FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Fıkhi Mezhepler
Şafii Mezhebi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Şafii Mezhebi ile ilgili Benzer Konular
544 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Maliki Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Hanbeli Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Şafii
Sahabeler ve Alimler
Hanefî Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
hadis ıstılahları
|
Gusülle ilgili çeşitli bilgiler
Konu Araçları
12-03-2008
#
1
Profil Bilgileri
mumsema
Şafii Mezhebi
Şafii Mezhebi başlıklı yazı Mumsema Şafii Mezhebi Forum Alev
ŞÂFİÎ MEZHEBİ
İmam Şafiî (ö
204/819)'ye nispet edilen fıkıh ekolü
Şafiî'nin künyesi,
Ebû Abdullah Muhammed b
İdrîs elKureşî el-Hâşimî el-Muttalibî b
Abbas b
Osman b
Şâfi' olup H
150'de Gazze'de doğmuştur
Hz
Peygamber'in dördüncü batından dedesi Abdu Menâf'ın dokuzuncu göbekten torunudur
İmam Şafiî'nin doğum yılı Ebû Hanîfe'nin (ö
150/767) vefat yılına rastlar
Babası İdris bir iş için Filistin'deki Gazze'ye gitmiş ve orada iken vefat etmişti
Doğumundan iki yıl sonra annesi onu alıp baba vatanı olan Mekke'ye getirdi
Küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i hıfzetti
Fasih Arapça konuşan Huzeyl kabilesi arasında şiir ve edeb öğrendi
Sonra Mekke müftîsi Müslim b
Hâlid ez-Zenâ'den ders alarak, onun yanında fetva verecek duruma geldi
O zaman on beş yaşlarında idi
Bundan sonra Medine'ye gitti
Orada müctehid İmam Mâlik b
Enes (ö
179/795) fıkıhta üstad idi
Mâlik, kendi eseri olan el-Muvatta'ı, İmam Şafiî'nin ezbere okuduğunu görünce hayretini gizleyememişti
İmam Şafiî, Süfyan b
Uyeyne, Fudayl b
Iyâz'dan, amcası Muhammed b
Şâfi' ve başkalarından hadis rivayet etti
Muhammed b
el-Hasan'dan Irak fakihlerinin kitaplarını aldı
Onunla fıkhî konularda münazaralarda bulundu
187 H
'de Mekke'de, 195 H
de Bağdâd'ta Ahmed b
Hanbel (ö
241/855) ile görüştü
Böylece Hanbelî fıkhına, usûlüne, nâsih ve mensûh konusuna muttali oldu
Sonra Bağdad'ta "İmam Şafiî'nin eski mezhebi" denilen görüşlerini ortaya koydu
200 H
de Mısır'a geçti ve "Yeni Mezheb" denilen görüşlerini tasnif etti
Orada iken 204/819'da vefat ederek Karafe denilen yere defnedildi
İmam Şafiî ilk olarak fıkıh usulünü tedvin etmiş ve bu konuda "erRisâle" yi yazmıştır
el-Hucce isimli eseri Irak'taki, "el-Ümm" ise Mısır'daki görüşlerini kapsar
İmam Şafiî mutlak, bağımsız bir müctehid olup, fıkıh, hadis ve usûlde imamdı
O, Hicaz ve Irak fıkhını birleştirici bir yol izledi
Ahmed b
Hanbel onun hakkında; "Şafiî, Allah'ın kitabı ve Rasûlünün sünneti konusunda insanların en fakihi idi" demiştir
(Vehbe ez-Zühaylı, el-Fıkhu'l-İslâmi ve Edilletüh, Dimask 1405/1985, I, 36,37)
Şafiî Mezhebinin Usûlü
Delil olarak Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas'a dayanır
Şafiî, Hanefi ve Malikîlerin aldığı "İstihsan"ı reddeder ve "kim istihsan yaparsa kendisi şeriat koymuş olur" derdi
Masâlih-i Mürsele'yi ve Medinelilerin amelini delil almayı da reddederdi
Bağdad'lılar ona "Sünnetin Yardımcısı" lakabını vermişlerdi
İmam Şafiî'nin "eski mezhebi"ni kendisinden dört Iraklı arkadaşı rivayet etmiştir
Bunlar Ahmed b
Hanbel, Ebû Sevr, Za'ferânî ve Kerâbîsî'dir
el-Ümm'de yer alan "yeni mezhebi"ni şu Mısırlı arkadaşları rivayet etmiştir: el-Müzenî, el-Buveytî, er-Rabîu'l-Ceyzî, er-Rabî' b
Süleymân ve başkaları
Şafiîlerde fetvaya esas olan yeni mezhep görüşleridir
Çünkü İmam Şafiî eski görüşlerinden rucû' etmiş ve "Benden kim bunları rivayet ederse ona hakkımı helal etmem" demiştir
Ancak basit on beş kadar mesele bundan müstesnadır
Diğer yandan İmam Şafiî'nin; "Hadis sahih olunca, benim mezhebim odur
Böyle bir durumda, hadisle çatışan bana ait sözü duvara çarpın" (ez-Zühaylî, a
g
e
, 1, 37; Muhammed Ebû Zehra, Kitabü'ş- Şafiî, 149 vd
) dediği bildirilir
Dantel
Mumsema
Frmacil
12-03-2008
#
2
Profil Bilgileri
mumsema
--->: ŞÂFİÎ MEZHEBİ
Şafiî'nin Fıkıh Usûlünü Tedvini
Ayet ve hadislerden hüküm çıkarmada, günlük fürû şer'î problemleri çözmede sahabe devrinden itibaren bir takım usûl kurallarına uyuluyordu
İlk müctehid imamların devrinde de sözlü olarak nesih kaideleri, mutlak, mukayyed, umum, husus gibi metotla ilgili bilgiler hüküm çıkarmada esas alınıyordu
Ancak bunlar tedvin edilerek yazılı bir eser haline getirilmemişti
İşte İmam Şafiî ilk olarak ûsul konularını kaleme alarak "er-Risâle"sini meydana getirdi
Çünkü Şafiî, sahabe, tâbiîn ve kendinden önceki fıkıh bilginlerinden intikal eden fıkıh servetini hazır bulmuş, İmam Mâlik'ten aldığı Medine fıkhı ile İmam Muhammed aracılığı ile aldığı Irak fıkhını birleştirici bir yol izlemiştir
Kendi yetiştiği çevre olan Mekke fıkhını da iyi bildiği için, fıkıhtaki bu sağlam alt yapı sebebiyle, fıkhın genel metotlarını belirleme yeteneğini kazanmış ve bunun sonucunda fıkıh usûlünü tedvin etmiştir
Mezheplerde fıkhın, usûlden önce tedvin edilmiş olmasında bir tuhaflık yoktur
Çünkü hükümlerde asıl konu fıkıhtır
Usûl ise bir metot ilmi olup, mantık gibi, aklın doğru ile yanlışı ayırdetme niteliği gibi doğuştan vardır
Aynı konuda birbiri ile çelişen iki âyet olunca, sonra inenin öncekini neshetmesi, genel hükmün özel hükümle sınırlandırılması gibi
Şafiî, dili iyi bildiği için âyet ve hadislerden hüküm çıkarabilmiş, Kur'an'ın tercümanı olarak bilinen Abdullah b
Abbas'ın ilminin nakledildiği Mekke'de yetiştiği için nesih konusunu öğrenmiştir
Şafiîlerin usûlüne mütekellimlerin usûlü de denilmiştir
Çünkü bunların usûle dair çalışmaları tamamen teoriktir
Mezhep gayreti onların metodunu etkilememiştir
Meselâ; Şafiî, sükûtî icmaı kabul etmez
el-Âmidî (ö
631/1233) ise Şafiî mezhebinden olduğu halde "el-İhkâm" adlı eserinde sükûtî icmaı tercih eder (el-Âmidı, el-İhkâmî Usûli'l-Ahkâm, Kahire (t
y), I, 265)
Bu usûl, kelâm ilminin metot ve konusundan istifade ettiği, felsefi ve mantıkî yönleri bulunduğu için "mütekellimlerin metodu" olarak nitelenmiştir
Meselâ; kelâm konusuna giren iyi ile kötünün akıl ile bilinip bilinemeyeceği, peygamberlerin peygamberlikten önce ismet sıfatına sahip (ma'sûm) olup olmadığı ve benzeri konular da tartışılmıştır
Şafiî veya kelamcıların metodu ile yazılmış en eski ve en önemli eserlerin üç tanesi şunlardır
1) Mu'tezile ekolünden Ebu'l-Hüseyn Muhammed b
Alî el-Basrî'nin (ö
463/1071) Kitâbü'l-Mu'temed'i,” 2) Şafiî ekolünden İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin (ö
487/1085) "Kitâbü'l-Bürhân"ı, 3), İmam el-Gazzalî'nin (ö
505/1111) "el-Mustasfâ"sı
Bu üç kitabı Fahruddin er-Râzî (ö
606/1209) özetlemiş ve bazı ekler yaparak eserine "el-Mahsal " adını vermiştir
Seyfüddin el-Âmidi'nin (ö
631/1233) "el-İhkâm" adlı eseri de aynı nitelikte birleştirici ve özet bir eserdir
Daha sonra el-Mahsûl'ü, Siracüddin el-Urmevî (ö
682/1283) "et-Tahsîl", Tâcüddîn el-Urmevî (ö
656/1258) ise "el-Hâsıl " adlı kitaplarında özetlediler
Sihâbuddîn el-Karafi (ö
684/1285) bu iki kitaptan önemli gördüğü bazı temel bilgi ve kuralları alarak bunları "et-Tenkihât" adını verdiği küçük bir eserde topladı
Abdullah b
Ömer el-Beyzâvî (ö
685/1286) de bunun bir benzerini yaptı
el-Âmidî'nin el-İhkâm'ını ise İbn Hâcib (ö
846/1442) "Müntehâ 's-Sül ve'l-Emel" adlı kitabında, bunu da "Muhtasaru'l-Müntehâ" isimli eserinde özetledi
Daha sonra bu özet eserleri bunlara yazılan şerhler izledi
Şafiî Fıkhının Dayandığı Kaynaklar
İmam Şafiî ictihadlarını dayandırdığı delilleri "el-Ümm"de şöyle belirlemiştir: "İlim çeşitli derecelere ayrılır
Birincisi, Kitap ve sabit olan Sünnettir
İkincisi, Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan meselelerde İcmâ'dır
Üçüncüsü bazı sahabîlerin sözleridir
Ancak bu sahabe sözleri arasında çelişki bulunmamalıdır
Dördüncüsü, ashab-ı kiram arasında ihtilaflı kalan sözlerdir
Beşincisi, Kıyas'tır
Bu da temelde Kitap ve Sünnet'e dayanır
İşte ilim bu derecelerden en üst olanından elde edilir" (eş-Şafiî, elÜmm, Kahire 1321-1325, VII, 246)
Buna göre, Şafiî ekolü Kitap ve Sünneti İslâm hukukunun asıl kaynağı olarak kabul etmektedir
Çünkü diğer deliller de temelde bu iki delile dayanır ve bunlara aykırı olamaz
Şafiî, Kitap ve sabit olan Sünneti aynı sırada delil kabul eder
Çünkü Sünnet Kur'an'ın beyanını tamamlar, kısa anlatımlarını (mücmel) genişletir ve bazı kimselerin kavrayamayacağı inceliklerini açıklar
Buna göre, Sünnetin açıklayıcı durumunda olabilmesi için ilim bakımından açıkladığı şeyin derecesinde olması gerekir
Birçok sahabîler de hadise bu gözle bakıyordu
Ancak bu durum, İmam Şafiî'nin Sünneti her yönden Kur'an'a denk saydığı anlamına gelmez
Çünkü her şeyden önce Kur'an Allah kelâmı, Sünnet Hz
Peygamber'in söz, fiil ve takrirleridir
Kur'an ibadet amacıyla okunur, Sünnet bu maksatla okunmaz
Kur'an tevatür yoluyla sabittir
Sünnetin önemli bir bölümü tevatüre dayanmaz
İmam Şafiî'ye göre Sünnet Kur'an'ın dalı mesabesindedir
Bu yüzden gücünü Kur'an'dan alır, onu destekler ve tamamlar
Bu bakımdan açıklayanla açıklanan birbirine denk olmalıdır
Ancak bunun için, Sünnet sağlam olmalıdır
Bu yüzden, Ahâd ve Mürsel hadisler, birinciler kadar kuvvetli değildir
Diğer yandan Şafiî, inanç esaslarını belirlemede Sünnetin Kur'an derecesinde olmadığını açıkça ifade etmiştir (M
Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhı Mezhepler Tarihi, Terc
Abdülkadir Şener, İstanbul 1978, s
336, 337)
Şafiîlerin Âhâd Hadisi Delil Alması
Bir, iki veya daha fazla sahabî tarafından rivayet edilen ve meşhur hadisin şartlarını taşımayan haberlere "âhâd hadis" denir
Hanefiler, senedinde kopukluk olmayan hadisleri mütevatir, meşhur ve âhâd olmak üzere üçe ayırırlar
Diğer çoğunluk müctehidlere göre ise, Sünnet, mütevatir ve âhâd olmak üzere ikidir
Meşhur sünnet ise başlı başına bir çeşit olmayıp âhâd sünnet kabilindendir
Çünkü meşhur sünnette ilk tabaka ravileri tevatür sayısına ulaşmamaktadır
Çoğunluğa göre âhâd sünnet; garîb, azîz ve müstefîz olmak üzere üçe ayrılır
Garîb; her üç tabakada veya herhangi bir tabakada râvî sayısı tek olan hadistir
Azîz hadis; her üç tabakada sadece iki râvî tarafından rivayet edilen veya diğer tabaka yahut tabakalarda ikiden çok olsa bile tabakalardan birinde râvî sayısı iki olan hadistir
Müstefîz hadis ise; her üç tabakada üç veya daha çok kişi tarafından rivayet edilen hadistir
İmam Şafiî âhâd haberi delil olarak alırken sadece senedin sahih ve kesintisiz olmasını yeterli görür
O, Hanefiler gibi âhâd hadis ravisinin fakih olması, rivayet ettiği hadisle amel etmesi ve genel kurallara uygun düşmesi, İmam Mâlik'in ileri sürdüğü Medinelilerin ameline uygun düşmesi gibi şartları öngörmez
İmam Şafiî hadisi savunurken âhâd haberlerin de delil alınması gerektiğini şu delillerle ortaya koymuştur:
1
Hz
Peygamber, İslâm'a davet için tevatür sayısında olmayan tek tek elçiler göndermiştir
Bu elçilere, sayılarının yetersiz olduğunu ileri sürerek karşı çıkan olmamıştır
2
Mal, can ve kanla ilgili davalarda iki kişinin şahitliği ile karar verilmektedir (bk
el-Bakara,2/282)
Halbuki iki kişi tevatür sayısında değildir
3
Hz
Peygamber, kendisinden hadis işitenlere, bir kişi bile olsa bunu başkasına rivayet etme izni vermiş, hatta buna özendirmiştir
Hadiste şöyle buyurulur: "Allah Teâlâ benden bir söz işitip bunu başkalarına tebliğ edeni nurlandırsın" (Tirmizi, İlim, 7; Ebû Dâvûd, İlim, 10; İbn Mâce, Mukaddime, 18; Menâsik, 46; Ahmed b
Hanbel, I, 437,V,183)
Diğer yandan Vedâ haccı sırasında irad edilen hutbede de; hazır bulunanların, bulunmayanlara tebliğ etmesi, kendisine tebliğ ulaşanların, hükümleri ulaştıranlardan daha iyi kavramalarının mümkün olduğu belirtilmiştir (Buhârî, Alim, 9, 10, 37; Hacc, 132, Sayd, 8; Edâhî, 5; Megâzî, 51; Fiten, 8; Tevhid, 24; Müslim, Hacc, 446; Kasâme, 29,30; Ebû Dâvud, Tatavvu', 10; Tirmizî, Hacc, 1; Nesâî, Hacc, 111)
4
Sahabîler Hz
Peygamber'in hadislerini, birbirinden tek tek rivayet etmişler, birçok kimse tarafından rivayeti şart koşmamışlardır (Ebû Zehra, a
g
e
, 339, 340)
İmam Şafiî'nin Mürsel Hadisi Delil Alışı
Senedinde kopukluk olan hadise "Mürsel Hadis" denir
Tabiînden olan birisinin sahabeyi; tebe-i tabiînden olan bir ravinin de tabiîn veya sahabeyi atlayarak doğrudan Hz
Peygamber'den işitmiş gibi hadis nakletmeleri halinde bu çeşit hadis söz konusu olur
Ebû Hanife ve İmam Mâlik, bu çeşit hadisleri, rivayet eden râvi güvenilir olursa, başka bir şart öne sürmeksizin kabul ederler
İmam Şafiî ise mürsel hadisi, bunu rivayet eden tâbiî Medineli Saîd b
el-Müseyyeb ve Iraklı
12-03-2008
#
3
Profil Bilgileri
mumsema
--->: ŞÂFİÎ MEZHEBİ
Hasan el-Basrî gibi meşhur ve bir çok sahabî ile görüşen bir tabiî ise kabul eder
Ayrıca hadisin şu nitelikleri taşımasını da şart koşar:
1
Mürsel hadisi, senedi tam ve aynı anlamda başka bir hadis desteklemelidir
2
Mürseli, ilim adamlarının kabul ettiği başka bir mürsel hadis desteklemelidir
3
Mürsel hadis, bazı sahabe sözüne uygun düşmelidir
4
İlim ehli, mürsel hadisi kabul edip çoğu onunla fetva vermiş olmalıdır
Ancak mürsel hadisle, senedi tam olan hadis çakışırsa, bu sonuncusu tercih edilir (M
Ebû Zehra, Usûlü'lFıkh, Dâru'l-Fikri'l-Arabî tab' 1377/1958, ts
, 111,112)
Uygulamadan örnek: Hz
Âişe (ö
58/677)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hafsa'ya bir yiyecek hediye edildi
O sırada ikimiz de oruçlu idik
Bu yiyecekle orucumuzu bozduk
Sonra Rasûlüllah (s
a
s) yanımıza girdi
Ona durumu anlattık
Allah'ın Rasûlü şöyle buyurdu: "Zararı yok, onun yerine başka bir gün oruç tutun"
Bu hadis mürseldir
Çünkü ez-Zuhrî (ö
124/741) bunu Hz
Âişe'den rivayet etmiş, halbuki onu bizzat Hz
Âişe'den duymamış, Urve b
ez-Zübeyr'den duymuştur (eş-,Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, IV, 319)
İmam Şafiî bu yüzden mürsel olan bu hadisle amel etmez ve nâfile oruç tutan kimsenin, orucu bozması hâlinde, başka bir günde kaza etmesi gerekmediğini söyler
Diğer yandan yine ez-Zührî'nin rivayet ettiği; "Rehin bırakan kişi borcunu ödemeyince, rehnedilen şey rehin bırakanın mülkü olmaktan çıkmaz
Rehnedilen şeyin menfaat ve hasan rehnedene aittir" (İbn Mâce, Rûhûn, 3; Zeylaî, Nasbu'r-Râye, IV, 319-321) hadisini ise, ravisi Said b
el-Müseyyeb meşhur olduğu için kabul eder
Buna göre, rehin, rehin alanın yanında bir emanet hükmündedir
Onun korunması konusunda kendisinin bir kasıt veya kusuru olmadan rehnedilen şey hasara uğrarsa rehin bırakanın borcunda bir eksilme olmaz (Zekiyüddin Şa'ban, Usûlü'l-Fıkh, Terc
İbrahim Kâfi Dönmez, Ankara 1990, 80,81)
Şafiî'nin Sükûtî İcma'ı Delil Almayışı
İcma sarih ve sükûtî diye ikiye ayrılır
Birincinin delil oluşunda bir görüş ayrılığı yoktur
Sükûtî icma'; şer'i bir meselede bir veya birkaç müctehidin görüş belirttikten sonra, bu görüşe muttali olan o devirdeki diğer müctehidlerin açık şekilde bir katılma veya karşı çıkmada bulunmaksızın susmalarıdır
Mâlikîlere ve son görüşünde İmam Şafiî'ye göre sükûtî icmâ delil sayılmaz
Çünkü müctehidlerin bir konuda susması, onların açıklanan görüşe katıldıklarını gösterebileceği gibi, başka bir nedene de dayanabilir
Henüz o mesele ile ilgili ictihadî bir kanaate varmamış olması, görüşünü açıklayan müctehidden çekinmesi veya görüşünü açıkladığı taktirde bir zarara maruz kalma korkusunun bulunması susma nedenleri arasında olabilir
Kısaca, ittifak gerçekleşmedikçe icma'ın varlığından söz edilemez
Şâfiîlerden sükûti icma'ı kabul eden el-Âmîdi de buna "zanni delil" deyimini kullanır (M
Ebû Zehra, eş-Şafiî, Terc
Osman Keskioğlu, Ankara 1969, s
252 vd
)
Şafiî Ekolünün İstihsana Karşı Çıkması
İstihsan; müctehidin bir meselede, kendi kanaatince o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçmesini gerektiren nass, icmâ, zarûret, gizli kıyas, örf veya maslahat gibi bir delile dayanarak o hükmü bırakıp başka bir hüküm vermesidir
İmam Şâfiî istihsana karşı çıkmış ve bu konuda "İbtalu'l-İstiksan" adlı bir risale yazmıştır
Bu eserde şöyle der: "Allah'ın, Rasûlünün ve Müslümanlar topluluğunun hükmü olarak bütün bu zikrettiklerim gösteriyor ki, hâkim veya müftî olmak isteyen kimsenin ancak bağlayıcı bir delille hüküm ve fetva vermesi caiz olur
Bu da Kitap, Sünnet veya ilim sahiplerinin ihtilafsız olarak söyledikleri bir görüş yahut bunlardan bazısına kıyas yapma yolu ile olur
İstihsan ile fetva verilmez
İstihsan bağlayıcı olmaz, o bu anlamlardan birisini de taşımaz"
Şâfiî'nin "Cimâu'l-İlm" "er Risâle" veya el-Ümm" kitabında da bu sözlerin benzerlerini bulmak mümkündür
Hanefîler istihsanı geniş ölçüde kullanmış, Mâlikîler de bu konuda onları izlemiştir
İmam Şâfiî ise "İstihsan yapan kendi başına din koymuş olur" diyerek şu delillere dayanmak suretiyle istihsana karşı çıkmıştır:
1
Şer'î hükümler ya doğrudan nass'a (âyet-hadis) veya kıyas yoluyla nass'a dayanır
İstihsan bunlardan birisine dahilse ayrı bir terime ihtiyaç olmaz
Aksi halde Cenab-ı Hakkın bazı konularda boşluk bıraktığı sonucu çıkar ki bu, "İnsan başıboş bırakıldığını mı sanır?” (el-Kıyâme, 75/36) âyeti ile çelişir
2
Kur'an'da Allah ve Rasûlüne itaat emredilmekte, nefsî isteklere uyulması yasaklanmakta ve anlaşmazlık çıktığı takdirde yine Kitap ve Sünnete başvurulması istenmektedir (en-Nisâ, 4/59)
3
Hz
Peygamber istihsan ile fetva vermez, hevasından konuşmazdı
Nitekim eşine; "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyen kimsenin sorusuna fetva vermemiş, "Zıhâr" âyeti (el-Mücâdele, 58/1-4) gelinceye kadar beklemiştir
4
Hz
Peygamber, kendi kanaatlerine göre, bir ağaca sığınan bir müşriki öldüren sahabîleri, yine öldürülme korkusuyla "Lâ ilâhe illallah" diyen şahsı öldüren Usâme (r
a)'ın bu davranışını uygun görmemiştir
5
İstihsanın bir kuralı, hak ile bâtılı karşılaştıracak bir ölçüsü yoktur
Serbest bırakılırsa, aynı konuda farklı bir çok fetvalar ortaya çıkar
6
Sadece akla dayanan bir istihsan anlayışı ortaya çıkarsa, Kitap ve Sünnet bilgisi olmayanların da bu metodu kullanmaları caiz olurdu (eş-Şâfiî, el-Ümm, VI, 303, VII, 271 vd
; Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, 271 vd
)
Ancak burada İmam Şâfii'nin reddettiği istihsanı şer'î bir delile dayanmaksızın, şahsî arzuya ve sübjektif düşüncelere göre hüküm vermek olarak değerlendirmek gerekir
Şüphesiz böyle bir istihsan Hanefilerin de kabul etmediği bir şekildir
12-03-2008
#
4
Profil Bilgileri
mumsema
--->: ŞÂFİÎ MEZHEBİ
Nitekim Hanefîlerde bir konuda istihsan yapabilmek için o meselenin şer'î bir mesele olması yanında şu altı delilden birisine dayanması şarttır:
1
Nass'a dayalı istihsan
Meselâ mevcut olmayan bir şeyin satışı yasaklandığı halde (Ebû Davud, Büyü', 70), para peşin mal veresiye bir akit olan seleme izin verilmiştir (Ebû Dâvud, Büyü', 57)
İşte burada ikinci hadise dayanarak kıyas terkedilmekte ve istihsan yoluna gidilmektedir
2
İcma'ya dayalı istihsan
Meselâ sanatkâra mal sipariş vermek anlamına gelen istisnâ akdi icmâa dayanır
Çünkü asırlar boyunca buna karşı çıkan bilgin olmamıştır
3
Zaruret veya ihtiyaca dayalı istihsan
Pislenen kuyunun, bir kısım suyun çıkarılması ile temizlenmiş sayılması gibi (İbnü'l-Hümâm, Fethu'lKadîr, I, 67 vd
; İbn Âbidîn, Reddü'lMuhtâr, I, 147 vd)
4
Gizli kıyasa dayalı istihsan
Meselâ; yerleşik kurala göre; özel kayıt konulmadıkça arazinin satımı ile irtifak hakları kendiliğinden alıcıya geçmez
Bu konuda vakfın satıma kıyası açık veya celî kıyas, kiraya kıyası ise gizli kıyastır
Vakıf istihsan yoluyla kiraya kıyas edilerek, irtifak (su içme, su alma, geçit gibi) haklarının vakıf kapsamına girmesi esası benimsenmiştir (Zekiyüddin Şa'ban, Usûlü'l-Fıkh, 168)
5
Örfe dayalı istihsan
Yerleşik kurala göre vakfın ebedî olması gerekir
Bu da vakfın sadece gayri menkullerde olabileceği anlamına gelir
Halbuki İmam Muhammed eş-Şeybânî kitap ve benzeri vakfedilmesi örf haline gelen şeylerin kıyasa aykırı olmakla birlikte vakfa konu olabileceğine hükmetmiştir
Bu esastan hareket edilerek nakit para vakıflarına da fetva verilmiştir
6
Maslahata dayalı istihsan
Yerleşik kurala göre ziraat ortakçılığı, kira akdine kıyasla taraflardan birisinin ölümü ile sona erer
Ancak ürün henüz yetişmemiş bir durumda iken toprak sahibi ölse, emek sahibinin menfaatini korumak için istihsan yapılarak akit ürün alınıncaya kadar uzamış sayılır (Zekiyüddin Şa'ban, a
g
e
, 171)
Sonuç olarak Hanefî ve Şâfiîlerin istihsan anlayışı dikkatlice incelendiğinde arada önemli bir ayrılığın bulunmadığı görülür
Çünkü Hanefîlerin istihsan yaptığı meselelerin temelinde daima yukarıda belirtilen delillerden birisi bulunur
Nitekim el-Âmidî'nin belirttiğine göre, İmam Şâfiî de bazı meselelerde istihsan terimini de kullanarak bu metoda başvurmuştur
Şâfiî'nin "Mut'anın otuz dirhem olmasını uygun buluyorum", "Şüf'a hakkı sahibinin bu hakkını üç gün içinde kullanmasını uygun görüyorum" sözleri buna örnek verilebilir (el-Âmidî, el-İhkâm, III, 138)
Şâfiî'nin Sahabe Sözünü Delil Alışı
Şâfiî ûsul bilginlerinden bazıları, onun eski mezhebine göre sahabe kavlini delil aldığını, yeni mezhebinde bu görüşten vazgeçtiğini söylemişlerdir
Ancak yeni mezhebi rivayet eden Rabî b
Süleyman el-Murâdî'nin naklettiği başka bir eser olan "er-Risâle" de Şâfiî'nin sahabe sözlerini delil olarak aldığı görülür (er-Risâle, Halebî baskısı ve Ahmet M
,Sakir nesri, Kahire 1940, s
597)
Yine Şâfiî, yeni mezhebini kapsayan el-Ümm adlı eserinde şöyle der: "Kitap ve Sünneti bilenler için özür söz konusu olmayıp, gereğine uymak şarttır
Kitap ve Sünnet'te hüküm yoksa sahabenin veya onlardan birinin sözlerine başvururuz
Eğer ihtilaflı meselede Kitap ve Sünnete daha yakın olan söze bir delâlet bulamazsak Ebû Bekr, Ömer ve Osman (r
anhüm)'ın sözüne uymamız daha iyi olur
Eğer bir sözün Kitap ve Sünnete daha yakın olduğuna dair bir delil bulunursa, o söze uyarız" (Şâfiî, el-Ümm, VII, 246)
Şeriat İlminin Kısımları
İmam Şâfiî'ye göre şeriat ilmi ikiye ayrılır
1
Hükümlere kesin olarak delâlet eden nasslarla sâbit olan kesin ilim
2
Galip zanna dayanan zannî ilim
İşte âhâd haberler ve kıyas bu kısma girer
Müctehid nasslardan kesin hüküm çıkaramazsa, galip zanla elde edilen ilimlerle yetinir
Şâfiî Mısır'da yazdığı kitaplarla Bağdad'ta yazdığı kitapları neshetmiş ve o; "Bağdad'ta yazdığım kitapları benden kimsenin rivayet etmesine cevaz vermiyorum" demiştir
Şâfiî'nin eski kitaplarında, yeni kitaplarında olduğu gibi bir konu üzerinde çeşitli görüşler yer alır
Bazan iki veya üç çeşit kıyas yapılır, fakat tercih okuyucuya bırakılır
Buna, zekât verilmeden satılan tarım ürünlerini örnek verebiliriz
Bir kimse zekâtını vermeden meyve veya tahılını satsa, sonra alıcı bunların zekâtının verilmediğini anlasa, şu durumlar söz konusu olur:
a
Alıcı, malın tamamı için mi, yoksa zekât olarak verilmeyen miktarı için mi satım aktini feshetme hakkına sahiptir?
b
Zekât miktarı arazi yağmurla sulanmışsa onda bir, âletle sulanmışsa yirmide birdir
Alıcı burada seçimlik hakka sahip midir?
c
Zekât düşüldükten sonra kalan kısmı paranın tümü ile mi alır, yoksa satışı fesih mi eder? Şâfiî bütün bu görüşlerin doğru olabileceğini belirtir
Şâfiî mezhebinde görüşlerin çok oluşunun bu mezhebin gelişmesine yardımcı olduğu söylenebilir
Çünkü bu mezhebte tercih kapısı sürekli olarak açık bırakılmıştır (Ebû Zehra, İslâm'daFıkhî Mezhepler Tarihi, 354, 355)
Şâfiî Mezhebinin Yayılması
Şâfiî mezhebi özellikle Mısır'da yayılmıştır
Çünkü mezhebin imamı hayatının son dönemini orada geçirmiştir
Bu mezhep, Irak'ta da yayılmıştır
Çünkü Şâfiî fikirlerini yaymaya önce orada başlamıştır
Irak yoluyla Horasan ve Mâveraü'n-Nehir'de de yayılma imkânı bulmuş ve bu ülkelerde fetvâ ile tedrisatı Hanefî mezhebi ile paylaşmıştır
Bununla birlikte bu ülkelerde Hanefî mezhebi, Abbasi yönetiminin resmi mezhebi olması nedeniyle hâkim durumda idi
Mısır'da yönetim Eyyübîlerin eline geçince Şâfiî mezhebi daha da güçlenmiş, hem halk, hem de devlet üzerinde en büyük otoriteye sahip olmuştur
Ancak Kölemenler devrinde Sultan Zâhir Baybars, kadıların dört mezhebe göre atanması gerektiği görüşünü öne sürmüş ve bu görüş uygulanmıştır
Ancak bu dönemde de Şâfiî mezhebi o yörede diğer mezheplerden üstün bir mevkiye sahiptir
Meselâ; taşra şehirlerine kadı atama yetkisi ile yetim ve vakıf mallarını kontrol hakkı yalnız Şâfiî mezhebine ait idi
Osmanlılar Mısır'ı ele geçirince Hanefi Mezhebi üstünlük kazandı
Daha sonra Mehmet Ali Paşa Mısır'a hâkim olunca, Hanefi mezhebi dışındaki mezheplerle resmi olarak amel etmeyi ilga etmiştir
Şâfiî mezhebi İran'a da girmiştir
Günümüzde Şiî ekolü ile yanyana bulunmaktadır
Günümüzde Anadolu'nun doğu kesiminde, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filistin, Seylan ve Malaya müslümanları arasında Şafiî mezhebine mensup olanlar bir hayli fazladır
Endonezya adalarında ise hâkim olan tek mezhep Şâfiî mezhebidir (Ebû Zehra, a
g
e, 358 vd
)
Hamdi DÖNDÜREN
29-08-2008
#
5
Profil Bilgileri
20apali20
--->: Şafii Mezhebi
paylaşimin için saol
25-02-2009
#
6
Profil Bilgileri
Zeh.ra
--->: Şafii Mezhebi
teşekkür ederim paylaşım için
02-05-2009
#
7
Profil Bilgileri
zıngaro
--->: Şafii Mezhebi
eyvalah kardeşım paylaşım
için
Tags
:
mezhebi
,
safii
Şafii Mezhebi ile ilgili Benzer Konular
544 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Maliki Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Hanbeli Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Şafii
Sahabeler ve Alimler
Hanefî Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:32
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553