FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
G Ü Z E L S Ö Z
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Peygamberler Tarİhİ / Hz. İsa (a.s)
|
Nasıl Bir Hayat
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Konu Araçları
22-01-2007
#
1
Profil Bilgileri
mumsema
G Ü Z E L S Ö Z
G Ü Z E L S Ö Z başlıklı yazı Mumsema G Ü Z E L S Ö Z Forum Alev
G Ü Z E L S Ö Z
أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ
اللّهَ
وَبِالْوَالِدَيْنِ
إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ
وَقُولُواْ
لِلنَّاسِ حُسْناً
وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ
تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
(2/Bakara, 83)
“Vaktiyle Biz, İsrâil oğullarından; ‘yalnızca Allah’a kulluk/ibâdet edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara ihsân/iyilik edeceksiniz’ diye mîsak/söz almış ve
‘insanlara güzel söz söyleyin,
namazı kılın, zekâtı verin’ diye de emretmiştik
Sonunda azınız müstesnâ, yüz çevirerek dönüp gittiniz
”
(2/Bakara, 83)
Güzel Söz; Anlam ve Mâhiyeti
Kur’an’da güzel söz konusunda;
“Kuulû li’n-nâsi husnâ: İnsanlara güzel söz söyleyin”
(2/Bakara, 83) ve
“Ve kul li ıbâdî yekuulu’l-letî hiye ahsen: Kullarıma söyle: ‘Sözün en güzelini konuşsunlar
”
(17/İsrâ, 53) ifadeleri geçer
Âyetlerde geçen “güzel söz” terkibi, “kavl” ve “husn” kelimeleriyle belirtilir
Kavl:
Söz anlamına gelir
Ağızdan çıkan anlamlı seslere ve konuşmaya denir
Husn:
Güzellik, hoşluk, iyilik ve mükemmellik anlamlarına gelir
Râgıb-ı İsfahanî’nin belirttiği gibi; değerli, seçkin ve rağbet gören şeylere “husn” denir
Güzel söz; gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren sözlerdir
Fertler arasında sevginin, hak ve doğrunun üstün tutulması; nefret ve düşmanlığın giderilmesi, hakka uygun sözlerle mümkün olmaktadır
Allah, bir toplumun, diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmektedir (49/Hucurât, 11-12)
Konuşma kabiliyeti, Allah tarafından insanlar için verilmiş değerlerin en önemlilerinden biridir
Bu yetenek ile insan, hemcinsleriyle anlaşma imkânına sahip olur
Toplum halinde yaşamak mecburiyetinde olan insan, her gün defalarca bu yeteneğini kullanarak etrafında dost veya düşman halkaları meydana getirir
Güzel söz söylemek denilince, insanların çoğu bunu iltifat etmek, sevgisini dile getirmek ya da umut veren konuşmalar yapmak olarak algılar
Oysa, Kur’an’ın bize öğrettiği güzel söz, her ne kadar bu sayılanları içine alsa da, çok daha farklı ve geniş bir anlam içerir
Allah, güzel sözü bize şöyle tarif eder:
“(İnsanları) Allah'a dâvet eden, sâlih amel/iyi iş yapan ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?”
(41/Fussılet, 33) Asıl güzel söz, insanları Allah'a çağıran, Kur’an’a uymaya dâvet eden sözdür
Güzel sözü söyleyen, yani Allah'a çağıranlar ise yalnızca iman edenlerdir
Allah’ın dinini anlatmak, Kur’an ile öğüt vermek, iyiliği emredip kötülükten men etmek, Allah’ın âyetlerini hatırlatmak; bunların hepsi birer çağrıdır ve bir insana söylenebilecek en hayırlı, en güzel sözlerdir
Mü’minlerin insanları Kur’an ahlâkına yönelten bu sözleri, doğrudan karşılarındaki kişiyi hoşnut etmeye yönelik olmadığı gibi, herhangi bir menfaate yönelik de değildir
Tüm bu sözlerin tek bir hedefi vardır; Allah’ı râzı etmek ve muhatabın da Allah’ın râzı olacağı ahlâkta bir insan olmasına vesile olmak
Hedef bu olunca Allah’ı zikretmek, tevhidi, ibâdeti, güzel ahlâkı anlatmak ve âhireti kazanmaya çağırmak gibi, kimi zaman kişiye eksik olduğu yönlerde öğüt vermek, Kur’an âyetleri doğrultusunda hatalarını eleştirmek, korkup sakınmasını hatırlatmak da aynı şekilde güzel sözdür
(1)
Dünyada yaşamakta olan milyarlarca insan için cehenneme gitme ve sonsuza kadar azaptan azaba sürüklenme tehlikesi vardır
Kişinin kendisini Allah'a çağıran en güzel söze uyması, azaptan kurtuluşu için hayatî bir önem taşımaktadır
İnsan, ancak güzel söze uyduğu takdirde dünyada ve âhirette güzel bir hayatla yaşayabilir
“
Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele
”
(39/Zümer, 17-18)
Sözlerin En Güzeli Olan Kur’ân-ı Kerim’de Güzel Sözün Önemi
Kur’ân-ı Kerim, söze çok önem verir
Bu ehemmiyeti, söz ve konuşma anlamına gelen “kavl” kelimesinin her dört âyette bir kullanılmasından da anlayabiliriz
“Kavl” ve türevleri, Kur’an’da tam 1721 yerde geçer
Güzellik de Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu, hemen her konuda yapılanların güzel olmasını istediği özelliklerdendir
Güzellik anlamına gelen “husn” kelimesi ve türevleri Kur’an’da 194 yerde kullanılır
Çok sayıda âyet;
“Kul: De ki, onlara şöyle söyle”
şeklinde başlar
Sözlerin en güzeli, insanları hakka, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevkeden Allah’ın kelâmıdır:
“Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli âhenkli bir kitap halinde indirdi
”
(39/Zümer, 23) Dolayısıyla insan, güzel sözlü olmak istiyorsa, hem muhtevâ hem de usûl ve üslûp olarak referansını Kur’an’dan almalıdır
Güzel sözün O’nun katına çıktığı; güzel sözü Allah’a çıkaranın da sâlih amel olduğu Kur’an’da belirtilirken (35/Fâtır, 10), eylemle desteklenmeyen sözün güzel olmayacağı vurgulanmış olmaktadır
Sözün Allah indinde makbul olması için söze uygun eylem yapılması gerekir
Kur’an, ister mü’min olsun ister kâfir, insanlarla konuşurken güzel konuşmayı emreder (2/Bakara, 83; 17/İsrâ, 53; 20/Tâhâ, 44)
Sözlerin en güzeliyle konuşmayı emreden Kur’an, insanın açık düşmanı olan şeytanın insanların arasını bozmak için kötü ve çirkin sözlerden yararlandığını belirtir ve güzel olmayan sözleri yasaklar (17/İsrâ, 53)
Çirkin ve kötü söz; şirk ve küfür lâfızları başta olmak üzere, arkadan çekiştirme (gıybet), söz taşıma, jurnal etme, yalan, iftira vb
sözlerdir
Bunlar, insanın içinden geçebilirse de başkasına açıklamak ve söylemek câiz değildir
Bir kimse başkasına bir kötülük, bir haksızlık yaptığında, bunu başkasına söylemek de kötü söze girer; ancak, kötülük ve haksızlık gören kimse, ya ıslah etmek yahut da suçlunun ceza görmesini sağlamak maksadıyla bunu açıklamak mecburiyetindedir; buna izin verilmiştir (4/Nisâ, 148)
Kur’an’da Allah, güzel sözü, güzel ağaca benzetmiştir 14/İbrâhim, 24)
Çünkü güzel sözün meyvesi güzel amel; güzel ağacın ürünü de faydalı meyvedir
Bu âyetteki güzel sözden maksadın “lâ ilâhe illâllah”, güzel ağacın da “mü’min” olduğuna dair İbn Abbas’a dayanan bir tefsir rivâyet edilir
Bu tevhid kelimesi, dışta ve içte daima güzel amellerin meydana gelmesine sebep olur
Allah’ın râzı olacağı her güzel iş, bu kelimenin meyvesidir
Kötü söz, pis bir ağaca benzetilir (14/İbrâhim, 26)
Çirkin söz, rüzgârın şuraya buraya savurduğu köksüz, hafif, yararsız, hatta zararlı ota benzer
Kötü kelime, İbn Abbas ve müfessirlerin çoğuna göre, başta Allah’ı inkâr olmak üzere dinin kötü ve haram saydığı sözlerdir
Çirkin söz, ruha zararlı olan köksüz, dikenli ağaç/bitkidir
Çünkü hem söyleyenin kendisine zarar verir, hem de başkalarını incitir, yaralar
Kötü kelime, her türlü fitnenin, fesadın, felâket ve musibetin kaynağıdır
Kötü söz, hem dünyada hem de âhirette insanın felâketlere sürüklenmesine sebep olur
Güzel Söz, Allah'a Çağırmaktır
İnsanları Allah'a dâvet, işin şuurunda olan mü’minlere yüklenen önemli bir sorumluluktur
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun
İşte onlar kurtuluşa erenlerdir
”
(3/Âli İmrân, 104) İnsanların büyük bir bölümü, diğer insanları Allah'a gereği gibi iman edip sadece O’na ibâdet/kulluk etmeye dâvet etmenin kendilerine verilmiş bir mes’ûliyet olduğunu, çevrelerindeki kişileri güzel söze dâvet etmenin bir ibâdet olduğunu düşünmezler
Yani bu sorumluluğun bilincinde değildirler
“Mü’min erkeklerle mü’min hanımlar birbirlerinin velîleridir (dostları ve yardımcılarıdır)
İyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekât verirler, Allah ve Rasûlüne itaat ederler
İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır
Şüphesiz Allah azizdir, üstün ve güçlüdür, hakîmdir, hüküm ve hikmet sahibidir
”
(9/Tevbe, 71)
Bu âyetten de anlaşıldığı gibi iman eden her insan, dünya hayatı boyunca sürekli güzellikleri, yani tevhid ve Allah'a itaatı, güzel ahlâkı anlatmakla, bizzat kendisi yaşamakla ve insanlara da güzellikleri tavsiye edip onları kötülüklerden sakındırmakla yükümlüdür
Güzel bir hayat isteyen insanın güzellikleri teşvik etmesi, iyilik isteyenin iyiliği yaymak için çaba harcaması, zulme râzı olmayanın zâlimleri uyarması ve onlara tepki göstermesi, kısacası doğruluk isteyen insanın diğer insanları da doğruya dâvet etmesi şarttır
Bu dâveti yaparken aklından çıkarmaması gereken en önemli noktalardan biri, bu çağrıyı güzel bir üslûp ve metotla yapmasının gerektiği, diğeri ise, hidâyeti verecek ve güzel sözü karşı tarafta etkili kılacak olanın ancak Allah olduğudur
Mü’minlerin birbirlerine ve farklı inanç ve yaşayıştaki insanlara faydalı olmaları sağlayan en büyük etkenlerden birisi, birbirlerinin hevâlarını ve hoşnutluklarını değil; öncelikle Allah’ın rızâsını gözetmeleri ve hakkı açıkça söylemekten çekinmemeleridir
Bu, karşılarındaki kişinin nefsine ters düşecek bir konu da olsa, böyledir
Önemli olan, söyleyeceği şeyin o kişiye fayda vermesi, hatasını düzeltmesine, Allah'a yakınlaşmasına vesile olmasıdır
Bir mü’min, muhâtabına âhireti açısından ne hayırlı ise onu çekinmeden açık sözlülükle dile getirmelidir
Fakat bununla birlikte bu açık sözlülüğün ardında son derece ince düşünceli, karşısındakine saygılı, sevgi ve şefkat dolu bir anlayış da olmalıdır
Örneğin bir kişinin Kur’an’a göre eksik ya da hatalı bir yönünü uyarmadan önce, nasıl söylerse daha etkili ve yapıcı olabileceğini, yani konuşmanın usûl ve üslûp yönüyle de güzel olmasını düşünmelidir
Kişinin şevkini arttırıcı bir konuşma yapmayı, ama bunun yanında konunun önemini de vurgulamayı unutmaz
Kısaca, karşısındaki kişiyi hem içerik hem de şekil yönünden “sözün en güzeli” ile uyarabilmek için, önceden düşünüp tasarlar ve ona faydalı olmaya çok büyük bir titizlik gösterir
Kuşkusuz böyle bir hassâsiyeti ve içten çabayı Allah’ın rızâsını arayan mü’minlerden başka hiç kimse gösteremez
Örneğin câhiliye insanları, şahsî çıkarları söz konusu olmadığı sürece karşılarındaki kişinin bir kusurunu, eksiğini düzeltmeye çalışmazlar
Diğer insanların eksikleri, kusurları, âhirette bunlardan dolayı duyacakları utanç ve pişmanlık onları hiç ilgilendirmez
Çünkü onlar, yalnızca kendi dünyevî çıkarlarının peşindedirler
Eğer herhangi bir sebeple birine öğüt vermeleri gerekirse, genellikle yapıcı olma, güzel söz söyleme konusunda, ağzından çıkan her kelimenin hesabının sorulacağını düşünen mü’min kadar bir çaba sarf etmez; ağızlarına geldiği gibi konuşarak karşı tarafa sıkıntı verirler
Çoğunlukla da kimseye karışmamayı tercih ederler
Çünkü, özgürlük anlayışını hevâları istikametinde yorumlayıp herkesin yaptığının kendine göre doğru olduğunu düşünür veya her koyunun kendi bacağından asılacağına, başkasının yaptığından diğer insanların sorumlu olmadığına inanırlar
Onlar bilirler ki, bir insana eleştiri yapmak, ona öğüt vermek, yaptığı yanlışı bırakıp en doğru ve en güzel olana uymasını söylemek, aslında çok zor bir iştir ve bedel istemektedir
Karşıdaki kişinin gösterebileceği muhtemel olumsuz tepkileri göze almak için kişinin, Allah rızâsı gibi bir beklentisi olmalıdır
(2)
Dantel
Mumsema
Frmacil
22-01-2007
#
2
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Dünya ve Âhiret Kapılarını Açan Anahtar; Güzel Söz
Allah, Kur’an’da insanların birbirlerine güzel sözler söylemelerini, güzel bir şekilde hitap etmelerini emretmiş, kötü lakap takmayı, alay etmeyi, gıybeti, iftirayı, yalanı yasaklamıştır
Mü’minlerin birbirlerini onore edici, ıslah özelliği belirgin, içerik yönüyle olduğu kadar üslûp yönüyle de güzel şekilde konuşmalarını emretmiştir
Hayatımızı ilâhî ölçülere göre sürdürmemizi emreden Yüce Allah, çevremizde dost kazanmamızın sırrını açıklarken şöyle buyurur:
“Allah'a dâvet eden, sâlih amel/iyi iş yapan ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? İyilikle kötülük bir olmaz
(Sen kötülüğü) en güzel şeyle sav; o zaman (bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık olan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir
”
41/Fussılet 33-34)
İnsanlara karşı iyi muâmele ve güzel söz söyleme, İslâm’ın prensiplerindendir
Firavun’u hak dine dâvet için giden Hz
Mûsâ ve Hz
Hârun’a Allah;
“Ona yumuşak konuşun
”
(20/Tâhâ, 44) emrini vererek, İslâm’a karşı (henüz) savaşçı konumunda olmayan kâfirlere bile tebliğin yumuşak ve güzel söz ile yapılmasını istemiştir
Mü’minlerin, İslâm’a karşı savaşçı durumda olmayan tüm insanlara karşı güzel sözlerle konuşması gerektiğine bir örnek de, Müslümanların anne babalarına karşı kullanacakları üslûbu öğreten âyetlerde görebiliriz
“Rabbin sadece kendisine ibâdet/kulluk etmenizi, ana babanıza da ihsân etmenizi/iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti
Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘of!’ bile deme; onları azarlama
İkisine de güzel söz söyle
”
(17/İsrâ, 23) Yine, müşrik bir babaya karşı nasıl hitab edileceğini Hz
İbrâhim’in putperest babasına karşı, çok saygılı şekilde ve sık sık ‘babacığım’ diye hitap eden konuşma ve tebliğ örneğinde görebiliriz
(Bkz
19/Meryem, 41-48)
İnsanların çoğunu güzel söz söylemekten ve güzel söze icâbet etmekten alıkoyan şeytandır
Kur’an, bize şeytanın insanları güzel söz söylemekten uzaklaştırmaya çalışacağını; çirkin ve kötü sözlerle aralarına düşmanlık sokmak isteyeceğini haber verir:
“Kullarıma söyle: Sözün en güzelini konuşsunlar
Sonra şeytan aralarını bozar
Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır
”
(17/İsrâ, 53) Nefsine uyup da şeytanın adımlarını takip edenler için dünyevî zevkler, her türlü güzel gayelerin üstündedir
Meselâ vicdanları onlara hata yapan birine karşı affedici olmayı, kötü söz söyleyene karşı güzel sözle mukabele etmeyi bildirse bile, onlar nefislerine uyup affetmemeyi veya kötü söze daha kötüsüyle karşılık vermeyi tercih ederler
Fikirlerin değil nefislerin konuştuğu, kibir ve hakaret dolu sözler, alaycı ve itici ifadeler, bir üstünlük gibi görülebilmektedir
İşte bu gibi insanlar, bencillikleri, kendi akıllarını beğenmeleri, büyüklenmeleri ve şeytanın fısıltılarına kulak vermeleri nedeniyle vicdanlarının sesini dinlemez, kendilerine hatırlatılan güzel söze uymazlar
“Vicdanları da bunların doğruluğuna tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler
Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”
(27/Neml, 14)
Bazen dâvetçiler tarafından bile daha çok da münakaşa ortamında, güzel olmayan söz ve tavırlar, muhatabın da kışkırtmasıyla ortaya dökülebilmektedir
Bu gibi kaba söz ve davranışlar, muhâtaplarımızın bizden uzaklaşmasına, yakınımızdakilerin de etrafımızdan dağılmasına sebep olacaktır:
“Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın
Şayet kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi
Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et
”
(3/Âl-i İmrân, 159)
İnsan, yaratılışı gereği güzellikten, sevgi ve saygıdan, güzel hitaplardan zevk alır
Bozulmamış fıtrata zor gelen, insanın kendi hevâsının, kötü arzularının izinden gitmesi, güzel yolu bırakıp kötü davranmasıdır
Çünkü, bunlar vicdanı rahatsız eder, huzursuzluk ve stres kaynağı olur
Güzel sözler, karşıdaki insan için olduğu kadar, konuşan insan için de huzur ve mutluluk vesilesidir; her ibadette olduğu gibi, esas karşılığı âhirette alınacak olması yanında dünyada da avansın, peşin ödüllerin alındığı hayırlardır
Sözün en güzeline uyanlara müjdeler vardır (39/Zümer, 17-18)
Sadece âhirette değil, dünyada da huzur içinde, izzetli ve onurlu bir şekilde, güzel bir hayat yaşayacaklardır:
“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak sâlih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeliyle veririz
”
(16/Nahl, 97)
Eski şeriatlarda “söz orucu” şeklinde bir ibâdet vardı
Bu, Muhammed (s
a
s
) ümmetinde denge üzere konuşmak şartıyla kaldırıldı
Yani, bizim şeriatımızda susarak oruç olmamakla birlikte, konuşmada şer’î ölçülere riâyet etmek kaydıyla dengeli olmak, az ve öz konuşmak, yani sözü güzelleştirmek, ısrarla tavsiye edilmiştir
Zira konuşulan her sözün hesabı verilecektir
Çok konuşmak, konuşma israfı ve söz kirliliğidir
Gıybet, iftira, hakaret, yalan vb
şöyle dursun, boş konuşmak, yerli yersiz laf ebeliği, karşımızdakinin kulaklarını rahatsız etmek demektir ki o da, kul hakkıyla ilgili veballerin kapısını aralamaktır
Müslüman’ın, her türlü kötü söz ve hareketlerden kaçınması gerektiği gibi, o, dilini Allah’ı zikir ile ve insanları Allah'a dâvetle meşgul etmelidir
Güzel sözlerle insanları Hakka çağıran ve kötülüklerden alıkoymaya gayret edeni öven Yüce Allah,
“İçinizden hayra dâvet eden, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun; işte onlar, kurtuluşa erenlerdir
”
(3/Âl-i İmrân, 104) buyurmuştur
Levhv el-Hadis; Faydasız, Boş Söz
Eşyanın, yaratılış gayesinin dışında kullanılması, onun değerini düşürür
Konuşma yeteneğinin yaratılış amacı, hakkı söylemek ve muhâtaba merâmı ifade edebilmektir
Sözü yerinde kullanmak, onu tesirli kılarken, yerli-yersiz sarf edilen söz de, etkiyi azaltır; anlatılmak istenen manayı daha da karmaşık duruma getirdiği gibi, o nisbette muhâtabı da sıkar
Cevâmiu’l-kelîm, yani az kelime ile çok mana ifade etme, sözün vecîz olması, Kur’an ve hadislerin edebî üslûbundan birini teşkil etmektedir
Mü’min, dini ve dünyası için lüzumsuz olan her türlü şeyden uzaklaşmaya çalışır
“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedir; Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler
”
(23/Mü’minûn, 1-3) Dili, gereksiz ve boş sözlerle meşgul etmek, insan hakkına tecâvüz sayılan gıybet, iftira, dedikodu, yalan sözler, söyleyenin kalbini kararttığı, günaha sevkettiği gibi; dinleyeni de yanlış kararlara, hatalara ve felâketlere sürükleyebilir
Konuşulmaması gereken yerde konuşmak, sırrı ifşâ etmek, birçok tehlikeli olayların meydana gelmesine sebep olabilir (60/Mümtehine, 1)
Allah, râzı olduğu kullarının vasıflarını sayarken şöyle buyurur:
“Rahmân’ın kulları ki, yeryüzünde mütevâzi olarak yürürler, câhiller kendilerine lâf atarsa ‘selâm’ derler
”
(25/Furkan, 63) Lüzumsuz söz ve sataşmalardan sakınan mü’minler, böylece övülürken, bunun aksine boş ve lüzumsuz sözlerle meşgul olanlar için de şu ikaz yapılmaktadır:
“İnsanlardan kimi vardır ki, bilgisizce (insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için eğlence (türünden boş) sözleri (lehv el-hadisi) satın alırlar (bâtıl ve boş söze müşteri çıkar, kıymet verirler)
İşte onlara, küçük düşürücü bir azap vardır
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak (arkasını) döner
Onu, acı bir azap ile müjdele
”
(31/Lokman, 6-7) Bazı masal kitaplarını getirip Mekkelilere okuyarak onları eğlendiren, dolayısıyla Kur’an’ı dinlemelerine engel olan Nadr bin Hâris ve benzerleri hakkında nâzil olan bu âyet, boş lafların, hakkı dinlemeye engel olduğunu veciz bir şekilde ifade etmekte, bu tür meşguliyetleri yasaklamaktadır
(3)
Lokman sûresi, 6
âyette geçen
“lehv el-hadis”
, boş söz, eğlence sözü anlamına gelir
“İnsanı, gerekli olan ibâdetleri yapmaktan alıkoyan asılsız haber, yalan söz ve insanları sadece güldüren, haktan uzaklaştıran, Allah’ı unutturan her türlü oyun, eğlence, lehv el-hadis olarak değerlendirilmiştir
İnsanı oyalayan, ciddî işlerden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, gevezelikler, efsâneler, sırf güldürmek için edilen lakırdılar, teğanniler (şarkı-türküler) gibi eğlendirici ses ve sözlerdir
” (İbn Arabî, Ahkâmu’l Kuir’an, 3/1493; Elmalılı, 7/3883)
İbn Abbas (r
a
), lehv el-hadisi; şarkı, türkü ve benzeri şeylerle tefsir etmiştir
(Buhâri, Edebu’l Müfred Terc
2/143; Mecmuâtün Mine’t-Tefâsir, 5/56)
Mevdûdî, bu âyetin tefsiri olarak lehv el-hadis kavramını şöyle açıklıyor:
“Lehv el-hadis” deyimi, metinde, dinleyeni meftun eden, tamamıyla kendi atmosferine çeken ve etrafındaki başka şeylerden habersiz hale getiren bir şeyi tazammun eder
Lügat anlamı itibarıyla bu tamlamanın herhangi bir kötü çağrışımı yoktur; fakat günlük kullanım içinde bu tamlama; dedikodu, saçma sapan konuşma, sulu şaka ve hareket, romanlar, hikâyeler, masallar, şarkı söyleme, cümbüş
vs
kötü ve faydasız şeyler için kullanılır
İlgi çekip oyalayıcı masalları “satın almak”, söz konusu şahısların hakikat yerine bâtılı seçtiği, hidâyetten yüz çevirip kendisine ne dünyada ne de âhirette bir faydası dokunmayan böyle şeylerle uğraşması anlamına da gelebilir
Ne ki bu, mecâzî anlamıdır
Asıl anlamı ise, “kimse sarfettiği mal karşılığında boş ve faydasız bir şey almamalıdır” şeklindedir
İbn Hişam, İbn İshak’a dayanarak rivâyet eder ki, Mekke müşrikleri ellerinden geleni yapmalarına rağmen Hz
Peygamber’in mesajının yayılmasını engelleyemeyince Nadr bin Hâris, Kureyşliler’e şunları söyledi: “Bu adama karşı çıkma yolunuz sizi bir yere götürmez
O sizin aranızda yaşamakta
Şimdiye dek ahlâken en iyi olanınızdı; aranızda yaşayan en doğru, en dürüst ve emin kişi oldu daima
Siz tutmuş, onun bir kâhin, sihirbaz, şâir ve mecnun olduğunu söylüyorsunuz
Kim inanır buna? Ahali, bir kâhin nasıl konuşur bilmiyor mu? Bir şâirin, bir mecnunun halini tefrik edemez mi halk? Bu ithamların hangisini Muhammed (s
a
s
)’e yamayabilirsiniz ki halkın dikkatini ondan kaçırabilesiniz
Bakın! Ben size onunla nasıl başedeceğinizi göstereyim
”
Sonra Mekke’den ayrılıp Irak’a gitti ve oradan İran kisraları, Rüstem ve İsfendiyar’la ilgili masalları, hikâyeleri ve ustûreleri (efsaneleri) derlemeyi başarıp halkın dikkatini Kur’an’dan ayırmak ve onları masallar içinde uyutmak için, masal anlatma partileri düzenlemeye başladı
(İbn Hişam, c
1, s
320-321) Aynı rivâyet Esbâb-ı Nüzûl adlı kitapta Kelbî ve Mukatil’e dayanarak Vâkıdî tarafından nakledilmiştir
Ve İbn Abbas’a göre Nadr bu amaçla şarkıcı kızlar da getirmişti
Bir kimsenin Hz
Rasûl (s
a
s
)’ün etkisi altına girdiğini işittiğinde, şarkıcı bir kızı şöyle bir tâlimatla ona musallat ederdi: “Onu yedir, içir, şarkınla öyle ağırla da diğer taraftan kopup seninle hemhal olsun
” Bu, kötülük odaklarının her devirde başvurmakta olduğu aynı araçtı
Kötülüğün bu elebaşıları, sıradan insanları kültür adı altında eğlence, spor ve müzikle öylesine oyalar ki, hayatın ciddî problemlerine eğilmek için, hiç zaman ve istekleri kalmaz
Ve bu boş vermişlik duygusu içinde sürüklenmekte oldukları felâketi hissetmezler bile
Mevdûdi, açıklamasına devam eder: “Lehv el-hadis”in bu şekilde tefsiri, ashab ve tâbiînin birçoğundan nakledilmiştir
Abdullah bin Mes’ud’a soruldu: “Bu âyetteki lehv el-hadisin manası ne?” İbn Mes’ud, üç kere tekrarla şöyle cevap verdi: “Vallahi o şarkı söylemektir
” (İbn Cerir, İbn Ebî Şeybe, Hakim, Beyhakî) Benzer rivâyetler Abdullah, Mücahid, İkrime, Said bin Cübeyr, Hasan Basrî ve Makhül gibi âlimlerden de nakledilmiştir
İbn Cerir, İbn Ebî Hatim ve Tirmizî, Hz
Ebu Umâme’ye dayanarak Hz
Rasûl’ün şöyle dediğini rivâyet etmektedir
: “Şarkıcı kızları satmak, satın almak, onların ticaretini yapmak ve onun üstünden para kazanmak haramdır
”
Bir başka rivâyette bu son cümle:
“Ve onun üstünden kazanılan parayı yemek haramdır”
şeklindedir
Ebû Umâme’den gelen bir diğer rivâyet ise şöyledir:
“Câriyelere müzik öğretmek ve onların ticaretini yapmak haramdır ve onun üstünden para kazanmak da haramdır
”
Bu üç hadisin hepsi de lehv el-hadisin geçtiği âyetin böyle bir bağlam içinde indirildiğini göstermektedir
Kadı Ebu Bekir İbnu’l Arabî, Ahkâmu’l Kur’an’ında, Abdullah bin Mübarek ve İmam Mâlik’in Hz
Enes’ten rivâyet ettiği bir hadisi nakleder: Rasûlullah şöyle dedi:
“Her kim, bir mûsikî meclisinde bir şarkıcı kızın söylediği şarkıyı dinlerse âhiret günü onun kulaklarına erimiş kurşun dökülecektir
”
Bu şahıs (Nadr bin Hâris); masallarla, şarkılarla, asılsız hikâyelerle halkı cezbedip oyalayarak ilâhî vahiyleri alaya almak istemektedir
Niyeti Kur’an dâvetini alaya almak, maskara etmek ve gülünç duruma düşürmektir
Kafasında Allah’ın diniyle savaşmak üzere bir taktik geliştirmiştir: Hz
Muhammed (s
a
s
) Allah’ın vahiylerini halka tebliğ etmeye başlar başlamaz, büyüleyici, tatlı sesli bir genç kız, bir müzik konseriyle marifetini gösterecek, öte yanda tatlı dilli bir hikâyeci İran hikâyeleri ve masalları anlatacak ki halk Allah, ahlâk ve âhiret hakkında bir şey dinleyecek halde olmayacak
” (4)
Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Selâmı yayınız, selâmet bulursunuz
Boş şey/eğlence, kötüdür
”
(Buhâri, Edebu’l Müfred Terc
2/144) Her iş ve sözü imanı ile uygunluk gösteren müslüman, âhirette lüzumsuz söz söyleme ve dinlemeden uzaktır:
“Orada boş söz değil; yalnız selâm (huzur veren sözler) işitirler
”
(19/Meryem, 62) Lüzumsuz söze kulak asmayan müslümanlar, daima hakkı dinler, hakkı söyler ve yalandan sakınırlar (25/Furkan, 72; 33/Ahzâb, 70)
Dünyada lüzumsuz söz ve boş dâvâlarla meşgul olanlar, yalan, iftira, dedikodu ile kalplerini karartanlar, âhirette hesaba çekildikleri zaman, dünyada olduğu gibi lüzumsuz ve yalan lakırdılar etmeye başlayınca, onların ağızlarına mühür vurulur ve diğer organları, aleyhlerinde şâhitlik etmeye başlar (36/Yâsin, 65; 41/Fussılet, 20-22)
Lüzumsuz ve faydasız sözlerden kaçınmak, daima hak ve doğruyu konuşmak, mü’minin prensibidir
Önemsenmeden söylenen öyle lüzumsuz söz vardır ki, insanı cehennemin en derin yerine sevk eder (Müslim, hadis no: 2988)
Tirmizî’nin rivâyetine göre, Hz
Peygamber (s
a
s
):
“Bir mecliste lüzumsuz sözler konuşan kimse, kalkarken ‘Sübhâneke’llahümme ve bi hamdike, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk’ derse, oradaki hataları bağışlanır”
buyurmuştur
22-01-2007
#
3
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Söz Var İş Bitirir, Söz Var Baş Yitirir
Söz; kişinin inanç, görüş, düşünce ve davranışlarının dilidir
Kişinin aynasıdır, portresidir, için dışa yansımasıdır
Hz
Ali (k
v
): “Kişi
, dilinin altında gizlidir
” buyurarak bu gerçeği dile getirmiştir
Yine o şöyle buyurur: “
Bana soru soranın zekâ seviyesini, sorduğu sorudan anlarım
”
İnsan, inandığından, düşündüğünden ve yaptığından başkasını söylememelidir
Yalan olur bu; hakikatin gizlenmesi olur
Aldatma, ikiyüzlülük, riyâkârlık, münâfıklık olur
Bu tür yalan ve yanlış sözler, ne denli süslü ve yaldızlı kelime ve cümlelerle ifade edilse (şiirleşse, hikâyeleşse, edebiyat ve sanat kostümüyle makyajlansa da merduttur (6/En’âm, 112; 2/Bakara, 204; 63/Münâfikun, 4)
Kişi, bilerek söylediğinden sorumludur (2/Bakara, 225; 50/Kaf, 17-18); Dinlediklerinden de (17/İsrâ, 36)
Yapmadığı/yapamayacağı şeyi söylememelidir (2/Bakara, 44; 61/Saff, 2-3)
Küfür, gıybet, lâf taşıma, iftira, yanlış, yalan, çirkin söz söylemek, zaten güzel insanların işi değil
Ancak bunun da ötesinde, boş (lâğv) söz söylemekten de nehyedilmişiz
Rabbımız, kurtulan/kurtulacak olan mü’minlerin vasıflarını sayarken:
“Onlar ki lâğvden (boş söz ve faydasız işten) yüz çevirirler
”
(23/Mü’minûn, 3) buyuruyor
Yine, mü’minlerin vasfını şöyle açıklıyor:
“Faydasız bir söz işittiklerinde oradan vakarla uzaklaşırlar
”
(25/Furkan, 72) Bu gerçeği, Kutlu Önderimiz (s
a
s
) de şöyle dile getiriyor:
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, mutlaka hayır (iyi, güzel, hak, doğru, meşrû söz) söylesin; ya da sussun, konuşmasın
”
(Buhârî, Tecrid-i Sarih Terc
12/131, hadis no: 1981; et-Tâc, 5/183; Riyâzu’s Sâlihîn, 3/103) Gereksiz tartışmaları da hoş görmüyor Rabbımız (18/Kehf, 54)
Konuşmanın kısa, öz ve anlaşılır olmasına da özen gösterilmelidir
Bu konuda Hz
Ali (k
v
): “Çok konuşanın hatası çok olur” diyor
Hz
Ali’nin şu sözleri de önemlidir: “Konuşmadığın sürece söz sana tâbidir
Söyledikten sonra sen, onun mahkûmu olursun
” Çok, gereksiz ve dikkatsiz konuşmamak demek, haksızlık karşısında susmak anlamına gelmez elbet
Yerinde olursa söz altındır
Rabbımızın ikazı hepimizin mâlumudur:
“Hakka bâtılı karıştırmayın
Bile bile hakkı gizlemeyin
”
(2/Bakara, 42) Konuşmak gerektiğinde susmak, susmak gerektiğinde konuşmak, kişinin akıl ve inanç zâfiyetine delâlet eder
Hele zulme ve haksızlıklara uğrayanların, onu ortadan kaldırmak için var güçleriyle mücadele etmeleri gerekir (27/Neml, 221-227)
Kur’an, güzel sözün, bazı sadakalardan daha hayırlı olduğunu belirtiyor:
“İyi bir söz ve bir ayıp örtme, ardından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır
”
(2/Bakara, 263)
Güzel söz, güzel insanlara, kötü söz de kötü insanlara yaraşır
Rivâyete göre, Hz
İsa, bir gün insanlara güzel, yumuşak ve etkileyici bir dille İslâm’ı tebliğ ediyor
Toplumun içerisinden biri, devamlı çirkin sözlerle hakaret ediyor İsa Peygambere
Havârilerinden biri dayanamayıp: “Ey İsa! Sen de ona söyledikleriyle mukabele et” diyor
Hz
İsa’nın cevabı çok mânidar: “
Herkes torbasında olanı satar
Benim yanımda bu var; onun yanında o
” Kuşkusuz sorulacağız her yaptığımızdan ve söylediklerimizden; ya da yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızdan, söylememiz gerektiği halde söylemediklerimizden
Kur’an şöyle buyurur:
“Sağında ve solunda birer melek, onu gözetlemekte ve söylediği her sözü yazmaktadır
”
(50/Kaf, 17-18)
Söz, bir fâsığa, yani büyük günah işleyen veya küçük günahlarda ısrar eden kimseye aitse, kuşkuyla bakılır; hemen kabul edilmez
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık, size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın
”
(49/Hucurât, 6) Yalancı kâfirlerin konuşmalarına da itibar edilmez
Müslümanın ölçüsü kesin: Savaş hilesi hariç, her söylenenin doğru olması şarttır
Ama, her doğruyu her yerde söylemenin doğru olmadığı söylenir
Konuşmacı; yer, zaman ve muhâtaplarını göz önünde tutacaktır konuşurken
Savaşacak olan mücâhidlere hitap eden komutanın sözleriyle, iki dargını barıştırmak isteyen kişinin sözleri farklı olacaktır elbet
Düğünde yapılan konuşma farklı, tâziyede yapılan konuşma farklı olacaktır
Sözün sahibi, söylediklerini yaşamıyorsa, söz etkili olmaz
Hiçbir dâvetçi ve tebliğcinin, sözünün eri olmadığı için; “hocanın dediğini yap; yaptığını yapma!” dedirtmeye hakkı yoktur
Hem söyleyene, hem de söylenene bakılmalıdır
“Söylenene bak; söyleyene değil!” diye bir müslüman için niye ve nasıl denilsin? Gerçek mü’minin sözü de özü de bir olmalıdır
Bir yahûdi, müslüman olan Evs ve Hazrec kabilelerini neredeyse yeniden savaştıracaktı
Eski kavgalarını onlara hatırlatarak tahrik etti
Tam o sırada, Allah Elçisi yetişiyor
Tesirli sözlerle kavgayı önlüyor
Sözün etkili olmasında, söz sahibinin rolü büyük olduğu gibi, dinleyenlerin de rolünü yadsımamak gerekir
Konuşmalar; yalın, doğal, sade olmalı
Bağırıp çağırmanın gereği yok
Rabbımız, Lokman’ın oğluna tavsiyesini şöyle anlatıyor:
“Yürüyüşünde mûtedil ve mütevâzi ol
Sesini alçalt
Unutma ki, seslerin en çirkini (avaz avaz bağıran) eşeklerin sesidir
”
(31/Lokman, 19)
Bu dünya için boş söz ve gevezeliklerin hoş olmadığını ifade buyuran Rabbımız, Cennette de boş sözün olmayacağını haber veriyor (56/Vâkıa, 25)
Atasözündeki ölçü de yabana atılır cinsten değil: “Biliyorsan söyle; ibret alsınlar
Bilmiyorsan, sus da adam sansınlar
”
Sözümüzün iyi anlaşılması, etkili olması için -her işte olduğu gibi- duâ etmemizi ihtar ediyor hayat anayasamız:
“(Mûsâ) dedi ki: Rabbım genişlet göğsümü
Kolaylaştır işimi
Çöz düğümü dilimden; Ki anlasınlar sözümü
”
(20/Tâhâ, 25-28)
Hiç şüphesiz sözün en güzelini, bütün güzel vasıflara sahip Güzelller Güzeli Allah söylemiştir
O’nun kutlu kitabından daha güzel söz söylenmiş değildir (39/Zümer, 23)
“Bu Kur’an, uydurulacak bir söz değildir
”
(12/Yûsuf, 111)
“Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?”
(4/Nisâ, 87, 122)
“Allah’tan ve âyetlerinden sonra, hangi söze inanacaklar?”
(45/Câsiye, 6) Herkes kendini bir hesaba çeksin: En doğru, en güzel söz olan Allah’ın Kitabını mı daha çok okuyup anlamaya çalışıyor ve üzerinde düşünüyor; yoksa, gazeteler, televizyonlar, radyolar ve başka sözler mi vaktini daha çok alıp kendisini yönlendiriyor?
Kuşkusuz; sözün en güzelini dinlemek, anlamak, yaşamak ve konuşmak, dilimizi ve hayatımızı O’nunla süslemek güzelleştirecektir bizi
Olgunlaştıracaktır, çirkinlikten, kötülük ve hamlıktan koruyacaktır bizi
Fertlerin, ailelerin ve toplumların rahatsızlıklarının şifâ bulması, en doğru söz olan reçeteye (Allah sözüne) yönelmekle mümkündür
Karanlıktan hoşlanan “yarasalar”, iletişim araçlarıyla, saçma sapan sözleriyle, yalan ve iftiralarıyla, İslâm’ı söndürmeye muvaffak olamayacaklardır
“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar
Kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır
”
(61/Saff, 8) Her müslüman; Kur’an’dan enerji alan bir nur/ışık olmaya gayret etsin
Göreceksiniz; İslâm’ı karartmak için saldıranlar, bir gün İslâm ile aydınlanacaklar veya kendi zindanlarında cehennemi dünyadayken yaşamaya başlayacaklardır
(5)
Firavun, onca küfrüne ve isyanına rağmen saltanatını sürdürüp giderken, dünyevî helâkine bir söz sebep olmuştur:
“(Firavun) adamlarını topladı ve bağırdı; ‘ben sizin en yüce rabbinizim’ dedi
Bunun üzerine Allah da onu, ibret-i âlem olacak âhiret ve dünya azabıyla yakaladı
”
(79/Nâziât, 23-25) Elfâz/sözler önemlidir
Âyette görüldüğü gibi kimi zaman Allah’ın gazabını küfür ameller ve duygular harekete geçirmezken, tek bir cümle harekete geçirmektedir
İslâm kelâmcıları, bu yüzden olsa gerek “ef’âl-i küfür” (küfür eylemleri) ve “efkâr-ı küfür” (küfür düşünceler) hakkında söz etmezken, yazdıkları Akaid kitaplarında “elfâz-ı küfür” (küfür sözler) üzerinde durmuşlar ve hatta bu tür lâfızları saymaya kalkışmışlardır
Konuşmak, insanın ayırıcı vasıflarından biridir
Allah, zâtına ait olan kelâm sıfatından bir cüz bahşetmiştir insana ve yalnızca insanla söz aracılığıyla konuşmuştur
Kur’an, en genel anlamıyla bir sözdür ve adına Kelâmullah tâbir edilir
Başta Kur’an olmak üzere tüm semâvî kitaplar, söz sanatının indirildikleri dildeki zirvesidirler
Kur’an, zirvelerin zirvesidir
Çünkü indirildiği toplum, şiirin büyü, şâirin şaman, sözün sultan olduğu bir toplumdu
Ve Kur’an, kendisinin bir şiir olmadığını, kerim bir elçinin sözü (69/Haakka, 40; 81/Tekvîr, 19) olduğunu vurgularken zımnen kendisinin söz sanatlarının zirvesi olan şiiri çok çok aşan bir sanat gücüne sahip olduğunu da vurgulamış oluyordu
İslâm’ı insana taşıma işine verilen “tebliğ” ismiyle söz söyleme sanatına verilen “belâğat” aynı kökten geliyordu; tıpkı imanın aksesuarı olan “edep”le, dilimizde söz sanatlarının tümünün ortak adı olan “edebiyat”ın aynı kökten geldiği gibi
Allah, indirdiği vahiyle peygamberlerine söz söyleme sanatını da öğretiyordu
Bu meyanda Peygamber’in şahsından tüm gönül fâtihlerine etkili söz söyleme sanatının ilkeleri diyebileceğimiz kimi ilâhî tavsiyeler yapılıyordu
(6)
22-01-2007
#
4
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Kur’an’a Göre Söz Söyleme Sanatı
1
“Ve kûlû kavlen sedîdâ: Hakkı ve doğruyu söyleyin
”
(33/Ahzâb, 70) Hakkın zıddı bâtıl, doğrunun zıddı yalandır
Her hak söz, aynı zamanda doğru ve her doğru da haktır; tıpkı her bâtılın yalan ve her yalanın da bâtıl olduğu gibi
İnsan, nerede olursa olsun hakkı haykırmak, doğruyu söylemek zorundadır
Bu, mü’min olmanın şiarıdır
Mü’min, emin/güvenilir olan kimse demektir
Hakkı haykıran ve doğruyu dile getiren tüm peygamberler ve onların vârisleri bu bedeli horlanma, hakarete uğrama, alaya alınma, işkence görme, sürülme, hapse atılma ve öldürülme biçiminde ödemişler ve bugün de ödemeye devam etmektedirler
Değil hakkı, bâtılı söylemenin dahi bir bedeli varken; hakkı haykırmanın bir bedeli olmasın mı? Söylediğiniz hakikat, ne kadar büyük ve önemliyse ödeyeceğiniz bedel de o oranda büyük olacaktır
Tarih boyunca tüm zâlim yöneticilerin gazabını, kendilerine hakkı ve doğruyu söyleyenler celbetmiştir
Bu gerçeği Hz
Peygamber şöyle dile getirir:
“Cihadın en erdemlisi, zâlim yöneticiye hakkı haykırmaktır
”
(Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce)
2
“Ve kûlû kavlen ma’rûfâ: Münâsip bir biçimde konuşunuz
”
(4/Nisâ, 5, 8) Âyette geçen “ma’rûf” iyi, güzel ve münasip anlamlarına gelir
Bu ifade, âyette karı-koca ilişkileri bağlamında yer almaktadır
İster karı-koca ilişkileri, ister diğer tüm insanî ilişkilerde, konuşma stili, argümanlar ve sözcükler olaydan olaya, yerden yere ve zamandan zamana değişiklik arzedebilirler ve arzetmelidirler de
Aslolan amaca ulaşmaktır
Hakikat tek, lâkin bir hakikati anlatmanın yolu ve yordamı tek değildir
Bazı insanların hadis diye naklettiği, fakat hadis olmayan “İnsanlara akıllarının alacağı şekilde konuşun” sözü, aslında bir gerçeğin ifadesidir
Sadece söylediğinizin doğru olması yetmez
Eğer sözünüzün hedefini bulmasını istiyorsanız doğruyu, doğru bir zaman ve zeminde, doğru bir üslûpla söylemek zorundasınız
İşte, âyette
“ma’rûf”
olarak geçen ve “münasip” diye çevirdiğimiz şey de budur
3
“Ve kul lehum fî enfusihim kavlen belîğâ: Ve onlara kendi konumları hakkında detaylıca konuş; tesirli söz söyle
”
(4/Nisâ, 63) Âyetteki
“fî enfusihim”
ifadesi, söylenecek sözün özbenliklerine etki edebilecek söz olmasını da telmih etmektedir
Dudaktan çıkan sözün varacağı yer, kulak kepçesidir; yürekten çıkan sözün varıp duracağı yerse muhâtabın gönlü olacaktır
Âyetin esas vurguladığı şey, dâvete muhatap olan insanın ilgisini yine insana, yani kendi gerçeğine çekmektir
Kendi gerçeğini görmeyen biri, kendisiyle değil; hep “başkaları”yla, hep “onlar”la ilgilenecektir
Kendisini sürekli ilgi odağından uzak tutan kimseler, verilen hiçbir nasihati üzerlerine almazlar, hiçbir dâvetin muhatabı yerine kendilerini koymazlar
Dolayısıyla onlar öğüt almaz, söz dinlemez ve hallerini düzeltmezler
İşte onlar kör, sağır ve dilsiz biri gibidirler
4
“Fe kûlâ lehû kavlen leyyinâ: Ona yumuşak bir üslûpla söyleyin
”
(20/Tâhâ, 44) Bu ilâhî uyarı, Firavun’u uyarmakla görevlendirilen Hz
Mûsâ ve Hârun’a yapılıyordu
Aslolan İslâm’ı insana taşımaksa, bu uğurda meşrû olan her yöntem denenmeliydi
Bunların başında da tatlı dil ve güler yüz geliyordu
Hz
Mûsâ ve Hârun’a bu ilâhî tâlimat verildiğinde Firavun henüz dâvete muhatap olmamış bir “câhil” idi
İçinde bulunduğu küfür, bir “küfr-i inâdî” değil; bir “küfr-i cehlî” idi
Onun dâvet karşısındaki tavrı netleşip küfründe direndikçe sözkonusu peygamberlerin ona karşı takındıkları üslûp da doğal olarak değişmişti
Günümüzde müslüman kardeşine bir doğruyu ileten, hatada gördüğü bir kardeşini uyaran kimi müslümanların takındığı üslûp, Firavun’a dahi takınılmayacak kadar nefret ettirici ve gaddarca olabilmektedir
Ünlüdür, Abbâsi halifesi Hârun Reşid’in, kendisini çok uygunsuz bir üslûpla uyaran bir nasihatçiye Tâhâ sûresinin yukarıda geçen âyetini kastederek şöyle dediği rivâyet edilir: “Yavaş ol! Allah senden daha hayırlısını (Hz
Mûsâ ve Hârun) benden daha şerlisine (Firavun) gönderirken yumuşak konuşmasını emretti
”
5
“Ve kûlû linnâsi husnâ: İnsanlara güzel söz söyleyin
”
(2/Bakara, 83)
“Ve kul li ıbâdî yekûlu’lletî hiye ahsen: Kullarıma söyle; Sözün en güzelini konuşsunlar
”
(17/İsrâ, 53)
Sözlerin En Güzeli Olan Kitap’ta “En Güzel Söz” Diye Tanımlanan “Dâvet”in Usûlü:
Kur’an’ın üslûbu, bir dâvetçi/tebliğci, yani gönül fâtihi için bulunmaz bir hazinedir
Kur’anî dâvet üslûbundan çıkaracağımız bir çok ilke vardır
Biz burada bunlardan sadece birkaçına işaret etmekle yetineceğiz:
a- Kur’anî dâvet üslûbunda muhatabın dikkatini dağıtacak yersiz ayrıntılara girilmez
Söylenmek istenilen hakikat, doğrudan ve mümkün olan en az kelimeyle (îcaz) muhataba aktarılır
b- Kur’an, muhatabının dikkatini dağıtmamak için genellikle somut isimler, tarihler ve mekânlar üzerinde durmaz
Kur’an’da müşahhas/somut olarak indiği dönemin mü’minlerinden yalnızca Hz
Zeyd bin Sâbit’in adı, kâfirlerden ise yalnızca Peygamber’in amcası Ebû Leheb’in adı geçer
Bunun dışında Kur’an, hep isme değil; eyleme vurgu yapar
Hatta tarihî kıssalarda kullanılan “nemrut”, “firavun” gibi isimler dahi özel isim değil; “sultan, kral, başkan, han, hakan” gibi cins isimlerdir
Çünkü isimler ayırır, ihtilâfı çoğaltır ve dikkatleri dağıtır
Tarihsel mekânlar, insanlar ve zamanları öne çıkarmak dikkatleri dağıtırdı ki, çağlarüstü bir mesaj olan Kur’an buna meydan vermemiştir
Ender durumlar dışında Kur’an rakam da vermez
Örneğin cehennem kapıcılarının sayısı konusunda
“üzerinde on dokuz vardır
”
(74/Müddessir, 30) âyetiyle rakam verir ve ardından şöyle ilginç bir uyarıda bulunur:
“
Biz onların sayısını bir fitne kıldık
”
(74/Müddessir, 31) Bu fitnenin nasıl bir sınav olduğunu da 19’culuk akımıyla hepimiz bir kez daha öğrenmiş oluruz
c- Kur’an nefy ve isbat yöntemini çok kullanır
Nefy kötüyü, bâtılı ve yalanı boşa çıkarma; isbat ise iyiyi, hakkı ve doğruyu onun yerine getirme işlemidir
Bunun en güzel örneği kelime-i tevhiddir
Kur’an’da
“lâ ilâhe illâ hû”
formunda geçer (2/Bakara, 163, 255; 3/Âl-i İmran, 2, 618; 4/Nisâ, 87
)
“
Lâ ilâhe:Hiçbir ilâh yoktur”nefydir ve enkazı temizler; “illâllah: Yalnızca Allah vardır” isbattır ve yanlışın enkazının yerine doğruyu bina eder
Bu Kur’anî üslûp, bir fikri muhataba aktarmanın en güzel ve en tutarlı yöntemidir
Önce yanlışın yanlışlığını tespit edip onu gasbettiği doğrunun makamından indirmek; sonra da oraya zaten oranın hakiki sahibi olan doğruyu çıkarmak
d- Kur’an bir hakikati muhatabına aktarırken onu üç zamana birden götürür: Hal, mâzi ve istikbal
Medenî hal ya da beşerî münasebetle ilgili bir âyetin birden bire halden istikbale geçip âhireti hatırlatması Kur’an’da çok sık rastlanılan bir özelliktir
Bu şekilde insan, duygu ve düşünce dünyasında üç zamanı birden yaşar; zihni, düşüncenin ufuklarına kanat çırpar; yüreği, fırıl fırıl dönen bir radar gibi hal, mâzi ve istikbal arasında döner durur
Bu üslûp insanı ışık hızının dahi topuğuna ulaşamadığı bir hızla zaman-mekân yolculuğuna çıkarır
Ve hatta öyle bir an gelir ki artık ne zaman kalır ne mekân
İşte bu ruh hali Kur’an’ın insanda uyandırmaya çalıştığı ruh halinin en yüce basamağıdır
O hal, O’nu kendine şah damarından daha yakın hissetme halidir; o hal, evrensel insan olma halidir; o hal, aynı anda hem hal hem bitimsiz bir mâzi ve hem de ebedî bir istikbal olma halidir
e- Kur’an, şiire ve şaire meydan okuyan bir metin olarak tüm söz sanatlarını en usta bir biçimde kullanır
O bir şiir değildir, bu kesin; o şiirin çok fevkinde bir şeydir
Onda her türlü mecaz, teşbih, istiâreye rastlamak mümkündür
Onda mecaz olmadığını iddia etmek onu yüceltmez
Belki tersine bilmeden ona karşı yapılmış bir haksızlık demeye gelir
Onda mecaz, teşbih ve istiâre gibi söz sanatlarının olması onun muhkemliğine bir zaaf getirmez ve kimse tarafından da böyle yorumlanamaz
O söz sanatlarını mesajın gerçekliğini zayıflatmak amacıyla değil; mesajı aracı kıldığı dilin tüm imkânlarını kullanarak muhatabına daha kolay ulaştırmak amacıyla istihdam eder
Rasûlullah ve Güzel Söz:
Ahlâkı Kur’an olan Hz
Peygamber dâvette de ideal üslûbun örneğiydi
O, söyleyeceğini deve çobanından devlet başkanına, dâvete muhatap olan her insanın anlayabileceği bir dille ve sadelikte söylerdi
“Onlar ki sözün tümünü dinlerler, en güzeline uyarlar
”
(39/Zümer, 18) âyeti onda ahlâk halini almıştı
Sözü olan herkesi dinlediği için müşrikler ona “kulak” lakabını takmışlardı (9/Tevbe, 61)
Bir insanın konuşma hakkından söz edebilmesi için dinleme sorumluluğunu yerine getirmesi şarttır
Bu ahlâkî sorumluluk günümüz insanının en büyük eksikliğidir
Yapılan bir bilimsel araştırmada karşılıklı konuşan insanların birbirlerinin söylediklerinin % 65’ini dinlemediği ortaya çıkmıştır
Dinlemesini bilmeyenin dinlenmek istemeye hakkı yoktur
Peygamber’in ahlâkı bunun en ideal örneğidir
Hz
Peygamber’in dâvet üslûbu, ilkelerden tâviz vermeyen fakat olguları da gören bir üslûptur
Rasûlullah, etrafındaki insanları terbiye ederken oldukça sevecen ve şefkatli davranır, onların hatalarını kendilerini kırmadan düzeltirdi
(7)
22-01-2007
#
5
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Rasulullahın güzel sözlerine örnekler:
“İyiliği emir ve kötülüğü yasaklamaktan ve Allah’ı zikirden başka insanoğlunun her sözü aleyhinedir
”
(İbn Mâce, Fiten 12)
“Allah’ın zikri dışında kelâmı çok yapmayın (çok konuşmayın)
Zira Allah’ın zikri dışında çok söz, kalbe kasvet (katılık) verir
Şunu bilin ki, insanların Allah’a en uzak olanı kalbi katı olanlardır
”
(Tirmizî, Zühd 62; Kütüb-i Sitte Terc
16/394)
“Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, ya hayır (iyi, güzel, hak, doğru, meşrû söz) söylesin veya konuşmasın, sussun!”
(Buhârî, Tecrid-i Sarih Terc
12/131, hadis no: 1981; et-Tâc, 5/183; Riyâzu’s
Sâlihîn, II/120)
“Her ma’rûf/iyilik, güzel söz bir sadakadır
”
(Müslim, Zekât 16, Ebû Dâvud, Zekât 60; Buhâri, Edebu’l Müfred, I/245)
“Yarım hurma ile (onu sadaka vererek) olsa dahi ateşten korunmaya çalışın
Bunu da bulamazsanız tatlı sözlerle
Güzel söz sadakadır
”
(Riyâzu’s-Sâlihîn, II/109)
“Acı da olsa doğruyu söyle
Yalandan da sakının
Çünkü yalan imana aykırıdır
”
(Keşfu’l Hafâ, hadis no: 1890, 865)
“Mü’min dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü, kaba ve çirkin söz söyleyen değildir
”
(Tirmizî, Birr 48, hadis no: 1978)
“Ümmetimin kötüleri, gevezelerdir, enine boyuna sözü uzatanlardır, sözlerinde büyüklük taslayanlardır
Ümmetimin hayırlıları da ahlâk bakımından en güzel olanlardır
”
(Tirmizî, Birr, hadis no: 2019)
“Kim bana iki bacağı arasındaki tenâsül uzvunu (haramdan koruyacağına), iki çenesi arasındaki dilini de (yasaklanmış çirkinliklerden koruyup güzelliklerle süsleyeceğine) garanti verirse, ben de ona cenneti garanti ederim
”
(et-Tâc, 5/183)
Güzel Sözün Özellikleri
Konuşma ve yazma kabiliyetini bize Allah vermiştir (55/Rahmân, 4; 96/Alak, 4)
Lisanların çeşit çeşit olması da yine, Allah’ın kudretini gösteren özelliklerdendir (30/Rûm, 22)
Her peygamber kendi kavminin, içinden çıktığı toplumun konuştuğu dille tebliğ ve dâvetini yapmıştır (14/İbrâhim, 4)
Dinin amaç, dilin araç olmasından dolayı her müslümanın kendi ana dilini çok iyi bilmesi ve onu çok güzel bir şekilde kullanması, dinini tanıyabilmesi ve kendi toplumuna tanıtabilmesi açısından da çok önemlidir
İnsanlar, dilleriyle (kullandıkları kelimelerle) düşünürler, onunla yaşarlar, onunla inançlarını öğrenir ve ifade ederler, birbirleriyle dil sayesinde anlaşırlar
Beraber yaşadığımız insanlarla iyi iletişim kurmak ve sosyal hayatta başarılı olmak için de konuştuğumuz dili iyi bilmek ve düzgün kullanmak şarttır
“(İnsanları) Allah'a dâvet eden, sâlih amel/iyi iş yapan ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır? İyilikle kötülük bir olmaz
Sen (kötülüğü) en güzel bir tavırla önle
O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir dost olur
Bu (haslete) ancak sabredenler kavuşturulur
Buna, ancak (hayırdan) büyük pay sahibi olan kimse kavuşturulur
”
(41/Fussılet, 33-35)
“Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle dâvet et ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et
Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de en iyi bilendir
”
(16/Nahl, 125)Bu âyetlerden yola çıkarak,
güzel sözün muhtevâ/içerik yönüyle özelliklerini şöyle tespit edebiliriz:
1- Allah'a dâvet,
insanları mutlak doğruya, tevhide, İslâm’ın ana esaslarına çağırmalıyız
Kendi beşerî doğrularımıza, parti veya cemaatimize, dernek veya vakfımıza değil; insanları Allah'a ve O’nun dinine, O’nun tartışmasız doğrularına dâvet etmeliyiz
2- Sâlih amel,
yani sadece sözle yaptığımız dâvetle yetinmeyip hal dili, beden dilini de kullanmak, anlattığımızı önce ihlâslı bir şekilde nefsimizde yaşamak ve örnek olmak gerekmektedir
Unutmamalıyız ki, eteği tutuşan itfaiyeci, kendini kurtarmadan dışarıdaki yangını söndüremez
3- “Ben müslümanlardanım” demek,
yani Allah'a teslimiyet, İslâm prensiplerini tâvizsiz yaşamaya çalışmak, İslâm kimliğinden başka kimlik ve âidiyetleri öne çıkarmamak, şahsiyet/kimlik sahibi olmak ve dünyevî çıkar gözetmemek gerekir
Diğer âyet ve hadislerden yola çıkarak, güzel sözün diğer temel içerik özelliklerine şunları da ekleyebiliriz:
4- Hayırlı ve Faydalı Şeyler Konuşmak:
“Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, ya hayır (iyi, güzel, hak, doğru, meşrû söz) söylesin veya konuşmasın, sussun!”
(Buhârî, Tecrid-i Sarih Terc
12/131, hadis no: 1981; et-Tâc, 5/183; Riyâzu’s
Sâlihîn, II/120)
5- Aksi Gerekmediği Müddetçe Sevindirici, Müjdeleyici Sözler:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; Müjdeleyin, nefret ettirmeyin
”
(Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no: 3722)
“Tatlı bir çift söz (muhâtaba verilmiş) bir sadakadır
”
(Keşfu’l Hafâ, hadis no: 1947)
6- Muhâtabın Seviyesine ve Psikolojik Durumuna Uygun Sözler
Güzel sözün üslûp yönüyle özelliklerini yine âyetlerden yola çıkarak şöyle tespit edebiliriz:
1- Kötülüğü en güzel bir tavırla önlemek:
Kötülük, en güzel haslet ne ise onunla önlenmelidir
Meselâ öfkeye sabır, bilgisizliğe hilm, kötülüğe af ve iyilik ile karşılık verilmelidir
2-Düşmanı yakın bir dosta dönüştürme çabası,
3- Sabırlı ve hayırlı olmak;
Tahammülü engin, hayır yönüyle zengin olmak,
4-
Hikmet sahibi olmak, hikmetli sözlerle Rabbin yoluna çağırmak,
5- Mev’ıza-i hasene (güzel öğüt) ile hitab etmek,
(bu konudaki diğer âyet ve hadislerde emir ve tavsiye edilen güzel öğüt kurallarına uymak
tatlı dille, yumuşak üslûpla insanlara, mesajı sevdirerek, varsa kolaylık yolunu göstererek konuşmak
Müjdeleyici olmaya çalışmak, nefret ettirmemek, bıktırmamak, alternatif göstererek kötülüğü değiştirmek, yıkıcı değil yapıcı olmak, muhatabın özel durumunu dikkate alarak, onun seviye ve psikolojisine göre akla ve duygulara hitab etmek
Uygun yer ve zamanı gözetmek, Öncelikleri tesbit ederek ana esaslara çağırmak ve tedricî olmak
Aktüaliteden, eski bilgilerden yola çıkmak, bıktırmaksızın tekrar tekrar mesajı değişik vesilelerle iletmek, kıssa ve mesellerden, örnek ve temsillerden yararlanmak gerekir
Gereksiz tartışmalardan, nefis meselesi yapılmasından veya kişinin onurunu rencide edecek tavırlardan, mahcub etmekten, alay ve hakaretlerden uzak bir ifade tarzı kullanmak şarttır
6- En güzel şekilde münakaşa ve mücâdele etmek
Eğer başka çare yoksa ve mecburen münakaşa ve fikrî mücâdele etmek zorunda kaldıysak, yine olgun ve onurlu bir mü’mine yakışan tavırla, en güzel metodlarla münakaşa ve mücadele yapmak gerekecektir
Karşımızdakinin seviyesine inmek yerine, onun bizim seviyemize çıkmasına gayret etmek, en güzel yoldur
Bu münakaşa ve münazaralarımızda nasıl bir usûl ve üslûp takınmamız gerektiğini Kur’an bize öğretmektedir:
“Onlar (münâfıklar), Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir
Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında belîğ/tesirli söz söyle
”
(4/Nisâ, 63)
“Allah, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak, zulme/haksızlığa uğrayan başka
Allah, her şeyi işitendir, bilendir
”
(4/Nisâ, 148)
“Onların Allah’ı bir tarafa bırakarak taptıklarına (putlarına) sövmeyin; sonra, onlar da bilmeyerek Allah'a söverler
”
(6/En’âm, 108)
22-01-2007
#
6
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Güzel Söz; Aklı Kullanma Sanatı
Konuştuğumuz dili düzgün ve güzel kullanmak, yani muhtevâ olarak meşrû, üslûp olarak güzel ve dengeli konuşmak, hem âhiret, hem de dünyamız açısından hayli önemlidir
Kur’an, insanlara “en güzel söz” olarak takdim edilir (39/Zümer, 23)
Onun için, Peygamberimizin en büyük mucizesi olan Kur’ân-ı Kerim’in en büyük özelliklerinden ve icaz yönlerinden biri, belâğat ve fesâhatta, yani tüm söz sanatlarında ve güzel ifadelerde en üstün bir eser olmasıdır
Bu yönüyle de Kur’an, mu’cizdir; yani insanlar bir benzerini meydana getirmekten acizdir
Bütün insanlar birleşse bile böylesine edebî ve güzel ifadeli Kitabın benzerini meydana getiremezler
Kur’an’ımız bu hakikati, çeşitli yerlerde, tüm insanlığa meydan okuyarak ifade eder
(Bkz
2/Bakara, 23-24; 8/Enfâl, 31; 10/Yûnus, 38, 40; 11/Hûd, 13
)
En güzel söz ve edebî kitap olan Kitabımız, insanların da dillerini güzel kullanmalarını emreder
“Kullarıma söyle: Sözün en güzelini konuşsunlar
(En güzel olan kelimeyi, yumuşak ve tatlı sözü güzel ifadeleri söylesinler
”
(17/İsrâ, 53) Benî İsrâilden alınan mîsaktan (ahid, söz) biri de insanlara güzel söylemektir (2/Bakara, 83)
Dolayısıyla tüm müslümanlara da güzel konuşmaları emredilmektedir
Uyulması emredilen söz de, sözlerin en güzelidir (39/Zümer, 18)
En fasih konuşan ve muhâtaplarının her türlü söz ve davranışla yaptıkları eziyetlere sabreden, onlara karşı en güzel ifadelerle dâvet ve tebliğ vazifesini yapan Rasûl-i Ekrem’e bile güzel ve tesirli konuşma emredilmektedir:
“Onlara va’z et/öğüt ver, onların içlerine işleyecek, ruhlarına nüfuz edecek güzellikte tesirli söz söyle
”
(4/Nisâ, 63)
Kaba ve katı davranmak, sert ifadeler, dâvet ve tebliğ edilenleri, hatta cemaat haline gelmiş, hem de sahâbe kalitesindeki insanları bile dağıtabilir
(3/Âl-i İmrân, 159)
Ma’rûfu emir, münkerden nehiy, dâvet ve tebliğ görevleriyle mükellef olan mü’minler, bu vazifelerini diledikleri gibi, gelişigüzel ve kendi mantık ve karakter yapılarına göre değil; Kur’an’ın gösterdiği usûlle yapmak zorundadır
Hakkında özel sûre ve âyetler olan Cuma namazının ehemmiyeti herkesçe mâlumdur
Cuma namazının şartlarından birinin “hutbe” olduğu düşünüldüğünde, insanlara güzel bir şekilde hitap etmenin, yani hutbe okumanın dindeki yeri de kavranmış olur
Dili güzel kullanmak, yani edebiyat bir sanattır; güzel sanatlardan biridir
Peygamber lisanıyla güzellikler ve meşrû sanatlar şöyle taltif ve tavsiye edilir:
“Allah güzeldir, güzellikleri sever
”
(Müslim, İman 147; İbn Mâce, Duâ 10) Hz
Peygamberimiz, sözü güzel kullanmakta usta olan, önemli şairlerden Hassan bin Sâbit’i güzel sözlerinden, şiirlerinden dolayı yücelterek övmüş, teşvik etmiş, hatta bir kere de, memnuniyetini belirtmek için kendi hırkasını çıkarıp bu şaire hediye ederek iltifat etmiştir
Söz, kullanmasını bilen insan için mükemmel bir silâhtır
Onunla gönül almak da, gönül yıkmak da mümkündür
Söz, dağınık bir yuvayı tekrar düzene koyar
Düzenli bir yuvayı da bozabilir
Müslüman, yeryüzünü ıslah etmekle, insanların arasını düzeltmek ve sulhu sağlamakla emrolunmuştur
İnsanların arasını ıslah etmek, yeryüzünden fitne ve fesadı kaldırmak için, yani savaş veya iyi geçinmek gibi meselelerde güzel söze daha fazla iş düşmekte, hatta gerekirse, güzel olmak şartıyla, bu iki konuda doğrudan taviz vermeye bile müsaade edilmektedir
İmanı muhafaza etme ve hayırlı ümmet olmanın şartı olan emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker; güzel konuşmanın, tatlı dilin ve söz becerisinin önemini devamlı canlı tutmaktadır
Müslüman olmak, insanlar arasında müslüman tanınmak için şehâdet kelimesi getirerek dile büyük görev düştüğü gibi; dili koruyamamak da elfâz-ı küfür gibi insanın tüm âhiretini mahvedebilir
Bunun için, en güzel konuşan, en büyük insan şöyle buyurmaktadır:
“Siz iki et parçanızı (haramlara karşı muhâfaza etmek için) bana garanti verin; ben de sizin cennete gitmenize garanti vereyim
O iki et parçanızın biri, iki dudağınız arasındaki, diğeri ise, iki bacağınız arasındakidir
”
Dinde nice sevaplar dille, dili güzel kullanmakla ancak mümkün olabilmektedir
Namaz, oruç, zikir, Kur’an okumak, emr-i bi’l-ma’rûf, nehy-i ani’l-münker, hakkı ve sabrı tavsiye, Allah'a duâ gibi ibâdetlerin yanında; gıybet, iftira, yalan, kaba söz ve kalp kırmak, mü’minlerin arasını ifsat etmek, cemaatleri dağıtmak, fitne çıkarmak, kötülükleri teşvik edip iyiliklere engel olmak, lüzumsuz konuşmak
gibi birçok günahın sebebi de dil/konuşma olmaktadır
Sabırsızlık, sır saklayamamak, her duyduğunu söylemek, nerede ne söyleneceğini bilememek de dile hâkim olamamanın getirdiği günahlardandır
Dünyayı cennet hayatına çevirir gibi Allah’ın halifesi olmak, dille mümkün olduğu gibi; dünyayı cehenneme çevirmek de dille çok kolay olabilmektedir
Yine, cenneti kazanmak da, cehenneme lâyık olmak da dile sahip olup olamamaktan geçmektedir
Kuru ekmekle soğanı, güzel sözle katık edebilirseniz nasıl tatlılaşır; tatlı bir yemek, kötü sözle yenilmez bir acılığa ulaşır
Ezop, zengin bir köşkün hizmetçiliğini yapmaktadır
Efendisi, ona bildiği en kötü yemeği pişirmesini ister; beğenmediği, nefret ettiği bir misafiri gelmiştir, ona ikram edecektir
Ezop dil yemeği yapar, getirir
Efendisi buna pek anlam veremese de sesini çıkarmaz
Bir zaman sonra çok sevdiği bir arkadaşı misafir olduğundan, Ezop’tan bu sefer bildiği en güzel yemeği pişirmesini ister
Köşkte her çeşit malzeme olduğu halde Ezop yine dil pişirir getirir
Bu sefer, efendi dayanamaz, sorar: “En kötü yemek istedim, dil getirdin; en iyi yemek istedim, yine dil getirdin, bu ne biçim iştir?” Ezop: “Evet, dil, hem zehirden acı, hem dünyanın en tatlı gıdasıdır” diye cevap verir
Hakikaten çok mükemmel bir sofraya çok acıkmış olarak dâvetli olsak, yemek esnasında birisi bizim onurumuzu kıracak, bizi yerin dibine geçirecek lâflar etse, o yemeğin tadı tuzu kalır mı hiç? Bir söz ustası olan Yunus, söz konusunda şöyle söyler: “
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz
”
İnsanlar söz konusunda üç gruba ayrılır: Suskun-sessiz insanlar; gevezeler; hoşsohbet insanlar
Birinci grup
insanlar, Aşırı derecede suskun ve sessiz, çoğunlukla kendilerine güveni olmayan, ezilmiş ve kişiliksiz insanlar olabilir
Öyle değilse bile, bir insana faydalı olamayan, onu yeri geldiğinde teselli edemeyen, sevindiremeyen, bazen de dilsiz şeytan durumuna düşen kimselerdir
Bunlar; fazla aranılıp sorulmaz, yoklukları önemsizdir
İkinci grup
insanlarsa yerli yersiz hep konuşmayı severler, başkalarına bu hakkı vermek istemezler, tek dilleri olduğu halde iki kulakları olduğunun hikmetini kavramazlar
İnsanlar, bu tiplerden de çoğunlukla rahatsız olur
Tabii, çok söz yalansız da olmadığından kendileri ve dinleyicileri günahkâr da olur
Bu tipler, genellikle kendilerini çok beğenmiş insanlardır da
Bazen susmanın altın olduğunu anlatamazsınız onlara
Dedikoduya meraklı olan bu tipler, sır da saklayamazlar
Bunların da zararı çok kişiye dokunacağından, konuşma kirliliğine sebep oldukları ve kul hakkına da tecavüz ettiklerinden bunlar da sevilmezler
Üçüncü grup
taki tatlı dilli insanlarsa, devamlı aranıp kıymeti herkesçe takdir edilen insanlardır
Neyi, ne zaman, nerede ve nasıl konuşacağını bilen insanlardır
Konuştuklarında ağızlarından sanki bal akıyordur
Derdinizi, sıkıntınızı o konuşurken unutur, onu sever, arar, ondan faydalanmak istersiniz
Karşısındaki topluluğu uzun uzun düşünmeğe mecbur eden, ağlatan, fikir ve inançlarını değiştiren veya geliştiren, onların gönüllerinde, vicdanlarında hâkimiyet kuran, onları fetheden konuşmacılar vardır
Nice zaferler, güzel sözlerle kazanılmış, nice askerin morali güzel sözle zirveye çıkarılmış, heyecanları galeyana getirilerek seve seve canlarını feda edecek hale yükseltilmiştir
Medeniyet, güzelliklerden meydana gelen bir terkiptir
Güzel konuşma ve güzel yazma, başlı başına bir sanattır, güzel sanatlardandır
Kimi vardır, güzel konuşur, fakat güzel yazamaz; kimi de güzel yazar, kalemi kuvvetlidir, fakat güzel konuşamaz
Bu bir kabiliyet işidir
Önemli olan, doğuştan potansiyel olarak Allah’ın bir lütfu ve nimeti olarak verilen bu beyan yeteneğimizi (55/Rahman, 4) kontrole ve disipline alıp geliştirmektir
Herkesin güzel bir yazar veya meşhur bir hatip olması beklenemez, bu zaten mümkün de değildir
Fakat, sözü dinlenen, güzel ve düzgün konuşan, anlattığı ve tebliğ ettiği anlaşılan, gerektiğinde merâmını yazıyla da doğru ve güzel bir şekilde anlatan bir seviyeye, çalışıp gayret etmek şartıyla hemen her insan gelebilir
Bütün bunlara rağmen, güzel konuşmak veya yazmak,
dili güzel kullanmak, hiçbir zaman gaye olmamalıdır
Dil bir araçtır
Bu vâsıtayı çok iyi kullanabilmek için esas gayeden uzaklaşarak hayatı bu uğurda harcamamak da gereklidir
Din, amaç; dil araçtır
Bu konuyla ilgili Kur’an’da vurgulanan, güzel olan gayeye, güzel vasıtalarla gidilme esasıdır
Kur’an, gayemizi belirtirken, vasıtaları da belirtmiş; her türlü aracı değil; nassların belirlediği, ya da bizi özgür bırakarak mubah kıldığı araçlarla gayeye doğru yol almamızı istemiştir
Dolayısıyla dil aracı, kötü bir gayeye hizmet de edebilir
Cennetin, gölgesi altında olduğu kılıcın, aslında cihad vasıtası olarak, kişiye büyük bir makam bahşetmesi yanında; bu aracın kötüye kullanılarak haksız yere kan dökmeye âlet edilebilmesi gibi, dil de kötüye âlet edilebilir
Hatta şekil ve üslûp yönüyle “güzel” yargısı verilen konuşma ve yazma (edebiyat, edebiyat yapma) da şerre âlet olabilir
Sözün ve kalemin kuvvetli etkisi sebebiyle, bazı samimiyetsiz insanlar, açıkgöz çıkarcılar, insanları söz oltasıyla kolayca avlayabilmektedir
Kur’an kültürüne sahip olmayan kalabalıklar, sözün sahte güzelliğine kanarak kolaylıkla sömürülebilmekte, nice politikacılar lâf cambazlığı yaparak tâğûtî anlayışları halka kolaylıkla dayatılabilir
Burada, şöyle bir soru akla gelebilir: Söz, şerre âlet olabilir; ama güzel söz şerre âlet olabilir mi? Ya da, değişik ifadeyle, şerre âlet olan şey, güzel olabilir mi? “Güzel”i, güzel şekilde ve bir bütünlük içinde değerlendirirsek, elbette olmaz; âlet olursa güzellikten çıkarılmış olur
“Güzel”i, “Güzel Yaratıcı’nın, kelâmların en güzeli olan Kitab’ına uygun olan şey” diye tanımlayınca, şer olan veya şerre hizmet edip ona âlet olan bir şey, “güzel” olamaz
Halkın edebiyat yapmak, edebiyat parçalamak diye eleştiriyle yaklaştığı ve olumsuz tavır aldığı şekil ve kılıf makyajından ibaret yaldızlı sözler bu türdendir
Kur’an, Şuarâ (şâirler) sûresinde bu çeşit nefse hoş gelen, aslında hiç de güzel ve gerçekçi olmayan, dışı süslü olduğu için, câhillerin güzel zannettiği sözlerden bahseder
Gerçek anlamda mü’min olmayan şâirler, hatipler ve bunların sanal, yapay, sahte ve aldatıcı güzelliğe (daha doğrusu, maske ve makyaja) sahip olan yaldızlı sözleri tenkit edilerek, Müslümanların bu tür kişi ve sözlere karşı dikkatli olmaları tavsiye edilmiştir (Bkz
26/Şuarâ, 224-227)
Yaldızlı sözlerle, süslü kelimelerle yalanı gerçek gibi, bâtılı hak giysisiyle göstermeye çalışan lâf cambazları, politikacı, şâir ve edebiyatçılar, her dönemde ve her yerde görülebilmektedir
Sözlerini daha çok secîli kelimelerle veya kafiyeli şiirlerle, ya da kulağa ve nefse hoş gelebilecek özelliklerle süslemeye âzamî gayret gösteren bu insanların sözleri yapmacıktır, samimiyetsizdir
Daha çok, duygulara hitap eden heyecan amaçlı sözlerdir
Sözü sihir olarak kullanıp gerçeği dil maharetiyle farklı gösteren, batıl bir inancı veya haramları hoş gösteren, değersizi değerliye tercih ettirmeyi amaçlayan bu sözleri bir müslümanın iyi tanıması, değer vermemesi gerekir
Müslümanın, güzel rolündeki büyülü maske takan cadıyı teşhis edebilmesi için, öncelikle gerçek güzeli iyi bilmesi, onunla irtibatı gerekecektir
Çünkü
bir şeyin sahtesini fark edebilmek için aslını tanımak şarttır
Ancak gerçek güzeli tanımayan kimseler, sahte güzele âşık olabilir
Bazen, dinî nasihatler yapan, vaaz, hutbe ve sohbetlerle insanlara hakkı göstermeye çalışan kimselerin, özellikle mevlit okuyan veya radyo ve televizyon programlarında duâ yapan bazı görevlilerin samimiyetsizliği sırıtmakta, bu yapay süsleri bolca kullanarak, makyajı suratından akan kimselerin görüntüsünü oluşturabilmektedir
Allah Resûlü, bu konuda şöyle buyurur:
“İneğin geviş getirmesi gibi, dilini sağa sola çevirerek belâğat göstermeye çıkan kimselere Allah buğz eder
”
(Ebû Dâvud, Edeb) Bütün bu hususlara dikkat edip sözdeki yapma güzellikten önce, esas güzellik olan muhtevadaki gerçek güzelliği, hakkın ifadesini, doğruluğu aramalıyız
Mehmed Âkif Ersoy: “
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!
” diyerek buna işaret etmiştir
Ama sözümüz odun gibi olacaksa, Yûnus’un, dergâha taşıdığı odunlar gibi olsun, yontulmamış olmasın
Kur’an başta olmak üzere güzel kitapları okuyarak, dâvet çalışmalarıyla tecrübemizi artırarak sözlerimizin, dilimizin yontulmasını sağlayabiliriz
Odun, yontulunca kalem haline de gelebilir
Sözde önemli olan doğruluk ve samimiyettir, güzel bir gayeye hizmet etmesidir
Yoksa içi boş, kof sözler, nefse hoş gelse de bunları edebî ve güzel kabul edemeyiz
Sözün edebî olması için edepli olması gerekir, çünkü edebiyat kelimesi edep kelimesinden türemiştir
Edepsiz edebiyat olmaz
Dili ve kalemi terbiye etmeyi öğrenmeden edepli olmak da mümkün değildir
Söz ve kalemin önemi buradan kaynaklanmaktadır
Yontulmamış odun gibi kaba ve sert olan, güzellik ve yumuşaklıktan nasibini alamamış söz, iyi niyetle bile söylenmiş olsa, çok kere kaş yapayım derken göz çıkartabilir, fayda yerine zarar verebilir
(Bkz
3/Âl-i İmran, 159)
Uzun dilin başı dertli olur
Eli taşlı insanı gören yılan, başının belâsı dilini çıkarıp yalvarır; aynı dil nice canlar yakmıştır
Dilin kemiksiz olması, fesada, yalana yani harama uzanmasına sebep olmamalıdır
Dâvâ arkadaşlarının yerini haber vermemek için, dilini dişleriyle koparıp zâlim güçlerin yüzüne tüküren adam, gevezeler için ne büyük bir ibrettir
Konuşma sanatını bilmeyen bir kimse, ne kadar zeki ve değerli olursa olsun, halifelik görevini tam yapamaz
Çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır, zavallı insan durumuna düşer ve konuşmasıyla kendisine ve çevresine zarar verebilir, ifsada yol açabilir
“Söz gümüşse, sükût altındır” sözü, konuşmasını bilmeyenler için geçerlidir
Oysa konuşma sanatını bilenler için söz altındır
Söyleyecek sözü olan, söylenecek uygun söz bulunmadıkça susmakla tanınan bir insan, her zaman kendini dinletir
Söylenecek bir sözümüzün bulunması gerekir; halife olarak, mü’min sorumluluğunu duyarak
KAYNAKLAR:
1- Hârun Yahya, Güzel Söze Uymanın Önemi, s
7-8
2- A
g
e
s
10
3- Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c
2, s
245-246
4- Mevdûdi, Tefhîmu’l Kur’an, c
4, s
321-322
5- Âdil Akkoyunlu, Akit, 6-7Şubat 1999
6- M
İslâmoğlu, Yürek Fethi, s
142-143
7- A
g
e
s
144 vd
8- Hüseyin K
Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, 631-634
22-01-2007
#
7
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
DIKKAT EDIN!
Ø
Söylediklerinize dikkat edin;
dü
ş
üncelere dönü
ş
ür
Ø
Dü
ş
üncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönü
ş
ür
Ø
Duygularınıza dikkat edin; davranı
ş
larınıza dönü
ş
ür
Ø
Davranı
ş
larınıza dikkat edin; alı
ş
kanlıklarınıza dönü
ş
ür
Ø
Alı
ş
kanlıklarınıza dikkat edin; de
ğ
erlerinize dönü
ş
ür
Ø
De
ğ
erlerinize dikkat edin; karakterinize dönü
ş
ür
Ø
Karakterinize dikkat edin;
kaderinize dönü
ş
ür
22-01-2007
#
8
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
GUZEL SOZLE ILGILI "GUZEL SOZLER"
Ağızdan çıkan söz bil ki, yaydan fırlayan ok gibidir
O Ok gittiği yerden geri dönmez
Seli başkan bağlamak gerek
MEVLANA
Akıllılar, sözlerini altın tartan bir terazide tartarlar
”
Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme, çünkü o sözün sahibine onun gibi daha nice düşük sözler vardır
Cevabınıza yine onlarla cevap verirler
Hz
ALİ
Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz; Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
”
Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sıksık pişman olunur
Confucius
Başların belası, dillerden gelir
Nizami
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder
”
Bela insanın sözü üzerine gelir
Hadis-i Şerif
Belâ, insanın sözü üzerine gelir
” (Hadis-i Şerif)
Bil ki, lehine söz taşıyan kimse aleyhine de taşır; sana nakleden, senden de nakleder
Imam-ı Şafii
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir
”
Bin düşün, bir konuş! Bu daha iyidir
”
Bir güzel söz söyleme sanatı varsa bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır
Epiktetos
Bir insana söz anlatmak için yakasını, paçasını tutmanız yersizdir
Sizi dinlemek istemiyorsa, dilinizi tutun daha iyi olur
”
Bir sözün ardından koşmamalıyız; söz bizim ardımızdan koşmalı, bize hizmet etmeli
”
Budur cihanda benim en beğendim meslek, Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek
M
Akif Ersoy
Cebinde para bulunmayanın, hiç değilse dilinde bal bulunmalı
”
Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez
Lao-Tse
Çok bilmeli, az konuşmalı, her soruya cevap vermemelidir
Martine Luther
Çok dinle, az konuş
Bias
Çok kez söylediklerimiz yüzünden kazandığımız düşmanlar, yaptıklarımız yüzünden kazandığımız dostlardan daha çoktur
”
Çok kez, en güçlü eleştiri, ses çıkarmamaktır
”
Çok konuşmak, insanın gözden düşmesi için en kısa ve en emin yoldur
La bruyere
Çok konuşmayın, herkesin gözünden düşersiniz
Hz
Ali r
a
Dediklerine bakılırsa yeryüzünde aramışlar aramışlar, bir tek dilsiz kadın bulamamışlar
Plautus
Dil ile düğümlenen, diş ile çözülmez
Kaşgarlı Mahmut
Dil kılıçtan keskindir
”
Dil küçük, belâsı büyüktür
”
Dil sükût ederse, baş selâmet bulur
”
Dil yarası onmaz
”
Dili belâsıdır bülbülün kafes”
Dilim, dilim, bana giydirir kilim”
Dilim, seni dilim dilim dileyim
”
Dilin cirmi küçük, cürmü büyüktür
”
Dilin kemiği yok, ama kemiği kırar
”
Dilin kemiği yok, nereye çevirsen oraya döner
”
Dilini zapteden başını kurtarır
”
Doğru sözü kimse sevmez
Cheov
Doğruluğunu tam bilmediğin bir sözü söyleme!” (Sâdi)
Dünyada kekemelerden çok konuşmayı, topallardan çok da yürümeyi seven kimse yoktur
Diderot
Dünyada söylenmemiş hiçbir şey yoktur
”
Eğer hor eğer hürmet, Kişiye sözden gelir
” (Yunus Emre)
En sevdiğim söz doğru olandır
HZ
MUHAMMED
Esenlik ve huzur on kısım ise, dokuzu susmaktır
” (Hz
Ömer)
Eskiler, daha sonradan gelecek olanlara, söylenmedik bir söz bırakmadılar
Beydeba
Gelür kem sözle başa çok belâlar
Güzel söz, demir kapıyı açar
”
Güzel söz, en etkili bir sinir ilâcıdır
”
Güzel söz, sadakadır
Hadis-i Şerif
Güzel sözler petekten damla damla sızan bala benzer, insanın ruhuna tat verir
Hz
Süleyman a
s
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır
”
Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil
Clavdius
Her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir
Bediuzzaman
Her zaman herkesi memnun edemeyiz; ama herkesi memnun edecek biçimde konuşabiliriz
”
Ilı sözle yılan ininden çıkar
İri sözle kişi dininden çıkar
”
İki şey insanı çileden çıkarır: Söylenecek yerde susmak, susacak yerde söylemek
Sadi
İnce sözler keskin kılıca benzer
Kalkanın yoksa geri dur
Mevlana
İnsan dilini tutup konuşmadıkça, ayıbı da hüneri de gizli kalır
” (Şeyh Sâdi)
İnsan dilinin altında gizlidir
Hadis-i Şerif
İnsan konuşacağı şeyden kırk kat fazlasını bilmiyorsa konuşmamalıdır
Dale Carnegie
İnsan ne kadar az düşünürse o kadar çok konuşur
Montesquieu
İnsan yalnız sözle insandır ve yalnız sözle bağlanırız birbirimize
Montaigne
İnsan, hayvandan konuşmakla üstündür
Ama doğru konuşmazsan hayvanlar senden üstün olurlar
” (Şeyh Sâdi)
İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh, doğrunun yardımcısıdır Hz
Allah
”
İnsanın ağzından Tanrı konuşur
Hesiod
İnsanın cümlelerine hâkim olabilmesi için, konusuna hakim olması gerekir
Lioyda George
İnsanın söylemezinden, suyun şarlamazından kork
”
İnsanlar arasında yaşamak güçtür; Susmak çok güçtür de ondan
”
İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyin
”
İnsanların bazen birbirlerine söyleyecek sözü yoktur; ama gene de konuşurlar
”
İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır
Emerson
Kelâm ile kemâli birleştirmek gerek
”
Kılıç yarası iyi olur; dil yarası onmaz
”
Kişi ne aş bulursa yemek olmaz; Dile ne söz gelirse demek olmaz
”
Konuşma bir bayanın eteği gibi; ilgiyi sürdürecek kadar kısa, konuyu kapsayacak kadar uzun olmalı
Dale Carnegie
Konuşma eylemlerin hayalidir
Solon
Konuşma insanın aklını kullanma sanatıdır
Eflatun
Konuşma sanatını bilen adam, düşündüklerinin hepsini söylemez; fakat söylediklerini düşünür de söyler
”
Konuşma, aklın fihristidir
Seneca
Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır
Eflatun
Konuşmak bir ihtiyaç ama susmak bir sanattır
Madame De Stael
Konuşmak için yeterli bir zekâsı veya susmak için yeterli bir aklı olmayanlar bahtsız kimselerdir
La Bruyere
Konuşmak yaradılıştan, susmak akıldan gelir
Chi Lehmann
Konuşmaların en önemlisi, kendi kendimizle konuşmamızdır, ama bunu nedense ihmal ederiz
Oxemstiern
Konuşmanın zamanını bilmeyen, susmanın da zamanını bilmez
Syrus
Konuşması insanı hayvanlardan, söylediği şeyler de meleklerden ayırır
”
Konuşmasını öğreninceye kadar susmak güç değildir
Mikszath
Konuşmasıyla kendini anlatabilen amacına erişmiş olur
Konfüçyüs
Kötü söz söyleyenin ağzının kibarlıkla kapatmak gerekir
La Rochefoucauld
Kullanıldıkça Keskinleşen tek alet dildir
Washington Irwing
Kuru kaşık ağza, kuru söz kulağa yakışmaz
Kaşgarlı Mahmut
Küçük adamların ağzından çıkan bütün sözler saçmadır; eğer bunları söyleyen büyük bir adam olsaydı nefis sözler olurdu
Moliere
Marifet, konuşmaktan çok sükutta bulunur
Darani
Ne kadar çok söylersen karşındaki o kadar az hatırlar
Az söyle de kazancın çok olsun
”
Ne söyleyeyim diye başta düşünmek; niçin söyledim diye sonunda pişman olmaktan iyidir
Sadi
Neden iki kulağımıza karşılık bir dilimiz var? Çok dinliyelim de az konuşalım diye
Diyojen
Önemli olan sözler değil, davranışlardır
ROBERT HALL
Para ile köle satın alamadığına üzülme; insanları tatlı dille de kendine esir edebilirsin
” (Hz
(Ali)
Savar mâkul söz nice kazâlar
”
Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır
” (Hz
Ali)
Sessizlik de bir çeşit konuşma sanatıdır
Hazzlitt
Sonradan pişman olmaktansa ağzından çıkan sözlere dikkat et
CHARLES BURNEY
Söylemediğin sözü söyleyebilirsin fakat, söylediğini gizleyemezsin
Feridüddin Attar
Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır
ATAULLAH İSKENDERİ
Söylenmediği sürece söze sen hâkimsin
Bir kere söyledin mi, o sana hâkim olur
”
Söz ağzımdan çıktı mı, bana hakim olur, söyledikçe ben ona hakim olurum
Montesquieu
Söz odur kim ola gül gibi hoş-bû; Selâsette dahi güya akar su
”
Söz ok gibidir
Senden çıktı mı, artık sen ona değil, o sana hakim olur
Imam-ı Şafii
Söz ola kestire başı, Söz ola kestire savaşı, Söz ola ağulu aşı, Bal ile yağ eder bir söz
Yunus Emre
Söz söylemeyi öğrenmek, kılıç kullanmayı öğrenmekten zordur
Ahmed İbşihi
Söz vermek borçlanmak demektir
Hadis-i Şerif
Sözler harekete getirir; ancak, örnekle beraber uygulanır
”
Sözler şairin silahlarıdır
GOETHE
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek
M
AKİF ERSOY
Sözün âfeti yalandır
” (Hadis-i Şerif)
Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin yararlandığı sözdür
”
Sözün gümüş ise sükutun altındır
Hz
Süleyman a
s
Sözünü tesir edeceğini bildiğin zaman söyle
Sadi
Sözünü tesir edeceğini bildiğin zaman söyle
SADİ
Susma, dayanılması çok güç bir hazır cevaptır
”
Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır
Konfiçyus
Susmak, insanı ele vermeyen sâdık bir arkadaştır
”
Susmak, kişinin kötü söz söylemesini engelleyerek onu kibar kılar
William Faulkner
Şayet söz gümüş ise sükut altındır
HZ
SÜLEYMAN
Tamamıyla doğru olsa da, sert söz insanı yaralar
SOPHOKLES
Tatlı dil, her kapıyı açan sihirli bir anahtardır
Montaigne
Tatlı dili olanların dostları her gün biraz daha artar
Hz
Ali r
a
Tatlı kelâm dinletir, tatsız kelâm esnetir
”
Tatlı söz söyleyen, kötü söz işitmez
Firdevsi
Tatlı söz yılanı ininden, acı söz insanı dininden çıkarır
”
Tatlı sözler, şiddetli bir öfkeye karşı en etkili ilâçtır
”
Tatlı sözler, tatlı yankılar meydana getirirler
”
Tatsız çorbaya tuz, akılsız kafaya söz kâr etmez
”
Tek bir kelime, bize, karşımızdakinin akıllı mı, aptal mı olduğunu gösterir
Konfiçyus
Tesirli söz söylemek; insanlara rehber olmak, tesirli düşünmeye bağlıdır
JAMES ALLEN
Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler
”
Üç şey vardır ki insanın gönlünü öldürür: Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak
Malik B
Dinar
Ve susmak altın olmadı hiçbir zaman; Sözün bir anlamı oldukça
”
Ya hayır konuşup da sevap kazanan yahut susup da selâmet bulan kişiye Allah rahmet etsin
” (Hadis-i Şerif)
Ya hayır söyle, ya sus
Hadis-i Şerif
Ya susun yahut susmaktan iyi şeyler söyleyin
”
Yeni bir söz söyledim diyen, sözlerin en eskisini söylemiş olur
”
Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz
”
Yeşillikler, toprağın çirkinliğini kapattığı gibi, tatlı sözler de insanın birçok kusurunu örter
”
22-01-2007
#
9
Profil Bilgileri
mumsema
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y
c
2, s
405-406
El-Câmaiu li-Ahkâmi’l Kur’an, İmam Kurtubî, Burûc Y
c
2, s
200-201
El-Mîzan Fî Tefsîri’l Kur’an, Muhammed Hüseyin Tabatabâî, Kevser Y
s
1, s
309-311
Tefhîmu’l Kur’an, Mevdûdi, İnsan Y
c
4, s
319-322
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y
c
1, s
178-180
Mefatihu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y
c
3, s
185-189
Min Vahyi'l Kur'an, Muhammed Hüseyin Fadlullah, Akademi Y
c
2, s
103-104
Şâmil İslâm Ansiklopedisi, Şâmil Y
c
2, s
244-246
Kur’an Ansiklopedisi, Süleyman Ateş, KUBA Y
c
7, s
44-52
Yürek Fethi, Mustafa İslâmoğlu, Denge Y
s
142-152
İhyâi Ulûmi’d-Din, İmam Gazâli, Bedir Y
c
3, s
245-365
Kur’an ve İnsan, Celâal Kırca, Marifet Y
s
299-304
Tenbihu’l Gâfilin, Ebulleys Semerkandi, Bedir Y
s
221-248
İslâm Nizamı, A
Rıza Demircan, c
3, s
85-96
Fikrî Tevhide Doğru, Halil Atalay, Ribat Neşriyat, s
64-72
Kur’an’da Edebî Tasvir, Seyyid Kutub, Çizgi Y
Kur’an’da Edebî Veche, Safvet Senih, Nil A
Ş
Güzel Söze Uymanın Önemi, Harun Yahya, Vural Y
Güzel Konuşmanın Sırları, Şadi Eren, Nesil Basım Yayım
Güzel Konuşma ve Yazma Sanatı, Ömer Sevinçgül, Zafer Y
Güzel Konuşma, Cevdet Tellioğlu, Timaş Y
Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Emin Özdemir, Remzi Kitabevi
Konuşma, Yavuz Özdem, Atika Y
Konuşma Eğitimi, Suat Taşer, Papirus Y
Konuşma Eğitimi, Sandy Linver, Star Yaprak Y
Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojileşmesi, Walter J
Ong, Metis Y
Sözün Özü (Kelâm-ı İlâhî’nin Tabiatına Dair), Dücane Cündioğlu, Tibyan Y
Söz, Haydar Murat Hepsev, Söz Kitap Y
Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı, Dale Carnegie, Timaş Y
Söz ve Diksiyon, Nüzhet Şenbay, Yapı Kredi Y
Türkçe Diksiyon, Raif Özben, İnkılap Kitabevi
Meşhur Sözler Antolojisi, Ahmet Seven, Seha Neşriyat
Özlü Sözler Antolojisi, Yakup Sarı, Ravza Y
Özlü ve Güzel Sözler, Şerif Öktürk, Toker Y
Güzel Konuşma Sanatı, Mehmet Kaplan, Nesil Basım Yayım
Güzel Konuşmanın Anahtarı, İlyas Albayrak, Remzi Kitabevi
Güzellikler Dini İslâm, Mehmet Dikmen, Cihan Y
Güzel Sözler Antolojisi, Bilal Eren, Türdav A
Ş
İletişim ve Dil, İsa Kayaalp, T
Diyanet Vakfı Y
Dinî Hitabet, Çeşitleri, İlkeleri, Örnekleri, İ
Lütfi Çakan, İFAV Y
Hitabet ve İrşad Güzel Konuşma ve İnsanları Etkileme Yolları Abdurrahman Çetin, Aksa Y
Hitabet, Nejat Muallimoğlu, Avcıol Basım Yayım
Hatiplik Sanatı, J
Brun-Ros, Remzi Kitabevi
Edebiyata Müslümanca Bakmak, Selim Çoraklı, Birleşik Y
Lisan ve İnsan, Yusuf Alan, T
Ö
V
Y
Peygamber Efendimiz’in Hitabeti, Ahmet Lütfi Kazancı, Marifet Y
Edebiyatta Üslûp ve Problemleri, Şerif Aktaş, Akçağ Y
Yanlışları ve Doğrularıyla Güzel Konuşma, Ülkü Giray, Bilgi Y
22-01-2007
#
10
Profil Bilgileri
Apollo
--->: G Ü Z E L S Ö Z
Güzel di daha fazlada olabilridi
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
10:21
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553