FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
HİCRET
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Akabe Bey'atlari
|
Medİne DÖnemİ
Konu Araçları
22-04-2007
#
1
Profil Bilgileri
Kobe23
HİCRET
HİCRET başlıklı yazı Mumsema HİCRET Forum Alev
Bir yerden başka bir yere göç etmek
Hz
Peygamber (s
a
s) ve ashabının İslâm devletini kurmak üzere Mekke'den Medine'ye göç
etmeleri
Rasûlullah Mekke'de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı
Peygamberimiz tebliğ görevini Mekke'nin dışına taşırmak istiyordu
Bu nedenle Taif'e gitti
Tâifliler de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direnmişler ve Peygamberimizi taşa tutmuşlardı
Peygamberimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır
Özellikle hacc mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslâm'ı anlatıyordu
Peygamberimiz bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile
karşılaştı
Onlara Kur'ân okudu ve İslâm'a davet etti
Medineliler Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler
"Yahûdilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın" dediler
Yahûdilerden önce müslüman olmanın gereğine inanıp müslüman oldular
Medine'de bulunan Yahudiler bir Peygamber'in geleceğini biliyorlardı
Medinelilerle aralan açılan Yahudiler onlara "Bir Peygamber gönderilmek üzeredir
O Peygamber gelince biz ona tabi olacağız, İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü
kazıyacağız" diyorlardı
Akabe'de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra, daha önceki Müslümanlarla birlikte on iki kişilik bir topluluk Hacc için Mekke'ye geldi
Bunlar Peygamberimizle görüştü ve "hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasûlüne muhalefette bulunmamak hususunda" peygamberimize söz verip bey'at ettiler
Peygamberliğin onüçüncü yılında Medineli müslümanlardan yetmiş iki kişilik bir grup hacc için Mekke'ye geldiler
Peygamberimizle Akabe mevkiinde görüşmek üzere toplandılar
Hz
Peygamber (s
a
s), amcası Abbas'la birlikte Akabe'ye geldi
Abbas henüz müslüman olmamıştı
Ebu Talib'in vefatından sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamıştı
Bu ilgi kabile bağından ileriye gitmiyordu
Toplantıda ilk konuşmayı Abbâs yaptı; "Ey Hazrec topluluğu, bu benim kardeşimin oğludur
Benim yanımda insanların en sevgilisidir
Siz onu tasdik ediyor onun getirdikle
r
ine inanıyor ve kendisini alıp götürmek istiyorsanız, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim
Siz ona vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi; yok eğer
Mekke'den çıktıktan sonra kendisini yardımsız bırakacak rüsvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz, onu bırakımı
Yine kavmi arasında ve yurdunda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşasın
"
Hz
Abbas'tan sonra Hz
Peygamber (s
a
s) konuştu
Bundan so
nra Medineli müslümanlar düşüncelerini şöylece açıkladılar: "Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz
Biz, Rabbımıza bey'at ediyoruz Allah'ın kudret eli ellerimizin üzerindedir
Kendimizi, oğullarımızı, kadınlarımızı esirgeyip ko
r
uduğumuz şeylerden seni de, esirgeyip koruyacağız
Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan, yaramaz, bedbaht insanlar olalım
Ya Rasûlallah! Biz ahdimizde sadıkız"
Peygamberimiz iki şart ileri sürdü, "Rabbim için şartım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanız yalnız O'na ibadet etmeniz, kendinizi, çocuklarınızı, kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden, beni de esirgeyip korumanızdır" buyurdu
Medineliler: "Böyle yaptığımız zaman bizim için ne var" dediler
Allah Rasûlü de: "Cennet var" buyurdul
a
r
Medineliler "bu kârlı alış veriştir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler
Mekke müşrikleri Akabe bey'atlarıyla ilgili haberi alınca Allah Rasûlünü Mekke dışına çıkarmamak için önlemler almaya başladılar
Bir müddet sonra peygamberimiz müslümanların Medine'ye hicret etmelerine izin verdi
İlk olarak Cahşoğulları hicret ettiler
Bunlardan sonra Hz
Ömer hicret için önce silahını kuşandı, Kâbe'yi tavaf etti
Çevrede bulunan müşriklere de hicret etmekte olduğunu bildirdi
"Anasını ağlatmak karısını dul bıra
kmak isteyen varsa beni izlesin" diyerek büyük bir grup sahabe ile birlikte hicret etti
"
Hz
Ömer'den sonra Hz
Hamza ve diğer müslümanlar hicret ettiler
Hz
Ebû Bekir de hicret etmek istiyordu ancak, Peygamberimiz ona "acele etme, belki Allah sana bir ar
kadaş bulur" diyerek beklemesini söyledi
Bunun üzerine Hz
Ebu Bekir iki deve satın alıp, hicret edeceği günü beklemeye başladı
Kureyşliler müslümanların Medine'de tutunduklarını görünce telaşa düştüler
Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için Darü'n-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar
Çeşitli fikirler ve düşünceler ileri sürerek sonuçta Ebû Cehil'in düşüncesinde karar kıldılar
Ebu Cehil, her kabileden bir delikanlının seçilmesini, bunların hep birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti
Böylece Abdi Menâçoğullarının bütün kabilelerle çarpışamayacağını, kan davasından vazgeçeceklerini bildirdi
Onlar bu tip hileler düşünürlerken Peygamberimiz Hz
Ebû Bekir'in evine vardı
Allah'ın kendilerine hicret iznini verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlanıldı
Mekkelilere ait bazı emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi ve müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz
Ali'ye Peygamberimizin evinde kalması emredildi
Gecenin geç vaktinde müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar
Allah Rasûlü Kur'ân okuyarak Allah'a sığınmış böylece müşriklerin arasından görünmeden geçmiştir
Bir müddet sonra müşrikler Peygamberimizin yatağında yatanın Hz
Ali olduğunu görünce hayrete düşmüş ve tuzaklarının boşa gittiğini anlamışlardır
Rasûlullah (s
a
s) Hz
Ebu
Bekir'le birlikte Sevr Dağı'na doğru yol alıp Hıra mağarasına gizlendiler
Bu dağ Medine tarafında değil, Cidde tarafında Mekke'nin kuzey batısında yer alıyordu
Müşrikleri şaşırtmak için de böyle bir yola başvurulmuştu
Müşrikler hz
Ali'yi ve Hz
Ebû Bekir'in kızı Esma'yı sıkıştırmış fakat bir şey öğrenememişlerdir
İz sürenleri yanlarına aldılar; dağ, tepe demeden her tarafı aradılar
Bir ara mağaranın ağzına kadar geldiler, mağaranın önüne bir güvercinin hemen Rasûlullah'ın oraya girmesinden sonra yuv
a
yaptığını, örümceğin ağ örttüğünü görünce Allah Rasülünün mağarada gizlenmesinin mümkün olabileceğini düşünemediler
Elleri boş olarak geri döndüler
Hz
Peygamber (s
a
s) ile Hz
Ebu Bekir bu mağarada üç gün kaldılar
Hz
Ebu Bekir'in oğlu Abdullah ve kızı Esma onlara yemek taşıdılar
Hz
Ebu Bekir'in çobanı da koyunlarını Abdullah'ın geçtiği yerlere sürerek izlerini silmeye çalıştı
Yol Kılavuzu Uraykıt Peygamberimiz ve Hz
Ebubekir'in bineceği develeri getirdi
Peygamberimiz devenin ücretini Ebu Bekir'
e
ödeyerek yola koyuldular
Yolculukta geceleri yol alıyor, gündüzleri gizleniyorlardı
Kureyşliler, Peygamberimizi bütün uğraşlarına rağmen bulamayınca şaşkına döndüler
Onu bulana yüz deve vereceklerini vadettiler
Bu ödül herkesi heyecanlandırdı
Yüz deveye sahip olabilme ümidiyle her tarafı aramaya başladılar
Her yöne haberciler gönderildi
Bu habercilerden birisi de Süraka'nın yurduna gelmişti
Onlar da Allah Rasûlünü bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için fırsat kolluyorlardı
Bir gün adamın b
i
risi üç kişilik bir yolcu kabilesinin gitmekte olduğunu gördü
Bunu bir toplulukta anlattı
Süraka uyanık bir kimse idi
Adamı yanıltmak ve sözü kesmek için onlar falancalardır dedi
Adam da kesin bir şey bilmediğinden susmak zorunda kaldı
Bunun üzerine
S
üraka evine geldi
Atını ve oklarını hazırladı
Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı
Süraka kısa bir müddet sonra Peygamberimiz ve Hz
Ebû Bekir'e yetişti
Onlara "bugün seni benden kim kurtarabilir" diye bağırdı
Peygamberimizin duasıyla Sürak
a
'nın atının ön ayakları kuma gömüldü
Böylece Allah bu kutsî Medine yolculuğunda Rasûlünü yalnız bırakmamış ve onu tehlikelere karşı bir kez daha korumuştu
Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği anlayan Süraka affını rica etti
Peygamberimiz de ona dua ederek affetti
Süraka minnet altında kalmak istemiyordu
Peygamberimize ikramda bulunmak istiyordu
Peygamberimiz de onun hiç bir ikramını kabul etmek istemedi
İkramının kabul edilebilmesi için müslüman olmasının gerektiğini öğrendi ve müslüman oldu
Kure
yş'in vadettiği yüz deveye sahip olmak isteyenlerden birisi de Büreyd idi
O da kendi kabilesinden yetmiş atlı ile yola çıkmış, Peygamberimize yetişmişti
Ancak bütün gayretlerine rağmen muvaffak olamamış sonuçta Büreyd'e İslâm tebliğ edildi
Büreyd ve yanındakiler müslüman oldular
Büreyd, peygamberimizin Medine'ye bayraksız girmesinin uygun olmayacağını düşünerek, başından sarığını çıkardı, mızrağının ucuna bağladı, böylece Medine'ye kadar Peygamberimizin bayraktarlığını yapmış oldu
Peygamberimizin Mekke
'den çıktığını duyan Medine'deki müslümanlar yolları gözlüyorlardı
Her gün güneşin doğumundan önce Harra mevkiine çıkıyorlar, sıcak bastırıncaya kadar bekliyorlardı
Bir gün Yahudi'nin birisi bir işiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çıkıp etrafı gözetl
e
meye başlamıştı
Peygamberimizin ve arkadaşlarının gelmekte olduğunu gördü
Kendisini tutamayarak heyecanla " ey Arap topluluğu! İşte nasibiniz, devletliniz, beklediğiniz ulu kişiniz geliyor" diyerek Rasûlullah'ın geldiğini onlara haber verdi
Medineliler
yollara dökülüp Peygamberimizi karşıladılar
Peygamberimiz burada bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi'ni inşa ettirdi
Hz
Ali de Kuba'da Rasûlulah'a yetişti
Süheyb b
Sinan da hicret etmek için yola çıkmıştı
Kureyşliler onun yolunu çevirdiler, göndermek istemediler
Süheyb, biriktirdiği bütün serveti Kureyşlilere bırakmak şartıyla yoluna devam etti
Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine'ye hareket etti
Hareketinden önce Neccâroğullarına kendisini Medine'ye götürmeleri için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir
Abdulmuttalib'in annesi Neccaroğullarının kızıydı
Dolayısıyla Neccaroğulları Abdulmuttalib'in dayıları oluyordu
Neccaroğulları Peygamberimizi Medine'ye götürdüler
Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu
Allah Rasûlü hiç kimseyi kırmak istemiyordu
" Devenin yolunu açınız
Nereye çökeceği ona buyrulmuştur" diyordu
Deve boş bir araziye çöktü
Peygamberimiz bu araziye akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu
Böylece Neccaroğularından Ebu Eyyûb El-Ensâri'nin evine misafir oldu
Hz
Peygamber (s
a
s)'in Medine'ye gelişi Medineli mü'minleri büyük bir sevince boğdu
Bütün mü'minler, evlerinin d----- çıkmış; gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüşler "Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah!" diyerek bağırıyorlardı
(Müslim, Sahih, VIII, 237)
Çocuklar ve hizmetçiler, yollarda ve damlarda "Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar, Habeşliler de, sevinçlerinden kılıç kalkan oynuyorlardı (Ebû Davud Sünen, II,
579)
Kadınlar ve çocuklar, hep bir ağızdan: "Vedâ tepelerinden dolunay doğdu bize! Allah'a yalvaran oldukça, şükür etmek gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun eğmemiz gereken bir emr ile geldin bize" diye şiirler okuyorlardı (Semhudî, V
efaü'l-Vefa, I,187, Halebi insanü'l-Uyun, II, 58)
Berâ' b
Âzib: "Peygamber (s
a
s) Medine'ye gelince, Medinelilerin Rasûlullah'a sevindikleri kadar hiç bir şeye sevindiklerini görmedim demiştir
Enes b
Mâlik de: "Ben, Rasûlullah'ın Medine'ye girdiği günden daha güzel, daha parlak bir gün görmedim" der (İbn Sâ'd, Tabakat, I, 233, 234)
Rasûlullah Medine'ye varınca mü'minlerin her biri kendi evinde ağırlamak istediler ve bu konuda yarışırcasına hareket ettiler
Rasûlullah'ı misafir edebilmek için devesinin önüne geçiyorlardı
Efendimiz onlara "Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona emir buyurulmuştur" diyordu (Semhûdî-Vefâü'l-Vefâ, I,183)
TARIHTE HICRET: HZ
İBRAHIM (A
S)'IN HICRETI:
Hz
İbrahim, kendi kavmine Allah'ın dinini anlatmada hiç bir engel tanımamış, Nemrut'un zorbalığına boyun eğmemiş, bir bir işkencelere maruz kalmasına rağmen yolundan dönmemiştir
Fakat O'nun bütün gayretleri bir netice doğurmamış ve toplumunu küfür bataklığından çekip almamıştır
Artık netice belli olmuştur; kavmi kendi d
o
ğrultusunda gitmektedir
Hz
İbrahim de tevhid üzere yoluna devam etmektedir
Hz
İbrahim kavminin iman etmesine imkân ve ihtimal kalmadığını anlarınca, sapıklık ve küfür diyarından uzak kalmak amacıyla, her şeyiyle yalnız Allah'a kulluk edebilmek için hicret etmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1437)
Hz
Peygamber (s
a
s) de şöyle buyurmuştur: "Her kim diniyle bir yerden bir yere hicret ederse, gittiği yer bir karşı yer de olsa Cennet'te İbrahim ve Muhammed (s
a
s) onun arkadaşı olur
"
ASHAB-I KEHF'IN HICRETI:
Batıl düzenler, gerçekten Hakk'a inananlara hayat hakkı tanımak istemezler
Onlar gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını inananların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar
Çünkü, yarasanın ışıktan ürktüğü gibi, onlar da inananların gerçekleri ve mutlak doğruları gözleri önüne sermeleri böylece kendi menfaatlerinin ortadan kalkmasından, ilahlık davalarının sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü çarklarının durmasından endişelenirler, korkarlar
Tarih boyunca inananlar
a
zâlim düzenler eliyle yapılan zulüm, baskı ve şiddetin asıl nedeni budur
Bugün yeryüzünün her bölgesinde müslümanlar üzerindeki baskı ve terör bundan kaynaklanmaktadır
Kur'ân-ı Kerîm Ashab-ı Kehf'ten: "Rablerine inanan gençler" (el-Kehf, 18/13) olarak söz etmektedir
Bunun üzerine; "Allah da onların hidayetlerini artırmıştı"
Ashab-ı Kehf'in, kavimleri Allah'tan başka tanrılara taptıkları için onlardan uzaklaşmalarını Kur'ân övgüyle anlatmaktadır
Onlar bu davranışlarıyla doğru yolu bulman ve Allah'ın r
a
hmetine kavuşmayı gaye edinmişlerdi
"
Şunlar, şu bizim kavmimiz, Ondan (Allah'dan) başka tanrılar edindiler
Bunların üzerine bari açık bir delil getirseydiler ya? Artık yalan yere Allah 'a karşı iftira edenlerden daha zâlim kimdir?" dediklerinde, onların kalplerini (sabır ve sebat ile hakka) bağlamıştık
"
(Birbirlerine şöyle demişlerdi):
"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka tapmış olduklarından ayrıldınız, o halde mağaraya (çekilip) sığının ki; Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin, işinizden de size fayda hazırlasın " (el Kehf,18/ 14,16) Böylece onlar, zâlim bir toplum içinde yaşayıp, dinlerini açığa vuramamaktansa mağaraya çekilip orada inançlarını yaşamayı tercih etmişler ve son derece az oldukları için, mevcut düzene karşı duramayacaklarını anlamış bulunuyorlardı
Dantel
Mumsema
Frmacil
22-04-2007
#
2
Profil Bilgileri
Kobe23
--->: HİCRET
HABEŞISTAN'A HICRET:
İslâm'ın ilk yıllarında, sahabîlerin önemli bir kısmına ve özellikle zayıf ve kimsesizlere, "Rabbiniz Allah'tır" demeleri nedeniyle sayısız zulümler uygulanıyor, dinlerinden vazgeçirmeleri için onlara büyük baskılar yapılıyordu
Peygamber Efendimiz, sayıları yüzü bulan sahabiye Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti
Orada kendilerini himaye edecek iyi niyetli bir hükümdarın varlığından söz etti
Bunun üzerine Habeşistan'a iki defa hicret edildi
Mekke o s
ıralarda gerçekten İslâm gibi eşsiz, tevhide dayalı yüce bir inanç ve hayat düzenini kabul edenler için ağır şartları bulunan bir ortamdı
Habeşistan'da da İslâmî bir düzenin varlığından söz edilemezdi ama
en azından orada dini hürriyet vardı ve zulüm yo
k
tu
Diğer taraftan İslâm ülkesi diyebileceğimiz bir yerin de varlığı söz konusu değildi
Henüz böyle bir teşebbüse girebilmek için gerekli şart ve imkanlardan da müslümanlar tamamıyla mahrum bulunuyorlardı
Bu nedenle Dârü'l- Küfr olan Mekke'yi bırakıp Da
r
ü'l-Emin (güven ülkesi)'e göç için bir izin verilmiş oluyordu
HICRETIN HÜKMÜ:
Kur'ân'ın bir çok âyeti hicretten, hicretin gereğinden, hicret edenlerden ve etmeyenlerden
söz eder
Hicretin ne denli önemli olduğuna şu âyetler gayet açık bir şekilde iş
aret etmektedir:
"Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: "Ne işte idiniz?" Onlar: "Biz yeryüzünde dinin emirlerini uygulamaktan aciz kimseler idik" derler
Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Siz de oradan hicret etseydiniz ya" derler
İşte onlar böyle
Onların barınakları Cehennemdir
O ne kötü bir yerdir
Erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan zayıf ve acz içinde bırakılıp da hiçbir Çareye gücü yetmeyen ve (hicret) için bir yol bulamayanlar müstesna" (e
n-Nisâ, 4/97, 98)
Bu âyetlerin iniş sebebi hakkında İbn Abbas (r
a) şunu nakletmektedir:
"Peygamber (s
a
s) zamanında bazı müslümanlar müşriklerle birlikte durup onların sayılarının artmalarına neden oluyorlardı
(savaş sırasında) ok, onlardan bazılarına isabet edebiliyor veya boynu vurulup öldürülebiliyordu
Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu
Yine İbn Abbas (r
a
)'ın rivayet ettiğine göre; bir kısım Mekkeliler İslâm'a girmiş, fakat müslümanlıklarını açığa vurmamışlardı
Bedir savaşı gününde müşrikler onları da beraberlerinde savaşa götürdüler ve bazıları bu savaşta öldü
Müslümanlar bunun üzerine: "Bizim arkadaşlarımız müslüman idiler, savaşa zorla sokuldular" deyip, onlara Allah'tan mağfiret dilediler
Bunun üzerine bu âyetler nazil oldu" (İbn Kesîr, Te
fsiru'l-Kur'âni'l-Azim, I, 542)
Demek ki mü'minler, bu gibi durumlarda "biz İslâm'ı ayakta tutamayacak kadar zayıf kimseler idik" demekle kendilerini kurtaramayacaklardır
Çünkü bunlar İslâm'ı tamamiyle yaşayabilmek için herhangi bir teşebbüste bulunmamışlar ve böylece "kendilerine zulm etmişlerdir" fakat, gerçekten hicret edemeyecek durumda bulunan zayıf kimseler bundan müstesnadır
Bu âyetler, müşrikler arasında bulunup da dinini ayakta tutamayan herkesi kapsamaktadır
Hicret edebilecek durumda olup da hicret etmeyenlerin, kendi nefislerine zulmetmiş oldukları ve bu ayetin hükmüne göre, haram işledikleri icmâ ile kabul edilmiştir (İbn Kesîr Tefsîr, I, 542)
Bu hüküm kıyamete kadar bakîdir ve genel bir hükümdür
Herhangi bir durum onu, dinini yaşayabileceğ
i
, inancının gereklerini yerine getirebileceği Darü'l-İslam'a hicret etmekten alıkoymaz
Hanbelî hukukçulara göre bir kimsenin, Darü'l- Harp'te dinini açığa vurup yaşayabiliyor bile olsa, müslümanların sayısını çoğaltmak ve cihada katılabilmek için Dârü'l-İslâm'a hicret etmesi sünnet olur
Hanefi mezhebinde ise küfür diyarından İslâm diyarına hicret etmek vaciptir
Şâfiîlerden el-Mâverdî'ye göre de, müslüman herhangi bir küfür beldesinde dinini açığa vurabiliyorsa, orası onunla Daru'l-İslâm olmuş olur
Orad
a
durmak, hicret etmekten daha iyidir
Çünkü böylelikle kendisinden başkalarının,da İslâm'a girmeleri umulabilir
Ancak el-Mâverdî'nin bu görüşüyle, konu ile ilgili olarak Darü'l-Harp'ta kalmayı haram kılan ayet ve hadisler arasındaki aykırılık açıktır
Hi
c
ret hükmü, Darü'l-Harp'te müslüman olup oradan uzaklaşabilecek güçte olan herkes için geçerlidir (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VIII, 28, 29)
Darü'l-Harp'ten hicret etmenin, herhangi bir ma'siyetin işlenmesi veya herhangi bir emrin yerine getirilmemesi veya
İslâm devlet başkanının istemesiyle vacip olacağı konusunda icmâ' vardır (eş-Şevkânî, a
g
e
, VIII, 29)
Kişi "ben hicret edeceğim ama, gideceğim yer tanımadığım, yabancısı olduğum bir yerdir
Acaba orada geçimimi sağlayabilecek miyim? Sonra ne zaman geleceği bilinmeyen ölüm, beni yolda yakalarsa hicret etmiş sayılabilir miyim
" gibi bir takım düşünceleri içinden geçirebilir
Ancak bunlar yersiz düşüncelerdir
Çünkü: "Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak bir çok yerler bulur, ge
n
işlik de bulur
Kim evinden Allah ve Rasûlüne muhâcir olarak çıkıp da sonra yolda ölürse, onun mükâfatı Allah'a aittir (en-Nisâ, 4/100)
Bu bakımdan ne rızık endişesi ne de "yolda ölüm" düşüncesiyle farz olan hicretten geri kalamaz
Yeryüzü iman-küfür mü
cadelesinin alanıdır
Bu mücadelede kimi zaman iman bazan da küfür egemen olmuştur
Mü'minler İslâmî kimliklerini yitirdikleri, imanî zaaflara düştükleri, İslâmi ilimlerin yeterince tahsil edilmediği ve cehaletin yaygınlaştığı dönemlerde küfür İslâm'a gâl
i
b gelecektir
İslâmî ilimlerin çok iyi bilindiği, İslâm'ın yaşandığı, imanın kalb atışlarında bile hissedildiği dönemlerde ise kuşkusuz İslâm egemen olacaktır
İslâm'ın ve küfrün egemenliği ya da şeytana zaman zaman fırsat verilmesi insanın ve yeryüzünün kanunu hükmündedir
Dolayısıyla mü'minler İslâm'ın egemen olmadığı toplumlarda yaşama durumunda kalabilirler
Bundan dolayı hicret zaman zaman gündeme gelebilir
Hicret dönemi asla kapanmaz, Mekke'nin de fethinden sonra hicret gündeme getirilemez; hicret t
a
rihin belirli bir dönemine ait bir olay değildir
Hicret süreklilik arzeder ve kıyamete kadar kaimdir
Mekke'nin fethedildiği gün Abdurrahman b
Safvan (r
a) babasını getirerek, Rasûlullah'a babasının da hicret sevabından payını almasını istediğini bildirdi
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Artık hicret yoktur" diye cevap verir
Rasûlullah'ı bu konuda yumuşatmak amacıyla, amcası Hz
Abbâs'ın yanına gider ve bu konuda kendisine yardımcı olmasını ister
Hz
Abbâs
(r
a), Peygamber (s
a
s)'e "Allah aşkına
k
abul et" derse de, Hz
Rasûlullah şu cevabı verir: " Amcamın yeminini yerine getiririm, ama hicret yoktur" Hadîsin râvilerinden olan Yezid b
Ziyâd: "Halkı İslâm'ın egemenliği altına girmiş bulunan bir yerden hicret edilemez, demek istiyor" diye hadisi açıklamıştır (İbn Mace Keffâret)
Burada görüldüğü gibi Mekke'den hicret etmek artık söz konusu değildir
Çünkü, hicretten maksat gerçekleşmiş bulunuyor
Artık Mekke'nin kendisi fethedilmek suretiyle Darü'l-İslâm olmuş ve İslâm'ın bütünüyle hayata yansıyacağı bir yer haline gelmiştir
Allah'tan başka hiçbir varlığın hâkimiyetinden söz edilemeyecektir
Diğer bir kısım hadislerde ise, hicretin sürekliliğinden söz edilmektedir:
"Kâfirlerle savaşıldıkça hicretin sonu gelmeyecektir (eş-Şevkânî a
g
e
, VIII, 27)
"Hicretten sonra hicret olacaktır
Yeryüzünün en hayırlıları, Hz
İbrahim'in hicretini kendisine örnek alanlardır" (Ebû Davûd, Cihad)
Bu hadislerden anlaşıldığına göre, İslâm hâkim olduğu bir yerden hicret etmenin farz veya vâcib olması söz konusu değildir
Ancak Darü'l-Harb'den Darü'l-İslâm'a hicret etmemin vucûbu kıyamete kadardır
Ebu Bekr İbnü'l-Arabî: "Hicret, Peygamber (s
a
s) zamanında farz idi
Kendi dini veya nefsi için korkusu olan herkese farz olarak devam etmektedir
Kesilen hicret Mekke'nin fet
h
inden sonra, Mekke'den Medine'ye olan hicrettir" (eş-Şevkânî a
g
e
, VIII, 29) der
Hicretin hayata yansımasında genel etkenlerden biri de İslâm devlet başkanıdır
Halife, mü'minlerin bir yerden bir yere hicret etmelerini isteyebilir
Mü'minler de buna aymak zorundadırlar
Zira müslümanlar Halifenin İslâm'a muhalif olmayan bütün emirlerine uymak zorundadırlar
Hilafet, İslâm'ın bütün hükümlerinin direkt ya da dolaylı olarak bağlantılı olduğu bir müessesedir
Peygamber Efendimiz, bazan büyük kalabalıkları bile hicret edip etmemekle serbest bırakmıştır
Gönderdiği askerî müfreze (seriyye) kumandanlarına verdiği tâlimât arasında şunları da görmekteyiz: "
Onları İslâm'a davet et
Kabul ederlerse, sen de bunu kabul et ve onlarla savaşma
Sonra bulundukları yer
d
en muhâcirlerin yurduna hicret etmelerini iste
Bunu yaptıklarında do muhacirlerin leh ve aleyhlerinde olanın, kendilerinin de leh ve aleyhlerine olacağını bildir
Eğer hicret etmeyecek olurlarsa, durumlarının bedevî müslümanların aynısı olacağını onlara
b
ildir
Onlara mü'minlere uygulanan Allah'ın hükümleri uygulanacok, ancak müslümanlarla birlikte cihada katılmadıkça fey' ve ganimetten pay alamayacaklardır" (İbn Kesîr, Tefsîr, III, 329)
Hicretin devlet politikasında önemli bir yeri olmalıdır
İslâm Devleti, durumuna göre hicretle ilgili bir takım düzenlemelere girişmek zorundadır
Bu gibi istisnâî durumların maksat ve nedenleri araştırıldığında bazı zümrelerin bundan istisna edilmesi de tamamen toplumun iyilik ve hayrıyla yakından ilgilidir
Mesela: Müzeyne, Medine'nin 35 km
uzağındaydı ve yüzlerce savaşçıya sahipti
Bunların bulundukları topraklarda bırakılması, İslâm Devlet topraklarını genişletme maksadını taşıyordu
Bunların İslâm ülkesine hicret etmeleri birçok iktisâdî zorlukların doğmasına neden o
l
acak ve terkedilmiş verimli topraklar ve sular, yabancıları ve belki de İslâm düşmanları tarafından işgal edilecekti (Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 277, 278)
Bu bakımdan Peygamber Efendimiz İslâm devleti sınırlarının genişlemesi ve müslümanl
a
rın savaş gücünün artırılması noktasından hareket etmiş ve duruma göre hicret üzerinde durmuştur
Hicretin diğer bir amacı da; İslâm devletinin gücünü arttırmaktır
HICRET EDENLER VE ECIRLERI:
Allah (c
c) için yapılan her hareket, tavır ve söz'ün karşılıksız kalması mümkün değildir
Allah için bulunduğu yeri, bin bir zorluk altında terk eden ve bununla İslâm'ı daha iyi yaşamayı, Allah'a daha mükemmel bir şekilde kullukta bulunmayı amaçlayan bir kimsenin eli boş döndürülmesi düşünülemez
Allah (c
c) Kur'ân-ı
Kerîm'de, hicret edenlere müjdeler vermektedir:
"Muhakkak iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler" (el-Bakara, 2/ 219; et-Tevbe, 9/20)
"Muhacir ve ensardan daha önce iman etmiş olanlarla (so
nradan) onlara ihsan ile uyanlardan Allah razı olmuştur
Ve onlar da Allah (ın kendilerine verdiği nimet ve sevap)dan razi olmuşlardır
Onlar o cennetlerde ebedî kalıcıdırlar" (et-Tevbe, 9/100)
"(Kendilerine) Zulmettikten sonra Allah yolunda hicret edenle
ri dünyada iyi bir şekilde yerleştireceğiz elbette, ahiretteki ecir (leri) ise daha büyüktür
Keşke ölmüş olsalardı" (en-Nahl, 16/41)
Amr b
el-Âs (r
a), Rasûlullah'a kendisinin günahlarının affedilmesi şartıyla bey'at edeceğini söyleyince, Rasûlullah'tan şu cevabı aldığını anlatmıştı: "Sen İslâm'ın kendisinden (yani kişi müslüman olmadan) önce işlemiş günahları yok ettiğini bilmiyor muydun? Hicretin ve haccın da aynı şekilde (bunlar yapılmadan önce) işlenmiş günahları silip süpürdüğünü bilmiyor muydun?"
A
llah, bütün yeryüzünün ve tüm kâinatın biricik ve mutlak sahibidir
Bütün varlık âlemini insan için yaratan ve onları insanın emrine veren Allah'tır
İnsan ise; kendisine kulluk etmek, İslâm düzenini gerekleriyle birlikte, noksansız olarak yaşamak için ya
r
atılmıştır
Bundan yüz çevirenleri cezalandıracak, sudan bahanelerle ibadetten geri kalanların mazeretlerini kabul etmeyecektir
Ve bu mazeretler onları kendi nefislerine zulüm etmiş olmaktan" kurtaramayacaktır
Bu konuda Allahu Teâlâ kullarına şöyle sesl
enmektedir:
"Ey inanmış olan kullarım, muhakkak, benim mülküm olan yeryüzü (çok) geniştir
O halde (şuna buna değil de) yalnız bana ibadet edin (el-Ankebût; 29/56)
Bu ayetin, İslâm'ı açıkça yaşayamayan Mekkeli, güçsüz bir kısım müslüman hakkında nazil olduğu bildirilmektedir
Bu ayet, Allah'ın inanan kullarına, dinlerini açığa vurup yaşayamadıkları bir yerden, onu kolayca yaşayabilecekleri başka bir yere hicret etmeleri için bir emirdir
Rasûlullah (s
a
s) şöyle buyurmuştur: "Memleketler, Allah'ın memleketleridir
Kullar da Allah'ın kullarıdır
Nerede hayır bulursan orada yerle" ( İbn Kesîr, Tefsirü'l-Kur'âni'l Azim, II,14)
Bütün insanlar Allah'ın kuludur ve yeryüzü de Allah'ındır, bütün genişliğiyle yalnız onundur
Arz bütün insanları içine alacak kadar g
e
niştir
O halde insan bulunduğu yerde dininî, bütünüyle Allah'ın emirlerini yaşayamıyor, bu konuda zorluklarla karşı karşıya bırakılıyor, Allah'tan başka her şeye ve herkese kul olması için zorlanıyor ve bu telkin yapılıyorsa orası müslümanın yaşayabileceği yer değildir
Yaşayabileceği yeri aramalı ve bulmalıdır
"Bütün yeryüzü Allah'ın olduktan sonra, onun Allah indinde en çok sevileni kullarının yalnız kendisine ibadet ettikleri yerdir
"
İslâm'da hiç bir şey putlaştırılamaz, isterse, bu içinde doğup büyüdüğümüz, yakınlarımızın malımızın, ticaretimizin, acı tatlı her türlü hatıralarımızın ve daha nice güzel şeylerimizin bulunduğu yer olsun
Müslüman nerede inancını yaşayabiliyorsa, vatanı orasıdır
"Kişinin bulunduğu memlekette yalnız Allah'a ibadet etmek
k
olay olmaz; dinini açığa vurmakta zorluklarla karşılaşır, daralırsa, orada bağlanıp kalmamalı, ibadetlerini serbest yapabileceği yere gitmelidir
Hicret edip o darlıktan genişliğe çıkmak için ne gerekiyorsa yapmak ve Allah'a kulluk etmek mü'minin prensibi
olmalıdır" (Elmalı, U
H
Y
Hak Dinî Kur'ân Dili, V, 3790)
Tags
:
hicret
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
09:09
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553