FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Dini Sohbet
Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi ile ilgili Benzer Konular
109 Kez Görüntülendi
Mor ve Ötesi (Mor ve Ötesi Kimdir? - Mor ve Ötesi Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Elveda RumeLi Dizisinin Bize HatırLattıkLarı ..
Türk ve Dünya Tarihi
Başlığı Yok Bu ölümün
Güzel Yazılar / Makaleler
Ölümün Dua Olur
Dini Sohbet
ölümün hakikati
Dini Sohbet
islamın gölgesinde hayat
|
Din ufku
Konu Araçları
28-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
sayanor
Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi
Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi başlıklı yazı Mumsema Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi Forum Alev
İnsanoğlu, ölmek için var olur, dirilmek için ölür ve ebediyeti duyup yaşamak için de dirilir
Bir bir gelinir bu dünyaya
, bir bir yürür herkes bu upuzun hayat yolunda
onca müştereklere rağmen herkes kendi kaderiyle oturur-kalkar
kendi kaderini yaşar ve programlandığı çerçevede, daha sonra bir başka hayatı duyup( yaşamak için arkasına bakmadan yürür ebediyete
Evet insan, dünyaya ilk adımını attığı andan itibaren, onun için geriye sayma başlamış demektir
Hatta embriyolojik sürecin mebdei, bir manada onun için sonun başlangıcı sayılabilir
Çocukluk, gençlik,olgunluk ve yaşlılık dönemleri bu vetirede sadece birer konaktırlar
İnsan nasibi ölçüsünde ya bu konakların hepsine uğrar ve bir süre misafir olur veya yürüyen bir trenden dışarıya atılıyor gibi, ümid edilen menzile ulaşılmadan, herhangi bir meçhul noktada, kendisine cebri bir çıkış verilir ve onun için dünya ile alakalı her şey biter
Her gün bu kabil hadiselerle, duyguları delik deşik ve düşünceleri allak-bullak yolculuklarını devam ettirenler ise, son durak mülahazası veya gerçekten O’na yaklaştıklarından ötürü, sürekli ense köklerinde yokluğun sopsoğuk elinin dolaştığını sanır, onun rengiyle sararır, her an sürpriz bir bitişin şokuyla tir tir titrer, hazan yemiş yapraklar gibi sarsılır ve her zaman kendilerini amansız bir çözülüşün pençesinde hissederler
ederler de, günler, haftalar, aylar ve yıllar ilerledikçe, daha bir artan hafakanlarla kıvrım kıvrım kıvranır, işittikleri her seste ölüm ağıtlarından nağmeler dinler ve ruhlarındaki cehennem zakkumunu besleyen esintiler ölçüsünde, her gün birkaç defa ölür ölür dirilirler
Mevsim dönüp de hayatın sonbaharı gelip çatınca, Adeta her şey ve herkes tarafından terkedildiklerini hisseder
bütün varlığın kendilerine arka çevirip onları yalnızlığa attığını sanır
dört bir yanın poyrazla inlediğini duyar gibi olur ve hazanla sararıp düşen her yaprakta kendi ma’kus kaderlerinin yazılarını okur
çığlıklarını dinler, inkisarla iki büklüm olur
buruklaşır
ve hele ötelere inançları da yoksa, ruhlarının alacakaranlığında hayatlarının gurub sonrasını tahayyülle sürekli yutkunur ve ölüm terleri dökerler
Artık, ne çevrelerinde neş’eyle köpüren hayat, ne varlığın rengarenk güzellikleri, ne kuş cıvıltıları, ne ırmak çağıltıları, ne koyun-kuzu meleyişleri, ne de tabiat meşherinin o temaşasına doyulmayan manzaraları onlara hiçbir şey ifade etmez
, etmez ve onlara göre artık her ses bir ölüm ağıtı
her güzel manzara plastize bir hüzün paketi
her doğum, bir ölüm referansı ve doğumlar ölümlere emanet
her sevinç de bir aldanmışlık ve teselli mırıltısıdır
Bunların iç dünyalarında elemleri elemler kovalar, kabuslu rüyalarda olduğu gibi gönülleri ve dilleri sürekli korkulara takılır, “kem-küm” eder
Her zaman bakışları bulanık, başları dumanlı yaklaşan sonun şokuyla hezeyandan hezeyana sürüklenir ve daha mezara girmeden hep kabrin sadefleşmiş kemikleri arasında yılanlarla çıyanlarla adeta saklambaç oynarlar
Yer yer burunlarının yokluğa değdiğini ve ufalanıp toz-toprak haline geldiklerini hisseder ve her biri ayrı ayrı kendi kaderinin ağında “Keşke anam beni doğurmasaydı!”
Gönüllerini imanla donatmış ve kalplerinin balansını ötelere göre ayarlamış “iman hem nurdur, hem kuvvettir, hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir” duygu ve düşüncesiyle tam bir metafizik gerilim içinde bulunanlara gelince; onlar, çocukluklarını bir zevk zemzemesi içinde duyar ve her zaman var olma şevkiyle haykırır
gençliklerini Yusuf gibi birer iffet ve irade kahramanı olarak disiplinlerle geçirir
olgunluk çağlarını arkadan gelenlere örnek olabilecek davranışlarla süsler ve yollardaki reflektörler gibi sürekli düz yolda yürümenin lazım geldiğini vurgular
yaşlılık dönemlerini de “ulu’l-azmane” bir kararlılık, ciddiyet içinde ve nebileri hatırlatan bir itmi’nanla, cennet koridorlarında seyahat ediyormuşçasına inançla, azimle ve ümitle sürdürürler
Başkalarının kaybetme hezeyanlarıyla çıldırıp durduğu, en amansız gibi görünen demlerde, onlar, her zaman imanlarının, ümitlerinin meyvelerini devşirir ve bütün hassasiyetleriyle burada var olmanın, ötedede ebedi kalmanın neşvesini duyar ve adeta ömürlerini bir şiir, bir hayal ikliminde yüzüyor gibi geçirirler
Öyle ki, Allah’a ve ötelere imanın herhangi bir faslı, herhangi bir ifadesi karşısında, sihirli balonlarla, fezanın sonsuzluğunda ötelere yürüyor gibi ruh-efza bir seyahat yaptıklarını sanırlar
Kendini duygularının, düşüncelerinin büyüsüne kaptırma ölçüsünde her inançlı ruh, şöyle ya da böyle cismaniyetten uzaklaşıyor ve ruhaniliğin enginliklerine açılıyor gibi olur ve ötelerin tasavvurları aşkın bütün romantizmini birden duyar
Evet, her imanlı gönül, varlığın, her zaman güzelliklerini temaşa ettiğimiz şu esrarlı meşherinde ne harikalara, ne harikalara şahit olur!
Ne büyülü sesler duyar!
Ne aşkın şeylerle yüz yüze gelir!
Gelir de yol boyu, kendisini selamlayan nice güzelliklerden iltifat görür
nice ses hevenkleriyle büyülenir, kendinden geçer ve adeta rüyalarda olduğu gibi, her gördüğü, her duyduğu, her düşündüğü şeye çarçabuk ulaşır ve kendini sürekli bir zevk çağlayanı içinde hisseder
hisseder ve ömrünün bitmesini kat’iyen istemez
dünyaperest ruhlar gibi değil; varlığın tenteneli perdesinin arkasındaki hakiki güzelliklere, Güzeller Güzeli’nin cemalinin değişik dalga boyundaki tecellilerine vurgun olduğundan dolayı ömrünün bitmesini istemez
Daha doğrusu bunlar, ötekilerin, o dünyalarını karartan ruhlarındaki cehennem zakkumuna bedel kalplerindeki iman çekirdeği sayesinde kendilerini her zaman, ahiret alemi ve onun zevkle tüllenen manzaraları ile yüz yüze, cennet ve onun Hakk’ı temaşaya açık yamaçlarında tenezzühde sanır ve bir bakıma, fiziki-metafiziki, dünyayı-ukbayı, ruhu-bedeni bir bütün halinde duyar ve yaşarlar
Gün gelip de öteler perde aralayınca, düşüncedeki cehennem tohumu, kapkaranlık bir kabus gibi her yanda kendisini hissettirir
magmalar gibi köpürür ruhlara korkular salar
bir sis, bir duman gibi bütün ufukları kaplar
azap olur canları yakar
musibet olur sağnak sağnak yağar
ve tabii gönüllerdeki tüba-i cennet çekirdeği de dal-budak salar
bağrında göğerip geliştiği gönüllere tebessümler yağdırır, revh u reyhanla tüllenir
yapraklarına tutunanları sırlı asansörler gibi huzura, emniyete, rıdvana ve ebediyete taşır
cennetle buluşturur, Hakk Cemali’nin temaşa edildiği ufka ulaştırır
Hasılı her iki zümre de sinelerinde taşıdıkları çekirdek ve tohumun inkişafıyla vicdanlarında icmalen duydukları şeyleri, tafsilen ve fiilen görüp-yaşayacakları ayrı bir buuda intikal eder de her şeyi ayan-beyan görmeye başlarlar:
Evet, hele “Süra üfürüldü mü, işte o gün çok çetin bir gündür; (bilhassa) kafire (hiç de) kolay değildir
”1-Ya o “göklerin yarılıp parçalandığı, cehennemin köpürüp alevlendiği ve cennetin yaklaştırıldığı an, her nefis, dünyada ne hazırlayıp oraya sunduğunu (mutlaka) bilecektir
“2 “(İşte) O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar (kaçar; çünkü) o gün herkesin, başından aşkın bir işi var
yüzler vardır o gün parıl parıl, gökçek ve sevinçle mütebessim
yüzler de vardır, karanlık ve toz-toprak bürümüş, işte onlar kafirler ve mücrimlerdir
““Şüphesiz kafirler için zincirler, bukağılar ve çılgın alevler hazırladık
İyilikle oturup kalkanlara (gelince, onlar) kadehlerle kafür karışımı (kevserler) içerler
“
Arzın darmadağınık olup, yıldızların bağı kopmuş tesbih taneleri gibi sağa-sola savrulduğu o dehşetli gün, dimağlardaki cehennem tohumu ve gönüllerdeki cennet çekirdeğinin ayrı bir inkişaf faslıdır: Evet bir yanda: “Hayır hayır! Yer çarpılıp paramparça olduğu, meleklerin saf saf (olup durduğu) ve cehennemin getirildiği o gün (evet işte o gün) insan her şeyi anlar (anlar ama) onun için (artık anlamanın) ne yararı var ki? (O) keşke bu hayatım için (bir şeyler hazırlayıp) gönderebilseydim, der
, artık O’nun azabı gibi kimse azab edemez ve O’nun gibi kimse zincire vuramaz
Ürperten bir tablo, diğer yanda da: “Ey itmi’nan içindeki nefis! O senden, sen de O’ndan razı olduğun halde dön Rabbine! (Dön) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”6
Nimetlerin bayıltan güzellikleri, musibetlerin ürperten çirkinlikleri ve yol boyu, tüba-i cennetin üfül üfül esintileri, cehennem zakkumunun da sam yeli gibi iliklere işleyişi hissedilir: “O gün nice yüzler ışıl ışıl ışıldar ve Rabbi’ne bakar; nice yüzler de vardır ki, ekşir, asıklaşır ve belinin kemiklerinin kırılacağını sanır; (sanır ve iki büklüm olur)
“ İkincilere: “Haydi yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün, gölgesi olmayan ve alevden korumayan üç buudlu (kat’merli) cehennem karanlığına! O karanlık ulu ağaçlar gibi kıvılcımlar salar
O (kıvılcımlar) kalın urganlar gibidirler
O gün Hakk’ı yalanlayanların vay haline!
“8 Birincilere de adeta tebrikler yağdırılır ve:
“Şüphesiz müttakiler gölgeler (altında), çeşmelerin yanında, ve iştihalarının çektiği meyvelerin başındadırlar
(Onlar) amellerinizin mükafatı olarak afiyetle yeyin, için!
İşte biz iyilik edenlere böyle karşılık veririz”9 müjdeleriyle karşılanırlar
Evet “vaad edilen (o büyük) hakikat gelip çatınca, küfredenlerin bakışları dona kalır
‘Vah bize! Biz bundan gafilmişiz; daha doğrusu biz zalimlerin ta kendisiymişiz’ (derler ve onlara) siz ve Allah’tan başka bütün taptıklarınız cehennemin yakıtlarısınız ve oraya döküleceksiniz denir
“10 “Kendilerine tarafımızdan saadet vaad edilenler ise, işte onlar, cehennemden uzaklaştırılmışlardır
(Öyleki) cehennemin hışırtısını bile duymazlar
Onlar, canlarının istediği nimetler içinde ebedidirler
En büyük korku bile onları tasalandırmaz
ve melekler onları: ‘İşte bu, size vaad edilen sizin gününüzdür’ (muştularıyla) karşılarlar
“11
Müttakiler, bir de kitaplarını sağdan alma sevinciyle coşar, neş’e çığlıkları atar ve şükranla iki büklüm olurlar: “Kitabı sağdan verilen: ‘İşte alın, okuyun bu kitabı! (Zaten) ben böyle bir hesapla karşılaşacağıma inanıyordum’ der
Ve artık o, hoşnut olacağı bir yaşayış içinde, (meyvelerin) salkımları (burnunun dibine) kadar yaklaşmış cennettedir
Ve onlara: Geçmişte yaptığınız amellere karşılık, afiyetle yeyin, için, denir
Kitabı soldan verilenler ise: ‘Ah keşke, bana bu kitap verilmeseydi! Keşke hesap nedir bilmeseydim!
Ve keşke ölüm işimi bitirmiş olsaydı! Malım hiçbir işe yaramadı
Güç ve hakimiyetim yok olup gitti”12 der hasretle inler
Artık “mücrimler, şaşkınlık ve azab içindedirler
O gün (onlar) yüzükoyun sürüm sürüm ateşte sürüklenirler; (sürüklenirler de onlara): ‘Tadın ateşle teması’ denir
“13 “Müttakilere (gelince) cennetlerde, ırmakların başında, Kudreti Sonsuz Melik’in nezdinde, sıdk makamında (birer yad-ı cemil,)dirler
“14
Bir yandan gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetlerin sağnak sağnak yağması, diğer yandan da cehennemin gayızla gürleyip öfkeyle köpürmesi ve mazhariyetlerine imrenilecek, istihkaklarından ürperilecek insanlarla herşey ebediyete akar durur: “Takva erbabına geleceğin en güzeli vardır: Adn cennetleri, ardına kadar kapıları açılmış, (onlar da, bu cennetler içinde) tahtlara yaslanmış olarak (çeşit çeşit) meyveler ve içecekler isterler
Yanlarında da, gözleri eşlerinin üzerinde, dilberler vardır
“15 “(Orada) azgınlara da en kötü bir azab (söz konusudur): Gider cehenneme yaslanır; o ne kötü bir istirahat döşeğidir! Tadıp duymaları için (onlara) kaynar bir su ve bir de irin (verilir), bu türden daha çift çift azablar
“16
Kimileri ferih fahürdur
Değişik mazhariyet ve iltifat sağnakları karşısında; kimileri de buruk, ekşi ve hezeyan içindedirler: “Defterini sağdan alanlara gelince, nereden bileceksin ki, (o büyük mazhariyeti)?
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkım salkım muzlar arasında ve upuzun gölgeler altında çağlayıp duran ırmakların başındadırlar
“17 “Kitabını soldan alanlara gelince, nereden bileceksin ki (o korkunç mahrumiyeti)?
Onlar iliklerine kadar işleyn kaynar bir su içinde, serinlik ve rahat vaad etmeyen kapkara bir dumanın gölgesinde (bekler dururlar); zira onlar dünyada, şımarıklık içinde, günahlarda hep ısrarlı idiler
“18
“(Artık) o gün, cennetliklerin ebedi kalacakları yer en hayırlı bir yer, dinlenecekleri makam da en güzel bir makamdır
“19 Gönüllere akan zevkleri yudumlar ve kendi kendilerine: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun! Şüphesiz bizim Rabbimiz, günahları bağışlayan ve şükürlere de karşılık verendir
O’dur ki, bizi böyle bir makama yerleştirdi
bir makam ki, (insana) ne yorgunluk arız olur ne de usanç gelir
” 20
Dantel
Mumsema
Frmacil
28-08-2007
#
2
Profil Bilgileri
sayanor
--->: Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi
İnsanoğlu, ölmek için var olur, dirilmek için ölür ve ebediyeti duyup yaşamak için de dirilir
Bir bir gelinir bu dünyaya
, bir bir yürür herkes bu upuzun hayat yolunda
onca müştereklere rağmen herkes kendi kaderiyle oturur-kalkar
kendi kaderini yaşar ve programlandığı çerçevede, daha sonra bir başka hayatı duyup( yaşamak için arkasına bakmadan yürür ebediyete
Evet insan, dünyaya ilk adımını attığı andan itibaren, onun için geriye sayma başlamış demektir
Hatta embriyolojik sürecin mebdei, bir manada onun için sonun başlangıcı sayılabilir
Çocukluk, gençlik,olgunluk ve yaşlılık dönemleri bu vetirede sadece birer konaktırlar
İnsan nasibi ölçüsünde ya bu konakların hepsine uğrar ve bir süre misafir olur veya yürüyen bir trenden dışarıya atılıyor gibi, ümid edilen menzile ulaşılmadan, herhangi bir meçhul noktada, kendisine cebri bir çıkış verilir ve onun için dünya ile alakalı her şey biter
Her gün bu kabil hadiselerle, duyguları delik deşik ve düşünceleri allak-bullak yolculuklarını devam ettirenler ise, son durak mülahazası veya gerçekten O’na yaklaştıklarından ötürü, sürekli ense köklerinde yokluğun sopsoğuk elinin dolaştığını sanır, onun rengiyle sararır, her an sürpriz bir bitişin şokuyla tir tir titrer, hazan yemiş yapraklar gibi sarsılır ve her zaman kendilerini amansız bir çözülüşün pençesinde hissederler
ederler de, günler, haftalar, aylar ve yıllar ilerledikçe, daha bir artan hafakanlarla kıvrım kıvrım kıvranır, işittikleri her seste ölüm ağıtlarından nağmeler dinler ve ruhlarındaki cehennem zakkumunu besleyen esintiler ölçüsünde, her gün birkaç defa ölür ölür dirilirler
Mevsim dönüp de hayatın sonbaharı gelip çatınca, Adeta her şey ve herkes tarafından terkedildiklerini hisseder
bütün varlığın kendilerine arka çevirip onları yalnızlığa attığını sanır
dört bir yanın poyrazla inlediğini duyar gibi olur ve hazanla sararıp düşen her yaprakta kendi ma’kus kaderlerinin yazılarını okur
çığlıklarını dinler, inkisarla iki büklüm olur
buruklaşır
ve hele ötelere inançları da yoksa, ruhlarının alacakaranlığında hayatlarının gurub sonrasını tahayyülle sürekli yutkunur ve ölüm terleri dökerler
Artık, ne çevrelerinde neş’eyle köpüren hayat, ne varlığın rengarenk güzellikleri, ne kuş cıvıltıları, ne ırmak çağıltıları, ne koyun-kuzu meleyişleri, ne de tabiat meşherinin o temaşasına doyulmayan manzaraları onlara hiçbir şey ifade etmez
, etmez ve onlara göre artık her ses bir ölüm ağıtı
her güzel manzara plastize bir hüzün paketi
her doğum, bir ölüm referansı ve doğumlar ölümlere emanet
her sevinç de bir aldanmışlık ve teselli mırıltısıdır
Bunların iç dünyalarında elemleri elemler kovalar, kabuslu rüyalarda olduğu gibi gönülleri ve dilleri sürekli korkulara takılır, “kem-küm” eder
Her zaman bakışları bulanık, başları dumanlı yaklaşan sonun şokuyla hezeyandan hezeyana sürüklenir ve daha mezara girmeden hep kabrin sadefleşmiş kemikleri arasında yılanlarla çıyanlarla adeta saklambaç oynarlar
Yer yer burunlarının yokluğa değdiğini ve ufalanıp toz-toprak haline geldiklerini hisseder ve her biri ayrı ayrı kendi kaderinin ağında “Keşke anam beni doğurmasaydı!”
Gönüllerini imanla donatmış ve kalplerinin balansını ötelere göre ayarlamış “iman hem nurdur, hem kuvvettir, hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir” duygu ve düşüncesiyle tam bir metafizik gerilim içinde bulunanlara gelince; onlar, çocukluklarını bir zevk zemzemesi içinde duyar ve her zaman var olma şevkiyle haykırır
gençliklerini Yusuf gibi birer iffet ve irade kahramanı olarak disiplinlerle geçirir
olgunluk çağlarını arkadan gelenlere örnek olabilecek davranışlarla süsler ve yollardaki reflektörler gibi sürekli düz yolda yürümenin lazım geldiğini vurgular
yaşlılık dönemlerini de “ulu’l-azmane” bir kararlılık, ciddiyet içinde ve nebileri hatırlatan bir itmi’nanla, cennet koridorlarında seyahat ediyormuşçasına inançla, azimle ve ümitle sürdürürler
Başkalarının kaybetme hezeyanlarıyla çıldırıp durduğu, en amansız gibi görünen demlerde, onlar, her zaman imanlarının, ümitlerinin meyvelerini devşirir ve bütün hassasiyetleriyle burada var olmanın, ötedede ebedi kalmanın neşvesini duyar ve adeta ömürlerini bir şiir, bir hayal ikliminde yüzüyor gibi geçirirler
Öyle ki, Allah’a ve ötelere imanın herhangi bir faslı, herhangi bir ifadesi karşısında, sihirli balonlarla, fezanın sonsuzluğunda ötelere yürüyor gibi ruh-efza bir seyahat yaptıklarını sanırlar
Kendini duygularının, düşüncelerinin büyüsüne kaptırma ölçüsünde her inançlı ruh, şöyle ya da böyle cismaniyetten uzaklaşıyor ve ruhaniliğin enginliklerine açılıyor gibi olur ve ötelerin tasavvurları aşkın bütün romantizmini birden duyar
Evet, her imanlı gönül, varlığın, her zaman güzelliklerini temaşa ettiğimiz şu esrarlı meşherinde ne harikalara, ne harikalara şahit olur!
Ne büyülü sesler duyar!
Ne aşkın şeylerle yüz yüze gelir!
Gelir de yol boyu, kendisini selamlayan nice güzelliklerden iltifat görür
nice ses hevenkleriyle büyülenir, kendinden geçer ve adeta rüyalarda olduğu gibi, her gördüğü, her duyduğu, her düşündüğü şeye çarçabuk ulaşır ve kendini sürekli bir zevk çağlayanı içinde hisseder
hisseder ve ömrünün bitmesini kat’iyen istemez
dünyaperest ruhlar gibi değil; varlığın tenteneli perdesinin arkasındaki hakiki güzelliklere, Güzeller Güzeli’nin cemalinin değişik dalga boyundaki tecellilerine vurgun olduğundan dolayı ömrünün bitmesini istemez
Daha doğrusu bunlar, ötekilerin, o dünyalarını karartan ruhlarındaki cehennem zakkumuna bedel kalplerindeki iman çekirdeği sayesinde kendilerini her zaman, ahiret alemi ve onun zevkle tüllenen manzaraları ile yüz yüze, cennet ve onun Hakk’ı temaşaya açık yamaçlarında tenezzühde sanır ve bir bakıma, fiziki-metafiziki, dünyayı-ukbayı, ruhu-bedeni bir bütün halinde duyar ve yaşarlar
Gün gelip de öteler perde aralayınca, düşüncedeki cehennem tohumu, kapkaranlık bir kabus gibi her yanda kendisini hissettirir
magmalar gibi köpürür ruhlara korkular salar
bir sis, bir duman gibi bütün ufukları kaplar
azap olur canları yakar
musibet olur sağnak sağnak yağar
ve tabii gönüllerdeki tüba-i cennet çekirdeği de dal-budak salar
bağrında göğerip geliştiği gönüllere tebessümler yağdırır, revh u reyhanla tüllenir
yapraklarına tutunanları sırlı asansörler gibi huzura, emniyete, rıdvana ve ebediyete taşır
cennetle buluşturur, Hakk Cemali’nin temaşa edildiği ufka ulaştırır
Hasılı her iki zümre de sinelerinde taşıdıkları çekirdek ve tohumun inkişafıyla vicdanlarında icmalen duydukları şeyleri, tafsilen ve fiilen görüp-yaşayacakları ayrı bir buuda intikal eder de her şeyi ayan-beyan görmeye başlarlar:
Evet, hele “Süra üfürüldü mü, işte o gün çok çetin bir gündür; (bilhassa) kafire (hiç de) kolay değildir
”1-Ya o “göklerin yarılıp parçalandığı, cehennemin köpürüp alevlendiği ve cennetin yaklaştırıldığı an, her nefis, dünyada ne hazırlayıp oraya sunduğunu (mutlaka) bilecektir
“2 “(İşte) O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar (kaçar; çünkü) o gün herkesin, başından aşkın bir işi var
yüzler vardır o gün parıl parıl, gökçek ve sevinçle mütebessim
yüzler de vardır, karanlık ve toz-toprak bürümüş, işte onlar kafirler ve mücrimlerdir
““Şüphesiz kafirler için zincirler, bukağılar ve çılgın alevler hazırladık
İyilikle oturup kalkanlara (gelince, onlar) kadehlerle kafür karışımı (kevserler) içerler
“
Arzın darmadağınık olup, yıldızların bağı kopmuş tesbih taneleri gibi sağa-sola savrulduğu o dehşetli gün, dimağlardaki cehennem tohumu ve gönüllerdeki cennet çekirdeğinin ayrı bir inkişaf faslıdır: Evet bir yanda: “Hayır hayır! Yer çarpılıp paramparça olduğu, meleklerin saf saf (olup durduğu) ve cehennemin getirildiği o gün (evet işte o gün) insan her şeyi anlar (anlar ama) onun için (artık anlamanın) ne yararı var ki? (O) keşke bu hayatım için (bir şeyler hazırlayıp) gönderebilseydim, der
, artık O’nun azabı gibi kimse azab edemez ve O’nun gibi kimse zincire vuramaz
Ürperten bir tablo, diğer yanda da: “Ey itmi’nan içindeki nefis! O senden, sen de O’ndan razı olduğun halde dön Rabbine! (Dön) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”6
Nimetlerin bayıltan güzellikleri, musibetlerin ürperten çirkinlikleri ve yol boyu, tüba-i cennetin üfül üfül esintileri, cehennem zakkumunun da sam yeli gibi iliklere işleyişi hissedilir: “O gün nice yüzler ışıl ışıl ışıldar ve Rabbi’ne bakar; nice yüzler de vardır ki, ekşir, asıklaşır ve belinin kemiklerinin kırılacağını sanır; (sanır ve iki büklüm olur)
“ İkincilere: “Haydi yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün, gölgesi olmayan ve alevden korumayan üç buudlu (kat’merli) cehennem karanlığına! O karanlık ulu ağaçlar gibi kıvılcımlar salar
O (kıvılcımlar) kalın urganlar gibidirler
O gün Hakk’ı yalanlayanların vay haline!
“8 Birincilere de adeta tebrikler yağdırılır ve:“Şüphesiz müttakiler gölgeler (altında), çeşmelerin yanında, ve iştihalarının çektiği meyvelerin başındadırlar
(Onlar) amellerinizin mükafatı olarak afiyetle yeyin, için!
İşte biz iyilik edenlere böyle karşılık veririz”9 müjdeleriyle karşılanırlar
Evet “vaad edilen (o büyük) hakikat gelip çatınca, küfredenlerin bakışları dona kalır
‘Vah bize! Biz bundan gafilmişiz; daha doğrusu biz zalimlerin ta kendisiymişiz’ (derler ve onlara) siz ve Allah’tan başka bütün taptıklarınız cehennemin yakıtlarısınız ve oraya döküleceksiniz denir
“10 “Kendilerine tarafımızdan saadet vaad edilenler ise, işte onlar, cehennemden uzaklaştırılmışlardır
(Öyleki) cehennemin hışırtısını bile duymazlar
Onlar, canlarının istediği nimetler içinde ebedidirler
En büyük korku bile onları tasalandırmaz
ve melekler onları: ‘İşte bu, size vaad edilen sizin gününüzdür’ (muştularıyla) karşılarlar
“11
Müttakiler, bir de kitaplarını sağdan alma sevinciyle coşar, neş’e çığlıkları atar ve şükranla iki büklüm olurlar: “Kitabı sağdan verilen: ‘İşte alın, okuyun bu kitabı! (Zaten) ben böyle bir hesapla karşılaşacağıma inanıyordum’ der
Ve artık o, hoşnut olacağı bir yaşayış içinde, (meyvelerin) salkımları (burnunun dibine) kadar yaklaşmış cennettedir
Ve onlara: Geçmişte yaptığınız amellere karşılık, afiyetle yeyin, için, denir
Kitabı soldan verilenler ise: ‘Ah keşke, bana bu kitap verilmeseydi! Keşke hesap nedir bilmeseydim!
Ve keşke ölüm işimi bitirmiş olsaydı! Malım hiçbir işe yaramadı
Güç ve hakimiyetim yok olup gitti”12 der hasretle inler
Artık “mücrimler, şaşkınlık ve azab içindedirler
O gün (onlar) yüzükoyun sürüm sürüm ateşte sürüklenirler; (sürüklenirler de onlara): ‘Tadın ateşle teması’ denir
“13 “Müttakilere (gelince) cennetlerde, ırmakların başında, Kudreti Sonsuz Melik’in nezdinde, sıdk makamında (birer yad-ı cemil,)dirler
“14
Bir yandan gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetlerin sağnak sağnak yağması, diğer yandan da cehennemin gayızla gürleyip öfkeyle köpürmesi ve mazhariyetlerine imrenilecek, istihkaklarından ürperilecek insanlarla herşey ebediyete akar durur: “Takva erbabına geleceğin en güzeli vardır: Adn cennetleri, ardına kadar kapıları açılmış, (onlar da, bu cennetler içinde) tahtlara yaslanmış olarak (çeşit çeşit) meyveler ve içecekler isterler
Yanlarında da, gözleri eşlerinin üzerinde, dilberler vardır
“15 “(Orada) azgınlara da en kötü bir azab (söz konusudur): Gider cehenneme yaslanır; o ne kötü bir istirahat döşeğidir! Tadıp duymaları için (onlara) kaynar bir su ve bir de irin (verilir), bu türden daha çift çift azablar
“16
Kimileri ferih fahürdur
Değişik mazhariyet ve iltifat sağnakları karşısında; kimileri de buruk, ekşi ve hezeyan içindedirler: “Defterini sağdan alanlara gelince, nereden bileceksin ki, (o büyük mazhariyeti)?
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkım salkım muzlar arasında ve upuzun gölgeler altında çağlayıp duran ırmakların başındadırlar
“17 “Kitabını soldan alanlara gelince, nereden bileceksin ki (o korkunç mahrumiyeti)?
Onlar iliklerine kadar işleyn kaynar bir su içinde, serinlik ve rahat vaad etmeyen kapkara bir dumanın gölgesinde (bekler dururlar); zira onlar dünyada, şımarıklık içinde, günahlarda hep ısrarlı idiler
“18
“(Artık) o gün, cennetliklerin ebedi kalacakları yer en hayırlı bir yer, dinlenecekleri makam da en güzel bir makamdır
“19 Gönüllere akan zevkleri yudumlar ve kendi kendilerine: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun! Şüphesiz bizim Rabbimiz, günahları bağışlayan ve şükürlere de karşılık verendir
O’dur ki, bizi böyle bir makama yerleştirdi
bir makam ki, (insana) ne yorgunluk arız olur ne de usanç gelir
” 20
Tags
:
hatirlattiklari
,
olumun
,
otesi
Ölümün Hatırlattıkları ve Ötesi ile ilgili Benzer Konular
109 Kez Görüntülendi
Mor ve Ötesi (Mor ve Ötesi Kimdir? - Mor ve Ötesi Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Elveda RumeLi Dizisinin Bize HatırLattıkLarı ..
Türk ve Dünya Tarihi
Başlığı Yok Bu ölümün
Güzel Yazılar / Makaleler
Ölümün Dua Olur
Dini Sohbet
ölümün hakikati
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:02
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553