduğu görüşüdür İslam akidesi ile taban tabana zıt olan bu görüşü akide edinen tasavvuf, saliklerini İslam’dan uzaklaştırmıştır Esas sapma da bu akide sapmasından kaynaklanmaktadır İslam dininde kainat yoktan yaratılmıştır; gelip geçicidir Yalnız onu yaratan, yoktan vareden Allah kalıcıdır Kainat ile Allah arasında öz bakımından ayrılık vardır Tasavvuf bu görüşü benimsemez Tasavvufa göre kalıcı (ezeli ve ebedi) olan Allah tarafından yaratılmış ne varsa onunla eş niteliktedir Çünkü yaratılan, yaratanın bütün özelliklerini yansıtır Yaratılan, yaratanın görüş alanına çıkmasından başka birşey olmadığı için, ikisi arasında öz ayrılığı yoktur Öyleyse yaratılanla, yaratan eş varlık düzeyindedir, birbirinin iki ayrı görünüş türüdür Yaratılan kainat, yaratan Allah'ta vardır (vahdeti vücud) Yaratılma olayı Allah'ın özünden gelen, dışa vuran bir fışkırmadır; yoktan varediş değildir

Vahdeti Vücud anlayışı, Anadoluda gelişen ilk çağ felsefesinin temel ilkelerinden birisidir Tanrı ile kainat arasında birlik olduğunu ilk ileri sürenler Herakleites ile Parmenides'tir Bu görüşü daha sonraki çağlarda Yunan filozofu Eflatun yeniden ele alarak geliştirdi; ondan sonra gelen ve Eflatun'un izinden yürüyen Platines de ayrı bir açıdan yorumladı İslam dininin doğuşundan sonra özellikle ilk çağ felsefesine bağlı kalan filozoflar ve mutasavvıflar bu görüşün etkisi altında kalarak onu İslam dini ilkeleriyle bağdaştırmaya çalıştılar Bu bağdaştırmayı yaparken eski İran ve Hint kültüründen, özellikle dini inançlarından yararlandılar Mansür, Senai, Zunnün-u Mısrı, Şeyh Attar, Şebüsteri, Celaleddini Rumi, Muhyiddini Arabı, Nesimi gibi filozof ve şairler başta gelir Özellikle Muhyiddini Arabi bütün düşüncelerini Varlık Birliği (Vahdeti Vücud) j üzerinde toplayarak bu görüşlere bir düzenlilik kazandırdı

Vahdeti Vücud anlayışının en çok tutunduğu ve yayıldığı yer İran'dır Gerek nitelikleri, gerekse ihtiva ettiği düşünceler bakımından Vahdeti Vücud anlayışı İslam’ın şeriat ilkelerine karşıttır, onlarla bağdaşamaz Çünkü İslam dininin temel ilkesi kainatın yoktan, Allah tarafından yaratıldığı inancına dayanır Kainat ile Allah (Yaratılanla, Yaratan) arasında öz (zat) değil, görünüş bakımından bile en küçük bir benzerlik, yakınlık yoktur Kur'an, Allah insanın düşüncesinin, aklının sınırlarını aşan bir yüce varlıktır; O, insanın düşünebildiklerinin hiçbirine benzemez, eşi ve benzeri yoktur Bu bakımdan Allah ile Kainatı, bir sayan Vahdeti Vücud anlayışını reddeder

Bugün hemen bütün müslümanlar arasında derece derece var olan Vahdeti Vücud anlayışı tasavvufun vaktiyle İran'da tutunmakla kalmadığını, bugün müslümanların ezici çoğunluğunu oluşturan İslam’a sonradan giren ve ana dili arabça olmayan müslüman topluluklar arasında yayıldığını göstermektedir

Başlangıcı itibariyle ilk yıllarını takiben diğer din salikleriyle karşılaşan ve onların müslüman olmalarıyla da girdikleri İslam’a getirdikleri eski dinlerinin kalıntılarının oluşturduğu tasavvuf zamanla dallanıp budaklanmış ve yayılmıştır

 

mcolak is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 21-01-2007   #2
Profil Bilgileri
Standart



TASAVVUF

İslam'da ruhi ve manevi boyutu öne çıkaran dinî hayat ve düşünce biçimine verilen ad Bu hayat ve düşünœ biçimini benimseyen kişiye mutasavvıf ve sufi adları verilir Temel ilkelerini Kur'an'dan alan, Hz Muhammed (sas) ile ashabının hayatında somut örneklerini bulan tasavvuf, tarihi boyunca çeşitli evrelerden geçti; değişerek ve gelişerek varlığını günümüze kadar sürdürdü

Tasavvuf söz konusu olduğunda, ortaya çıkan en büyük sorun, tanımlama güçlüğüdür Bu güçlük, tasavvufun bireysel yaşantı ve deneyimlere bağlı öznel niteliğinden gelir Bu nedenle her tanım, tanımı yapanın ruhi ve manevi durumunu yansıtmaktan fazla bir anlam taşımaz

Tasavvufun bu niteliği, mutasavvıflar tarafından "tatmayan bilmez" deyimiyle dile getirilir Buna rağmen tasavvuf tarihine ve incelemelerine ilişkin eserler sayısız tanımla doludur Ünlü mutasavvıflar tarafından yapılan ve sayısı iki bini bulan bu tanımlardan birkaçının anılması, konunun niteliğinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır

Maruf Kerhî'ye (ö 200/815) göre, "Tasavvuf, gerçekleri almak, halkın elinde bulunandan umut kesip yüz çevirmektir"

Seriyü's-Sakatî'ye (ö 251/865) göre, "Tasavvuf, güzel ahlaktır"

Cüneyd Bağdadî (ö 298/910)'nin tanımı şöyledir: "Tasavvuf, Allah'ın seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir"

Ruveym bin Ahmed el-Bağdadî'nin (ö 303/915) tanımı şöyledir: "Kendini Allah'ın dilediği şey üzerine bırakıvermen, O'nun iradesine mutlak olarak teslim olmandır"

Ebi Bekir Şiblî'ye (ö 334/945) göre tasavvuf, "Karşılıklı dostluk ve sevgidir Hiç bir kaygı duymadan Allah ile birlikte olmaktır Duyu organlarını zabtetmek, ruhun üfleyişlerine kulak vermektir"

Ebu Said Ebu'l-Hayr'a (ö 440/1048) göre, "Tasavvuf, kafanda ne varsa bırakman, elinde olanı vermen ve başına gelenden sızlanmamandır"

Eseri, tasavvuf klasiklerinden başlıcası sayılan Kuşeyrî (ö 465/1072) şöyle tanımlar: "Tasavvuf, Allah dışındaki her şeyden el çekmek, tanınmamayı seçmek ve hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktır"

Gazalî'ye (ö 505/1111) göre tasavvuf, "Kalbi Allah'a bağlayıp O'nun dışındakilerle ilgiyi kesmektir"

Ebu Necib el-Sühreverdî de (ö 563/1168) şöyle tanımlar: "Başlangıcı ilim, ortası amel, sonu ilahî bağışlardır"

Tasavvuf, başlangıçtan günümüze gelinceye değin, farklı nitelikler taşıyan çeşitli dönemlerden geçmiştir

Tasavvuf tarihçileri bu dönemlerin belirlenmesinde farklı yaklaşımları benimserler Bir yaklaşıma göre tasavvuf, tarikatlar öncesi (H I-VII/M VII-XIII yüzyıllar) ve tarikatlar sonrası (H VIII-XIV/M XIV-XX yüzyıllar) olmak üzere iki dönemde incelenmelidir Diğer bir yaklaşıma göre tasavvuf tarihi kuruluş (H I-III/M VIII-IX yüzyıllar), gelişme (H IIIVIII/M IX-XIV yüzyıllar) ve taklit (H IX/M XV yüzyıl sonrası) dönemlerine ayrılır Üçüncü bir yaklaşıma göre tasavvuf Hz Muhammed'den Cüneyd Bağdadî'ye kadar (H IIII/M VII-IX yüzyıllar), Cüneyd'den Muhyiddin ibn Arabî'ye kadar (H IV-VII/M X-XIII yüzyıllar) ve İbn Arabî'den günümüze kadar olmak üzere üç dönemden geçer Son ve en yaygın yaklaşıma göre ise tasavvuf zühd dönemi, tasavvuf dönemi, felsefi tasavvuf dönemi ve tarikatlar dönemi halinde başlıca dört dönemde ele alınmalıdır Tek başlarına tasavvufun geçirdiği evreleri açıklamakta yetersiz kalsalar da, bu yaklaşımlar, tasavvufun gelişme yönlerini izlememize imkan vermektedir Buna göre tasavvufun kuruluş (zühd), sistemleşme (tasavvuf ve felsefi tasavvuf) ve tarikatlar (taklit) evrelerinden geçtiği söylenebilir

Kuruluş döneminde tasavvufun temel niteliği maddî değerlerden yüz çevirerek katıksız bir dinî hayatı gerçekleştirme çabası, diğer bir deyişle zühdtür Hz Muhammed ve ashabının temsil ettiği saf dindarlık anlayışı ve ahlaki sorumluluk bilinci, İslam'ın ilk yüzyılı içinde gelişen zühd hareketinin özünü oluşturdu

Emeviler döneminde yöneticilerin dünyasal amaçları öne çıkaran tutumlarının hazırladığı lüks ve zevk ortamına duydukları tepki, ilk zahidleri, Haricîlerin yol açtığı anarşinin de etkisiyle toplumdan uzaklaşarak (uzlet) bireysel bir dinî hayata yöneltti Bu hayat biçimi zamanla tevekkül (her durumda Allah'a güvenme, dayanma), riyazet ve mücahede (nefsin arındırılmasına yönelik çilecilik ve sıkı bir ibadet), sabır (belaları gönül hoşnutluğu ile kabullenme, sızlanmadan katlanma), haşyetullah (Allah korkusu), aşk (Allah'a duyulan sınırsız sevgi), vera (günahlardan ve günah kuşkusu taşıyan şeylerden uzaklaşma), hüzün (geçmişte yapılan iş ve davranışlardan dolayı duyulan endişe) gibi öğelerle beslenerek zenginleştirildi

Zühd döneminin mutasavvıflarına zahid deniliyordu Bununla birlikte abid (kulluk eden), nasik (boyun eğen, ibadet eden), kurra (okuyan, kendini ibadete veren), bekkâun (Allah aşkıyla ağlayanlar), haifun (Allah'tan korkanlar) gibi adlarla da anılırlar Sonraki dönemde gelecek olan mutasavvıfların öncüleri olan zahidlerin başlıca temsilcileri şunlardı: Veysel Karanî (ö 37/657), Hasan Basrî (ö110/728), İbrahim bin Edhem (ö 161/777), Fudayl bin İyaz (ö 187/802), Davut Taî (ö 165/781), Şakik Belhî (ö 164/7803, Cafer Sadık (ö 148/769), Süfyan Sevrî (ö 161/777), Abdullah bin Mübarek (ö 181/797) ve Rabiatu'l-Adeviye (ö 185/801)

Hicri III (M IX) yüzyıldan başlayarak tasavvuf sistemleşme sürecine girdi Ne ki bu sistemleşme, zühd dönemine oranla büyük bir farklılaşmayı da beraberinde getirdi Bir yandan tasavvufun ilke, kural ve yöntemleri belirlenirken, diğer yandan da Hristiyan, Yahudi, eski Yunan, Hind ve İran geleneklerinin, inançlarının etkilerini taşıyan kurumlar geliştirildi Allah'a doğru yapılan ruhsal bir yolculuk biçiminde tanımlanan tasavvufi yaşantının durakları (makam), ilahî durumlar (haller) tesbit edildi, nihayet fena (beşeri niteliklerin ilahî niteliklere dönüşmesi kuramına ulaşıldı Bunu, peygamberlik anlayışına yakın bir velilik anlayışı, Hatemü'l-Enbiya'ya (peygamberlerin sonuncusu) karşılık Hatemü'l-Evliya (velilerin sonuncusu) düşüncesi ve inancı izledi

Sistemleşen tasavvuf anlayışına göre peygamberler Allah'tan ancak bir melek aracılığı ile bilgi alabilirken veliler doğrudan, aracısız olarak bilgi (ilham) alıyordu Gerçek bilim (marifet), Allah'tan doğrudan alınan bilgiden oluşandı Evren varlığını ve işleyişini bir veliler yönetimine (ricalu'lgayb) borçluydu Allah, bütün isim ve sıfatlarıyla velide (insan-ı kamil) tecelli ediyor, onun ağzından konuşuyordu (şatahat)

Tasavvufun kazandığı yeni biçim İslam hukukçuları tarafından şiddetli bir eleştiriye tabi tutuldu Kimi mutasavvıflar zındıklıkla suçlanarak sürüldü, hapsedildi, kimileri de öldürüldü Buna karşılık yeni tasavvuf anlayışı gelişimini sürdürerek tümüyle felsefi bir niteliğe büründü Muhyiddin İbn Arabî (ö 637/1239) ile birlikte varlığın birliği (vahdet-i vücud) öğretisi üzerine kurulan felsefi bir sistem durumuna geldi Tasavvufun bu yeni oluşumu, sistemleşmesi içinde yer alan, katkıda bulunan ve sürdüren mutasavvıfların önde gelenleri şunlardı; Bayezid-i Bestamî (ö 261/874), Hallac-ı Mansur (ö 309/921), Şihabeddin Sühreverdî (ö 587/1190), Hakim Tirmizî (ö 285/898), Nifferî (ö354/965), Ferüdüddin Attar (ö620/1220), Mevlana Celaleddin Rumî (ö 672/1273), Sadreddin Konevî (ö 673/1274), Fahreddin Irakî (ö688/1493), Abdulkerim el-Cilî (ö805/1402), Kemaleddin Kaşanî (ö 730/1330), Şebüsterî (ö 720/1320), Abdullah Bosnavî (ö 1054/1644) ve benzerleridir

Tasavvuf, bir varlık birliği (vahdet-i vücud) felsefesi ile sonuçlanan gelişimini sürdürürken, ikinci bir tasavvuf anlayışı daha gelişti İlk anlayışa yöneltilen şiddetli eleştirilerin de hız verdiği ikinci anlayış, İslam kurallarına ters düşmeyecek bir doğrultu izlemeyi amaçlıyordu Bu anlayış, ya ilk anlayış tarafından geliştirilen kuramı karşıt bir kuramla dengeleme (fena karşısında beka gibi), ya da geliştirilen kuramı İslam kuralları açısından yeniden yorumlama yolunu tuttu Birincinin tümüyle reddetmesine karşılık akıl ve düşünceye olabildiğince önem verdi Varlık birliği öğretisinin karşısına görülenlerin birliği (vahdet-i şuhud) öğretisini çıkardı Tasavvufun bu anlayışı içinde yer alan ve gelişmesine katkıda bulunan başlıca mutasavvıflar da şunlardı: Cüneyd Bağdadî (ö 297/909), Haris Muhasibî (ö 243/857), Serrac (ö 378/988), Ebu Talib Mekkî (ö 386/996), Kelabazî (ö 380/990), Kuşeyrî (ö 465/1072), Hucvirî (ö 470/1077), Gazalî (ö 505/1111), İmam Rabbanî (ö 1034/1625)

Kuramsal açıdan gelişimini tamamlayan ve iki farklı doğrultuda sistemleşen tasavvuf, VI/XII yüzyılın ikinci yarısından başlayarak kurumlaşma, örgütlenme sürecine girdi Tasavvufun kural ve yöntemlerini kimi farklılıklarla yeniden belirleyen mutasavvıflar, genellikle kendi adlarıyla anılan tarikatları kurdular Tasavvufun daha etkili olmasını, halk arasında daha hızlı bir biçimde yayılmasını sağlayan tarikatlar, varlıklarını tüm İslam dünyasında günümüze kadar sürdürdüler Tarikat kurucusu başlıca mutasavvıflar da şunlardır: Abdulkadir Geylanî (ö 561/1165, Kadiriye), Ahmet Rıfaî (ö 578/1182, Rıfaiye), Necmeddin Kübra (ö 618/1221, Kübreviye), Sühreverdî (ö 632/1235, Sühreverdiye), Ebu'l-Hasan eş-Şazilî (ö 632/1273, Şaziliye), Mevlana Celaleddin Rumî (ö 672/1273, Mevleviye), Bahaeddin Nakşibend (ö 791/1388, Nakşibendiye), Hacı Bayram Veli (ö 833/1429, Bayramiye)

KAYNAK:
Ahmet ÖZALP, Şamil islam Ansiklopedisi

 

mumsema is offline  
Alt 21-01-2007   #3
Profil Bilgileri
Exclamation



[/HTML][/yt]Konuya mukayeseli olarak bakıldığında görülmektedir ki gerçekten İslam bir ayrı din, tasavvuf da bir ayrı dindirler


Bu buyuk ithamdır

kendi yorumun mu? mcolak

 

mumsema is offline  
Alt 21-01-2007   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



İtham etmedim,itham edenin görüşü tırnak " " işaretiyle olan başlıktadırBen bir farkındalık yaşadım ve imanımı gözden geçirdimBu tür yazıları tenkit eden birçok yazı da mevcuttur,amacım iman üzerinde düşünenlere farklı olanı ulaştırıp ezberden imandan uzaklaştırmak,benimsetmek değil

 

mcolak is offline  
Alt 21-01-2007   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



Ben tasavvufcu değilim, yalnız ilk mutasavvufcuların eserlerini severek okurum

amacım, bilgileri doğru vermeniz yani kaynak belirtmeniz

teşekkur ederim

 

mumsema is offline  
Alt 22-01-2007   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



kaynak olarak


Bkz iktibas Dergisi, 104 sayı, 26 Sayfa, 1 sütunda Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Vahdeti Vücud isimli makalesi

verilmiş Konu iman olunca meselenin ciddiyeti de artıyorEğer e-kitap okurum derseniz bu konular üzerine yazılmış yetkin kitapları "suleymaniyevakfiorg" sitesinde bulabilirsiniz

 

mcolak is offline  
Alt 22-01-2007   #7
Profil Bilgileri
Lightbulb --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



Alıntı:
mcolak´isimli üyeden Alıntı
kaynak olarak


Bkz iktibas Dergisi, 104 sayı, 26 Sayfa, 1 sütunda Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Vahdeti Vücud isimli makalesi

verilmiş Konu iman olunca meselenin ciddiyeti de artıyorEğer e-kitap okurum derseniz bu konular üzerine yazılmış yetkin kitapları "suleymaniyevakfiorg" sitesinde bulabilirsiniz
Süleymaniye vakfının kitaplarını okudum

epey araştırmam oldu tasavvuf konusunda,

olumlu ve olumsuz butun kitapları okudum

Sana tavsiyem, tek yonlu okuma

 

mumsema is offline  
Alt 22-01-2007   #8
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



Alıntı:
mumsema´isimli üyeden Alıntı
Süleymaniye vakfının kitaplarını okudum

epey araştırmam oldu tasavvuf konusunda,

olumlu ve olumsuz butun kitapları okudum

Sana tavsiyem, tek yonlu okuma


Tavsiyen için teşekkür ederim,zihnim çatlayıncaya kadar okudum,araştırdımAklım boşver bu konuları dese deBunları öğrenmek acı geldi önce,yine de imanımı kimseye emanet edemedimBeni hala üzen bir şey var,bu konuda konuştuğum arkadaşlarım düşünmek yerine "vehhabi görüşüdür,mezhepzislerin lafları" diyorlarOnlar kendi kitaplarıyla yetinirken ben tasavvuf kitaplarında hayretten hayrete giriyorum

 

mcolak is offline  
Alt 22-01-2007   #9
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



Alıntı:
mcolak´isimli üyeden Alıntı
Tavsiyen için teşekkür ederim,zihnim çatlayıncaya kadar okudum,araştırdımAklım boşver bu konuları dese deBunları öğrenmek acı geldi önce,yine de imanımı kimseye emanet edemedimBeni hala üzen bir şey var,bu konuda konuştuğum arkadaşlarım düşünmek yerine "vehhabi görüşüdür,mezhepzislerin lafları" diyorlarOnlar kendi kitaplarıyla yetinirken ben tasavvuf kitaplarında hayretten hayrete giriyorum
Bırak ne derseler desinler, sen Kur'an ve Sunnetten ayrilma ve dengeyi koru

zayıf insanların yontemidir bu, "Vehhabisin, Mezhepsizsin, Hizbullahcisin"

itham sadece sana edilmiyor kadeşim, dunyanın efendileri (as) de nice ithamlara maruz kaldılar

Allaha emanet ol sa

 

mumsema is offline  
Alt 22-01-2007   #10
Profil Bilgileri
Standart --->: "Tadavvuf Ayrı Bir Din" gibi,iman muhasebesi üzerine...



Alıntı:
mumsema´isimli üyeden Alıntı
Bırak ne derseler desinler, sen Kur'an ve Sunnetten ayrilma ve dengeyi koru

zayıf insanların yontemidir bu, "Vehhabisin, Mezhepsizsin, Hizbullahcisin"

itham sadece sana edilmiyor kadeşim, dunyanın efendileri (as) de nice ithamlara maruz kaldılar

Allaha emanet ol sa
Samimi dilekleriniz için tekrar teşekkür ederim,"ve aleykum selam"

 

mcolak is offline  
Saat 09:39.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545