Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Dini Sohbet

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
İslÂm’in GÖlgesİnde Hayat ile ilgili Benzer Konular
89 Kez Görüntülendi

Güney Kore’nin rengarenk İslam’ı Yurt Dısı Haberler
İslam ülkeleri İslam Ordusu’nu kurmalıdır Yurt Dısı Haberler
III. Murâd’ın ve oğlu III. Mehmed’in ma’sum kardeşlerini öldürmeleri, İslâm Hukuku açısından izahı.. Osmanlı Devleti
Mekke’de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan İslam’dan habersiz bir çocuk manevi Sorular ve Cevaplar
İmanın şartlarıyla İslam’ın şartları farklı olduğuna göre, iman ile İslam farklı değil mi? Sorular ve Cevaplar

Aşk, ne zaman anlam kazanır.... | İbadete ihtiyacı olan biziz !
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 31-08-2007   #1
Profil Bilgileri
Standart İslÂm’in GÖlgesİnde Hayat



İslÂm’in GÖlgesİnde Hayat başlıklı yazı Mumsema İslÂm’in GÖlgesİnde Hayat Forum Alev


İslâm’ın gölgesinde hayat, insanın ilâhî lütuflara mazhariyetinin bir değişik unvanıdır Hayatını Kur’ân’a bağlı yaşama bahtiyarlığına erememiş kimselerin, İslâm’ın gölgesinde yaşamanın büyüsünü anlamaları mümkün değildir Onu, kendi nev’i şahsına mahsus çerçevesiyle duyup yaşayanlardır ki, ömürlerini Cennetlerin bekleme salonlarında geçiriyor gibi, gözlerini açar-kapar etraflarına sürekli tebessümler yağdırırlar Hamd ederler İslâm’ın gölgesinde bulunduklarına, çevrelerini tefekkürle müşâhede edip sürekli iman solukladıklarına, görüp duydukları her şeyin Kur’ân’ı çağrıştırması karşısında Furkan mırıldandıklarına; eşya ve hâdiseleri derin bir temâşâ zevkiyle seyredip içlerine akan yorumlarla kendilerinden geçtiklerine

Onlar Kur’ân’ın aydınlık dünyasında düşünce hayatları adına oluşturdukları âhenk sayesinde, hep doğru görür, doğru düşünür, hâdiseleri doğru yorumlar; anladıklarında anlamanın zevkini yaşar, anlamadıklarını da Allah’a itimadın gereği bir hikmete bağlar ve hiçbir zaman mütemadi sıkıntı, kaos ve bunalımla karşılaşmazlar Aksine, sevinç ve neş’e veren durumlarını hamd ü senâlarla mânâlandırır, derinleştirir; “belâ” ve “musibet” diyecekleri dış yüzü ekşi hâdiseleri de “Yahu bu da geçer” esprisiyle yumuşatarak herkesin buhranlarla kıvrandığı en karanlık durumlarda bile, şevk u şükürden rengârenk dantelalar örerek semtlerine uğrayanlara Cennettekilerin şevk u târâblarını yaşatırlar

İslâm’ı, tam kendi derinlik, kendi renk ve kendi deseniyle temsile çalışıp Kur’ân’la içli dışlı olduğumuz ölçüde, biz hemen hepimiz, âdeta hayatımızın onunla yükselip derinleştiğini, farklılaşıp uhrevîleştiğini duyup hisseder; onun sayesinde varlığın gâyesini, yaratılışın hikmetini, insan olmanın sır ve mânâsını, buraya gönderilişimizin hedefini, gideceğimiz yerin kıymet ve değerini anlar ve bir ucu gönüllerimizde nurdan bir helezonla, fânilerin Bâkî’den ayrıldığı ufka ulaştığımızı duyar gibi olur ve kendi kendimize “Meğer hakikî hayat buymuş” diyerek tali’imizin gülen yüzü karşısında kendimizden geçeriz

Biz, herkesin varlık, eşya ve hâdiselerin ürperticiliği ve dehşetiyle yalnızlık ve gurbetler yaşamalarına karşılık, İslâm’ın aydınlık ikliminde, Allah’a itaat ve inkıyatla, kâinatta cârî umumî hareket arasındaki uyumu, iç içeliği kavrar, idrak eder; bu koca dünyayı hânemiz gibi görür, her nesneyle bir ülfet havası yaşar, her varlıkla bir tür muâşakaya girer ve böyle bir bahtiyarlığa mazhariyetimizden ötürü Allah’a gönül dolusu hamd ü senâlarda bulunuruz

Kur’ân’ın, gözlerimize, gönüllerimize saçtığı nurlar sayesinde, bütün varlığı, aklın zâhirî nazarındaki fotoğraflarından daha farklı, daha muhtevalı, daha anlamlı ve daha zengince görür ve âdeta şu üç buudlu mekânda buudlar üstü yaşıyor gibi kendimizi bir sihirli âlemin temâşâsında sanırız Böyle bir temâşâ herkes için aynı seviyede olmasa da, bir ölçüde hemen hepimiz, imanın gönüllerimizde hâsıl ettiği zenginlik ve Kur’ân’ın düşünce dünyamıza saldığı ışıklarla, başkalarının içinde sıkışıp bocaladığı ve çok defa bunalımdan bunalıma sürüklendiği bu dünyayı, zahir vüs’atinin kat kat üstünde ve genişlerden geniş bulur; kendilerini her zaman zindanlarda ve prangalar içinde vehmedenlere karşılık, kendimizi ucu bucağı olmayan sarayların onurlu misafirleri gibi sımsıcak istikballerin atmosferinde zannederiz

Aslında, İslâmî düşünce atlasında, bu kadar ferahfezâ bulup zevk ettiğimiz bu dünya, üzerinde tenteneli bir perde gibi tüllenip durduğu, güzelliklerin gerçek meşheri ötelerin sadece bir buudundan ibarettir evet, İslâm’ın düşünce atlasında, onca ihtişamına rağmen bütün fizikî âlemler, metafizik dünyaların yanında tene nispeten can gibi, evimiz-köyümüz karşısında da cihan gibidir Bu atlasta, her şey başka bir âlemde başlar ve bu âlemden sonra da renk, şekil, desen değiştirerek sürer gider ve yine bu atlasta, bütün debdebesiyle şu koca dünya sadece bir menzil, onun nimetleri de iştah açma türünden birer kahvaltıdan farksızdır Berzah, herkesin buğulu bir cam arkasından akıbetini seyrettiği bir istasyon veya rıhtım mahşer, gönülleri ürperten ve ayakların bağını çözen –içinde rahmete bağlı ümitler esse de– korkunç bir güzergah, daha ötesi ise ya sürekli tüllenip güzelleşen firdevsî bahçeler veya her an değişik gayızlarla köpürüp duran bir gayyâ dünyanın sona erişiyle başlayan “Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan tasavvurunu aşkın” sözlerine emanet belirsizliğiyle öbür âlem, bu upuzun yolculuğun son durağı dünyadaki mütemadi gelip gitmelerin bir adım ötesi olmayan karargahı ve mü’minlerin de mutluluk otağıdır

İslâm’ın düşünce atlasında bu dünya, her şey olmadığı gibi ölüm de bir son değildir; o, muvakkat bir nefes alma veya akıbeti yakından görme faslıdır; kabir ise, oradan başlayarak değişik mekânlara yolların uzayıp gittiği bir garipler hanı ve mutlak akıbetin hem endişe hem de ümitlerle derinden derine duyulduğu kapalı bir koridordur evet kabir, kimileri için ümitlere açık sevindiren bir durak olmasına karşılık, kimileri için de yılan-çıyan arkadaşlığına bağlı bir zindandır Onun bir saray olarak duyulup yaşanması da, bir zindan hâline getirilmesi de bizim buradaki duygu, düşünce ve davranışlarımızla yakından alâkalıdır Burada istikamet ve gayret, ötede ebedî saadet işte bütün bu mülâhazaları “Dünya ahiretin mezraasıdır” sözüyle özetlemek mümkündür

Böyle bir anlayış enginliğiyle bir Müslüman, her zaman başkalarıyla iç içe yaşasa da, her şeyi farklı görür, farklı duyar, farklı değerlendirir ve her hâliyle sürekli bir farklılık sergiler Her şeyden evvel böyle bir ufuk itibarıyla o, yeryüzünde Allah’ın halifesidir Bütün dünya ve içindekilerin, onun tasarrufuna verildiğinin de farkındadır O her zaman, vicdanının derinliklerinde: “Hani Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti”1 gerçeğinin yankılandığını duyar; “Arz ve üzerindeki her şey sizin emrinize musahhar kılınmıştır”2 ilâhî teveccühüyle iki büklüm olur ve zamanüstü derinliklerden kopup gelen baş döndürücü bu iltifat ve nişanı ilk defa duyuyor, ilk defa elde ediyor gibi sevinçle karşılar, bugüne kadar verilenleri bundan sonra verileceklerin referansı sayar ve koşar soluk soluğa peygamberlerin yürüdüğü yolda Yürür bu yolda ve Hakk’a güvenip dayanmada da asla kusur etmez; sebeplere riayeti ise esbap dairesi içinde bulunanlara Allah’ın yüklediği bir sorumluluk olarak görür, dolayısıyla da bütün sa’y ü gayretlerinin neticesini de sadece ve sadece Allah’tan bekler O, hayatını böyle dengeli bir anlayışa bağlı götürdüğünden, sürekli Allah’ın himayesinde bulunduğu şuuruyla her zaman huzur, emniyet ve itminan soluklar İşte böyle bir tasavvurdan doğan gönül rahatlığı ne hoş! Böyle bir ufkun hislere saldığı neş’e ve sevinç ne latîf! Ve Allah’a güvenip O’na itimattaki kuvvet ne sağlam bir dayanaktır!

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, yeryüzünde, belli ölçüde de olsa, fesadın giderilmesi, milletler arası kalıcı bir barış ve diyaloğun sağlanması, bütün bütün huzursuz hâle gelmiş insanlığın yeniden arayıp özlediği huzura kavuşabilmesi, insanî hayatla kâinat ve tabiat arasındaki uyumun keşfedilip, toplumların ve milletlerin yaşama biçimlerine aksettirilebilmesi, evet bütün bunlar ancak ve ancak gönüllerin Allah’a yönelmesinin bir başka unvanı olan “İslâm’ın gölgesindeki hayat”la mümkün görülmektedir Eğer bugün İslâm’ın vaad ettiklerini bütünüyle göremiyorsak, bunu onun yetersizliğinde değil, onun dost ve müntesiplerinin vefasızlığında, aymazlığında; ona hasmâne tavır alan cephenin de kin, nefret, iğbirar ve ön yargılarında aramalıyız Zira Cenâb-ı Hak: “Biz bu Kur’ân’ı bir şifa ve rahmet kaynağı olarak ceste ceste indiriyoruz”1 buyurarak, onun bütün dertlere derman, bütün sıkıntılara çare olduğunu hatırlatıp ona yönelmemizi istemekte ve “Doğrusu bu Kur’ân, insanları yolların en sağlam ve en eminine ulaştıran bir rehberdir”2 fermanıyla da bize her kapıyı açabilecek, her problemi çözebilecek sırlı bir anahtar vermektedir; vermektedir ama, çoklarımız, hâlâ anlaşılmaz bir temerrüt ve cehalete takılarak, hazineler kıymetindeki bu anahtarı bir türlü değerlendirememekteyiz Gariptir, herhangi bir alet ve cihaz bozulduğunda, o alet ve cihazın firmasına ya da o konudaki uzmanlara başvurduğumuz hâlde, nedense, aynı usulü kalbî ve ruhî hayatımızla alâkalı problemler karşısında uygulamaya bir türlü yanaşmamakta ve Yaratıcı’nın tavsiye ve direktiflerini almayı düşünmemekteyiz Oysaki “Yapan bilir, üreten onarır” fehvasınca, çok kıymetli ve kıymetli olduğu kadar da kompleks bir yapıya sahip olan insanoğlunun, zâhirî ve bâtınî yanlarıyla alâkalı hemen bütün problemlerinde, kendini “Alîm” ve “Habîr” olarak tanıtan Zât’a müracaat etmek icap ederdi; böyle hareket aklın ve mantığın yolu olduğu gibi genel davranışlarımızda da tenakuza düşmemenin gereğiydi Allah, kalbî ve ruhî problemlerimizi giderme konusunda bize sürekli Kur’ ân’ı referans olarak göstermekte, İslâmî hayatı salıklamakta ve “Şu bir gerçektir ki, Allah gönüllerin her yanını bilir O, yarattıklarını hiç bilmez olur mu? İlmi her şeye nüfûz eden Latîf O, her şeyden haberdar olan Habîr de O’dur”3

Bugün insanlığın büyük bir kısmının, İslâm’a karşı alâkasızlığı ve Kur’ân’ı duymazlıktan gelmesi, istikbalde onun tali’sizliği olarak tarihe geçecektir Zannediyorum geleceğin nesilleri bu konuyu değerlendirirken: “Keşke azıcık basiretlice davranılsaydı!” diyerek hep teessüf ve telehhüfte bulunacaklar; bulunacaklar ama, o gün böyle bir hasret ve inkisar neye yarar ki! Önemli olan bugün, o büyük gerçeğin duyulması ve o tarihî yönelişin gerçekleştirilmesidir Bakalım günümüzün “kaderdenk” noktasındaki nesilleri bunu başarabilecekler mi? Keşke başarabilseler!

Günümüzün nesillerinin son bir kere daha İslâm’a ve Kur’ân’ın seslendirdiği ruh ve mânâya yönelmesi onların yeniden doğuşu olacaktır Evet, İslâm’ın kitabı Kur’ân, insanî değerler, varlık, kâinat ve hayat hakkında en orijinal fikirlerin, hiçbir zaman eskimeyen disiplinlerin ve hep ter ü tâze kalabilen esasların biricik kaynağıdır Onun, günümüzün toplumlarına da, yeni ufuklar açacağına, onlara alternatif düşünce sistemleri sunacağına ve insanımızın ızdıraplarını dindireceğine inancımız tamdır Elverir ki, varlık içindeki yer ve konumumuzu bir kere daha gözden geçirerek mazhariyet ve mevhibelerimizi yerli yerince iyi değerlendirebilelim Aslında birkaç asırlık uzun bir uykudan sonra bizdeki böyle bir “ba’sü ba’de’l-mevt” dünyanın da rengini değiştirecektir

Şurası da bir gerçek ki, tarihte İslâm âleminin hemen her dirilişi, onun bir yandan kendini, diğer yandan da umumî hayat kanunlarını, varlık ve tabiatın esrarını dinî düşüncesiyle telif ettiği, tekvînî emirlerle teşriî emirler arasına sokuşturulan zıtlıkları aştığı, dinin yanında eşya ve hâdiselere açık durduğu dönemlere rastlar; çöküşü ve çözülüşü de bu telif ve terkibi kavrayamadığı ve koruyamadığı zamanlara O, büyük ölçüde bugün de, insan, kâinat ve Allah arasındaki münasebeti tam kavrayamadığı ve koruyamadığından dolayıdır ki, ızdıraplar içinde kıvranmakta, iç içe şaşkınlıklar yaşamakta ve bunalımdan bunalıma sürüklenmektedir Onun, bu şaşkınlık ve bunalımlardan kurtulmasının yolu ise, çağdaş bilgilerin ışığı altında İslâmî tefekkürü bir kere daha harekete geçirerek, bütün varlığı kuşatan “sünnetullah” ve onun cereyanıyla, teşriî emirler vasıtasıyla düzenlenen insan-Allah münasebetindeki uyumun yeniden ortaya konması olsa gerek Yakın geçmişte bu münasebet tam kavranamamış, tekvînî kanunlarla, teşriî emirler arasındaki irtibat sezilememiş, hatta yok farz edilmiş; derken hayattaki âhenk bütün bütün bozularak her şey içinden çıkılmaz bir hâle gelmiştir evet biz, varlıkla aramızdaki âhengi bozmuşuz; Allah da lütfettiği nimetleri elimizden almış; işte hepsi bu kadar Bu Allah’ın değişmeyen bir kanunu ve “sünnetullah”tır “Bir toplum (değişik iç deformasyonlarla) kendi kendini değiştirmedikçe, Allah ona lütfettiği nimetlerini değiştirecek değildir”4 Değişmeden, hem Allah hem de varlıkla olan münasebetlerimizde olduğumuz yerde durup, olduğumuz gibi kalmamız, korunmamızın da en selâmetli yoludur Bu, önemli işi de şimdiye kadar sadece hakikî Kur’ ân nesli –üzerinde durmayı düşünürüm– başarabilmiştir

 

P.Alemdar is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Saat 15:29.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552