FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
SÜNNET
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
SÜNNET ile ilgili Benzer Konular
164 Kez Görüntülendi
Ehl-i sünnet itikadı
İman
Sünnet Geleneği
Anadolu Gelenekleri
Ehl-i Sünnet
Fıkhi Mezhepler
Ehl-i Sünnet Kasidesi 1.0
E-Kitap
Ehl-i Sünnet Kasidesi
Şiir-Şiirler
Vesvese üzerine inceleme
|
Unutulan Sünnetler
Konu Araçları
12-02-2007
#
1
Profil Bilgileri
mumsema
SÜNNET
SÜNNET başlıklı yazı Mumsema SÜNNET Forum Alev
SÜNNET
Yol, gidiş, tabiat, şeriat, yüz, yüzün görünen yeri, alışılmış yol
Hz
Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terim
Çoğulu "sünen"dir
Kur'ân-ı Kerim'de dört âyette "öncekilerin sünneti" ifadesi "önceki ümmetlerin izlediği yol" veya "önceki ümmetlere uygulanan hüküm" anlamında kullanılmıştır (el-Enfâl, 8/38; el-Hicr, 15/13; el-Kehf, 18/55; Fâtır, 35/43)
İki âyette çoğul olarak kullanılmıştır
Şu âyette şeriat anlamı görülür: "Şüphesiz sizden önce bir çok Şeriatlar gelip geçmiştir" (Âlu İmrân, 3/137)
Şu âyette de "öncekilerin yolları" anlamında kullanılmıştır: Allah size bilmediklerinizi tam olarak açıklamak, sizi öncekilerin yollarına iletmek ve sizin tevbelerinizi kabul etmek ister" (en-Nisâ, 4/26; ayrıca bk
el-İsrâ, 17/77)
Sekiz âyette de Âllah'ın sünneti" ifadesi geçer
Bu, Allah'ın evreni, canlıları ve toplumu yaratırken veya daha sonra yönetirken izlediği yolu, metodu, kanun ve prensipleri ifade eder
Bu prensiplerin değişmeden devam edeceği bildirilir: "Allah'ın öteden beri gelen sünneti (âdeti) budur
Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişme bulamazsın" (el-Feth, 48/23; ayrıca bk
Fâtır, 35/43; el-Ahzâb, 33/62)
Sünnet sözcüğü bir kişiye nisbet edilince, onun iyi veya kötü, sürekli olarak yapa geldiği davranışlarını kapsar, Hz
Peygamber'in şu hadisinde bu iki zıt anlamı bir arada görmek mümkündür: "Güzel bir yol alana onun sevabı ve kıyamete bu yoldan gidenlerin sevabı vardır
Kim de kötü bir yol açarsa, bu yolun sorumluluğu ve kıyamete kadar bu yoldan gidenlerin sorumluluğu ona aittir" (Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; İbn Mâce, Mukaddime, 14; Dârimi, Mukaddime, 44; Ahmed b
Hanbel, IV, 362)
Sünnet, Kur'ân-ı Kerim'den sonra ikînci ana kaynaktır
Fıkıh usulünde delil olarak kullanılan sünnet, Hz
Peygamber'den geliş şekline göre; söz, fiil veya tasvip (takrir) olmak üzere üçe ayrılır
1
Kavlî sünnet: Hz
Peygamber'in çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu sözlerdir
Meselâ; Âmeller ancak niyetlere göredir ve herkese niyetinin karşılığı vardır
Kim Allah ve Rasûlü için hicret etmişse, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir
Kim elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de, kendisi için hicret ettiği kimseyedir" (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, I; İmân, 41; Müslim, İmâre, 155)
"Ramazan hilalini görünce orucu tutun, Şevval hilalini görünce orucu yeyin” (Buhârî, Savm, II; Müslim, Sıyâm, 4,18)
2
Fiilî sünnet: Hz
Peygamber'in namaz kılışını ve haccedişini örnek verebiliriz
Allah elçisi; "Ben namazı nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılın " (Buhârî, Ezân, 18; Edeb, 27; Âhad, I)
"Hac ile ilgili ibadetlerinizi benden alın" (Ahmed b
Hanbel, III, 318, 366) buyurmuştur
Yine Hz
Peygamber'in savaşlarda yapmış olduğu işler de fiili sünnete girer
3
Takriri sünnet: Hz
Peygamber'in görüp işittiği bir işe karşı çıkmaması ve onu kabul etmesidir
Çünkü Allah'ın Rasûlü bir işin yapıldığını gördüğü veya işittiği halde onu reddetmemiş ve susmuşsa, bu durum onun bu işi tasvip ve kabul ettiği anlamına gelir
Meselâ; Bir gün Hz
Peygamber
kabir başında ağlayan bir kadına rastlar
Ona; "Allah'tan kork ve sabret " der
Kadın Rasûlüllah (s
a
s)'ı tanımadan; "Benim başıma gelen, senin başına gelmediği için beni anlayamazsın" diye cevap verir
Daha sonra onun Allah elçisi olduğunu öğrenince de, evine giderek özür diler
Bunun üzerine Hz
Peygamber şöyle buyurur: "Asıl sabır, olayla ilk karşılaşmada gösteren sabırdır" (Buhârî Cenâiz, 32)
Burada Allah'ın Rasûlünün kadının kabir ziyaretine ses çıkarmadığı görülmektedir
Bu, erkekler gibi kadınlar için de kabir ziyaretinin caiz olduğunu gösteren bir takrirdir
Yine Amr b
el-Âs (r
a), Zâtü's-Selâsil gazvesi sırasında, çok soğuk bir gecede ihtilam olmuş, su ile yıkanırsa canının tehlikeye düşeceğini anlayınca da teyemmümle topluluğa sabah namazını kıldırdı
Gazve dönüşü durum Hz
Peygamber'e anlatılınca, Amr'a; "Cünüp olduğun halde arkadaşlarına imam oldun öyle mi?" diye sordu
Amr; "Kendinizi öldürmeyin
Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir" (en-Nisâ, 4/29) âyetini hatırlayarak teyemmüm yaptığını ve namazı kıldırdığını bildirdi
Bunun üzerine Hz
Peygamber tebessüm etmiş ve susmuştur
İşte bu tebessüm ve susma, su bulunsa bile çok soğuk havada teyemmümle namaz kılınabileceğini gösterir (Zekiyüddin Şa'ban, Usulül-Fıkh, Terc
İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s
66)
Sünnetin Hüküm Kaynağı Olduğunu Gösteren Deliller:
Sünnetin, Kur'ân-ı Kerim'den sonra, ikinci asli delil olduğunda görüş birliği vardır
Bu yüzden Hz
Peygamber'e nispeti sabit ve sahih olan sünnetin gereğine göre amel etmenin vücubu üzerinde bütün bilginler ittifak etmiştir
Onlar bu konuda Rasûlüllah (s
a
s)'a itaatı emreden, onu sevmenin Cenab-ı Hakkı sevmek olduğunu bildiren, ona karşı gelenlere şiddetli tehditler bildiren âyetlere dayanırlar
Bu âyetlerden bir kaçı şunlardır:
"Âllah'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının" (el-Mâide, 5/92)
"Kim Rasûle itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur" (en-Nisâ', 4/80)
"Peygamber size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının
Allah'tan korkun
Çünkü Allah'ın azabı çetindir" (el-Haşr, 59/7)
"Deki: Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın
Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" (Âlu İmrân, 3/31)
Anlaşmazlıklarda Hz
Peygamber'in hakem yapılıp, vereceği karara uyulması gerektiği şöyle belirlenir: "Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (en-Nisâ, 4/65)
Allahın hükmü gibi, Hz
Peygamber'in sünnetinin de bağlayıcı olduğu ve bunlara dayanan bir hükme karşı gelmenin sapıklık sayıldığı şöyle tespit edilir:" Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü'min bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur
Kim Allah'a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (el-Ahzâb, 33/36)
Rasûlüllah (s
a
s)'in emrine aykırı davranmanın sonuçlarına bir âyette şöyle yer verilir: Bu yüzden onun (Allah Rasûlünün) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acı bir ozap isabet etmesinden sakınsınlar" (en-Nûr, 24/63)
Hz
Peygamber'in hayatında ve vefatından sonra ashab-ı kiram onun sünnetine uymak gerektiğinde birleşmişlerdir
Sahabe, Allah elçisinin emir ve yasaklarına uyuyor, helal dediğini helal, haram dediğini haram olarak kabul ediyordu
Nitekim Muaz b
Cebel (r
a) Yemen'e vali olarak giderken, orada; Allah'ın kitabı ile hüküm vereceğini, bunda bulamazsa Rasûlünün sünnetine başvuracağını belirtmiştir
Bunu işiten Hz
Peygamber'in rızasını açıkladığı nakledilir (Tirmizi, Ahkâm, 3; Ahmed b
Hanbel, V, 230, 236, 242; Şâfıî, el-Ümm, VII, 273)
Diğer sahabiler de, herhangi bir mesele hakkında Kur'ân'da bir hüküm bulamadıkları zaman Hz
Peygamber'in sünnetine başvuruyordu
Hz
Ebû Bekir, bir olay hakkında bildiği bir hadis yoksa, bunu sahabe topluluğuna arz eder, o konuda bir hadis bilenin olup olmadığını öğrenmeye çalışırdı
Hz
Ömer'in, tabiılerin ve bunları izleyen Tebe-i tâbiîn'in metodu da böyledir
Kur'ân-ı Kerîm'de, Peygamber (s
a
s)'in Allah'tan vahiy alarak konuştuğu belirtilir
"O, kendiliğinden konuşmamaktadır
O'nun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir" (en-Necm, 53/3, 4)
"Sana Allah'ın bol nimet ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni saptırmaya çalışırdı
Halbuki onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler
Allah sana Kitap ve Hikmeti indirmiş ve bilmediğini öğretmiştir
Allah'ın sana olan nimeti büyüktür" (en-Nisâ', 4/113)
Diğer yandan Kur'ân âyetleri, Hz
Peygamber'e iman edilmesini açıkça bildirir
Şu âyette Allah'a ve Rasûlüne imanın yan yana zikredildiği görülür: "Âllah'a ve okuyup yazması olmayan (ümmî) Peygamber'e iman edin; o Peygamber de Allah'a ve O'nun sözlerine iman etmiştir ve ona uyun ki hidayete eresiniz" (el-A'râf, 7/158)
Başka bir âyette de şöyle buyurulur: "Âllah ve peygamberine iman eden mü'minler peygamberlerle birlikte bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler" (en-Nûr, 24/62)
Sünnetin Kitab'a Göre Yeri ve Fonksiyonu:
Kitap ve sünnette yer alan hükümler karşılaştırıldıkları zaman şu dört şekil ile karşılaşılır:
1
Sünnet, Kur'ân'daki hükmün aynısını getirir, böylece onu destekler ve güçlendirir
Bununla aynı konuda iki delil oluşur
Biri hükmü tespit eden esas delil, diğeri ise teyit edici sünnet delilidir
Örnek: Kur'ân'da;" Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin
Karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla olması bunun dışındadır" (en-Nisâ, 4/29) buyurulur
Aynı konuda ki şu hadis yukarıdaki âyeti teyit etmektedir:" Müslüman bir kimsenin malı, (başkasına) onun gönül hoşnutluğu olmadıkça helâl değildir" (Ahmed b
Hanbel, V, 72)
Aşağıdaki âyette hadis arasında da benzer teyit ilişkisini görmek mümkündür
Âyette; Îşte, Rabbin zulmeden beldelerin halkını yakaladığı zaman böyle yakalar
Çünkü onun yakalaması çok acı ve çetindir" (Hûd, 11/102) buyurulur
Şu hadis aynı anlamı destekler: Allah zâlime mühlet verir, sonunda onu cezalandırınca da artık iflah olmaz" (Buhârî, Tefsîrul-Kur'ân, 2/5; İbn Mace, Fiten, 22)
2
Sünnet, açıklanmaya muhtaç Kur'ân âyetlerine açıklayıcı hükümler getirir:
Sünnet, Kur'ân'ın mücmel veya müşkil olan yani kapalı ve anlaşılması güç olan lafızlarını açıklar
Meselâ; Namazı kılın, zekâtı verin" emrinde namaz ve zekâtın neden ibaret olduğu, şartları, miktar ve ifa şekilleri yer almaz
İşte mücmel olan bu terimler sünnet tarafından açıklanır
Yine; "Ramazanda sabahın beyaz ipliği siyah iplikten ayrılıncaya kadar yeyin, için" (el-Bakara, 2/187)
Hz
Peygamber buradaki beyaz iplikten sabahın aydınlığının, siyah iplikten gecenin karanlığının kastedildiğini bildirmiştir
Sünnet, âmm (genel anlam ifade eden) lafızların hükmünü tahsis eder
Âyette; Bunların dışında kalanlar size helal kılındı" (en-Nisâ, 4/24) buyurulur
Şu hadis, yukarıdaki âyeti tahsis etmiştir; "Kadın, halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz
Bunu yaparsanız, hısımlık bağlarını koparmış olursunuz” (Buhârî, Nikâh, 27; Müslim, Nikâh, 37, 38)
Mutlak lafzı tahsis eder: Âyette şöyle buyurulur:" Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin" (el-Mâide, 5/38)
Burada sağ elin mi sol elin mi kesileceği belirtilmemiştir
İşte sünnet bunu "sağ eli ve bilekten kesme" şeklinde kayıtlamıştır
3
Sünnet, Kur'ân'da yer alan bazı hükümleri nesheder, meselâ;" Birinize ölüm gelince, eğer bir hayır bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara münasip şekilde vasiyette bulunmak, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur" (el-Bakara, 2/180)
Bu âyetin hükmü; "Varise vasiyet yoktur" (Buhârî, Vasâyâ, 6; Ebû Dâvud Yasâyâ, 6) hadisi ile neshedilmiştir
4
Sünnet, Kur'ân'da bulunmayan meseleler hakkında hükümler getirir
Ninenin miras hakkına sahip oluşu, fıtır sadakası ile vitir namazının vacip oluşu, "muhsan" olarak zina edenin recm edilmesi, "âkile"nin diyete katılmakla yükümlü tutulması gibi hükümler Kur'ân'da olmayan, fakat sünnetle getirilen hükümlerdendir (Z
Şa'ban, a
g
e
, s
85)
Yine bir kadını hala veya teyzesi ile bir nikâh altında birleştirmenin yasaklanması, azı dişli yırtıcı hayvanların ve pençeli kuşların etlerinin haram kılınması, erkeklere altın takmanın ve ipekli giymenin yasaklanması sünnetle sabit olmuştur
Kur'ân'da yalnız süt ana ve süt kardeş için konulan evlenme yasağının kapsamı (en-Nisâ, 4/23), "Nesep ile haram olan süt ile de haram olur" hadisi ile (Buhârî Şehadât, 7; Müslim, Radâ, I) genişletilmiştir
İmam Şâfiî (ö
204/819) er-Risâle adlı usûle dair eserinde, sünnetin üç türlü olduğuna karşı çıkan bir ilim adamı bilmiyorum, dedikten sonra bu üç hususu şöyle belirtir
1) Allah Teâlâ bir konu hakkında âyet indirir
Hz
Peygamber de Kur'ân'ın bildirdiğini olduğu gibi açıklamıştır
2) Allah'ın indirdiği mücmel olur ve Allah elçisi bundan Yüce Allah'ın kasdettiği anlamı açıklar
3) Kitapta yer almayan bir konuda Allah'ın elçisi hüküm koyar
Çünkü bu konuda Cenab-ı Hak kendisine yetki vermiştir
Bazı bilginler, Hz
Peygamber'in koyduğu sünnetin Kur'ân'da mutlaka bir aslı olduğunu söylemiştir
Nitekim, namazın aslı Kur'ân'la emredilmiş, ayrıntı sünnete bırakılmıştır
Yine alış-veriş ve diğer konularda da sünnetler koydu
Çünkü Allah Teâlâ; " Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin" (en-Nisâ, 4/29), Âllah alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır" (el-Bakara, 2/275) buyurmuştur
Hz
Peygamber, namazı açıklaması gibi diğer konuları da Allah Teâlâ adına açıklamıştır
Kimisi de, sünnet, Allah tarafından Rasûlünün kalbine atılan hikmettir
Bu şekilde kalbe atılan onun sünneti olmuştur (bk
eş-Şafii, er-Risâle, tahkik: Ahmed Muhammed Şakir, Mısır 1309, s
91 vd
)
Sünnetin Rivâyet Bakımından Çeşitleri:
Senedinde kopukluk bulunmayan hadisler rivâyet bakımından üçe ayrılır
Mütevatir, meşhur ve âhad sünnet
1
Mütevatir Sünnet
Yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayacak sayıda bir sahabe topluluğunun Hz
Peygamber'den rivayet ettiği, daha sonra bu topluluktan Tâbiün ve Etbâu't-Tâbiîn devirlerinde de aynı özellikteki toplulukların naklettiği haberlere "mütevatir sünnet" denir
Bu üç nesilden sonraki devirlerde yalan üzerinde birleşmenin aklen mümkün olmaması şartı aranmaz
Çünkü sünnet bu dönemden sonra tedvin ve tasnif edilerek yazılı eserlere intikal etmiş, daha önce tek râviler aracılığı ile gelen haberlerin pek çoğu da tevâtür ve şöhret derecesinde nakledilmiştir
Tevatür de Lafzî ve Mânevi olmak üzere ikiye ayırılır
a) Lafzî mütevatir: Lafiz ve anlam birliği içinde nakledilen mütevatir haberdir
Meselâ; "Kim bilerek bana yalan söz isnat ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın" (Buhârî, İlim, 38; Müslim, Zühd, 72) hadisi, tevatür derecesinde kalabalık bir sahabe topluluğunca aynı lafızlarla rivayet edilmiştir
b) Manevî mütevatir: lafız ve anlam bakımından farklılıklar taşımakla birlikte, bütün râvilerin ortak bir anlamda birleştiği mütevatir haberdir
Dua sırasında ellerin kaldırılması bu çeşit mütevatire örnek gösterilebilir
Çünkü Hz
Peygamber'in dua sırasında ellerini kaldırdığına dair yüz kadar hadis rivayet edilmiştir
Fakat bunlar değişik olaylarla ilgili, değişik şekillerde ve farklı ifadelerle nakledilmiştir
Belki her olay hakkında lafzî tevatür gerçekleşmemiştir, fakat bütün rivayetlerin birleştiği ortak anlam, dua sırasında ellerin kaldırılmış olmasıdır
Yine İslâm bilginleri, Hz
Ömer'den rivayet edilen " Âmeller niyetlere göredir
Herkes niyet ettiği şeyi görecektir” (Buhârî, Bedül-Vahy,I; Müslim, İmâre, 155) hadisinin anlamı üzerinde görüş birliği içindedir
Mütevatir sünnetin hükmü, Hz
Peygamber'e nisbetinin kesin oluşudur
Buna göre, mütevatir sünnetle amel etmek farz olup, onu inkâr eden dinden çıkar
Bu çeşit hadislerin delâleti zannî olmadıkça, ortaya koyduğu hüküm kesinlik ifade eder
Mütevatir hadisler, delil olma bakımından Kur'ân'a yakın kuvvettedir
2
Meşhur Sünnet
Meşhur sünnet, Hz
Peygamber'den bir veya iki yahut tevatür sayısına ulaşmamış sayıda sahabi tarafından rivayet edilmişken, Tâbiün veya Etbâu't-tâbün devirlerinde tevatür sayısındaki ravilerce nakledilen sünnettir
Mütevatir ve meşhur sünnet arasındaki fark şudur; birincide her üç tabaka ravileri tevatür sayısında iken, meşhur sünnette, sahabeden olan raviler tevatür derecesine ulaşmamıştır
Buna göre mütevatir hadisin Hz
Peygamber'e nisbeti kesin iken meşhur hadisin, Hz
Peygamberden rivayet eden sahabiye nisbeti kesin olmakla birlikte, Hz
Peygamber'e nisbeti kesinlik taşımaz
Meşhur sünnetin hükmü, kesine yakın bir bilgi vermesidir
Bu yüzden mütevatir sünnetle Kur'ân'daki bir âmm lafzın tahsisi ve mutlak lafzın takyidi mümkün olduğu gibi, meşhur sünnetle de "âmm" tahsîs ve "mutlak" takyid edilebilir
Âmm'ın tahsisine örnek: "Âllah çocuklarınızın miras payı için şunu istiyor" (en-Nisâ, 4/11) âyetindeki "çocuklarınız (evlâdüküm)" kelimesi âmm olup bütün çocukları kapsamına alır
Hz
Peygamber'in; "Öldüren öldürdüğü kimseye mirasçı olamaz" (Ebû Dâvud, Diyât, 18; Dârimî, Ferâiz, 41) şeklindeki meşhur hadis, miras bırakanını öldüren çocukları kapsam dışı bırakmıştır
Mutlak ifadenin takyidine örnek:
Mirasla ilgili âyette; " (Bütün bu miras payları, ölenin) yapmış olduğu vasiyetin ve borcun ifasından sonradır" (en-Nisâ, 4/11) buyurulur
Burada "vasiyet" sözcüğü mutlak olup, malın belli bir parçası ile sınırlandırılmış değildir
Fakat Hz
Peygamber'in, "Üçte bir daha bayırlıdır" (Buhârî, Cenâiz, 36; Vesâyâ, 2, 3; Menâkıbul-Ensar, 49; Müslim, Vasiyyet, 5, 7, 8, 10; Ebû Dâvud, Ferâiz, 3; Eymân, 23) şeklindeki meşhur hadisi vasiyet miktarını üçte birle sınırlamıştır
3
Âhad Sünnet
Bunlar, Hz
Peygamber'den bir, iki veya daha fazla sahabi tarafından rivayet edilen ve meşhur hadisin şartlarını taşımayan hadislerdir
Âhad hadisi bir kişiden yine bir kişi rivayet etmiş olup, bize kadar ulaşan senedindeki kişiler hiçbir zaman tevatür sayısına ulaşmamıştır
Hadis kitaplarında toplanmış bulunan hadislerin çoğu bu kısma ait olup, bunlara tek kişinin haberi anlamında "haber-i vâhid" veya birer kişilerin haberi anlamında "âhad haber" denir
Ahad sünnet kesin bilgi ifade etmez, zanlı bilgi verir
Çünkü bunların Hz
Peygamber'e ulaştığında şüphe vardır
Bu yüzden inançla ilgili konularda âhad habere dayanılmaz
Ancak belirli şartları taşıyan âhad haberler amel konularında delil olarak kabul edilir
Hanefiler dışındaki bilginlere göre, hadisler mütevatir ve âhad olmak üzere ikiye ayrılır
Onlar meşhur sünneti de "âhad haber" içinde değerlendirirler
Çünkü meşhur sünnetin ilk tabaka ravileri, gerçekte âhad sünnet sayısındadır
Ancak bu görüşte olanlar âhad haberi, kendi içinde "Garib", "Aziz" ve "Müstefiz" olmak üzere üçe ayırmışlardır
Ahad Hadisle Amel Etmenin Şartları:
Hanefilere göre âhad haberin delil olarak kullanılabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir
1
Râvinin, naklettiği hadisle kendisinin amel etmesi gerekir
Buna aykırı davranışı veya fetvası belirlenirse, hadis değil, onun amel veya fetvası esas alınır
Çünkü râvi, bu hadisin neshedildiğini gösteren bir delil bilmese, hadise aykırı davranmaz
Aksi halde "adâlet" vasfını kaybeder
İşte bu prensipten hareket edilerek Hanefiler, Ebû Hureyre'nin naklettiği; "Birinizin kabına köpek ağzını soktuğu zaman, onu döksün, sonra biri toprakla olmak üzere yedi kere yıkasın" (Nesâî, Tahâret, 52; Miyâh, 7; ayrıca bk
Buhâri, Vüdû, 33; Müslim, Tahâret, 89-93; Tirmizi, Tahâret, 68) anlamındaki hadisle amel etmemişlerdir
Çünkü ed-Dârekutni'nin naklettiğine göre Ebû Hüreyre bu hadise aykırı olarak böyle bir durumda kabı üç kere yıkamakla yetiniyor ve bu yönde fetva veriyordu
Hanefiler onun fetvasını, bu hadisin neshedilmiş bulunduğuna delil saymışlar, yani yedi defa yıkama yerine üç defa yıkama ile yetinmişlerdir
Başka bir örnek de, Hz
Âişe'den rivayet edilen ve kadının kendi başına evlilik akdi yapamayacağını bildiren şu hadistir: "Velisinin izni olmadan evlenen kadının evliliği bâtıldır" (Dârimi, Nikâh, 2)
Hz
Âişe bu hadise aykırı olarak kardeşi Abdurrahman Şam'da iken onun kızını evlendirmişti
Abdurrahman yolculuktan dönünce bu evlendirme işinden hoşnut olmadığını ifade etmişse de, nikâh akdini iptal yoluna gittiğine dair bir haber nakledilmemiştir
2
Hadisi rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi ve ictihad ehliyeti ile tanınmış bir kimse değilse hadis, kıyasa ve genel şer'i esaslara aykırı olmamalıdır
Buna göre, kıyasa aykırı düşen hadis dört halife gibi, Abdullah b
Abbas, Abdullah b
Mes'ud ve Abdullah b
Ömer gibi hem hadis rivayeti ve hem de fıkıhtaki ve ictihattaki ehliyeti ile tanınmış biri ise hadis kabul edilir ve onunla amel edilir
Fakat Enes b
Malik ve Bilâl gibi yalnız hadis rivayeti ile tanınan, ictihada ehliyeti bulunmayan birisi ise, bu hadis kabul edilmez
Bu nitelik, hadislerin "mânâ rivayeti" usulünün yaygın olması yüzünden öngörülmüştür
Fakih olan ravi, bir kelime yerine hadiste başka bir kelime kullansa, hadisin aynı anlamı koruduğunu söylemek mümkün olur
Aynı esası, fakih olmayan ravi için söylemek güçtür
Özellikle; ortada kıyasa ve genel şer'i esaslara aykırı düşen bir rivâyet varsa, bu ravinin yanılma ihtimali güç kazanır
Hanefiler bu esastan hareketle "musarrât" hadisi ile amel etmemişlerdir
Ebû Hüreyre, Hz
Peygamberden şunu nakletmiştir: "Develerin ve koyunların memelerini sütlü göstermek için şişirmeyin
Birisi böyle bir hayvanı satın almış olur ve sütünü de sağmış bulunursa iki şeyden birisini seçebilir: Ya hayvanı bu hali ile kabul eder, veya hayvanı iâde eder ve ayrıca bir sâ'da hurma verir" (Müslim, Büyü, 11; Ebû Dâvud Büyü, 46)
Bu hadisi Ebû Hüreyre rivayet etmiştir, Ebû Hüreyre ictihad ehliyeti ile tanınmamıştır
Hadisin taşıdığı hüküm İslam'ın genel prensipleri ile çelişmektedir
Çünkü istihlâk edilen bir şeyin tazmini misli mallarda misliyle, kıyemî mallarda kıymetiyle olur
Hadiste bildirilen süt karşılığı bir sâ' (2,179 kg) hurma, sütün ne misli ve ne de kıymetidir
Diğer yandan bu hadis "el-Harâcu bıd-dımân " (Ebû Dâvud Büyü', 71; Tirmizi, Büyü', 53) diye ifade eden "nefi (yarar) ve hasarın dengelenmesi" ilkesi ile de çelişmektedir
Buna göre, bir şeyin tazmin sorumluluğu kime aitse o şeyin semereleri de ona aittir
Şu halde, sağdığı süt, bir bedel ödemesine gerek olmaksızın alıcıya aittir
Çünkü, hayvanı teslim aldıktan sonra, ona gelecek zararı da üstlenmiş bulunmaktadır
Durum böyle olunca, alıcının süt karşılığı bir sâ' hurma vermekle yükümlü tutulması bu prensiple de çelişmektedir
3
Âhad haber sık sık tekerrür eden ve her yükümlünün bilmesi gereken olaylar hakkında olmamalıdır
Usûl ilminde bu duruma "umumî belvâ" denir
Burada olayın tevatür veya şöhret yoluyla nakfi için gerekli şartlar oluşmuştur
Buna rağmen haberin tek ravi yoluyla gelmesi, onun Hz
Peygamber'e nisbetinin sağlam olmadığını gösterir
Bu esastan hareketle, Hanefi mezhebi bilginleri Abdullah b
Ömer'den rivayet edilen; "Hz
Peygamber rukûya giderken ve başını rukûdan kaldırırken ellerini kaldırırdı" (Buhâri, Ezân, 83-86) anlamındaki hadis ile amel etmemişlerdir
Çünkü bu durumda ellerin kaldırılması, çok sık vuku bulan ve herkesin hükmünü bilmeye muhtaç olduğu bir olaydır
Eğer bu konuda varid olan hadis sahih olsaydı, bunu çok sayıda başka râvilerin de nakletmesi gerekirdi
Hz
Peygamber'in namazda Fatiha Süresi'ni okurken besmeleyi de yüksek sesle okuduğunu bildiren âhad haber (Tirmizî, Salât, 67) de aynı prensip gereği kabul edilmemiştir
Çünkü bu haber sağlam olsaydı, çok sayıda râvi tarafından nakledilirdi
Olayın çok tekrarlanması bunu gerektirir
Senedinde Kopukluk Bulunan Hadisler: Senedinde kesinti bulunan hadis sened bakımından Hz
Peygamber'e ulaşmayan hadistir
Buna "Mürsel" veya "Münkatı"' hadis denir
Sahabe atlanıp, tâbiinden birisinin Hz
Peygamberden işitmiş gibi hadis rivayet etmesi gibi
Ebû Hanife ve İmam Mâlik, mürsel hadisi kayıtsız şartsız kabul ederler
Onlar yalnız mürsel hadisi rivayet eden ravinin güvenilir olup olmamasına bakarlar
İmam Şâfiî mürsel hadisi, bunu rivayet eden tâbiî, Medineli Sâid b
el-Müseyyeb ve Iraklı Hasan el-Basrî gibi meşhur ve bir çok sahabî ile görüşen bir tâbiî ise kabul eder
Ancak Şâfiî bunun için ayrıca mürsel hadisin şu dört şeyden biriyle desteklenmesini şart koşar
l
Mürsel hadisi, senedinde kesinti olmayan ve anlamı aynı olan başka bir hadis desteklemelidir
2
Mürsel hadisi, ilim adamlarının kabul ettiği başka bir mürsel hadis desteklemelidir
3
Mürsel hadis, bazı sahabi sözüne uygun düşmelidir
4
İlim ehli, mürsel hadisi kabul edip çoğu onunla fetvâ vermiş olmalıdır
Şâfiî'ye göre, mürsel hadis, senedi kesintisiz olan bir hadisle çatışırsa bu sonuncusu tercih edilir (Muhammed Ebû Zehra, Usulül-Fıkh, Dârul-Fıkhıl-Arabî tab'ı,1377/1958 y
y
, s
111, 112)
Mâlikîlerin Âhad Haberi Delil Kabul Etmesi:
İmam Mâlik, senedi sahih olan haber-i vahidle amel etme konusunda, sadece bu hadisin Medinelilerin ameline uygun düşmesini şart koşar
Örnek: Rivayete göre Hz
Peygamber; "Namazdan çıkmak istediğinde biri sağ tarafına, diğeri sol tarafına olmak üzere "es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah" diyerek selâm verirdi" (Zeylaî, Nasbur-Râye, I, 430-433)
Fakat İmam Mâlik Medine uygulamasına dayanarak bir selâmla yetinmiş ve bu hadisle amel etmemiştir
Çünkü Medineliler sadece bir selâm vermekle yetiniyorlardı
İmam Mâlik Medinelilerin amelini meşhur hadis derecesinde kabul etmiştir
Ona göre, Medinelilerin ameli Hz
Peygamber'e ulaşıncaya kadar bin kişinin bin kişiden rivayeti kuvvetindedir:
Şâfiî ve Ahmed b
Hanbel de, sahih hadisin şartlarını taşıyan haber-i vahidi delil olarak kabul ederler (bk
Ebû Zehra, a
g
e
, s
114,115 vd
; Zekiyüddin Şa'bân, a
g
e
, s
79 vd
)
Hz
Peygamber'in Fiilleri: Rasûlüllah (s
a
s)'ın fiilleri üçe ayrılır:
1
Hz
Peygamber'in bir beşer, bir insan olarak yaptığı fiillerdir
Yeme, içme, giyinme, uyuma, yatıp kalkma gibi
Bu fiiller genel olarak ümmeti bağlamaz
Çünkü bunlar Allah elçisinden bir peygamber sıfatıyla değil bir insan olması sıfatıyla meydana gelmiştir
Bununla birlikte, ashab-ı kiramdan, Allah elçisini bu gibi fiillerinde de izleyenler vardı
Abdullah b
Ömer bunlardandır
Hz
Peygamber'in ticaret, ziraat, savaş tedbirleri, hastalık tedavisi gibi dünyevî işlerde kendi görgü ve tecrübesine dayanarak yaptığı davranışlar da bu kısma girer
Çünkü bunlar şahsi tecrübeyle ilgilidir
Buna şu olayı örnek verebiliriz: Hz
Peygamber, Medinelilerin hurmaları aşıladıklarını görünce, aşılamamalarını bildirdi
Ancak ertesi yıl iyi ürün alınmadığını görünce; hurma bahçesi sahiplerine "Siz dünyanıza ait işleri daha iyi bilirsiniz" (Müslim, Fezâil, 141; bk
İbn Mâce, Rühün, 15) buyurdu
Bedir Savaşı sırasında da savaş tecrübesine dayalı şöyle bir olay yaşanmıştı
Hz
Peygamber, orduyu bir yere konaklatmak istedi
Hubâb b
Münzir bu yerleştirmenin vahye mi, yoksa savaş taktiğine mi dayandığını sordu
Allah elçisinin, bunun bir savaş taktiği olduğunu söyleyince, Hubab b
Münzir bu konaklama yerinin uygun olmadığını söyledi ve daha uygun yeri göstererek, gerekçelerini açıkladı
Bunun üzerine, ordu Hubâb'ın belirlediği yere yerleştirildi (Kettânî, et-Terâtibü'l-İdâriyye, Beyrut (t
y), II, 384)
2
Hz
Peygamber'in sırf kendisine mahsus olduğu şer'i bir delille belirtilmiş olan fiilleri
Gece teheccüd namazı kılması (el-Müzzemmil, 73/1-4; el-İsrâ, 17/79)
Ramazan'da "visal orucu" tutması, dörtten fazla kadınla evlenmesi buna örnek olarak zikredilebilir
Diğer müslümanlar, Hz
Peygamber'in bu fiillerini kıyas yoluyla delil olarak alamazlar
Çünkü bunların Hz
Peygamber'e ait oluşunda şer'i deliller vardır
3
Hz
Peygamber'in teşrîi nitelikli fiilleri
Namaz kılışı, oruç tutuşu, haccedişi, ziraat ortaklığı kuruşu, borç alıp vermesi gibi
Bu tür fiilleri sünnet olup bunlara uymak gerekir
Bu fiilleri de ikiye ayırmak mümkündür
a
Kur'ân'ın mücmellerini açıklamak için yaptığı fiiller
Bunlar Kur'ân'ın tamamlayıcısı sayılırlar ve hangi mücmeli açıklamışlarsa onun hükmünü alırlar
Mücmel * ifadenin hükmü vacibse; onu açıklayan sünnetin hükmü de vacib, mücmelin hükmü mendupsa, açıklayıcı sünnetin hükmü de mendup olur
b
Hz
Peygamber'in bağımsız olarak ve bir işin mübah oluşunu göstermek üzere yaptığı fiiller
Bu çeşit fiillerin vücub, nedb veya mübahlık gibi şer'î niteliği bilinir
Bunlara ümmetin de uyması gerekir ve fiil yukarıdaki hükümlerden birisine uyar
Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Şüphesiz Allah'ın Rasûlünde, sizin için Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için mükemmel bir örnek vardır" (el-Ahzâb, 33/21)
Sonuç olarak sünnet, Kur'ân'dan sonra ikinci asıl kaynak olup, İslâm'ın pek çok hükmü ve belki İslâmî müessese ve esasların bütünlüğü sünnetle tamamlanmıştır
Ş
İ
Ans
Hamdi DÖNDÜREN
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
sunnet
SÜNNET ile ilgili Benzer Konular
164 Kez Görüntülendi
Ehl-i sünnet itikadı
İman
Sünnet Geleneği
Anadolu Gelenekleri
Ehl-i Sünnet
Fıkhi Mezhepler
Ehl-i Sünnet Kasidesi 1.0
E-Kitap
Ehl-i Sünnet Kasidesi
Şiir-Şiirler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:43
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545