FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun ile ilgili Benzer Konular
153 Kez Görüntülendi
Bayram şekeri alınırken nelere dikkat edilmeli muhakkak okuyun
Sağlık Haberleri
(mutlaka okuyun ama mutlaka okuyun) MİSYONERLERİN FAALİYETLERİ
Garip ve Esrarengiz Olaylar
Dikkat Beyler Ruslar İş Başında Dikkat
Spy ve Virüs Haberleri
ne yedigimizi biliyormuyuz. dikkat dikkat
Diyet Beslenme
dikkat!!!! pcnizi seviosanız okuyun!!
Seviyeli-Ciddi Konular
İmam-iahmed Rabbanİ Hazretlerİnİn Hayati
|
Erzurumlu İbrahİm Hakki Hz Derkİ Marİfetmame
Konu Araçları
18-04-2007
#
1
Profil Bilgileri
birol_zorlu
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun başlıklı yazı Mumsema Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun Forum Alev
İslam Cenneti
İslam dini keşfedilmemiş bir cennettir
--------------------------------------------------------------------------------
« VahşiHadim-Ül Fukara Abdullah Gürbüz »Muhyiddin-i Arabi
On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Endülüs’te ve Şam taraflarında yaşamış büyük velîlerden
İsmi, Ebû Bekir Muhammed bin Ali olup, künyesi Ebû Abdullah’tır
İbn-i Arabî ve Şeyh-i Ekber diye meşhûr olmuştur
Âilesi meşhûr Tayy kabîlesine mensuptur
Cömertliğiyle meşhûr Adiy bin Hâtem’in kardeşi Abdullah bin Hâtem’in neslindendir
1165 (H
560) senesinde Endülüs’teki Mürsiyye kasabasında doğdu
1240 (H
638) senesinde Şam’da vefât etti
Kabri Şam’da olup sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir
¼br /> Küçük yaşında ilim tahsîl etmeye başlayan Muhyiddîn-i Arabî, sekiz yaşındayken babasıyla birlikte İşbiliyye’ye gitti
Pekçok âlimin ilim meclislerinde bulunup, ilim öğrendi
Keskin zekâsı, kuvvetli hâfızası ile dikkatleri çekti
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî pekçok ilimleri tahsîl etti
Filozof İbn-i Rüşd’le görüştü
1194 (H
590) senesinde Endülüs’ten ayrılarak Tunus’a, 1195'de Fas’a gitti
Karşılaştığı birçok âlimle sohbet edip, ilim meclislerinde bulundu
1199 senesinde tekrar Endülüs’e dönüp Kurtuba’ya geldi
1201 senesinde tekrar Endülüs’ten ayrılıp doğuya gitmek üzere Tunus’a geçti
Hacca giderken Mısır’a uğradı
Oradan Mekke-i mükerremeye giderek hac farîzasını yerine getirdi
İki yıl kadar Mekke’de kalıp, Medîne-i münevvereye geldi ve sevgili Peygamberimizin kabr-i şerîfini ziyâret etti
¼br /> Endülüs’te, Fas’ta, Tunus’ta, Mısır ve Mekke-i mükerremede kaldığı zamanlarda hadîs ilmini ve diğer ilimlerden bir kısmını; İbn-i Asâkir ve Ebü’l-Ferec ibn-il-Cevzî, İbn-i Sekîne, İbn-i Ülvan, Câbir bin Ebû Eyyûb gibi büyük âlimlerden öğrendi
Gittiği yerlerde büyük âlimler ile görüşüp, onlardan ilim öğrenmek sûretiyle, fen ve din ilimlerinde en iyi şekilde yetişti
¼br /> Tefsîr, hadîs, fıkıh, kırâat gibi pekçok ilimlerde büyük âlim oldu
Tasavvufta, Ebû Midyen Magribî, Cemâleddîn Yûnus bin Yahyâ, Ebû Abdullah Temim, Ebü’l-Hasan ve Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin rûhâniyetinden feyz aldı, yüksek derecelere kavuşup, meşhûr oldu
Mekke’de bulunduğu sırada Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserini yazdı
¼br /> Gavs-ül-a’zam Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretleri, bir gün en önde gelen talebelerinden Cemâleddîn Yûnus bin Yahyâ’yı yanına çağırarak; “Benden sonra, benim künyem olan Muhyiddîn isminde, Allahü teâlânın çok sevdiği evliyâsından bir kimse gelecektir
Bu hırkamı ona teslim edersin
” buyurdu
Yûnus bin Yahyâ, uzun yıllar sonra talebesi olan Muhyiddîn-iArabî’ye, hocasının vasiyeti olan o hırkayı teslim etti
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, zamânında, ilminden ve feyzinden istifâde etmek için kendisine mürâcaat edilen belli başlı büyük âlimlerden oldu
¼br /> Şam, Irak, Cezîre ve Anadolu taraflarına seyâhat etti
Konya’ya gelip, Selçuklu Sultanı tarafından çok ikrâm ve hürmet gördü
Sultanlardan kendisine birçok tahsisat tâyin olunduğu ve hediyeler gönderildiği halde, hepsini fakirlere dağıtırdı
Sofiyye-i âliyyeden ve kelâm âlimlerinden olan Sadreddîn-i Konevî’nin hocası ve üvey babası oldu
¼br /> Hocasının üstâdı olan Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin hırkasını üvey oğlu ve talebesi olan Sadreddîn-i Konevî’ye giydirdi
¼br /> Konya’da bir müddet kaldıktan sonra Haleb’e giden Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, 1215 senesinde tekrar Konya’ya döndü
Aynı sene içinde Sivas’a, oradan da Malatya’ya gitti
1230 senesinde Şam’a giderek oraya yerleşti
¼br /> Büyük âlimler, Muhyiddîn-i Arâbî’nin hâl, makam ve ilim bakımından pek yüksek olduğunu kabûl ettiler
Evliyânın büyüklerinden Ebû Medyen Magribî ona; “Âriflerin Sultânı” demişdir
Şeyh Safiyyüddîn bin Ebû Mensûr onun hakkında; “O, şeyhdir, imâmdır
Hem de tam kâmil ve hakîkatı bulanlardandır
Onu üstün irfan sâhiplerinin başında saymak lâzımdır
Öyle açık gönül âlemi vardı ki, özüne erip, bulduğu her şeyi oradan geçirir ve bulurdu
Keşf âlemi açık ve aydınlıktı
Kavuştuğu hâllere gelince, ancak “Hârika” diye vasıflandırmak mümkündür
En tatlı feyizler onun gönlüne akardı
Hak âlemine yaklaştıran merdivenlerin en üst basamağında onun da yeri vardı
Bilhassa velâyet ahkâmına dâir tasavvuf deryâsında pek uzun kulaçlar atardı
O ummânın da süratli bir yüzücüsü idi
Ve nihâyet o, bu yolda vaz geçilmez bir zât idi
Böyle kabûl edip, onun şânını bu şekilde yüceltmek ona lâyıktır
” derdi
¼br /> Talebelerinden Sadreddîn-i Konevî şöyle anlatmıştır: “Hocam İbn-i Arâbî, geçmiş peygamberlerin ve velîlerin ruhlarından istediği ile rüyâsında veya uyanık iken görüşürdü
”
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri şöyle anlatır:
¼br /> “Bir gün Tunus Limanında idim
Vakit geceydi
Kıyıya yanaşmış gemilerden birisinin güvertesine çıktım
Etrâfı seyretmeye başladım
Denizin üzerinde ay doğmuş, fevkalâde güzel bir manzara teşkil ediyordu
Bu manzarayı, cenâb-ı Hakk’ın her şeyi ne kadar güzel ve yerli yerinde yarattığını tefekkür ederken dalmıştım
Birden ürperdim
Uzaktan, uzun boylu, beyaz sakallı bir kimsenin suyun üzerinde yürüyerek geldiğini gördüm
Nihâyet yanıma geldi
Selâm verip bâzı şeyler söyledi
Bu arada ayaklarına dikkatle baktım, ıslak değildi
Konuşmamız bittikten sonra, uzakta bir tepe üzerindeki Menare şehrine doğru yürüdü
Her adımında uzun bir mesâfe katediyordu
Hem yürüyor, hem de Allahü teâlânın ismini zikrediyordu
O kadar güzel, kalbe işleyen bir zikri vardı ki, kendimden geçmiştim
Ertesi gün şehirde bir kimse yanıma yaklaşarak selâm verdi ve; “Gece gemide Hızır aleyhisselâm ile neler konuştunuz? O neler sordu, sen ne cevap verdin?” dedi
Böylece gece gemiye gelenin Hızır aleyhisselâm olduğunu anladım
Daha sonra Hızır aleyhisselâm ile zaman zaman görüşüp sohbet ettik, ondan edeb öğrendim
¼br /> “Bir defâsında deniz yolu ile uzak memleketlere seyahate çıkmıştım
Gemimiz bir şehirde mola verdi
Vakit öğle üzeriydi
Namaz kılmak için harâb olmuş bir mescide gittim
Oraya gayr-i müslim bir kimse de gelmiş etrâfı seyrediyordu
Onunla biraz konuştuk
Peygamberlerden meydana gelen mûcizelerle, evliyâdan hâsıl olan kerâmetlere inanmıyordu
Biz konuşurken, mescide birkaç seyyah geldi
Namaza durdular
İçlerinden biri, yerdeki seccâdeyi alıp, havaya doğru kaldırıp yere paralel durdurdu
Sonra üzerine çıkıp namazını kıldı
Dikkatlice baktığımda, onun Hızır aleyhisselâm olduğunu anladım
Namazdan sonra bana dönerek; “Bunu, şu münkir kimse için yaptım” dedi
Mûcize ve kerâmete inanmıyan o gayr-i müslim, bu sözleri işitince insâf edip müslüman oldu
”
¼br /> Zenginlerden biri, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerine kıymetli bir ev bağışlamıştı
İbn-i Arabî hazretleri bu evde oturuyordu
Bir gün bir fakir gelip dedi ki: “Allah rızâsı için bana bir şey ver
” Muhyiddîn-i Arabî hazretleri de buyurdu ki: “Bu evden başka bir şeyim yoktur
Al onu sana vereyim
Senin olsun
” Böyle söyleyip, evi o fakire verip terketti
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, İmâm-ı Gazâlî’ye muhabbet ve bağlılığından, Şam’da Gazâliyye Medresesinde çok oturur, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin eserlerini okurdu
Bir gün müderris derse gelmedi
Muhyiddîn-i Arabî orada idi
Fakîhler kendisine; “Efendim, bugün bize dersi siz veriniz
” deyip ısrâr ettiler
O da; “Ben Mâlikî mezhebindenim
Mâdem ki çok ısrâr ediyorsunuz akşamki dersinizi söyleyiniz” buyurdu
İmâm-ı Gazâlî’nin fıkha dâir Vesît kitabından bir yer gösterdiler
Muhyiddîn-i Arabî onlara ders verdi, uzun uzun îzâh ve açıklamalar yaptı
¼br /> Bir kimse, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin büyüklüğüne inanmaz, ona buğzederdi
Her namazının sonunda da, ona on defâ lânet etmeyi kendisine büyük bir vazife kabûl ederdi
Aradan aylar geçti, adam öldü
Cenâzesinde Muhyiddîn-i Arabî de bulundu
Cenâzenin affedilmesi için cenâb-ı Hakk’a yalvardı
Definden sonra arkadaşlarından biri, Muhyiddîn-i Arabî’yi evine dâvet etti
O evde bir müddet murâkabe hâlinde bekledi
Bu arada yemekler gelmiş, soğumuştu
Ancak saatler sonra murâkabeden gülümseyerek ayrıldı ve yemeğin başına gelip buyurdu ki: “Bana her gün namazlarının sonunda on defâ lânet okuyan bu kimse, af ve magfiret edilinceye kadar Allahü teâlâya hiçbir şey yememek ve içmemek üzere ahdetmiştim
Onun için bu hâlde bekledim
Yetmiş bin Kelime-i tevhîd okuyarak rûhuna bağışladım
Elhamdülillah, Rabbim dileğimi kabûl buyurdu
Artık yemek yiyebilirim
”
¼br /> Muhibbüddîn-i Taberî, vâlidesinden şu hâdiseyi rivâyet etti: “Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, bir gün Kâbe-i muazzamada, Kâbe’nin mânâsı hakkında bir vâz veriyordu
İçimden onun söylediklerini inkâr ettim
O gece, mânevî mânâda Kâbe’nin Muhyiddîn-i Arabî’nin etrâfında dönerek, onu tavaf ettiğini gördüm
”
¼br /> Şihâbüddîn Sühreverdî ile Muhyiddîn ibni Arabî yolda karşılaştılar
Bir saat kadar sonra bir şey konuşmadan ayrıldılar
Daha sonra Sühreverdî’ye denildi ki: “İbn-i Arabî hakkında ne dersin?” buyurdu ki: “Hakîkatler deryâsı, kutb-ul aktab ve gavs’dır
”
¼br /> İbn-i Arabî’ye Sühreverdî’den sorulunca buyurdu ki: “Baştan ayağa kadar sünnet-i seniyye ile doludur
”
¼br /> “Ruhlar ile nasıl görüşüyorsunuz?” diye sordular
Onlara verdiği cevapta; “Üç şekilde: 1) Rüyâ yoluyla, 2) Onların rûhâniyetlerini dâvet edip görüşerek, 3) Bedenimden rûhumu ayırıp, rûhumla onların yanına giderek” buyurdu
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri kendinden nasîhat isteyen bir kimseye buyurdu ki:
¼br /> “Ey nefsinin kurtuluşunu isteyen kimse! Herşeyden önce sana lâzım olan, sana kendi ayıb ve kusûrlarını gösterecek, seni nefsine itâattan kurtaracak bir rehber , bir mürşid lâzımdır
Şâyet böyle bir zâtı aramak için uzak memleketlere gideceksen, sana bâzı nasîhatlerde bulunayım
O zâtı bulduğun zaman, huzûrunda, edebli ol
Sakın hatırına o zâta karşı îtirâz gelmesin
Hâlini ondan gizleme ve onun yerine oturma
Elbisesini giyme
Onun huzûrunda, kölenin, efendisinin huzûrunda oturuşu gibi otur
Sana emrettiği şeyi yap
Sana emrettiği şeyi iyice anla ve iyi öğrenmeden o işin peşinde koşma
Ona bir rüyânı veya başka bir hâlini arz ettiğin zaman, ona cevâbını sorma, ona düşman olandan Allah için uzak dur
O düşman ile berâber olma
Arkadaşlık etme
Mürşidini seveni sen de sev ve ona yardımcı ol
¼br /> O zâta, hiçbir işinde îtiraz etme
“Bunu niçin böyle yaptın? ” deme
Sana ne iş vermişse yap
Oturduğunda onun senin oturuşundan haberdâr olduğunu unutma
Edebi aslâ terketme
Yolda giderken onun önünde yürüme
Devamlı ona bakma
Çünkü böyle yapmak, hayâyı azaltır, ona karşı hürmeti kalbten çıkarır
Ona olan sevgini, onun emirlerine uyup, yasak ettiklerinden sakınmak sûretiyle göster
O zâta yemek ve yiyecek takdîm ettiğin zaman, diğer lâzım olan şeyler ile berâber önüne bırak, kapının yanında edeble dur
Eğer sana seslenirse cevap ver
Yoksa yemeğini yiyinceye kadar bekle
Yemeğini yiyip sana sofrayı kaldırmanı söylediği zaman hemen kaldır
Sofrada bir şeyler kalıp, senin yemeni emrettiği zaman, îtiraz etmeden ye
Başkasına verme
¼br /> O zâtın denemesinden çok sakın ve kork
Çünkü bâzan onlar, talebelerini denerler
Onunla berâber olduğunda pek dikkatli ol
Eğer senden o zâta karşı edebe uymayan bir husus meydana gelip, onun bundan haberi olduğu hâlde, sana müsâmaha gösterdiğini, seni cezâlandırmadığını görürsen, bil ki o seni denemektedir
O zât, bulunduğu yerden çıkıp gitmek istediği zaman, gittiği yeri sorma
Ona, işleri hususunda sana görüşünü sormadan, görüş beyân etme
Şâyet seninle istişâre ederse, ona uygun şekilde sana göre de muvâfık olduğunu söyle
Haddizâtında onun seninle meşveret etmesi, senin görüşüne muhtac olduğundan değil, sana olan sevgisindendir
¼br /> Böyle bir zâtı aradığın müddet içerisinde, şunlara dikkat et: İlk yapacağın şey; tövbe etmek, üzdüğün kimseleri râzı etmek, üzerinde hakkı bulunanlara haklarını geri vermek, günah ve isyân içerisinde geçen ömrün için ağlamak, ilim ile meşgûl olmaktır
¼br /> Abdestsiz olma
Abdestini şartlarına uygun al
Abdestin bozulunca, hemen abdest al
Abdest aldığın zaman iki rekat namaz kıl
Cemâatle beş vakit namaza ve evinde nâfile namaza devâm et
Abdesti en güzel ve şartlarına uygun olarak al
Her hareket ve işine Besmele ile başladığın gibi, abdest almaya da Besmele ile başla
Ellerini, dünyâyı terk etme niyeti ile yıka
Ağzına gelince, ağzı yıkarken okunan duâları oku
Tevâzu ve huşû içerisinde, kibir hâlinden sıyrılmış bir vaziyette burnuna su al
Yüzünü hayâ ederek yıka
Ellerini, dirseklere kadar tevekkül hâli üzere yıka
Başını, kendini alçaltarak, muhtaç kabûl eden kimsenin tavrı ile mesh et
Kulaklarını, en güzel ve doğru sözleri dinlemek için mesh et
Ayağını da Rabbinin nîmetlerini müşâhede etmek için yıka
Sonra Allahü teâlâya hamd ü senâda bulun
Resûlullah’a salâtü selâm oku
¼br /> Namaz kılarken, Allahü teâlânın huzûrunda durur gibi dur
Yüzün ile Kâbe-i muazzamaya döndüğün gibi, kalbin ile de Allahü teâlâya dön
Kul olduğunu, Rabbine ibâdet ettiğini düşünerek, hürmetle tekbîr al
Rükû’dan kalkınca, secdede ve diğer bütün hareketlerinde, Allahü teâlânın kudreti ile yaşadığını düşün
Selâm verinceye kadar ve selâm verdikten sonra bu düşünce üzere kal
Evine girdiğin zaman da iki rekat namaz kıl
¼br /> Acıkmadıkça yeme
Yemeği doymadan bırak
Fazla su içme
Yemek yerken, lokmayı ne büyük ne de küçük al
Lokmayı ağzına koymadan önce Besmele-i şerîfeyi oku
Yemekten sonra Allahü teâlâya hamd ü senâda bulun
”
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri velîlik yolundaki yüksek derecesini ifâde ederek buyurdu ki:
¼br /> “Allahü teâlâ bana öyle nîmetler ihsân etti, bildirdi ki, istersem kıyâmete kadar gelecek bütün velîleri, kutubları, isim ve nesebleriyle bildirebilirim
Fakat bâzıları inkâr ederler de, mânevî kazançlarından kaybederler diye korkuyorum
”
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan telgrafın çalışma tekniğini bildirdi
Edison’u (1847-1931) dahi “Üstâdım” demek mecbûriyetinde bıraktı
Fâtih SultanMehmed Hanın İstanbul’u fethedeceğini, Yavuz SultanSelîm Hanın Şam’a geleceğini keşf yoluyla haber verdi
¼br /> Şeceret-ün-Nu’mâniyye fî Devlet-il-Osmâniyye isimli eserinde; “Sin, Şın’a gelince, Muhyiddîn’in kabri meydana çıkar
” buyurdu
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, Şam’da, kalbi para sevgisiyle dolu bir grup kimseye; “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır
” dedi
Orada bulunanlar bu sözü anlayamadılar
1240 (H
638) Rabî’ul-âhir ayının 28
Cumâ günü, yetmiş sekiz yaşında iken Şam’da fânî dünyâdan âhirete irtihâl etti
Sâlihiyye’de defnolundu
Şam halkı, onun büyüklüğünü anlayamadıkları için kabrinin üzerine çöp döktüler
Osmanlı SultânıYavuz Selîm Hân Şam’a geldiğinde; “Sin, Şın’a gelince, Muhyiddîn’in kabri meydana çıkar
” sözünün ne demek olduğunu anladı
Kabrini araştırıp buldurdu
Çöpleri temizleterek, kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına bir câmi ve imâret yaptırdı
Ayrıca Muhyiddîn-i Arâbî’nin vefâtından önce ayağını yere vurarak, “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tesbit ettirip, orayı kazdırdı
Orada küp içinde altın çıktı
Bundan, “Siz, Allahü teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz” demek istediği anlaşıldı
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin, onu çok seven bir hizmetçisi vardı
Onun vefâtından sonra gece gündüz ağlardı
Bir gece hizmetçinin kapısı açıldı
İçeriye Muhyiddîn-i Arabî sağlığındaki hâliyle girdi
Hizmetçisine; “Ağlamayınız
” diyerek onu teselli etti
¼br /> Büyük âlimlerden birisi Kâbe-i muazzamaya gelmiş tavâf ediyordu
O esnâda ihrâmını giymiş bir kimsenin ayağa kalkmadığını gördü ve kendi kendine; “Benim gibi bir âlime hürmet etmemek ne ayıp şey
” dedi
Biraz sonra büyük bir câmide vâz verecekti
Câmi çok kalabalıktı
Bütün cemâat onun vâzını dinlemek için bekliyorlardı
Büyük âlim ağır ağır kürsüye çıktı
Fakat hiçbir şey söyleyemedi
Aklındaki bilgiler o anda silinmişti
Bir an aklı durur gibi oldu
Ter içinde kaldı
“Bugün biraz rahatsızım, konuşamayacağım
” dedi ve kürsüden indi
Evine gidip; “Yâ Rabbî! Ne gibi bir hatâ ettim, ne gibi bir kusûr işledim de bunlar başıma geldi
” diye Allahü teâlâya yalvarıp ağladı
O gece rüyâsında Muhyiddîn-i Arabî’yi gördü
Hatâsının ona karşı olan düşüncesi olduğunu anlayıp pişman oldu
Muhyiddîn-i Arabî’yi aradı fakat bulamadı
Ümitsiz bir halde otururken kapısı çalındı
Gördü ki, Muhyiddîn-i Arabî hazretleri karşısında durmaktadır
“Buyurun
” deyip içeri aldı ve af diledi
Muhyiddîn-i Arabî onun özrünü kabûl etti
Allahü teâlâya onun için duâ etti
O âlim kimsenin ilmi, kendisine iâde olundu
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri her işini Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapardı
Allahü teâlânın rızâsına ve mârifet-i İlâhiyyeye kavuşmak için İslâmiyete tam uymak gerektiğini belirtirdi
¼br /> “İslâmiyetin emirlerinden bir emri yapmayanın mârifeti sahîh değildir
” buyururdu
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî; “Ârifin niyeti, maksadı olmaz” buyuruyor
İslâm âlimleri bu cümleyi şöyle açıklamaktadırlar: “Allahü teâlâyı tanıyan kimse, belâdan kurtulmak için bir şeye başvurmaz demektir
Çünkü, derd ve belâların sevgiliden geldiğini, O’nun dileği olduğunu bilmektedir
Dostun gönderdiği şeyden ayrılmak ister mi ve o şeyin geri gitmesini özler mi? Evet duâ ederek, gitmesini söyler
Fakat, duâ etmeğe emr olunduğu için, bu emre uymakdadır
Yoksa, gitmesini hiç istemez
O’ndan gelen her şeyi de sever, hepsi kendine tatlı gelir
Evet, çünkü sevgilinin düşmanlığı, düşmanlar içindir
Dostlarına düşmanlığı, görünüştedir
Bu ise merhametini, acımasını bildirmektedir
Böyle düşman görünmesinin, sevene nice faydaları vardır, bu anlatılmakla bitmez
Bundan başka, dostlarına düşmanlık gibi görünen işler yapması, bunlara inanmıyanları harâb etmekte, onların belâlarına sebeb olmaktadır
”
¼br /> Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri hadîs ilminde sâhib-i isnâd ve fıkıh ilminde ictihâd makâmında idi
Buyururdu ki: “Peygamber efendimiz; “Hesâba çekilmeden evvel, hesâbınızı görünüz
” emri ile, bâzı meşâyıh, her gün ve her gece yaptıkları işlerden kendilerini hesâba çekiyor
Ben, hesâbda onları geçtim ve işlediklerimle berâber, düşündüklerimde de hesâbımı görüyorum
”
¼br /> Dört mezhebin âlim ve ârifleri, Muhyiddîn-i Arabî’yi hep medhetmişlerdir
İmâm-ı Şa’rânî El-Yevâkit vel-Cevâhir’inde ondan uzun uzun bahsetmekte, Şeyh Abdülganî Nablüsî ve Ârif-i billah Seyyid Mustafa Bekrî, onun için ayrı birer kitap yazmışlardır
Abdülganî Nablüsî’nin eseri Er-Redd-ül-Metîn alâ Müntakıs-il-Ârif Muhyiddîn, Seyyid Mustafa Bekrî’nin eseri, Es-Süyûf-ül-Haddâd fî A’nâki Ehl-iz-Zendeka vel-İlhâd’dır
Şihâbüddîn Sühreverdî, Şeyhülislâm Zekeriyyâ, İbn-i Hacer Heytemî, Hâfız Süyûtî, Ali bin Meymûn, Celâlüddîn Devânî, Seyyid Abdülkâdir Ayderûsî, İbn-i Kemâl Paşa, Kâmûs sâhibi Necmüddîn Fîrûzâbâdî hep onu medh etmişlerdir
¼br /> Osmanlı Devletinin yetiştirdiği âlimlerin en büyüklerinden olan İbn-i Kemâl Paşa hazretleri, İbn-i Arabî hakkında sorulan bir suâle şöyle cevap vermiştir: “Kullarından sâlih âlimler yaratan, bu âlimleri peygamberlerine vâris kılan Allahü teâlâya hamd olsun
Dalâlette olanlara doğru yolu göstermek için gönderilen Muhammed Mustafâ’ya, O’nun Ehl-i beytine ve dînimizin emirlerini tatbikte gayretli olanEshâbına salât ve selâm olsun
Ey insanlar, biliniz ki; Şeyh-i âzam âriflerin kutbu, muvahhidlerin imâmı, Muhammed bin Ali ibniArabî et-Tâî el-Endülüsî, kâmil bir müctehid, fâzıl bir mürşîd, hayret verici menkıbeler, garip hârikalar sâhibi bir âlimdir
Çok talebesi olup, âlimler, fâzıllar indinde makbûldür
İbn-i Arabî’yi inkâr eden hatâ etmiştir
Hatâsında ısrâr eden sapıtmıştır
Sultânın onu edeblendirmesi ve bu bozuk îtikâddan sakındırması lâzımdır
Zîrâ, Sultan iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak ile memurdur ve vazifelidir
¼br /> İbn-i Arabî’nin birçok eseri vardır
Füsûs-i Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserlerinin bâzı meseleleri lafz ve mânâ bakımından mâlûm olup, emr-i ilâhîye ve şer’i Nebevî’ye uygun, bâzı meseleleri ise, zâhir ehlinin idrâkinden hafîdir (gizlidir)
Bunu ancak ehl-i keşf ve bâtın (gönül ehilleri) bilirler
Meram olan mânâyı anlayamayan kimsenin, bu makamda susması gerekir
Zîrâ Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: “Hakkında bilgi sâhibi olmadığın bir şeyin ardınca gitme, çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ sûresi: 36)
Allahü teâlâ doğru yola götürendir
”
¼br /> İmâm-ı Süyûtî, Tenbîh-ül-Gabî kitabında, Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin büyüklüğünü vesîkalarla isbât etmektedir
Ebüssü’ûd Efendi fetvâlarında da, ona dil uzatılamayacağı yazılıdır
¼br /> Bununla berâber, îmân, îtikâd ve ibâdet bilgilerine tam vâkıf olmayanların ve tasavvufun inceliklerini iyi bilmeyenlerin, Muhyîddîn-i Arabî’nin kitaplarını okumaları ve sözleri üzerinde düşünmeleri, çok defâ zararlı olmaktadır
Geçmiş asırlardaki velîlerin ve âlimlerin bâzıları da, onun sözlerini anlamakta acze düşmüşler ve yanlış yollar tutmuşlardır
Ayrıca vahdet-i vücûd bilgisi ve mertebesi çok yüksek ve kıymetli olmakla berâber, nihâyetin nihâyeti değildir
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, 1230 (H
627) senesinde Şam’da iken, bir gece mânâ âleminde Peygamber efendimizi gördü
Peygamber efendimiz elinde bir kitap tutarak; “Bu Füsûs-ül-Hikem kitabıdır
Bunu al ve insanların faydalanması için muhteviyâtını açıkla
” buyurdu
Muhyiddîn-i Arabî de Sevgili Peygamberimizin mânevî işâretine uyarak, emir ve ilhâm ile, kitabın ihtivâ ettiği hususları ne eksik, ne de fazla yazdı
Bu kitapta kısa bir başlangıç vardır
Ve ismi bildirilen her Peygambere aleyhimüsselâm, bir hikmet verildiği bildirilmiştir
Çok kıymetli bir kitaptır
Sonra gelen âlimler, bu kitabın kırktan fazla şerhini yapmışlardır
¼br /> Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, evliyâ-i ârifînin en büyüklerinden olduğu gibi, zâhir âlimlerin de büyük imâmlarındandır
Sultan Melik Muzaffer Behâüddîn Gâzî’ye icâzet (diploma) verdiği, Câmiu Kerâmât isimli kitapta bildirilmektedir
Yine aynı kitapta, üstâdlarının isimleri uzun uzun yazılıdır
Bu kitapta, yazdığı eserlerden iki yüz otuz dört tânesinin ismi bildirilmekte, hepsi bu icâzette yazılmış bulunmaktadır
Eserlerinden bâzıları şunlardır: Fütûhât-ı Mekkiyye, Et-Tedbîrât-ül-İlâhiyye, Et-Tenezzülât-ül-Mevsûliyye
El-Ecvibet-ül-Müsekkite an Süâlât-il-Hakîm Tirmizî, Füsûs-ül-Hikem, El-İsrâ ilâ Makâmil Esrâ, Şerhü Hal’in-Na’leyn, Tâc-ür-Resâil, Minhâc-ül-Vesâil, Kitâb-ül-Azamet, Kitâb-ül-Beyân, Kitâb-üt-Tecelliyât, Mefâtîh-ül-Gayb, Kitâb-ül-Hak, Merâtibü Ulûm-il-Vehb, El-İ’lâm bi-İşâreti Ehl-il-İlhâm, El-İbâdet vel-Halvet, El-Medhal ilâ Ma’rifetil-Esmâ, Künhü mâ lâ Büdde Minh, En-Nükabâ, Hilyet-ül-Ebdâl, Esrâr-ül-Halvet, Akîde-i Ehl-i Sünnet, İşârât-ül-Kavleyn, Kitâb-ül-Hüve vel-Ehâdiyyet, El-Celâlet, El-Ezel, Anka-i Mugrib, Hatm-ül-Evliyâ, Eş-Şevâhid, El-Yakîn, Tâc-üt-Terâcim, El-Kutb, Risâlet-ül-İntisâr, El-Hucb, Tercümân-ül-Eşvâk, Ez-Zehâir, Mevâkı-un-Nücûm, Mevâiz-ül-Hasene, Mübeşşirât, El-Celâl vel-Cemâl, Muhâdarât-ül-Ahrâr ve Müsâmerât-ül-Ahyâr
Buhârî, Müslim, Tirmizî’nin eserlerini muhtasar hâle getirmiştir
Sırrü Esmâillah-il-Husnâ, Şifâ-ül-Alîl fî Îzâh-üs-Sebîl, Cilâ-ül-Kulûb, Et-Tahkîk fil-Keşfi an Sırr-is-Sıddîk
El-Vahy, El-Ma’rifet, El-Kadr, El-Vücûd, El-Cennet, El-Kasem, En-Nâr, El-A’râf, Mü’min, Müslim ve Muhsin, El-Arş, El-Vesâil, İ’câz-ül-Lisân fî Tercemetin an-il-Kur’ân”
¼br /> MUHYİDDİN ibn ARABÎ [K
S
]’in NASİHATLERİ
¼br /> SÖZLERİ DOĞRUDUR
¼br /> Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, Hızır aleyhisselâm ile karşılaşmasını şöyle anlatır: “Hocalarımdan Ebü’l-Abbâs Mürsi hazretleri bir zâtı anlatıyordu
Ben, hocamın bu zât hakkında beslediği hüsn-i zanna hayret etim
O kimsenin bâzı uygun olmayan hareketlerinin olduğunu söyledim
O gün evime giderken, yolda bir kimse ile karşılaştım
O zâtın yüzü nûr ile dolu olup, ayın on dördü gibi parlıyordu
Bana selâm verdikten sonra; “Ey Muhyiddîn! Üstâdın Ebü’l-Abbâs’ın o zât hakkındaki sözleri doğrudur
Onu tasdîk et
” buyurdu
Ben hayret etmiştim
Geriye dönüp hocama durumu anlattım
Bana; “Sana söylediğim sözün doğru olduğunu isbât etmek için Hızır aleyhisselâmdan yardım istedim” buyurdu
Bunun üzerine hocama îtirâz şeklinde hiçbir sözde bulunmayacağıma söz verdim ve tövbe ettim
”
¼br /> ALLAH EMREDERSE ATEŞ YAKMAZ
¼br /> Bir gün sohbetine inkârcı bir felsefeci gelmişti
Bu felsefeci, Peygamberlerin mûcizelerini inkâr ediyor, filozof olduğu için her şeyi felsefe ile çözmeye kalkışıyordu
Soğuk bir kış günüydü
Ortada, içinde ateş bulunan büyük bir mangal vardı
Filozof dedi ki: “Avâmdan insanlar, İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atıldığı ve yanmadığı kanâatindedirler
Bu nasıl olur? Zîrâ ateş herşeyi yakar kavurur
Çünkü yakma özelliği vardır
” Devâm edip bir takım sözler söyleyince, Muhyiddîn-i Arabî hazretleri; “Allahü teâlâ, Enbiyâ sûresinin 69
âyet-i kerîmesinde meâlen: “Biz de: Ey ateş İbrâhim’e karşı serin ve selâmet ol! dedik” buyurmaktadır
” dedi
Ortada bulunan mangalı alıp, içindeki ateşi filozofun eteğine döktü ve eliyle iyice karıştırdı
Bu hâli gören filozof donup kalmıştı
Ateşin, elbisesini ve Muhyiddîn-iArabî hazretlerinin elini yakmadığını ve tekrar mangala doldurduğunu görünce iyice şaşırmıştı
Ateşi tekrar mangalı doldurup, filozofa; “Yaklaş ve ellerini ateşe sok!” deyince, filozof ellerini uzatır uzatmaz, ateşin tesirinden hemen geri çekti
Muhyiddîn-i Arabî bunun üzerine; “Ateşin yakıp yakmaması, Allahü teâlânın dilemesiyledir
” buyurdu
Filozof onun bu kerâmetini görünce, Kelime-i şehâdet getirerek müslüman oldu
¼br /> KAZDIĞI KUYUYA DÜŞTÜ
¼br /> Evi, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbesine çok yakın olan Ahmed Halebî, bizzat gözleriyle gördüğü şu kerâmeti anlattı: “Bir gece yatsı namazından sonraydı
Muhyiddîn-i Arabî hazretlerini kötüleyenlerden biri, elinde bir ateşle türbeye doğru yaklaştı
Maksadı sandukasını yakmaktı
Hemen ateşi atacağı zaman, ateş söndü ve kabr-i şerîfinin yanıbaşında, ayaklarının altında bir çukur açıldı ve adam âniden çukurun içinde kayboldu
…”
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
arab
,
dikkat
,
ile
,
muhyiddni
,
okuyun
Muhyiddîn-i Arabî dikkat ile okuyun ile ilgili Benzer Konular
153 Kez Görüntülendi
Bayram şekeri alınırken nelere dikkat edilmeli muhakkak okuyun
Sağlık Haberleri
(mutlaka okuyun ama mutlaka okuyun) MİSYONERLERİN FAALİYETLERİ
Garip ve Esrarengiz Olaylar
Dikkat Beyler Ruslar İş Başında Dikkat
Spy ve Virüs Haberleri
ne yedigimizi biliyormuyuz. dikkat dikkat
Diyet Beslenme
dikkat!!!! pcnizi seviosanız okuyun!!
Seviyeli-Ciddi Konular
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:00
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553