Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Medİne DÖnemİ ile ilgili Benzer Konular
145 Kez Görüntülendi

Mekke Ve Medıne ' Nın 12 Yıl Sonra Goruntulerı Mekke Medine Resimleri
İslamİyet Gelmeden Önce / Cahİlİyye DÖnemİ Dini Sohbet

HİCRET | Bedİr Gazvesİ
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 22-04-2007   #1
Profil Bilgileri
Standart Medİne DÖnemİ



Medİne DÖnemİ başlıklı yazı Mumsema Medİne DÖnemİ Forum Alev



İnsanlığın, cehaletin, şirkin ve putperestliğin karanlığından ilâhi gerçeklerin aydınlığına kavuşup, ebedî kurtuluşa erebilmesi için gönderilen son din olan İslâm'ın örnek bir topluluk tarafından nasıl yaşanacağının ortaya konduğu ve insanı insana köle olmaktan kurtaran, bunu bütün insanlığı kucaklayacak şekilde hakim kılmanın bir vasıtası olan İslâm'ın devlet sisteminin kurulduğu Medine'ye hicretle başlayıp, Resulullah (sas)'in ölümüne dek süren on senelik tebliğ ve cihat dönemi
İslâm, Resulullah (sas)'in yirmi üç yıllık bir tevhid mücadelesi sonucunda tamamlanmış, kemale ermiştir Bu tebliğin, ilk ayetin vahyoluşundan Resulullah'ın Medine'ye hicretine kadar olan on üç senelik bölümü Mekke Dönemi* olarak adlandırılır Mekke Dönemi, müslümanların takibata uğradığı, her türlü eziyet ve işkencenin onlara acımasızca reva görüldüğü bir dönemdir Allah Teâlâ, m
ustaz'aflardan oluşan bu ilk inananlar topluluğunu insan tahammülünün ötesinde zorluklarla imtihan ediyor, kurulacak İslâm devletinin sarsılmaz temel taşları olmaları için ruhî bir hazırlık safhasından geçiriyordu Bu insanlar aynı zamanda kıyamete kadar gelecek müslüman nesillere, tağutların yıldırma ve her türlü işkencelerine karşı nasıl tahammül etmeleri gerektiğinin örneklerini veriyorlardı
Mekkeli müşrikler, inananları susturmak için bütün yolları denemiş, ancak uyguladıkları zalimce yöntemler neticesinde, iman edenlerin dinlerinden vazgeçeceklerini umdukları halde, onların imanlarında daha da sağlamlaştıklarını ve kendilerine karşı koymada dirençlerinden hiç bir şey kaybetmediklerini görmüşlerdi Bu, onların tamamen sertleşmelerine ve müslümanların Me
kke'de yaşamalarını imkânsız kılacak kararlar almalarına sebep olmuştu
Bir zaman sonra boykot edilen ve görüldükleri her yerde saldırıya uğrayan müslümanlar için Mekke'de barınma imkânları tamamen ortadan kalkmıştı Bu insanlar, sırf rabbimiz Allah'tır dedikleri ve onların taptıkları saçma ilâhlarına tapınmayı reddettikleri için bütün bu zulümlere muhatap oluyorlardı Peygambere tabi olan ve müslümanca yaşamak için her şeyini feda etmeye hazır bu insanlar imanlarından dolayı zulüm görmeyeceklerini bildikle
ri Habeşistan gibi uzak ve yabancı bir diyara hicret etmek zorunda kalmışlardı Ancak bu hicret Mekke'de dayanılmaz baskılardan bunalan Müslümanların bir an olsun rahatlayabilmeleri için, geçici bir çözüm olarak düşünülmüştür
Bu arada kendisine iman etmediği halde Resulullah (sas)'i müşrik zorbaların bütün saldırılarına karşı korumayı, her türlü zorlama ve tehditlere rağmen sürdüren amcası Ebu Talib vefat edince onun yerine Haşimoğullarının başına İslâm'a karşı en acımasız kimselerden biri olan Ebu Leheb geçmişti Artık Resulullah için Mekke yaşanmaz bir hale gelmişti O, Mekke'de ilâhî merhamete karşı, kalpleri mühürlenmiş müşriklerin her gün değişik türde saldırılarına maruz kalıyordu Bunun üzerine o, kendisinin tebliğine kulak verebilecek başka topluluklara yönelmek zaruretini hissetmişti Bunun için ilk önce Taif'e gitmiş, ancak orada kimseye birşey dinletemediği gibi, taşa tutulmuştu O, Mekke'den ayrıldığı zaman Ebu Leheb onu "toplum dışı" ilân ederek tekrar Mekke'ye dönmesini de engellemek istemişti Bu durumda birilerinin ona eman hakkı tanıması gerekiyordu ki, Mekke'ye girebilsin Kendisini himayesi altına almak için müracat ettiği üçüncü kimse olan Mut'im İbn Adiyy bu isteğini kabul etmiş ve tekrar Mekke'ye geri dönebilmişti Tevhidî gerçekleri tebliğ görevine başlamasından sonra çektiği onca ızdırablara ve her geçen gün sistematik bir şekilde zorlaşan güçlüklere ve kavminin azgınlıklarına rağmen o, Allah'ın kelimesini yüceltmek için yılmadan ve hiç bir tehlikeden korkmadan sarsılmaz bir kararlılıkla mücadelesini sürdürmüştür
Resulullah (sas), tevhid akidesini insanlara tebliğ etmede; Mekke panayırlarına ticaret ve cahilî âdetler üzere haccetmek için gelen yabancıları hedef almaya yöneldi
Onlara Allah Tealâ'nın kendisine vadettiği gerçekleri bildirerek, kendisine sahip çıkmalarını istiyordu Resulullah onlara şöyle diyordu: "Beni himayeniz altına alın ve benim sözlerimi dinleyin; görürsünüz ki, İran ve Bizans İmparatorluklarının sahip ve efendileri sizler olursunuz" Ancak o, girdiği onbeş çadır
dan da red cevabı alarak kovulmuştu Neticede Allah Tealâ'nın takdir ettiği ve hidayetine lâyık gördüğü bir grubu Akabe mevkiinde İslâm'a davet ettiğinde, onlar hiç tereddüt göstermeden iman etmişlerdi Altı kişilik bu küçük topluluk, Medine'de sürekli mücadele halinde olan iki rakip kabileden Hazrec kabilesine mensup kimselerden oluşuyordu Bu altı kişi memleketlerine döndüklerinde, büyük bir heyecanla iman ettikleri yeni tevhidî dinlerini diğer insanlara anlatmaya koyulmuşlardır Bir sonraki yıl yine Akabe mevkiinde Resulullahla buluşan on iki Medineli'den onu Hazrecli ve ikisi de Evs kabilesindendi İşte bu buluşmadadır ki, Medine döneminin temellerini oluşturan ve tarihe birinci Akabe bey'atı olarak geçen bey'at gerçekleşmişti
Resulullah (sas), onlara dinin bir takım temel prensiplerini bildirmiş ve bunlara uymaları konusunda onlardan kesin söz almıştı Resulullah (sas), İslâm'ı öğretmek için Mus'ab b Umeyr'i onlara hoca tayin ederek Medine'ye göndermişti Bir yıl sonra Mus'ab, Resulullah'a sunduğu raporunda Medine'de İslâm'ın konuşulmadığı bir evin kalmadığını bildiriyordu
Birinci Akabe Bey'atin'den bir yıl sonra, yine aynı mevkide bu sefer, ikisi kadın yetmiş üç kişiden oluşan Medineli müslümanlarla buluşmuş ve İkinci Akabe Bey'ati olarak adlandırılan bey'at gerçekleştirilmişti Bu bey'atla Resulullah Medinelilere, Medine'ye hicret etmek istediğini bildirmiş ve kendisini bütün düşmanlarına karşı koruyacaklarına ve emrinden ayrılmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istemişti Medineli müslümanla
r, Resulullah (sas)'i savaşta ve barışta, her türlü tehlike ve tehditlere karşı koruyacaklarına dair söz vermişlerdi
Resulullah (sas), Medine'de oluşan İslâm cemaatini teşkilatlandırmak maksadıyla her sop için bir başkan seçmiş ve bunların hepsine birden, Es'ad İbn Zürâre'yi başkan tayin etmişti
Bu bey'attan sonra Resulullah (sas)'a Medine'ye hicret emri verildi (Buharî, Menâkibul-Ensar, 45) Bunun üzerine Mekke'de bulunan müslümanlar küçük gruplar halinde Medine'ye gitmeye başladı Kısa zaman sonra Mekke'de, yakınları tarafından engellenen kimseler ve Resulullah (sas), Hz Ebu Bekir ve Hz Ali'den başka kimse kalmamıştı İslam'ın bu şekilde Mekke dışına taşması, Mekke şehir devletini idare edenleri tedirgin etmişti Çünkü onlar, Resulullah (sas)
'ın Medine'de meydana getireceği gücün ileride kendi müşrik yönetimlerine son verecek bir duruma gelmesinden korkuyorlardı Zaten Hicret, Müslümanlar için bir kaçış değildir Zira onlar Allah'tan başka korkulacak bir gücün varlığına inanmıyorlardı Onlar, Allah ve Resulünün emrettiklerine uyarak dinleri uğruna her şeylerini feda etmişlerdi Bu hicret, Allah Teâlâ'nın tesbit etmiş olduğu bir hareket stratejisinin uygulanmaya konmasından başka bir şey değildir
Tehlikenin boyutlarını kavrayan Mekke müşrikleri, önemli kararlarını almak için toplandıkları bir meclis olan Darü'n-Nedve'de bir araya gelerek Resulullah'ı öldürme kararı almışlardı Ancak onlar, Allah Tealâ'nın Resulünü korumakta olduğundan habersizdiler Onların kurduğu komplo hiç bir işe yaramamış,
Resulullah (sas), Hz Ebu Bekir (ra) ile yaptığı tehlikeli bir yolculuktan sonra Medine'ye ulaşmıştı O, ilk önce Medine'nin girişinde Kuba köyünde konaklamış ve burada bir mescit inşa etmişti
Kuba'da birkaç gün dinlendikten sonra Medine'ye hareket eden Resulullah (sas)'i Medineli müslümanlar büyük bir coşku içerisinde karşılamış ve herkes, onu evinde konaklama şerefine nail olmak için yarışa girmişlerdi O, başını boş bıraktığı devesinin çöktüğü boş arsaya en yakın olan Ebu Eyyub el-Ensarî'nin evine yerleşmişti
Resülullah (sas)'in Kübaya ulaşmasıyla İslâm vahyinin Mekke dönemi olarak adlandırılan ve kendine has bir özelliği olan dönemi kapanıyor ve İslâm'ı insanlara ulaştırıp, onların müşrik zorbaların tahakkümünden ve şirkin karanlığından kurtarmak için kuvvetin teşkilatlandırılıp, devlet şekline sokulmasıyla birlikte Resulullah (sas)'in vefatına kadar on sene sürecek olan yeni bir dönem başlıyordu

 

Kobe23 is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 22-04-2007   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: Medİne DÖnemİ



İLK YAPILAN MESCİD
Resulullah (sas)'in ilk işi devesinin çöktüğü arsayı sahiplerinden satın alarak buraya bir mescit inşa etmek olmuştur Mescid-i Nebî adı ile anılan bu mekânın İslâm devletinin oluşumu ve yönetilmesinde gördüğü fonksiyon oldukça büyüktür

MESCİDU'N-NEBEVİ
Resulullah (sas)'ın Medine'ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği mescit Bu mescit, Mescid-i Resul, Mescid-i Şerîf, Mescid-i Saadet ve Mescid-i Nebevî adlarıyla da anılmaktadır Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir
Resulullah (sas), Hicret yolculuğunda kısa bir müddet Medine'nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı Bu esnada Kuba mescidi adıyla bilenen mescidi inşa ettirmişti Buradan yola çıkıp, Medine'ye girdiği zaman, Resulullah (sas), misafir edip ağırlama şerefine nail olabilmek için herkes birbiriyle
yarışa girmişti Kendisini davet edenlere Resulullah (sas); "Bırakın deve serbestçe yürüsün O bizi Allahın razı olacağı bir yere kadar götürecektir" diyordu Deve bir süre yürüdükten sonra, iki yetim kardeşe ait boş bir arsaya çöktü Buraya evi en yakın olan Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah (sas)'ın eşyalarını alıp sevinçli bir halde evine taşıdı (bk Hicret mad)
Resulullah (sas)'ın devesinin çöktüğü bu arsa sahipleri olan Neccaroğullarından Sehl ve Suheyl hibe etmek için ısrar ettilerse de Resulullah (sas) bunu kabul etmedi ve on dinar gibi sembolik bir meblağ karşılığında burayı satın aldı Bu bedeli Hz Ebu Bekir (ra) ödedi
İbn Sa'd, Resulullah'ın Medine'ye hicretinden önce Esad ibn Zurare'nin arkadaşlarıyla burada namaz kıldığını, ayrıca cuma namazlarını da burada kıldırdığını nakletmektedir Etrafı çevrili olan bu arsanın hemen bitişiğinde, cahiliye insanlarının gömülü bulunduğu bir mezarlık vardı Resulullah bu mezarlığın kaldırılmasını istedi Böylece mescidin inşa edileceği arsa genişleti
lmiş oldu Ayrıca burada bulunan su birikintisi de yok edildi (Nesaî, Mesâcid, 12; İbn Sa'd Tabakatül-Kübrâ, Beyrut, ty, I, 239)
Bu arsa üzerinde hemen bir mescit bina edilmeye başlandı Ensar, Muhacir ve diğer gönüllü kimselerin de katıldığı kalabalık bir işçi-usta topluluğu tarafından yürütülen çalışmalar sonunda mescit, kısa sürede bina edildi Resulullah (sas) çalışmaları idare edip, mescidin kıble tarafındaki temellerinin atılması ve diğer planlamaları yapmakla yetinmeyip, çalışmalara bir işçi gibi
taş, kerpiç taşıyarak katılmıştır O, bu çalışmalar esnasında şu beyitleri söylüyordu: "Allahım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur Ensara ve muhacirûna mağfiret et" (İbn Sa'd age, I, 239-240)
Temeller toprak seviyesine kadar taş, zeminden yukarısı ise kerpiç kullanılarak bina edildi Temel yaklaşık olarak bir buçuk metre derinliğinde açılmıştı
Eni-boyu yüzer zıra (bir zıra =kırkbeş santim) olmak üzere, kare şeklinde inşa edilen mescidin mihrabı Beytu'l-Makdis yönüne denk düşecek şekilde kuzey duvarında işaretlenmişti Üç tane kapıdan biri güney tarafındaki arka duvarda, ikincisi batı tarafındaki duvarda, üçüncüsü ise Resulullah (sas)'in hücrelerinin bulunduğu doğu tarafında idi Bu kapıya Cibril kapısı denirdi
Resulullah (sas), ilk önceleri bir hurma kütüğü üzerine çıkarak hutbe okurdu Bir zaman sonra bizzat Resulullah (sas)'ın isteği veya ashabın, cemaatın kalabalıklaştığını ve arkadakilerin hutbe okurken onu göremediklerini bildirmeleri üzerine, bir kaç basamaklı bir minber yapılarak, mescite yerleştirildi (Buhârî, Cuma, 26; İbn Sa'd, age, I, 250-251)
Hicretten on altı ay sonra Kıblenin yönü Beytullah tarafına çevrildiği zaman, güneydeki kapı kapatılarak, burası mihrab yapıldı, Kuzeydeki duvarda da bir kapı açıldı Mescitte namaz kılınan yerin üzeri açıktı Ancak mescitin ortasında, hurma ağacından yapılan direkler üzerinde, hurma, dal ve yapraklarından bir gölgelik yapılmıştı
Mescitin doğu tarafında duvara bitişik olarak Resulullah (sas)'in hanımları Hz Âişe (ranh) ve Hz Sevde (ranh) için, iki oda inşa edilmişti Ayrıca yine mescite bitişik olarak, gündüzleri bir eğitim-öğretim yeri, geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için "Suffa" denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti Resulullah (sas)'e ait odalara, zama
nla yedi oda daha eklenerek oda sayısı dokuza çıkmıştır Bunların hepsi kerpiçten idi (İbn Sa'd, age, I, 499)
Medine'de inşa edilen bu mescit aynı zamanda, kurulan İslâm devletine ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü bir merkez niteliğinde idi Resulullah, ashabıyla orada istişare eder, savaş ve barış kararlarını orada alır, elçi heyetlerini orada kabul eder, savaşa çıkacak orduları orada techiz ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler orada çözüme kavuşturulur, hatta gerektiği
nde suçlular ve esirler bağlanmak suretiyle orada hapsedilirdi (Nesei, Mesâcid, 20)
Eğitim-öğretim faaliyetleri, mescitin "Suffa" denilen kısmında yerine getiriliyordu İslâm ümmetinin nüvesini oluşturan Ashab ve seçkin sahabe âlimler, İslâmda ilk üniversite sayılabilecek bu mekanda yetişmişlerdi İslâm'ın esaslarını öğrenmek üzere Medine dışından gelenler için aynı zamanda bir yatakhane vazifesi görüyordu (İbn Sa'd age, 255) Bir defasında, Temim kabilesine mensup yetmiş kişi burada barındırılmış idi (
Ahmed b Hanbel, III, 371)
Resulullah (sas), burada bizzat dersler veriyordu Ancak, yeni gelen ve başlangıçta olan öğrencilere okuma yazmayı ve Kur'an-ı Kerim'i öğreten diğer öğretmenler de bulunmakta idi Medine'den ve uzak yerlerden olmak üzere burada okuyan öğrencilerin dört yüz kişi gibi bir sayıya ulaştığı oluyordu Burada barınanların ihtiyaçlarının büyük bir bölümü, cömert sahabeler tarafından karşılanmaktaydı (M Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1980, II, 832)
Medine'de bir evi ve ailesi olmayan fakir kimseler de Suffa'da yatıp kalkıyor, ihtiyaçlarını buradan sağlıyorlardı (İbn Sa'd age, 255)
Mescid-i Nebevi, ilk inşa edilişinden sonra bir takım genişletme faaliyetleri gördü Hayber'in fethinden sonra Resulullah (sas), mesciti bir miktar genişletmişti Resulullah (sas), vefatından kısa bir müddet önce, Hz Ebu Bekir'in kapısı hariç odalardan mescite açılan bütün kapıları kapattırmıştı (Buhari, Ashab, 3) Resulullah (sas) vefat ettiğinde Hz Âişe (ranha)'ye ait odada defnedilmişti
r
İlk ciddi genişletme, Hz Ömer (ra)'in hilâfeti zamanında yapıldı Güney tarafından beş, Batı ve Kuzey taraflarından da onar metre ilave yapıldı Doğu tarafına ilâve yapılmadı ve Resulullah (sas)'ın hanımlarının odaları olduğu gibi kaldı Kuzey, doğu ve batı duvarlarında ikişer tane olmak üzere, kapı sayısı altıya çıkarıldı Hz Ebu Bekir ve Hz Ömer vefat ettiklerinde Peygamber (sas)'ın yanına defnedilmişlerdir
Hicretin yirmi dokuzuncu yılında Hz Osman (ra), mesciti yeniden inşa ettirdi Duvarları süslü taş ile yeniden örüldü Taş sütunlar kullanılarak mescitin bir kısmının üzeri kapatıldı Kapılarının sayısında bir değişiklik yapılmadı Bu yenileme ile mescitin genişliği yüz elli zıra, uzunluğu ise yüz altmış zıra'a çıkmıştır (İbnu'l-Esîr, el-Kâ
mil fi't-Tarih, III,103; Suyütî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 173)
Emevîler zamanında, Medine Valisi Ömer b Abdülaziz eliyle mescit yeniden inşa ettirildi Hicrî seksen sekiz'den, doksan bire kadar süren çalışmalarla mescit, doğu, batı ve kuzey yönlerinden genişletilmişti Peygamber (sas)'in hanımlarının odaları Mescide katılmıştır (İbn Sa'd, age, I, 399) Resulullah (sas)'in kabr-i şerifleri Hz Âişe (ranh) validemizin odasında bulunduğu için bu odanın sadece bir bölümü mescite dahil edildi
Mescitin duvarları taş ve kerpiç kullanılarak yapılmış ve mermerlerle kaplanarak süslenmişti Tavanı da Hindistan'da yetişen saac ağacı ile örtüldü ve altın suyu ile yaldızlandı Bu yenileme ile mescitin uzunluğu ikiyüz zıra, genişliği de yüz altmış yedi zıra çıkmıştır Sütunları mermerden yapılarak, sütun başlıkları altınlarla süslendi Eyvanların yapımında taşlar kurşun kullanılarak birbirine geçirilip sağlamlaştırıldı Ravza-ı Mutahhara (Resulullah (sas)'nın kabrinin bulunduğu yer)'ın tavanı saac ağacı ile örtülerek yazılarla süslendi İlk olarak mihrab ve dört tane de minare yapıldı
Abbasîlerden el-Mehdî, Hicrî 162-778'de kuzey tarafından genişleterek, üç yıl süren çalışmalarla mesciti yeniledi Yine 202 (817) yılında Me'mun, mesciti tekrar restore ettird
i
576 (1180) yılında en-Nasır Lidinillah, Resulullah (sas)'den kalan değerli eşyayı muhafaza etmek için mescitin sahnında kubbeli bir oda yaptırdı Hz Âişe (ranh)'ın sakladıklarından bulabildiklerini buraya koydu Bunlar; Resulullah (sas)'ın vefat ettiği zaman giymekte olduğu çuhadan yapılmış rida ve izar, atlas kumaş ile işlemeli şal bir cübbe, Bürde-i Saadet, seccade, sancaklar, bir kısım resmi evrak ve Ashabdan bazılarına ait bir takım eşyadan ibaretti
654 (1256) yılının Ramazan ayının ilk cuma günü, kandilleri yakan kandilcinin ihmali, kutsal emanetlerin korunduğu sahndaki kubbeli oda hariç, mescidin tamamen yanmasına sebep olmuştu Abbasîler'den el-Mu'tasım, 655 (1257) yılı hac mevsiminde ustalar ve malzeme göndererek mescitin yeniden inşa edil
mesini sağladı Yemen Meliki Muzaffer ve Mısır Meliki Nureddin Ali İbn Mu'iz'in de iştirak ettiği bu çalışmalarla hücre-i nebeviye ve duvarların bir kısmı yeniden yapılmıştı Melik Muzaffer, Yemen'de yaptırdığı sanat değeri çok yüksek bir minberi de Mescite yerleştirmişti Ancak, imar işi tamamlanamamıştı 685 (1295)'de Baybars, yarım kalan inşaatı tamamladı ve küçük bulduğu Melik Muzaffer'in minberini kaldırarak yerine, Mısır'dan getirttiği daha büyük ve sanat bakımından daha zarif bir minberi yerleştirdi886 (1481) Ramazanının 13 günü minarelerden birine isabet eden yıldırım, mescitin yanarak, duvarlarının yıkılmasına sebep oldu Minber, mushaflar ve kitapların tamamı yandı Ravza-ı Mutahhara ve sahndaki kubbeli oda bu yangından zarar görmemişti
Mısır Memlûk Sultanı Eşref Kaytabay, Emir Sankar el-Cemalî'yi kalabalık bir usta kafilesiyle Medine'ye gönderdi
Mescit biraz genişletilerek duvarlar ve minberler yeniden inşa edildi Mihrabı da biraz genişleterek, üzerini, çevresindeki direklerin başlıklarına oturtulan bir Kubbe ile kapadılar Ravza-ı Mutahhara'nın duvarları üzerine de bir kubbe oturttular Bunun üzerini de sütunların taşıdığı diğer bir kubbe ile kapadılar Sonra, Ravza-ı Mutahhara ile kıble duvarı arasına, etrafını üç küçük kubbenin çevrelediği
büyük bir kubbe yapıldı Yapılan diğer bazı kubbelerle de mescitin bir kısmı örtülmüş oldu Yeniden yapılan mihrap, renkli mermerler ile süslendi Rahmet kapısının yanında Medrese-i Mahmudiye adıyla anılan bir medrese inşa edildi Kaytabay, yapılan bu işler için yüzyirmibin dinar tahsis etmişti
Osmanlılar döneminde Mescid-i Nebevî'nin bakımı titizlikle yerine getirilmiş ve tezyin edilmiştir I Mahmud, Ravza-ı Mutahhara'nın üzerinde bulunan kubbeyi yenileyerek, koyu yeşile boyadı Bundan dolayı bu kubbe, Kubbetu'l-Hadra (yeşil kubbe) adıyla anılır Mısır valisi Mehmed Ali Paşa da Mescid-i Nebevi'de birtakım restorasyon çalışmaları yapmıştır Mescit, Abdulmecid tarafından yeniden inşa edilmiştir Abdulmecid'in bu iş için seçtiği ustalar, Akik vadisinde bulunan Hedab denilen kayadan sütunlar ve taşlar kestiler Mesciti parça parça inşa etmeye başladılar Yani bir kısmını yıkıyor, yerini hemen yapıyorlardı 1849-1861 yılları arasında on iki şene süren inşa çalışmaları ile mescit yeni baştan inşa edildi
Mayıs 1953'te başlatılan diğer bir çalışma ile, ön kısmı hariç yeni baştan inşa edilerek bugünkü hale getirildi İlk imar edildiğinde yaklaşık 2475 m kare büyüklüğünde olan Mescid-i Nebî, tarih boyu süren çeşitli inşa faaliyetleri sonunda 12271 m kare genişliğe
ulaşmıştır Bugün ise yeniden büyük genişletme çalışmalarıyla bu alan birkaç katına çıkarılacak şekilde büyütülmüş bulunmaktadır
Mescid-i Nebevî'nin Fazileti
Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir Bu konuda Resulullah (sas)'den bir çok hadis varit olmuştur
Mescid-i Nebî'de, bir bölüm vardı ki, Resulullah (sas) burayı Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak nitelemiştir Ayrıca minberini de aynı şekilde vasıflandırmıştır
Bir hadiste şöyle denilmektedir:
"Resulullah, bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe okurdu Ashabdan biri şöyle dedi: "Ya Resulullah! Senin için bir şey yapalım ki, cuma günü üzerine çıktığın zaman insanlar sizi görsün ve hutbenizi duyabilsinler" dedi Bunun üzerine Resulullah; "olur" dedi Üç basamaklı bir minber yapıldı Daha önce yaslanıp hutbe okuduğu kütüğü geçince, kütükten on aylık gebe devenin inlemesi gibi iniltiler gelmeye başladı Resulullah onu eliyle meshetti ve ses kesildi (Buhârî, Cuma, 26; Nesaî, Cuma, 17; İbnMâce, İkame, 199; İbn Sa'd, age,I, 239-254)
Resulullah (sas), bu minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti:
"Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir (Ahmed b Hanbel, II, 36, 450, 534; V, 41) Diğer bir hadis de; "Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir" (Ahmed b Hanbel, II, 236) şeklindedir
Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır: "Minberimin ayakları
Cennet üzerindedir" (Ahmed, b Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8)
Bu hadisler, Mescid-i Nebevî'nin, Resulullah'ın minberi de dahil olmak üzere, minberi ile evi arasında kalan bölümün Cennet bahçelerinden birisi hükmünde olduğunu teyit ederek ortaya koymaktadır Buna göre, burada bilinçli bir şekilde bulunan, namaz kılan veya başka bir ibadetde bulunan, yaptığı şeyleri Cennet bahçelerinden birinde yapmış gibidir
Yeryüzünde namaz kılmak ve ziyaret etmek maksadıyla yolculuğa çıkılabilecek üç mescitten birisi Mescidi Nebî'dir Bir hadis-i şerifinde Resulullah (sas) şöyle buyurmaktadır: "Üç mescitten başka bir yere (ibadet etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz: Mescid-i Horam, Mescid-i Aksa ve Benim mescidim" (Buharî, Fedâilü's-Salat, 1, 6)
Mescid-i Nebî'de kılınan namaz, diğer mescitlerde kılınan namazlardan çok daha faziletlidir Sa'd ibn Ebi Vakkas (ra)'dan Resulullah (sas)'ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir: Mescitimde namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin rekât namazdan daha hayırlıdır" (Ahmed b Hanbel, I,184); Başka bir rivayette "daha faziletlidir" (Hanbel, I, 16; Nesai, Mescid,4) buyrulur
Bunun içindir ki, hac farizasını ifa etmek için bu topraklara yönelen insanlar, bir müddet Medine'de kalarak Mescid-i Nebî'de ibadet etmenin güzelliklerinden faydalanmaya çalışırlar
Namazın dışında, diğer hayırlı ameller için de Mescid-i Nebevî üstün bir mahaldir Orada yapılan her ibadet kat kat fazlasıyla mükafatlandırılır Bunun böyle olduğunu vurgulamak için Resulullah (sas) bir hadisinde, Allah yolunda cihat ile kıyas yaparak şöyle buyurmaktadır: Mescitime bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelen, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir Bunun dışında gelen, başkasının kazancını seyreden kimseye benzer" (Ahmed b H
anbel, II, 418)
Resulullah (sas), Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa yanında kendi mescidinin konumunu bildirmek maksadıyla şöyle demiştir: Ben peygamberlerin sonuncusuyum Mescitim de mescitlerin sonuncusudur" (Nesaî, Mesâcid, 7) Bu hadisler, zikredilen bu üç mescitin dışında inşa edilecek hiç bir mescitin, diğerlerinden farkı olmadığını ve fazilet bakımından birbirine denk olduğunu da ortaya koymaktadır

Resulullah (sas), Medine'ye hicret ettiği zaman, burada Mekke'deki gibi bir devlet yoktu İki büyük Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec'den başka, varlıklarını bu kabileleri birbirine karşı çatıştırarak sürdüren Benu Kaynuka, Benu Nadr ve Benu Kureyza adlarında üç yahudi kabilesi bulunmaktaydı Ayrıca bu yahudi kabileleri arasında da bir birlik yoktu Bu anarşi ortamı herkesi bıktırmış olduğu için, bütün kabileler Abdullah İbn Ubeyy'in Medine'de Kral ilân edilerek bir devlet otoritesinin kurulması yolunda bir karar üzerinde anlaşmalarını sağlamıştı Hatta bunun için bir krallık tacının yapılması için de sipariş bile verilmişti Ancak henüz devlet teşekkül etmiş değildi Bu durum Resulullah'ın işini kolaylaştırıyordu O, ilk iş olarak, yahudiler ve diğer müşrik Araplar da dahil herkesi toplayarak hazırladığı anayasa çerçevesinde bir devlet kurulmasını sağlama yoluna gitti Elli iki maddeden oluşan anayasa, herkesin hak ve sorumluluklarını belirtirken aynı zamanda idarenin müslümanların elinde olmasını öngörüyordu (bu anayasanın maddeleri için bk Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul 1980, I, 220 vd)
Medine'de müslüman nüfus azınlıkta olmasına rağmen, kurulan devlet bir İslâm devleti niteliğinde olup, bunun tabii başkanı da Resulullah (sas)'dir Daha önce Medine'de bir devlet yapısının olmayışı, Resulullah (sas)'ın İslâm devletini kurup hiç kimse ile bir çatışmaya girmeden onu istediği gibi teşkilatlandırmasını kolaylaştırmıştı Ancak İslâm devletinin kurulmasıyla krallığı suya düşen Abdullah İbn Ubeyy zahiren iman etmiş gözükerek, Medine İslâm devletini sabote
etmek için var gücüyle çalışıyordu Münafıkların lideri konumunda bulunan İbn Ubeyy, Medine dönemi boyunca, müslümanları sıkıntıya sokan etkili nifak hareketlerinin tezgâhlanmasında oldukça büyük rol oynamıştır
Mekke'den her şeylerini terkederek Allah yolunda hicret eden muhacirlerin Medine'deki yaşayışlarını kolaylaştırmak ve sosyal hayata adapte etmek için Resulullah (sas), her bir muhaciri bir Ensarla kardeş ilân etmiş ve bu kardeşlik birbirine mirasçı olmak kadar ileri götürülmüştü Bu olay tarihe "Muahat" * adıyla geçmiş ve Ensar'ın Allah yolunda, din kardeşleri için hiç tereddüt etmeden ne kadar büyük fedakârlıklarda bulunduklarını ortaya koymuştur
Artık, Mekke'de sadece bir cemaat statüsünde olan müslümanlar Medine'ye hicretle devletlerini kurmuş, bu da İslâm'ın tebliğ stratejisinde önemli değişiklikleri beraberinde getirmişti Mekke döneminde savaş ferdi olaylara itiraz edilmemekle birlikte genel anlamda yasaklanmıştı Bu dönemin tabiatı bunu gerektirdiği için Allah Tealâ, onca işkence ve saldırı
lara rağmen müşriklere karşı silahla karşılık verilmesine izin vermemişti
İkinci Akabe Bey atının peşinden, Ensar'dan Abbas ibn Ubade; "Ya Resulullah, izin ver sana eziyet eden müşrikleri kılıçtan geçirelim" dediğinde Resulullah (sas): Henüz bununla emrolunmadık, arkadaşlarınızın yanına dönün" buyurmuştu (Ahmet b Hanbel, III, 462)
Hicretle birlikte, devletin kurulmasından hemen sonra, Allah Teâlâ inananlara İ'lay-ı Kelimetullah için kıyamete kadar sürecek cihatın kapısını açıyordu: "Zulme uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir" (el-Hac, 22/39)
Mekkeli müşrikler, hicretten sonra, kendileri açısından durumun vahametini anladıkları için Medineliler'den, Resulullah (sas)'i öldürmeleri, en azından Medine'den sürmelerini istiyorlardı Bu yapılmadığı takdirde Medine'yi işgal edecekleri tehditlerini savuruyorlardı Resulullah (sas), Medine'deki küçük müslüman toplumu teşkilatlandırmaya gayret gösterirken, sınırları tespit edilmiş ve henüz bir şehir devleti niteliğindeki bölgenin dışında kalan gayrimüslim kabilelerle ittifak veya saldırmazlık antlaşmaları yaparak dışardan gelebilecek bir tehlikeyi karşılayacak bir ortam hazırlamaya çalışıyordu Ancak burada önemli o
lan husus, müslümanlar, planlarını savunmaya değil, İslâm tebliğinin aktif olarak diğer insanlara da ulaştırılması üzerinde yapıldığıdır Bunun için askerî gücün kaçınılmazlığı açıktır Bundan dolayıdır ki Hicret, sadece Mekkeli müslümanların Medine'ye intikali ile sınırlı tutulmamış, nerede olursa olsun iman eden herkesin Medine'ye hicreti farz kılınmıştır Mekke'nin fethine kadar geçerli kalan bu hüküm, Mekke'nin fethiyle artık gerek kalmadığı için kaldırılmıştır
Resulullah (sas), siyasî, sosyal ve cihatla alakalı inen ayetleri, Mescid-i Nebi'de ashabına öğretiyor, ayrıca Mescid-i Nebi'ye eklenen ve İslâm öğretiminin ilk üniversitesi mahiyetiniz olan Suffa'da yetişmiş ashabın katılımıyla bu eğitim faaliyetleri bütün müslümanları kapsayacak şekilde yerine getiriliyordu
Bu teşkilatlanma ve eğitim çalışmaları yanında İslâm devletinin en önemli düşmanı olan Mekkeli müşrik güçlere karşı silahlı bir faaliyetin hazırlıkları da yapılıyordu Resulullah (sas), Hicretten yedi ay sonra, Mekkeli müşriklere ait ve başında Ebu Cehil'in bulunduğu bir ticaret kervanını vurmak için Hz Hamza komutasında otuz kişilik bir birliği Medine'den yola çıkardı Ancak her iki tarafın da müttefiği olan Mecdi b Amr'ın araya girmesiyle, savaş pozisyonu alan kuvvetler savaşmadan ayrılmışlardı
Bu olaydan bir ay sonra, altmış kişilik bir kuvveti Ubeyde b el-Haris komutasında yine Mekke kervanının yolunu kesmek için göndermişti Seniyyetül-Murre mevkiinde karşılaşan kuvvetler arasında yine ciddi bir çatışma meydana gelmemişti Bununla birlikte, Mekke müşrikleri ile müslümanlar arasında tam bir savaş hali yaşanıyordu Bunun için, bu kervanlara yapılan saldırılar, basit birer yol kesme hareketi değildi Müşriklere ait ticaret kervanlarının İslâm devletinin nüfuz bölgelerinden geçmesi eng
ellenerek, savaş halinde bulunan güçlerin ekonomilerinin çökertilmesi hedefleniyordu Ayrıca bu küçük çaplı askerî operasyonlarla müslümanların savaş yeteneklerinin geliştirilmesi ve tecrübe kazanmalarını sağlayarak, ilerdeki büyük savaşlar için İslâm ordusunun alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyordu
Hicrî birinci senenin sonunda Sa'd b Ebi Vakkas komutan tayin edilerek, yirmi kişilik bir kuvvetle el-Harrar bölgesine gönderilmişti Ancak, Mekke kervanı bir gün önceden burayı terkettiği için yine bir çatışma
olmadan Medineye dönülmüştü
Hicrî ikinci senenin Şevval ayında, ikiyüz kişilik bir kuvvetle Resulullah (sas)'ın bizzat askerî sefere çıktığı görülmektedir Bedir yakınlarındaki Vaddan bölgesine kadar giden Resulullah (sas), bu bölgede oturan Benu Damra kabilesi ile bir saldırmazlık antlaşması yapmıştı Bundan bir ay sonra Resulullah (sas), ikiyüz kişilik bir kuvvetle Medine'nin kuzey batı tarafında bulunan Buvat bölgesine gitti Mekke kervanlarını sıkı bir takibe alan Resulullah (sas), çıktığı seferler esnasında bir takım kabilelerle antlaşmalar akdediyor ve Medine etrafındaki kabileleri Mekkeli müşriklere karşı kendi tarafına alıyordu
Bu arada, Şam ticaret yolunun müslümanlar tarafından kontrol altına alınması Mekke müşriklerinin tedirginliğini oldukça artırmıştı Hicri ikinci yılın Cemaziyel-Ahir ayında, Kurz b Cabir'in komutasındaki Mekkeli bir birlik Medine'nin dış mahallelerine baskın düzenlemiş ve buraları yağmalamıştı Medine'ye henüz dönmüş bulunan Resulullah (sas), bu Mekkeli birliği
yakalamak için peşlerine düştüyse de, kaçıp gittiklerinden onlara yetişmesi mümkün olmamıştı Bu olay müslümanlar için üzüntü verici olmuştu Bunun üzerine Mekke'den bir kervanın yola çıktığı haberi alınınca Resulullah (sas), hemen Medine'nin güney batı tarafında bulunan Benu Damra arazisine doğru yola çıktı Burada Müdlic kabilesine mensup olup, hicret esnasında Resulullah (sas)'i yakalamak isteyen, ancak sonra iman eden Suraka Resulullah (sas)'i kabile mensupları ile birlikte büyük bir coşku ile karşılamıştı Suraka'nın müslümanları ağırlaması esnasında Mekke kervanı savuşup gitmişti Bu sefer esnasında savaşçıların sayısı yüz elli kişi kadardı
Suriye'ye giden kervanın yolunun kesilmesini sağlamak için Resulullah (sas) iki kişiyi istihbarat maksadı ile Suriye'ye göndermişti Ayrıca oniki kişilik bir birliği Abdullah b Cahş komutasında, Mekke devletinin müslümanlar hakkında tasarladıkları planları öğrenmek için tehlikeli bi r görevle -Mekke'nin güneyinde, Mekke ile Taif arasında bir yer olan Nahle
mevkiine gönderdi Bu birliğin gittiği yerin gizliliğini muhafaza için görevlerini bildiren mühürlü talimatın iki gün yol alındıktan sonra açılması emredilmişti Bu birlik Nahle bölgesine geldiğinde Mekkelilere ait üzüm ve deri yüklü bir kervanla karşılaştı Görevi sadece haber toplamak olan birliğin komutanı Abdullah İbn Cahş, bu kervana saldırı emri vermiş sonuçta bir müşrik öldürülmüş, iki esir alınmış ve kervandaki mallara ganimet olarak el konmuştu İslâm devletine ait askerî birlikler düşmanla ilk defa ciddi bir çatışmaya girmiş oluyordu
Şam tarafına gitmiş olan kervanın dönüşte ele geçirilmesi için hazırlıklara girişildi Bu kervanın yakalanması çok önemliydi Çünkü Mekkeli müşrikler, Medine'de gün geçtikçe güçlenen İslâm devletine nihai darbeyi vurup ortadan kaldırmak için gerekli olan finansı sağlamak gayesiyle Ebu Süfyanın liderliğinde bu büyük kervanı Suriye'ye göndermişlerdi Bu kervanın dönüş haberi Medine'ye ulaşınca Resulullah (s:as), Ebu Lübabe'yi Medine'de vekil bırakarak, Hicri ikinci yılın Ramazan ayında üçyüz kişiden oluşan ashabıyla birlikte yola çıktı Bunu öğrenen Ebu Süfyan, kervanı kurtarmak için güzergah değiştirirken, aynı zamanda durumu Mekke'ye bildirerek acilen yardım yetiştirilmesini istemişti
Böyle bir fırsatı kaçırmak istemeyen Ebu Cehil Mekke'de dolaşarak halkı galeyana getirmeye çalışıyordu O, topladığı bin kişilik kuvvetin başına geçerek Medine'ye doğru yola çıkmıştı İslâm ordusu Zefiran denilen yere geldiğinde, Mekkeliler'in kalabalık bir ordu ile yola çıktıkları haber
i Peygamber'e ulaşmıştı Diğer taraftan Ebu Süfyan kervanı kurtarmış ve tehlikeyi atlattığını yola çıkmış bulunan Mekke ordusuna bildirmişti Ancak Ebu Cehil, yakaladığı bu fırsatı değerlendirmek için yoluna devam etti Ashabıyla bir durum değerlendirmesi yapan Resulullah (sas), onların Allah yolunda savaşmadaki kararlılıklarını görünce kendi ordusundan üç kat daha kalabalık müşrik güçlerle savaş kararı alınarak yola devam edildi Bedir mevkiine gelindiğinde, vaziyet almış durumdaki düşman ordusuna karşı mevzilendi
Bu savaş İslâm'ın kaderini belirleyecek bir mahiyet arzetmekte idi Bu savaş ya kazanılacaktı veya üç yüz kahraman mücahitle birlikte İslâm risaleti tarihe karışacaktı Durumun ciddiyetini, Resulullah (sas)'in Rabbine yaptığı şu tazarru açıkca ortaya koymaktadır: "Allah'ım, vadettiğin yardımını bugün lütfet Ey Rabbim, bugün şu küçük ordu yok olup giderse yeryüzünde sana kulluk eden kimse kalmayacak"
Allah Tealâ bu esnada mü'minlere zaferi müjdeleyen şu ayeti vahyediyordu:
"Bütün bu toplananlar (müşrikler) hezimete uğrayacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır" (el-Kalem, 68/45)
17 Ramazan günü (13 Mart 624) yapılan savaşta Allah Teâlâ'nın vadi gerçekleşmiş ve düşman ordusu büyük bir hezimete uğratılmıştı Ebu Cehil ve diğer bir grup ileri gelen müşrikler de dahil yetmiş müşrik öldürülmüş, çok sayıda da esir alınmıştı İslâm ordusunun verdiği şehit sayısı ise on dört kişiydi (bk Bedir Gazvesi)
Bedir savaşı, Medine İslâm devletinin temellerini sağlamlaştırmış, inananlara büyük moral gücü kazandırmıştı Artık bu savaşla hak batıla üstün gelmiş, küfrün, şirkin ve putperestliğin yeryüzünden silinip atılması için İslâm cihatı meşalesi tutuşturulmuştu
Bedir'den Medine'ye dönüldüğü zaman, İslâm'a duydukları düşmanlıktan dolayı içlerini kemiren ve müslümanların kazandığı bu büyük zaferi hazmedemeyen ve kahrolan yahudiler, düşmanlıklarını açığa vurmaya ve değişik yollarla müslümanlara sataşmaya başlamışlardı
İffetsiz bir kadın şair olan Asma binti Mervân ile Ebu Afek adındaki yahudi şairler, İslâma karşı haddi aştıkları için öldürülmüşlerdi Yahudi kabileler içinde düşmanlıklarını ilk önce açığa vuran Kaynuka yahudileri, Bedir zaferini küçümsüyor, sebebini, Mekkeli arapların savaş bilmemelerine bağlayıp; "bizimle karşılaşsalar da savaş nasıl olurmuş gör
seler" diyerek müslümanları hafife alıyorlardı
Bir müslüman kadının yahudiler tarafından saldırıya uğraması üzerine çıkan olaydan sonra Resulullah (sas), Kaynukaoğullarına savaş ilân etti Müslümanlara karşı büyüklenen bu yahudi kabile, tıynetlerindeki korkaklıklarından, sarfettikleri sözleri unutup kalelerine kapanmaktan başka ça! re bulamadılar Müslümanlarla çatışma cesaretini gösteremeyen Kaynukaoğulları teslim olmaları üzerine Medine'den sürülüp çıkarıldılar (bk ; Kaynukaoğulları)
Gelişen olaylar çerçevesinde Allah Teâlâ, sosyal, iktisadî, siyasî konulardaki ayetlerini, hikmetine binaen bir nüzul sebebi çerçevesinde gönderirken, İslâm savaş hukukuna dair teşrii de oluşmaya başlamıştı İslâm, canlı bir hayat dini olduğu için, inen hükümler hemen toplum hayatına yansıtılıyor ve müslümanlar tarafından hazmedilerek, yaşayışlarını onlara göre düzene koyuyorlardı İslâm tebliğinin Mekke safhası, nasıl ki kıyamete kadar sürecek tevhid mücadelesinde insanlara örnek teşkil etsin diye Allah tarafından o seçkin topluluğa yaşatılmışsa, Medine dönemi de, kıyamete kadar müslümanların ferdi yaşayışlarından devlet düzenine kadar her şeyleri için örnek olsun diye, yine o seçkin sahabeler topluluğuna yaşatılmakta idi
Bedir savaşından sonra Resulullah, Mekke müşrikleriyle müttefik konumundaki müşrik kabilelere karşı akınlara girişmişti Bedir'de müslümanların elde ettiği zafer ve Kaynukaoğullarının ihanetlerine karşılık sürülmeleri, geri kalan yahudileri çileden çıkarmıştı Bütün peygamberlere ihanet eden bu kavim, Res
ulullah (sas)ile yaptığı antlaşmaya aykırı olarak Mekke müşrikleriyle gizliden gizliye komplolar hazırlamaya girişti Yahudi liderlerinden şair Ka'b b Eşref, Bedir zaferini duyduğu zaman üzüntüsünden;
"Bugün yerin altı üstünden yeğdir" demiştir Bu adam Mekke'ye gidiyor ve Bedrin intikamını almaları için onları harekete geçirmeye çalışıyor, yahudilerin kendilerine yardım yapacağına dair taahhütlerde bulunuyordu Düşmanlıkta alenî davranan ve ileri giden bu yahudi öldürülerek fesatı engellenmişti
Bedir mağlubiyetini bir türlü hazmedemeyen ve öfkeden çılgına dönen müşrikler, intikam almak için hemen hazırlıklara girişmişlerdi Bedir öncesi, Ebu Süfyan'ın Mekke'ye ulaştırdığı kervandan herkes sadece sermayelerini almış, kervanın 250000 dirhem tutarındaki toplam kârı ordu teşkilinde harcanmak için ayrılmıştı Mekke dışındaki bir çok kabileye heyetler gönderilerek para karşılığında asker toplama yoluna gidildi Ordunun mümkün olduğu kadar büyük ve kalabalık olması gerekiyordu Zira Medine'ye doğru yür
üme cesaretini ancak bununla kendilerinde bulabilirlerdi

 

Kobe23 is offline  
Cevapla
Tags: donemi, medine


Medİne DÖnemİ ile ilgili Benzer Konular
145 Kez Görüntülendi

Mekke Ve Medıne ' Nın 12 Yıl Sonra Goruntulerı Mekke Medine Resimleri
İslamİyet Gelmeden Önce / Cahİlİyye DÖnemİ Dini Sohbet


Saat 06:38.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553