FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Medİne DÖnemİ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Medİne DÖnemİ ile ilgili Benzer Konular
145 Kez Görüntülendi
Mekke Ve Medıne ' Nın 12 Yıl Sonra Goruntulerı
Mekke Medine Resimleri
İslamİyet Gelmeden Önce / Cahİlİyye DÖnemİ
Dini Sohbet
HİCRET
|
Bedİr Gazvesİ
Konu Araçları
22-04-2007
#
1
Profil Bilgileri
Kobe23
Medİne DÖnemİ
Medİne DÖnemİ başlıklı yazı Mumsema Medİne DÖnemİ Forum Alev
İnsanlığın, cehaletin, şirkin ve putperestliğin karanlığından ilâhi gerçeklerin aydınlığına kavuşup, ebedî kurtuluşa erebilmesi için gönderilen son din olan İslâm'ın örnek bir topluluk tarafından nasıl yaşanacağının ortaya konduğu ve insanı insana köle olmaktan kurtaran, bunu bütün insanlığı kucaklayacak şekilde hakim kılmanın bir vasıtası olan İslâm'ın devle
t
sisteminin kurulduğu Medine'ye hicretle başlayıp, Resulullah (s
a
s)'in ölümüne dek süren on senelik tebliğ ve cihat dönemi
İslâm, Resulullah (s
a
s)'in yirmi üç yıllık bir tevhid mücadelesi sonucunda tamamlanmış, kemale ermiştir
Bu tebliğin, ilk ayetin vahyoluşundan Resulullah'ın Medine'ye hicretine kadar olan on üç senelik bölümü Mekke Dönemi* olarak adlandırılır
Mekke Dönemi, müslümanların takibata uğradığı, her türlü eziyet ve işkencenin onlara acımasızca reva görüldüğü bir dönemdir
Allah Teâlâ, m
u
staz'aflardan oluşan bu ilk inananlar topluluğunu insan tahammülünün ötesinde zorluklarla imtihan ediyor, kurulacak İslâm devletinin sarsılmaz temel taşları olmaları için ruhî bir hazırlık safhasından geçiriyordu
Bu insanlar aynı zamanda kıyamete kadar g
e
lecek müslüman nesillere, tağutların yıldırma ve her türlü işkencelerine karşı nasıl tahammül etmeleri gerektiğinin örneklerini veriyorlardı
Mekkeli müşrikler, inananları susturmak için bütün yolları denemiş, ancak uyguladıkları zalimce yöntemler neticesinde, iman edenlerin dinlerinden vazgeçeceklerini umdukları halde, onların imanlarında daha da sağlamlaştıklarını ve kendilerine karşı koymada dirençlerinden hiç bir şey kaybetmediklerini görmüşlerdi
Bu, onların tamamen sertleşmelerine ve müslümanların Me
k
ke'de yaşamalarını imkânsız kılacak kararlar almalarına sebep olmuştu
Bir zaman sonra boykot edilen ve görüldükleri her yerde saldırıya uğrayan müslümanlar için Mekke'de barınma imkânları tamamen ortadan kalkmıştı
Bu insanlar, sırf rabbimiz Allah'tır dedikleri ve onların taptıkları saçma ilâhlarına tapınmayı reddettikleri için bütün bu zulümlere muhatap oluyorlardı
Peygambere tabi olan ve müslümanca yaşamak için her şeyini feda etmeye hazır bu insanlar imanlarından dolayı zulüm görmeyeceklerini bildikle
r
i Habeşistan gibi uzak ve yabancı bir diyara hicret etmek zorunda kalmışlardı
Ancak bu hicret Mekke'de dayanılmaz baskılardan bunalan Müslümanların bir an olsun rahatlayabilmeleri için, geçici bir çözüm olarak düşünülmüştür
Bu arada kendisine iman etmedi
ği halde Resulullah (s
a
s)'i müşrik zorbaların bütün saldırılarına karşı korumayı, her türlü zorlama ve tehditlere rağmen sürdüren amcası Ebu Talib vefat edince onun yerine Haşimoğullarının başına İslâm'a karşı en acımasız kimselerden biri olan Ebu Leheb
geçmişti
Artık Resulullah için Mekke yaşanmaz bir hale gelmişti
O, Mekke'de ilâhî merhamete karşı, kalpleri mühürlenmiş müşriklerin her gün değişik türde saldırılarına maruz kalıyordu
Bunun üzerine o, kendisinin tebliğine kulak verebilecek başka toplul
u
klara yönelmek zaruretini hissetmişti
Bunun için ilk önce Taif'e gitmiş, ancak orada kimseye birşey dinletemediği gibi, taşa tutulmuştu
O, Mekke'den ayrıldığı zaman Ebu Leheb onu "toplum dışı" ilân ederek tekrar Mekke'ye dönmesini de engellemek istemişt
i
Bu durumda birilerinin ona eman hakkı tanıması gerekiyordu ki, Mekke'ye girebilsin
Kendisini himayesi altına almak için müracat ettiği üçüncü kimse olan Mut'im İbn Adiyy bu isteğini kabul etmiş ve tekrar Mekke'ye geri dönebilmişti
Tevhidî gerçekleri t
e
bliğ görevine başlamasından sonra çektiği onca ızdırablara ve her geçen gün sistematik bir şekilde zorlaşan güçlüklere ve kavminin azgınlıklarına rağmen o, Allah'ın kelimesini yüceltmek için yılmadan ve hiç bir tehlikeden korkmadan sarsılmaz bir kararlılı
k
la mücadelesini sürdürmüştür
Resulullah (s
a
s), tevhid akidesini insanlara tebliğ etmede; Mekke panayırlarına ticaret ve cahilî âdetler üzere haccetmek için gelen yabancıları hedef almaya yöneldi
Onlara Allah Tealâ'nın kendisine vadettiği gerçekleri bildirerek, kendisine sahip çıkmalarını istiyordu
Resulullah onlara şöyle diyordu: "Beni himayeniz altına alın ve benim sözlerimi dinleyin; görürsünüz ki, İran ve Bizans İmparatorluklarının sahip ve efendileri sizler olursunuz"
Ancak o, girdiği onbeş çadır
d
an da red cevabı alarak kovulmuştu
Neticede Allah Tealâ'nın takdir ettiği ve hidayetine lâyık gördüğü bir grubu Akabe mevkiinde İslâm'a davet ettiğinde, onlar hiç tereddüt göstermeden iman etmişlerdi
Altı kişilik bu küçük topluluk, Medine'de sürekli müc
a
dele halinde olan iki rakip kabileden Hazrec kabilesine mensup kimselerden oluşuyordu
Bu altı kişi memleketlerine döndüklerinde, büyük bir heyecanla iman ettikleri yeni tevhidî dinlerini diğer insanlara anlatmaya koyulmuşlardır
Bir sonraki yıl yine Akab
e
mevkiinde Resulullahla buluşan on iki Medineli'den onu Hazrecli ve ikisi de Evs kabilesindendi
İşte bu buluşmadadır ki, Medine döneminin temellerini oluşturan ve tarihe birinci Akabe bey'atı olarak geçen bey'at gerçekleşmişti
Resulullah (s
a
s), onlara
dinin bir takım temel prensiplerini bildirmiş ve bunlara uymaları konusunda onlardan kesin söz almıştı
Resulullah (s
a
s), İslâm'ı öğretmek için Mus'ab b
Umeyr'i onlara hoca tayin ederek Medine'ye göndermişti
Bir yıl sonra Mus'ab, Resulullah'a sunduğu
r
aporunda Medine'de İslâm'ın konuşulmadığı bir evin kalmadığını bildiriyordu
Birinci Akabe Bey'atin'den bir yıl sonra, yine aynı mevkide bu sefer, ikisi kadın yetmiş üç kişiden oluşan Medineli müslümanlarla buluşmuş ve İkinci Akabe Bey'ati olarak adlandırılan bey'at gerçekleştirilmişti
Bu bey'atla Resulullah Medinelilere, Medine'ye hicret etmek istediğini bildirmiş ve kendisini bütün düşmanlarına karşı koruyacaklarına ve emrinden ayrılmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istemişti
Medineli müslümanla
r
, Resulullah (s
a
s)'i savaşta ve barışta, her türlü tehlike ve tehditlere karşı koruyacaklarına dair söz vermişlerdi
Resulullah (s
a
s), Medine'de oluşan İslâm cemaatini teşkilatlandırmak maksadıyla her sop için bir başkan seçmiş ve bunların hepsine birden, Es'ad İbn Zürâre'yi başkan tayin etmişti
Bu bey'attan sonra Resulullah (s
a
s)'a Medine'ye hicret emri verildi (Buharî, Menâkibul-Ensar, 45)
Bunun üzerine Mekke'de bulunan müslümanlar küçük gruplar halinde Medine'ye gitmeye başladı
Kısa zaman sonra Mekke'de, yakınları tarafından engellenen kimseler ve Resulullah (s
a
s), Hz
Ebu Bekir ve Hz
Ali'den başka kimse kalmamıştı
İslam'ın bu şekilde Mekke dışına taşması, Mekke şehir devletini idare edenleri tedirgin etmişti
Çünkü onlar, Resulullah (s
a
s)
'
ın Medine'de meydana getireceği gücün ileride kendi müşrik yönetimlerine son verecek bir duruma gelmesinden korkuyorlardı
Zaten Hicret, Müslümanlar için bir kaçış değildir
Zira onlar Allah'tan başka korkulacak bir gücün varlığına inanmıyorlardı
Onlar,
A
llah ve Resulünün emrettiklerine uyarak dinleri uğruna her şeylerini feda etmişlerdi
Bu hicret, Allah Teâlâ'nın tesbit etmiş olduğu bir hareket stratejisinin uygulanmaya konmasından başka bir şey değildir
Tehlikenin boyutlarını kavrayan Mekke müşrikleri, önemli kararlarını almak için toplandıkları bir meclis olan Darü'n-Nedve'de bir araya gelerek Resulullah'ı öldürme kararı almışlardı
Ancak onlar, Allah Tealâ'nın Resulünü korumakta olduğundan habersizdiler
Onların kurduğu komplo hiç bir işe yaramamış,
R
esulullah (s
a
s), Hz
Ebu Bekir (r
a) ile yaptığı tehlikeli bir yolculuktan sonra Medine'ye ulaşmıştı
O, ilk önce Medine'nin girişinde Kuba köyünde konaklamış ve burada bir mescit inşa etmişti
Kuba'da birkaç gün dinlendikten sonra Medine'ye hareket eden
Resulullah (s
a
s)'i Medineli müslümanlar büyük bir coşku içerisinde karşılamış ve herkes, onu evinde konaklama şerefine nail olmak için yarışa girmişlerdi
O, başını boş bıraktığı devesinin çöktüğü boş arsaya en yakın olan Ebu Eyyub el-Ensarî'nin evine
y
erleşmişti
Resülullah (s
a
s)'in Kübaya ulaşmasıyla İslâm vahyinin Mekke dönemi olarak adlandırılan ve kendine has bir özelliği olan dönemi kapanıyor ve İslâm'ı insanlara ulaştırıp, onların müşrik zorbaların tahakkümünden ve şirkin karanlığından kurtarmak için kuvvetin teşkilatlandırılıp, devlet şekline sokulmasıyla birlikte Resulullah (s
a
s)'in vefatına kadar on sene sürecek olan yeni bir dönem başlıyordu
Dantel
Mumsema
Frmacil
22-04-2007
#
2
Profil Bilgileri
Kobe23
--->: Medİne DÖnemİ
İLK YAPILAN MESCİD
Resulullah (s
a
s)'in ilk işi devesinin çöktüğü arsayı sahiplerinden satın alarak buraya bir mescit inşa etmek olmuştur
Mescid-i Nebî adı ile anılan bu mekânın İslâm devletinin oluşumu ve yönetilmesinde gördüğü fonksiyon oldukça büyüktür
MESCİDU'N-NEBEVİ
Resulullah (s
a
s)'ın Medine'ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği mescit
Bu mescit, Mescid-i Resul, Mescid-i Şerîf, Mescid-i Saadet ve Mescid-i Nebevî adlarıyla da anılmaktadır
Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir
Resulullah (s
a
s), Hicret yolculuğunda kısa bir müddet Medine'nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı
Bu esnada Kuba mescidi adıyla bilenen mescidi inşa ettirmişti
Buradan yola çıkıp, Medine'ye girdiği zaman, Resulullah (s
a
s), misafir edip ağırlama şerefine nail olabilmek için herkes birbiriyle
yarışa girmişti
Kendisini davet edenlere Resulullah (s
a
s); "Bırakın deve serbestçe yürüsün
O bizi Allahın razı olacağı bir yere kadar götürecektir" diyordu
Deve bir süre yürüdükten sonra, iki yetim kardeşe ait boş bir arsaya çöktü
Buraya evi en yakı
n
olan Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah (s
a
s)'ın eşyalarını alıp sevinçli bir halde evine taşıdı (bk
Hicret mad
)
Resulullah (s
a
s)'ın devesinin çöktüğü bu arsa sahipleri olan Neccaroğullarından Sehl ve Suheyl hibe etmek için ısrar ettilerse de Resulullah (s
a
s) bunu kabul etmedi ve on dinar gibi sembolik bir meblağ karşılığında burayı satın aldı
Bu bedeli Hz
Ebu Bekir (r
a) ödedi
İbn Sa'd, Resulullah'ın Medine'ye hicretinden önce Esad ibn Zurare'nin arkadaşlarıyla burada namaz kıldığını, ayrıca cuma namazlarını da burada kıldırdığını nakletmektedir
Etrafı çevrili olan bu arsanın hemen bitişiğinde, cahiliye insanlarının gömülü bulunduğu bir mezarlık vardı
Resulullah bu mezarlığın kaldırılmasını istedi
Böylece mescidin inşa edileceği arsa genişleti
l
miş oldu
Ayrıca burada bulunan su birikintisi de yok edildi (Nesaî, Mesâcid, 12; İbn Sa'd Tabakatül-Kübrâ, Beyrut, t
y, I, 239)
Bu arsa üzerinde hemen bir mescit bina edilmeye başlandı
Ensar, Muhacir ve diğer gönüllü kimselerin de katıldığı kalabalık bir işçi-usta topluluğu tarafından yürütülen çalışmalar sonunda mescit, kısa sürede bina edildi
Resulullah (s
a
s) çalışmaları idare edip, mescidin kıble tarafındaki temellerinin atılması ve diğer planlamaları yapmakla yetinmeyip, çalışmalara bir işçi gibi
taş, kerpiç taşıyarak katılmıştır
O, bu çalışmalar esnasında şu beyitleri söylüyordu: "Allahım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur
Ensara ve muhacirûna mağfiret et" (İbn Sa'd a
g
e
, I, 239-240)
Temeller toprak seviyesine kadar taş, zeminden yukarısı ise kerpiç kullanılarak bina edildi
Temel yaklaşık olarak bir buçuk metre derinliğinde açılmıştı
Eni-boyu yüzer zıra (bir zıra =kırkbeş santim) olmak üzere, kare şeklinde inşa edilen mescidin mihrabı Beytu'l-Makdis yönüne denk düşecek şekilde kuzey duvarında işaretlenmişti
Üç tane kapıdan biri güney tarafındaki arka duvarda, ikincisi batı tarafındaki duvarda, üçüncüsü ise Resulullah (s
a
s)'in hücrelerinin bulunduğu doğu tarafında idi
Bu kapıya Cibril kapısı denirdi
Resulullah (s
a
s), ilk önceleri bir
hurma kütüğü üzerine çıkarak hutbe okurdu
Bir zaman sonra bizzat Resulullah (s
a
s)'ın isteği veya ashabın, cemaatın kalabalıklaştığını ve arkadakilerin hutbe okurken onu göremediklerini bildirmeleri üzerine, bir kaç basamaklı bir minber yapılarak, mesc
i
te yerleştirildi (Buhârî, Cuma, 26; İbn Sa'd, a
g
e
, I, 250-251)
Hicretten on altı ay sonra Kıblenin yönü Beytullah tarafına çevrildiği zaman, güneydeki kapı kapatılarak, burası mihrab yapıldı, Kuzeydeki duvarda da bir kapı açıldı
Mescitte namaz kılınan yerin üzeri açıktı
Ancak mescitin ortasında, hurma ağacından yapılan direkler üzerinde, hurma, dal ve yapraklarından bir gölgelik yapılmıştı
Mescitin doğu tarafında duvara bitişik olarak Resulullah (s
a
s)'in hanımları Hz
Âişe (r
anh) ve Hz
Sevde (r
anh) için, iki oda inşa edilmişti
Ayrıca yine mescite bitişik olarak, gündüzleri bir eğitim-öğretim yeri, geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için "Suffa" denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti
Resulullah (s
a
s)'e ait odalara, zama
n
la yedi oda daha eklenerek oda sayısı dokuza çıkmıştır
Bunların hepsi kerpiçten idi (İbn Sa'd, a
g
e
, I, 499)
Medine'de inşa edilen bu mescit aynı zamanda, kurulan İslâm devletine ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü bir merkez niteliğinde idi
Resulullah, ashabıyla orada istişare eder, savaş ve barış kararlarını orada alır, elçi heyetlerini orada kabul eder, savaşa çıkacak orduları orada techiz ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler orada çözüme kavuşturulur, hatta gerektiği
n
de suçlular ve esirler bağlanmak suretiyle orada hapsedilirdi (Nesei, Mesâcid, 20)
Eğitim-öğretim faaliyetleri, mescitin "Suffa" denilen kısmında yerine getiriliyordu
İslâm ümmetinin nüvesini oluşturan Ashab ve seçkin sahabe âlimler, İslâmda ilk üniversite sayılabilecek bu mekanda yetişmişlerdi
İslâm'ın esaslarını öğrenmek üzere Medine dışından gelenler için aynı zamanda bir yatakhane vazifesi görüyordu (İbn Sa'd a
g
e
, 255)
Bir defasında, Temim kabilesine mensup yetmiş kişi burada barındırılmış idi (
Ahmed b
Hanbel, III, 371)
Resulullah (s
a
s), burada bizzat dersler veriyordu
Ancak, yeni gelen ve başlangıçta olan öğrencilere okuma yazmayı ve Kur'an-ı Kerim'i öğreten diğer öğretmenler de bulunmakta idi
Medine'den ve uzak yerlerden olmak üzere burada okuyan öğrencilerin dört yüz kişi gibi bir sayıya ulaştığı oluyordu
Burada barınanların ihtiyaçlarının büyük bir bölümü, cömert sahabeler tarafından karşılanmaktaydı (M
Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1980, II, 832)
Medine'de bir evi ve ailesi
olmayan fakir kimseler de Suffa'da yatıp kalkıyor, ihtiyaçlarını buradan sağlıyorlardı (İbn Sa'd a
g
e, 255)
Mescid-i Nebevi, ilk inşa edilişinden sonra bir takım genişletme faaliyetleri gördü
Hayber'in fethinden sonra Resulullah (s
a
s), mesciti bir miktar genişletmişti
Resulullah (s
a
s), vefatından kısa bir müddet önce, Hz
Ebu Bekir'in kapısı hariç odalardan mescite açılan bütün kapıları kapattırmıştı (Buhari, Ashab, 3)
Resulullah (s
a
s) vefat ettiğinde Hz
Âişe (r
anha)'ye ait odada defnedilmişti
r
İlk ciddi genişletme, Hz
Ömer (r
a)'in hilâfeti zamanında yapıldı
Güney tarafından beş, Batı ve Kuzey taraflarından da onar metre ilave yapıldı
Doğu tarafına ilâve yapılmadı ve Resulullah (s
a
s)'ın hanımlarının odaları olduğu gibi kaldı
Kuzey, doğu ve batı duvarlarında ikişer tane olmak üzere, kapı sayısı altıya çıkarıldı
Hz
Ebu Bekir ve Hz
Ömer vefat ettiklerinde Peygamber (s
a
s)'ın yanına defnedilmişlerdir
Hicretin yirmi dokuzuncu yılında Hz
Osman (r
a), mesciti yeniden inşa ettirdi
Duvarları süslü taş ile yeniden örüldü
Taş sütunlar kullanılarak mescitin bir kısmının üzeri kapatıldı
Kapılarının sayısında bir değişiklik yapılmadı
Bu yenileme ile mescitin genişliği yüz elli zıra, uzunluğu ise yüz altmış zıra'a çıkmıştır (İbnu'l-Esîr, el-Kâ
mil fi't-Tarih, III,103; Suyütî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 173)
Emevîler zamanında, Medine Valisi Ömer b
Abdülaziz eliyle mescit yeniden inşa ettirildi
Hicrî seksen sekiz'den, doksan bire kadar süren çalışmalarla mescit, doğu, batı ve kuzey yönlerinden genişletilmişti
Peygamber (s
a
s)'in hanımlarının odaları Mescide katılmıştır (İbn Sa'd, a
g
e
, I, 399)
Resulullah (s
a
s)'in kabr-i şerifleri Hz
Âişe (r
anh) validemizin odasında bulunduğu için bu odanın sadece bir bölümü mescite dahil edildi
Mesc
itin duvarları taş ve kerpiç kullanılarak yapılmış ve mermerlerle kaplanarak süslenmişti
Tavanı da Hindistan'da yetişen saac ağacı ile örtüldü ve altın suyu ile yaldızlandı
Bu yenileme ile mescitin uzunluğu ikiyüz zıra, genişliği de yüz altmış yedi zıra
çıkmıştır
Sütunları mermerden yapılarak, sütun başlıkları altınlarla süslendi
Eyvanların yapımında taşlar kurşun kullanılarak birbirine geçirilip sağlamlaştırıldı
Ravza-ı Mutahhara (Resulullah (s
a
s)'nın kabrinin bulunduğu yer)'ın tavanı saac ağacı il
e
örtülerek yazılarla süslendi
İlk olarak mihrab ve dört tane de minare yapıldı
Abbasîlerden el-Mehdî, Hicrî 162-778'de kuzey tarafından genişleterek, üç yıl süren çalışmalarla mesciti yeniledi
Yine 202 (817) yılında Me'mun, mesciti tekrar restore ettird
i
576 (1180) yılında en-Nasır Lidinillah, Resulullah (s
a
s)'den kalan değerli eşyayı muhafaza etmek için mescitin sahnında kubbeli bir oda yaptırdı
Hz
Âişe (r
anh)'ın sakladıklarından bulabildiklerini buraya koydu
Bunlar; Resulullah (s
a
s)'ın vefat ettiği zaman giymekte olduğu çuhadan yapılmış rida ve izar, atlas kumaş ile işlemeli şal bir cübbe, Bürde-i Saadet, seccade, sancaklar, bir kısım resmi evrak ve Ashabdan bazılarına ait bir takım eşyadan ibaretti
654 (1256) yılının Ramazan ayının ilk cuma günü, kandilleri yakan kandilcinin ihmali, kutsal emanetlerin korunduğu sahndaki kubbeli oda hariç, mescidin tamamen yanmasına sebep olmuştu
Abbasîler'den el-Mu'tasım, 655 (1257) yılı hac mevsiminde ustalar ve malzeme göndererek mescitin yeniden inşa edil
m
esini sağladı
Yemen Meliki Muzaffer ve Mısır Meliki Nureddin Ali İbn Mu'iz'in de iştirak ettiği bu çalışmalarla hücre-i nebeviye ve duvarların bir kısmı yeniden yapılmıştı
Melik Muzaffer, Yemen'de yaptırdığı sanat değeri çok yüksek bir minberi de Mescit
e
yerleştirmişti
Ancak, imar işi tamamlanamamıştı
685 (1295)'de Baybars, yarım kalan inşaatı tamamladı ve küçük bulduğu Melik Muzaffer'in minberini kaldırarak yerine, Mısır'dan getirttiği daha büyük ve sanat bakımından daha zarif bir minberi yerleştirdi
886 (1481) Ramazanının 13
günü minarelerden birine isabet eden yıldırım, mescitin yanarak, duvarlarının yıkılmasına sebep oldu
Minber, mushaflar ve kitapların tamamı yandı
Ravza-ı Mutahhara ve sahndaki kubbeli oda bu yangından zarar görmemişti
Mısır Memlûk Sultanı Eşref Kaytabay, Emir Sankar el-Cemalî'yi kalabalık bir usta kafilesiyle Medine'ye gönderdi
Mescit biraz genişletilerek duvarlar ve minberler yeniden inşa edildi
Mihrabı da biraz genişleterek, üzerini, çevresindeki direklerin başlıklarına oturtulan bir Kubbe ile kapadılar
Ravza-ı Mutahhara'nın duvarları üzerine de bir kubbe oturttular
Bunun üzerini de sütunların taşıdığı diğer bir kubbe ile kapadılar
Sonra, Ravza-ı Mutahhara ile kıble duvarı arasına, etrafını üç küçük kubbenin çevrelediği
b
üyük bir kubbe yapıldı
Yapılan diğer bazı kubbelerle de mescitin bir kısmı örtülmüş oldu
Yeniden yapılan mihrap, renkli mermerler ile süslendi
Rahmet kapısının yanında Medrese-i Mahmudiye adıyla anılan bir medrese inşa edildi
Kaytabay, yapılan bu işle
r
için yüzyirmibin dinar tahsis etmişti
Osmanlılar döneminde Mescid-i Nebevî'nin bakımı titizlikle yerine getirilmiş ve tezyin edilmiştir
I
Mahmud, Ravza-ı Mutahhara'nın üzerinde bulunan kubbeyi yenileyerek, koyu yeşile boyadı
Bundan dolayı bu kubbe, Kubbetu'l-Hadra (yeşil kubbe) adıyla anılır
Mısır valisi Mehmed Ali Paşa da Mescid-i Nebevi'de birtakım restorasyon çalışmaları yapmıştır
Mescit, Abdulmecid tarafından yeniden inşa edilmiştir
Abdulmecid'in bu iş için seçtiği ustalar, Akik vadisinde bulun
a
n Hedab denilen kayadan sütunlar ve taşlar kestiler
Mesciti parça parça inşa etmeye başladılar
Yani bir kısmını yıkıyor, yerini hemen yapıyorlardı
1849-1861 yılları arasında on iki şene süren inşa çalışmaları ile mescit yeni baştan inşa edildi
Mayıs 1953'te başlatılan diğer bir çalışma ile, ön kısmı hariç yeni baştan inşa edilerek bugünkü hale getirildi
İlk imar edildiğinde yaklaşık 2475 m
kare büyüklüğünde olan Mescid-i Nebî, tarih boyu süren çeşitli inşa faaliyetleri sonunda 12271 m
kare genişliğe
ulaşmıştır
Bugün ise yeniden büyük genişletme çalışmalarıyla bu alan birkaç katına çıkarılacak şekilde büyütülmüş bulunmaktadır
Mescid-i Nebevî'nin Fazileti
Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra, yeryüzündeki mescitlerin en faziletli
sidir
Bu konuda Resulullah (s
a
s)'den bir çok hadis varit olmuştur
Mescid-i Nebî'de, bir bölüm vardı ki, Resulullah (s
a
s) burayı Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak nitelemiştir
Ayrıca minberini de aynı şekilde vasıflandırmıştır
Bir hadiste şöyle
denilmektedir:
"Resulullah, bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe okurdu
Ashabdan biri şöyle dedi: "Ya Resulullah! Senin için bir şey yapalım ki, cuma günü üzerine çıktığın zaman insanlar sizi görsün ve hutbenizi duyabilsinler" dedi
Bunun üzerine Resulullah; "olur" dedi
Üç basamaklı bir minber yapıldı
Daha önce yaslanıp hutbe okuduğu kütüğü geçince, kütükten on aylık gebe devenin inlemesi gibi iniltiler gelmeye başladı
Resulullah onu eliyle meshetti ve ses kesildi (Buhârî, Cuma, 26; Nesaî, Cuma, 17; İbn
Mâce, İkame, 199; İbn Sa'd, a
g
e
,I, 239-254)
Resulullah (s
a
s), bu minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti:
"Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir (Ahmed b
Hanbel, II, 36, 450, 534; V, 41)
Diğer bir hadis de; "Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir" (Ahmed b
Hanbel, II, 236) şeklindedir
Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır: "Minberimin ayakları
Cennet üzerindedir" (Ahmed, b
Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8)
Bu hadisler, Mescid-i Nebevî'nin, Resulullah'ın minberi de dahil olmak üzere, minberi ile evi arasında kalan bölümün Cennet bahçelerinden birisi hükmünde olduğunu teyit ederek ortaya koymaktadır
Buna göre, burada bilinçli bir şekilde bulunan, namaz kılan veya başka bir ibadetde bulunan, yaptığı şeyleri Cennet bahçelerinden birinde yapmış gibidir
Yeryüzünde namaz kılmak ve ziyaret etmek maksadıyla yolculuğa çıkılabilecek üç mescitten birisi Mescidi Nebî'dir
Bir hadis-i şerifinde Resulullah (s
a
s) şöyle buyurmaktadır: "Üç mescitten başka bir yere (ibadet etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz: Mescid-i Horam, Mescid-i Aksa ve Benim mescidim" (Buharî, Fedâilü's-Salat, 1, 6)
Mes
cid-i Nebî'de kılınan namaz, diğer mescitlerde kılınan namazlardan çok daha faziletlidir
Sa'd ibn Ebi Vakkas (r
a)'dan Resulullah (s
a
s)'ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir: Mescitimde namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin rekât
namazdan daha hayırlıdır" (Ahmed b
Hanbel, I,184); Başka bir rivayette "daha faziletlidir" (Hanbel, I, 16; Nesai, Mescid,4) buyrulur
Bunun içindir ki, hac farizasını ifa etmek için bu topraklara yönelen insanlar, bir müddet Medine'de kalarak Mescid-i Nebî'de ibadet etmenin güzelliklerinden faydalanmaya çalışırlar
Namazın dışında, diğer hayırlı ameller için de Mescid-i Nebevî üstün bir mahaldir
Orada yapılan her ibadet kat kat fazlasıyla mükafatlandırılır
Bunun böyle olduğunu vurgulamak için Resulullah (s
a
s) bir hadisinde, Allah yolunda cihat ile kıyas yaparak şöyle buyurmaktadır: Mescitime bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelen, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir
Bunun dışında gelen, başkasının kazancını seyreden kimseye benzer" (Ahmed b
H
anbel, II, 418)
Resulullah (s
a
s), Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa yanında kendi mescidinin konumunu bildirmek maksadıyla şöyle demiştir: Ben peygamberlerin sonuncusuyum
Mescitim de mescitlerin sonuncusudur" (Nesaî, Mesâcid, 7)
Bu hadisler, zikredilen bu üç mescitin dışında inşa edilecek hiç bir mescitin, diğerlerinden farkı olmadığını ve fazilet bakımından birbirine denk olduğunu da ortaya koymaktadır
Resulullah (s
a
s), Medine'ye hicret ettiği zaman, burada Mekke'deki gibi bir devlet yoktu
İki büyük Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec'den başka, varlıklarını bu kabileleri birbirine karşı çatıştırarak sürdüren Benu Kaynuka, Benu Nadr ve Benu Kureyza adlarında üç yahudi kabilesi bulunmaktaydı
Ayrıca bu yahudi kabileler
i
arasında da bir birlik yoktu
Bu anarşi ortamı herkesi bıktırmış olduğu için, bütün kabileler Abdullah İbn Ubeyy'in Medine'de Kral ilân edilerek bir devlet otoritesinin kurulması yolunda bir karar üzerinde anlaşmalarını sağlamıştı
Hatta bunun için bir k
r
allık tacının yapılması için de sipariş bile verilmişti
Ancak henüz devlet teşekkül etmiş değildi
Bu durum Resulullah'ın işini kolaylaştırıyordu
O, ilk iş olarak, yahudiler ve diğer müşrik Araplar da dahil herkesi toplayarak hazırladığı anayasa çerçeve
s
inde bir devlet kurulmasını sağlama yoluna gitti
Elli iki maddeden oluşan anayasa, herkesin hak ve sorumluluklarını belirtirken aynı zamanda idarenin müslümanların elinde olmasını öngörüyordu (bu anayasanın maddeleri için bk
Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul 1980, I, 220 vd
)
Medine'de müslüman nüfus azınlıkta olmasına rağmen, kurulan devlet bir İslâm devleti niteliğinde olup, bunun tabii başkanı da Resulullah (s
a
s)'dir
Daha önce Medine'de bir devlet yapısının olmayışı, Resulullah (s
a
s)'ın İslâm devletini kurup hiç kimse ile bir çatışmaya girmeden onu istediği gibi teşkilatlandırmasını kolaylaştırmıştı
Ancak İslâm devletinin kurulmasıyla krallığı suya düşen Abdullah İbn Ubeyy zahiren iman etmiş gözükerek, Medine İslâm devletini sabote
etmek için var gücüyle çalışıyordu
Münafıkların lideri konumunda bulunan İbn Ubeyy, Medine dönemi boyunca, müslümanları sıkıntıya sokan etkili nifak hareketlerinin tezgâhlanmasında oldukça büyük rol oynamıştır
Mekke'den her şeylerini terkederek Allah yol
unda hicret eden muhacirlerin Medine'deki yaşayışlarını kolaylaştırmak ve sosyal hayata adapte etmek için Resulullah (s
a
s), her bir muhaciri bir Ensarla kardeş ilân etmiş ve bu kardeşlik birbirine mirasçı olmak kadar ileri götürülmüştü
Bu olay tarihe "
M
uahat" * adıyla geçmiş ve Ensar'ın Allah yolunda, din kardeşleri için hiç tereddüt etmeden ne kadar büyük fedakârlıklarda bulunduklarını ortaya koymuştur
Artık, Mekke'de sadece bir cemaat statüsünde olan müslümanlar Medine'ye hicretle devletlerini kurmuş, bu da İslâm'ın tebliğ stratejisinde önemli değişiklikleri beraberinde getirmişti
Mekke döneminde savaş ferdi olaylara itiraz edilmemekle birlikte genel anlamda yasaklanmıştı
Bu dönemin tabiatı bunu gerektirdiği için Allah Tealâ, onca işkence ve saldırı
l
ara rağmen müşriklere karşı silahla karşılık verilmesine izin vermemişti
İkinci Akabe Bey atının peşinden, Ensar'dan Abbas ibn Ubade; "Ya Resulullah, izin ver sana eziyet eden müşrikleri kılıçtan geçirelim" dediğinde Resulullah (s
a
s): Henüz bununla emrolunmadık, arkadaşlarınızın yanına dönün" buyurmuştu (Ahmet b
Hanbel, III, 462)
Hicretle birlikte, devletin kurulmasından hemen sonra, Allah Teâlâ inananlara İ'lay-ı Kelimetullah için kıyamete kadar sürecek cihatın kapısını açıyordu: "Zulme uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir
Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir" (el-Hac, 22/39)
Mekkeli müşrikler, hicretten sonra, kendileri açısından durumun vahametini anladıkları için Medineliler'den, Resulullah (s
a
s)'i öldürmeleri, en azından Medine'den sürmelerini istiyorlardı
Bu yapılmadığı takdirde Medine'yi işgal edecekleri tehditlerini savuruyorlardı
Resulullah (s
a
s), Medine'deki küçük müslüman toplumu teşkilatlandırmaya gayret gösterirken, sınırları tespit edilmiş ve henüz bir şehir devleti niteliğindeki bölgenin dışında kalan gayrimüslim kabilelerle ittifak veya saldırmazlık antlaşmaları yaparak dışardan gelebilecek bir tehlikeyi karşılayacak bir ortam hazırlamaya çalışıyordu
Ancak burada önemli o
l
an husus, müslümanlar, planlarını savunmaya değil, İslâm tebliğinin aktif olarak diğer insanlara da ulaştırılması üzerinde yapıldığıdır
Bunun için askerî gücün kaçınılmazlığı açıktır
Bundan dolayıdır ki Hicret, sadece Mekkeli müslümanların Medine'ye int
i
kali ile sınırlı tutulmamış, nerede olursa olsun iman eden herkesin Medine'ye hicreti farz kılınmıştır
Mekke'nin fethine kadar geçerli kalan bu hüküm, Mekke'nin fethiyle artık gerek kalmadığı için kaldırılmıştır
Resulullah (s
a
s), siyasî, sosyal ve ciha
tla alakalı inen ayetleri, Mescid-i Nebi'de ashabına öğretiyor, ayrıca Mescid-i Nebi'ye eklenen ve İslâm öğretiminin ilk üniversitesi mahiyetiniz olan Suffa'da yetişmiş ashabın katılımıyla bu eğitim faaliyetleri bütün müslümanları kapsayacak şekilde yerin
e getiriliyordu
Bu teşkilatlanma ve eğitim çalışmaları yanında İslâm devletinin en önemli düşmanı olan Mekkeli müşrik güçlere karşı silahlı bir faaliyetin hazırlıkları da yapılıyordu
Resulullah (s
a
s), Hicretten yedi ay sonra, Mekkeli müşriklere ait ve başında Ebu Cehil'in bulunduğu bir ticaret kervanını vurmak için Hz
Hamza komutasında otuz kişilik bir birliği Medine'den yola çıkardı
Ancak her iki tarafın da müttefiği olan Mecdi b
Amr'ın araya girmesiyle, savaş pozisyonu alan kuvvetler savaşmadan ayrılmışlardı
Bu olaydan bir ay sonra, altmış kişilik bir kuvveti Ubeyde b
el-Haris komutasında yine Mekke kervanının yolunu kesmek için göndermişti
Seniyyetül-Murre mevkiinde karşılaşan kuvvetler arasında yine ciddi bir çatışma meydana gelmemişti
Bununla birlikte, Mekke müşrikleri ile müslümanlar arasında tam bir savaş hali yaşanıyordu
Bunun için, bu kervanlara yapılan saldırılar, basit birer yol kesme hareketi değildi
Müşriklere ait ticaret kervanlarının İslâm devletinin nüfuz bölgelerinden geçmesi eng
e
llenerek, savaş halinde bulunan güçlerin ekonomilerinin çökertilmesi hedefleniyordu
Ayrıca bu küçük çaplı askerî operasyonlarla müslümanların savaş yeteneklerinin geliştirilmesi ve tecrübe kazanmalarını sağlayarak, ilerdeki büyük savaşlar için İslâm ordu
s
unun alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyordu
Hicrî birinci senenin sonunda Sa'd b
Ebi Vakkas komutan tayin edilerek, yirmi kişilik bir kuvvetle el-Harrar bölgesine gönderilmişti
Ancak, Mekke kervanı bir gün önceden burayı terkettiği için yine bir çatışma
olmadan Medineye dönülmüştü
Hicrî ikinci senenin Şevval ayında, ikiyüz kişilik bir kuvvetle Resulullah (s
a
s)'ın bizzat askerî sefere çıktığı görülmektedir
Bedir yakınlarındaki Vaddan bölgesine kadar giden Resulullah (s
a
s), bu bölgede oturan Benu Damra kabilesi ile bir saldırmazlık antlaşması yapmıştı
Bundan bir ay sonra Resulullah (s
a
s), ikiyüz kişilik bir kuvvetle Medine'nin kuzey batı tarafında bulunan Buvat bölgesine gitti
Mekke kervanlarını sıkı bir takibe alan Resulullah (s
a
s), çıktığı se
f
erler esnasında bir takım kabilelerle
antlaşmalar akdediyor ve Medine etrafındaki kabileleri Mekkeli müşriklere karşı kendi tarafına alıyordu
Bu arada, Şam ticaret yolunun müslümanlar tarafından kontrol altına alınması Mekke müşriklerinin tedirginliğini oldukça artırmıştı
Hicri ikinci yılın Cemaziyel-Ahir ayında, Kurz b
Cabir'in komutasındaki Mekkeli bir birlik Medine'nin dış mahallelerine baskın düzenlemiş ve buraları yağmalamıştı
Medine'ye henüz dönmüş bulunan Resulullah (s
a
s), bu Mekkeli birliği
y
akalamak için peşlerine düştüyse de, kaçıp gittiklerinden onlara yetişmesi mümkün olmamıştı
Bu olay müslümanlar için üzüntü verici olmuştu
Bunun üzerine Mekke'den bir kervanın yola çıktığı haberi alınınca Resulullah (s
a
s), hemen Medine'nin güney batı
t
arafında bulunan Benu Damra arazisine doğru yola çıktı
Burada Müdlic kabilesine mensup olup, hicret esnasında Resulullah (s
a
s)'i yakalamak isteyen, ancak sonra iman eden Suraka Resulullah (s
a
s)'i kabile mensupları ile birlikte büyük bir coşku ile kar
ş
ılamıştı
Suraka'nın müslümanları ağırlaması esnasında Mekke kervanı savuşup gitmişti
Bu sefer esnasında savaşçıların sayısı yüz elli kişi kadardı
Suriye'ye giden kervanın yolunun kesilmesini sağlamak için Resulullah (s
a
s) iki kişiyi istihbarat maksadı ile Suriye'ye göndermişti
Ayrıca oniki kişilik bir birliği Abdullah b
Cahş komutasında, Mekke devletinin müslümanlar hakkında tasarladıkları planları öğrenmek için tehlikeli bi r görevle -Mekke'nin güneyinde,
Mekke ile Taif arasında bir yer olan Nahle
mevkiine gönderdi
Bu birliğin gittiği yerin gizliliğini muhafaza için görevlerini bildiren mühürlü talimatın iki gün yol alındıktan sonra açılması emredilmişti
Bu birlik Nahle bölgesine geldiğinde Mekkelilere ait üzüm ve deri yüklü bir kervanla karşılaş
t
ı
Görevi sadece haber toplamak olan birliğin komutanı Abdullah İbn Cahş, bu kervana saldırı emri vermiş sonuçta bir müşrik öldürülmüş, iki esir alınmış ve kervandaki mallara ganimet olarak el konmuştu
İslâm devletine ait askerî birlikler düşmanla ilk de
f
a ciddi bir çatışmaya girmiş oluyordu
Şam tarafına gitmiş olan kervanın dönüşte ele geçirilmesi için hazırlıklara girişildi
Bu kervanın yakalanması çok önemliydi
Çünkü Mekkeli müşrikler, Medine'de gün geçtikçe güçlenen İslâm devletine nihai darbeyi vurup ortadan kaldırmak için gerekli olan finansı sağlamak gayesiyle Ebu Süfyanın liderliğinde bu büyük kervanı Suriye'ye göndermişlerdi
Bu kervanın dönüş haberi Medine'ye ulaşınca Resulullah (s:a
s), Ebu Lübabe'yi Medine'de vekil bırakarak, Hicri ikinci yılın Ramazan ayında üçyüz kişiden oluşan ashabıyla birlikte yola çıktı
Bunu öğrenen Ebu Süfyan, kervanı kurtarmak için güzergah değiştirirken, aynı zamanda durumu Mekke'ye bildirerek acilen yardım yetiştirilmesini istemişti
Böyle bir fırsatı kaçırmak istemeyen Ebu Cehil Mekke'de dolaşarak halkı galeyana getirmeye çalışıyordu
O, topladığı bin kişilik kuvvetin başına geçerek Medine'ye doğru yola çıkmıştı
İslâm ordusu Zefiran denilen yere geldiğinde, Mekkeliler'in kalabalık bir ordu ile yola çıktıkları haber
i
Peygamber'e ulaşmıştı
Diğer taraftan Ebu Süfyan kervanı kurtarmış ve tehlikeyi atlattığını yola çıkmış bulunan Mekke ordusuna bildirmişti
Ancak Ebu Cehil, yakaladığı bu fırsatı değerlendirmek için yoluna devam etti
Ashabıyla bir durum değerlendirmesi
y
apan Resulullah (s
a
s), onların Allah yolunda savaşmadaki kararlılıklarını görünce kendi ordusundan üç kat daha kalabalık müşrik güçlerle savaş kararı alınarak yola devam edildi
Bedir mevkiine gelindiğinde, vaziyet almış durumdaki düşman ordusuna karşı
mevzilendi
Bu savaş İslâm'ın kaderini belirleyecek bir mahiyet arzetmekte idi
Bu savaş ya kazanılacaktı veya üç yüz kahraman mücahitle birlikte İslâm risaleti tarihe karışacaktı
Durumun ciddiyetini, Resulullah (s
a
s)'in Rabbine yaptığı şu tazarru açıkca ortaya koymaktadır: "Allah'ım, vadettiğin yardımını bugün lütfet
Ey Rabbim, bugün şu küçük ordu yok olup giderse yeryüzünde sana kulluk eden kimse kalmayacak"
Allah Tealâ bu esnada mü'minlere zaferi müjdeleyen şu ayeti vahyediyordu:
"Bütün bu toplananla
r (müşrikler) hezimete uğrayacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır" (el-Kalem, 68/45)
17 Ramazan günü (13 Mart 624) yapılan savaşta Allah Teâlâ'nın vadi gerçekleşmiş ve düşman ordusu büyük bir hezimete uğratılmıştı
Ebu Cehil ve diğer bir grup ileri gelen müşrikler de dahil yetmiş müşrik öldürülmüş, çok sayıda da esir alınmıştı
İslâm ordusunun verdiği şehit sayısı ise on dört kişiydi (bk
Bedir Gazvesi)
Bedir savaşı, Medine İslâm devletinin temellerini sağlamlaştırmış, inananlara büyük moral gücü kazandırmıştı
Artık bu savaşla hak batıla üstün gelmiş, küfrün, şirkin ve putperestliğin yeryüzünden silinip atılması için İslâm cihatı meşalesi tutuşturulmuştu
Bedir'den Medine'ye dönüldüğü zaman, İslâm'a duydukları düşmanlıktan dolayı içlerini kemiren ve müslümanların kazandığı bu büyük zaferi hazmedemeyen ve kahrolan yahudiler, düşmanlıklarını açığa vurmaya ve değişik yollarla müslümanlara sataşmaya başlamışlardı
İffetsiz bir kadın şair olan Asma binti Mervân ile Ebu Afek adındaki yahudi şairler, İslâma karşı haddi aştıkları için öldürülmüşlerdi
Yahudi kabileler içinde düşmanlıklarını ilk önce açığa vuran Kaynuka yahudileri, Bedir zaferini küçümsüyor, sebebini, Mekkeli arapların savaş bilmemelerine bağlayıp; "bizimle karşılaşsalar da savaş nasıl olurmuş gör
s
eler" diyerek müslümanları hafife alıyorlardı
Bir müslüman kadının yahudiler tarafından saldırıya uğraması üzerine çıkan olaydan sonra Resulullah (s
a
s), Kaynukaoğullarına savaş ilân etti
Müslümanlara karşı büyüklenen bu yahudi kabile, tıynetlerindeki korkaklıklarından, sarfettikleri sözleri unutup kalelerine kapanmaktan başka ça! re bulamadılar
Müslümanlarla çatışma cesaretini gösteremeyen Kaynukaoğulları teslim olmaları üzerine Medine'den sürülüp çıkarıldılar (bk
; Kaynukaoğulları)
Gelişen olaylar ç
erçevesinde Allah Teâlâ, sosyal, iktisadî, siyasî konulardaki ayetlerini, hikmetine binaen bir nüzul sebebi çerçevesinde gönderirken, İslâm savaş hukukuna dair teşrii de oluşmaya başlamıştı
İslâm, canlı bir hayat dini olduğu için, inen hükümler hemen top
l
um hayatına yansıtılıyor ve müslümanlar tarafından hazmedilerek, yaşayışlarını onlara göre düzene koyuyorlardı
İslâm tebliğinin Mekke safhası, nasıl ki kıyamete kadar sürecek tevhid mücadelesinde insanlara örnek teşkil etsin diye Allah tarafından o seçki
n
topluluğa yaşatılmışsa, Medine dönemi de, kıyamete kadar müslümanların ferdi yaşayışlarından devlet düzenine kadar her şeyleri için örnek olsun diye, yine o seçkin sahabeler topluluğuna yaşatılmakta idi
Bedir savaşından sonra Resulullah, Mekke müşrikleriyle müttefik konumundaki müşrik kabilelere karşı akınlara girişmişti
Bedir'de müslümanların elde ettiği zafer ve Kaynukaoğullarının ihanetlerine karşılık sürülmeleri, geri kalan yahudileri çileden çıkarmıştı
Bütün peygamberlere ihanet eden bu kavim, Res
u
lullah (s
a
s)
ile yaptığı antlaşmaya aykırı olarak Mekke müşrikleriyle gizliden gizliye komplolar hazırlamaya girişti
Yahudi liderlerinden şair Ka'b b
Eşref, Bedir zaferini duyduğu zaman üzüntüsünden;
"Bugün yerin altı üstünden yeğdir" demiştir
Bu adam Mekke'ye gidiyor ve Bedrin intikamını almaları için onları harekete geçirmeye çalışıyor, yahudilerin kendilerine yardım yapacağına dair taahhütlerde bulunuyordu
Düşmanlıkta alenî davranan ve ileri giden bu yahudi öldürülerek fesatı engellenmişti
Bedir mağlubiyetini bir türlü hazmedemeyen ve öfkeden çılgına dönen müşrikler, intikam almak için hemen hazırlıklara girişmişlerdi
Bedir öncesi, Ebu Süfyan'ın Mekke'ye ulaştırdığı kervandan herkes sadece sermayelerini almış, kervanın 250
000 dirhem tutarındaki toplam kârı ordu teşkilinde harcanmak için ayrılmıştı
Mekke dışındaki bir çok kabileye heyetler gönderilerek para karşılığında asker toplama yoluna gidildi
Ordunun mümkün olduğu kadar büyük ve kalabalık olması gerekiyordu
Zira Medine'ye doğru yür
üme cesaretini ancak bununla kendilerinde bulabilirlerdi
Tags
:
donemi
,
medine
Medİne DÖnemİ ile ilgili Benzer Konular
145 Kez Görüntülendi
Mekke Ve Medıne ' Nın 12 Yıl Sonra Goruntulerı
Mekke Medine Resimleri
İslamİyet Gelmeden Önce / Cahİlİyye DÖnemİ
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:38
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553