FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Kamil iman nedir
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kamil iman nedir ile ilgili Benzer Konular
456 Kez Görüntülendi
ey iman edenler, iman edin…
İman
Ey iman edenler iman ediniz ayetini nasıl anlamalıyız?
İman
Kadere iman farz mıdır? Kader nedir?
İman
kamil iman sahibi bir mümin....
Dini Sohbet
Kâmil iman sahibi miyiz?
Sorular ve Cevaplar
Bunları Unutmayalım
|
Anne Duası-Musa Aleyhisselam'ın Komşusu
Konu Araçları
04-07-2006
#
1
Profil Bilgileri
keremy
Kamil iman nedir
Kamil iman nedir başlıklı yazı Mumsema Kamil iman nedir Forum Alev
KAMİL İMAN NEDİR?
İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler
(Müminun Suresi, 61)
"Kamil" sıfatı, yetkin, eksiksiz, mükemmel anlamlarını taşır
Bu kitapta konu edilen "kamil iman" da, bir insanın ulaştığı imani olgunluğun ve derinliğin en ileri, en mükemmel derecesini ifade eder
Peki bir insanın imanının olgunlaşması, mükemmelleşmesi nasıl gerçekleşir?
"Allah'a iman etmek", kişinin Allah'ın herşeyin tek yaratıcısı, tek sahibi ve tek hakimi olduğunu kavramasıdır
Her insanın O'na muhtaç olduğunu bilip, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak hayatın her anında O'na teslim olmasıdır
"Allah'a teslim olmak" ise, Allah'tan çok korkmakla ve O'na herşeyden ve herkesten çok bağlanıp, O'nu çok sevmekle mümkün olur
Allah'a gerçek anlamda teslim olan bir insan, kendisine yalnızca Allah'ı dost ve veli edinir
Hayatı boyunca karşısına çıkan her olayın Allah'ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilir
Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavrından taviz vermez ve her zaman için Allah'a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olur
Kamil anlamda bir imana sahip olmak için, Allah'ın Kendisi'ni tanıttığı ve kullarından istediklerini bildirdiği Kuran'a eksiksizce uymak gerekir
Bu nedenle mümin, hayatının sonuna kadar Allah'ın tüm emir ve yasakları konusunda son derece titiz davranır
Allah'ın beğendiği ahlak modelini de hiçbir taviz vermeden, ölene dek sabırla uygular
"Kamil iman" sahibi bir müminin güzel ahlakı yaşama konusunda gösterdiği bu sabır oldukça önemli ve belirleyici bir özelliktir
Çünkü kamil iman sahibi bu vasfıyla, insanlar arasında öne çıkar
Daha önce bahsettiğimiz gibi, Kuran'da bu şekilde Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla "yarışıp öne geçenler"den (Fatır Suresi, 32) söz edilir
Ancak Kuran'da "insanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder
" (Hac Suresi, 11) ayetinde belirtildiği gibi, imanın gereklerini yaşamayan kimselerden de bahsedilir
Kamil imanın farkı da bu noktada ortaya çıkar
İmanı içlerine tam olarak sindirememiş kişiler bir ucundan dine yönelirlerken, kamil iman sahipleri Kuran'ı hayatlarının her anında kendilerine vazgeçilmez bir rehber edinirler
Yine aynı şekilde bu samimiyetsiz kişilerin imanları belirli şartlara bağlı iken, kamil iman sahipleri kayıtsız şartsız iman ederler
Şartlı iman eden kişiler, ancak nimet içerisinde olduklarında ve tüm olaylar kendi istedikleri gibi geliştiğinde dine sadık kalır ve güzel ahlakı taklit edebilirler
Ancak nimetlerde bir eksilme olduğunda ya da herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında kolaylıkla din ahlakından taviz verebilir ve sadakatlerini bozabilirler
Kamil iman sahipleri ise, Allah'a olan inançlarında ve sadakatlerinde güzel bir kararlılık gösterirler
Bunun altında yatan asıl sebep, onların "kesin bir bilgiyle" iman ediyor olmalarıdır
"Kesin bir bilgiyle iman etmek", kişinin, Allah'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getirmiş olmasıdır
Kuran'daki "Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar" (Bakara Suresi, 4) ayetiyle de, iman edenlerin bu özelliği vurgulanır
Kamil imanın farklılığı, vicdanın tam olarak kullanılmasıyla kendini belli eder
"Vicdan" her zaman Allah'ın emirleri doğrultusunda kişiyi sürekli olarak doğruya davet eden bir sestir
Kamil iman sahibi her durumda vicdanının sesini dinler
Bu da onun daima Kuran'a uygun ve Allah'ın hoşnut olacağı ahlak ve tavırları ortaya koymasını sağlar
Karşısına çıkan alternatifler arasından en doğrusunu, Allah'ın beğeneceğini umduğu tavrı seçer
Hiçbir zaman için daha azına razı olmaz
Güzel olan tavrı uygularken önüne çıkan zorluklar karşısında yılmaz
Nefsinin istek ve tutkularına yenik düşerek doğru ve güzel olandan taviz vermez
Bu konuyu günlük hayattan bir örnek vererek açıklayabiliriz
Büyük bir fabrikada geniş çapta bir yangın çıktığını düşünelim
Böyle bir durumda fabrika sahibinin karşısına pek çok alternatif çıkar
Söz gelimi fabrikanın yanmasını önlemek için, içeride kalıp, işçileri de seferber ederek yangını söndürmeye çalışabilir
Veya canını kurtarmak için, diğer çalışanlara haber dahi vermeden, bir an önce fabrikayı terk edebilir, ya da yangın çıktığını duyurarak tüm fabrika çalışanlarının hemen dışarı çıkmasını sağlayıp, bir yandan da durumu itfaiyeye bildirerek yardım isteyebilir
Bu alternatiflerin hepsi de bir dereceye kadar makul görünebilir
İşte vicdan, insana içinde bulunduğu şartlarda, bunlar arasından hangisinin gerçekten de en doğru ve en akılcı karar, "Allah'ın rızasını kazanmaya" en uygun davranış şekli olduğunu gösterir
İşte, kamil iman da vicdanın gösterdiği doğru tavır ve davranışı nefsine hiçbir taviz vermeden, kayıtsız şartsız ve içinde hiçbir burkuntu ve pişmanlık duymadan uygulayan kişinin imanıdır
KAMİL İMAN SAHİBİNİN ALLAH İNANCI
Allah'tan Korkup Sakınırlar
Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır
(Enbiya Suresi, 28 )
Allah'ın büyüklüğünü, gücünü ve sonsuz aklını kavramış olan kamil iman sahipleri, Rabbimiz'e karşı "saygı dolu bir korku" duyarlar
Allah'ın Kuran'da haber verdiği, "Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının
" (Teğabün Suresi, 16) emri gereği, bu korkularında bir sınır tanımazlar
Karşılaştıkları her olay, çevrelerinde gördükleri herşey Allah'ın büyüklüğünü takdir etmelerine, imanlarının artmasına, dolayısıyla da korkularının derinleşmesine vesile olur
Böylesine derin bir korku son derece güçlü bir sakınmayı da beraberinde getirir
Bu sakınmanın şiddeti, kişinin Allah'ın tüm emir ve tavsiyelerini titizlikle uygulaması ve O'nun men ettiği şeylerden de şiddetle kaçınmasıyla kendini belli eder
Bir ayette kamil iman sahiplerinin bu tavrı şöyle bildirilir:
Üstlerinden (her an bir azab göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar
(Nahl Suresi, 50)
Allah bir ayette insanların kavrayışını derinleştirecek bir örnek vererek, razı olacağı korkuya şöyle işaret etmiştir:
Şayet Biz bu Kuran'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün
İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz
(Haşr Suresi, 21)
Ayette işaret edildiği gibi, gönülden iman edenlerin Allah korkusu da böylesine şiddetli ve derindir
Kamil iman sahiplerinin Allah korkusu son derece güçlüdür fakat bu, cahiliyenin yaşadığı batıl korkular gibi sıkıntılı bir korku değildir
Bu korku, mümini, kendisini yaratan ve yaşatan Allah'a bağlayan, temelinde derin bir saygı ve içli bir sevgiye dayalı olan bir korkudur
İnsana hayat veren, şevk, heyecan ve azim veren bir korkudur
Aynı zamanda da mümini Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içine girmekten sakındıran, hayır yönünde harekete geçiren, Allah'ın beğendiği ahlakı kazandıran ve bundan dolayı da "manevi haz veren" bir duygudur
Ve bu korku ancak Allah'a duyulan derin sevgi ile birarada yaşanabilir
Kamil iman sahipleri Allah'ı ne kadar çok seviyorlarsa, O'ndan o kadar da çok korkarlar
Bu iki kavram her an eşit bir denge içerisinde yaşanır
Ve bunlar, kamil iman sahiplerinin imanlarının en önemli göstergelerindendir
Kamil iman sahiplerinin Allah'tan içleri titreyecek kadar güçlü ve saygı dolu bir korkuyla korkmalarına vesile olan ise Allah'ı gereği gibi takdir edebilmeleridir
Allah'ın Kahhar (kahreden, herşeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim), Muazzib (azaplandıran), Müntakim (intikam alan), Saik (cehenneme süren), Müzil (zillete düşüren, hor ve hakir eden) sıfatlarını bilen müminler, Allah'ın hem dünyada hem de ahirette, dilediği an, dilediği kimseye, dilediği azabı verebileceğini bilirler
Bu azaptan ancak gereği gibi korkup sakınanların kurtulabileceğinin de bilincindedirler
Bu yüzden de başka hiçbir şeyden değil, yalnızca tüm gücün sahibi olan Allah'tan korkarlar
Allah'ı Herkesten ve Herşeyden Çok Severler
"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir
(Al-i İmran Suresi, 173)
Kamil iman sahiplerinin Allah korkuları gibi Allah'a olan sevgileri de çok güçlüdür
Kendilerini yoktan var edenin, sayısız nimetleri hizmetlerine verenin, onları her an gözetip kollayan ve koruyanın Allah olduğunu bilirler
Tüm varlıkların ancak O'nun izniyle hayat bulduklarına ve yine O'nun dilemesiyle bir gün mutlaka yok olacaklarına, baki kalacak olanın yalnız Allah olduğuna iman ederler
Bu gerçeği kavradıkları için tüm sevgilerini kendilerini yaratan ve tek sahipleri olan Allah'a yöneltirler
Öyle ki Allah'ı gördükleri, bildikleri, kavradıkları herşeyden ve herkesten çok daha fazla severler
Kuran'da haber verilen, "
O, ne güzel mevladır (sahip) ve ne güzel yardımcıdır" (Enfal Suresi, 40) ayetinde de bildirildiği gibi Allah'tan daha güzel bir veli ve yardımcı olamayacağının bilincindedirler
Üstün bir imana sahip olan Hz
İbrahim'in Kuran'da haber verilen bir duası şöyledir:
Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur; Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur; Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
(Şuara Suresi, 78-83)
Görüldüğü gibi Hz
İbrahim de kendisine can verenin, yeryüzündeki her olayı evirip çevirenin, rızkı verenin, hastalığı ve ona şifa olacak imkanı yaratanın ve yeryüzünün tek hakiminin Allah olduğunu çok iyi bilmektedir
Bu nedenle de Allah'a gönülden bir sevgiyle bağlanmıştır
İşte kamil iman sahiplerinin örnek aldıkları Allah sevgisi budur
Kamil iman sahipleri, yaratılmış olan diğer tüm varlıkları da, Allah'a olan sevgileri ve bağlılıklarıyla doğru orantılı olarak severler
İnsanlara olan sevgilerindeki ölçü, onların Allah'ın emrettiği ahlakı üzerlerinde ne derece taşıdıklarına bağlıdır
Allah'ın emir ve yasaklarına titizlik gösteren, O'nun emrettiği ahlakı en güzel şekilde yaşayan kimselere karşı derin bir sevgi beslerler
Bu kimseleri sevmelerinin altında yatan asıl neden onların da Allah'ı çok seven, yalnızca Allah'ı dost ve veli edinen kimseler olmalarıdır
Gerçek iman, müminlere dünyada gördükleri her türlü güzelliğin, aklın ve tüm yeteneğin Allah'a ait olduğunu fark ettirir
Sözgelimi güzel, akıllı ya da yetenekli bir insanla karşılaşan müminler, onun bu özelliklerinden çok zevk alırlar ama tüm bunların asıl kaynağının, asıl Yaratıcısı'nın Allah olduğunu da unutmazlar
Bu nedenle bu özelliklerden aldıkları zevk, kişilere karşı müstakil bir sevgi oluşturmaz
Aksine kalplerinde yine Allah'a karşı derin bir saygı ve derin bir sevgi oluşur
Derin bir imana sahip olmayan kimselerin ise, Allah sevgisinde bir zayıflık olduğu görülür
Bu kimseler, kendilerini yaratan ve hayat verenin, her yerde gözetip kollayanın, sayısız nimetleri kendilerine bağışlayanın Allah olduğunu aslında bilirler
Ancak hayatlarının büyük bir bölümünde bu gerçeği unuturlar veya gözardı ederek yaşarlar
Allah'ın yarattığı varlıkların Allah'tan bağımsız bir güce sahip olduklarını zannederler
Bu nedenle de bu varlıklara Allah'tan bağımsız bir sevgi duyarlar
Kuran'da bu kimselerin durumu şöyle haber verilir:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler
İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür
(Bakara Suresi, 165)
Bir başka ayette, kamil iman sahipleriyle bu kimseler arasındaki fark şöyle açıklanmıştır:
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir
Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut (ibadet edilen her türlü batıl şey, şeytan)tur
Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar
İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır
(Bakara Suresi, 257)
Allah'tan Başka İlah Edinmezler
Onlar yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar
(Nur Suresi, 55)
Kamil iman sahiplerinin imanları akla ve vicdana dayalı sağlam bir imandır
Bu nedenle de onlar, ayetlerde belirtildiği gibi, "hiçbir kuşkuya kapılmadan" iman ederler
Allah'ı tüm yüceliği ve büyüklüğüyle kavradıkları için, O'na eş ve benzer başka bir ilah olmadığını en başından kabul ederler
İnananların yol gösterici rehberi olan Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilir:
Allah
O'ndan başka ilah yoktur
Diridir, kaimdir
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur
İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir
(Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır
Onların korunması O'na güç gelmez
O, pek Yücedir, pek büyüktür
(Bakara Suresi, 255)
Bunun yanında insanlardan bazıları da Allah'ın varlığına iman etmekle beraber, dünyevi birtakım varlıkların da güç sahibi olduğuna inanır ve bir anlamda bunları kendilerine "ilah" edinirler
Ancak bu varlıklardan bahsederken akla sadece geçmiş yüzyıllardaki putperestlerin taptıkları taştan, tahtadan oyma heykeller ya da ilkel kabilelerin, batıl dinlerin ortaya attığı sahte ilahlar gelmemelidir
Günümüz toplumunda, insanların kendilerine ilah edindikleri adı konulmamış maddi manevi pek çok şey vardır
Bir insanın Allah dışında herhangi bir varlığı hoşnut etmeye çalışması, bu varlığın kendine yardım etmeye güç yetirebileceğini zannetmesi, yaşamını o varlığın istekleri doğrultusunda düzenlemesi, onu "ilah" edinmesi olarak tanımlanabilir
Örneğin kimi insanlar para, güzellik, itibar, makam, mevki elde edebilmeyi ya da kendi nefislerinin isteklerini yerine getirmeyi hayatlarının tek amacı haline getirirler
Bu kimseler, asıl amaçlarını yani Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmak için çalışmayı unuturlar
İşte bu insanlar Allah'tan başka ilah edinen kişilerdir
Kamil iman sahiplerinin farkı da bu aşamada ortaya çıkar
Çünkü onlar bu insanların tam aksine, dilleriyle söyledikleri gibi kalpleriyle de Allah'tan başka bir ilah olmadığını tasdik eder ve tüm yaşamlarıyla da bunu ispatlarlar
Onlar "dini yalnızca Allah'a halis kılarak", O'na 'katıksızca' iman eder ve O'ndan başka bir ilah kabul etmezler
Allah bu samimi kullarının özelliklerini Kuran'da şöyle haber vermektedir:
Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler
Allah müminlere büyük bir ecir verecektir
(Nisa Suresi, 146)
KAMİL İMAN SAHİBİNİN İBADETLERİ
Kamil iman sahibi bir insan ibadetlerine gösterdiği titizlikle de kendini belli eder
Allah'ın farz kıldığı namaz, oruç, abdest ibadetlerini yaşamı boyunca -sağlık koşulları elverdiği sürece- şevkle sürdürür
Allah salih Müslümanların ibadet şevkini pek çok ayetiyle haber vermiştir:
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar
İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir
(Rad Suresi, 22)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir
(Hac Suresi, 35)
Namazın Önemi
İmandan sonra gelen en önemli ibadetlerden olan namaz, müminlere hayatları boyunca sürdürmeleri emredilen, vakitleri belirlenmiş bir ibadettir
İnsan unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir varlıktır
İradesini kullanmayıp kendini günlük olayların akışına kaptırırsa asıl dikkatini vermesi ve aklında tutması gereken konulardan uzaklaşır
Allah'ın her yönden kendisini sarıp kuşattığını, her an kendisini izlediğini, işittiğini, yaptığı her şeyin hesabını Allah'a vereceğini, ölümü, cennetin ve cehennemin varlığını, kaderin dışında hiçbir olayın meydana gelmeyeceğini, karşılaştığı her şeyde, her olayda bir hayır olduğunu unutur
Gaflete düşerek, hayatının gerçek amacını hatırından çıkarabilir
Günde beş vakit kılınan namaz ise, bu unutkanlık ve gafleti yok eder, müminin bilincini ve iradesini canlı tutar
Müminin sürekli olarak Allah'a yönelip dönmesini sağlar ve Yaratıcımız'ın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur
Namaz kılmak için Allah'ın huzurunda duran kamil iman sahibi mümin, Allah ile güçlü bir manevi bağlantı kurar
Namazın insana Allah'ı hatırlattığı ve insanı her türlü kötülükten alıkoyduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl
Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar
Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür
Allah, yaptıklarınızı bilir
(Ankebut Suresi, 45)
Namaz ibadeti, başta peygamberler olmak üzere tüm iman edenlere farz kılınmış bir ibadettir
Tarih boyunca insanlara gönderilmiş olan peygamberler kavimlerine Allah'ın farz kıldığı bu ibadeti tebliğ etmişler, kendileri de hayatları boyunca bu ibadeti en güzel ve en doğru şekilde uygulayarak tüm müminlere örnek olmuşlardır
Bu yönüyle namaz, Allah'ın elçilerinin kavimlerine yaptıkları fiili bir tebliğ şeklidir
Kuran'da, peygamberlere namaz kılmalarının emredilmesi, onların bu ibadete verdikleri önem, bu ibadeti yerine getirmede ve korumada gösterdikleri titizlik, kavimlerine namaz kılmayı emretmeleri ile ilgili pek çok ayet yer alır
- Bir ayette Hz
İbrahim için şöyle bildirilir:
Rabbim, beni namazı(mda) sürekli kıl, soyumdan olanları da
Rabbimiz, duamı kabul buyur
(İbrahim Suresi, 40)
- Hz
İsmail için Kuran'da şöyle buyrulmaktadır:
Kitap'ta İsmail'i de zikret
Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi
Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı
(Meryem Suresi, 54-55)
- Başka bir ayette Allah, Hz
Musa'ya şöyle bildirmektedir:
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl
(Taha Suresi, 14)
Mümin kadınlara örnek olarak gösterilen Hz
Meryem'e de namaz kılması emredilmiştir:
Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et
(Al-i İmran Suresi, 43)
Kuran'da "Allah'ın kelimesi" olarak nitelendirilen Hz
İsa da aynı emri almıştır:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum
Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı
" Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti
(Meryem Suresi, 30-31)
Namaz hangi vakitlerde farz kılınmıştır?
Kuran'da, namazın müminlere vakitleri belirlenmiş bir ibadet olarak farz kılındığı bildirilmektedir
Ayette şöyle buyurulur:
Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin
Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın
Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır
(Nisa Suresi, 103)
Namaz vakitleri, "sabah", "öğle", "ikindi", "akşam" ve "yatsı" olmak üzere beş vakitten oluşmaktadır
Namaz vakitleri pek çok Kuran ayetinde açıkça bildirilmiştir
Bunlardan biri şöyledir:
Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt)
Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin
" (Taha Suresi,130)
Allah'ın vahiy ve ilhamıyla Kuran'ı en iyi anlayan ve tefsir eden Peygamber Efendimiz de (sav) beş vakit namazın gün içindeki başlangıç ve bitiş zamanlarını müminlere tarif etmiştir
Namaz vakitlerinin bildirildiği en meşhur hadis-i şeriflerden biri İbn-i Abbas'ın bildirdiği hadis-i şeriftir:
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselam) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı
Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı
Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı
Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı
Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı
Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı
İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı
Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı
Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı
Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı
Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı
Sonra Cibril (aleyhisselam) bana yönelip: 'Ey Muhammed Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselam) vaktidir
Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!' dedi
Gerek Kuran ayetleri, gerek Peygamber Efendimiz (sav)'in sahih hadisleri, gerekse İslam alimlerinin açıklamalarından anlaşıldığı gibi namazın beş vakit olduğu sabit ve tartışma götürmez bir gerçektir
Beş vakit namaz farz, vacib ve sünnetleriyle 40 rekattan oluşmaktadır
Bu rekatların namaz vakitlerine göre dağılımı ise aşağıdaki gibidir:
- Sabah Namazı: 2 rekat sünnet, 2 rekat farz
- Öğle Namazı: 4 rekat ilk sünnet, 4 rekat farz, 2 rekat son sünnet
- İkindi Namazı: 4 rekat sünnet, 4 rekat farz
- Akşam Namazı: 3 rekat farz, 2 rekat sünnet
- Yatsı Namazı: 4 rekat ilk sünnet, 4 rekat farz, 2 rekat son sünnet, 3 rekat vitr namazı
Kamil İman Sahibi Huşu İçinde Namaz Kılar
Huşu, 'saygı dolu korku' anlamına gelir
Namazı huşu içinde kılmak ise Yüce Rabbimiz'in huzurunda O'nun heybet ve azametini kalbimizde hissederek, O'na saygı dolu bir korku besleyerek bu ibadeti yerine getirmektir
Namazda, Alemlerin Rabbi olan Allah'ın huzurunda durduğunun bilincinde olan bir mümin elbette ki bu güçlü heybet ve korkuyu içinde yaşayacak ve Allah'a bu korkusu ve saygısı ölçüsünde yakınlaşacaktır
Namaz ibadetini hakkıyla yerine getirmek isteyen bir mümin, huşuyu engelleyebilecek şeylere karşı önlem almalı, namazda gereken dikkat ve konsantrasyonu sağlamaya azami titizlik göstermelidir
Rabbimiz, Kendi huzurunda durduğumuzda, yalnızca O'nu anmamızı, O'nu yüceltmemizi ve bütün eksikliklerden münezzeh tutarak O'nu birlememizi buyurmaktadır
Namazı dosdoğru kılmak da tüm bunları gerçekleştirmek için büyük bir fırsattır
Nitekim ayette Allah Kendisi'ni zikretmek için namaz kılınmasını buyurmaktadır:
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl
(Taha Suresi, 14)
Namazın Farzları
A- Dışındaki farzları yedidir
Bunlara şartları Da denir
Hadesten tahâret
Necasetten tahâret
Setr-i avret
İstikbâl-i Kıble
Vakit
Niyet
İftitah veya Tahrime Tekbîri
B- İçindeki farzları beşdir
Bunlara rükn denir
Kıyâm
Kırâat
Rükû'
Secde
Ka'de-i âhire
Hadesten Taharet: Abdesti olmayan bir kimsenin abdest almasına, boy abdesti alması gereken bir kimsenin de gusül etmesine hadesten taharet denir
Necasetten Taharet: Vücutta, giyilen elbise ve çamaşırlarda, veya namaz kılınacak yerlerde, namaza engel olabilecek pisliklerin temizlenip giderilmesine necasetden taharet denir
Vakit: 5 vakit namazı kendi vakitleri içinde kılmaktır
İstikbali Kıble: Namazı, kıbleye yani, Mekke şehrindeki Kabe'ye karşı kılmak demektir
Niyet: Kılınacak namazın hangi namaz olduğunu hatırlayıp içinden niyet etmektir
Tekbir: "Allahüekber" cümlesiyle Halıkımızı büyüklemek demektir
İftitah Tekbiri: Namaza başlarken alınan ilk tekbirlerdir
Kıyam: Özrü olmayan bir kimsenin, namazlarını kılarken, ayakta dik vaziyette durmasıdır
Kıraat: Namazda, ayakta iken Kuran-ı Kerim'den bir veya birkaç ayet okumaktır
Rüku: Avuç içlerini diz kapaklarına yapıştırarak, baş ile arka düz olacak şekilde iki büklüm olmak demektir
Secde: Burnu, alnı, elleri, dizleri ve ayakları yere koymak ve dokundurmak suretiyle secde etmek demektir
Kade-i Ahirede Teşehhüd Miktarı Oturmak: Kılınan namazın son oturuşunda (Ettehıyyatü)yü okuyuncaya kadar oturmak
Yukarıda sayılan maddelerden Setri Avret, Kıble ve Abdest konularını açıklamakta yarar vardır:
Setr-i Avret nedİr?
Mükellef olan, yani akıl ve baliğ olan insanın namaz kılarken açması ve diğer zamanlarda başkasına göstermesi ve başkasının bakması haram olan yerlerine setr-i avret (avret mahali) denir
Erkeklerin, namaz için avret mahalli, göbekten diz altına kadardır
Hür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı namaz için avret yerleridir
Abdest
Namaz kılacak olan müminin öncelikle abdest alması gerekir
Abdestin belirli farzları vardır
Bunlar şöyledir:
-Yüzü bir kere yıkamak
-Dirseklerle birlikte iki kolu birer kere yıkamak
-Başın dörtte bir kısmını meshetmek
-İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikte bir kere yıkamak
Abdestin farzları yanında sünnetleri vardır
Abdest alan kamil iman sahibi bir müminin yerine getirmesi gereken sünnetler ise şöyledir:
-Besmele çekmek
-Elleri, bilekleri ile beraber, üç kere yıkamak
-Ağzı, ayrı ayrı su ile üç kere yıkamak
-Burnu, ayrı ayrı su ile, üç kere yıkamak
-Kaşların, sakalın, bıyığın altındaki görünmeyen deriyi ıslatmak
-Yüzünü yıkarken iki kaşın altını ıslatmak
-Sakalın sarkan kısmını mesh etmek
-Sakalın, sarkan kısmının içine, sağ elin yaş parmaklarını, tarak gibi sokmak
-Dişleri, birşey ile ovmak, temizlemek
-Başın her tarafını, bir kere mesh etmek
-İki kulağı, bir kere mesh etmek
-Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kere mesh etmek
-El ve ayak parmaklarının arasını tahlil etmek
-Yıkanacak yerleri, her birinde uzvun her yeri ıslanacak şekilde üç kere yıkamak
-Yüz yıkanırken kalp ile niyet etmek
-Tertib, yani sıra ile iki eli, ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları, enseyi ve ayakları yıkamak ve mesh etmek
-Yıkanan yerleri ovmak
-Her uzvu, birbiri arkasından yıkayıp ara vermemek
KIble
Mekke şehrinde ve Mescid-ul Haram'da yer alan Kabe kıbledir ve Müslümanların, namaz kılarken ona doğru yönelmeleri gerekir
İslamın beş şartından biri olan namaz ibadeti, kıble yönüne dönülerek gerçekleştirilir
Kuran'ı Kerim'de, müminlerin namaz kılarken yüzlerini dönmeleri gereken kıblenin, Kabe olduğu bildirilmiştir
Mekke'nin dışında ve Mekke'den uzak olanların "kıble yönüne doğru durmuş" denilecek şekilde durmaları yeterlidir
İslam dini, Kabe'yi tek olan Allah'a ibadet merkezi olarak tanıtmış ve Müslümanlara, namaz kılanlar ve ibadet edenler arasında vahdet, birlik ve düzen olması için dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar yüzlerini kıbleye çevirmelerini emretmiştir
Kıbleye doğru namaz kılmak, Kabe'yi tamir eden Hz
İbrahim'le (a
s) Hz
İsmail'in (a
s) hatıralarını anmanın ve ibadet için Allah'a yönelişin güzel bir örneğidir
İnsanın, yemek yerken, uyurken de bu işleri kıbleye doğru yapması iyidir
İnsan ölünce, toprağa verildiğinde de yüzü kıbleye çevrilmelidir
Kıble Nasıl Tayin Edilir?
Kıble, Kabe'nin binası değil, arsasıdır
Yani yerden Arşa kadar, o boşluk kıbledir
Bu yüzden denizin altında ya da gökyüzünde iken bu yönde namaz kılınabilir
Kıbleyi matematiksel hesaplarla hesaplamak mümkün olduğu gibi, pusula (kutup yıldızı) yardımı ile de doğru yönü bulmak da mümkündür
Hesap ve alet ile yapılan hesaplamalarda kıble tam bulunmasa da, yönü hakkında kuvvetli bir zan elde edilmiş olur
Kıble tayininde kuvvetli zanna dayalı tesbitler kabul olur
Mihrab bulunmayan, hesap, yıldız gibi şeylerle de anlaşılamayan yerlerde, kıbleyi bilen Müslümanlara sorulmalıdır
Gemi, tren gibi hareket halinde olunan yerlerde kıbleye karşı durup, secde yeri yanına pusula koyulmalıdır
Böylelikle hareket halindeki araç döndükçe, namaz kılmakta olan kişi de kıbleye karşı dönmelidir
Ya da başka birisi, namaz kılankişiyi sağa sola döndürmelidir
Kıble yönünü bilmeyen kimse, mihraba bakmadan, bilene sormadan ya da kendisi araştırmadan namazı kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namaz ibadetinin şartlarını tam olarak yerine getirmemiş olur
KAMİL İMAN SAHİBİNİN KADERE TESLİMİYETİ
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez
O bizim mevlamızdır
Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler
" (Tevbe Suresi, 51)
"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetiyle haber verildiği gibi, Allah canlı cansız tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır
Allah'ın belirlediği bu kader dışında hiçbir varlığın gerçekleşecek olan bir iyiliği ya da kötülüğü engellemeye ya da tersine çevirmeye gücü yetmez
İşte kamil iman sahipleri de "Allah'ın kendileri için yazdıkları dışında başlarına hiçbir şey gelmeyeceği"nin bilincinde olan kişilerdir
Bu gerçek, aslında müminler için yaratılmış sonsuz bir rahatlık kaynağıdır
Çünkü yeryüzünde küçük büyük demeden tüm olayları, her türlü detayıyla "sonsuz bir akıl" planlamaktadır
Bu nedenle de her biri müminler için en hayırlı şekilde gelişmektedir
Bu mutlak gerçeği kavrayan kamil iman sahipleri, Allah'ın sonsuz aklı ile belirlediği kadere gönülden teslim olarak yaşarlar
Allah'ın, yarattığı tüm olayları, temelinde dinin menfaatine ve inananların ahiretlerine faydalı olacak şekilde, bir hikmet üzerine yarattığını bilirler
Bir ayette "
Allah kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi, 141) şeklinde bildirilmesi, olayların mutlak surette inananların lehinde sonuçlanacağını haber vermektedir
Yine bir başka ayette de "
Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder
" (Hac Suresi, 40) şeklinde bildirilmiştir
Çünkü Allah iman edenlerin dostu ve velisidir
Allah'ı vekil edinen, yalnızca O'na dayanıp güvenen kamil iman sahipleri dünyada ve ahirette bu yardımın mutlaka kendilerine ulaşacağını hiçbir zaman unutmazlar
Özellikle de ilk bakışta aleyhlerine gibi gerçekleşen bir durum söz konusu olduğunda, bu düşüncelerinde kararlılık gösterir, bunda bir hayır olduğunu bilirler
Allah dünyayı insanları denemek için özel bir imtihan ortamı olarak yaratmıştır
İnsanların çoğu başlarına bir iyilik, güzellik ya da bereket geldiğinde bunun Allah'tan olduğunu düşünerek Allah'a karşı teslimiyetli ve şükredici bir tavır gösterirler
Ancak ters gibi görünen ya da istemedikleri bir durumla karşılaştıklarında bu teslimiyetli tavırlarını hemen kaybederler
Allah'a karşı isyan edip, başkaldırmaya kadar varan bir tevekkülsüzlük ve nankörlük içerisine girerler
Kuran'da insanların bu durumu şöyle açıklanmıştır:
Gerçek şu ki, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman, ona sevinir
Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kötülük isabet ederse, bu durumda insan bir nankör kesiliverir
(Şura Suresi, 48 )
Kamil iman sahipleri ise, "
Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz" (Enbiya Suresi, 35) ayetinde verilen sırrı kavramışlardır
Lehlerinde ya da aleyhlerinde gibi gözüken her olayın, aslında Allah'a olan imanlarının sınanması için özel olarak yaratılmış olduğunu unutmazlar
Karşılaştıkları olaylar her ne olursa olsun, Allah'a olan teslimiyetlerinde ve tevekküllerinde bir eksilme görülmez
Başlarına gelen ve olumsuzmuş gibi görünen pek çok olayın aslında ahiretleri için son derece hayırlı sonuçlar oluşturabileceğini bilirler
Çünkü Allah her olayı insanın görebildiği ve göremediği pek çok hikmetle birlikte yaratır
Bu gerçek bir ayette şöyle haber verilir:
Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir
Allah bilir de siz bilmezsiniz
(Bakara Suresi, 216)
Ayette de dikkat çekildiği gibi, kötülük sandığı şey aslında insan için bir iyiliğe vesile olabilir
Çünkü insanın başına gelen tüm olayları, "sonsuz akıl" sahibi olan Allah planlamaktadır
İnsanın aklı ve muhakemesi ise çok sınırlıdır
Bu nedenle insana düşen, kendisini her ihtimalde iyiye ulaştıracak olan, Allah'ın sonsuz aklı ile belirlediği kadere teslim olmaktır
Bir olay ilk aşamada şer gibi görünebilir ama belki de Allah burada bu olaya maruz kalan kişilerin Kendisi'ne olan teslimiyetlerini denemektedir
Ve belki de ikinci aşamada bu olayı büyük bir hayra dönüştürecektir
Allah'a güvenmeyen insanlar, ilk anda bunun bir deneme olduğunu unutup büyük bir kayıp içerisine girerler
Kamil anlamda bir imana sahip olan insanlar ise, hem güzel bir tavır gösterdikleri için Allah'ın rızasını kazanmış olurlar, hem de olayın sonucunda mutlaka bir hayra kavuşurlar
Kuran'da kamil iman konusunda en güzel örnekleri teşkil eden peygamberlerin hayatlarından çeşitli bölümler verilmiştir
Örneğin Firavun'un zulmünden uzaklaşmak için Mısır halkı ile birlikte yola çıkan Hz
Musa ilk anda hiçbir kurtuluş yolunun gözükmediği bir durumla karşılaşmıştır
Karşıya geçmelerinin imkansız göründüğü bir deniz kenarına geldikleri sırada, Firavun ve ordusu da onları takip etmektedir
İlk bakışta kurtulmalarının imkansız gibi göründüğü böyle bir durumda, Allah'ın her yarattığında bir hayır olduğunu kavrayanlar ile tereddüte kapılanlar belli olmuştur
Bu olay Kuran'da şöyle anlatılır:
Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
(Musa
"Hayır" dedi
"Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
" Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik
(Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Ötekileri de buraya yaklaştırdık
Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Sonra ötekileri suda boğduk
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır
Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
(Şuara Suresi, 60-67)
Ayetlerde de haber verildiği gibi, peygamberin yanındaki kimselerden bazıları hemen ümitsizliğe kapılmış ve "yakalandık" demişlerdir
Hz
Musa ise asla ümitsizliğe kapılmamış ve Allah'tan kesin olarak bir yardım geleceğini unutmamıştır
Ve Allah bu denemenin hemen ardından bir mucize yaratmış, denizin iki büyük su kütlesi şeklinde ayrılmasını sağlayarak, peygamber ve beraberindeki inananların kurtulması için yol göstermiştir
Ardından da Firavun ve ordusunu bu suların altında boğmuştur
Allah, görünüşte kesin olarak şer gibi görünen bir olayı, müminlerin teslimiyeti belli olduktan hemen sonra çok büyük bir hayra dönüştürmüştür
Bu konudaki diğer bir örnek de Peygamberimiz (sav)'le ilgilidir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir
Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir
" Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı
Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir
(Tevbe Suresi, 40)
Hz
Muhammed (sav) içinde bulunduğu zor şartlarda üstün bir tevekkül göstermiş ve yanındaki arkadaşını da Allah'a teslimiyete davet etmiştir
Kamil iman sahipleri de kendilerine, Kuran'da övülen peygamberlerin ahlakını örnek alırlar
Ve bu yüksek ahlakı göstermeyi hedefleyerek başlarına gelen her zorlukta şöyle derler:
De ki: "Allah, bana yeter
Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler
" (Zümer Suresi, 38 )
KAMİL İMAN SAHİBİNİN DÜNYA HAYATINA BAKIŞ AÇISI
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve (eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır
Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur
Bir bilselerdi
(Ankebut Suresi, 64)
Allah dünyayı insanlar için geçici bir yurt olarak yaratmıştır
İnsanların denenmesi, iman edenlerin eksikliklerinden arınması ve eğitilerek cennete layık olacak bir yapıya ulaşması, inkar edenlerin de kötülüklerinin ortaya çıkması için
Ancak bu gerçeği çok az insan düşünüp anlar ki, işte onlar kamil iman sahipleridir
Kamil imana sahip bir müminin dünyaya bakış açısı, Kuran'da haber verilen bu önemli gerçek üzerine kuruludur
Böyle bir kişi, inkarcılar gibi dünyaya bağlanmaz, aksine sonsuz ahiret hayatı için sürekli bir hazırlık içinde olur
Ayrıca Kuran'da haber verilen, "
İnsanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım
" (Zariyat Suresi, 56) ayeti gereği, dünyada bulunma amacının herşeyden önce "Allah'a kulluk etmek" olduğunu bilir
Allah'a kulluk etmek, daha önce de belirttiğimiz gibi, yalnızca namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetleri yerine getirmek değildir
Aksine kulluk, bir insanın tüm hayatını kapsayan bir fiildir
Kamil imana sahip bir mümin, bu tanıma uyan, yani tüm yaşamını Allah'a kulluk etmekle geçiren insandır
Yalnızca Allah için yaşar, Allah için çalışır, kendisine verilen tüm imkanları yine sadece Allah için kullanır
Çünkü "Şüphesiz Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık
Onu deniyoruz
Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık
" (İnsan Suresi, 2) ayetinde de belirtildiği gibi, Allah'ın dünya hayatını, insanı denemek için yarattığının bilincindedir
Allah, dünya hayatının bir denenme yeri olduğunu bildirdiği gibi, bu hayatın aldatıcılığına da özellikle dikkat çekmiş ve insanları bu konuda açıkça uyarmıştır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın
(Fatır Suresi, 5)
İşte kamil iman sahipleri de, her ne kadar çekici gibi görünürse görünsün, dünya hayatının süslerine aldanmayan kimselerdir
Çünkü onlar, Allah'ın hak kitabından dünya hayatının gerçek yüzünü öğrenmişlerdir
Dünya hayatı, Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi; "bir oyun", "tutkulu bir oyalanma", "bir süs", "insanların arasında bir övünme konusu", "mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusu"dur
Allah bir ayetinde dünya hayatını önce yeşillenip ekicilerin hoşuna giden sonra da kuruyup çer çöp olan bir ekin örneğine benzetmiştir:
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir
Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır
Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir
(Hadid Suresi, 20)
Kuran'ın bu örneğinde dikkat çekildiği gibi, yeryüzü üzerinde hiçbir şey zamana karşı koyamaz; ne güzel evler, arabalar, mekanlar, manzaralar ne de genç, güzel ve makam sahibi insanlar
Yeni olan herşey kısa sürede eskir, genç olan herkes yaşlanır, güzel olan yıpranır ve hatta zamanla tanınmaz hale gelir
Yine en değer verilen eşyalar zamanla tahrip olup değerlerini yitirir
En mutlu anlar hızla geçip tarih olur, en güzel lezzetlerden eser kalmaz
Biraz zaman geçtiğinde insan neredeyse kendini bunları hiç yaşamamış gibi hisseder
Allah bir ayette insanlara ahireti unutturarak, onları dünyaya bağlayan tutkuların neler olduğunu şöyle bildirmiştir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı
Bunlar, dünya hayatının metaıdır
Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır
(Al-i İmran Suresi, 14)
Dikkat edilirse, ayette üzerinde durulan dünya nimetlerinin ortak yanı, hepsinin de sınırlı ve geçici zevkler olmalarıdır
Bu nedenle dünya üzerinde hırs ve tutku ile bağlanılabilecek hiçbir şey yoktur
Herşeyden evvel ne insanın et ve kemikten oluşan yapısı, ne de dünyadaki diğer malzemeler buna uygun yaratılmamıştır
Bunlar cennetteki nimetlerin çok eksik birer kopyası olarak, ahireti hatırlatmak amacıyla var edilmişlerdir
İşte bu önemli gerçeği kavrayan kamil iman sahibi bir mümin dünya üzerindeki tüm nimetlerden yararlanır ama -dünyaya aldanan insanlardan büyük bir farkla- bu nimetlere karşı bir hırsa kapılmaz
Hiçbir zaman için elindekileri sahiplenmez, aksine kendisine verdiklerinden dolayı her an Allah'a karşı şükredici bir tavır içerisinde olur
Çünkü yeryüzündeki tüm mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu bilir
Mala, güzelliğe, güce sahip olduklarını sanan kimseler ise, aslında sadece kendilerini aldatırlar çünkü sahip olduklarını sandıkları şeylerin hiçbirini kendileri yaratmamışlardır
Hatta bunların tek bir tanesini bile yaratmaya güçleri yetmez
Üstelik bunların yok olmalarını da engelleyemezler
Kendileri de yaratılmışlardır ve bir gün onlar da mutlaka dünya hayatına ait olan, sahip oldukları herşeyi geride bırakıp ölümü tadacaklardır
İşte kamil iman sahiplerini gaflet içindeki insanlardan ayıran en büyük farklardan biri, Kuran'da, "
çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar
Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar" (İnsan Suresi, 27) ayetinde belirtilen gerçeğin bilincinde olmaları ve dünyaya değil, ahirete yönelik bir hazırlık içinde bulunmalarıdır
Allah bu kimselerin şöyle söylediğini haber verir:
Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der
(Bakara Suresi, 201)
Allah bu samimi davranışlarına ve dualarına karşılık olarak, onlara hem dünyanın hem de ahiretin tüm güzelliklerini ve nimetlerini verir
Allah Kuran'da bunu şöyle müjdelemiştir:
Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi
Allah iyilikte bulunanları sever
(Al-i İmran Suresi, 148 )
Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır
Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur
(Yunus Suresi, 64)
KAMİL İMAN SAHİBİNİN ÖLÜME BAKIŞ AÇISI
Her nefis ölümü tadıcıdır
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir
Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir
(Al-i İmran Suresi, 185)
Kuran'da, "Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz
" (Ankebut Suresi, 57) ayetiyle de haber verildiği gibi, dünya üzerindeki her insan kendisi için takdir edilmiş bir günün, belirlenmiş bir saatinde muhakkak ölümle karşılaşacaktır
Nitekim bugüne kadar hiçbir insanın gücü, malı, mülkü, serveti, şöhreti, mevkiisi, itibarı, kuvveti ve güzelliği ölümü kendisinden uzaklaştırmasına yetmemiştir
Ölüm, Allah'ın bir kanunudur; gelmiş geçmiş tüm insanlar bu kesin ve önlenemez gerçekle karşılaşmıştır
"Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile
" (Nisa Suresi, 78 ) ayetiyle hatırlatıldığı gibi, kimse ölümden kaçmayı başaramamıştır ve başaramayacaktır
Bu gerçek, kamil iman sahiplerinin derin bir anlayışla kavradıkları bir konudur
Ölümün kesinliğini ve yakınlığını idrak etmeleriyle birlikte, ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmaları gerektiğini de anlarlar
Allah'ın emrettiği ahlaka tam olarak ulaşamadan ve Allah'ın rızasını kazanamadan ölmekten korkar, bu nedenle de büyük bir samimiyet ve gayretle Allah'ın dinine sarılırlar
Ve her an ölecekmiş gibi Allah'a yakınlaşmakta ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmakta acele ederler
Kuran'da kamil iman sahiplerinin şöyle dua ettiklerinden bahsedilir:
Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür
(Araf Suresi, 126)
Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin
Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat
(Yusuf Suresi, 101)
Kamil iman sahipleri ölümü, Allah'ın bir emri olduğu için son derece teslimiyetle karşılarlar
Hatta ölümü, Rabbimiz'in kendilerine müjdelediği cennete kavuşmak için bir kapı olarak görürler
Ama bir yandan da cehennem azabından sakınmaları gerektiğini bilir, var güçleriyle hayırlarda yarışarak Allah'ın rızasını kazanmak için uğraşırlar
Kuran'da inanan kimselerin ahirete kadar sürekli "umut ve korku" içerisinde olacakları bildirilmiştir
Sonuç olarak kamil iman sahipleri, iman ettikleri için cenneti umarlarken bir yandan da kendilerini yeterli görmedikleri için cehennemden korkarlar
Kuran'da kamil iman sahibi müminlerin "kötü hesap"tan korkuları, gösterdikleri güzel tavırlar ve ulaştıkları hayırlı sonuç şöyle bildirilmiştir:
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar
Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar
Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar
Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar
İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir
Onlar, Adn cennetlerine girerler
Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer)
Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler
"Sabrettiğinize karşılık selam size
(Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel
" (Rad Suresi, 20-24)
KAMİL İMAN SAHİBİNİN AHİRET İNANCI
Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar
(Bakara Suresi, 4)
Cehennemde yaşanan acının ve azabın şiddeti hiç şüphesiz dünyada yaşanan hiçbir acıyla kıyaslanamaz
Sadece ateş azabının bile sayısız çeşidi vardır
Cehennem ehli, çığlıklar içinde yanar, elleri boyunlarına bağlı şekilde ateşin dar yerine atılır, başlarının üstünden kaynar su dökülür, demirden kamçılarla kamçılanır, açlıktan ve susuzluktan kıvranırken azaptan azaba sürülürler
Sonsuza kadar acıları dinmez
Duydukları pişmanlık, çaresizlik ve ümitsizlik hissi içlerini eritir, yok olmayı isterler
Ama bu asla gerçekleşmez
Yaşadıkları dayanılmaz acıların şiddeti gittikçe daha da artar
Ve onlara şöyle denir:
Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin
Sizin için birdir
Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz
(Tur Suresi, 16)
İşte kamil iman sahibi bir mümin Kuran ayetlerinde tasvir edilen bu ortamı ve azabı sürekli düşünür ve Allah'a yönelir
Her an ölüm melekleri ile karşılaşabileceğini ve böylece ahirete geçebileceğini hiç unutmadan hareket eder
Verdiği kararlar, sergilediği tavırlar ve yaptığı konuşmalarla hep cenneti kazanabilmeyi ve cehennem azabından uzaklaşmayı hedefler
Zira dünyada hiç kimse Allah'ın azabından güvende olamaz
Karşısına çıkan zerre kadar bir ecir imkanını bile kaçırmak istemez
Hesap gününde "duyarlı teraziler" (Enbiya Suresi, 47) kurulacağını bilir
O gün iyiliklerinin ağır basabilmesi için karşılaştığı her fırsatı değerlendirmesi gerektiğini düşünerek hareket eder
Çünkü Allah insanları bu konuda şöyle uyarmıştır:
O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar
Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür
Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür
(Zelzele Suresi, 6-8 )
Aynı şekilde Allah'ın rızasına ters düşecek her tavırdan da şiddetle sakınır
Çünkü yaptığı her hareket kendisini ya cennete ya da cehenneme yaklaştıracaktır
Bu ikisinden başka gidilecek bir yer de yoktur
Bu gerçeklerin kesin olarak bilincinde olan kamil iman sahipleri, yaşamları boyunca "korku ve umut dolu" olurlar
Hesap günü korku içinde cennete veya cehenneme girmeyi bekleyen insanların ruh hallerini hatırlarından çıkarmazlar
İnsanlar şu an, cennetle cehennem arasındaki ayrıma getirilseler ve birazdan yapılacak bir sorgulama ile sonsuz bir hayata başlayacaklarını anlasalar, nasıl bir tavır içine girerler?
Bu şartlar altındaki bir insanın hemen yanı başında duran ve belki de bir an sonra içerisine atılacağı cehennemi bile bile Allah'ın razı olmayacağı bir tavır göstermesi mümkün olur mu?
Kuşkusuz ki hayır
Aksine böyle bir durumla karşı karşıya gelen her insan son da olsa bir fırsatının olduğunu düşünerek cennete girebilmek için aklını ve vicdanını son sınırına kadar kullanır, Allah'ın en beğeneceği tavrı uygulamaya çalışır
Dünyada iken bu durumu kendisinden çok uzak gören ve ahiret hayatından yana hiçbir hazırlık yapmaya gerek duymayan bir insan bile büyük bir panik içerisinde durumu telafi etmeye çalışacaktır
Ancak o gün artık telafi etmek için vakit yoktur
Çünkü Allah'ın kullarına belirlemiş olduğu imtihan süresi ölümleriyle birlikte sona ermiş ve hesap defterleri kapanmıştır
O ana kadar iyilikten ya da kötülükten yana ne yaptılarsa sadece bunlarla karşılık göreceklerdir
İşte kamil iman sahiplerinin dünya hayatında gösterdikleri çaba da, ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmeleri, bunu akıllarından çıkarmamaları ve ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmelerinden kaynaklanır
Onlar ahirette bu korkuyu ve pişmanlığı yaşamamak için, dünya hayatları boyunca kendilerini her an bu toplanma yerinde haklarında karar verilmesini beklermişçesine düşünürler
Sanki oraya gitmiş, cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu görüp de dünyaya geri dönmüşlercesine açık bir şuur ve imanla ahirete hazırlık yaparlar
Ve böylece karşılaştıkları her olayda olabilecek en vicdanlı ve en güzel tavrı ortaya koyarlar
Çünkü bilirler ki, gösterdikleri en ufak bir gevşeklik ya da bir vicdansızlık, o gün yürek acısı olacak pişmanlığa neden olabilir
Sonuç olarak, kamil iman sahiplerinin ahirete böylesine, görmüş gibi iman etmeleri, onların Allah'a yakınlaşmakta ve korkup sakınmakta sınır tanımamalarını sağlar
Kuran'da, "Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının
" (Teğabün Suresi, 16) ayetinde belirtildiği gibi tüm güçleriyle Allah'tan korkup sakınırlar ve sonsuz mekanlarının cennet olmasını umarlar
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
iman
,
kamil
,
nedir
Kamil iman nedir ile ilgili Benzer Konular
456 Kez Görüntülendi
ey iman edenler, iman edin…
İman
Ey iman edenler iman ediniz ayetini nasıl anlamalıyız?
İman
Kadere iman farz mıdır? Kader nedir?
İman
kamil iman sahibi bir mümin....
Dini Sohbet
Kâmil iman sahibi miyiz?
Sorular ve Cevaplar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
08:24
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545