FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati ile ilgili Benzer Konular
84 Kez Görüntülendi
Hayati Hamzaoğlu (Hayati Hamzaoğlu Kimdir? - Hayati Hamzaoğlu Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam Mansur (İmam Mansur Kimdir? - İmam Mansur Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Akİka Kurbani
|
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun
Konu Araçları
18-04-2007
#
1
Profil Bilgileri
birol_zorlu
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati başlıklı yazı Mumsema İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati Forum Alev
Imâm-i Ahmed Rabbânî "kuddise Sirruh"
--------------------------------------------------------------------------------
İMÂM-I AHMED RABBÂNÎ
"KUDDİSE SİRRUH"
İmam-ı Ahmed Rabbani hazretleri, Hindistan'da yetişen en büyük veli ve âlim
Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslam’ın bekçisi, müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin gözbebeğidir
Silsile-i aliyyenin yirmi üçüncüsüdür
1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu
İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır
İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir
Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir
Hz
Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendi denilmiştir
Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi, imam-ı Rabbani Müceddid-i elf-i sani Şeyh Ahmed-i Faruki Serhendi'dir
Babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük âlimleri, salih ve faziletli kimseleri idiler
Babası Abdülehad Efendi din ve fen ilimlerinde yetişmiş, tasavvufta da en son mertebeye ulaşmıştı
İlk tahsiline, babasından ders alarak başladı
Babasından okuyup Arapçayı öğrendi
Küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi
İlminin çoğunu babasından, bir kısmını da zamanının meşhur âlimlerinden öğrendi
Babasından ders aldığı sırada, çeşitli ilimlere ait küçük kitapları ezberledi
Babasından aldığı dersleri tamamlayınca, Siyalkut şehrine gidip orada, Mevlana Kemaleddin Keşmiri'den ilim öğrendi
Mevlana Kemaleddin meşhur âlim Abdülhakim-i Siyalkuti'nin de hocası olup, zamanının en yüksek âlimi idi
Bazı hadis kitaplarını da Şeyh Yakub-ı Keşmiri'den okudu
Kadı Behlul-i Bedahşani'den; hadis, tefsir ve bazı usul ilimlerinde icazet, diploma aldı
On yedi yaşında iken tahsilini tamamlayıp, bütün ilimlerden icazet aldı
Tahsili sırasında, Kadiri ve Çeşti büyüklerinin kalblerindeki feyz ve lezzeti babasından aldı
Babası hayatta iken, talebelere ilim öğretmeye başladı
Bu sırada; Risalet-üt-Tehliliyye, Redd-i Revafid, İsbat-ün-Nübüvve adlı eserlerini yazdı
Edebiyata çok meraklı olup, fesahatı ve belagatı, sürat-i intikali, zekasının şiddeti herkesi hayrette bırakıyordu
Bu kadar ilmi ve herkesin üstünde olgunluğu, tevazusu ile birlikte kalbi, Ahrariyye, Nakşibendiye büyüklerinin aşkı ile yanıyor, bu yolda yazılmış kitapları okuyordu
Babasının vefatından bir sene sonra, hacca gitmek üzere Serhend'den yola çıktı
Bu yolculuğunda Delhi'ye varınca, orada tanıdıklarından ve Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebelerinden olan Mevlana Hasan Keşmiri ile görüştü
Mevlana Hasan Keşmiri, onu hocasının huzuruna götürüp, tanıştırmak istedi ve; "Bugün Ahrariyye yolunda bu ülkede başka böyle büyük bir zat yoktur
Taliblerin onun bir nazarıyla bakışıyla kavuştukları manevi derecelere günlerce çekilen çileler ve çeşitli riyazetlerle nefsin istediklerini yapmamakla kavuşmak mümkün değildir" dedi
İmam-ı Rabbani hazretleri, daha önce mübarek babasından da Ahrariyye yolunun ve bu yolda bulunanların üstünlüklerini ve kıymetini duymuştu
Bu yolun büyüklerinin kitaplarını okuyup onların güzel hallerini bildiği için; "Bu Hicaz yolunda, böyle büyük bir âlimden, bu büyükler yolunun zikir ve usullerini almaktan daha iyi ne olur?" diyerek Muhammed Bakibillah hazretlerinin huzuruna gitti
Huzuruna girince kalbinde bir nur parladı
Mıknatıs iğneyi çeker gibi çekildi
Kalbi şimdiye kadar hiç duymadığı, bilmediği şeylerle doldu
Hacdan sonra uğrayıp istifade etmeyi niyet etti ise de, kalbindeki sevgi ve arzu, kendisini bırakmadı
Ertesi gün huzuruna gelip, Ahrariyye feyzine kavuşmak şevkini arzusunu bildirdi ve hizmetinde kaldı
Edeple ve can kulağı ile sözlerine ve hallerine bağlandı
Üstadının da lütuf ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu
İmam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Bakibillah hazretlerini tanıdıktan sonra, edeple ve can kulağı ile bu hocasının sözlerine ve hallerine bağlandı
Birkaç ay sonra, hocası ona icazet verdi
Böylece tasavvuf ilminde ve hallerinde de yüksek dereceye kavuştuktan sonra, memleketi olan Serhend'e dönmesi emrolundu
Hocası, talebesinden çoğunun yetiştirilmesini de ona bırakıp, onları da arkasından Serhend'e gönderdi
Hocası onun için şöyle buyurdu: "Kalblere deva, ruhlara şifa olan bu tohumu, Semerkand ve Buhara'dan getirip Hindistan'ın bereketli toprağına ektim
Taliblerin yetişip kemale gelmesi için uğraştım
O, her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca, kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım
"
İmam-ı Rabbani hazretleri, memleketine gelince ilim ve edep öğretmeye isteklileri yetiştirmeye ve yükseltmeye başladı
Şöhreti her yere yayılıp, her taraftan aşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu
Talebelerine Beydavi Tefsiri, Sahih-i Buhari, Mişkat-i Mesabih, Avarif-ül-Me'arif, Üsul-i Pezdevi, Hidaye ve Şerh-i Mevakıf gibi bazı din kitaplarını ders olarak mükemmel bir şekilde okuturdu
Ömrünün son zamanlarında dahi talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emreder, buna çok önem verirdi
Herkesin kalbini ilim ve nur ile dolduruyor, Muhammed aleyhisselamın dinini canlandırıyor ve kuvvetlendiriyordu
Zamanının padişahlarını, vali, kumandan, âlim ve hakimlerini, çok tesirli mektupları ile, dine, sünnet-i seniyyeye teşvik ediyor, çok âlim ve veli yetiştiriyordu
İmam-ı Rabbani hazretleri bir müddet Serhend'de talebe yetiştirmekle meşgul olup, insanlara doğru yolu anlattıktan sonra, hocasını ziyaret için Delhi'ye gitti
Bir müddet hizmetinde kaldı ve hocası ile çok hoş sohbetleri oldu
Hallerini bulunduklarından daha yukarıya götürdüler
Bütün bu lütufları ile çok yüksek hallere, faziletlere kavuşmasına rağmen, hocasına yapılması mümkün olmayan bir edeple davranıyordu
Muhammed Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır: "Hace Hüsameddin Ahmed'den işittim
Hocam imam-ı Rabbani'yi methedip övdükten sonra; "Mertebesi yüksek, fazileti çok olmakla beraber, edebe riayette, hocamız Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebelerinden hiçbiri, İmam-ı Rabbani gibi değildi
Bunun için bereketler herkesten önce ona nasip oldu" buyurdu
İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:
"Biz dört kişi, hocamız Muhammed Bakibillah hazretlerine hizmette diğerlerinden ilerdeydik
Hepimizin ayrı bir bağlılığı, ayrı bir düşüncesi vardı
Bu fakir yakînen biliyorum ki, böyle bir sohbet ve cemiyyet, terbiye ve irşad kaynağı, Peygamber efendimizin zamanından sonra dünyada çok az görülmüştür
Gerçi insanların en hayırlısı olan Resulullah efendimiz zamanında bulunamadık, sohbetine kavuşamadık ama, Muhammed Bakibillah hazretlerinin saadetli sohbetinden de mahrum kalmadık
Bunun için bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmek lazımdır
Onun huzurunda herkes kendi bağlılığına, muhabbetine göre bir şeylere kavuştu
"
İmam-ı Rabbani hazretleri, hocası Muhammed Bakibillah hazretlerinin ikinci defa huzuruna gidip bir müddet kaldıktan sonra, tekrar memleketine döndü
Bir müddet daha taliblere, isteklilere feyz vermekle meşgul oldu
Bu sırada pek yüksek derecelere kavuştu
Bu hallerini hocasına mektuplar yazarak bildirdi
Bundan sonra üçüncü defa hocasını ziyarete gitti
Bu ziyaretinden sonra Delhi'den Serhend'e dönüp birkaç gün kaldı ve Lahor'a gitti
Lahor şehrinde herkes, imam-ı Rabbani hazretlerinin teşrifini büyük bir ganimet bildi
Talebelerinin en meşhurlarından olan; Mevlana Muhammed Tahir, Hace Muhammed, Mevlana Esgar Ahmed ve Mevlana Ravh Hüseyin gibi zatlar bu sırada talebesi olup, sohbetinde pişip yüksek derecelere kavuştular
İmam-ı Rabbani hazretleri Lahor'da bulunduğu sırada, oranın meşhur âlimleri kendisine çok hürmet ve edep gösterdiler
Nice bilinmeyen ve çözülmesi zor meseleleri ondan sorup doyurucu cevaplar aldılar
İmam-ı Rabbani hazretlerinin Lahor'daki sohbetleri devam ederken, hocası Muhammed Bakibillah hazretlerinin vefat haberi geldi
Kalblerdeki huzur ve ferahlığın yerini, elem ve keder aldı
Bu haber üzerine, hemen Delhi'ye gidip mübarek kabrini ziyaret etti
Oğullarına ve talebelerinin büyüklerine taziyede bulundu
Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebeleri, üzüntülerini ve kalblerindeki elemi, onun terbiyelerinin ve sohbetlerinin bereketleriyle gidermek için, huzurlarına gelip, Muhammed Bakibillah hazretlerine gösterdikleri gibi, imam-ı Rabbani hazretlerine de; muhabbet, hürmet ve teslimiyet gösterdiler
Küçük büyük hepsi onu kabul edip bağlandılar
İmam-ı Rabbani hazretleri, Serhend'e döndükten sonra, Kadiri tarikatının büyüklerinden olan Şah Kemal Kadiri'nin ruhaniyetinden de icazet almakla şereflendi
Bu icazeti şöyle olmuştur: Bir sabah İmam-ı Rabbani hazretleri talebeleri ile murakabe halinde iken, Şah Kemal'in torunu ve onun bütün kemalatının vekili olan Şah İskender, Kehtel'den gelip, Şah Kemal'in bereketli hırkasını İmam-ı Rabbani hazretlerinin mübarek omzuna koydu
İmam-ı Rabbani gözlerini açınca, Şah İskender'i gördü
Tam bir tevazu ile boyunlarına sarıldı
Şah şöyle dedi: "Birkaç zamandır, hal ve rüyamda dedem Şah Kemal'i görüyorum
Bana, hırkasını size vermemi emrediyordu
Fakat, onların bu bereketli hırkasını evden çıkarıp, bir başkasına vermek bana çok ağır geliyordu
Ama tekrar tekrar emredince, emirlerine uymak lazım oldu
" İmam-ı Rabbani, o hırkayı giyip hususi odasına gitti
Bir müddet sonra odasından çıkınca, en yakın sırdaşlarına, mahremlerine şöyle söyledi: "Hazret-i Şah Kemal'in hırkasını giydikten sonra, şaşılacak çok garip hal zahir oldu
Şöyle ki, hırkayı giydiğim zaman, insanların ve cinlerin seyyidi Abdülkadir-i Geylani'yi, hazret-i Şah Kemal'e kadar devam eden bütün halifeleriyle yanımda gördüm
Hazret-i Gavs-i Rabbani Abdülkadir-i Geylani kalbimi kendi tasarruflarına aldı ve hususi nisbetlerinin ve yollarının nurları ve esrarı beni kapladı
Bense, o hallerin ve nurların denizine gömülüp o denizin dalgıcı oldum
Bir müddet bu halde kaldım
O hallerin beni kapladığı zamanda kalbime; "Beni Ahrariyye büyükleri terbiye ettiler ve işimin esası bu büyüklerin yolunda olmaktır, şimdi başka oluyor" diye geldi
Böyle düşünürken, Ahrariyye yolunun büyüklerinin, hace-i cihan Hace Abdülhalık-ı Goncdüvani'den hocam Hace Bakibillah'a kadar bütün halifelerinin geldiğini gördüm
Benim işim ve icraatım hakkında konuşmaya başladılar
Ahrariyye büyükleri; "Bunu biz terbiye ettik
Bizim terbiyemizle zevke, hale ve kemale erişti" dediler
Kadiri büyükleri (Rahimehümüllah) da; "Daha çocukluğunda bizim ona teveccühümüz vardır
Bizim nimet soframızdan tad almıştır
Şimdi de bizim hırkamızı giymektedir" dediler
__________________
? Forum Kuralları Tıkla ?
InséPaRaBLé
Açık Profil bilgileri
InséPaRaBLé - Özel Mesaj gönder
InséPaRaBLé´nin Web Sitesini ziyaret edin
InséPaRaBLé - Daha fazla Mesajını bul
03-22-2007, 02:29 PM #2
InséPaRaBLé
Unutulsaydı Adı Aşk Olurmuydu !
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: | SaMSuN |
Mesajlar: 960
Cevap: Imâm-i Ahmed Rabbânî "kuddise Sirruh"
--------------------------------------------------------------------------------
Onlar böyle konuşurken Kübreviyye, Çeştiyye yollarından da birer cemaat geldi
Böylece anlaşmaya vardılar, bundan sonra bu iki şerefli nisbetten de kalbimde, büyük pay, tam bir şevk buldum
" İmam-ı Rabbani hazretleri tasavvufta, bu yolların hepsinde talebe yetiştirip feyz verdi
İmam-ı Rabbani hazretleri, benzeri az yetişen, müstesna bir İslam âlimi ve büyük bir mürşid-i kâmildir
Peygamber efendimizin vefatından bin sene sonra da İslam düşmanları dine, imana insafsızca saldırmışlardı
Allahü teâlâ kullarına acıyarak, imam-ı Rabbani gibi bir müceddid yarattı
Ona derin ilimler ihsan eyledi
Onun vasıtasıyla din düşmanlarının korkunç saldırısını durdurdu
Hakkı bâtıldan ayırıp, çok kalblerden bâtılı kaldırdı
Bu yüce İmamın mektup ve kitapları, insanları gafletten uyandırdı
Dünyaya ışık saldı
Yani Allahü teâlâ onu, Peygamber efendimizden bin sene sonra, din-i İslamı yenilemek ve kuvvetlendirmek için göndermişti
İmam-ı Rabbani hazretlerinin dine yıllarca yaptığı bu büyük hizmetleri, sağlam, ikna edici delillerle sapık fikirlerinin çürütüldüklerini, Ehl-i sünnet itikadının ve doğru din bilgilerinin yayıldığını, bid’atlerin kalktığını gören bazı sapık kimseler, ona cephe aldılar haset ve iftira etmeye başladılar
Bunun için bazı kimselerin cefa oklarına, eziyet ve iftiralarına hedef oldu
Nice âlimlerin, fadılların, kâmillerin kendi yollarından ayrılıp, rehberlerini bırakıp, etrafına ve hizmetine koşuşmaları ise, hasetlerini daha da artırdı
İmamı tehlikeye düşürmek için, hilelere başladılar
Mesela, Cüneyd-i Bağdadi, Bayezid-i Bistami gibi büyük meşayihi aşağı görüyor diyerek, cahil tabakayı aldattılar
Yüksek meşayihin bildirdiği vahdet-i vücudu inkâr ediyor, diyerek, görüşü kısa kimseleri İmam'dan soğutmaya başladılar
Onu sevenlere de; "Meşayih-i izamı inkâr ediyor, Allahü teâlânın marifetine vasıtasız olarak kavuştum diyor" dediler
Çeşit çeşit iftiralarda bulundular
O zamanın sultanı Selim Cihangir Hanın devlet adamları, hatta büyük veziri, baş müftüsü ve etrafındakiler Ehli sünnet düşmanı idiler
Halbuki imam-ı Rabbani hazretlerinin birçok mektupları ve bilhassa ayrıca yazdığı Redd-i Revafıd Risalesi, Eshab-ı kiram düşmanlarını red etmekte, böylelerinin cahil, ahmak ve alçak olduklarını anlatmaktaydı
İmam-ı Rabbani bu risalesini Buhara'da bulunan en büyük Özbek hanı Abdullah Hana yollamıştı
"Bunu İran'da, Şah Abbas-ı Safevi'ye gösterin! Kabul ederse ne iyi, etmezse onunla harb caiz olur" demişti
Kabul etmedi
Harb oldu
Abdullah Han, Herat'ı ve Horasan'daki şehirleri aldı
Buralarını daha evvel Safeviler almıştı
İşte bundan sonra, Hindistan'daki bozuk fırkalar, Eshab-ı kiram düşmanları elele verdiler
Sultana gidip imam-ı Rabbani hazretleri hakkında çeşitli iftiralarda bulunarak şikayet ettiler
Sultan, oğlu Şah Cihanı gönderip, imam-ı Rabbani hazretlerini, evlatlarını ve yetiştirdiği talebelerini çağırıp, hepsini öldürmeye karar verdi
Bunun üzerine Şah Cihan, bir müftü ile yanına gitti
Sultana secde caiz olduğunu gösteren bir fetvayı da götürdü
İmam-ı Rabbani'nin üstünlüğünü biliyordu
"Babama secde edersen seni kurtarabilirim" deyince, imam-ı Rabbani hazretleri bu fetvanın zaruret zamanında izin olduğunu, azimet ve din bütünlüğünün secde etmemek olduğunu, ecel gelince, ölümden hiçbir şeyin kurtaramayacağını söyledi ve secde etmeyi kabul etmedi
Çocuklarını ve talebelerini bırakıp sultana yalnız gitti
Kendisine yapılan iftiralara karşı sultana güzel ve doyurucu cevaplar verdi
Sultan yüksek hakikatleri anlayabilecek birisi olmadığı halde, neşelendi ve serbest bırakıp özür diledi
Hatta, sultana kendisine yapılan iftiraların asılsız olduğunu açık delillerle anlatırken, orada bulunan ateşe tapıcı Hinduların büyük bir kumandanı, imam-ı Rabbani hazretlerinin dinde olan kuvvetini, sözlerini, lezzet ve kıymetini görerek müslüman oldu
Sultanın ikna olduğunu gören iftiracı sapıklar; "Bunun adamları çoktur
Sözleri bütün memlekette yürürlüktedir
Bunu serbest bırakırsak bir karışıklık çıkabilir" diyerek, uzun konuşmalardan sonra sultanı aldattılar
Sultan, imam-ı Rabbani hazretlerinin, memleketin en sağlam ve korkunç kalesi olan Guwalyar Kalesi'ne hapsedilmesini emretti ve hapsedildi
Bu hadiseye çok üzülen talebeleri sultana isyan etmek istediler
Bunu yapabilecek güçte idiler
Fakat imam-ı Rabbani hazretleri onları rüyalarında ve uyanık iken bundan men etti
Sultana hayır dua etmelerini emredip; "Sultanı incitmek bütün insanlara zarar verir" buyurdu
Kendisi de sultana hep hayır dua ediyordu
Sultanın veziri, koyu bir muhalif olduğundan, zindanda, imam-ı Rabbani hazretlerinin başına kardeşini tayin etmiş ve çok şiddetli davranmasını emretmişti
Bu görevli ise ondan çeşitli kerametler, üzülmek yerine heybet, sabır ve hatta neşe görerek tevbe etti
Bozuk itikadını terk edip Ehl-i sünneti seçti ve halis talebelerinden oldu
Kalede hapis bulunan binlerce kâfir, onun bereketi ve sohbetleri ile müslüman olmakla şereflendi
Birçok günahkâr tevbe etti
Hatta bazıları yüksek âlim oldu
İmam-ı Rabbani hazretleri hapiste üç sene kaldıktan sonra, sultan yaptığına pişman oldu
Hapisten çıkarıp ikram ve ihsan eyledi
Hatta halis talebesinden ve sadık dostlarından oldu
Bir müddet, asker arasında kalmasını istedi
Sonra serbest bırakıp, hürmetle vatanına gönderdi
Hapisteki bu sıkıntılardan ve uğradığı dertlerden sonra, evvelce bulundukları hallerin ve makamların binlerce üstünde derecelere yükselmiş olarak memleketine döndü
İmam-ı Rabbani hazretleri önceleri; "Yetiştiğim derecelerin üstünde, daha çok makamlar vardır
Onlara yükselmek celal sıfatı ile, sert terbiye edilmekle olabilir
Şimdiye kadar cemal sıfatı ile okşanarak terbiye edildim" buyurmuştu
Talebesinden bir kısmına; "Elli ile altmış arasında üzerime dertler, belalar yağacak" buyurmuştu
Buyurduğu gibi oldu
O makamlara da yükselmek nasip oldu
Müslümanların zayıf düştüğü, küfrün, sapıklığın, zulmetin, felsefecilerin ve sapık kimselerin her tarafı kapladığı bir zamanda, binlerce kâfir, çok sayıda fasık ve facir onun güzel hallerini görüp, sohbetini işitip tevbe ederek salih müslüman oldu
Uzaktan yakından pek çok kimse, rüyada ve uyanık iken onu görerek yanına koşmuş, huzuruna geldiklerinde gördüklerini aynen bulmuşlardır
Âlim, salih, genç, ihtiyar binlerce kimse onu görüp, sohbetinde bulununca, feyz alarak kalbleri zikreder olmuştur
Huzurundaki pek çok talebeyi hallere, yüksek derecelere kavuşturmuştur
Her an kerametleri görülür feyz ve bereket yayardı
Kerametlerinin altı binden fazla olduğu bildirilmiştir
Zamanının âlimleri, imam-ı Rabbani hazretlerine Sıla ismi ile hitap ettiler
Sıla, birleştirici demektir
Çünkü, o, tasavvufun İslamiyet’ten ayrı bir şey olmadığını İslamiyet’e uygun bir şey olduğunu ispat ederek, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu vasl etmiş, birleştirmiştir
Bir hadis-i şerifte; "Ümmetimden Sıla isminde biri gelir
Onun şefaati ile çok kimseler Cennete girer"
İmam-ı Rabbani hazretleri, Müceddid-i elf-i sanidir
Yani hicri ikinci binin müceddididir
Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni din getiren bir resul gönderilirdi, yeni din öncekini değiştirip, bazı hükümleri kaldırırdı
Her yüz senede de bir Nebi gelir, din sahibi peygamberin dinini değiştirmez, kuvvetlendirirdi
Hadis-i şerifte, bu ümmete ise, her yüz yıl başında İslam dinini kuvvetlendiren bir âlim geleceği haber verilmektedir
Peygamber efendimizden sonra peygamber gelmeyeceğine göre, kendisinden bin sene sonra, İslam dinini her bakımdan ihya edecek, dine sokulan bid’atleri temizleyip, asr-ı seadetteki temiz haline getirecek, zahiri ve batıni ilimlerde tam vâris, âlim ve arif bir zatın olması lazımdı
Hadis-i şerifler bunu bildirmektedir
Bu mühim hizmeti imam-ı Rabbani hazretleri yapmıştır
Bütün İslam âlimleri, bu zatın imam-ı Rabbani hazretleri olduğunda ittifak etmişlerdir
Peygamberimizden tam bin sene sonra ilim ve irşad kürsüsüne mutlak olarak oturup, cihanı Resulullahın nurları ile aydınlattı
Bid’atleri temizleyip İslam dinini ihya etti
Onun zamanında Hindistan'da ve hatta bütün İslam âleminde baş gösteren sapık fikirler, bozuk inanışlar yayılmaya başlayıp, büyük fitneler çıkmıştı
Ayrıca tasavvufta vahdet-i vücudu anlatan sözler, müslümanlar arasında çeşit çeşit şekillere sokuldu
Bu yüksek ve kıymetli bilgi anlaşılamadı
Birçok cahil, büyüklerin sözlerinin manalarını anlamayarak zamanla dinden çıktı
İslamiyet’e karşı olanlar da bunu fırsat bilip, müslümanları doğru yoldan ayırmak için çalıştılar
Böylece tasavvuf bilgileri ile İslamiyet’in hükümleri arasında ayrılık ve çatışma varmış gibi, ikisi birbirinden ayrıymış gibi gösterilerek, müslümanlar çeşitli isimler altında birbirlerinden ayrılmaya ve birbirlerine düşman edilmeye çalışıldı
İmam-ı Rabbani hazretleri başta vahdet-i vücud bilgileri olmak üzere, yanlış anlaşılan daha birçok meseleyi gayet açık bir şekilde izah ederek, insanların zihinlerini ve kalblerini, yanlış ve bozuk inanışlardan, bid’atlerden temizledi
Hakkı bâtıldan ayırıp, Peygamberimizin hak ve doğru yol olduğunu haber verdiği Ehli sünnet itikadını her yere yaydı
Genç-ihtiyar herkes ve birçok âlim onun etrafında toplandı
Kendisine ilk defa (Müceddid-i elf-i sani) ismini veren, zamanının en büyük âlimlerinden Abdülhakim-i Siyalkuti'dir
O zamanın diğer büyük âlimleri de onu methedip övmüşlerdir
Hace Muhammed Bakibillahın talebesinin en büyüklerinden ve en yüksek âlimlerden olan Seyyid Mir Muhammed Numan diyor ki: "İmam-ı Rabbani'ye tâbi olmayı hocam bana söyleyince, buna lüzum olmadığını anlatmak için; "Kalbimin aynası ancak sizin parlak kalbinizin nuruna karşı duruyor" dedim
Hocam sert bir sesle; "Sen, Ahmedi ne sanıyorsun? Onun, güneş olan nuru, bizler gibi binlerce yıldızı örtmektedir" buyurdu
İmam-ı Rabbani hazretlerinin talebelerinin meşhurlarından olan Muhammed Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır: "Bir gün Hazret-i İmamın huzurunda oturuyordum
Onlar marifetleri yazıyordu
Aniden bevl sıkıştırması sebebiyle kalkıp helaya gitti
Fakat hemen süratle dışarı çıktı
Böyle süratle helaya girip, hemen aceleyle dışarı çıkmalarına hayret ettim
"Bunun sebebi nedir?" dedim
Heladan çıkar çıkmaz su ibriğini istedi ve sol elinin baş parmağının tırnağını yıkadı ve ovaladı
Sonra tekrar helaya girdi
Bir müddet sonra çıkınca buyurdu ki: "Bevl sıkıştırdı, acele ile helaya girdim ve oturdum
Gözüm tırnağımın üzerine gitti
Üzerinde siyah bir nokta vardı
Kalem yazıyor mu diye kontrol etmek için bunu yapmıştım
Halbuki, o nokta Kur'an-ı kerimin harflerini yazarken kullanılırdı
Orada oturmayı doğru görmedim ve edep dışı buldum
Bevl sıkıştırmasından dolayı sıkıntı çektimse de, bu sıkıntı bir edebi terk etmenin vereceği sıkıntının yanında çok az geldi
Dışarı çıktım
O siyah noktayı yıkadım ve tekrar içeri girdim
"
Bir gün, hafızlardan biri, kendi minderlerinden aşağı bir minder koyup üzerine oturarak, Kur'an-ı kerim okumaya başladı
İmam-ı Rabbani hazretleri bu durumun farkına varıp, hemen üzerinde oturduğu yüksek minderi bir kenara çekip yere oturdu
Hiçbir zaman Kur'an-ı kerim okumakta olan hafızdan yüksekte oturmazdı
"
İmam-ı Rabbani hazretlerinin fıkıh meselelerinde ilmi çoktu ve her meseleye anında cevap verebilecek bir derecedeydi
Usul-i fıkıhta da tam bir maharet sahibiydi
Fakat ihtiyatının çokluğundan, çoğu zaman kıymetli fıkıh kitaplarına başvururdu
Seferde ve hazarda bazı kıymetli fıkıh kitaplarını yanında bulundururdu
Onların bütün gayreti, müftabih yani fıkıh âlimlerinin üzerinde ittifak ettikleri fetvalara, daima uymaktı
Bazı fıkıh âlimlerinin caiz dediği, bazılarının mekruh dediği bir işte, o kerahet tarafını tercih eder ve o işi yapmazdı
"Bir meselenin yapılmasında ve yapılmamasında, helal ve haram olmasında ihtilaf olursa, yapılmaması ve haram tarafını tercih etmeyi mümkün olduğu kadar elden kaçırmamalıdır" buyururdu
Muhammed Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır:
"Seyyidlerden bir genç, medresede talebe idi
Onunla arkadaşlık ederdik
Bir gün ağlayarak yanıma geldi ve başından geçen bir hadiseyi anlattı
İmam-ı Rabbani hazretlerinin büyük bir kerametini görmüştü
Dedi ki: "Hz
Ali'ye karşı savaşanları, hele Hz
Muaviye'yi sevmezdim
Bir gece senin üstadın İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını okuyordum
Okuduğum yerde; "İmam-ı Enes bin Malik buyurdu ki: "Hz
Muaviye'yi, sevmemek onu kötülemek, Hz
Ebu Bekri ve Hz
Ömeri sevmemek bunları kötülemek gibidir
Ona sövene, bunlara sövene verilen cezayı vermek lazımdır" yazılı idi
Bunu okuyunca, canım sıkıldı ve yerinde olmayan bir yazıyı buraya yazmış dedim
Mektubat'ı yere attım
Yatağıma uzandım
Uyudum
Rüyamda, senin o büyük üstadın öfkeli ve kızgın bir halde yanıma geldi
İki mübarek elleri ile kulaklarımı çekti ve; "Ey cahil çocuk! Sen bizim yazdığımızı beğenmiyorsun ve kitabımızı fırlatıp, yere atıyorsun
Benim yazımı okuyunca şaşaladın ve inanmadın
Ama gel, seni bir zata götüreyim de gör! Resulullah efendimizin eshabını sevmediğin için, aldandığını ondan işit" buyurdu
Beni çekerek, bir bahçeye götürdü ve kapısında bırakıp kendisi yalnızca ilerledi
Uzakta görünen büyük bir odaya doğru yürüdü
Orada nur yüzlü, büyük bir zat oturuyordu
Çekinerek ve saygı ile o zata selam verdi
Önünde diz çöküp oturdu
Ona bir şeyler söylüyor, beni gösteriyordu
Uzaktan bana bakışlarından benden bahsettiği anlaşılıyordu
buyurularak onun geleceği haber verilmiştir
Bu hadis-i şerif, imam-ı Süyuti'nin Cem'ül-Cevami kitabında vardır
İmam-ı Rabbani hazretleri bir mektubunda; "Beni iki derya arasında "Sıla" yapan Allahü teâlâya hamd olsun" diye dua etmiştir
Eshabı, talebeleri ve sevenleri arasında "Sıla" ismiyle meşhur olmuştur
Hadis-i şerifte müjdelenen "Sıla" ismini ondan evvel hiç kimse almamıştır
__________________
Biraz sonra senin o yüksek üstadın imam-ı Rabbani, kalktı
Beni çağırdı
"Bu oturan zat, Hz
Ali'dir
İyi dinle! Bak ne buyuruyor" dedi
Yanlarına gidip, selam verdim
"Sakın, sakın! Resulullah efendimizin eshabına karşı, kalbinde bir dargınlık bulundurma! O büyüklerden hiçbirini, asla kötüleme
Aramızda muharebe şeklinde görünen işlerimizin, hangi iyi niyetlerle yapıldığını, biz ve o kardeşlerimiz biliriz!" dedi
Senin yüksek hocanın adını söyleyerek; "Bu zatın yazılarına da sakın karşı gelme!" buyurdu
Bu nasihati dinledikten sonra, kalbimi yokladım
Bu husustaki tereddüdün ve soğukluğun, kalbimden çıkmadığını gördüm
Bu hâlimi hemen anladı
Öfkelendi
Senin yüksek hocana bakarak; "Bunun gönlü daha temizlenmedi
İyi bir tokat vur!" dedi
Şeyh hazretleri, kuvvetli bir tokat vurdu
Tokadı yiyince, kendi kendime; "Bunu sevdiğim için onlara düşmanlık etmiştim
Halbuki kendisi onlara düşmanlığımdan bu kadar çok incinmektedir
Bu halden vazgeçmeliyim!" dedim
Kalbimi yokladım
Düşmanlık, kırgınlık kalmamış, tertemiz buldum
O anda uyandım
Şimdi de kalbim o kinden temizlenmiştir
O rüyanın, o sözlerin tadı, beni başka hale soktu
Kalbimde Allah’tan başka hiçbir şeyin sevgisi kalmadı
Senin yüksek hocan imam-ı Rabbani'ye ve onun yazdıklarındaki marifete inancım iyice arttı
"
İmam-ı Rabbani hazretleri 1615 senesinde, elli üç yaşlarında iken, talebelerinden çok sevdiklerine; "Benim ömrüm ve hayatım hakkındaki kaza-yı mübremin altmış üç sene olduğunu ilham ile bana bildirdiler" buyurdu
Ve buna çok sevindi
Çünkü Peygamber efendimize tâbi olmasının çokluğu, yaş bakımından da uymakla belli oluyordu
Aynı zamanda bu hususta Hz
Ebu Bekir'e, Hz
Ömer'e ve Hz
Ali'ye de uymuş oluyordu
1623 senesinde Ecmir'de iken; "Vefat etmemin yakın olduğuna dair işaretler, alametler görülmeye başladı" buyurdu
Serhend'de bulunan kıymetli oğullarına mektup yazıp; "Ömrümüzün sona ermesi yakındır" buyurdu
Babalarının hasreti ve ayrılığı ile yanan, evliyanın gözlerinin nuru kıymetli oğulları, bu mektubu alınca, babalarının bulunduğu yere hareket ettiler
Huzuruna kavuşunca, bir gün, bu yüksek oğullarını hususi odaya çağırdı
Buyurdu ki: "Kıymetli oğullarım, bu dünyaya hiçbir şekilde nazarım ve bağlılığım kalmadı
Öbür dünyaya gitmek icap ediyor, gitme ve yolculuk alametleri görünmeye başladı
"
İmam-ı Rabbani hazretleri Ecmir seferinden Serhend'e dönünce, artık evinde inzivaya çekildi
Bir müddet, beş vakit namaz ve Cuma namazı hariç, evden dışarı çıkmadı
Nur ve esrar menbaı olan hususi odasına; Muhammed Haşim-i Keşmi'den, yüksek oğullarından, talebelerinden ve hizmetçilerinden iki üç kişi hariç, başkalarının girmesi çok nadir oluyordu
Halveti seçtiği günlerden bir gün, soğuk bir nefes çekip; "Şeyh-ül-islam'ın (Ebu Ali Dekkak'ın) meşrebi çok yükselince, meclisinde insan kalmadı" sözünü söyledi
Burada olduğu gibi, ömrünün sonuna doğru, imam-ı Rabbani hazretlerinin meşrebi de o kadar yüksek oldu ki, talebelerinin en yüksekleri bile onun yanında mektebe yeni başlayan küçük çocuklar gibi kalıyorlardı
İmam-ı Rabbani hazretlerinin talebelerinden biri şöyle anlatmıştır:
"İmam-ı Rabbani hazretlerinin ömrünün son günlerinde, hasta olduğu sırada huzuruna çıkıp, birkaç günlüğüne memleketime gidip gelmek için izin istedim
"Birkaç gün dur!" buyurdu
Sonra tekrar arzedip; "Hemen gidip, döneceğim" dedim
"Birkaç gün sabret!" buyurdu
Fakat; "Gidip en kısa zamanda huzurunuza döneceğim" deyince, izin verdi ve: "Sen nerede, biz nerede, ilkbahar nerede?" mısraını okudu
Bu sözünden birkaç gün sonra vefat etti
Bu arada çok sadaka verdi ve büyük hayırlar yaptı
Esrar mahremlerinden, yakınlarından biri, bu sadaka ve hayratlarının çokluğunu görünce; "Bütün bu hayratlar, belaların giderilmesi için midir?" diye sordu
Buyurdu ki: "Hayır, belki de kavuşmak şevki ile bunları yapıyorum
Ve şu beyti okuyup gözlerinden sevinç gözyaşları döküldü:
"Vuslat günüdür sırdaşım âleme kucak açayım,
Bu devletin, bu nimetin sevinçlerini saçayım
"
Muharrem ayının on ikinci günü buyurdu ki: "Bana bu dünyadan öbür dünyaya gitmeme kırk veya elli gün kaldığını bildirdiler
Mezarımı da gösterdiler
" Bu sözleri dinleyenler üzüldüler ve şaşa kaldılar
Ciğerlerindeki yara yeniden tazelendi
O günlerde, oğlu Muhammed Said bir gün, imam-ı Rabbani hazretlerini ağlarken gördü
Sebebini sordu
Cevabında; "Allahü teâlâya kavuşmanın sevinci ile ağlıyorum" buyurdu
Yine oğlu; "Allahü teâlâ, bu işi, bu dünyada çok sevdiklerinin isteğine bırakır
Madem ki, siz bu kadar çok istiyorsunuz, elbette gidersiniz" diye arz etti
Bu sözü söyleyen oğullarında bir değişme gördü ve buyurdu ki: "Muhammed Said! Allahü teâlânın gayretine dokunuyorsun
" Oğlu; "Kendi hâlime üzülüyorum" dedi ve gayet samimi bir beyanla, dert ve elem dolu kalbini dışarı vururcasına; "Ey gönlümün süruru babacığım! Bize yaptığınız bu şefkatsizlik ve acımasızlık nedendir?" diye arz etti
Bunun üzerine; "Allahü teâlâ sizden sevgilidir
Ayrıca bizim size şefkat ve yardımlarımız, vefat ettikten sonra, bu dünyadakinden daha çok olacaktır
Çünkü bu dünyada, insanlık icabı bazen ister istemez yardım ve teveccüh tam olmuyor
Halbuki öldükten sonra, beşeri sıfatlardan tamamen ayrılma vardır" buyurdu
Bunu söylediği günden itibaren, o günleri saymaya başladılar
Şöyle ki, Safer ayının yirmi ikinci gecesi kalbleri hasta eshabına; "Bugün söylediğim günlerin kırkıncı günü geçmiş oluyor
Bakalım bu yedi-sekiz günde ne zuhur eder" buyurdu
Yine oğullarına buyurdu ki: "Şu arada hasıl olan birkaç günlük sıhhatte, Allahü teâlâ, Habibine tâbi olan bir insanda bulunabilecek bütün kemalatı bana ihsan eyledi
" Oğullarının bu sözlerden kalbleri parçalandı
Çünkü, bu sözlerde Hz
Ebu Bekri Sıddıkın; "Bu gün dininizi tamam eyledim" âyet-i kerimesi gelince kalblerine gelen, yani Peygamber efendimiz vefat edecektir, ilhamından bir işaret bulunduğunu anladılar
Safer ayının yirmi üçü Perşembe günü, dervişlere, kendi mübarek elleriyle elbiselerini taksim etti
Kendi üzerinde pamuklu, sıcak tutan bir elbise bulunmadığı için, havanın soğukluğu tesir edip, tekrar sıtma hastalığına tutuldu ve tekrar yatağa düştü
Peygamber efendimiz hastalıktan kurtulup, az bir zaman sonra tekrar hasta olmuşlar ve vefat eylemişlerdi
İmam-ı Rabbani hazretleri, bu hususta da ittiba'ı (uymayı) kaçırmadı
Bu hastalıktan evvel hizmetçilerinden birine; "Mangal için şu kadar liralık kömür al!" buyurdu
Biraz sonra tekrar yanına çağırarak; "Söylediğimin yarısı tutarında kömür al, çünkü bir ses kalbime, o kömürleri yakacak kadar zaman kalmadı diyor" buyurdu
Kömürün bir kısmını kendisi için ayırtıp, diğerini çocuklarına gönderdi
Kendisine ayrılmış olan miktar, vefat ettiği gün tamamen bitmişti
Bu hastalık zamanında, yüksek ilimleri, çok fazla olarak kendi yüksek oğullarına anlattı
Bir gün ince hakikatleri beyanda o kadar uğraşıyor ve bunun için o kadar konuşuyordu ki, kıymetli oğulları Hace Muhammed Said; "Hazretinizin hastalığı bu kadar konuşmanıza elverişli değildir, bu marifetlerin beyanını bir başka zamana bıraksanız nasıl olur babacığım?" diye arz etti
Bunun üzerine: "Ey oğlum! Daha zaman ve fırsat var mı? Biliyorum ki, bir başka vakit, bu kadarını söylemeye de kuvvet ve kudret bulamıyacağım" buyurdular
Bu günlerde hastalığı şiddetli olmasına rağmen cemaatle namaz kılmayı terk etmedi
Ancak son dört-beş gün, yalnız başına namaz kıldı
Duaları, tesbihleri, salevatları, zikri ve murakabeyi, hiçbir eksiklik olmadan yapıyordu
Dinimizin ve hocalarının yollarının inceliklerinden hiçbirini terk etmiyordu
Bir gece, gecenin üçüncü yarısında kalkıp abdest aldı
Teheccüd namazını ayakta kıldı ve; "Bu bizim son teheccüdümüzdür" buyurdu
Vefatından biraz önce, kendinden geçme hali görüldü
Büyük oğlu, bu kendinden geçme halinin çokluğu, hastalığın şiddetinden mi, yoksa istiğrak (nurlara gömülme) sebebi ile midir, diye arz etti
Cevabında; "İstiğrak sebebi iledir
Çünkü, bazı çok yüksek haller görünüyor
Bunun için onlara teveccüh ediyorum, tâ ki hepsini oldukları gibi görebileyim ve bunlarla her şeyim tamam ve kâmil olsun" buyurdu
Bu derin sırlardan kısaca yüksek oğullarının kulaklarına fısıldadı
Bu kendinden geçme halinden kurtulunca, ciğeri yaralı, kalbi yanık talebelerine elveda sözünü hatırlatan, vasiyetlerini söylemeye başladı
Bu vasiyetlerin çoğu; mutabeata, Peygamberimize tâbi olmaya teşvik, sünnete yapışma, bid’atten kaçınma, zikir ve murakabeye devam etme hakkında idi
Buyurdu ki: "Sünnete çok sıkı sarılmak lazımdır
" Bu sözleriyle de Peygamber efendimize uymak istemişlerdi
Çünkü, Peygamber efendimiz vefat edecekleri zaman böyle nasihat eylemişlerdi
Abbad bin Sariye'den, Tirmizi ve Ebu Davud şöyle rivayet eder: "Resulullah efendimiz bize vaaz ediyordu
Bu vaazdan kalbler ürperiyor
Gözler yaşarıyordu
Dedik ki: "Ya Resulallah! Bu sözleriniz veda vaazına benziyor, bize vasiyet ediniz
" Resulullah aleyhisselam buyurdular ki: "Size vasiyetim olsun: Allah’tan korkunuz, bir köle bile emr-i ilahiyi bildirse dinleyiniz ve yapınız
Yaşayanlarınız çok şeyler görecek
O zaman benim ve Hulefa-i raşidinin sünnetine gayet sıkı sarılınız, onu elden kaçırmayınız
Dinde bid’atten çok sakınınız
Çünkü bütün bid’atler dalalettir, sapıklıktır
"
İmam-ı Rabbani hazretleri vasiyetine devamla şöyle buyurdu: "Dinimizin sahibi Resulullah efendimiz, nasihatlerin en incelerini bile; "Din nasihattır"
Vefat ettiği Safer ayının yirmi dokuzuncu Salı günü, gece kendine hizmet eden hizmetçilerine; "Çok zahmet çektiniz, bu sizin son zahmetinizdir" buyurdu
Sedirin üzerine yatınca, sünnet üzere sağ elini sağ yanağının altına koyup, zikirle meşgul oldu
Büyük oğlu Muhammed Said, babasının sık sık nefes aldığını görünce; "Hâl-i şerifiniz nasıldır babacığım?" diye arzetti
"İyiyim ve kıldığım o iki rekat namaz kâfidir" buyurdu
Bundan sonra bir daha konuşmadı
Yalnız Allahü teâlânın ismini söyledi ve biraz sonra da vefat etti
Peygamberlerin büyüklerinin çoğunun son sözleri namaz olmuştur
Bu hususta da Peygamberlerin Serverine tâbi oldu
Vefatı 1624 senesi, Safer ayının yirmi sekizi, güneş hesabı ile yirmi dokuzu, Salı günü kuşluk vakti vaki oldu
O ay yirmi dokuz gün idi
Peygamber efendimizin vefat ayı olan Rebiül-evvel ayının ilk gecesi, Peygamber efendimizin huzuruna kavuştu
Hastalık ve humma çektiği günler, yaşının sene adedi kadar olup, altmış üç gün idi
Hadis-i şerifte; "Bir günlük humma, bir senenin kefaretidir" buyuruldu
Çektikleri hastalık, bu hadis-i şerifin manasına uygun oldu
İmam-ı Rabbani hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine konulup, elbiseleri soyulunca, orada bulunanlar hazret-i İmamın namazda olduğu gibi ellerini bağladığını gördüler
Sağ elinin baş parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileğinde halka yaptı
Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını düzeltip uzatmışlardı
Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet bu şekilde kaldı
Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti
Sol tarafa yatırdı, sağ tarafını yıkadı
Sağ tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orada bulunanlar, velilik kuvvetinin bir alameti olarak, zayıf bir hareketle ellerinin hareket ettiğini, bir araya geldiğini ve eskisi gibi tekrar sağ elinin baş ve küçük parmaklarının, sol elinin bileğinde halka yaptığını gördüler
Halbuki sağ tarafa yatınca, sağ elin sol el üzerine gelmemesi icap ederdi
Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuştu ki, ayırmak ve çözmek mümkün değildi
Kefene sardıkları zaman, yine ellerinin bağlandığı görüldü
Bu hal iki-üç defa vaki oldu
Nihayet oradakiler, bunda derin bir mana ve gizli bir sır olduğunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya uğraşmadılar ve oğulları Hace Muhammed Said; "Madem ki, muhterem babam böyle istiyor, böyle bırakalım" buyurdu
Peygamber efendimiz hadis-i şerifte; "Yaşadıkları gibi ölürler" buyurdu
Bu, Allahü teâlânın büyük bir ihsanıdır
Dilediğine ihsan eyler
Onun ihsanı boldur
İmam-ı Rabbani hazretlerinin cenaze namazını, oğlu Hace Muhammed Said kıldırdı
Vefatında 63 yaşında idi
Serhend'de evinin yanında defnedildi
Daha sonra Afganistan padişahı Şah-i Zaman, kabri üzerine büyük ve çok sanatlı bir türbe yaptırdı
Büyük oğlu Muhammed Said buyurdu ki:
"Yüksek babamı, vefatından sonra rüyada gördüm
Allahü teâlânın kendisine verdiği büyük nimetlerden tam neşe ve sevinçle anlatıyordu ve bununla iftihar ediyordu
Kendisine; "Canım babacığım, şükür makamından hiç kimseye bir nasip verdiler mi?" diye arzettim
"Evet, beni de şükredenlerden eylediler" buyurdu
Arzettim ki, Kur'an-ı kerimde mealen; "Şükreden kullar azdır"
ESERLERİ:
1) Mektubat: İslam âleminde imam-ı Rabbani'nin Mektubat'ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır
Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir
Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir
Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır
Birinci cildde 313 mektup vardır
Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye yazılmıştır
İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca; "Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on üç mektupla birinci cildi burada bitirelim" buyurmuştur
hadis-i şerifi gereğince ihmal etmediler
Dinimizin kıymetli kitaplarından, tam tâbi olmak yolunu öğreniniz ve bununla amel ediniz
buyuruluyor
(Sebe' suresi: 13) Bu âyet-i kerimeden anlaşılan, bu cemaatin, Peygamberler olduğudur
Yahut da Peygamberlerin en büyük eshablarıdır
Hz
Ebu Bekri Sıddık gibi deyince; "Evet, öyledir
Fakat beni hususi bir ihsan ve inayetle, o cemaate dahil eylediler" buyurdu
Biraz sonra senin o yüksek üstadın imam-ı Rabbani, kalktı
Beni çağırdı
"Bu oturan zat, Hz
Ali'dir
İyi dinle! Bak ne buyuruyor" dedi
Yanlarına gidip, selam verdim
"Sakın, sakın! Resulullah efendimizin eshabına karşı, kalbinde bir dargınlık bulundurma! O büyüklerden hiçbirini, asla kötüleme
Aramızda muharebe şeklinde görünen işlerimizin, hangi iyi niyetlerle yapıldığını, biz ve o kardeşlerimiz biliriz!" dedi
Senin yüksek hocanın adını söyleyerek; "Bu zatın yazılarına da sakın karşı gelme!" buyurdu
Bu nasihati dinledikten sonra, kalbimi yokladım
Bu husustaki tereddüdün ve soğukluğun, kalbimden çıkmadığını gördüm
Bu hâlimi hemen anladı
Öfkelendi
Senin yüksek hocana bakarak; "Bunun gönlü daha temizlenmedi
İyi bir tokat vur!" dedi
Şeyh hazretleri, kuvvetli bir tokat vurdu
Tokadı yiyince, kendi kendime; "Bunu sevdiğim için onlara düşmanlık etmiştim
Halbuki kendisi onlara düşmanlığımdan bu kadar çok incinmektedir
Bu halden vazgeçmeliyim!" dedim
Kalbimi yokladım
Düşmanlık, kırgınlık kalmamış, tertemiz buldum
O anda uyandım
Şimdi de kalbim o kinden temizlenmiştir
O rüyanın, o sözlerin tadı, beni başka hale soktu
Kalbimde Allah’tan başka hiçbir şeyin sevgisi kalmadı
Senin yüksek hocan imam-ı Rabbani'ye ve onun yazdıklarındaki marifete inancım iyice arttı
"
İmam-ı Rabbani hazretleri 1615 senesinde, elli üç yaşlarında iken, talebelerinden çok sevdiklerine; "Benim ömrüm ve hayatım hakkındaki kaza-yı mübremin altmış üç sene olduğunu ilham ile bana bildirdiler" buyurdu
Ve buna çok sevindi
Çünkü Peygamber efendimize tâbi olmasının çokluğu, yaş bakımından da uymakla belli oluyordu
Aynı zamanda bu hususta Hz
Ebu Bekir'e, Hz
Ömer'e ve Hz
Ali'ye de uymuş oluyordu
1623 senesinde Ecmir'de iken; "Vefat etmemin yakın olduğuna dair işaretler, alametler görülmeye başladı" buyurdu
Serhend'de bulunan kıymetli oğullarına mektup yazıp; "Ömrümüzün sona ermesi yakındır" buyurdu
Babalarının hasreti ve ayrılığı ile yanan, evliyanın gözlerinin nuru kıymetli oğulları, bu mektubu alınca, babalarının bulunduğu yere hareket ettiler
Huzuruna kavuşunca, bir gün, bu yüksek oğullarını hususi odaya çağırdı
Buyurdu ki: "Kıymetli oğullarım, bu dünyaya hiçbir şekilde nazarım ve bağlılığım kalmadı
Öbür dünyaya gitmek icap ediyor, gitme ve yolculuk alametleri görünmeye başladı
"
İmam-ı Rabbani hazretleri Ecmir seferinden Serhend'e dönünce, artık evinde inzivaya çekildi
Bir müddet, beş vakit namaz ve Cuma namazı hariç, evden dışarı çıkmadı
Nur ve esrar menbaı olan hususi odasına; Muhammed Haşim-i Keşmi'den, yüksek oğullarından, talebelerinden ve hizmetçilerinden iki üç kişi hariç, başkalarının girmesi çok nadir oluyordu
Halveti seçtiği günlerden bir gün, soğuk bir nefes çekip; "Şeyh-ül-islam'ın (Ebu Ali Dekkak'ın) meşrebi çok yükselince, meclisinde insan kalmadı" sözünü söyledi
Burada olduğu gibi, ömrünün sonuna doğru, imam-ı Rabbani hazretlerinin meşrebi de o kadar yüksek oldu ki, talebelerinin en yüksekleri bile onun yanında mektebe yeni başlayan küçük çocuklar gibi kalıyorlardı
İmam-ı Rabbani hazretlerinin talebelerinden biri şöyle anlatmıştır:
"İmam-ı Rabbani hazretlerinin ömrünün son günlerinde, hasta olduğu sırada huzuruna çıkıp, birkaç günlüğüne memleketime gidip gelmek için izin istedim
"Birkaç gün dur!" buyurdu
Sonra tekrar arzedip; "Hemen gidip, döneceğim" dedim
"Birkaç gün sabret!" buyurdu
Fakat; "Gidip en kısa zamanda huzurunuza döneceğim" deyince, izin verdi ve: "Sen nerede, biz nerede, ilkbahar nerede?" mısraını okudu
Bu sözünden birkaç gün sonra vefat etti
Bu arada çok sadaka verdi ve büyük hayırlar yaptı
Esrar mahremlerinden, yakınlarından biri, bu sadaka ve hayratlarının çokluğunu görünce; "Bütün bu hayratlar, belaların giderilmesi için midir?" diye sordu
Buyurdu ki: "Hayır, belki de kavuşmak şevki ile bunları yapıyorum
Ve şu beyti okuyup gözlerinden sevinç gözyaşları döküldü:
"Vuslat günüdür sırdaşım âleme kucak açayım,
Bu devletin, bu nimetin sevinçlerini saçayım
"
Muharrem ayının on ikinci günü buyurdu ki: "Bana bu dünyadan öbür dünyaya gitmeme kırk veya elli gün kaldığını bildirdiler
Mezarımı da gösterdiler
" Bu sözleri dinleyenler üzüldüler ve şaşa kaldılar
Ciğerlerindeki yara yeniden tazelendi
O günlerde, oğlu Muhammed Said bir gün, imam-ı Rabbani hazretlerini ağlarken gördü
Sebebini sordu
Cevabında; "Allahü teâlâya kavuşmanın sevinci ile ağlıyorum" buyurdu
Yine oğlu; "Allahü teâlâ, bu işi, bu dünyada çok sevdiklerinin isteğine bırakır
Madem ki, siz bu kadar çok istiyorsunuz, elbette gidersiniz" diye arz etti
Bu sözü söyleyen oğullarında bir değişme gördü ve buyurdu ki: "Muhammed Said! Allahü teâlânın gayretine dokunuyorsun
" Oğlu; "Kendi hâlime üzülüyorum" dedi ve gayet samimi bir beyanla, dert ve elem dolu kalbini dışarı vururcasına; "Ey gönlümün süruru babacığım! Bize yaptığınız bu şefkatsizlik ve acımasızlık nedendir?" diye arz etti
Bunun üzerine; "Allahü teâlâ sizden sevgilidir
Ayrıca bizim size şefkat ve yardımlarımız, vefat ettikten sonra, bu dünyadakinden daha çok olacaktır
Çünkü bu dünyada, insanlık icabı bazen ister istemez yardım ve teveccüh tam olmuyor
Halbuki öldükten sonra, beşeri sıfatlardan tamamen ayrılma vardır" buyurdu
Bunu söylediği günden itibaren, o günleri saymaya başladılar
Şöyle ki, Safer ayının yirmi ikinci gecesi kalbleri hasta eshabına; "Bugün söylediğim günlerin kırkıncı günü geçmiş oluyor
Bakalım bu yedi-sekiz günde ne zuhur eder" buyurdu
Yine oğullarına buyurdu ki: "Şu arada hasıl olan birkaç günlük sıhhatte, Allahü teâlâ, Habibine tâbi olan bir insanda bulunabilecek bütün kemalatı bana ihsan eyledi
" Oğullarının bu sözlerden kalbleri parçalandı
Çünkü, bu sözlerde Hz
Ebu Bekri Sıddıkın; "Bu gün dininizi tamam eyledim" âyet-i kerimesi gelince kalblerine gelen, yani Peygamber efendimiz vefat edecektir, ilhamından bir işaret bulunduğunu anladılar
Safer ayının yirmi üçü Perşembe günü, dervişlere, kendi mübarek elleriyle elbiselerini taksim etti
Kendi üzerinde pamuklu, sıcak tutan bir elbise bulunmadığı için, havanın soğukluğu tesir edip, tekrar sıtma hastalığına tutuldu ve tekrar yatağa düştü
Peygamber efendimiz hastalıktan kurtulup, az bir zaman sonra tekrar hasta olmuşlar ve vefat eylemişlerdi
İmam-ı Rabbani hazretleri, bu hususta da ittiba'ı (uymayı) kaçırmadı
Bu hastalıktan evvel hizmetçilerinden birine; "Mangal için şu kadar liralık kömür al!" buyurdu
Biraz sonra tekrar yanına çağırarak; "Söylediğimin yarısı tutarında kömür al, çünkü bir ses kalbime, o kömürleri yakacak kadar zaman kalmadı diyor" buyurdu
Kömürün bir kısmını kendisi için ayırtıp, diğerini çocuklarına gönderdi
Kendisine ayrılmış olan miktar, vefat ettiği gün tamamen bitmişti
Bu hastalık zamanında, yüksek ilimleri, çok fazla olarak kendi yüksek oğullarına anlattı
Bir gün ince hakikatleri beyanda o kadar uğraşıyor ve bunun için o kadar konuşuyordu ki, kıymetli oğulları Hace Muhammed Said; "Hazretinizin hastalığı bu kadar konuşmanıza elverişli değildir, bu marifetlerin beyanını bir başka zamana bıraksanız nasıl olur babacığım?" diye arz etti
Bunun üzerine: "Ey oğlum! Daha zaman ve fırsat var mı? Biliyorum ki, bir başka vakit, bu kadarını söylemeye de kuvvet ve kudret bulamıyacağım" buyurdular
Bu günlerde hastalığı şiddetli olmasına rağmen cemaatle namaz kılmayı terk etmedi
Ancak son dört-beş gün, yalnız başına namaz kıldı
Duaları, tesbihleri, salevatları, zikri ve murakabeyi, hiçbir eksiklik olmadan yapıyordu
Dinimizin ve hocalarının yollarının inceliklerinden hiçbirini terk etmiyordu
Bir gece, gecenin üçüncü yarısında kalkıp abdest aldı
Teheccüd namazını ayakta kıldı ve; "Bu bizim son teheccüdümüzdür" buyurdu
Vefatından biraz önce, kendinden geçme hali görüldü
Büyük oğlu, bu kendinden geçme halinin çokluğu, hastalığın şiddetinden mi, yoksa istiğrak (nurlara gömülme) sebebi ile midir, diye arz etti
Cevabında; "İstiğrak sebebi iledir
Çünkü, bazı çok yüksek haller görünüyor
Bunun için onlara teveccüh ediyorum, tâ ki hepsini oldukları gibi görebileyim ve bunlarla her şeyim tamam ve kâmil olsun" buyurdu
Bu derin sırlardan kısaca yüksek oğullarının kulaklarına fısıldadı
Bu kendinden geçme halinden kurtulunca, ciğeri yaralı, kalbi yanık talebelerine elveda sözünü hatırlatan, vasiyetlerini söylemeye başladı
Bu vasiyetlerin çoğu; mutabeata, Peygamberimize tâbi olmaya teşvik, sünnete yapışma, bid’atten kaçınma, zikir ve murakabeye devam etme hakkında idi
Buyurdu ki: "Sünnete çok sıkı sarılmak lazımdır
" Bu sözleriyle de Peygamber efendimize uymak istemişlerdi
Çünkü, Peygamber efendimiz vefat edecekleri zaman böyle nasihat eylemişlerdi
Abbad bin Sariye'den, Tirmizi ve Ebu Davud şöyle rivayet eder: "Resulullah efendimiz bize vaaz ediyordu
Bu vaazdan kalbler ürperiyor
Gözler yaşarıyordu
Dedik ki: "Ya Resulallah! Bu sözleriniz veda vaazına benziyor, bize vasiyet ediniz
" Resulullah aleyhisselam buyurdular ki: "Size vasiyetim olsun: Allah’tan korkunuz, bir köle bile emr-i ilahiyi bildirse dinleyiniz ve yapınız
Yaşayanlarınız çok şeyler görecek
O zaman benim ve Hulefa-i raşidinin sünnetine gayet sıkı sarılınız, onu elden kaçırmayınız
Dinde bid’atten çok sakınınız
Çünkü bütün bid’atler dalalettir, sapıklıktır
"
İmam-ı Rabbani hazretleri vasiyetine devamla şöyle buyurdu: "Dinimizin sahibi Resulullah efendimiz, nasihatlerin en incelerini bile; "Din nasihattır"
Vefat ettiği Safer ayının yirmi dokuzuncu Salı günü, gece kendine hizmet eden hizmetçilerine; "Çok zahmet çektiniz, bu sizin son zahmetinizdir" buyurdu
Sedirin üzerine yatınca, sünnet üzere sağ elini sağ yanağının altına koyup, zikirle meşgul oldu
Büyük oğlu Muhammed Said, babasının sık sık nefes aldığını görünce; "Hâl-i şerifiniz nasıldır babacığım?" diye arzetti
"İyiyim ve kıldığım o iki rekat namaz kâfidir" buyurdu
Bundan sonra bir daha konuşmadı
Yalnız Allahü teâlânın ismini söyledi ve biraz sonra da vefat etti
Peygamberlerin büyüklerinin çoğunun son sözleri namaz olmuştur
Bu hususta da Peygamberlerin Serverine tâbi oldu
Vefatı 1624 senesi, Safer ayının yirmi sekizi, güneş hesabı ile yirmi dokuzu, Salı günü kuşluk vakti vaki oldu
O ay yirmi dokuz gün idi
Peygamber efendimizin vefat ayı olan Rebiül-evvel ayının ilk gecesi, Peygamber efendimizin huzuruna kavuştu
Hastalık ve humma çektiği günler, yaşının sene adedi kadar olup, altmış üç gün idi
Hadis-i şerifte; "Bir günlük humma, bir senenin kefaretidir" buyuruldu
Çektikleri hastalık, bu hadis-i şerifin manasına uygun oldu
İmam-ı Rabbani hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine konulup, elbiseleri soyulunca, orada bulunanlar hazret-i İmamın namazda olduğu gibi ellerini bağladığını gördüler
Sağ elinin baş parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileğinde halka yaptı
Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını düzeltip uzatmışlardı
Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet bu şekilde kaldı
Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti
Sol tarafa yatırdı, sağ tarafını yıkadı
Sağ tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orada bulunanlar, velilik kuvvetinin bir alameti olarak, zayıf bir hareketle ellerinin hareket ettiğini, bir araya geldiğini ve eskisi gibi tekrar sağ elinin baş ve küçük parmaklarının, sol elinin bileğinde halka yaptığını gördüler
Halbuki sağ tarafa yatınca, sağ elin sol el üzerine gelmemesi icap ederdi
Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuştu ki, ayırmak ve çözmek mümkün değildi
Kefene sardıkları zaman, yine ellerinin bağlandığı görüldü
Bu hal iki-üç defa vaki oldu
Nihayet oradakiler, bunda derin bir mana ve gizli bir sır olduğunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya uğraşmadılar ve oğulları Hace Muhammed Said; "Madem ki, muhterem babam böyle istiyor, böyle bırakalım" buyurdu
Peygamber efendimiz hadis-i şerifte; "Yaşadıkları gibi ölürler" buyurdu
Bu, Allahü teâlânın büyük bir ihsanıdır
Dilediğine ihsan eyler
Onun ihsanı boldur
İmam-ı Rabbani hazretlerinin cenaze namazını, oğlu Hace Muhammed Said kıldırdı
Vefatında 63 yaşında idi
Serhend'de evinin yanında defnedildi
Daha sonra Afganistan padişahı Şah-i Zaman, kabri üzerine büyük ve çok sanatlı bir türbe yaptırdı
Büyük oğlu Muhammed Said buyurdu ki:
"Yüksek babamı, vefatından sonra rüyada gördüm
Allahü teâlânın kendisine verdiği büyük nimetlerden tam neşe ve sevinçle anlatıyordu ve bununla iftihar ediyordu
Kendisine; "Canım babacığım, şükür makamından hiç kimseye bir nasip verdiler mi?" diye arzettim
"Evet, beni de şükredenlerden eylediler" buyurdu
Arzettim ki, Kur'an-ı kerimde mealen; "Şükreden kullar azdır"
ESERLERİ:
1) Mektubat: İslam âleminde imam-ı Rabbani'nin Mektubat'ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır
Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir
Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir
Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır
Birinci cildde 313 mektup vardır
Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye yazılmıştır
İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca; "Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on üç mektupla birinci cildi burada bitirelim" buyurmuştur
İkinci cildi ise 1619 senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından toplanmıştır
Bu cildde Esma-i hüsna yani Allahü teâlânın hadis-i şerifte geçen doksan dokuz ismi sayısınca doksan dokuz (99) mektup vardır
Üçüncü cild de imam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra 1630 senesinde talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından toplanmış olup, bu cildde de Kur'an-ı kerimdeki surelerin sayısınca yüz on dört (114) mektup vardır
Her üç cildde toplam beş yüz yirmi altı (526) mektup vardı
İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra on mektubu daha üçüncü cilde ilave edilmiştir
Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur
Mektubat'daki mektupların birkaçı Arabi, geri kalanların hepsi Farisidir
Çeşitli zamanlarda basılmıştır
[Mektubatın birinci cildi Müjdeci Mektuplar adı altında Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır
İkinci ve Üçüncü cildlerdeki mektuplardan da bir kısmı Hakikat Kitabevi yayınlarından olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında yayınlanmıştır
Bu kıymetli eserler,
[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak İçin Tıklayın...
]
adresinden okunabilir ve temin edilebilir
]
2) Redd-i Revafıd: Farisi olup, Rafızileri reddeden bu kitabın Türkçesi, (Hak Sözün Vesikaları) kitabında, bir bölüm olarak, Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır
Arapça'ya da tercüme edilmiştir
3) İsbatün-Nübüvve: "Peygamberlik nedir?" adı ile Türkçeye tercüme edilmiştir
Hak sözün Vesikaları kitabı içinde bir bölüm olarak yayınlanmıştır
Ayrıca Arapçası, İngilizceye ve Fransızcaya da tercüme edilmiştir
4) Mebde' ve Me'ad
5) Adab-ül-Müridin
6) Ta'likat-ül-Avarif
7) Risale-i Tehliliyye
8) Şerh-i Ruba'ıyyat-ı Abd-il-Baki
9) Mearif-i Ledünniye
10) Mükaşefat-ı Gaybiyye
11) Cezbe ve Süluk Risalesi hadis-i şerifi gereğince ihmal etmediler
Dinimizin kıymetli kitaplarından, tam tâbi olmak yolunu öğreniniz ve bununla amel ediniz
buyuruluyor
(Sebe' suresi: 13) Bu âyet-i kerimeden anlaşılan, bu cemaatin, Peygamberler olduğudur
Yahut da Peygamberlerin en büyük eshablarıdır
Hz
Ebu Bekri Sıddık gibi deyince; "Evet, öyledir
Fakat beni hususi bir ihsan ve inayetle, o cemaate dahil eylediler" buyurdu
__________________
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
hayati
,
hazretlerinin
,
imamiahmed
,
rabbani
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati ile ilgili Benzer Konular
84 Kez Görüntülendi
Hayati Hamzaoğlu (Hayati Hamzaoğlu Kimdir? - Hayati Hamzaoğlu Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam Mansur (İmam Mansur Kimdir? - İmam Mansur Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
04:22
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553