FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
Eğitim Bölümü
>
Kültür-Sanat
>
Edebi Türler
Türk Edebiyatı Dönemleri
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
Bize Ulaşın
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Türk Edebiyatı Dönemleri ile ilgili Benzer Konular
275 Kez Görüntülendi
1839 - 1923 Dönemleri Arasında Türk Tiyatrosu
Tiyatro
Türk edebiyatı tarihi
Konu Dışı Başlıklar
Türk Edebiyatı Dönemleri
Edebi Türler
Türk Halk Edebiyatı
Edebi Türler
Türk Edebiyatı
Edebi Türler
ibret alınacak bir öykü...
|
Tiyatronun Kökeni Ve Tarihi Gelişimi
Konu Araçları
04-05-2008
#
1
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
Türk Edebiyatı Dönemleri
Türk Edebiyatı Dönemleri başlıklı yazı Mumsema Türk Edebiyatı Dönemleri Forum Alev
Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir
1
İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı,
2
İslâmî Devir Türk Edebiyatı,
3
Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı
Bu tasnif Fuat Kö
pr
ülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir
Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılemm Kıstaslar
Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğrafyasındaki gelişme, kısaca medeniyet değişikliği kıstas olarak alınır
Çünkü Türk tarihinde görülen üç medeniyet (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir
Bu arada tanışılemm ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir
Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitleri alınmıştır
Türk edebiyatının üç devire ayrılmasını sağlayan iki medeniyet değişikliği vardır
1
İslâmiyet’in kabul edilmesi,
2
Batı medeniyetinin tanınması ve benimsenmesi
Bu bilgiler ışığında Türk edebiyatının devirlerini şöyle belirleyebiliriz
I
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI (?-11
yy
)
İslâmiyet’ten önceki Türk Edebiyatı, Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları devirlerde bütün Türk boyları arasında müşterek ve büyük bölümü sözlü olan edebiyattır
İslâm öncesi Türk edebiyatı ulusal bir edebiyattır; nazım şekil ve türleriyle kullanılemm ölçü tamamen millîdir
Bu dönem edebiyatı, İslâmiyet’in kabul edilmesinden sonra oluşmaya başlayan yeni edebiyat anlayışına kadar devam etmiş, hatta etkisi daha sonraki dönemde de görülmüştür
İslâm öncesi Türk edebiyatı sözlü dönem ve yazılı dönem olmak üzere ikiye ayrılır
A
Sözlü Dönem ( ?-8
yy
)
Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdir
Yani başlangıçtan 8
yüzyıla kadar olan dönemdir
Bu dönem ürünleri tamamen sözlüdür ve genellikle şiir şeklindedir
Bazı ürünlerin bazıları günümüze kadar gelmiştir
Sözlü Dönemin Özellikleri
Ø Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır
Ø Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi
Ø Bu şiirler (sagu, koşuk, destan) hece ölçüsüyle söylenen ve yarım kafiye kullanılemm şiirlerdir
Ø Anlatım söze dayanır
Ø Düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır
Ø Nazım biçimi dörtlük, vezin hece veznidir
Ø Yarım kafiye kullanılmıştır
Ø Dil sadedir
Ø Bu ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) ortaya çıkmıştır
Ø Şiirler kopuz denilen saz eşliğinde söylenir
Ø Daha çok somut konular işlenmiştir
Ø Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk konuları işlenir
Ø Şairlere ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir
Sözlü dönem ürünleri
1
Koşuk
Ø Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir
Ø Kopuz eşliğinde söylenir
Ø Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler
Ø Nazım birimi dörtlüktür
Ø Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)
Ø Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma’dır
Ø Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir
2
Sagu
Ø Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir
Ø Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir
Ø Koşuk nazım şekliyle söylenir
Ø Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir
Ø “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir
Ø Divanu Lûgatit-türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir
3
Sav
Ø Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir
Ø Bugünkü “ata sözü”nün karşılığıdır
Ø Divanu Lûgatit-türk’te pek çok sav vardır
4
Destan
Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir
Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı; Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır
Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır
Milletlerin toplumu derinden etkileyen, tarihî önem arz eden önemli olaylarını (doğal afetler, savaşlar, göç, yangın vb
) konu edinirler
Manzum hikâyelerdir
Destanlarda olağan üstü olaylar ve olağan üstü özellikte kahramanlar vardır
Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir
Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır
Destanlarda anlatılemm olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez
Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir
Dantel
Mumsema
Frmacil
04-05-2008
#
2
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
--->: Türk Edebiyatı Dönemleri
İlk Türk Destanları
Altay-Yakut: Yaradılış Destanı
Sakalar Dönemi: Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı
Hun Dönemi: Oğuz Kağan Destanı
Köktürk Dönemi: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı
Uygur Dönemi: Türeyiş Destanı, Göç Destanı
B
Yazılı Dönem ( 8-11
yy
)
Bu dönemde Göktürkler ve Uygurlar tarafından kendi alfabeleriyle eserler verilmiştir
Türk dilinin tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII
asrın sonlarına ve VIII
asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlar (Yenisey ve Orhun anıtları) ve Uygur dönemine ait olan dinî metinlerdir
Anıtlar arasında yer alan, Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen Orhun Anıtları, gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üslûplarıyla Türk dilinin, edebiyatının ve tarihinin şaheserleri arasında yer almaktadır
Abidelerin yazarı Yolluğ Tigin’dir
Yenisey Kitabeleri
Yenisey ırmağı çevresinde daha çok mezar taşlarından oluşan bu kitabelerin edebi olarak fazla bir önemi yoktur
Göktürk Kitabeleri
Tonyukuk Anıtı
720 yılında Göktürk devleti veziri Tonyukuk adına dikilmiştir
Kitabede Tonyukuk, anılarını ve dönemin tarihini anlatmıştır
Anlatımda, atasözlerine bolca yer verilmiştir
Kültigin Anıtı
732 yılında dikilen anıt Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır
Anıtta Kültigin’in ölümü ve yas töreni anlatılmıştır
Bilge Kağan Anıtı
735 tarihini taşır
Bilge Kağan’ın yiğitlikleri ve Türk milletine iletmek istediği mesajlar anıtın içeriğini oluşturur
Bu anıt da Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır
Göktürk (Orhun) Kitabelerinin Özellikleri
Türklerin ilk yazılı eseridir
Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar
Söylev türünde yazılmıştır
Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır
Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir
Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir
Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir
Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar
Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur
Kitabeleri Strahlenberg bulmuş, 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur
Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır
Dinî Eserler
İslâm öncesi Türk edebiyatı yazılı eserleri arasında, Uygur alfabesiyle yazılmış olan çeviri dinî eserler de sayılabilir
Bunlar Mani ve Buda dinlerine ait eserlerdir
II
İSLÂMÎ DEVİR TÜRK EDEBİYATI (11-19
yy
)
8
yy
dan itibaren yerleşik hayata geçen, Müslümanlıkla tanışan Türkler, 10
yy
ın ilk yarısında (920) Karahanlı Devleti hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle başlayan süreçte Müslümanlıkla Türklüğü birleştirip bir sentez ortaya çıkarmışlar, hayat tarzlarını buna göre belirlemişler, bu sayede birlik sağlamışlar ve İslâm dininin, Farsların ve Arapların etkisiyle yeni bir edebiyat oluşturmaya başlamışlardır
Bu edebiyatta sözlü eserlerin yanı sıra yazılı eserler de çoğalmıştır
İlmî eserler ve Kur’an-ı Kerim aracılığı ile Arapçadan; Edebî eserler aracılığıyla da Farsçadan etkilenilmiştir
Yine bu yolla o zamana kadar dış etkilerden uzak olan Türk dili Arapça ve Farsçanın etkisine girmeye başlamıştır
İslâm kültürü, ortak İslâm edebiyatının şekil ve tekniği, zevki, hayat görüşü, temaları, motifleri, Türklerden önce Müslüman olarak bir İslâmî edebiyat geliştiren İranlıların aracılığı ile Türk Edebiyatına girmiştir
İslâmî edebiyat şiirinde ortak teknik malzeme (şekiller, temalar, motifler) ile ortak bir dünya görüşü ve estetik kavramı benimsenmiştir
XIV
asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından Türkçenin şaheserleri arasında yerini daima muhafaza eden çok değerli bir eserdir
İslâmiyet’ten sonra da destansı edebiyat devam etmiştir
İslâmiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları
Karahanlı Dönemi: Satuk Buğra Han Destanı
Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi: Manas
Türk-Moğol Kültür Dâiresi: Cengiz-name
Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları
Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri: Seyid Battal Gazi Destanı (Battal Gazi’nin İslamiyet’i yayış mücadelesini ve yiğitliklerini anlatır), Danişmend Gazi Destanı (Danişmendname), Köroğlu Destanı
A
ilk Eserler
1
Kutadgu Bilig
Dönemin ilk edebî eseridir
İlk siyasetname
1070 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından Karahanlılar devrinde yazılmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur
(Eseri beğenen hükümdar bunun üzerine Yusuf’a Has Haciplik unvanı vermiştir
)
Eserin adı “Mutluluk Veren Bilgi” anlamındadır
Mesnevi nazım şekliyle ve ¬²²/¬²²/¬²²/¬² (Şehname vezni) vezin kalıbıyla yazılmıştır
6600 beyittir
Ayrıca 173 tane de dörtlük vardır
Beyit nazım birimiyle yazılmıştır; ancak dörtlük nazım birimi de kullanılmıştır
Aruz ölçüsüyle yazılmış ilk eserimiz kabul edilir
Didaktik (öğretici) bir nitelik taşır
Bir ahlâk ve öğüt kitabıdır
Hükümdara siyası öğütlerde bulunur
Eserde allegorik[1] (sembolik) bir anlatım vardır
Hükümdar Kün Toğdı: Adaleti, Vezir Ay Toldı: İyi yönetimi, Vezirin Oğlu Ögdilmiş: Aklı, Vezirin Kardeşi Odgurmış: Öbür dünyayı temsil eder
Eser Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle kaleme alınmıştır
Dili oldukça sadedir
2
Divanü Lûgati't-türk
“Türk Dilleri Sözlüğü” anlamına gelir
Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072-1074 tarihleri arasında yazılmıştır
Eser bir sözlük olarak hazırlanmasına rağmen, Türk sosyolojisi, psikolojisi, edebiyatı, gelenek ve görenekleriyle ilgili bilgi veren önemli bir eserdir
Türkçenin önemini anlatmak ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır
Mensur (düzyazı) bir eserdir
Türkçenin ilk sözlüğü kabul edilir
Kelimeleri göçebe boylar arasında gezerek bizzat kendisi derlemiştir
(Diğer önemli sözlükler: Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l-Lugeteyn, Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki)
İslamiyet öncesi edebiyatın sagu, koşuk ve sav örneklerini içerir
Eserde 7500 kelime ve Arapça karşılıklarıyla bunların kullanıldığı örnek cümle veya şiirler, dilbilgisi kuralları ve bir harita (o devirdeki Türk boylarının yerleşim alanını gösteren) bulunmaktadır
Etnografik bir eser olarak kabul edilir
Zamanında konuşulan ve yazılemm Türk lehçelerindeki 7500 Türkçe kelimeye Arapça karşılıklar veren ve harf sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük durumundadır
Ayrıca manzum-mensur parçalar (sav, sagu, koşuk), örnekler ve bazı olaylarla donatılmış bir ansiklopedidir
Zamanın Türk tarih ve efsanelerine, coğrafya, halk edebiyatı ve folkloruna dair geniş bilgiler vererek Türkoloji'nin temellerini atmıştır
3
Atabetü'l-hakayık
“Hakikatlerin eşiği” anlamına gelir
12
yy’da Edip Ahmet Yügnekî tarafından yazılmıştır
Didaktik bir eserdir, ahlak ve öğüt kitabıdır
Cömertlik, ilim, doğruluk gibi konuları işler
Aruz ve hece ölçüsü birlikte kullanılmıştır
Nazım biçimi mesnevidir
Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle yazılmıştır
4
Divan-ı Hikmet
Mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi tarafından 12
yy
da yazılmıştır
İlâhî aşkın, ibadetin, cennetin vb
konu edildiği didaktik bir eserdir
7’li ve 12’li hece ölçüsüyle yazılmıştır
Dörtlükler halinde yazılmıştır
Dörtlüklerin adı eserde “hikmet”tir
Tasavvufi bir eserdir
Dili oldukça sadedir
5
Kitab-ı Dede Korkut
Destandan halk hikâyesine geçiş dönemi ürünüdür
12 hikâyeden oluşur
Eserde bir yandan Türklerin İslâm öncesi hayatları anlatılırken diğer yandan İslâm’a ait unsurlara da yer verilir
Dede Korkut, hikâyelerin içinde adı geçen, yaşlı, bilge, meçhul bir halk ozanıdır
Eser 15
yy
da yazıya geçirilmiştir
Nazımla nesir iç içedir
Kahramanlık, yiğitlik, boylar arası savaşlar, aşk, aile birliği eserde işlenen konular arasındadır
Özellikle Deli Dumrul hikâyesinde olduğu gibi Türk aile yapısı, aile bağları, ailenin kutsallığı önemli yer tutan bir konudur
04-05-2008
#
3
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
--->: Türk Edebiyatı Dönemleri
B
Türk Halk Edebiyatı
Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde iki farklı tarzda gelişme göstermiştir: ÐÐ
1
Saray, konak, medrese ve bunlara yakın çevrelerde tahsilli kişilerin yarattığı ve Arap ve Fars geleneğine dayanan Klâsik Türk Edebiyatı veya Divan Edebiyatı
2
Eğitimleri daha çok sözlü kültür birikimine dayanan, daha çok kırsal kesime ve yeniçeri ocaklarına has olan kişilerin, din ve tasavvuf çevrelerinden olan kişilerin ve halkın kendisinin oluşturduğu ve Orta Asya geleneğine dayalı Türk Halk Edebiyatı
Bugün de bir ölçüde yaşamakta olan Türk Halk Edebiyatı geleneği, Türklerin Orta Asya edebiyat geleneklerinin İslâmiyet ve yeni yaşayış şart ve şekilleri içinde tekabül etmiş millî edebiyatlarıdır
Türk Halk Edebiyatı, dış yapıda ve bir ölçüde icra töresinde müştereklik gösteren muhteva ve fonksiyonları ile farklı olan Anonim (din dışı), Aşık tarzı (din dışı) ve Tekke (dinî) edebiyatından oluşur
Türk Edebiyatı içinde yer alan ve aynı zamanda folklorun da bir alt disiplini olarak değerlendirilen Halk Edebiyatı; edebî zevk, düşünce ve anlatım gücüne ulaşmış âşık ve tekke tarzı sahibi belli eserlerle, malzemesi dile dayalı destan, efsane, halk şiiri, mani, ağıt, türkü, bilmece, masal, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyimler, tekerlemeler gibi sözlü gelenekte yaşayıp kuşaktan kuşağa aktarılemm anonim ürünlerden oluşur
Halk Edebiyatı kavramı içinde toplanan bu türlerin bir bölümü günümüzde de bazı bölgelerde dinamik olarak yaşamaktadır
Çok zengin ve çeşitlilik gösteren sözlü edebiyattaki anlatım türleri ve manzum eserler özellikle kırsal kesimde yaşayan halkın kültür birikimini sağlamakta, duygu, düşünce ve hayal hazinelerini zenginleştirmektedir
Doğu Anadolu bölgesinde canlı olarak devam eden Âşıklar geleneği, kahvelerde, düğünlerde, bayramlarda, sohbetleri zenginleştirirken, aynı zamanda dinleyenleri düşündürmekte ve eğlendirmektedir
Nasrettin Hoca, Bektaşî, Laz ve benzeri tipler etrafında teşekkül etmiş ve etmekte olan fıkralar güldürürken düşündürmekte toplumu ve kişileri eleştirirken anlatanı ve dinleyenleri daha iyiye, daha güzele yöneltmektedir
Bilmeceler yetişen genç nesillerin zihin gelişimine yardımcı olmaktadır
Atasözleri ve deyimler eski nesillerin tecrübelerini ve tavsiyelerini yeni nesillere aktarmaktadırlar
Millet hayatındaki, savaşlar, göçler, destanlarda anlatılmış, ölenlerin ardından yakılemm ağıtlar ve her konuyu işleyen türküler kederi, neşeyi ve sevgiyi yansıtmaktadır
Dini ve kutsî yaşayıştaki heyecan ve vecd ilâhîlerle anlatılmış, âşıklar Türk dilinin anlatım gücünü, inceliğini musiki ile dile getirerek yüzyıllarca yaşatmışlardır
Türk halk edebiyatının başlıca özellikleri
Türk halk edebiyatı 12
yy
dan başlayarak Anadolu’da dinî ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişmeye başlamıştır
Halk edebiyatında daha çok şiir türünde ürünler verilmiştir
17
yy
da halk hikâyesi ve halk tiyatrosu türlerinde de ürünler verilmiştir
Şiirde
Nazım birimi dörtlüktür
Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür
Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır
Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır
Genellikle yarım kafiye kullanılır
Daha çok redifle ahenk sağlemmır
Kafiyenin yanı sıra “ayak” da söz konusudur
Şiirler (önceleri kopuz, şimdilerde) bağlama eşliğinde okunur
Dil halkın kullandığı Türkçedir
Konu, şekil ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır
Nazım şekil ve türleri arasında türkü, koşma, mani, ninni, semai, varsağı, destan, ilâhî, nefes sayılabilir
Şiirlerin konuya göre özel başlıkları olmaz
Türe ve şekle göre genel adları vardır: koşma, destan vb
Konular, halkın sürekli iç içe olduğu, aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik, din, şikâyet gibi konulardır
Daha çok somut konular işlenir
Halk edebiyatının da kendine özgü mazmunları, mecazları vardır
Sevgilinin kaşı, gözü, yanağı, boyu her şiirde aynıdır
Nesirde
Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır
Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır
Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, ata sözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir
Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir
Ata sözü, bilmece ve deyimler zaten -halkın ürünü olmakla beraber- her alanda herkes tarafından kullanılmaktadır
Anonim Halk Edebiyatı
Hece ölçüsünü esas alan ürünlerle, atasözü, destan, masal, hikâye, efsane, fıkra, ninni, türkü, bilmece, mani, ağıt gibi söyleyenini genellikle belirleyemediğimiz sözlü ürünler "anonim halk edebiyatı" adı altında toplanmaktadır
Tamamen sözlü bir edebiyattır
Ürünler sözlü yolla oluşur; yine ağızdan ağıza aktarılarak yayılır
Âşık Tarzı Türk Edebiyatı
Şiirini, aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık” ya da “saz şairi” denmiştir
Âşık, bir yönüyle eski destan (epope) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır
Bu âşıkların oluşturduğu edebiyata da “âşık tarzı Türk edebiyatı” denir
Âşık tarzı Türk edebiyatı (şiiri), Anadolu’da XVI
yy
dan sonra -daha önce de var olmasına rağmen- anonim halk şiirinin etkisinde gelişen ve saz şairlerinin meydana getirdiği bir edebiyattır
Önceleri anonim halk şiirinin etkisinde ve dili sade iken zamanla klâsik şiirin etkisine girmeye başlamış ve dili de buna paralel olarak kısmen sadeliğini kaybetmiştir
Âşık edebiyatı şiirden ibarettir
Bu şiir din dışı bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura, tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür
Gelişme alanları arasında kahvehaneler, asker ocakları, kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar vardır
Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır
Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır
Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümü de cönklerle, yazılı olarak korunmuştur
Âşık, Türk Halk Edebiyatında XVI
yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir
Âşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “aşk badesini” içmekle ve “sevgilisinin hayalini” görmekle kazandığına inanılır
Rüyada genellikle âşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır
Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır
Bardağın rüyada tas hâlinde görülmesine de sık sık rastlanır
Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere “aşk dolusu” denir
Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bâde adını da almaktadır
Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar
Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye, ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar
Âşıklarımız genellikle bir usta âşığın yanında yetişirler
Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler
Âşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder
Âşık, bilgi, duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir
Atışmalardaki amaç; yarışmak ve kazanmaktır
Atışmalarda en az iki âşık karşı karşıya gelir
Mecliste bulunan saygın bir kişinin ya da usta bir ozanın ayak söylemesiyle atışma başlar
Ayağa uygun dörtlük söyleyemeyen âşığın yenilgisiyle atışma sona erer
Âşık Edebiyatının başlıca unsurlarından birisini hikâye anlatma oluşturur
Saz şairleri içerisinde geleneğe bağlı olanların çoğu âşık meclislerinde hikâye anlatırlar
Bir kısım usta saz şairleri ise, bir yandan usta malı halk hikâyeleri anlatırken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatırlar
Çıldırlı Âşık Şenlik, Ercişli Emrah, Sabit Müdami geleneğe bu yanıyla katkıda bulunmuş saz şairleridir
Tunguzların, “şaman”; Moğolların ve Boryatların “bo” veya “bugue”; Yakutların “oyun” (ouioun); Altay Türklerinin “kam”; Samoyetlerin “tadibei”; Finovaların “tietoejoe” (bakıcı); Kırgızların “baksı/bakşı”, Oğuzların “ozan” dedikleri ve halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri olan bu temsilciler, toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir
Aşıklık geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak yaşatılmaktadır
Âşık tarzı Türk şirinin nazım şekil ve türleri şunlardır:
Şekiller: koşma, semai, varsağı, destan
Türler: güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt
Âşık edebiyatının önemli temsilcileri:
13
yy: Yunus Emre
16
yy: Karacaoğlemm, Pir Sultan Abdal,
17
yy: Köroğlu, Âşık Ömer, Gevherî, Kayıkçı Kul Mustafa, Ercişli Emrah
19
yy: Dadaloğlu, Dertli, Erzurumlu Emrah, Batburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati
20
yy: Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Sefil Selimi
Günümüz Halk Edebiyatı
Genel Özellikler
Türk halk edebiyatı Anadolu’da 13
yy
da Yunus Emre’yle ve 14
yy
da yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilk olgun ürünlerine vermeye başlamıştır
Anadolu’da “ozan”ın ve “kopuz”un yerini “âşık” ve “bağlama” almıştır
Baştan beri anonim olarak süregelen halk edebiyatı özellikle 15
yy
dan itibaren hem anonim hem de kişisel ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür
Son dönem Türk halk edebiyatı sadece kişisel ürünlerle kendini göstermektedir
Şehirde yaşayan eski halk şairleri divan şiirinden de etkilenmiş, günümüz halk şairleri ise konu ve tema bakımından şiiri daha da genişletmişleridir
Şekil bakımından halk şiirinde değişiklik görülmez; muhteva ise değişen zamanın ve diğer edebiyat dallarının tesiriyle çağdaşlaşmıştır
Buna rağmen mazmunlar, sıfatlar, dertler, sevinçler aynıdır
Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Talibî Coşkun, Erzurumlu yaşar Reyhanî, Şeref Taşlıova, Karslı Murat Çobanoğlu günümüz halk şiirinin başlıca temsilcileridir
Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır
İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır
Tasavvuf, fizik ötesi gerçekleri, insanı, insanlığı ve evreni kapsayan bir düşünce düzeni, bir din felsefesidir
Kalbi dünya alâkalarından ayırarak, Allah sevgisiyle doldurmayı amaçlayan tasavvuf, bir düşünüş ve inanç sistemidir
İçinde yaşadığımız âlemin esrarı nedir? Niçin yaşıyoruz? Niçin geldik bu dünyaya? Biz neyiz? Yaşamanın anlamı, var olmanın aslı, gerçek başlangıç ve son nelerdir? İşte tasavvuf bu sorulara cevap vermeye çalışır
Tasavvufa göre her şeyin kaynağı Tanrı’dır
Evrenin varlığı Tanrı’nın güzelliğinin yansımasıdır
Tanrı tek güzelliktir ve tek varlıktır
İnsanlar da Tanrı’nın birer parçasıdır
İnsan yaratılmakla, dünyaya gönderilmekle aslında gurbete gönderilmiştir
Herkes ona kavuşmak için çalışmalıdır
O’na kavuşmak için çabalayanlara ve O’nun mutlak ve eşsiz güzelliğine hayran olanlara âşık denir
Mutasavvıf ise âşık olmanın yanı sıra, tasavvuf felsefesini yazı ve şiirlerinde işleyen, insanlara tasavvufu, dolayısıyla insan ve Allah sevgisini aşılayan kişilerdir
Bunlardan Hoca Ahmet Yesevî (Öl
1167), Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağıdır
Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufî eseriyle ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII
yy
da temelleri atılmıştır
Bu edebiyat, Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır
Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır
XIII asrın ikinci yarısıyla XIV
Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre, şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir
Yunus Emre; Divan, Aşık, Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur
Eserlerini sade bir dille söylemiş, hem heceyi hem aruzu kullanmış, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-yazavvufî düşünceyi yaymaktır
Şair, mensup olduğu tarikatin düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır
Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur
Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir
Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil, insanı, Allah’ı, tabiatı, cenneti vb
sevdirmekle yaymışlardır
Tekke şiir, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır
Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır
Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir
Önemli temsilcileri:
13
yy: Mevlânâ, Sultan Veled, Yunus Emre (Divan, Risaletün-nushiye)
14
yy: Âşık Paşa
15
yy: Süleyman Çelebi, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumî
16
yy: Pir Sultan Abdal
C
Klâsik Türk Edebiyatı
Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır
Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır
Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer
İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır
Bundan dolayı konuları arasında din, Allah, peygamber, tasavvuf vb
önemli bir yer tutar
13-19
yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir
Bu edebiyat, medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır
Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır
Klâsik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır
Aydın tabaka, yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir
Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir
Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir
Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır
Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır
Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar
Tezkireler, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır
Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri
Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır
Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir
Nazım birimi genel olarak “beyit”tir
Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır
Ölçü aruz ölçüsüdür
Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır
Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır
Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir
Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır
Redif ve kafiyeye önem verilmiştir
Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır
Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur
Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer
Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır
Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir
Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır
Sanat için sanat ön plândadır
Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir
Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır
Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır
Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır
Soyut konular işlenir
Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır
Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır
Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır
Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur
Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir
Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır
Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar
Divan şairi daima aşıktır
Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir
Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır
Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez
En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir
Divan Nesri
Divan edebiyatında nesre inşa, nesir yazana münşi, nesirlerin toplandığı eserlere münşeat denir
Nesir türündeki eserler; tarihler, münşeat, tezkireler; ilmî, dinî ve ahlâkî eserlerdir
Divan nesri üç bölümde incelenir:
Sade Nesir
Halk için yazılemm sade anlatımlı nesirlerdir
Bu nesirle halka yönelik masal, efsane, öykü, destan, dinî ve tasavvufî konular anlatılır
Aşıkpaşazade Tarihi, Mercimek Ahmet’in Kabusname’si, Kul Mesut’un Kelile ve Dimne çevirisi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si bu nesrin önemli örnekleridir
04-05-2008
#
4
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
--->: Türk Edebiyatı Dönemleri
Orta Nesir
Tarih ve bilim kitaplarında gördüğümüz nesirdir
Ustalık göstermek amacı güdülmediği hâlde dili sade nesirden ağırdır
Katip Çelebi’nin bazı eserleri ve Naima’nın kendi adıyla anılemm tarihi bu nesre örnektir
Süslü ve Sanatlı Nesir
Seciler (düz yazıda kafiye), söz ve anlam sanatları, bağlaçlarla uzayıp giden cümleler bu nesrin ayırıcı özelliğidir
Dili, yabancı söz ve tamlamalarla yüklüdür
Sanatçı bu nesirle ustalığı göstermeye çalışır
Süslü nesir, ahlâk ve felsefe konularını işler ve bazı mektuplarda görülür
Sinan Paşa’nın Tazarruname’siyle Veysî ve Nergisî’nin nesirleri bu türün örnekleridir
Nesir Türleri:
Münşeat: Mektuplar ve düzyazı örnekleri
Tarih: Tarihî olayları anlatan eserler
Örn: Naima, Neşrî
Siyer: Peygamberimizin hayatı ve savaşları
Tezkire: Çeşitli sınıftan meşhur insanların, özelikle şairlerin biyografileri
Örn: Ali Şir Nevai, Mecalisün-nefais; Lâtifî, Tezkire; Sehî, Tezkire; Kınalızade Hasan Çelebi, Tezkiretüş-şuara
Surname: Büyük düğün törenleri
Gazavatname: Çeşitli kahramanların savaşları
Seyahatname: Gezi yazıları Örn: Evliya Çelebi, Seyahatname (17
yy
)
Hilye: Peygamberimizin iç ve dış özellikleri
Yüzyıllara göre Divan edebiyatı
13
yy
Hoca Dehhanî
İlk divan şairi olarak kabul edilir
Din dışı konularda ve lirik şiirler yazmıştır
Aşk en önemli temadır
Sultan Veled
Mevlevilik tarikatinin kurucusu ve Mevlânâ’nın oğludur
Şeyyad Hamza
Lirik şiirleriyle tanınır
14
yy
Ahmedî
Din dışı ve şiirleri vardır
Divan şiirinin ilk başarılı şairi kabul edilir
Eserleri: Cemşid ü Hurşid (mesnevî), İskendername (mesnevî), Divan
Nesimi
Tasavvufî ve lirik şiirleriyle, özellikle tuyuğlarıyla tanınır
Şiirleri coşkulu ve akıcıdır
Azerî Türkçesi ile yazmıştır
Sonraki şairleri de etkilemiştir
Divanı vardır
Âşık Paşa
Garipname’si meşhurdur
15
yy
Şeyhî
Harname adlı mesnevisi ünlüdür
Mesnevi hiciv türündedir
Hüsrev ü Şirin adlı bir mesnevisi daha vardır
Bir gazel şairidir
Asıl mesleği hekimliktir
Süleyman Çelebi
Mevlid’i ünlüdür
Necatî Bey
Ahmet Paşa
Ali Şir Nevaî
Çağatay şairidir
Eserlerini Çağatay Türkçesi ile yazmıştır
Lirik şiirleri vardır
Çok sayıda eser vermiş önemli bir şairdir
Otuza yakın eseri vardır
Edebiyatımızdaki ilk şairler tezkiresi olan (biyografi) Mecalisü’n-Nefais ona aittir
Hamse’si de ünlüdür
Muhakemetül-lûgateyn adlı eseri ünlüdür
Eserde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak Türkçeyi üstün tutmuştur
Eseri, o dönemde Türkçenin ikinci plâna itilmesine tepki olarak ve yeni yetişen şairlere Türkçenin de üstün bir şiir dili olduğunu kanıtlamak için yazmıştır
16
yy
Bakî (1526-1600)
Divan şiirinin üstatlarındandır
Kanunî döneminin ihtişamı onun şiirlerine de yansımıştır
İyi bir medrese eğitimi almıştır
Çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır
Kadılık görevlerinde bulunmuştur
Çok istediği şeyhülislâmlık mertebesine gelememiştir
Rindane gazel şairidir
Dünya zevkini, hayattan kâm almayı prensip edinmiştir
Daha çok din dışı konuları işlemiştir
Aşk, tabiat, devrin zenginliği şiirlerinin konularıdır
Şiirlerinde tasavvufa da yer vermiştir
Ahenkli bir dili vardır
söyleyişe önem vermiştir
Söz sanatlarını da başarıyla kullanmıştır
Sultanuş-şuara unvanını kazanan şair, divan şiirini İran şiiri seviyesine yükseltenlerdendir
Divanının yanı sıra başka eserleri, nesirleri de vardır
Kanunî Mersiyesi meşhurdur
Fuzulî (1495-1556)
Divan edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilir
O bir gazel şairidir
Bağdatlıdır
Kerbelâ’da yaşamış, türbedarlık yapmıştır
Hayatı sıkıntılar içinde geçmiştir
İyi bir eğitim görmüş, Arap ve Fars dillerini öğrenmiştir
Şiirlerini Âzerî Türkçesi ile yazmıştır
Tasavvuf ve aşk şiirinin vazgeçilmez konularıdır
Onun aşkı mecazî aşk değil hakikî aşktır
Mecazî aşkı -tasavvuf anlayışına uygun olarak- hakikî aşka bir kö
pr
ü olarak kullanmıştır
Aşk acısından hoşnuttur
Derman istemez
Kavuşmayı da istemez
Çünkü bilir ki derman ve kavuşma aşkı bitirecektir
Istırabın yanında rintlik de vardır şiirlerinde
Fuzulî ilme çok önem verir
İlimsiz şiirin temelsiz duvara benzediğine inanır
Mesnevi dalında da Leylâ vü Mecnun’u meşhurdur
Leylâ ile Mecnun aşkını en içli bu eser dile getirmiştir denilebilir
Eser daha sonra yazılemm ve aynı adı taşıyan eserlere örnek ve esin kaynağı olmuştur
Şikâyetname, onun hiciv türünde yazdığı bir mektuptur
Türk edebiyatında hicve de mektuba da önemli bir örnektir
Eserleriyle sonraki divan ve bazı halk şairlerine önderlik etmiştir
Türkçe ve Farsça divanının yanında Leylâ vü Mecnun (mesnevi), Hadikatüs-süeda, Beng ü Bade, Şikâyetname, Sakîname (Heft Cam), Tercüme-i Hadis-i Erbain, Rind ü Zahid, Sıhhat ü Maraz, Muamma Risalesi, Matlaul-itikad, adlı eserleri ve Türkçe mektupları vardır
Bağdatlı Ruhî
Sosyal aksaklıkları işleyen Terkib-i Bend’i en önemli eseridir
17
yy
Nef’î (1575-1633)
Erzurum doğumludur
İyi bir medrese eğitimi almıştır
Şiirde sözün gücüne, yani şairaneliğe önem vermiştir
Ona göre söyleyiş ve ses unsuru son derece önemlidir
Dili oldukça ağırdır
Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaları fazlaca kullanmıştır
Fakat dili akıcıdır
Divan edebiyatının en önemli kaside şairidir
Şöhretini kasideleri ile sağlamış, şairaneliğini kasideleriyle ortaya koymuş, kendini en mübalâğalı şekilde kasidelerinde övmüştür
Ölçü tanımayan bir şairdir
Överken göklere çıkarır, yerdiğinde de adeta yerin dibine geçirir
En önemli eseri divanıdır
Siham-ı Kaza eserinde hicivlerini toplamıştır
Nabî
Hikemî şiirin öncüsüdür
Didaktik şiirleriyle ünlüdür
Yaşadığı dönemin (gerileme dönemi) etkisiyle toplumun aksayan yönlerinden hareketle öğüt verici şiirler yazmıştır
Hayrabat ve Hayriye mesnevileriyle divanı vardır
18
yy
Nedim (1680-1730)
“Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bal olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsar-ı al olmuş sana”
Lâle devri şairidir
Bir gazel şairidir
Şarkıda da en önemli isim odur
Devrin zevkini ve eğlencesini şiirlerinde işlemiştir
Şiirlerinde zevk, safa, çapkınlık (seviyeli), nükte, zarafet, aşk, şarap, tabiat, neşe ve musikî bir aradadır
Dinî konulara hiç yer vermemiştir
Şiirde divan edebiyatının katı kurallarının dışına çıkarak mahallileşme cereyanını başlatmıştır
Şiire halk ruhunu, deyimlerini, zevkini, coşkusunu, İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini şiirlerine yansıtmıştır
Dili yalın, açık, ahenkli ve akıcıdır
Söz sanatlarını da başarıyla kullanmıştır
En önemli eseri divanıdır
Şeyh Galip (1757-1799)
Divan edebiyatının son büyük üstadıdır
Mevlevî şeyhlerindendir
Dili süslü ve ağırdır
Şiirlerinde musiki önemlidir
Sebk-i Hindî tarzının temsilcisidir
Başlıca eserleri divanı ve sembolik bir aşk hikâyesi olan Hüsn ü Aşk’ıdır
Hüsn ü Aşk tasavvufî bir eserdir
Devir nazariyesini, Allah aşkını, tarikat felsefesini bu eserinde işlemiştir
Hüsn-i mutlak olan Allah’ı ve onun güzelliğini bulma yolundaki âşığın başına gelebilecekleri anlatmıştır
III
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI (19
yy- )
Çağdaş Türk Edebiyatı, Osmanlı Devleti’nin gerilemesinin hızlandığı, yapılemm yeniliklerin başarıya ulaşamadığı, batıya yönelme gereğinin duyulduğu bir zamanda, yani 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilân edilmesiyle başlayan medeniyet ve kültür değişikliği ve bu değişikliğin dayandığı Batılılaşma olgusunun belirlediği bir gelişim sürecinde değerlendirilebilir
19
yüzyılda Türk edebiyatı, batılılaşma hareketine bağlı olarak roman, hikâye, tiyatro gibi yeni türlerin denenmesiyle çağdaş bir çizgiye girdi
Türk edebiyatının yönü batı düşüncesinin temel alınması sonucu değişti
Batıyla ilişkiler, aydınların bir batı dilini öğrenmeleri, batı edebiyatından yapılemm çeviriler, batıdaki fikir akımları ile tanışma bir kültür ve medeniyet değişimini gündeme getirdi
Sosyal, ekonomik ve siyasî hayatta meydana gelen değişiklikler edebiyata da yansıdı, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar arayışlar devam etti
1
Tanzimat Devri Türk Edebiyatı
Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar
Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir
Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir
Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir
Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır
Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir
Bu dönemde yapılemm yenilikler ve alınan türler şunlardır
Gazete
Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir gazete idi
Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı
İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılemm Tercüman-ı Ahvaldir
Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar
Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871), Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar
Hikâye ve Roman
Türk edebiyatı romanla ilk defa 1859’da karşılaşır
Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (Telemaque) adlı romanını tercüme eder
İlk yerli roman Şemsettin Sami’nin Taşşuk-ı Talât ve Fıtnat (1872)’ıdır
İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir
Tiyatro
İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı, iki perdelik, komedi türündeki eseridir
Eserde görücü usulü ile yapılemm evliliklere gönderme yapılır
Şiir
Tanzimat döneminde en önemli yenilik şiirde görülür
Şekil olarak divan şiirine bağlı kalınmış, fakat konu bakımından hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konular işlenmiştir
Aruz ölçüsünün yanında az da olsa hece kullanılmıştır
Gazel, kaside, terkib-i bent gibi şekiller kullanılarak hak
Adaler, kanun, medeniyet, eşitlik hürriyet kavramları işlenmiştir
Tanzimat yazar ve şairleri hem yaşadıkları dönem hem de -daha önemlisi- edebiyata bakış açıları ve işledikleri konular bakımından iki gruba ayrılır:
04-05-2008
#
5
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
--->: Türk Edebiyatı Dönemleri
a
Birinci Dönem (1860-1876 arası)
1860-1876 yılları arasında Tanzimat edebiyatının birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa'dır
Bu dönemde sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir
Bu sebeple şiirde söyleyişe değil fikre önem verilmiştir
Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ama uygulanamamıştır
Hece vezni ve halk edebiyatı da savunulmuş ama sözde kalmıştır
Divan edebiyatına tümden karşı çıkılmış ve ağır bir dille eleştirilmiştir
Fransız edebiyatı örnek alınarak romantizmden etkilenilmiştir
Roman, tiyatro, makale gibi batıdan alınan türler ilk defa bu dönemde kullanılmıştır
Noktalama işaretleri de ilk defa bu dönemde kullanılmıştır
Kölelik ve cariyelik, romanlarda sıkça işlenmiştir
Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır
Yer yer olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir
Edebiyatçılar edebiyatın yanında devlet işleriyle, siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir
Dönemin edebiyatçıları
Şinasi (1826-1871)
Türk edebiyatında yeniliklerin öncüsüdür
1860’ta Tercüman-ı Ahval’i (ilk özel gazete), 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkardı
İlk makaleyi (Tercüman-ı Ahval mukaddimesi), ilk piyesi (Şair Evlenmesi) o yazdı
Noktalama işaretlerini de ilk defa o kullandı
La Fontaine’den fabllar tercüme etti
Lamartin’den de manzum çevirileri vardır
İlk şiir çevirilerini de o yaptı
Nesirlerinde dili sade; şiirlerine ise ağırdır
Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa için yazdığı iki kasidesi ünlüdür
Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden daha abartılıdır
O, başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı edebiyatından alınan yeni türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun emeği vardır
Eserleri:
Şair Evlenmesi (Piyes; edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri),
Müntehabat-ı Eşar (Şiir),
Divan-ı Şinasi (Şiir),
Durub-ı Emsal-i Osmaniye (ilk ata sözleri kitabı),
Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler)
Ziya Paşa (1829-1880)
Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batı edebiyatına yönelmiştir
Fikren yenilikçi olmasına rağmen eserlerinde eskiyi, divan şiiri geleneğini devam ettirmiş, gazel ve kasideler yazmıştır
En meşhur terkib-i bent ve terci-i bent şairimizdir
Harabat adlı bir divan şiiri antolojisi vardır
Daha önce “Şiir ve İnşa”da divan şiirinin bizim şiirimiz olmadığını, asıl şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen şair, eski şiir geleneğini sürdürmüş, Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir
Bunun yanında sade dilden yanadır, ama kendisi ağır bir dil kullanır
Bu onun içinde bulunduğu bir ikilemdir
Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği devam ettirmektedir
Eserleri:
Harabat: Divan Şiiri antolojisi
Külliyat-ı Ziya Paşa/Eş’ar-ı Ziya: Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar)
Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır
Zafername: Hiciv türünde bir kasidedir
Âlî Paşa’yı yermek için yazmıştır
Rüya: Mensur
Defter-i Âmal: Hatıraları
Namık Kemal (1840-1888)
Tanzimat edebiyatının en hareketli ve heyecanlı ismidir
Vatan şairi olarak tanınır
Şiirlerinden çok nesirleri ile tanınır
Edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan şairdir
Şiirlerinde “hürriyet, vatan, kanun, hak, adalet” kavramlarını işlemiştir
Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı ve Vatan Mersiyesi bu konuları içerir
Namık Kemal de eski kültürle yetişmiş, divan şiiri eğitimi almış, gazeller, kasideler yazmıştır
Fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir
Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşı Tahrib-i Harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya koymuştur
Şinasi’nin kurduğu Tasvir-i Efkâr’ı, Şinasi Paris’e kaçınca Namık Kemal çıkarmaya başladı
Daha sonra kendisi de Ziya Paşa ile Paris’e kaçarak orada Hürriyet gazetesini çıkardı
İstanbul'a döndükten sonra İbret gazetesini çıkardı
Eserlerinde romantizmin etkisi görülür
Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak görmüştür
Eserleri:
İntibah: İlk edebî roman
Cezmi: İlk tarihî roman
Tahrib-i Harabat, Takip: İlk edebî eleştiri
Ziya Paşa’nın Harabat’ını eleştirmek için yazmıştır
Renan Müdafaanamesi: İlk eleştiri
Vatan Yahut Silistre: oyun
Celâlettin Harzemşah: oyun
Gülnihal: oyun
Onun en başarılı tiyatro eseridir
Âkif Bey: oyun
Zavallı Çocuk: oyun
Kara Belâ: oyun
Osmanlı Tarihi, Kanije Muhasarası, İslâm Tarihi: tarih
Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)
Edebiyat, tarih, coğrafya, ziraat, iktisat alanlarında eserler vermiştir
Edebiyat yapmak için değil, okuma zevki aşılamak ve halkı eğitmek gayesiyle yazmıştır
En velût yazarımız odur
Yazı makinesi olarak bilinir
Asıl ilgi alanları, gazetecilik, romancılık ve hikâyeciliktir
Otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eseri vardır
Romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih
Dili sadedir, çünkü eser vermekteki amacı halkı eğitmektir
Hatta romanlarında olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler de vermiştir
Eserleri:
Romanları: Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Felâtun Bey’le Rakım Efendi, Paris’te Bir Türk, Yeniçeriler
Çıkardığı gazeteler: Bedir, Devir, Tercüman-ı Hakikat
Hikâyeleri: Letaif-i Rivayet
Şemsettin Sami (1850-1904)
Dil alanındaki eserleri ile tanınır
Kamus-ı Türkî adlı sözlüğü edebiyat ve dil alanında en önemli eserlerdendir
Kamus-ı Arabî ve Kamus-ı Fransevî: Diğer sözcükleri
Kamusul-a’lâm: Ansiklopedik sözlük
Sefiller: Hugo’dan çeviri
Robenson Cruose: çeviri roman
Ahmet Vefik Paşa (1823-1891)
Milliyetçilik ve Türkçülük akımının en önemli isimlerindendir
Tiyatro uyarlamaları ve çevirileri vardır
Bursa’da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir
Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir
Tarih ve dil alanında da eserleri vardır
Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk’ünü Çağataycadan çevirmiştir
Lehçe-i Osmanî: sözlük
Atalar Sözü: ata sözleri mecmuası
Hikmet-i Tarih ve Fezleke-i Tarih-i Osmanî adlı, tarihle ilgili eserleri de vardır
b
İkinci Dönem (1876-1896 arası)
1876-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım'dır
İkinci dönem edebiyatçıların sanat anlayışları birincilerden farklıdır
İkinci dönemde sanat sanat içindir anlayışıyla eserler verilmiştir
Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı davranmasıdır
Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur
Dönemin sanatçıları devlet işleriyle, siyasetle, toplum meseleleriyle değil sadece sanatla ilgilenmişlerdir
Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir
Bu yüzden dilleri daha ağırdır
Dönemin romanlarında realizmin, şiirinde ise romantizmin etkisi vardır
Dönemin Edebiyatçıları
Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914)
Şiir, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, edebî bilgiler türlerinde eserler vermiştir
Şiirlerinde hüznü ve elemi işlemiştir
Ölümü hatırlatan tabiat manzaraları, hüzünlü duygular, romantik güzellikler, solgun güller, kitap yaprakları arasında kurutulmuş çiçekler, küçük kuşlar onun şiirlerinin konuları arasındadır
Oğlu Nejad’ın ölümü; işli, üzüntülü şiirler yazmasında etkili olmuştur
Edebiyatta yenileşmeden yanadır
Muallim Naci ile aralarında bu konularda tartışmalar olmuştur
Eserleri
Nağme-i Seher: Şiir
Yadigâr-ı Şebab: Şiir
Pejmürde: Şiir
Zemzeme: Şiir
Önsüzünde edebiyat hakkındaki düşünceleri ve edebî eleştirileri vardır
(Bu esere Muallim Naci “Demdeme” ile karşılık vermiştir
)
Muhsin Bey: Hikâye
Şemsa: Hikâye
Araba Sevdası: Roman
Realizmin etkisiyle yazılmıştır ve batı hayranlığı yolunda düşülen garip durumları eleştirir
Çok Bilen Çık Yanılır: Komedi
Afife Anjelik: Tiyatro
Vuslat: Tiyatro
Atala: Tiyatro
Talim-i Edebiyat: Edebî bilgiler içerir
Samipaşazade Sezai (1860-1936)
Batılı tarzda hikâyeleri ve bir romanı vardır
Sergüzeşt adlı romanı realizme doğru atılmış bir adımdır
Küçük Şeyler adlı hikâye kitabı Fransız realistlerinin sanat anlayışlarına uygundur
Rumuzul-edeb, bazı makale, hikâye ve sohbetlerini içerir
Romantik özellikler taşıyan şiirler de yazmıştır
Şiir isimli bir de piyesi vardır
“İclâl”de, yeğeni İclâl’in ölümü üzerine yazdığı mersiye, bazı nesirleri ve hatıraları vardır
Abdülhak Hâmit Tarhan (1852-1937)
Edebiyatta batılılaşmanın asıl ihtilâlcisidir
Şair-i Azam olarak bilinir
Kurallara uymayan, batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine uygulayan, divan şiirini bitiren o olmuştur
Doğu ve batı şiirini işlendikleri yerlere giderek öğrenmiştir
Sanatında romantik etkiler vardır
Zengin bir lirizm bulunan şiirlerinde vezne, kafiyeye, söze, dile pek önem vermemiştir
Taşkınlık ve yücelik, söyleyişteki tezat onun şiirinin önemli özellikleridir
Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihî konular önemli bir yer tutar
Soyut kavramlar, hayat, tabiat, ölüm, insan, onun işlediği konulardır
Şiirleri: Sahra, Belde, Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Bâlâdan Bir Ses, Garam
Yirmiye yakın tiyatrosu vardır
Sahnelenmesi imkânsız tiyatro eserleri yazmıştır
Bu eserlerde insanların yanında ölüler, ruhlar, hayaletler, periler de rol alır
Tiyatroda egzotik, tarihî, millî ve dinî konuları işlemiştir
Bazı oyunlarında Shakespeare’in tesiri görülür
Hepsi de dramdır ve bazıları mensur bazıları da manzumdur
İlk tiyatro eseri Macera-yı Aşk’tır
Tarık, Finten, Eşber, Nesteren, Sardanapal, İlhan, Hakan, Liberte önemli tiyatro eserleridir
Nabizade Nazım (1862-1893)
Romanlarıyla ve hikâyeleriyle realizmin ve natüralizmin temsilcisidir
Karabibik, edebiyatımızda Anadolu konulu ilk hikâyedir
Köy romanı olarak bilinir
Köy hayatı tam bir realizmle yansıtılmıştır
Zehra, ilk psikolojik roman örneğidir
Eserde tasvir ve tahliller geniş yer tutar
Diğer hikâyeleri: Yadigârlarım, Bir Hatıra, Sevda, Haspa
Muallim Naci (1850-1893)
Eski şiirin savunucusu ve temsilcisidir
Eski-yeni konusunda Recaizade ile aralarında tartışmalar olmuştur
Naci göze hitap eden kafiyeyi savunurken, Recaizade kulağa hitap eden kafiyeyi savunmuştur
Tartışma konusu, “abes” ve “muktebes” kelimelerinin -eski yazıda- kafiyeli olup olmadıklarıdır
Batılı şiiri benimsememesine rağmen bu alanda başarılı şiirler yazmıştır
Şiir kitapları: Ateşpare, Şerare, Füruzan, Sünbüle
Edebî eseri: Istılahat-ı Edebiye
Sözlüğü: Lûgat-ı Naci
2
Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) (1896-1901)
Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılemm bir fen dergisidir
Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir
Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileştirme hareketi, 1896-1901 yılları arasında, Servet-i Fünun dergisi etrafında, Recaizade önderliğinde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmıştır
Bu nesli Ali Ekrem, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Faik Ali, Celâl Sahir, Hüseyin Suat oluşturur
Sonradan Halit Ziya da bu gruba katılmıştır
Dönem, 2
Abdülhamit’in istibdat dönemidir
Dönemin bu özelliği sebebiyle edebiyatçılar içe dönük davranmış, kişisel konuları, içliliği, aşkı, karamsarlığı, hayal kırıklığını, tabiat güzelliklerini, melânkoliyi ve üzüntüyü işlemişler; toplumsal sorunlara değinmemişlerdir
Adeta yüksek zümre edebiyatı gibidir
Bunda Recaizade’nin büyük etkisi vardır
Servet-i Fünuncu ve Edebiyat-ı Cedideciler denilen grup, Fransız edebiyatının özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlardır
Fransız realizmi örnek alınmıştır
Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen, dildeki yabancı unsurları ayıklayarak sade Türkçe'ye geçiş hareketi bu devirde durmuş, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır
Tanzimatçıların birinci dönem sanatçıları, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i Fünuncular ise Tanzimat’ın ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket etmişlerdir
Topluluğun üslûbu süslü ve sanatlı; ruh ve ifade tarzı ise Avrupai'dir
Şiirde aruz vezni kullanılmakla birlikte, nazım şekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapılmıştır
nazmı nesre yaklaştırmışlar, beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğünü esas almışlardır
Bir cümle birkaç dizede/beyitte tamamlanabilir
Fransız şiirinden alınan sone ve terza-rima gibi şekiller ve serbest müstezat çokça kullanılmıştır
Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmiştir
Romanda ve hikâyede batılı anlamda başarılı örnekler verilmiştir
Romanda tahlile ve teferruata yer verilmiş, modern kısa hikayenin ilk örnekleri bu dönemde şekillenmiştir
Roman ve hikâyede olaylar ve kişiler tamamen İstanbul'a, seçkin tabakaya aittir
Romanda realizmden, şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir
Bu dönemde gazetenin yerini dergiler almıştır: Servet-i Fünun, Malûmat, Mektep, Mütalâa, Hazine-i Fünun, Resimli Gazete
Şiir, roman, hikâye, tiyatro, tenkit ve hatırat türlerinde başarılı eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en tanınmışları,
Şiirde Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif;
Roman ve hikâyede Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur
Servet-i Fünun edebiyatına katılmayarak gene batılı anlayışla eserler verenler arasında Ahmet Rasim hatırat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpınar İstanbul'u anlatan romanları ile yeni Türk edebiyatını desteklemişlerdir
Servet-i Fünun dergisinin 1901’de kapatılmasıyla topluluk da dağılır
04-05-2008
#
6
Profil Bilgileri
ULtRaDяagoN
--->: Türk Edebiyatı Dönemleri
Dönemin Sanatçıları
Tevfik Fikret (1867-1915)
Recaizade ve Hamit’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir
Servet-i Fünun’un şiirdeki en önemli temsilcisidir
İlk şiirlerinde ferdî konuları (aşk, acıma, hayal kırıklığı
) işler topluluktan ayrı yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir
Bu anlayışla yazdığı şiirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlık, bilim, fen ve tekniktir
Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konuları işler
Sanatının bu ikinci döneminde dinlere de cephe alır, kutsal olan her şeye karşı çıkar, hatta İstanbul'a dahi küfreder (Sis)
Fikret, aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır
Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe kullanmıştır
İlk dönemde dili oldukça ağırdır
Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır
Ahenge büyük önem verir
Şiirlerinde şekil bakımından parnasizmin etkisi görülür
“Şermin”, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir
Eserleri: Rübab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru
Cenap Şahabettin (1870-1934)
Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir
Asıl mesleği doktorluktur
İhtisas için gittiği Fransa’da tıptan çok şiirle ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir
Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanır
Dili oldukça ağırdır
Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanır
Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar
Serbest müstezadı çok kullanmıştır
Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır
Aşk ve tabiat değişmez konularıdır
Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır
Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir
Düz yazıları da vardır:
Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır
Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir
Diğer nesirleri:
Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)
Servet-i Fünun’un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçısıdır
Süslü, sanatlı ve ağır bir dili ve üslûbu vardır
Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır
Realizmden etkilenmiştir
Romanlarında aydın kişileri anlatır
Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçısının temsilcisidir
Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve ruh tahlillerine önem verir
Hikâyelerinde Anadolu hayatına ve köy ve kasaba yaşayışına, romanlarında yalnız İstanbul'a yer verir
Anı ve mensur şiir türünde eserleri de vardır
Romanları: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile
Hikâyeleri: İzmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadın Pençesi, Onu Beklerken, Aşka Dair
Hatıraları: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye
Mehmet Rauf (1875-1931)
Servet-i Fünun romanının ikinci önemli ismidir
Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır
Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir
Sosyal hayata pek yer vermemiştir
Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır
Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir
Dili sadedir
En önemli eseri Eylül’dür
Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir
Konusu yasak aşktır
Şahıs sayısı azdır
Psikolojik tahliller başarılıdır
Romanları: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Define, Son Yıldız, Kan Damlası
Hikâyeleri: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Hanımlar Arasında, Menekşe
“Siyah İnciler” ise mensur şiirlerinden oluşur
Dönemin Bağımsız İsimleri
Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944)
Roman ve hikâye türünde eserleri vardır
Natüralizmin temsilcisidir
Sade bir dil kullanmıştır
Tipleri yetiştikleri çevreye göre konuşturur
Psikolojilerinde çok iyi bir şekilde verir
Kişileri toplumun şartlarına göre değerlendirir
Romanlarında aptal, şöhret düşkünü, aşırı ihtiraslı, batıl inançlı gibi uç tipler vardır
İstanbul'un iç mahallelerinin günlük hayatını hikâye ve karikatürize der
Sokağı edebiyatta işleyen yazar olarak bilinir
Gözleme ve tasvire önem verir
Romanlarında sosyal tenkide de yer verir
bu tenkidi mizah yollu yapar
Şık ve Şıpsevdi adlı romanlarında batı hayranlığını konu edinir
Romanları teknik olarak zayıftır
Sık sık olayla ilgisi olmayan, gereksiz bilgiler verir
Bazen kendisi de olaylara müdahale eder
Eserleri: Şık, İffet, Tesadüf, Şıpsevdi, Mürebbiye, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Cadı, Kesik Baş, Kadınlar Vaizi, Tünelden İlk Çıkış
Ahmet Rasim (1864-1932)
Ahmet Mithat tarzını devam ettirmiştir
Pek çok konuda ve türde eserleri vardır
Bütün hayatını gazeteciliğe adamıştır
Makale ve fıkra yazmış; çeviriler yapmıştır
Türkçesi yerli ve temizdir
Hayatın komik ve ibret verici yanlarıyla ilgilenmiştir
Roman ve hikâyelerinde İstanbul'a, özellikle Beyoğlu’na ait konular işlemiştir
Romanlarının başlıca konuları, aile sarsıntıları ve ülke meseleleridir
Günlük hayattan renkli ve fotoğraf zevkiyle kesitler sunmuştur
130’dan fazla eseri vardır
Roman ve hikâyeleri: İlk Sevgi, Güzel Eleni, Endişe-i Hayat, İki Günahsız Sevda,
İnceleme, makale, fıkra, hatıra: Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya, Şair-Muharrir-Edip, Şehir Mektupları
Aynı zamanda 65’e yakın şarkısı olan bir bestekârdır
3
Fecr-i Âtî Topluluğu (1909-1912)
1901’de, Servet-i Fünun mecmuası etrafında, kendilerine Fecr-i Âtî adını veren yeni bir nesil toplanmıştır
Servet-i Fünun topluluğu dağıldıktan sonra 1909 yılında Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Refik Halit, Fuat Kö
pr
ülü, Ali Canip, Şehabettin Süleyman, Celâl Sahir, Tahsin Nihat, Emin Bülent gibi isimler bir araya gelerek yeni bir topluluk oluştururlar
Topluluk, sanat hayatına bir bildiriyle başlar
Sanatın saygıdeğer ve şahsi olduğu anlayışını benimserler
Onlar Servet-i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçlarlar
Fransız edebiyatını örnek alırlar
Dilleri süslü, sanatlı, ağdalı ve ağırdır
Aşk, ve tabiatı konu olarak işlemişlerdir
Aşk genellikle hissi ve romantiktir
Tabiat tasvirleri ise gerçekçi değil, Haşim’de olduğu gibi şahsîdir
Kısa ömürlü olan bu topluluk, Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmış sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uygulamışlar, Avrupaî edebiyat ile Milli edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır
Aruzla şiir yazan Fecr-i Âtî şairlerinin en tanınmış ve en orijinali Ahmet Haşim'dir
Şiire herhangi bir yenilik getirmemişler, Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidememişlerdir
Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de dağılmışlar, ferdî olarak değişik alanlarda eserler vermişlerdir
Dönemin Sanatçıları
Ahmet Haşim (1884-1933)
Fecr-i Âtî şiirinin en önemli ismidir
Sanat için sanat yapmıştır
Sembolizmin en önemli temsilcisidir
İşlediği başlıca temalar tabiat ve aşktır
Şiirlerinde hayalle birlikte musikiye önem vermiştir
Lirik bir şairdir
Tamamen aruzu kullanmıştır
Dili süslü ve sanatlıdır
En çok serbest müstezadı kullanmıştır
Ona göre şiir anlaşılmak için yazılmaz, şiirde anlam aranmaz; şair bir hakikat habercisi, şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir
Şiir duyulmak için yazılır ve okunur; şair tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir
Şirin dili musiki ile söz arsında ve sözden ziyade musikiye yakındır
Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir
Haşim’e göre şiirin kaynağı şuuraltıdır
Şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı şekillerle yansıtmaya çalışır
Dış dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır
Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar, akşam, gurup, şafak, gece, mehtap, yıldızlar, göller, ormanlardır
Şairin şahsında var olan içe dönüklük, şiirlerinde realiteden kaçış olarak ortaya çıkar
Şiirlerini Piyaleb ve Göl Saatleri adlı eserlerinde toplamıştır
Nesirleri: Gurabahane-i Laklakan, Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi
Refik Halit Karay (1888-1965)
Fecr-i Âtî’den sonra Millî edebiyat hareketine katılmıştır
Eserlerini de bağımsız bir şahsiyet olarak vermiştir
Edebî hayatı köşe yazarlığı ile başlamıştır
Sonra da sırayla hikâyeciliği ve romancılığı gelir
Tags
:
donemleri
,
edebiyati
,
turk
Türk Edebiyatı Dönemleri ile ilgili Benzer Konular
275 Kez Görüntülendi
1839 - 1923 Dönemleri Arasında Türk Tiyatrosu
Tiyatro
Türk edebiyatı tarihi
Konu Dışı Başlıklar
Türk Edebiyatı Dönemleri
Edebi Türler
Türk Halk Edebiyatı
Edebi Türler
Türk Edebiyatı
Edebi Türler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
12:57
.
Sayfalar
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552