FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Hz Muhammed
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Hz Muhammed ile ilgili Benzer Konular
394 Kez Görüntülendi
Muhammed Ali Olmak Muhammed Ali ve Bush
Diğer Videolar
Muhammed Necibullah (Muhammed Necibullah Kimdir? - Muhammed Necibullah Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Muhammed Zahir Şah (Muhammed Zahir Şah Kimdir? - Muhammed Zahir Şah Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Muhammed Emin (Muhammed Emin Kimdir? - Muhammed Emin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Mahathir Muhammed (Mahathir Muhammed Kimdir? - Mahathir Muhammed Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
bir resim bir ayet
|
Kalbin Amelleri ve Güzel Halleri
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Konu Araçları
02-02-2007
#
1
Profil Bilgileri
Hasan
Hz Muhammed
Hz Muhammed başlıklı yazı Mumsema Hz Muhammed Forum Alev
Peygamber Efendimiz, Allah'ın
"… ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur
"
(Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah'ın en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı, Allah'ın dostu, Rabbimiz'in Katında üstünlüğü olan, müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir
Allah,
"Gerçek şu ki, Biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız"
(Müzzemmil Suresi, 5) ayetiyle de bildirdiği gibi son peygamber olan Hz
Muhammed (sav)'e önemli bir sorumluluk vermiştir
Peygamberimiz (sav) ise, Allah'a olan güçlü imanı ile, Allah'ın kendisine verdiği sorumluluğu en güzeliyle yerine getirmiş, insanları Allah'ın yoluna, hidayete davet etmiş ve tüm inananların yol göstericisi ve aydınlatıcısı olmuştur
Peygamberimiz (sav)'i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden, güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz
Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar
Ancak bu insanların büyük bir çoğunluğu doğru yolda olmadığı gibi, tavır ve ahlak güzelliğine de sahip değildirler
Bu nedenle insanları doğru olana, en güzel ahlak ve tavıra özendirmek önemli bir sorumluluktur
Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişi, Hz
Muhammed (sav)'dir
Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır
(Ahzab Suresi, 21)
Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah'ın müminler için örnek kıldığı, Allah'ın razı olduğu kişilerdir
Allah, Yusuf Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır
(Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir
(Yusuf Suresi, 111)
Bu kitabın hazırlanış amacı da Peygamberimiz (sav)'i birçok yönüyle tanıtmak, onun ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, insanları Peygamberimiz (sav)'in ahlakına özendirmektir
Peygamberimiz (sav)'in
"Size iki şey bırakıyorum
Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti"
1 hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber Efendimizin sünnetidir
Peygamber Efendimiz hem güzel ahlakı ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır
"Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır
Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"
2 buyuran Peygamberimiz (sav), bir sözünde de
"Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer"
3 demiştir
Peygamberimiz (sav)'in izinden giden Müslümanların da, hem tüm insanlığa güzel ahlakları ve iyi huyları ile örnek olmaları, hem de sözlü ve yazılı olarak onları güzel ahlaka davet etmeleri gerekir
Dantel
Mumsema
Frmacil
02-02-2007
#
2
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
KURAN’DA PEYGAMBER EFENDİMİZİN
GÜZEL AHLAKI
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun
Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin
Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir
(Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir
Bu, Hz
Muhammed (sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir
Peygamberimiz (sav)'in de
"İmanın kemali, güzel ahlakladır"
4 sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır
Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir
Peygamberimiz (sav) sadece kendisine
vahyolunana uymuştur
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen en önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine uyması, insanların rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın bildirdiklerini yapmasıdır
Hatta, çağdaşı olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz (sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir
Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur
Bir ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir
" De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir
Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım
Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım
" De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi
Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm
Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'i birçok ayetiyle uyarmıştır
Örneğin Maide Suresi'nde şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik
Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma
Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık
Eğer Allah dileseydi,
sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir
Artık hayırlarda yarışınız
Tümünüzün dönüşü Allah'adır
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma
Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir
Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır
(Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır
Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum
Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam
" De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara bildirilmiştir
İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile olacaktır
Günümüzde de geçmişte de insanların büyük bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler
Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu zayıflıklarına yenilirler
Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler
Örneğin dostlarının, eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı hükümlerini yerine getirmezler
Veya dine uymayan bazı alışkanlıklarını terk edemezler
Bu nedenle, dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ etmiştir
Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir
Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir
(Necm Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi
İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır
(Hucurat Suresi, 7)
02-02-2007
#
3
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Peygamberimiz (sav)'in tüm alemlere
örnek olan tevekkülü
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir
Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir
Ayette şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir
Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir
" Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı
Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir
(Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez
O bizim Mevlamızdır
Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler
" (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur
"
5
"
Bir şey isteyince Allah'tan iste
Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile
Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar
Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar
"
6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir
Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından biri olan Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid olaylarla denenmiştir
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha birçokları sürekli olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir
Onun bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır
Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve Rabbimiz'in herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir
Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır
Zira her işi onun için bir hayırdır
Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır
"
7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir
Allah, onun bu güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca Rabbimiz'in bu emrine uygun olarak davranmıştır
Ayette şöyle buyrulur:
"Tamam-kabul" derler
Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar
Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor
Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et
Vekil olarak Allah yeter
(Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim
" Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir
Allah, kulları hakkıyla görendir
(Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız
Onlar aç gider, tok dönerler
"
8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve tavırlarıdır
Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim olduğunu zikretmelidir
02-02-2007
#
4
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Peygamberimiz (sav) insanlardan hiçbir karşılık
beklemeden, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramıştır
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için yapmasıdır
Allah bir ayetinde müminlere "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" (Enam Suresi, 162) şeklinde buyurmaktadır
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler
Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir" (Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir
Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu gösterir
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz
İhlas sahibi müminlere en güzel örnek Hz
Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış, hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba göstermiştir
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim
" (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun
Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir
O, herşeye şahid olandır
" (Sebe Suresi, 47)
02-02-2007
#
5
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Peygamberimiz (sav)'in zorluklar
karşısındaki güzel sabrı
Hz
Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır
Kavminden inkar edenler ve müşrikler ona karşı son derece incitici sözler söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler, bazıları da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun için planlar kurmuştur
Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye, onlara Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye çalışmıştır
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel görgü kurallarından dahi habersiz oldukları için Peygamberimiz (sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini düşünmemişlerdir
Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile, inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et
(Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin
Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır
O, işitendir, bilendir
(Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz
(Hicr Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın
Allah herşeye vekildir
(Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda kendilerine onu örnek almaları gerekir
Nefislerine ters düşen en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler
İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli ve Rabbimiz'in rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar
Peygamberimiz (sav) yanındakilere
daima hoşgörülü davranmıştır
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in yanında her karakterden, her düşünceden insan vardı
Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her birinin eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her türlü konuda eğitmeye çalışmıştır
Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı tavrı, birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur
Allah, Peygamber Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi
Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile… (Al-i İmran Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e çevresindekilere karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz
Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver
(Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda güzellikle anlatmıştır
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her yönüyle sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet olmuştur
Bu özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok ayetinde
"sahibiniz"
(arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak zikredilir
(Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden çok daha üstün tutmuşlardır
Bir ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzap Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:
"
Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu
Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı
Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi
Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi
Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi
İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi
Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır
"
9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan ve kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati, tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür
Peygamberimiz (sav)'in tüm insanlığa örnek adaleti
Allah Kuran'da müminlere
"Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun
(Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın"
(Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır
Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler, hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit davranmasıyla tüm insanlar için çok büyük bir örnektir
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir
Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler
Aralarında hükmedersen adaletle hükmet
Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever
(Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi, Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir
Daima
"Rabbim adaletle davranmayı emretti…"
(Araf Suresi, 29) diyerek her devirde tüm insanlara örnek olmuştur
Hz
Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır
Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve kabileden insan birarada yaşıyordu
Bu toplulukların birarada huzur ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya çalışanların etkisiz bırakılmaları çok zordu
En küçük bir sözden veya tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu
Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için de bir huzur ve güvence kaynağı olmuştur
Asr-ı Saadet döneminde Arabistan Yarımadasında Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt etmeksizin herkese adil davranılmıştır
Peygamberimiz (sav) Allah'ın
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…"
(Bakara Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak dini anlatmış ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest bırakmıştır
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma
Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım
Aranızda adaletli davranmakla emrolundum
Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz'dir
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir
Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur
Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır
Dönüş O'nadır
" (Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine karşı tutumları konusunda örnek olmalıdır
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar arasında da uzlaşma sağlamıştır
Peygamberimiz (sav) birçok konuşmasında, hatta Veda Hutbesi'nde de ırklara göre bir üstünlük olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi "üstünlüğün takvaya göre olacağını" bildirmiştir
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık
Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır
(Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız
Adem ise topraktan yaratılmıştır
İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar
"
10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir
(Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız
Hepiniz bir ölçek içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz… Halbuki, hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü yoktur
Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi, küçük görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması yeter
"
11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle seslenmişti:
"Soylarla övünülmez
Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar
Çünkü Allah Katında en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır
"
12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine çok güzel bir örnek teşkil etmektedir
Bu antlaşmanın maddelerinden biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri varları ve yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına alınacaktır
"
13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir
Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara barış getirilmiştir
Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır
Bu konu ile ilgili madde şöyledir:
"Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir
"
14
Medine Vesikası'nın 16
maddesinde ise,
"Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır"
15 diye bildirilmiştir
Peygamberimiz (sav)'den sonra da sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır
16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde geçmesinin en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli tutumudur
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına girmek isteyenler olmuştur
Allah Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye) isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'… (Tevbe Suresi, 6)
Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever
(Tevbe Suresi, 7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların, kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin, adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır
Peygamberimiz (sav)'e itaat eden
Allah'a itaat etmiş olur
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur
Elçiler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla insanlara Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl yaşanması gerektiğini
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik
Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı
(Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir
Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir
Elçilere başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir
Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur
Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik
(Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir
Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir
Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur
Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir
(Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir
Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir
"
17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir
Bu nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı
Ayrıca aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm veya yöntemi öğrenerek uygularlardı
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir ahlaktır
Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini emretmektedir
Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler
Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi
Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz
(Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir
Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü Allah'ın koruması altındadır
Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır olur
Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en akıllı ve hikmetli kişisidir
İnsan her işinde doğal olarak en ehil, en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği ve emin olduğu kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması için ona götürmek ister
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de, bu haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek olmasıdır
Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin aralarındaki anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını bildirmiştir
Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır
Ayrıca, Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir
Onun verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı olarak peygamberin hükmüne itaat ederler
Allah bu önemli itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar
(Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın koruması altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf imanlı ya da ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in her konudan haberdar olarak bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda fitne çıkarmaya çalışmışlardır
Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır
De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır
Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir
Allah'ın elçisine eziyet edenler
Onlar için acı bir azab vardır
" (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz (sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir
Çünkü cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri hayır, güzellik, insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar
Onlar bunu ancak dedikodu ve fitne için kullanır, insanları birbirine düşürmeye, tuzaklar kurmaya çalışırlar
Oysa, Peygamberimiz (sav) kendisine gelen her haberle hem Müslümanların hem de koruması altındaki diğer insanların güvenliğini, sağlığını, huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti içinde olanları tespit ederek onların imanlarını güçlendirecek önlemler almış, müminleri zayıflatacak, şevklerini kıracak tüm ihtimallerin önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır getirecek türlü yöntemler belirlemiştir
Bu nedenle Allah ayetlerde onun,
"bir hayır kulağı"
olduğunu bildirmiştir
Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her kararı, her önlemi müminlere ve aslında tüm insanlara hayır ve güzellik getirmiştir
Peygamberimiz (sav) insanları vicdanlarını
etkileyecek şekilde hikmetle uyarıp korkutmuştur
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir
Kuran'ın bir ayetinde Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur
Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da
Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim
" (Yusuf Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (sav) insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır
Herkes hidayet ehli olmadığı için, kıskançlığından, kininden, öfkesinden dolayı Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği sözü kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz (sav)'in söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp iki yüzlü davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler olmuştur
Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir zaman yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam etmiştir
Bu kişilerin tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar
De ki: "Kin ve öfkenizle ölün
" Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir
(Al-i İmran Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve kararlılığı ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır
De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum
Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır
" (Rad Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş, dine ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine rağmen belki vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye onlara dini en etkili şekilde anlatmıştır
Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in anlattıklarına karşı gösterdikleri tavır ise Nisa Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır
Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün
(Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz (sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek, doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir
O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle
(Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette ki güç bir sorumluluktur
Ancak, Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu bilen, insanlardan değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan için, her işte olduğu gibi bunda da Allah'ın yardımı ve kolaylıklar vardır
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan insanları doğru yola iletmek, onları arındırmak ve onlara ayetlerini öğretmek için elçilerini gönderdiğini bildirmektedir
Yukarıda da belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın kendisine verdiği bu sorumluluğu büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla hayatı boyunca sürdürmüştür
Vefatına çok yakın bir zaman kala yaptığı Veda Hutbesi'nde dahi Müslümanları eğitmeye ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel sorumluluklar ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik
(Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur
(Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor
Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler
(Al-i İmran Suresi, 164)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler
(Cuma Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin, hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin
Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız
(Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi bir insanın çağrısı gibi değildir
Bu çağrılara uymak, insanın dünyada ve ahirette kurtuluşu demektir
Peygamberimiz (sav)'in her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan, azaptan kurtaracak hikmetler vardır
Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun müminlere verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır
Bunlardan bir tanesi sahabesi Muaz (r
a)'a verdiği öğüttür
Ona şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah'tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim
"
18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları böyle eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır
02-02-2007
#
6
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Peygamberimiz (sav) konuşmalarında daima
Allah'ı tesbih ederdi
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "… Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu anlatırken, müminlere öğüt verirken, insanlara seslenirken veya dua ederken, hep Rabbimiz'i en yüce ve en güzel isimleri ile anar, O'nun gücünü, üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi
Allah, Peygamberimiz (sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin
Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın
Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin
" (Al-i İmran Suresi, 26-27)
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir
Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir
Allah, herşeye güç yetirendir
" (Al-i İmran Suresi, 29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır
O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır
" (Enam Suresi, 57)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur
O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür
Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin
O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır
Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz
(Araf Suresi, 158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi
(Kehf Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir
Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır)
O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır
Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir
(İhlas Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de ona önce Allah'ın Yüceliğini hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir
Arz ve semanın mülkü O'na aittir
Bütün hamdler O'nadır, O herşeye kadirdir
" de
Taşlanmış şeytandan Allah'a sığın
"
19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını kendisine örnek edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin konuşması da, insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmalıdır
Müminin her konuşmasında Allah'ı unutmadığı, her zaman Rabbimiz'e yöneldiği belli olmalıdır
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı sevmelerini ve kendisini de Allah'ı sevdikleri için sevmelerini öğütlemiştir
Bir hadiste şöyle bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz
"
20
Peygamberimiz (sav) bir "Müjdeleyici" idi
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik" (Ahzab Suresi, 45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bir müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir
Peygamberimiz (sav), insanları hem cehennem azabına karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları dünyada iyilerin daima üstün geleceği, ahirette ise sonsuz cennet hayatı ile müjdelemiştir
Peygamberimiz (sav)'in bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile gönderdik
Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın
(Bakara Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik
(İsra Suresi, 105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Onu Ruhu'l-emin indirdi
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
(Şuara Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik
Ancak insanların çoğu bilmiyorlar
(Sebe Suresi, 28)
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine uyanlar da onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar
Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin
Müjdeleyin, nefret ettirmeyin
Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin
"
21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını artırır, yaptıkları salih amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına vesile olur
Yaptığı işi, karşılığını cennette bir güzellik olarak alacağını umarak yapan kişi, elbette ki işini monotonluk içinde, bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan kişiden çok daha farklı bir ruh hali ve tavır içinde olacaktır
Allah, bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84) şeklinde buyurmuştur
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır" (Ahzap Suresi, 47) şeklinde bildirir
Allah'ın emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına uyan her mümin, tüm Müslümanları müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle sorumludur
Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan işleri zor gibi gösterip müminleri yıldırmaya çalışmak, güzellikleri, Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri unutturarak Müslümanları gaflete sürüklemek Müslümanca bir tavır değildir
Kuran ahlakına uygun olan, Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli tutmaktır
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan biri Allah'ın günahları bağışlayan olmasıdır:
De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin
Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir
" (Zümer Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size
Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir
" (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır
Allah, kulları hakkıyla görendir
" (Al-i İmran Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin
de bir insan olduğunu hatırlatmıştır
İnkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir
Bu kibirleri nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat etmeyi reddetmişler ve itaat etmemek için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir
Bu bahanelerinden biri ise, elçilere ancak insanüstü bir varlık olurlarsa itaat edeceklerini söylemeleridir
Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimiz (sav) ise kavmine, kendisinin Allah'a kul olan bir insan olduğunu, onların bu beklentilerinin yersiz olduğunu ve kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini söylemiştir
Bu konudaki Kuran ayetlerinde Allah, Peygamber Efendimize şunları söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor
Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın
" (Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik
" De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir
" (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman olmakla ve Allah'a itaat etmekle emrolunduğunu ve kendisinin sadece uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar edenlerin tavırlarından sorumlu tutulmayacağını da bildirmiştir
Bunu haber veren ayetler şöyledir:
(De ki
"Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı
herşey O'nundur
Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum
" "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum)
Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım
" Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız
" Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir
(Neml Suresi, 91-93)
Peygamberimiz (sav) Müslümanların
üzerlerindeki zorlukları kaldırmıştır
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri ile, müminlerin üzerlerinden yük almış, onların akıl erdiremeyecekleri veya zorlukla yapacakları işlerde onlara yol göstermiştir
Bunun yanında, insanların bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye, kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından kurallar çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş bulacaklarına inanmaya çok yatkındır
Tarih boyunca dinlerin tahrif edilmesinin altında yatan nedenlerden biri de insanların bu özelliğidir
Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara uyulduğunda da takva olacaklarına kendilerini ve insanları inandırmışlardır
Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından biri ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle oluşturdukları zorlukları kaldırmaktır
Allah bir ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor
Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır
(Araf Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler" insanların üzerlerindeki zorluklardır
Peygamberimiz (sav) ise hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de ayette bildirildiği gibi onları iyiliğe davet edip, kötülüklerden sakındırarak, insanların üzerlerinden zorlukları kaldırmıştır
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan biri de takvası yani sadece Allah'ın rızasını gözeten tavrıdır
Peygamberimiz (sav) sadece Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir zaman insanların hevalarına uymadığı için daima en doğru yolda olmuştur
Kuran ahlakının bu özelliği insan için büyük bir kolaylık ve güzelliktir
İnsanları memnun etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın hem de insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde koşan kişiler için her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır
Böyle insanlar hem içlerinden geldiği gibi, samimi, özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı aynı anda memnun edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de bulamazlar
En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne girmeye çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde onların saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları ve onlara dünyada ve ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek bir yükün altına girmezler
Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu, ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap yapmazlar
Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar
Bir hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a vereceklerini, sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini bildikleri için yine bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile müminlere ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir yük olan "insanların rızasını gözetmeyi" onların sırtından almıştır
Elbette bu, Peygamberimiz (sav)'in inananların üzerinden kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir
Hz
Muhammed (sav), bu şekilde dünyada ve ahirette hayır ve güzellik getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek olmuştur
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam
Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır
Hayır onların çoğu bilmiyorlar
(Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden kaldırdığı tek zorluk şirk değildir
Peygamberimiz (sav), insanlara güç gelen, onlara sıkıntı veren her türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay ve en güzel olana çağırmış ve herşeyin çözümünü göstermiştir
Bu nedenle Peygamber Efendimizin sünnetine uyanlar, huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar
Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları şöyledir:
"
Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var
Şunu da bil ki nusret sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır
"
22
"Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan zorluğu çıkarır
"
23
Peygamber Efendimiz müminlere çok
düşkün ve şefkatliydi
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir insandı
Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü
Peygamberimiz (sav)'in bu tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir
(Tevbe Suresi, 128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
" (Şuara Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun güzel özelliklerini kendilerine örnek aldıkları için, Kuran'da da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda bulunmuşlardır
Bir ayette müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar
Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler
Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır
(Haşr Suresi, 9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine gönülden bağlı müminler, esirlere karşı dahi koruyucu tavırlar göstermişlerdir
Onların bu örnek ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür
Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz
" (İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış ve onlara en güzel örnek olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet olunasınız
Af edin, af olunasınız
Yazık, laf ebesi olanlara
Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere
"
24
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez
"
25
"Allah refikdir (merhametli ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil verdiğini başka hiçbir şeyle vermez
"
26
Peygamberimiz (sav)'in müminler için bağışlanma
dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin ve düşkünlüğünün bir sonucu olarak, onların hataları için Allah'tan bağışlanma dilemiştir
Allah'ın kutlu Peygamber Efendimize bu konudaki emirleri ise şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste
Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
(Mümtehine Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka ilah yoktur
Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile
Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de
(Muhammed Suresi, 19)
"… Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile
Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir
" (Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz (sav)'e müminler için dua etmesini şöyle bildirmektedir:
… Onlara dua et
Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur
' Allah işitendir, bilendir
(Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in duası müminler için bir sukunete ve huzura vesile olmaktadır
Şunu hiç unutmamak gerekir ki, kalbe huzur ve sukunet veren sadece Allah'tır
Allah, müminlerin velisi, koruyucusu olarak vekil kıldığı peygamberinin duasını müminlerin rahatlığı, huzuru için vesile etmektedir
Rabbimiz'in şefkati, merhameti, müminleri esirgeyen ve koruyan olması Peygamberimiz (sav)'in ahlakında en fazlasıyla tecelli etmektedir
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua hakkında önemli bir konuyu şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak Allah'a dua edin
"
27
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati
için aldığı sadakalar onların temizlenmesine
vesile olmuştur
Allah, Tevbe Suresi'nin 103
ayetinin başında, "Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun…" şeklinde buyurmaktadır
Yani Allah çok sevgili kulu olan Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için aldığı sadakaları vesile ederek, müminleri temizleyip arındıracağını bildirmektedir
Peygamber Efendimiz Allah'ın elçisidir ve her sözünde ve her tavrında Rabbimiz'in emirlerine ve gösterdiği yola uymaktadır
Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakının ve üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan, başka bir yol gösterici ve ilah aramadan, her zaman Allah'a yönelmesidir
Allah'ın kendisine buyurduğu her emri yerine getirdiği için, tüm alemlere örnek, eşsiz güzellikte bir ahlak ve tavır kazanmaktadır
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici olmalı ve inananlar, sadece Allah'ın vahyi olan Kuran'a uyarak ve Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği güzel ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir tavır ve ahlak göstermelidirler
Peygamberimiz (sav) müminlerle istişare ederdi
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak, müminlerle istişare eder, onların fikirlerini alırdı
Bu konunun emredildiği ayet şöyledir:
… Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et
Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et
Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever
(Al-i İmran Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini aldıktan sonra, kararını verir ve sonucu için Allah'a tevekkül ederdi
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek, alınan kararların hepsinin Allah Katında önceden belli olduğudur
Allah kaderde her kararı, her kararın sonucunu belirlemiştir
Bir konu hakkındaki istişare ve sonra konuyu bir hükme veya sonuca bağlamak ise müminler için bir ibadettir
Peygamberimiz (sav) bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış, kararını vermiş ancak kararın sonucu için Allah'a güvenerek, Allah'ın en hayırlı sonucu yaratacağını bilmiştir
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı sonuçlar getirebilecek bir tavırdır
Herşeyden önce, istişare eden kişi tevazulu davranarak güzel ahlak göstermektedir
Örneğin Peygamberimiz (sav) ümmetinin içinde en fazla akla sahip, en basiretli ve en ferasetli olan kişidir
Buna rağmen çevresindekilere danışması, onların fikirlerini öğrenmesi, onların bir konuya getirecekleri çözümlerin neler olacağını sorması, onun ne kadar alçakgönüllü bir insan olduğunun göstergesidir
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu benden iyi zaten kimse bilemez" demeden, diğer kişilere danıştıklarında bunun hayır ve güzelliklerini pek çok açıdan göreceklerdir
Böylelikle Peygamber Efendimizin bir tavrını uygulayıp ona benzeyecekler, müminlere gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle de Allah'ın ve müminlerin sevgisini kazanacaklardır
Bütün bunların yanısıra akıllarını beğenmek gibi bir beladan uzak durmuş olacaklardır
Ayrıca Allah Kuran'da, "… Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır" (Yusuf Suresi, 76) şeklinde bildirmektedir
Dolayısıyla insan sadece kendi aklına güvenmeyip, başkalarının akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden faydalandığında, çok daha iyi sonuçlar elde edebilir
Tek akıl yerine, danıştığı kişi sayısınca, örneğin 10 akla sahip olur
Peygamberimiz (sav), müminlere birbirleriyle istişare etmelerini şöyle hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse Allah onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar
"
28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her yol ve Peygamberimiz (sav)'in üzerinde gördüğümüz her tavır bizim için en hayırlısı ve en güzelidir
İstişare etmek bunlardan biridir
Bu nedenle Allah'ın emirlerini çok iyi bilmek ve Peygamber Efendimizi çok iyi tanımak, ibadetlerimizi en güzeliyle yerine getirmek ve en güzel ahlaka sahip olmak için çok önemlidir
02-02-2007
#
7
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Allah, Peygamberimiz (sav)'e
ün ve şeref vermiştir
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (İnşirah Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle hem yaşadığı dönemde hem de vefatından sonra bütün insanlarca tanınmıştır
Vefatından 1400 yıl sonra dahi tüm dünyaca tanınmakta ve bilinmektedir
1400 yıldır, milyarlarca insan Peygamberimiz (sav)'e sevgi ve saygı ile bağlanmış, onu görmediği halde ona çok yakın olmuş, cennette onunla sonsuza kadar birlikte olmak için dua etmiştir ve etmektedir
Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir elçinin kesin sözüdür
" (Hakka Suresi, 40)
Allah Kuran'da Hz
Nuh, Hz
İlyas, Hz
Musa ve Hz
Harun gibi birçok peygamberin de hayırlı ve şerefli isimleri olduğunu bildirmektedir
İnsanların büyük bir bölümü hayatları boyunca ün ve şeref peşinde koşarlar
Bunun için hırs yapar, geçici olan dünya nimetlerine kendilerini kaptırırlar
Ya da kibirlenerek şımarırlar
Şeref peşinde koşarken, şeref ve onurlarını kaybetmiş olurlar
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah Katından verilir
Ve Allah bir insana şerefin Kuran ahlakının yaşanması ile geldiğini bildirmektedir
Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı
Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar
(Müminun Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve şerefli bir yaşam sürmesinin tek yolu Allah'ın vahyi olan Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakına uymasıdır
Bunların dışındaki yolların insanlara dünyada da ahirette de kayıptan başka bir şey getirmeyeceği açık ve kesin bir gerçektir
Peygamberimiz (sav)'in ince düşünceli ve
nezaketli olması
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan insanların bazılarının görgü ve kültür seviyeleri düşüktü
Bu kişilerin ince düşünceli olmadıkları, rahatsızlık verebilecek tavırları hesaplayamadıkları bazı ayetlerden anlaşılmaktadır
Örneğin evlere ön kapılarından değil de arka kapılarından girdikleri, Peygamberimiz (sav)'in evine yemek saatinde geldikleri ya da uzun uzun konuşup Peygamber Efendimizin vaktini aldıkları ayetlerde bildirilmektedir
Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav) ise, son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır
Çevresindeki kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını her zaman güzellikle uyarmış, onların gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve emekle onları eğitmiştir
Ve bu ahlakıyla da tüm müminlere çok güzel bir örnek olmuştur
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e bu konuda da yardımcı olmuş, onu ayetleri ile desteklemiştir
Bu konudaki ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin
(Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın
Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz
(Ahzap Suresi, 53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimizin nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir
Peygamber Efendimiz, hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür
Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan yakın sahabelerinin aktardıkları olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz, "son derece nazik, nezih, zarif, latif ve ince düşünceli" idi
Edep, terbiye ve görgü kurallarını hayatında en güzel ve en ideal şekliyle uyguluyordu
Hz
Ayşe (ra),
"Resulullahtan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur
Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye karşılık verirdi
Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin' buyurmuştur"
29 diyerek Peygamber Efendimizde gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz
Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi
Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi
Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi
Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı
Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi
Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı
"
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi
Hz
Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar vermişti
Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı
"
"Kimsenin sözünü kesmezdi
Konuşmasını yarıda bırakmazdı
Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim
Vallahi, bana 'Öf' bile demedi
Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın
Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu
"
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu
Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım
Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu
Döndüğümde baktım ki, kendisi
Gülüyor
Bana: 'Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?' dedi
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim
'Ben ona senelerce hizmet ettim
Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini hatırlamıyorum
"
30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş, dini, güzel ahlakı bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince düşünceli, fedakar, üstün ahlaklı insanlar olmalarına vesile olmuştur
Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve ahlakı ile milyonlarca insanın eğitimine vesile olan Peygamberimiz (sav), çok hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir
Allah Peygamberimiz (sav)'i
her zaman korumuştur
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı ve koruyucusudur
Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman yardım etmiş, onun için zorlukları kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi ve manevi olarak güçlendirmiş, salih müminlerle desteklemiş, düşmanlarının ise basiretlerini kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini engellemiştir
Allah Tevbe Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir… (Tevbe Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman başkalarına muhtaç olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in yanında bulunan hiç kimse yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı Peygamber Efendimizi minnet altında bırakamaz
Çünkü gerçekte Peygamberimiz (sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi olmasa da Allah başka bir insanı, meleklerini veya cinleri vesile edip Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav)'e yardım eder
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan korkmadan büyük bir cesaretle, hak olarak bildiği dini, insanlara tebliğ etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını vaad etmiştir
Ayette şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et
Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun
Allah seni insanlardan koruyacaktır
Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez
(Maide Suresi, 67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve dar görüşlü inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün gelebileceklerini, onu korkutabileceklerini veya etkisiz bırakabileceklerini sanmışlar ve bu nedenle sürekli tuzaklar kurmuşlardır
Bu insanlar, Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki korumasının farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar
Kendilerini Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün ve güçlü zannetmişlerdir
Ancak Allah, hepsinin biraraya gelerek kurdukları çok detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir mucize olarak kurdukları tuzakları kendi aleyhlerine döndürmüştür
Hiçbir tuzakları işe yaramamıştır
Biraraya gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden geçenleri okuduğunu anlayamayan, Peygamberimiz (sav)'den gizleseler bile Allah'tan gizleyemeyeceklerini kavrayamayan, Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili kulu ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı
Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu
Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır
(Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi
Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da
Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler
(Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki yardım ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı
Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır
Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın
Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? (Duha Suresi, 3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi Allah'ın kendisine yardım edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku ve endişeye kapılmamıştır
Yanındaki müminlere de Allah'ın kendileri ile birlikte olduğunu, herşeyi görüp işittiğini söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına vesile olmuştur
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun yolunu izleyenler de, Allah'ın rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut kesmemeli, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda yarıştıkları sürece Allah'ın daima onların yanında olduğunu bilmelidirler
Allah bir ayetinde müminlere şöyle bir vaadde bulunur:
… Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder
Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır
(Hac Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav)'in temizliğe
verdiği önem
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve yediği yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir
Bir Müslümanın saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri daima tertemiz olur
Kıyafetleri de her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür
Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur
Müminlerin bu özelliklerine en güzel örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir
Allah, bir surede Peygamberimiz (sav)'e şöyle buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar
Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle
Pislikten kaçınıp-uzaklaş
(Müddessir Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş, Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin…" (Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar
De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı
" Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin
Allah'tan korkup-sakının
Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir
" (Maide Suresi, 4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir
Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer
"
31
Peygamberimiz (sav)'in duaları
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için kalktığı bildirilir
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum
" (Cin Suresi, 19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in dualarından bahsedilmektedir
Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı sıfatları ile anarak O'nu yüceltmiştir
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin
" (Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır
Onların bu baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz'e, şeytanın olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah'tan şöyle yardım istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım
Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim
" (Müminun Suresi, 97-98)
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimiz'in merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın
" (Müminun Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin Allah'a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah'a şöyle yalvardığı belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir
İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır
"
32
Allah'ın,
"De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…"
(Furkan Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir ibadettir
İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah'a yönelmeli, herşey için O'na dua etmelidir
Peygamber Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen diğer peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir
Onlar dualarında hem Allah'a nasıl teslim olduklarını, Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimiz'i en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir
Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimiz'e yöneldikleri görülmektedir
PEYGAMBERİMİZİN TEBLİĞİ
Hz
Muhammed (sav), Allah'ın
"Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur
"
(Şura Suresi, 15) ayetiyle de bildirdiği gibi insanları uyarmakla görevlendirdiği son peygamberidir
Peygamberimiz (sav), tüm diğer elçiler gibi insanları doğru yola, Allah'a iman etmeye, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaka çağırmıştır
Bu daveti sırasında kullandığı yöntemler, konuları anlatış şekli, üslubu her Müslümana örnek olmalı, her Müslüman insanları dine davet ederken Peygamber Efendimiz gibi konuşmalı ve davranmalıdır
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kendisinin insanları uyarmakla görevli olduğunu belirtmesi şöyle emredilmiştir:
De ki: "Bu, benim yolumdur
Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da
Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim
" (Yusuf Suresi, 108)
Peygamber Efendimiz insanları uyarmak için elinden geleni en fazlasıyla yapmış, mümkün olan en fazla sayıda insanı uyarmak için çaba göstermiştir
Bir ayette şöyle bildirilir:
De ki: "Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahiddir
Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kuran vahyedildi
Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şehadet etmem
" De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım
(Enam Suresi, 19)
Peygamberimiz (sav) Kuran'ı tebliğ ederken, müşriklerin atalarından kendilerine miras kalan sapkın dinlerini tamamen değiştirmiş ve bu nedenle onların baskı ve karşı koymaları ile karşılaşmıştır
Ancak o Allah'ın emrine uyarak, onların baskı ve alaylarına hiçbir zaman aldırış etmemiştir
Allah, Peygamberimiz (sav)'e ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme
Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz
(Hicr Suresi, 94-95)
Günümüzde de Müslümanların, insanların rızalarını gözetmeden, kim ne der diyerek düşünmeden Kuran ahlakını insanlara anlatmaları, Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyarak "kınayanın kınamasından korkmamaları" gerekir
Bu, Allah'ın razı olacağı ve cenneti ile müjdelediği bir ahlak ve takva alametidir
Peygamber Efendimiz, Müslümanlara bu sünnetine uymalarını şöyle bildirmiştir:
"Benim tebliğ ettiklerimi, beni görenler (şahid olanlar) görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun
"
33
Peygamberimiz (sav) insanlara Allah'ın sonsuz
güç sahibi olduğunu anlatmıştır
İnsanların Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edip, O'ndan korkup sakınarak güzel ahlak göstermeleri için Peygamberimiz (sav) insanlara Allah'ın gücünün ve yaratışındaki ihtişamın delillerini anlatmış, onların Allah'ı severek O'ndan korkup sakınmalarına vesile olmuştur
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, Rabbimiz'in yaratışının delillerini ve gücünü şu ayetlerle anlatması bildirilmiştir:
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?" De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz? (Kasas Suresi, 71-72)
Hz
Muhammed (sav) ahirete inanmayanlara da Allah'ın dünyadaki yaratılış delillerini anlatmış ve tüm bunları yaratmaya kadir olan Allah'ın elbette ahirette bunların benzerlerini de yaratmaya güç yetirdiğini açıklamıştır
Peygamberimiz (sav) bu önemli gerçeği kavmine şöyle bildirmiştir:
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır
Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir
" (Ankebut Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav), Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu, hiçbir şeye ihtiyaç duymadığını insanlara tebliğ ettiği ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma
" (denildi
) De ki: "Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım
" (Enam Suresi, 14-15)
Allah'ın eşi, benzeri olamayacağını ve Rabbimiz'in herşeyin tek sahibi olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır
" De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır
" (Rad Suresi, 16)
Hz
Muhammed (sav), Allah'ın varlığını bildikleri halde O'nun üstün kudretini düşünmeyen, bundan dolayı O'nun büyüklüğünü takdir edemeyen kavmine, Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü ikrar ettirmiştir
Ve bunun ardından, onları öğüt almaya ve korkup sakınmaya davet etmiştir
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin
Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler
De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler
De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin
Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor
" "Allah'ındır" diyecekler
De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" (Müminun Suresi, 84-89)
Peygamberimiz (sav) insanlara tek doğru yolun
Allah'ın yolu olduğunu bildirmiştir
İnsanların bir kısmı kendilerine yol olarak sapkın, yanlışlıklarla, batıl inançlarla ve zararlı fikir ve yöntemlerle dolu yolları seçerler
Bunların her biri insanlara dünyada ve ahirette kayıptan başka bir şey getirmez
Peygamberimiz (sav) ise, insanları en şerefli ve güzel olan yola, Allah'ın yoluna çağırmış, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmak için gayret etmiştir
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur
Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk
" (Enam Suresi, 71)
Peygamber Efendimiz, hadis-i şeriflerinde de en doğru yolun Allah'ın ve Resulünün yolu olduğunu belirtmişlerdir:
"Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır
En güzel yol da Muhammed'in yoludur
"
34
Peygamberimiz (sav) insanları
şirkten sakındırmıştır
Peygamberimiz (sav)'in insanları sakındırdığı en önemli konulardan biri şirktir
Kuran ayetlerinde de görüldüğü gibi Hz
Muhammed (sav), insanlara daima Allah'ın tek ilah olduğunu, O'nun dışında hiçbir varlığın hiçbir güce sahip olmadığını söylemiş ve müşrikliğe karşı onları uyarmıştır
Pek çok ayette Peygamberimiz (sav)'e insanları şirke karşı uyarması haber verilmiştir
Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Bu, benim yolumdur
Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da
Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim
" (Yusuf Suresi, 108)
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum
" De ki: "Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim
" De ki: "Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam
" (Cin Suresi, 20-22)
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum
" "Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum
" De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım
" De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim
" "Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin
" De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır
Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir
" (Zümer Suresi, 11-15)
Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz
" (Neml Suresi, 64)
Kavmine Allah'ın tek ilah olduğunu hatırlatan Hz
Muhammed (sav), aynı zamanda Allah'a eş koştuklarının hiçbir şeyi yaratamayacaklarını, kimseye zarar vermeye veya fayda sağlamaya güçleri yetmeyeceğini de çeşitli şekillerde tebliğ etmiştir
Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler
" (İsra Suresi, 56)
De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin
" (Ahkaf Suresi, 4)
De ki: "Allah'ın dışında (Tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın
Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur
" (Sebe Suresi, 22)
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar
" (Fatır Suresi, 40)
İnsanların birçoğu Allah'ın varlığını kabul eder ancak Allah'ın gücünü ve büyüklüğünü takdir edemez, Allah'tan başka varlıkların kendisine yarar getirebileceğini zanneder, tek dost ve yardımcının Allah olduğunu kavrayamaz
Peygamberimiz (sav) ise, kavmine bu gerçekleri anlatmış ve onları şirkten arındırmaya çalışmıştır
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler
De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter
Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler
" (Zümer Suresi, 38)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar
(Ahzab Suresi, 17)
İnsanın tek dostu ve koruyucusu kendisini yaratan Allah'tır
Ne var ki Allah'tan korkmayan insanlar bunu kabul etmek istemezler
Ancak zorluk anlarında, çaresiz olduklarını açıkça görebildikleri bazı olaylarda bu insanlar, kendilerine Allah'tan başka hiç kimsenin yardım edemeyeceğini anlarlar
Peygamberimiz (sav) de insanlara bu gerçeği hatırlatmıştır
Bir sıkıntıya, bir zarara uğradığı zaman, insanın Allah'tan başka hiçbir yardımcısının olmadığını söylemiştir
Bu konu ile ilgili olarak Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine şu hatırlatmayı yapması bildirilmiştir:
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer size Allah'ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım
)" Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz
(Enam Suresi, 40-41)
Peygamberimiz (sav)'in de hatırlattığı bu gerçeği unutmayan müminler, bir zorlukla karşılaşmadan da, kendilerine tek yardım edebilecek, onlardan sıkıntı ve zorlukları tek kaldırabilecek gücün Allah olduğunu bilirler
Kuran'da şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz
" De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır
Sonra siz yine şirk koşmaktasınız
" (Enam Suresi, 63-64)
Resulullah Efendimiz hadis-i şeriflerinde de tüm Müslümanları şirke karşı uyarmıştır:
"(En büyük günah) Allah seni yaratmış iken, O'na ortak koşmandır
"
35
Peygamber Efendimiz, bir başka sözünde ise, Allah'ın şirk dışındaki bütün günahları affedeceğini şöyle bildirmiştir:
Allah (z
c
hz
)leri buyurur: "Bir adam bilse ki Ben kudret sahibiyim, günahları affederim
O şirk etmedikçe, Ben onu affederim
"
36
Peygamberimiz (sav), özellikle gizli şirkin, insanlar için ne kadar önemli bir tehlike olduğunu ise şu sözleriyle açıklamıştır:
"Bana göre, sizin için deccalden daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp adamın makamına gösteriş için amel etmesidir
"
37
"Şirk ümmetimde düz taşta karanlık gecede karıncaların gezinişinden daha gizlidir
Alameti, adaletsizlikten dolayı muhabbet, ve adaletten dolayı da buğz etmektir
Ve Din, Allah için sevgi ve Allah için buğzdan başka nedir? Allah Teala buyurdu ki:"Eğer siz Allah'ı seviyorsanız Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin
"
38
02-02-2007
#
8
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
Peygamberimiz (sav) gaybın bilgisinin
sadece Allah'a ait olduğunu açıklamıştır
Kuran'da "gayb" kelimesi, insanların bilmedikleri, görmedikleri gizli olan şeyleri ifade etmek için kullanılmıştır
Örneğin gelecekte olacak olan olaylar bizim için gayba ait bilgilerdir
Ancak geleceğe dair tüm bilgiler, her insanın, her ülkenin, her binanın, her eşyanın geleceği, her anıyla Allah Katında bilinmektedir
Peygamberimiz (sav)'e, gayb bilgisinin sadece Allah'a ait olduğunu insanlara açıklaması şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir
Göklerin ve yerin gaybı O'nundur
O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir
O'nun dışında onların bir velisi yoktur
Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz
" (Kehf Suresi, 26)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez
Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar
" (Neml Suresi, 65)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar
O, gaybleri bilendir
(Sebe Suresi, 48)
Resulullah Efendimize zaman zaman gaybtan bazı şeyler sorulduğunda kendisi onlara şu cevabı verirdi:
"Bilmiyorum
Ben bir kulum; Mevlâm neyi bildirirse onu bilirim
Onun bildirmediğini bilemem
"
39
Peygamberimiz (sav) insanlara, Allah'ın en gizli
konuşmaları dahi bildiğini hatırlatmıştır
Bazı insanlar bir kötülük düşündüklerinde ya da taraftarları olan kişilerle bir kötülük planladıklarında, dedikodu yaptıklarında, düzenler kurduklarında bunları insanlardan gizlediklerini zannederler
Oysa Allah her insanın bütün düşündüklerini, aklından geçirdiklerini, iki kişi arasındaki fısıldaşmaları, göklerde ve yerde olan herşeyi bilir
İnsanın an an yaptığı herşeye şahittir
Ve her insan, gizli gizli yaptığını veya konuştuğunu sandığı herşeyin hesabını ahirette verecektir
Belki o kişi yaptığı o kötülük dolu konuşmayı unutacaktır, ancak Allah insanların unuttukları herşeyi hesap gününde önlerine getirecektir
Peygamberimiz (sav) de bu konuya dikkat çekerek, insanları verecekleri hesap için uyarmıştır
Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir
Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir
Allah, herşeye güç yetirendir
" (Al-i İmran Suresi, 29)
De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir
" (İsra Suresi, 96)
Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum
Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem
Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir
" (Enbiya Suresi, 109-110)
De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir
Allah, herşeyi bilendir
" (Hucurat Suresi, 16)
Peygamberimiz (sav) insanlara Kuran'ın Allah
Katından indirildiğini açıklamıştır
Peygamberimiz (sav)'in döneminde ve sonraki dönemlerde de Kuran'ın hak kitap olduğunu inkar edenler olmuştur ve bu kişiler Kuran'ı Peygamberimiz (sav)'in yazdığını iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir
Oysa Kuran'ın insan eliyle yazılmadığı çok açıktır
Allah'ın sözü olan Kuran, içinde birçok mucizeye, insanların erişmeyeceği eşsiz bir hikmete sahiptir
Peygamberimiz (sav) de insanlara bu gerçeği hatırlatmış ve Kuran'ı Allah'ın gönderdiğini bildirmiştir
Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir
Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
" (Furkan Suresi, 6)
De ki: "Gördünüz mü haber verin; eğer o (Kuran) Allah Katından ise, sonra siz onu inkar etmişseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kimdir?" (Fussilet Suresi, 52)
Kuran'ın bir insan tarafından yazıldığını iddia edenler, onun sahip olduğu mucizelerden, Allah'ın sonsuz hikmet içeren sözlerinden habersizdirler
Oysa Kuran değil bir insanın, bütün insanların ve cinlerin dahi biraraya gelerek yazamayacakları bir kitaptır
Ve Hz
Muhammed (sav)'e bu konu ile ilgili olarak kavmine şunları bildirmesi emredilmiştir:
De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kuran'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler
" (İsra Suresi, 88)
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın
" (Yunus Suresi, 38)
Peygamber Efendimiz bir diğer hadis-i şeriflerinde ise Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu şöyle belirtmiştir:
"Kuran, Allah Azze ve Celle'nin kelamıdır
Öyle ise Kuran sahibi, Rabbinin, yasak ettiklerini yapmamak sureti ile ona tazim (hürmet) etsin
"
40
Peygamberimiz (sav) Kuran'ın
Müslümanlar için bir müjde ve
hidayet rehberi olduğunu bildirmiştir
Peygamberimiz (sav) Kuran'ın insanları hidayete eriştirdiğini söylemiş ve onlara Kuran'ı rehber edinmelerini öğütlemiştir
Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir
" (Nahl Suresi, 102)
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kuran) sayesindedir
Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır
" (Sebe Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in bir hadis-i şeriflerinde Kuran'ın kurtuluşa götüren bir rehber olduğu şöyle açıklanır:
"Kim ki Kuran'ı öne alırsa, Kuran onu cennete götürür
Kim de arkasına bırakırsa onu da cehenneme sürer
"
41
Peygamberimiz (sav), hesap günü kimsenin
başkasının günahını yüklenemeyeceğini bildirmiştir
Cahiliye toplumlarında yaygın olan sapkın inanışlardan biri, bir kimsenin diğerinin günahını yüklenebileceğini sanmalarıdır
Örneğin, arkadaşlarının bir ibadeti yapmasını engellemeye çalışır ve onlara "ben senin günahını yüklenirim" derler
Bu kişi elbette ki bir ibadeti engellemenin günahını alır, ancak karşısındaki kişi de bu ibadeti yerine getirmemenin günahını alacaktır
Yani hiç kimse ondan bu günahı alıp yüklenemez
Hesap gününde herkes yalnızca kendi yaptığından sorumlu tutulacaktır
Kimseye başkalarının günahları sorulmayacak, kimse de kimsenin günahını yüklenmeyecektir
Allah, Hz
Muhammed (sav)'e bu konuyu şöyle açıklamasını bildirmiştir:
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz
Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz
Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir
O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir
" (Enam Suresi, 164)
Peygamber Efendimiz
"Kimse kimsenin günahını çekmez"
42 sözleriyle de, halk arasındaki bu batıl inanca bir açıklama getirmiştir
Peygamberimiz (sav), kavmine kendilerinden
öncekilerin başlarına gelenleri anlatarak
ibret almalarını öğütlemiştir
Tarih boyunca Allah'a, dine ve Allah'ın elçilerine karşı gelen topluluklar hep bir helakla yok olmuşlar, hatta arkalarında tek bir iz kalmayacak şekilde kaybolmuşlardır
Bu toplulukların uğradıkları son, tüm insanlara bir ibret olmalı, Allah'ın gazaplanmasından korkup sakınarak Allah'a yönelmelidirler
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün
" (Neml Suresi, 69)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün
" (Enam Suresi, 11)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, böylece daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görün
Onların çoğu müşrik kimselerdi
" (Rum Suresi, 42)
Peygamber Efendimiz yukarıdaki ayetler doğrultusundaki bir sözlerinde ise,
"Ey kavmim, ağır olunuz
Sizden evvelki ümmetler, bu yaptığınız şeyle helak oldu
Peygamberlerine karşı ihtilafları sebebi ile ve kitaplarının bazısını bazısına karıştırmaları sebebi ile
"
43 diyerek, çevresindekileri, geçmiştekilerin başlarına gelenlerle uyarmıştır
İnsanlara ölümü hatırlatmıştır
Ahiretin varlığına inanmayan veya şüphe duyan insanların en büyük korkularından biri ölüm korkusudur
Ölümle birlikte herşeylerini kaybedeceklerini düşündükleri ve dünyaya büyük bir hırsla bağlı oldukları için ölümü kesinlikle düşünmezler
Oysa her insan Allah'ın kendisi için kaderinde takdir ettiği bir vakitte ölecektir ve bundan asla bir kaçış yolu bulamayacaktır
Peygamberimiz (sav) de bu insanlara ölümden kaçışın kendilerine bir fayda sağlamayacağını açıklamış ve onların ölümden sonraki gerçek hayatlarını düşünmelerini sağlamaya çalışmıştır
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız
" (Ahzap Suresi, 16)
De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz
" (Sebe Suresi, 30)
Peygamber Efendimiz ölümün düşünülmesini de tavsiye etmiş ve şöyle demiştir:
"Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır
İşte akıllılar bunlardır
"
44
Kıyametin saatinin bilgisinin sadece Allah'a ait
olduğunu açıklamıştır
İnsanların merak ettikleri konulardan biri kıyamet saatinin ne zaman geleceğidir
Oysa Allah kıyametin saatini Kendisi'nden başka kimsenin bilemeyeceğini bildirmiş ve Hz
Muhammed'e (sav) bu konuda kendisine sorulan sorulara şöyle cevap vermesini emretmiştir:
İnsanlar, sana kıyamet saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katındadır
" Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir
(Ahzap Suresi 63)
De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (Cin Suresi, 25)
Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum
Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem
" (Enbiya Suresi, 109)
Cehennemde bazı kimselerin sonsuza kadar
kalacağını bildirmiştir
Cahiliye toplumlarında yaygın olan batıl inançlardan biri cehennemde belli bir süre kalınıp çıkılacağıdır
Oysa Allah cehennem azabının bazı kimseler için sonsuza kadar süreceğini bildirmiştir
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın emrine uyarak, bir süre cehennemde kalınacağını iddia edenlere, Allah'ın dilemesi dışında insanların bazılarının cehennemde sonsuza kadar kalacaklarını haber vermiştir:
Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir
" De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır
(Bakara Suresi, 80-82)
Peygamber Efendimiz bir sözünde cennet ve cehennemdeki hayat ile ilgili olarak şunları açıklamıştır:
"Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde oldukları zaman ölüm getirilir
Cennetle cehennemin arasına konup orada kesilir
Sonra bir münadi nida eder: 'Ey ehl-i cennet! Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nar! Artık ebediyet var ölüm yok
Cennetliklerin süruru bununla daha da artar
Cehennemliklerin de hüznü artar
'
45
Allah'ı en güzel isimleri
ile anmamızı söylemiştir
Daha önce de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav) tebliğ yaparken, bir şeyi açıklarken, dua ederken Allah'ı tesbih eder, O'nu en güzel isimleri ile yüceltirdi
Peygamberimiz (sav)'in insanları da bu güzel tavra davet etmesi şu şekilde emredilmiştir:
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur
" Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır
" Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et
(İsra Suresi, 110-111)
Peygamberler arasında ayrım yapmamayı
hatırlatmıştır
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uygun olarak, Allah'ın gönderdiği peygamberler arasında hiçbir ayrım yapmamamızı bildirmiş ve bir hadis-i şeriflerinde
"Peygamberleri birbirine tafdil (birini diğerinden üstün görmek) etmeyin"
46 diye buyurmuştur
Peygamberlerimizin hepsi Allah'ın sevdiği, dost edindiği, güvendiği, cenneti ile müjdelediği mübarek, kutlu, takva sahibi kimselerdir
Bütün peygamberler Allah'ın dinini insanlara tebliğ etmişler, ulaşabildikleri herkesi Hz
Muhammed (sav) gibi Allah'ın yoluna çağırmışlardır
Bu, Peygamber Efendimizin bize bildirdiği çok önemli bir tutum ve inançtır
Kuran'da ise bu konu şöyle yer almaktadır:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik
Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz
Ve biz O'na teslim olmuşlarız
" (Al-i İmran Suresi, 84)
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik
Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız
" (Bakara Suresi, 136)
Peygamberimiz (sav) insanları güzel ahlaka
çağırmıştır
Kitap boyunca da anlatıldığı gibi Peygamberimiz (sav) tüm alemlere örnek bir ahlaka sahipti ve insanları da güzel ahlaklı olmaya çağırmış, onlara Allah'ın razı olacağı ahlakın ve davranışların nasıl olması gerektiğini açıklamıştır
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e güzel ahlakla ilgili insanlara hatırlatması emredilen bazı ayetler şöyledir:
De ki: "Gelin size Rabbiniz'in neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin
-Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın
Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin
İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz
Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın
Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz
Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun
Allah'ın ahdine vefa gösterin
İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz
" (Enam Suresi, 151-152)
De ki: "Rabbim yalnızca çirkin hayasızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır
" (Araf Suresi, 33)
Peygamber Efendimizin güzel ahlakı tavsiye ettiği hadis-i şeriflerinden bazıları ise şöyledir:
"Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkmamı, öfke ve rıza halinde de adaletli söz söylememi, fakirlikte de zenginlikte de iktisat yapmamı, benden kopana da sıla-ı rahim (dostluk) yapmamı, beni mahrum edene de vermemi, bana zulmedeni affetmemi, susma halimin tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın ibret olmasını, marufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi
"
47
"Sana zulmedeni affet
Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap
Aleyhine de olsa hakkı söyle
"
48
"Her nerede olursan ol Allah'tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder
İnsanlara iyi ahlakla muamele et
"
49
"İnsanlara güzel ahlakla muamelede bulun
"
50
Peygamberimiz (sav), Yemen'e gönderdiği elçilerine şunları tavsiye etmiştir:
"Sirke balı bozduğu gibi, kötü huy da ameli ifsad eder
"
51
"Müminin şerefi dini, asaleti güzel ahlakı, mürüvveti de aklıdır
"
52
Peygamberimiz (sav), insanları kibirlenmeye
karşı uyarmıştır
Peygamber Efendimiz, kibrin ve büyüklenmenin kötü bir ahlak özelliği olduğunu ve kibirli insanların cehennemle karşılık bulabileceklerini bildirmiştir
Onları bu büyük tehlikeye karşı da uyarmıştır
Peygamberimiz (sav), her durumda tevazusu, alçak gönüllü, sevecen, şefkatli tavrı ile insanlara en güzel örnek olmuştur
Peygamberimiz (sav)'in kibir hakkındaki uyarılarından bazıları şöyledir:
"Allah Teala Hazretleri güzeldir, güzelliği sever
Kibir ise hakkın ibtali (hükümsüz bırakılması), insanların tahkiri (hor görülmesi)dir
"
53
"Kişi kendisini halktan büyük görüp uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de, onların başına gelen musibete duçar olur
"
54
Peygamberimiz (sav), ataları ve aileleri ile övünen ve bundan dolayı kibirlenen insanları da uyarmış ve şöyle demiştir:
"İnsanlar ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmekten vazgeçerler, yahut da Allah Katında, burnuyla pislik yuvarlayan Mayıs böceğinden daha adi bir dereceye düşerler
Allah Teala Hazretleri sizden cahiliye kibirini temizledi
Artık o, muttaki bir mümin veya bedbaht bir facirdir
İnsanların hepsi Hz
Adem'in evlatlarıdır
Adem ise topraktan yaratılmıştır
"
55
Peygamberimiz (sav), ashabına her zaman güzel giyinmelerini, bakımlı ve hoş görünmelerini tavsiye etmiştir
Ancak aynı zamanda, onlara giydiklerinden veya güzelliklerinden dolayı kibirlenen insanın dünyada ve ahirette küçük düşüceğini de hatırlatmış, her koşulda tevazulu olmalarını söylemiştir
Bu sözlerinden biri şöyledir:
"Bir adam nefsinin hoşuna giden birtakım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibire düşmüştü ki, birden yere battı
Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek
"
56
Peygamberimiz (sav)'in infak
konusundaki açıklamaları
İnfak etmek, bir insanın malını ve canını Allah'ın yolunda, Allah'ın razı olacağı şekilde harcamasıdır
Çevresindekiler, infak ile ilgili Peygamberimiz (sav)'e bazı sorular sormuşlar ve o da onlara infakın nasıl olacağını açıklamış, onları infak etmek için şevklendirmiştir
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e infak konusunda söylemesi bildirilen ayetler şöyledir:
Sana neyi infak edeceklerini sorarlar
De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır
Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir
" (Bakara Suresi, 215)
… Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar
De ki: "İhtiyaçtan artakalanı
" Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; (Bakara Suresi, 219)
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da
Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
" (Sebe Suresi, 39)
Peygamber Efendimizin Müslümanları cimrilikten sakındıran, onlara cömertlikle infak etmelerini hatırlatan sözlerinden bazıları şöyledir:
"Zulümden kaçının
Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır
Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevk etmiştir
"
57
"Fakirleri seviniz ve onlara yakın olunuz
Siz onları severseniz, Allah da sizi sever
Siz onlara yakın olursanız, Allah da size yakın olur
Siz onları giydirirseniz, Allah da sizi giydirir
Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi yedirir
Siz cömert olunuz ki, Allah Teala da size karşı cömert olsun
"
58
Hz
Muhammed (sav) cinlerin de peygamberiydi
Kuran'ın 72
suresi olan Cin Suresi'nde, Allah cinlerin de Hz
Muhammed (sav)'in tebliğini ve Kuran'ı dinlediklerini ve bazılarının Müslüman olarak Peygamberimiz (sav)'e tabi olduklarını bildirir
Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik
O (Kuran), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor
Bu yüzden ona iman ettik
Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız
" (Cin Suresi, 1-2)
Allah, yine Cin Suresi'nde, Müslüman olan cinlerin şöyle dediklerini bildirmektedir:
"Elbette biz, o yol gösterici (Kuran'ı) işitince, ona iman ettik
Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından
Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de
İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır
" (Cin Suresi- 13-14)
Bu cinler, içlerinden bir kısmının Allah'a karşı yalan söyleyerek, batıl inançlar uydurduklarını belirtmektedirler
Cinlerin daha önce inandıkları bu batıl dinin özelliği Cin Suresi'nde şöyle açıklanır:
"Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir
O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk
Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler
Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık
" (Cin Suresi, 3-5)
Bir başka ayette ise, Peygamber Efendimiz ibadet için kalktığında, cinlerin çevresinde kalabalıklaşıp keçeleştikleri bildirilir
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi
(Cin Suresi, 19)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz
Muhammed (sav), tüm insanlara ve tüm cinlere peygamber olarak gönderilmiştir
Kuran-ı Kerim de hem insanlar hem de cinler için bir yol göstericidir
Peygamberimiz (sav)'in inkar edenlere uyarıları
Kuran'ı ve Hz
Muhammed (sav)'in peygamberliğini inkar edenler, Peygamberimiz (sav)'e birçok zorluk çıkarmışlar, onun tebliğ faaliyetlerini engellemeye, hatta onu öldürmeye, tutuklamaya, sürmeye çalışmışlardır
Ancak Peygamberimiz (sav) her defasında onlara Allah'ın gücünü, varlığını, kendisinin hak bir elçi ve Kuran'ın da hak kitap olduğunu anlatmış, onları ahiret azabıyla uyarıp korkutmuştur
Ancak, Peygamberimiz (sav) fetihten sonra bile, inkarcılar üzerinde bir baskı kurmamış, hiç kimseyi zorla dine döndürmeye çalışmamış, herkese kendi inancında özgür olduğunu açıklamıştır
Bu konudaki bazı Kuran ayetleri şöyledir:
Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir
Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım
" (Yunus Suresi, 41)
De ki: "Gerçekten bana: -Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor; artık siz Müslüman olacak mısınız?" Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum
Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem
Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir
Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır
" (Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet
Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır
" (Enbiya Suresi, 108-112)
De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum
Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz
Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir
" (Enam Suresi, 135)
İnkarcılarla gereksiz tartışmalara girmemiştir
Peygamber Efendimiz, Allah'ın varlığını, Kuran'ı ve kendisinin peygamberliğini inkar edenlere karşı çok sabırlı ve anlayışlı bir tutum izlemiş, hiçbir zaman zor ve baskı kullanmamıştır
Hatta, onların arasında adaletli bir tutum izleyeceğini ve kendileri ile gereksiz tartışmalara girilmeyeceğini belirtmiştir
Peygamber Efendimizin Allah'ın emrine uyarak söylediği bu ayetler Kuran'da şöyle bildirilir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma
Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım
Aranızda adaletli davranmakla emrolundum
Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz'dir
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir
Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur
Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır
Dönüş O'nadır
" (Şura Suresi, 15)
İnkarcıları tevbe etmeye çağırmıştır
Allah, sonsuz merhametli, şefkatli ve bağışlayıcı olandır
Allah, Kuran'da her kulunun tevbesini kabul edeceğini, bir insan vazgeçtiği takdirde günahlarını bağışlayacağını müjdelemektedir
Peygamberimiz (sav) de, inkar edenlere Allah'ın bu müjdesini iletmiştir:
O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır
Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır
(Enfal Suresi, 38)
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde de, insanlara her zaman tevbe edebileceklerini şöyle hatırlatmıştır:
"Tevbe kapısı açıktır, Güneş garpten doğuncaya kadar kapanmaz
"
59
İnkar edenlere mutlaka yenilgiye uğrayacaklarını
bildirmiştir
Peygamberimiz (sav)'in her sözünde ve her tavrında Allah'a olan güvenini, teslimiyet ve bağlılığını görmek mümkündür
Peygamber Efendimiz en zorlu zamanlarda dahi Allah'ın mutlaka yardım edeceğinden, müminlerin galip geleceğinden ve inkar edenlerin hüsrana uğrayacaklarından emin olmuştur
Ona, Kuran'da söylemesi emredilen şu ayetler de bunun bir örneğidir:
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz
" Ne kötü yataktır o
(Al-i İmran Suresi, 12)
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuşlardır:
"Size vadedilen mutlaka yerine gelecektir
Siz Allah'ı aciz bırakamazsınız
"
60
İnkar edenlere ahiretin varlığını hatırlatarak
onları uyarmıştır
İnkar edenlerin en belirgin özelliklerinden biri ahiretin varlığına inanmamalarıdır
Peygamberimiz (sav)'in döneminde de inkar eden kişiler, ahirette insanların tekrar diriltileceklerine inanmamışlardır
Peygamberimiz (sav) ise onların iddialarına en hikmetli ve özlü şekilde cevap vermiştir
Kuran'da Peygamber Efendimize şu hikmetli ayetleri söylemesi emredilmiştir:
Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" De ki: "İster taş olun, ister demir
" "Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)
" Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler
De ki: "Sizi ilk defa yaratan
" Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında
" (İsra Suresi, 49-51)
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" "Veya önceki atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)
" (Saffat Suresi, 16-18)
Peygamber Efendimiz, belki bu insanlar inkarlarından döner ve iman ederler diye, onlara ahiretin dünya hayatından daha hayırlı ve üstün olduğunu hatırlatmıştır
Onun bu sözlerinden bazıları şöyledir:
"Ey insanlar! Dünya peşin verilen bir metaıdır
İyi de kötü de ondan nasibini alır
Ahiret ise sadık bir vaaddir
Orada Kadir olan Melik hükmeder
Hak yerini bulur
Batıl ise zail olur
Ey insanlar, ahiret evladı olun, dünya uşağı olmayın
Zira evlat anaya tabidir
(Yani dünya çocuğu olursanız, dünya gibi mahvolmaya layık olursunuz
) Allah'dan korku üzerine amel ediniz
Biliniz ki amelleriniz sizinle yüzleşecektir
Ve yine sizler mutlaka Allah'a mülaki olacaksınız (kavuşacaksınız)
Kim zerre miktarı hayır yaparsa onu görecek ve kim de zerre miktarı şer yaparsa onu görecek
"
61
İnkar edenleri cehennemle uyarmıştır
Allah'ın elçilerinin en önemli görevlerinden biri, insanları uyarmak ve onları Allah'ın azabı ve cehennem ile korkutmaktır
Resuller, böylece insanların korkup sakınmalarına, güzel ahlak göstermelerine ve bazılarının ahirette cennette yaşamalarına vesile olurlar
Peygamber Efendimiz de, insanları cehennem azabı ile uyarmış ve onları kötülüklerden, inkardan ve dinsizlikten korumaya çalışmıştır
Peygamberimiz (sav)'in cehennem ile uyarıp korkutması bazı ayetlerde şöyle bildirilir:
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin
Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler
De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş
Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır
" (Hac Suresi, 72)
(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gönderdiklerini tebliğ etmektir
Kim Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır
(Cin Suresi, 23)
Peygamber Efendimiz, cehennemi uzak görenlere, cehennemdeki azabı detayları ile tarif etmiş, Kuran'da bildirildiği üzere, inkar edenlerin cehennemdeki durumlarını, azaptan kurtulmak için nasıl yalvaracaklarını anlatmış ve insanların cehennemden korkup sakınmalarına vesile olmak için çaba göstermiştir
İnkar edenlere karşı kesin ve emin bir üslup
kullanmış ve onlara uymayacağını bildirmiştir
Peygamberimiz (sav), o dönemdeki inkarcılar, sayı ve güç olarak daha üstün gibi görünmelerine rağmen, onların tavırlarına ve tehditlerine aldırış etmemiş, Kuran'ı büyük bir kararlılıkla insanlara anlatmış ve doğru yoldan asla dönmeyeceğini açıkça ve kesin olarak belirtmiştir
Kararlılık ve sabır, müminlere ait önemli bir özelliktir ve her Müslüman, Peygamber Efendimizin kararlılığını ve azmini örnek almalıdır
Bu konuyla ilgili bazı ayetler şöyledir:
De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim
" De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum
" De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız
Sizin kendisine acele ettiğiniz (azab) yanımda değildir
Hüküm yalnızca Allah'ındır
O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır
" (Enam Suresi, 56-57)
De ki: "Ey kafirler
Ben sizin taptıklarınıza tapmam
Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz
Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim
Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz
Sizin dininiz size, benim dinim bana
" (Kafirun Suresi, 1-6)
Peygamberimiz (sav)'in Kitap Ehline yaptığı
hatırlatmalar
Peygamberimiz (sav) Kitap Ehlini de en güzel şekilde uyarmış, onların tahrif edilmiş, şirk içinde bir dine değil, Allah'ın son vahyine inanmalarını tebliğ etmiştir
Peygamberimiz (sav), inkarcılar konusunda olduğu gibi Kitap Ehline de hiçbir baskı uygulamamış, onlara sadece öğüt vermiştir
Kitap Ehlinin en belirgin özelliklerinden biri, özellikle Yahudilerin kendilerini Allah'ın sevgili kulları olarak görmeleri ve kendilerinden başka hiç kimsenin cennete gidemeyeceğini iddia etmeleridir
Yahudilerin bu iddialarına Kuran'da pek çok ayette yer verilmiştir
Peygamberimiz (sav)'in ise, onların bu asılsız, hiçbir delile dayanmayan iddialarına verdiği karşılık Kuran'da şöyle bildirilir:
Onlara: "Allah'ın indirdiklerine iman edin" denildiğinde: "Biz, bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan sonra olan (Kuran)ı inkar ederler
Oysa o (Kuran), yanlarındakini (Kitabı) doğrulayan bir gerçektir
(Onlara) De ki: "Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" (Bakara Suresi, 91)
De ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin
" Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemiyeceklerdir
Allah, zalimleri bilendir
(Bakara Suresi, 94-95)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez
" Bu, onların kendi kuruntularıdır
De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin
" (Bakara Suresi, 111)
Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi
De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz
O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır
Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır
Son varış O'nadır
" (Maide Suresi, 18)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki, hidayete eresiniz
" De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi
" (Bakara Suresi, 135)
Peygamberimiz (sav) müminlere de, Kitap Ehli ile konuştuklarında
"Biz Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandık deyiniz
"
62 diye buyurmuştur
Peygamberimiz (sav) Kitap Ehli ile tartışmamış ve
onlara iman etmeleri için bir baskı uygulamamıştır
Peygamberimiz (sav) Kitap Ehlini Allah'a şirk koşmadan iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya çağırmış, ancak onlardan kendisine itaat etmeyenlere karşı da çok yumuşak ve adaletli davranmıştır
Kitap Ehlini ibadetlerinde serbest bırakmış, her türlü adetlerini uygulamalarına izin vermiş, kendi ehline de onlara adaletle davranmalarını buyurmuştur
Bu konuda Peygamberimiz (sav)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Kim bir zimmiye eziyet ederse, ben onun davacısıyım
Ben kime (bu dünyada) davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum
"
63
(Zimmi: İslam devleti tabiyetinde olan gayr-ı müslimlere denir
)
Hz
Peygamber (sav)'in ve onu izleyenlerin çeşitli Hıristiyan, Yahudi ve diğer dini gruplarla yaptığı anlaşma metinleri bugün birer belge olarak korunmaktadır
Örneğin, Peygamberimiz (sav), Hıristiyan olan İbn Harris b
Ka'b ve dindaşları için hazırlattığı anlaşma metninde:
"Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamberin ve tüm müminlerin himayesindedir
Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam'a icbar edilmeyecektir
Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar"
64 maddelerini yazdırdıktan sonra:
"Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin
"
(Ankebut Suresi, 46) ayetini okumuştur
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, Ehl-i Kitaba karşı gösterilmesi gereken tutumu, kavmine şöyle açıklaması bildirilmektedir:
De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir
Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis) olanlarız
" (Bakara Suresi, 139)
Kitap Ehlini de Allah'a şirk koşmadan
iman etmeye çağırmıştır
Peygamberimiz (sav), Kitap Ehlini dine çağırırken, onlara Allah'a şirk koşmamalarını söylemiş ve onları Müslümanlarla ortak bir noktada buluşmaya davet etmiştir:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin
Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim
" Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız
" (Al-i İmran Suresi, 64)
De ki: "Ey kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın
" (Maide Suresi, 77)
Hz
Muhammed (sav), Hz
Muaz (r
a
)'yı Yemen'e göndermiş ve giderken ona Kitap Ehlini öncelikle sadece Allah'a ibadet etmeye çağırmasını söylemiştir:
"Sen Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun
Onları davet edeceğin ilk şey Allah'a ibadet olsun…"
65
02-02-2007
#
9
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
PEYGAMBERİMİZİN ŞEMAİL-İ ŞERİFİ
Kitabın önceki bölümlerinde Peygamber Efendimizin Kuran ayetlerinde bildirilen ve tüm insanlar için örnek olan güzel ahlak özelliklerinden bahsedildi
Onun adaletli, şefkatli, merhametli, barışçı, uzlaşmacı, itidalli, sabırlı, tevekküllü, cesur, tevazulu ve kararlı karakteri çeşitli örneklerle incelendi
Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir
Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti
(hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti)
, sevdiği yiyecekler, giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından "şemail" kelimesiyle ifade edilir
Şemail kelimesi "şimal"den türemiştir
Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır
Şemail kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimizin nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür
Rabbimiz'in alemlere üstün kıldığı bu seçkin kulunun karakterine ve görünüşüne dair aktarılan her bir detay, aynı zamanda onun üstün ahlakının da bir yansımasıdır
Peygamber Efendimizin şemailinin anlatıldığı bu bölümün hazırlanmasındaki amaç ise, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır
Peygamber Efendimizin Yaratılış Güzellikleri
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır
Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah'ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır
Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır
Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:
Peygamber Efendimizin dış görünümü ve güzelliği
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi
Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı
Burnu gayet güzel idi
Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi
Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı
Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi
İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi
"
66
Enes b
Malik (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi
Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi
Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi
Kırk yaşına geldiğinde, Allah Teala O'nu peygamber olarak gönderdi
Peygamber olduktan sonra, Mekke'de 10 sene, Medine'de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti
Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu
"
67
"Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler
"
68
Enes b
Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı
Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü
Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı
"
69
Bera b
Azib (ra) anlatıyor:
"… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim
Omuzlarını döğen saçları vardı
İki omuz arası genişçe idi
Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu
"
70
Hz
Ali'nin torunlarından İbrahim b
Muhammed (ra) rivayet ediyor:
"Dedem Hz
Ali, Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:
"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi
Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi
Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi
Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi
O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi
Allah'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun
"
71
Hz
Hasan (ra) naklediyor:
"Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi
Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı
Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi
Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı
Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi
Peygamber Efendimizin rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı
Alnı açıktı
Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı
Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi
Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti
"
72
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi
"
73
"Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi
Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi
"
74
"Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü
Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi
Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı
Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı
Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü
Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı
Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi
Avuçları ipekten daha yumuşaktı
"
75
Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır
Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:
"Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi
Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı
Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür)
Sesi kalındı
Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi
Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı
Çok tatlı konuşuyordu
Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi
Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı
Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi
Konuşması tok ve kararlı idi
"
76
Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi
Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi
Peygamberimiz (sav)'in Şemaili
Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimizin anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır
Bu çalışması
Kısas-ı Enbiya
adlı eserinin IV
cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:
"… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi
Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi
Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi
Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,
O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi
Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…
Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi
Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi
Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi
Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu
Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi
Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi
Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi
Hizmetkarlarını pek hoş tutardı
Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi
Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi
Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi
Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi
Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)
"
77
Peygamber Efendimizin nübüvvet
(peygamberlik) mührü
Allah, Hz
Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun
"peygamberlerin sonuncusu"
(Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir
Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır
Allah, Peygamber Efendimizin bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir
İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir
Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b
Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:
"… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun
Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir
Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır
Peygamberimiz bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…"
78
demiştir
"
Cabir b
Semüre (ra) anlatıyor:
"Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm
O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi
"
79
Hz
Ali'nin torunlarından İbrahim b
Muhammed (ra) naklediyor:
"Dedem Hz
Ali, Peygamber Efendimizin vasıflarını anlatırken, Resulullah'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:
"Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı
Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi
80
Ebu Nadre (ra) anlatıyor:
"Ashabdan Ebu Said el-Hudri'ye Resulullah Efendimizin peygamberlik mührünün nasıl bir şey olduğunu sordum
Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi bir et parçası olduğunu söyledi
"
81
"İki küreği arasında peygamberlik mührü yer alıyordu
Bu mühür sağ omzuna daha yakındı
"
82
Muhammed b
Müsenna, Muhammed b
Hazm, Şu'be Simak (ra)'dan:
"Cabir İbn-i Semure'nin şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav)'in sırtında mühür gördüm: güvercin yumurtası gibi idi
"
83
Peygamber Efendimizin saçı
Peygamber Efendimizin saçının uzunluğu ile ilgili farklı tarifler vardır
Tarifler arasında böyle bir farklılık olması ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimizi farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı olmuş olabilir
Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz (sav) saçını en kısa kulağı hizasında, en fazla ise omuzlarına kadar uzatmıştır
Enes b
Malik (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamberin saçları, kulaklarının orta hizasına kadar uzamıştı
"
84
Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resulullah'ın mübarek saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı
Allah'ın selat ve selamı üzerine olsun
"
85
Bera b
Azib (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz orta boylu idi
Omuzları da genişçeydi
Saçları ise, kulak yumuşaklarına değerdi
"
86
Ebu Talib'in kızı ümmü Hani (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimiz Mekke'ye geldiklerinde evimizi teşrif etmişlerdi
Bu sırada mübarek başları dört belikli (örgülü) idi
"
87
Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakal bakımı
Peygamber Efendimiz temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermişlerdir
Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir
88 Peygamberimiz (sav) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş ve
"Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin"89
şeklinde buyurmuşlardır
Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakalı ile ilgili diğer aktarılanlar şu şekildedir:
Hz
Adda İbn Halid'den (ra):
"Mübarek sakalı gayet güzeldi
"
90
Hz
Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resul-i Ekrem (sas)… saçlarını tarayıp yağladığında…"
91
Simak b
Harb (ra) aktarıyor:
"Cabir b
Semüre'den işittim
Ona, Hazreti Peygamberin saçlarının ağarma durumu sorulmuştu
O da: Mübarek başlarını yağladıkları zaman saçlarının akı gözle farkedilmez; fakat başlarına yağ sürmedikleri anlarda beyazları görünürdü"
92
dedi
Peygamberimiz (sav), dış görünümüne ve temizliğine verdiği önemle, müminlere güzel bir örnek olmuştur
Bir rivayette Peygamber Efendimizin bu konudaki tavrı şöyle belirtilir:
"Bir gün Peygamber (sav) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: 'Allah kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever
'
93
Peygamber Efendimizin giyim tarzı
Peygamberimiz (sav)'in giyimi hakkında da sahabeler pek çok detay aktarmışlardır
Bunun yanı sıra Peygamber Efendimizin müminlere nasıl giyinmeleri gerektiğiyle ilgili olarak tavsiyeleri de onun bu konuya verdiği önemi ortaya koymaktadır
Örneğin Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
"Allah güzeldir, güzelliği sever, güzel giyinmek kibir değildir, kibir (mazhar olduğun nimeti kendinden bilip) hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir
"
94
"Allah güzeldir, güzeli sever ve kuluna verdiği nimetin eserini üzerinde görmekten hoşlanır
"
95
Peygamber Efendimizin torunu Hz
Hasan, onun giyim konusu hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:
"Peygamber Efendimiz bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi
"
96
Bu konudaki Peygamberimiz (sav)'in bir başka hadisi de şu şekildedir:
"Ey müminler! Gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarf ediniz
Ancak, israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız
"
97
Peygamber Efendimiz ashabından biri dış görünümüne önem vermediğinde veya bakımsız olduğunda onu da hemen uyarırdı
Bu konuya ait bir rivayeti Ebu'l Havas (ra), babasından şöyle nakletmektedir:
Üzerimde adi bir elbise olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yanına gelmiştim
Bana:
"Senin malın yok mu?" diye sordu
"Evet var" cevabıma:
"Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti
"Her çeşit maldan Allah bana vermiştir" demem üzerine:
"Öyle ise Allah Teala Hazretleri sana bir mal verdiği vakit Allah'ın verdiği bu nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir" buyurdular
98
Buna benzer bir başka olayı ise Hz
Cabir (ra) şöyle aktarmıştır:
Resulullah aleyhissalatu vesselam, binek hayvanlarımızı güden bir adamımızı gördü
Üzerinde eskimiş iki parçalı giysi vardı
"Onun bu eskilerden başka giyeceği yok mu?" diye buyurdular
"Evet var" dedim
"Çamaşır torbasında iki giysisi daha var
Ben onları giydirmiştim
"
"Öyleyse çağır onu da, bunları giysin" diye emrettiler
(çağırdım, emr-i Nebeviyi söyledim
), o da onları giyindi
Geri gitmek üzere dönünce, Resulullah aleyhissalatu vesselam:
"Nesi var da bu yenileri giymiyor? Bu daha hoş değil mi?" diye buyurdular
99
Peygamberimiz (sav)'in giyim tarzı ile ilgili sahabelerin aktardığı bilgilerden bazıları ise şunlardır:
İbnu Abbas (ra) anlatıyor:
Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm
"
100
Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimizin en çok sevdikleri elbise çeşidi, gömlek (kamis) idi
"
101
Ashabdan Kurre (ra) anlatıyor:
"Ben, biat eylemek üzere, Müzeyne kabilesinden bir grup insanla birlikte Resulullah Efendimizin huzurlarına çıktım
Peygamber Efendimizin gömleklerinin yakası düğmesiz olduğundan…"
102
Enes b
Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz, giydikleri elbiseler içerisinde, Hibere-i Yemani'yi çok severlerdi"
103
(Hibere, Yemen'de dokunan pamuktan yapılan, kırmızı çubuklu yeşil bir kumaştır
Eskilerin "alaca" dedikleri desenli kumaşlar için kullanılan bir tabirdir
Bu da kumaşın düz değil desenli olduğunu ve birkaç renkten oluştuğunu gösterir
)
El-Bera b
Azib (ra) anlatıyor:
"Kırmızı desenli elbisenin, Peygamber Efendimiz kadar bir başkasına yakıştığını görmedim
Bu kıyafetle Resulullah (sav)'ı gördüğümde, mübarek saçları, omuzlarına değecek kadar sarkmıştı
"
104
Semüre b
Cündüb (ra) rivayet ediyor:
"Hazreti Peygamber: "Beyaz elbise giyiniz
Zira o, son derece temiz ve hoştur" buyurmuşlardır"
105
Hz
Aişe (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimiz, bir sabah vakti, üstlerinde siyah yünden dokunmuş bir izar (peştemal, futa, göğüsten aşağı örtülen elbiseler) olduğu halde, evlerinden dışarı çıkmışlardı
"
106
Peygamber Efendimizin dış kıyafetleri
Eşa's b
Süleyn (ra) anlatıyor:
"Bana halam anlattı
Ona da amcası anlatmış
Halamın amcası demişti ki: Bir gün Medine sokaklarında izarımı sürüyerek yürüyordum
Bu sırada arkamdan bir ses işittim: "İzarını yukarı kaldır
Zira izarın yerde sürünmemesi, onun daha temiz kalmasını ve uzun müddet dayanmasını sağlar" diyordu
Arkama dönüp baktığımda bu sözleri söyleyenin Resulullah Efendimiz olduğunu gördüm
"
107
Seleme b
El-Ekva'dan (ra):
"Hz
Osman, uzunluğu bacaklarının yarısına kadar ulaşan bir izar giyer ve "Arkadaşımın (sahibi), yani Resulullah (sav)'ın izarları da aynen böyleydi" derdi
108
Peygamber Efendimizin yüzüğü ve mührü
Enes b
Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimizin Mühr-i Şerifleri (şerefli, mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı
Kaşı ise Habeş taşındandı
Resulullah Efendimiz yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu
"Peygamber Efendimizin parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde duruyor"
"Peygamber Efendimizin Mühr-i Şeriflerinin kaşına, üç satır halinde, "Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı
Birinci satırda "Muhammed", ikinci satırda "Resul", üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu
"
109
Peygamber Efendimizin yürüyüş şekli
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Ben Resulullah Efendimizden daha güzel birisini görmedim; sanki güneş, onun mübarek yüzünde devrediyor gibiydi
Peygamber Efendimizden daha hızlı yürüyen birisini de görmedim; yürürken adeta yeryüzü ayakları altında dürülürdü
Bizler, arkalarından giderken, geri kalmamak için büyük çaba harcardık
"
110
Hz
Ali'nin torunlarından İbrahim b
Muhammed (ra),
"Dedem Hz
Ali, Resulullah Efendimizi tanıtırken şöyle derdi: "Resulullah Efendimiz, yürürken, adeta yokuş aşağı inercesine, ayaklarını sertçe kaldırırlardı"
111 diyerek, Peygamberimiz (sav)'in rahat bir yürüyüşü olduğunu belirtmiştir
Hz
Yezid İbni Mirsad (ra) ise şöyle demiştir:
"Yürüdüğü zaman vakarlı fakat hızlı giderdi
Yanındakiler ona yetişemezdi
"
112
Hz
Ebu Atabe (ra)'den:
"Yürürken kuvvetli adımlarla yürürdü
"
113
"… Yürürken, ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi
Ayaklarını ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sukunet ve vekar üzere yürürlerdi
Yürürken, sanki meyilli ve engebeli bir yerden iniyor görünümünü arzederdi
Bir tarafa dönüp baktıklarında, bütün vücudları ile birlikte dönerlerdi
Rastgele sağa sola bakmazlardı
Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu
Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı
Ashabı ile birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi
Yolda karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selam verirdi
"
114
"Hep harekatı mutedil idi
Bir yere azimetinde (Yola çıkmak, gitmek) acele ve sağ ve sola meyletmeyip, kemal-i vekar (ağırbaşlılığın olgunluğu) ile doğru yoluna gider ve fakat sür'at (hızlı) ve sühulet (kolaylıkla) ile yürür idi
Şöyle ki; adeta yürür gibi görünür, lakin yanında gidenler, sür'at ile yürüdükleri halde geri kalırlar idi
"
115
Peygamber Efendimizin oturuş tarzı
Kayle binti Mahreme (ra) anlatıyor:
"Resulullah (sav)'i sonsuz bir mahviyet (alçak gönüllülük, tevazu) ve tevazu içinde otururken görünce, heybetinden vücudum titremeye başladı
"
116
Cabir b
Semüre (ra):
"Ben Peygamber Efendimizi, sol tarafına konmuş bir yastığa dayanmış vaziyette gördüm
"
117
Peygamber Efendimizin konuşma şekli
Peygamber Efendimiz etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı
Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı
Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koyar
Bu konuda bazı aktarımlar şu şekildedir:
Allah Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan
Kafi derecede olan
Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen
Açık ve güzel konuşan)
"
118
Hz
Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:
"O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü
Halbuki sizler cümleleri birbirine ekleyip duruyorsunuz
"
119
"Allah Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu
Böyle konuşmasını kendisine Allah Katından Cebrail getirmişti
Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı
Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu
Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi
Sesi gürdü ve tatlıydı
Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi
Hiddetli ve hiddetsiz anlarında (nefsi için değil, Allah'ın rızası için) hep hakkı söylerdi
"
120
"Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi
Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu
121
Kendisi sustuğunda huzurdakiler konuşurdu
Katında tartışma yapılmazdı
122
Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı
123
Hz
Aişe (ra) anlatıyor:
"Mübarek kelamları seçkindi
Her işiten onu anlardı
"
124
Hz
Ebu Umame (ra)'den:
"İnsanların en güleç yüzlüsü ve hoşcanlısı idiler
"
125
Hz
Enes (ra) şunu bildirmiştir:
"Efendimiz (sav) halkın en latifecisi(hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi
"
126
Peygamber
Efendimizin güzel kokusu
Peygamber Efendimiz temizliğe çok önem verirdi
Kendisi sürekli mis gibi, tertemiz, hoş ve güzel kokar, Müslümanlara da temizliği tavsiye ederdi
Sahabelerden rivayet edilen bilgilerde Peygamberimiz (sav)'in bu güzel özelliği hakkında detaylar aktarılmaktadır
Bunlardan bazıları şu şekildedir:
Enes b
Malik (ra) şöyle ifade etmektedir:
"Resulullah Efendimiz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamberin geçtiğini söylerlerdi
Bizler, Peygamber Efendimizin gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık
"
127
İbn-i Ebi Adi, Humeyd, Enes (ra)'den:
Resulullah (sav)ın elinden daha yumuşak ne bir yün kumaşı, ne de bir ipeğe (hayatımda) dokunmadım
Resulullah (sav)'in kokusundan daha güzel (kokan) bir kokuyu da koklamadım
128
Muaz b
Hişam (ra), babasından, Katade, Enes'den şöyle rivayet etmiştir:
"Resulullah (sav) güzel kokusu ile tanınırdı
Resulullah (sav) güzel idi
Kokusu da hoş idi
Bununla beraber kokuyu severdi
"
129
"Cismi nazif (temiz), kokusu latif (hoş) idi
Koku sürünsün sürünmesin, teni en güzel kokulardan ala kokardı
Bir kimse onunla musafaha (el sıkışmak, tokalaşmak, muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek) etse, bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz kokusunu) duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rahiya-i tayyibesiyle (temiz kokusuyla) o çocuk, sair (diğer) çocuklar arasında malum (bilinirdi) olur idi
"
130
Peygamber Efendimizin sevdiği yemekler
"Çok sıcak yemeği sevmezdi
"
131
"En çok hoşlandığı yiyecek etti
"
132
"Kabağı çok severdi
"
133
"Avlanan kuş etlerini yerdi
"
134
"Hurmalardan Acve hurmasını severdi
"
135
Hz
Aişe (ra) Peygamberimiz (sav)'in sevdiği yiyeceklerle ilgili şunları söylemiştir:
"Tatlı ve balı severlerdi
"
136
"Hazreti Peygamberin katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı…"
137
Hz
Aişe (ra) ek olarak şunları bildirmiştir:
"Kavun, karpuzu yaş hurma ile yerlerdi
"
138
Hz
Cabir (ra)'den:
"Taze hurma ve kavun çok yerlerdi ve 'bunlar güzel meyvedir' derlerdi
"
139
"Hiçbir zaman bir yemeği yermemiştir
Hoşuna giderse yer gitmezse yemezdi
Hoşlanmadığında da bir başkasına kötülemezdi
"
140
Peygamber Efendimizin sevdiği bazı yiyecekler için söylediği sözlerden bir kısmı ise şöyledir:
"Etin en güzel yeri sırt etidir
"
141
"Sirke ne güzel katıktır"
142
"Mantar kudret helvasıdır
"
143
"Sinameki ve sennut (tereyağ tulumuna konulan bal) yemeye devam ediniz
Çünkü bu iki şeyde samdan (ölümden) başka her hastalıktan şüphesiz şifa vardır
"
144
"Zeytinyağını yiyiniz ve kullanınız
Çünkü bu yağ mübarektir
"
145
Peygamber Efendimizin sevdiği
içecekler
Hz
Aişe (ra) bildiriyor:
"Şerbetlerin içinde tatlı ve soğuk olanını severlerdi
146
Peygamber Efendimiz bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi
147
Peygamber Efendimizin en çok sevdiği içecek, soğuk tatlı şerbetlerdi
"
148
Şerbetlerin içinde en çok bal şerbetini severdi
149
İçilecek şeylerde en çok sütü severlerdi
150
Peygamberimiz (sav) süt için şöyle buyurmuşlardır:
"Allah bir kimseye yemek yedirdiği zaman o kimse, 'Allah'ım bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver' diye dua etsin
Allah bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, 'Allah'ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye dua etsin
Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şeyi bilmiyorum
"
151
Peygamberimiz (sav)'in su için söyledikleri
Peygamberimiz (sav) özellikle yolculuklar sırasında ashabına su dağıttırırdı
Örneğin bir yolculuğu sırasında, bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir
Elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine de
"Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını dökün"
152 demiştir
Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:
"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan Allah'a hamd olsun
"
153
Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:
"Allah suyu temizleyici olarak yarattı
Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez
"
154
Peygamber Efendimizin
Güzel Huylarından Bazıları
Hüccet-ul İslam olarak bilinen İmam Gazali; Tirmizi, Taberani, Buhari, Müslim, İmam Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace gibi büyük İslam alimlerinden derleyerek, Peygamber Efendimizin güzel huylarından bazılarını şöyle özetlemiştir:
"Resulullah insanların en yumuşak huylusu, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi
O, insanların en cömerti idi
Allah'ın kendisine verdiklerinden hurma, arpa ne olursa olsun yalnız senelik yiyeceğini ayırırdı, geri kalanını Allah yolunda harcardı
Kendisinde bulunan bir şey istendiğinde verirdi
O haya olarak da insanların en mükemmeliydi
Rabbi için kızar, şahsı için öfkelenmezdi
Kendisi veya sahabeleri zarar görse bile hakkı uygulardı
Allah Rasulü insanların en alçak gönüllüsü, lafı uzatmadan en beliğ konuşanı, en güler yüzlüsüydü
Dünya işlerinden hiçbir şey kendisini endişeye düşürmezdi
Medine'nin öbür ucundaki hastaları ziyarete gider, güzel kokudan hoşlanır, pis kokulardan tiksinirdi
Fakirlerle oturur, yoksullarla yerdi
Kimseye kaba davranmazdı, kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi
Latife yapar idi ama hakkı söylerdi
Mübah oyunları gördüğünde men etmezdi, hanımlarıyla yarış yapardı
Zavallıları yoksulluklarından dolayı horlamaz, zengine de varlığından dolayı saygı göstermezdi, onu da bunu da Allah'a eşit olarak çağırırdı
Allah Teala üstün huyu ve mükemmel siyaseti onda birleştirmişti
Allah Teala ahlakın bütün güzelliklerini, iyi yolları, öncekilerin ve sonrakilerin başlarından geçmiş ve geçecek hadiselerin haberlerini, ahirette kurtuluşa ve saadete erdirecek hususları, dünyada gıpta edilip peşinden gidilecek ve gidilmeyecek herşeyi ona öğretmişti
Allah Teala, onun buyruklarına itaat ve hareketlerinde kendisinin izinden gitmeye bizleri muvaffak kılsın
"
155
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Peygamber Efendimizin hayatının her anında, müminlere çok güzel örnekler bulunmaktadır
Hz
Muhammed (sav)'in sahabeleriyle olan sohbetleri, onlara hitapları, şakaları, çocuklara olan sevgi ve ilgisi, hanımlarına karşı adaletli, sevecen ve ilgili tavrı, hem ailesi hem de tüm Müslümanlar için örnek bir koruyucu olması, güler yüzü, neşesi, canlılığı, müminlere olan düşkünlüğü ve şefkati, güzel ahlakın ve ideal insan modelinin önemli bir örneğidir
Bu bölümde Peygamber Efendimizin Allah'ın hoşnut olduğu güzel hayatından örnekler verilecektir
Peygamberimiz (sav) güler yüzlüydü ve güler
yüzlü olmayı tavsiye ederdi:
Peygamber Efendimiz, üzerindeki ağır sorumluluğa ve karşılaştığı türlü zorluklara rağmen, son derece tevekküllü, teslimiyetli ve huzurlu bir insandı
Hayatının her anında imanın neşesi ve şevki içindeydi
Hem bu imani neşesi, hem de güzel ahlakı nedeniyle daima güler yüzlü ve candan bir tavrı vardı
Sahabeler, Peygamberimiz (sav)'in bu halini şöyle anlatmaktadırlar:
Hz
Ali (ra): "Onun güler yüzlü oluşu ve herkese nazik davranışı adeta onu halka bir baba yapmıştı
Herkes onun katında ve nazarında eşit idi
"
156
Allah Resulü daima güler yüzlü, yumuşak huylu idi
157
"Allah Resulü
halkın en çok gülümseyeni ve en neşelisi idi
"
158
Peygamberimiz (sav) ashabına da güler yüzlü olmalarını tavsiye etmiş ve şöyle demiştir:
"Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz
"
159
"Allah Teala kolaylık gösteren ve güler yüzlü kişiyi sever
"
160
Peygamberimiz (sav)'in sahabeleri ile olan
ilişkisi ve sohbetleri
Peygamberimiz (sav), çevresindeki Müslümanlarla çok yakından ilgilenirdi
Onların her birinin imanını, tavrını, temizliğini, neşesini, sağlığını yakından takip ederdi
Her birinin eksiklerini, ihtiyaçlarını gözetir, temin edilmesini sağlardı
Onlarla olan sohbetlerinde ise, onları çok hoş tutar, gönüllerini alırdı
Sahabeler yanından neşe ve huzur içinde ayrılırlardı
En yakınlarından biri olan Hz
Ali (ra), Peygamberimiz (sav)'in sohbetlerindeki ortamı ve sahabeleriyle olan ilişkisini şöyle açıklamıştır:
"Resulullah insanların eli en açık, gönlü en geniş ve şivesi en düzgün olanı, yüklendiği işi en iyi şekilde ifa edeni, en yumuşak huyluları ve sohbeti en güzel olanıydı
Onu tanıyıp sohbetinde bulunanlar ona severek sokulurdu
Onu niteleyen: 'Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim' derdi
Ne zaman kendisinden bir şey istense onu mutlaka verirdi
"
161
"(Birlikte) oturduğu kimselerin her biriyle ilgilenir, farklı muamele ettiği izlenimi vermezdi
İhtiyacını gidermesi için onunla oturan veya onu ayakta tutan kimseye karşı sabırlı olur, o kişi ayrılmadıkça kendisi onu terk edip ayrılmazdı
"
162
"Ashabını özler, (göremediği zaman) sorardı
İnsanların durumlarının nasıl olduğunu, işlerinin ne alemde olduğunu da sorardı
Güzele güzel, çirkine çirkin derdi
"
163
"Daima doğruların yanındaydı, başkasını kabul etmezdi
Yanına geçici olarak girerlerdi, çıktıklarında mutmain olarak çıkarlardı
Yanından birer delil ve kılavuz olarak çıkarlardı
"
164
Gelen yabancıların aşırı ve mantık dışı davranışlarını sabırla karşılardı
Ashab bazen buna kızarlardı da o onları teskin eder, şöyle derdi: "böyle kimseleri gördüğünüzde onu irşad edin!"
165
"Kimsenin sözünü kesmez, bitirinceye kadar beklerdi
"
166
"
İnsanları birbirine sevdirecek, birbirlerine kaynaştıracak şeyleri konuşurdu
Onları ürkütmez, kaçırmazdı
Her kavmin liderine önem atfederdi; ikram ederdi
"
167
Torunu Hz
Hasan (ra) ise Peygamberimiz (sav) için şunları söylemiştir:
"Bakışları son derece anlamlı idi
Mani kelimelerle (az sözle çok mana ifade edecek şekilde) gayet güzel ve veciz konuşurdu
Sözlerinde ne fazlalık olurdu ve ne de eksiklik
"
168
İleri gelen kimselerle de sade vatandaşlarla da eşit şekilde konuşurdu
Onlardan hiçbir şeyi saklamazdı
"
169
Ebu Zer (ra,) Peygamberimiz (sav)'in sahabelerine karşı sevgi dolu tavrını şöyle anlatmıştır:
"Bir gün Peygamberimizin yanına gittim
Bir divanda oturuyordu
Kalktı beni kucakladı
Bu kucaklaması gerçekten pek içtendi
"
170
Ebu Hüreyre (ra) ise Hz
Muhammed (sav)'in insanlara karşı son derece ince düşünceli ve insaniyetli olan güzel tavrını şöyle tarif etmiştir:
"Allah Resulü'nün elini birisi tuttuğunda o kişi elini bırakmadıkça, Resulullah elini çekmezdi
Kendisiyle konuşan herkese karşı yüzünü döndürür, konuşan lafını bitirmeden çehresini çevirmezdi
"
171
Peygamberimiz (sav), sahabelerinin rahatsızlıkları ile de yakından ilgilenirdi
Zayıf olanların kilo almaları, kilosu fazla olanların diyet yapmalarını, yiyeceklerin faydalı olanlarını seçmelerini tavsiye ederdi
172 Örneğin bazı hastalıklarında, sahabelerine bal şerbeti içmelerini tavsiye etmiştir
173
Hz
Ebu Hüreyre (ra)'nin anlattığına göre, bir gün Ebu Hüreyre (ra) bayıldığında, Peygamberimiz (sav) onu kendisi ayağa kaldırmış, evine getirmiş ve aç olduğunu anlayarak ona ilk önce süt içirmiştir
174
Peygamberimiz (sav)
sahabelerine şakalar yapar, onlarla
birlikte gülerdi
Sahabelerin aktardıkları olaylardan anlaşıldığı gibi, Peygamber Efendimiz hem ailesi hem de sahabeleri ile sık sık şakalaşır, onların yaptıkları esprilere güler ve onlara güzel isimler veya lakaplar takardı
Ancak, her konuda olduğu gibi şakalaşma konusunda da Peygamberimiz (sav) çok ince düşünceli, vicdanlı ve anlayışlı davranırdı
Peygamberimiz (sav)'in şakalar konusunda ashabına verdiği tavsiyeler şöyle özetlenebilir:
"Ben şaka yaparım ama sadece doğru olanı söylerim"
"Bir Müslümanın kardeşini korkutması helal değildir"
"Kardeşinle münakaşa etme, alaya alarak onunla şakalaşma
"
"Başkalarını güldürmek için yalan söyleyene yazıklar olsun
"
"Kul, şaka da olsa yalan söylemeyi, doğru da olsa münakaşa etmeyi bırakmadıkça iyi bir mümin olamaz
"
"Şaka da olsa yalan söylemeyin
"
175
Peygamberimiz (sav)'in sevgi konusundaki tavsiyeleri
Peygamber Efendimizin özellikle üzerinde durduğu en önemli konulardan biri, müminlerin birbirlerini hiçbir çıkar gözetmeden, içten bir sevgi ile sevmeleri ve birbirlerine karşı kin, öfke ve kıskançlık gibi kötü hisler beslememeleriydi
Peygamberimiz (sav) hem bu konuda müminlere en güzel örnek olmuş, hem de onlara sık sık bu konularda tavsiyelerde bulunmuştur
Allah bu konu hakkında Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir
De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum
" Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği arttırırız
Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir
(Şura Suresi, 23)
Peygamber Efendimizin sevgi, dostluk ve kardeşlik hakkındaki hadis-i şeriflerinden bazıları ise şöyledir:
"Mümin kendisi için sevdiğini kardeşi için de arzular
"
176
"Hediyeleşin, birbirinizi sevin
Birbirinize yiyecek hediye edin
Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder
"
177
"Ziyaretleşin, hediyeleşin
Çünkü ziyaret sevgiyi perçinler, hediye de kalpteki kötü duyguları söker atar
"
178
"Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin
Allah'ın kulları kardeşler olunuz
"
179
"Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin
Kin beslemek kökten kazıyan şeydir
Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz
Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız
Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın
"
180
Peygamber Efendimizin çocuklara olan
ilgisi ve şefkati
Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav)'in tüm insanlığa örnek olan şefkati, merhameti ve müminlere olan düşkünlüğü, çocuklara olan tavrında da çok yoğun olarak görülmektedir
Peygamberimiz (sav) hem kendi çocukları ve torunları hem de ashabının çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, doğumlarından isimlerinin konmasına, sağlıklarından ilimlerinin artmasına, giyimlerinden oynadıkları oyunlara kadar onlar için tavsiyelerde bulunmuş, hatta bizzat yol göstermiş, ilgilenmiştir
Örneğin, Peygamber Efendimiz, kızı Hz
Fatıma (ra)'ya, her iki torununun doğumundan hemen önce
"Doğum olunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın"
181 diye tembihlemiştir
Bebeklerin doğumundan sonra ise onların beslenmelerini, bakımlarını ve nasıl korunacaklarını bizzat göstererek anlatmıştır
Peygamberimiz (sav) ayrıca, yeni doğan bebeklere, çocuklarına, torunlarına ve ashabının çocuklarına hep dua etmiştir
Onları severken ya da onların oyunlarını izlerken, onlar için Allah'tan hayırlı ve uzun bir ömür, ilim, hikmet ve iman istemiştir
Örneğin torunları Hz
Hasan ve Hz
Hüseyin'e her vesilede dua etmiş ve bu duasının, Hz
İbrahim'in Hz
İshak ve Hz
İsmail için ettiği dua olduğunu belirtmiştir
182
Ashabından İbn-i Abbas (ra) çocukken Peygamberimiz (sav)'in kendisine
"Allah'ım buna hikmeti öğret"
diye dua ettiğini aktarır
Ashabından Enes (ra)'e ise çocukluk döneminde, Allah'ın mal ve evladını çok ve ömrünü uzun kılması ve verdiklerinin Enes (ra) hakkında hayırlı ve mübarek olması için dua etmiştir
183
Peygamber Efendimiz çocukların oyununa da çok önem vermiş, hatta zaman zaman onlarla oyun oynayarak ilgilenmiştir
Hz
Peygamber (sav),
"Çocuğu olan onunla çocuklaşsın"
184 diyerek, anne babalara çocuklarını bizzat eğlendirmelerini tavsiye etmiştir
Peygamberimiz (sav) çocukların yüzme, koşu, güreş gibi oyun ve sporlarla meşgul edilmelerini de tavsiye etmiş, hatta torunlarını ve çevresindeki çocukları buna teşvik etmiştir
Birçok sahabe, Peygamber Efendimizin çocukları nasıl sevdiğini, onlarla nasıl ilgilendiğini ve oyunlar oynadığını aktarmıştır
Bunlardan bazıları şöyledir:
Hz
Enes (ra):
"Resulullah aleyhissalatu vesselam çocuklarla şakalaşmada insanların en önde olanıydı
"
185
El Bera (ra):
"Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellemi Hasan omuzunda iken gördüm…"
186
"Peygamberimiz (sav) kızı Hz
Fatıma (ra)'ya şöyle derdi: 'Haydi şu oğullarımı (Hasan ve Hüseyin) çağır bana!' Ondan sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı
"
187
Ya'la İbnu Mürre (ra) Peygamberimiz (sav)'in çocuklara olan sevgisine, onlarla nasıl şakalaştığına dair şunları anlatmıştır:
"Bir grup ashab, Resulullah ile birlikte aleyhissalatu vesselam'ın davet edildiği bir yemeğe gittiler
Yolda torunu Hüseyin'e rastladılar, çocuklarla oynuyordu
"Resulullah (sav) çocuğu görünce ilerleyip cemaatin önüne geçip onu tutmak için ellerini açtı
Çocuk ise sağa sola kaçmaya başladı
Resulullah da onu takliden sağa sola koşarak, tutuncaya kadar peşinde koştu
Yakalayınca ellerinden birini çenesinin altına diğerini de ensesine koyup öptü ve 'Hüseyin bendendir
Ben de Hüseyindenim
Kim Hüseyin'i severse Allah da onu sevsin
Hüseyin sıbtlardan bir sıbttır (torun)' buyurdu
"
188
Hz
Enes (ra)'in bildirdiğine göre Resulullah (sav), "dünyadaki iki reyhanım" dediği torunları Hasan ve Hüseyin'i sık sık yanına çağırtıp onları koklar ve bağrına basardı
189
İbnu Rebi'ati'ibni'l Haris (ra) diyor ki:
"Babam beni, Abbas (ra)'da oğlu el-Fadl (ra)'ı Resulullah'a gönderdi
Huzurlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı sollu oturttu ve bizi öylesine sıkı kucakladı ki daha kuvvetlisini görmedik
"
190
Resulullah (sav)çocuklara olan sevgisini gösterirken sıkça onların başlarını okşardı ve onlara hayır duaları ederdi
Örneğin Yusuf İbni Abdillah İbni Selam (ra),
"Hz
Peygamber (sav) beni Yusuf diye isimlendirdi, başımı okşadı"
der
Amr İbnu Hureys (ra) ise annesinin kendisini Hz
Peygamber (sav)'in huzuruna götürdüğünü, Resulullah (sav)'ın başını okşayıp bol rızka kavuşması için dua ettiğini, Abdullah İbnu Utbe (ra) de beş-altı yaşlarındayken Peygamberimiz Efendimizin başını okşayarak, zürriyeti ve bereketi için dua ettiğini hatırlayabildiğini anlatır
191
Hz
Muhammed (sav)'in çocuklara gösterdiği ilgili ve sevgi dolu tavrı, Ebu Hüreyre (ra) de şu örneklerle anlatmıştır:
"Meyvenin ilk çıkanı getirildiği zaman Resulullah (sav) şöyle derdi: 'Allah'ım bize, Medinemize, meyvelerimize, müdd ve saımıza (yani ölçeklerimize) kat kat bereket ver' diye dua ederdi
Sonra meyveyi orada bulunan en küçük yaştakine verirdi
"
192
"Çocuğa karşı yumuşak davranmak Allah Resulü'nün adetlerindendi
Allah Resulü bir seferden döndüklerinde çocuklar kendilerini karşılarlardı
Allah Resulü de durur sahabelerine çocukları kaldırmalarını emrederdi
Onlar da çocukların kimini Allah Resulü'nün önüne kimisini terkisine bindirir ve bazılarını da kendileri bineklerine alırlardı
"
193
"Resulullah (sav) Hz
Fatıma'nın evinin avlusuna geldi ve oturdu
'Burada çocuk var mıdır?' diye sordu
Hz
Fatıma'nın çocuğu (Resulullah'ın torunu), süratle koşarak geldi ve Resulullah'ın boynuna sarıldı
Resulullah çocuğu öptü
"
194
"Çocuklarla o kadar içiçe olmuştu ki, bir defasında yarış yapan çocukları görmüştü de, onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu
"
195
Cabir İbnu Semüre (ra) de aynı konuda şunları anlatmıştır:
"Resulullah aleyhissalatu vesselam'la birlikte ilk namazı kıldım
Sonra aleyhissalatu vesselam ehline gitti
Onunla ben de çıktım
Onu bir kısım çocuklar karşıladı
Derken onların yanaklarını bir bir okşamaya başladı
Benim yanağımı da okşadı
Elinde bir serinlik ve hoş bir koku hissettim
"
196
Kız çocuklarının doğar doğmaz öldürüldükleri bir dönemde peygamber olarak görevlendirilen Hz
Muhammed (sav), kız çocuklarını da erkek çocuklardan ayırmamak gerektiğini, kız çocuklarını öldürmenin günah olduğunu bildirmiş, ve hepsine eşit sevgi ve ilgi göstererek, topluma da güzel bir örnek olmuştur
Peygamberimiz (sav)'in kız çocuklarındaki güzel özellikleri vurguladığı sözlerinden biri şudur:
"Kız ne güzel evlattır
Şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duyguları ile doludur
"
197
Peygamberimiz (sav) sevgisini hem sözleriyle hem de davranışlarıyla gösterirdi
Çocuklara onları sevdiğini söylerdi
198
Peygamber Efendimiz, çocuklara olan şefkatinde hiçbir ayırım gözetmezdi
Kendi çocuklarına ve torunlarına gösterdiği sevgi ve merhametin aynısını diğer Sahabî çocuklarına da gösterirdi
Halid bin Said (ra), Peygamberimiz (sav)'i ziyarete geldiğinde yanında küçük kızı da vardı
Habeşistan'da doğduğu için, Peygamberimiz (sav) ona ayrı bir yakınlık gösterirdi
Bir seferinde Peygamberimiz (sav)'in eline işlemeli bir kumaş parçası geçmişti
Hz
Halid'in kızını çağırttı ve ona verdi, sevindirdi
Cemre o sıralar küçük bir çocuktu
Babası alır, onu Peygamberimiz (sav)'in huzuruna götürür ve derdi ki:
"Yâ Resulullah, şu kızım için Allah'a bereketle dua eder misiniz?"
Peygamber Efendimiz Cemre'yi kucağına oturttu, elini başına koydu ve bereketle dua buyurdu
Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı Hz
Zeyd (ra)'in oğlu Üsame (ra) Peygamber Efendimiz ile ilgili şunları anlatmıştır:
"Resulullah bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan'ı oturtur; sonra ikimizi birden bağrına basar ve 'Ya Rabbi, bunlara rahmet et
Çünkü ben bunlara karşı merhametliyim' diye dua ederdi
"
199
Bazı kimseler, Peygamberimiz (sav)'in çocuklarla oyun oynamasını, onlarla ilgilenmesini anlamıyorlardı
Bir defasında Akra bin Habis (ra), Peygamberimiz (sav)'i, Hz
Hasan'ı öperken gördü ve şöyle dedi:
"Benim on çocuğum var
Şimdiye kadar hiçbirini öpmedim
" Bunun üzerine Peygamberimiz, "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" buyurdu
"
200
Peygamber Efendimiz mübarek evladı Hz
İbrahim'i de, süt annesinin evinde sık sık ziyarete gider, şefkat ve merhametini göstererek, başını okşar, bağrına basardı
Peygamber Efendimizin hizmetkarı Hz
Enes (ra), ilgili bir hatırasını şöyle anlatır:
"Ben ev halkına Resul-i Ekremden (sav) daha şefkatli, daha merhametli davranan bir kimse hayatımda görmedim
İbrahim, Medine'nin Avali kısmında sütannesinin yanında bulunurken, Peygamberimiz (sav) onu görmeye gider, biz de beraberinde bulunurduk
Peygamberimiz (sav) içeri girer, oğlunu alır, öper, sonra dönerdi
Yine bir gün gittiğimizde Resulullah çocuğunu getirtti, bağrına bastı
Ona bazı sözler söyledi, onunla konuştu
"
201
Hazret-i Ali anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz bize ziyarete gelmişti
O gece bizde kaldı
Hasan ve Hüseyin de uyuyorlardı
Bir ara Hasan su istedi
Peygamberimiz hemen kalktı ve su kırbasından bir bardak su aldı, çocuğa verdi…"
202
Peygamberimiz (sav), ayrıca müminlere çocukları arasında adaletle davranmalarını hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan korkun
Çocuklarınızın size itaatli olmalarını istediğiniz gibi siz de onların aralarında adaletle davranınız
"
203
"Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever"
204
Peygamberimiz (sav)'in çocukların eğitilmeleri ve güzel ahlak ile terbiye edilmeleri üzerinde de durmuş ve bu konuda birçok tavsiyede bulunarak yol göstermiştir
Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki sözlerinden bazıları şöyledir:
"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz
"
205
"Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri ismini ve edebini güzel yapmasıdır
"
206
"Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın
"
207
Peygamberimiz Hz
Muhammed (sav), her konuda olduğu gibi, çocuklarla ilgilenmesi, onlara gösterdiği sevgi ve şefkat ile müminlere en güzel örnektir
Peygamberimiz (sav)
"Küçüklerimize şefkat etmeyen
bizden değildir"
208 diyerek, çocuklara gösterilen şefkatin önemini belirtmiştir
Peygamber Efendimizin eşleri
müminlerin anneleridir:
Peygamber Efendimizin eşleri, tüm müminlerin anneleri, tüm Müslüman kadınlara örnek, takva sahibi müminlerdir
Kuran'da, hadis-i şeriflerde ve Peygamber Efendimizin hayatı hakkındaki rivayetlerde Hz
Muhammed (sav)'in eşlerinin huyları, imanları, Peygamberimiz (sav)'e nasıl yardımcı oldukları, yaptıkları tebliğ ve güzel ahlakları hakkında birçok bilgi verilmektedir
Kuran'da Peygamber Efendimizin eşleri hakkında verilen bilgilerden biri, onların tüm müminlerin annesi olduğudur:
Peygamber, müminler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzab Suresi, 6)
Bir başka ayette ise, Allah müminlere, Peygamberimiz (sav)'den sonra onun eşlerini nikahlamalarını yasaklamıştır
Bu ayet şöyledir:
… Allah'ın Resûlüne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz
Çünkü böyle yapmanız, Allah Katında çok büyük (bir günah)tır
(Ahzab Suresi, 53)
Kuran'ın bazı ayetlerinde ise, Peygamberimiz (sav)'in hanımlarının diğer kadınlar gibi olmadıkları belirtilmiş ve onların nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiği haber verilmiştir
Ayetlerde şöyle buyrulur:
Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder
Sözü maruf bir tarzda söyleyin
Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin
Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister
Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın
Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır
(Ahzab Suresi, 32-34)
Kutlu Peygamberimiz (sav)'in takva sahibi eşlerinin ayetlerde bildirilen tutumları, yani sözü maruf, akla ve vicdana uygun bir şekilde söylemeleri, vakarlı tavırları, sakınmaları, ibadetlerde ve Peygamber Efendimize itaatteki titizlikleri, Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini çok iyi biliyor olmaları tüm mümin kadınlara örnektir
Allah, ayetlerinde Peygamberimiz (sav)'in hanımlarının ecirlerinin iki kat verileceğini şöyle bildirmiştir:
Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır
Bu da Allah'a göre pek kolaydır
Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz
Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır
(Ahzab Suresi, 30-31)
Peygamber Efendimizin mübarek eşlerinden ilki, Hz
Hatice (ra)'dir
Hz
Hatice aynı zamanda ilk Müslümanlardandır
Peygamberimiz (sav), ilk vahyi aldığında hemen kendisine söylemiştir
Aklı, feraseti, basireti ve hikmeti ile tanınan Hz
Hatice, hemen iman etmiş ve o günden sonra Peygamberimiz (sav)'e büyük destek olmuş, Kuran ahlakının yayılmasında maddi ve manevi olarak büyük bir çaba göstermiştir
Peygamberimiz (sav)'in Hazreti Sûde, Hazreti Aişe, Hazreti Hafsa, Hazreti Zeyneb, Hazreti Ümmü Seleme, Hazreti Cuveyriye, Hazreti Ümmü Habibe, Hazreti Safiye, Hazreti Meymune gibi isimleri zikredilen diğer hanımları da fedakarlıkları, sabırları ve Peygamber Efendimize olan bağlılıkları ile sahabelere örnek olmuşlardır
Peygamberimiz (sav), hem hanımları hem de çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, onların imanlarını, sağlıklarını, neşelerini ve ilimlerini artırmalarına vesile olmuştur
Rivayetlerde Peygamberimiz (sav)'in hanımları ile oyunlar oynadığı, koşu yarışları yaptığı da belirtilir
Sahabeler
"Peygamber (sav) hanımlarıyla en fazla şakalaşan kişiydi"
209diyerek, Peygamber Efendimizin eşlerine olan ilgisini belirtmiştir
Ayrıca Hz
Aişe (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz,
"Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı, en kerimi, güler yüzlüsü ve mütebessim olanı idi
"
210
Peygamber Efendimizin bilinen bir başka özelliği ise, hanımları arasında son derece adaletli olmasıdır
Hatta rivayetlerde
eşlerini ziyaretlerini eşit olarak taksim ettiği belirtilir
Bu konuda Hz
Aişe (ra) şöyle der:
"Resulullah (sav) gece taksiminde adalete riayet eder ve derdi ki: "Ey Allah'ım
Bu taksim benim iktidarımda olanda yaptığım bir taksimdir
Senin muktedir olup benim muktedir olmadığım şeyden dolayı beni levmetme
"
211
Hz
Enes (ra) anlatıyor:
"Resulullah (sav)'ın yanında dokuz hanımı vardı
Hanımlara uğrama işini sıraya koyuyordu
Birinci hanımına ikinci uğrayışı dokuz gün sonra oluyordu
Hanımları her akşam Resullulah'ın o gün geleceği odada toplanıyordu
"
212
Peygamber Efendimiz birçok sözünde de mümin kadınların ne kadar değerli varlıklar olduklarını belirtmiştir
Örneğin bir sözünde
"Dünya bir metaıdır
Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır"
213 dediği belirtilir
Peygamber Efendimiz ashabına da eşlerine karşı nasıl bir tutum içinde olmaları gerektiğini anlatmıştır:
"En olgun imana sahip mümin huyu en güzel ve ailesine karşı en nazik, lütufkar olanıdır
"
214
"En hayırlınız, hanımlarına en hayırlı olanınızdır
Ben hanımlarına karşı sizlerin en iyisiyim
"
215
02-02-2007
#
10
Profil Bilgileri
Hasan
--->: Hz Muhammed
PEYGAMBERİMİZİN GELECEĞE DAİR
VERDİĞİ HABERLER
Her insanın, her toplumun ve her ülkenin bir kaderi vardır
Dünya üzerinde henüz hiçbir insan yaratılmamışken, her insanın gelecekte neler yaşayacağı, bir ülkenin hangi olaylara şahit olacağı, bir toplumun geçireceği evreler ve bu gibi her olay Allah Katında tüm detayları ile belirlenmiştir
Ancak insanlar, önceden belirlenmiş, Allah'ın Katında yaşanmış ve hatta bitmiş olan bu olayların hiçbirinden haberdar olmazlar
Bunları, ancak yaşadıkça görür ve bilirler
Dolayısıyla gelecek insanlar için gaybtır, yani bilinmezdir
Ancak Allah, bazı kullarına gayba dair bazı bilgiler verdiğini Kuran'da bildirmiştir
Bu kişilerden biri de Hz
Yusuf'tur
Hz
Yusuf, zindanda iken, Allah'ın varlığının delillerini anlattığı iki arkadaşına şöyle demiştir:
Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm
Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim
" (Yusuf Suresi, 37)
Ayette de bildirildiği gibi, Hz
Yusuf gayb olan bir haberi bildiğini söylemektedir
Bu, Allah'ın Hz
Yusuf'a verdiği bir ilim ve mucizedir
Allah, Hz
Yusuf'a ayrıca rüyaları yorumlama ilmini de vermiştir
Hz
Yusuf -Allah'ın dilemesi ile- gelecekte olacak bazı olayları görebilmektedir
Hz
Yusuf'a verilen ilmin bir benzeri başka peygamberlere de verilmiştir
Allah ayetlerde, elçilerinden seçtiği kimselere gayb haberlerini açıklayacağını şöyle bildirmiştir:
O, gaybı bilendir
Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz
) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka
Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer
(Cin Suresi, 26-27)
Elbette Rabbimiz Peygamber Efendimize de gayba dair pek çok haber vermiştir
Peygamberimiz (sav) hem geçmişte meydana gelen ve kimsenin bilmediği olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah'ın bildirmesiyle öğrenmiştir
Bir ayette Allah bu gerçeği şöyle haber verir:
Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir
Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin
(Yusuf Suresi, 102)
Bu bölümde, Allah'ın, Peygamber Efendimize hem Kuran aracılığı ile, hem de kendisine özel olarak bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleri aracılığı ile bize ulaşan bu gayb haberlerinden birkaçına yer verilecektir
(Detaylı bilgi için bkz
Kuran Mucizeleri
, Harun Yahya)
Bu haberlerin pek çoğu gerçekleşmiştir ve insanlar da bu mucizeye şahit olmuşlardır
Bu, hem Peygamber Efendimizin Allah'ın elçisi olduğunun hem de Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun delillerinden biridir
Peygamberimiz (sav)'e Kuran ile verilen gayb
haberlerinden bazıları
Elif, Lam, Mim
Rum (orduları) yenilgiye uğradı
"Dünyanın en alçak yerinde"
Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir
Üç ile dokuz yıl içinde
Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır
Ve o gün müminler sevineceklerdir
(Rum Suresi, 1-4)
Peygamber Efendimize Kuran aracılığı ile gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi'nin hemen başındaki ayetlerde yer alır
Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir
Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, M
S
620 civarında indirilmişti
Ve ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu
Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu
Yalnız Persler değil Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans devletine karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı
Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi
Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti
Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı
Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş, imparatorluk parçalanma noktasına gelmişti
Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti
216
Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu
Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi
Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki, Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı
Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti
Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin indirilmesinden yaklaşık 7 yıl sonra, M
S
627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu
Ve bu kez Bizans ordusu, Persleri yenilgiye uğrattı
Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar
217 Böylece Allah'ın Kuran ile Peygamber Efendimize bildirdiği "Rum'un zaferi", mucizevi bir şekilde gerçek oldu
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir
Rum Suresi'nin 3
ayetinde, Rumların "Dünyanın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir
Arapçası "Edna el ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir
Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur
"Edna" kelimesi Arapçada "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anlamına gelir
"Ard" ise yeryüzü demektir
Dolayısıyla "Edna el ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir
Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaş, yeryüzünün gerçekten en alçak noktasında gerçekleşmiştir
Söz konusu savaşın yeri, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır
Ve bilindiği gibi deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan Lut Gölü çevresi, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir
Yani Rumlar, tam ayette belirtildiği gibi, "yeryüzünün en alçak yeri"nde yenilmişlerdir
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, ancak modern çağdaki ölçümlerle tespit edilebilmiş olmasıdır
Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün dünyanın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir
Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır
Bu, Kuran'ın İlahi bir söz olduğunun ve Peygamberimiz (sav)'in Allah'ın Resulü olduğunun delillerinden birini oluşturmaktadır
Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir
Gerçekten O, işitendir, görendir
(İsra Suresi, 1)
Bu ayette Allah, Peygamber Efendimizi bir gece Mescid-i Aksa'ya götürdüğünü ve orayı gösterdiğini bildirmektedir
Bu, çok büyük bir mucizedir
Bilindiği gibi, Mescid-i Haram Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir
Ve Peygamber Efendimiz, bu olay gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır
O dönemin koşullarında ise, bir gece içinde Mekke'den Kudüs'e gitmek imkansızdır
Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, Peygamber Efendimiz, Kudüs'ü ve Mescid'i Aksa'yı daha önce hiç görmemiştir
Ertesi gün, bu büyük mucizeyi çevresindekilere anlattığında, Mekke'li müşriklerin ona inanmadıkları ve delil göstermesini istedikleri rivayet edilir
Kureyşlilerin içinde Mescid-i Aksa'yı görmüş olanlar vardır ve Peygamber Efendimiz Mescid-i Aksa'yı tarif etmesini istemişler, kendisine bununla ilgili sorular sormuşlardır
Peygamber Efendimiz, Mescid-i Aksa'yı doğru olarak anlatınca, müşrikler Peygamberimiz (sav)'in Mescid-i Aksa'yı tanımlamada isabet buyurduğunu söylemişler, sonra da, o yoldan gelmekte olan kervanlar ile karşılaşıp karşılaşmadığını sormuşlardır
Peygamberimiz (sav) bu soru üzerine,
"Evet, onun kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi
Bir deve kaybetmişler arıyorlardı
Yüklerinde bir su kadehi vardı
Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum
Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?"
buyurdu
Kureyşliler,
"Bu da diğer bir alâmettir"
dedikten sonra, Peygamber Efendimize kervanla ilgili detaylar sormaya devam etmişlerdir
Peygamberimiz (sav) ise, sorduklarının hepsine cevap vermiş ve şöyle demiştir:
"İçlerinde şu kişi önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde şu gün güneşin doğması ile beraber gelirler"
Bunun üzerine:
"Bu da diğer bir âyettir"
diyerek o gün hızla Seniyye'ye doğru yola çıkarak güneşin doğuşunu bekledikleri rivayet edilmektedir
Gerçekten de güneşin doğması ile söz konusu kervan da görünmüştür
Kervanın önünde ise aynı Peygamber Efendimizin tarif ettiği gibi bir boz deve de bulunmaktadır
218
Allah'ın, Peygamberimiz (sav)'e, hayatı boyunca hiç görmediği bir mekanı, oraya gitmeden göstermesi çok önemli bir mucizedir
O dönemde, Mekke'den Kudüs'e, bir gecede ulaşmanın imkansız olması ise bu mucizeyi daha açık ve görülür hale getirmektedir
Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı
Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz
Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı
(Fetih Suresi, 27)
Peygamber Efendimiz, Medine'de iken rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemiştir
Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke'ye girememektedirler
Peygamber Efendimiz (sav)'in bu rüyasını açıklaması üzerine, rivayetlere göre, müminler Mekke'ye umre niyetiyle gitmişler, ancak müşrikler onların Mekke'ye girmelerine izin vermemişlerdir
Münafıklar ise fitne çıkarmak için bunu fırsat bilmişler, ne Kabe'ye gidebildiklerini, ne de saçlarını tıraş edebildiklerini söyleyerek, Peygamberimiz (sav)'in gördüğü rüyayı yalanlamaya çalışmışlardır
Allah, Peygamberimiz (sav)'e Katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27
ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu, Allah eğer dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir
Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye barışı ve ardından gelen Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar, aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir
Böylece Allah, Peygamber Efendimizin önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir
219
Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamber Efendimiz müminlere bu müjdeyi verdiğinde, ortada hiç böyle bir durum bulunmamaktadır
Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı görünmektedirler
Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber Efendimizin söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmaktadır
Ancak Peygamberimiz (sav) Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır
Söylediklerinin Kuran ayetleri ile teyid edilmesi ve yakın bir gelecekte, söylediklerinin gerçekleşmesi ise Peygamberimiz (sav)'in ve Kuran'ın önemli bir mucizesidir
Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz
Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar
Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü
Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık
(İsra Suresi, 4-6)
İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde bildirildiği gibi, İsrailoğulları yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaklardır
Bunlardan ilk "bozgun ve kibirli yükseliş"lerinin ardından, Allah onların üzerine güçlü bir ordu gönderdiğini bildirmektedir
Gerçekten de, İsrailoğulları, Hz
Yahya'yı öldürdükleri ve Hz
İsa'yı öldürmek için tuzak kurdukları dönemin, yani kibirli yükselişlerinin ve bozgunculuklarının hemen ardından, M
S
70 yılında, Romalılar tarafından Kudüs'ten sürülmüşlerdir
Kudüs'teki Hz
Süleyman tapınağı ise darmadağın edilmiştir
M
S
70 yılında Filistin'den sürülmelerinin ardından Yahudiler tüm dünyaya yayılmışlardır
Hz
İsa'nın katilleri olarak görüldükleri için de, Avrupa'da bulundukları ülkelerde genellikle küçük görülmüş, zor koşullar altında yaşamışlar, hatta çoğu zaman dinlerini gizlemek zorunda kalmışlardır
Peygamber Efendimize bu ayet vahyedildiği zaman da, Yahudiler bu zor koşullar altında yaşamaktaydılar ve bir devletleri dahi bulunmamaktaydı
Ancak Allah ayetlerde İsrailoğullarına tekrar güç vereceğini haber vermiştir
Peygamber Efendimizin hayatta olduğu dönemde oldukça uzak ve zor bir ihtimal olarak görünen bu olay, daha sonra tam olarak gerçekleşti
Yahudiler, Filistin'e geri döndüler ve 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurdular
İsrail'in günümüzdeki siyasi ve askeri gücü ve etkisi ise bilinen bir gerçektir
İsrailoğulları ile ilgili olan bu ayette ve diğer ayetlerde önemli olan noktalardan biri, o dönemde imkansız görünen ve olmasına dair hiçbir gelişme veya ipucu bulunmayan olayların, ileride gerçekleşeceğinin haber verilmesidir
Elbette tüm bunlar Kuran'ın bir mucizesidir
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti
Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti
Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti
(Tahrim Suresi, 3)
Bu ayette bildirildiği üzere, Peygamber Efendimiz hanımlarından bazılarına bir sır vermiştir
Ancak onlar bu sırrı tutmayarak, birbirlerine aktarmışlardır
Allah, Peygamber Efendimize, onların bu tavrını bildirmiş ve aralarındaki gizli konuşmaları onlara haber vermiştir
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hanımlarına, aralarındaki gizli konuşmayı bildiğini söylemiştir
Peygamber Efendimizin hadislerinde bildirdiği
gayb haberlerinden bazıları
"Sizler Mısır'ı fethedeceksiniz
Orası (paraya) "kirat" denilen yerdir
Oranın halkına hayır tavsiye edin
Onların bir zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır
"220
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde Mısır'ın fethedileceğini müjdelemektedir
Peygamberimiz (sav) bu müjdeyi verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti altındaydı
Ayrıca, Müslümanların henüz çok büyük bir gücü bulunmamaktaydı
Ancak, Peygamber Efendimizin, bu sözleri gerçek olmuş, kendisinin vefatından çok zaman geçmeden, Hz
Ömer (ra)'in halifeliği sırasında, M
S
641 yılında, Amr bin As komutasındaki Müslümanlar tarafından Mısır fethedilmiştir
221 Bu olay, Peygamber Efendimizin gerçekleşen gayb haberlerinden biridir
"Kisra ölünce, ondan başka Kisra yoktur
Kayser de öldü mü ondan sonra bir Kayser yoktur
Nefsimi kudret altında tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız
"222
Bu hadis-i şerifte geçen "Kisra" kelimesi, geçmişte İran kralları için kullanılan bir isimdir
Kayser (Sezar) sıfatı ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı
Peygamber Efendimiz, bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin Müslümanlara kalacağını müjdelemiştir
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Peygamberimiz (sav)'in bu haberi müjdelediği dönemde Müslümanların askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, henüz böyle büyük bir fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır
Ayrıca, bu dönemde, İran ve Bizans İmparatorlukları da, tüm Ortadoğu'ya hakim en güçlü iki devletti
Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz, bu iki fethi haber verdiğinde böyle bir siyasi durum söz konusu bile değildi
Ancak, Peygamber Efendimizin haber verdiği bu olaylar da gerçekleşmiştir
Hz
Ömer zamanında İran fethedilmiş ve ganimetlerine el konulmuştur
Ve bu fetihle birlikte Kisraların saltanatı son bulmuştur
223
Kayser'in ölümü ve hazinelerinin Müslümanlara kalması ise, öncelikle Müslümanların Halifeler döneminde, Roma İmparatorluğu'na ait çok önemli merkezleri fethetmeleri ile gerçekleşmiştir
Hz
Ebubekir döneminden başlayarak, Kayser'in yönetimi altındaki Ürdün, Filistin, Şam, Kudüs, Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin tamamı fethedilmiştir
İstanbul'un, 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma İmparatorluğunun yıkılmasını müteakiben Kayser ünvanı da tarihe gömülmüştür
224
Amerikalı araştırmacı yazar M
G
S
Hodgson,
İslam'ın Serüveni
isimli kitabında, Müslümanların Bizans ve İran İmparatorluğu'na ait yerlerin fethini şöyle açıklar:
"Hz
Muhammed Mekkeli bir Arap olarak, Medine'de dini esaslara göre teşkilatlanmış bir toplum kurar ve Sasani (İran) ve Roma İmparatorlukları üzerine yürüyecek ve hatta yerel düzeyde onların yerine geçecek olan bu toplumu, Arap yarımadasının çoğu kesimine yayar
"
225
Böylece, Peygamberimiz (sav)'in döneminde siyasi ve ekonomik açıdan imkansız gibi görünen bu önemli fetihler, Allah'ın Hz
Muhammed'e verdiği birer mucize olarak gerçekleşmiştir
"Yüce Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat kıldı
Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"226
"Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır
"227
Peygamber Efendimiz, hükümdarları İslam'a davet kararı almış ve ashabından Abdullah bin Huzayfe (ra)'yi İran Kisrası Perviz İbni Hürmüz'e elçi olarak göndermiştir
İran Kisrası ise, kibirinden hiddetlenmiş ve Peygamber Efendimizin davetine uymamıştır
Hatta, Peygamber Efendimize iki elçi gönderip, Müslümanların kendisine teslim olmalarını söylemiştir
Peygamber Efendimiz ise bu iki elçiyi önce İslamiyet'e davet etmiştir
Daha sonra ise, iki elçiyi ertesi gün kendilerine kararını bildirmek üzere huzurundan çıkarmıştır
228
Ertesi gün Peygamber Efendimiz elçilere, Allah'ın kendisine bildirdiği şu haberi iletmiştir:
"Yüce Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat kıldı
Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"
229
Peygamber Efendimiz ayrıca onlara hitaben şöyle demiştir:
"Bazan'a (Kisranın aracı olarak elçi göndermesini emrettiği vali) deyiniz ki: Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır
Yine ona deyiniz ki: Eğer sen Müslüman olursan, şu anda idare etmekte olduğun yerleri sana vereceğim, seni Ebnalardan (Güney Arabistan'a yerleşen İranlılar) meydana gelen kavme hükümdar yapacağım
"
230
Bunun üzerine elçiler Yemen'e dönerek olup bitenleri anlattılar ve duyduklarından son derece etkilenen Bazan bunu
"Vallahi bu hükümdar sözü değildir
Öyle sanıyorum ki, bu zat dediği gibi bir peygamberdir"
231 sözleriyle ifade etti
Sonra da adamlarına
"Onu nasıl buldunuz?"
diye sordu
Peygamberimiz (sav)'in heybetinden son derece etkilenen elçiler,
"Biz, ondan daha heybetli hiçbir şeyden korkmayan ve muhafızsız bulunan bir hükümdar görmedik
Mütevazi ve yaya olarak halk arasında yürüyordu"
dediler
Bazan, bir süre bekleyip Peygamber Efendimizin Kisra hakkında söylediklerinin doğru çıkıp çıkmayacağını görmek istedi
Böylece Peygamber Efendimizin Allah'ın elçisi olduğuna emin olacağını belirtti
Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Kisra'nın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a şu mealde bir mektup geldi:
"Ben Kisra'yı öldürdüm
Bu mektubum sana gelince, benim namıma, halkın biatını al, Kisra'nın sana yazmış olduğu zat hakkında da, yeni bir emrim gelinceye kadar bekle ve hiçbir teşebbüse geçme
"
232
Bazan ve adamları hesap edince, bu olayın tam Peygamberimiz (sav)'in belirttiği zamanda meydana geldiğini gördüler
233 Bazan bu büyük mucizeyi gördükten sonra iman etti ve Müslüman oldu
Onu, Yemen'de oturan Ebnaların Müslüman olması izledi
234 Bazen, Peygamber Efendimizin tayin ettiği ilk vali idi ve İran valilerinden imana gelen ilk kişi idi
235
Peygamber Efendimizin, 628 yılında İran Kisrası Perviz'i İslam'a davet eden bir mektup gönderdiği ve İran Kisrası'nın, oğlu tarafından 628 yılında öldürüldüğü tarihi kaynaklarda da belirtilen gerçek bir olaydır
236
Peygamberimiz (sav)'in ahir zaman alametleri
hakkında bildirdikleri
Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak olan bir dönemdir
Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize ulaşmıştır
Bu olayların, içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden biridir
(Detaylı bilgi için bkz
Kıyamet Alametleri, Hz
Süleyman, Ahir Zaman Alametleri ve Dabbetü'l Arz
, Harun Yahya, Kültür Yayıncılık) Hz
Muhammed (sav) kendi yaşadığı dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen çok sayıda ahir zaman ve kıyamet alametlerinden şunları sayabiliriz:
"Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır
”237
"Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde…”238
"Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz
”239
"Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur
”240
"Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak
”241
"Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır
"242
"Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz
"244
Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu
Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır
Orada Allah'ı hakkıyla bilen insanlar vardır
245
Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır
Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14
yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir
Resulullah: Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır
246
Fırat Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor
Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın
247
Suyuti'nin kitabında bu hadis "suyun durdurulması" olarak geçmektedir
Gerçekten de resimde görülen Keban Barajı, Fırat Nehri'nin suyunu durd