FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Fıkhi Mezhepler
Hanefî Mezhebi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Hanefî Mezhebi ile ilgili Benzer Konular
621 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Hanefi - İsim AnLamı
İsimler Sözlüğü
Oruçlara Ait Niyetler (hanefi mezhebi)
Oruç
Hanefi mezhebinde oruç tüm konular
Oruç
Ebu Hanefi ve Ateist
Kıssalar & Hikayeler
Alevi-Alevilik nedir?
|
İslami Derlenmiş Kitaplar Arşivi
Konu Araçları
12-03-2008
#
1
Profil Bilgileri
mumsema
Hanefî Mezhebi
Hanefî Mezhebi başlıklı yazı Mumsema Hanefî Mezhebi Forum Alev
HANEFÎ MEZHEBİ
İmam-ı Âzam lâkabıyla şöhret bulan Ebû Hanîfe'ye izâfe edilen fıkıh ekolünün adı
Ebû Hanife'nin asıl adı Numân, babasının adı Sâbit, dedesinin adı ise Zûta'dır
Zûta, Irak ve İran'ın müslümanların eline geçmesinden sonra müslüman olmuş ve Kûfe'ye yerleşmiştir
O ve oğlu Sâbit Kûfe'de Hz
Ali ile görüşmüştür
Ebû Hanîfe H
80 yılında Kûfe'de doğdu, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak orada yetişti
Irak ve Hicaz Ebû Hanife'nin yetiştiği dönemde önemli iki ilim merkezi hâlindeydi
Çünkü Hz
Ömer (ö
23/643) devrinde Fustat (eski Mısır), Kûfe ve Basra gibi büyük İslâm şehirleri kurulmuş ve bu merkezlere aralarında birçok sahâbenin de bulunduğu binlerce müslüman yerleşmişti
Hz
Ömer Kûfe'ye fasih Arapça konuşan kabîleleri yerleştirmiş ve Abdullah b
Mes'ûd (ö
32/652)'a onlara ilim öğretmesi için göndermiş, "kendisine ihtiyacım olduğu halde Abdullah'ı size göndermeyi tercih ettim" demiştir (İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkin, I, 16, 17, 20)
İbn Mes'ûd, Kûfe'nin kuruluşundan Hz
Osman'ın halifeliğinin sonlarına kadar Kûfelilere Kur'ân ve fıkıh öğretmiştir
Bu sayede orası, pekçok kurrâ, fıkıh ve hadis bilginiyle dolmuştur
Onun talebelerinin dört bin dolaylarında olduğu söylenir
Ayrıca Kûfe'de Sa'd b
Ebî Vakkas (ö
55/675), Huzeyfe İbnü'l-Yemân (ö
36/656), Selmân-ı Fârisî (ö
36/656), Ammâr b
Yâsir (ö
34/657), Muğîre b
Şu'be (ö
50/670), Ebû Mûsa-Eş'ar, (ö
44/664) gibi
seçkin sahâbiler de bulunuyordu (en-Neysâbûrî, Ma'rifetu Ulûmi'l-Hadîs, nşr
es-Seyyid Muazzam, Kahire 1937, s
191, 192)
Bunlar İbn Mes'ûd'a yardımcı oluyorlardı
Hz
Ali Kûfe'ye geldiğinde buradaki fakihlerin çokluğuna sevinmiş,
"Allah, İbn Mes'ûd'a rahmet etsin, bu şehri ilimle doldurmuş; İbn Mes'ûd'un öğrencileri bu şehrin kandilleridir" demiştir (el-Kevserî, Fıkhu Ehli'l-Irak ve Hadisühum, Nasbü'r-Râye mukaddimesi, I, 29, 30)
Mısır'a yerleşen sahâbilerin üç yüz dolaylarında olmasına karşılık el-İclî, yalnız Kûfe'ye yerleşen sahâbilerin bin beş yüz dolaylarında olduğunu, bunlardan yetmiş kadarının Bedir savaşına katıldıklarını söyler
Kûfe'de bu alim sahâbelerden feyiz ve ilim alarak ictihad yapabilecek dereceye ulaşan tâbiîlerden bazıları da şunlardır: Alkame b Kays (ö
62/681), el-Esved b
Yezîd (ö
75/694), Şurayh b
e1-Hâris (ö
78/697), Mesrûk b
el-Ecda' (ö
63/683), Abdurrahmân b
Ebî Leylâ (ö
148/765), İbrahim en-Nehâî (ö
96/714), Âmiru'ş-Şa'bi (ö
103/721), Said b
Cübeyr (ö
95/714), Hammâd b
Ebî Süleyman (ö
120/738)
İşte Hanefi mezhebînin kurucusu Ebû Hanîfe (ö
150/767) böyle bir ilim ortamında yetişti
Ebû Hanife'nin fıkhı, kendisinden on sekiz yıl ders aldığı Hammad b
Ebî Süleyman vâsıtasıyla, İbrahim en-Nehâî, Alkame ve Esved yoluyla, Abdullah b
Mes'ûd, Hz
Ali ve Hz
Ömer gibi sahâbe bilginlerine dayanır
Hz
Ömer'in Irak ekolüne etkisi tbn Mes'ûd vasıtasıyla olmuştur
Hz
Ali ise kazâ ve fetvâlarıyla Iraklılara önderlik yapmıştır
Kûfe aynı dönemlerde hadîs malzemesi bakımından da zengindi
Müctehidlerin kullandığı ibâdet, muâmelât ve ukûbâtla ilgili hüküm hadislerinin sayısı sınırlı olduğu için, bu konularda Hicaz'ın hadis malzemesi bütün şehirlerin bilginlerince biliniyordu
Çünkü onlar hacc dolayısıyla sık sık Mekke ve Medîne'yi ziyaret ediyorlardı
Aralarında kırktan fazla hacc ve umre yapan vardı
Sadece Ebû Hanife elli beş kere haccetmişti
İmam Buhârî'nin (ö
256/869) hocalarında Affân b
Müslim el-Ensârî el-Basrî'nin (ö
220/835) şu sözü Irak yöresinin hadîs bakımında ne kadar zengin olduğunu göstermeye yeterlidir: "Kûfe'ye gelip dört ay oturduk
İsteseydik yüz bin hadis yazardık; ancak elli bin hadis yazdık
Biz yalnız herkesin kabul ettiği hadisleri aldık
Çok hadis yazmamıza Şerîk b
Abdillâh (ö
177/793) engel oldu
Kûfe'de Arapça'sı bozuk ve hadis rivâyetinde gevşeklik gösteren kimseye rastlamadık" (el-Kevserî, a
g
e
,I, 35, 36)
Affân hakkında, İbnü'l Medinî;
"Hadisteki bir harfte şüphesi olsa o hadisi almazdı"; Ebû Hatîm ise; "imamdır, sikâdır
" demiştir
Böyle titiz bir hadisçi kûfe yöresinde dört ayda Ahmed b
Hanbel'in (ö
241/855) Müsned'indekinden daha çok hadis toplayabilmiştir
Ebû Hanife Kûfe'de önce Kur'ân-ı hıfzetti
Sarf, nahiv, şür ve edebiyat öğrendi
Kûfe, Basra ve bütün Irak'ın en önde gelen üstadlarından hadis dinledi ve fıkıh meselelerini öğrendi
Doğuştan mantık, zekâ, hâfıza gücü ve çalışkanlığı ile ilim sahipleri arasında temayüz etti
Onun ilme yönelmesinde Âmiru'ş-Şa'bî'nin etkisi olmuştur
Numân, hacc seyahati sırasında, bizzat sahâbelerden hadis dinlemiş olan Atâ b
Ebî Rabah (ö
115/733) ve İbn Ömer'in mevlâsı Nâfi' (ö
117/735) gibi tâbiîlerden bazıları ile temas etmiş ve onlardan da hadis dinlemiştir
Hocası Hammâd'ın vefâtında Ebû Hanîfe kırk yaşlarında idi
Onun vefâtıyla boşalan kürsüsünde ders vermeye başladı
Ebû Hanife'nin ders ve fetvâ vermedeki usûlü, rivâyet ve anânecilerin sema' (dinleme) usûlünden farklıdır
Onun ders halkasında iki türlü müzâkerenin oluştuğu anlaşılıyor a) Talebeleri için verdiği düzenli fıkıh dersleri
b) Dışarıdan ve halk tarafından cevabı istenilen sorular (istiftâ)
Hanefi mezhebi istişâre esasına dayandırılmıştır
Ebû Hanife meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi
Meselenin incelenmesinde hazırlığı olan ve ictihad derecesinde bulunanlar da düşünce ve ictihadlarını söyledikten sonra, bu mesele hakkında müzâkere bitmiş sayılır ve sıra Ebû Hanife'ye gelirdi
O, meseleyi yeniden izah ve tasvir ettikten, kendi delillerini ve ictihadını ortaya koyduktan, gerekli düzeltmeler yapılıp cevaplar verildikten sonra, alınan karar çoğu defa delillerden tecrit edilerek son derece veciz cümlelerle, bizat kendisi tarafından imlâ ettirildi
Bu imlâ vecizeleri daha sonra fıkıh kaideleri hâline gelmiştir (Hatîb, Tarihu Bağdâd XI, 307 vd
; el-Kevserî a
g
e
, I, 36 vd
)
Dantel
Mumsema
Frmacil
12-03-2008
#
2
Profil Bilgileri
mumsema
--->: Hanefî Mezhebi
Ebû Hanife'nin bu ilim halkalarında İslâm'ın bütün hükümleri yani ibâdât, muâmelât ve ukubâta âit emir ve yasaklarını yeni baştan gözden geçirilerek incelenmiştir
Konularına göre tasnîf edilip tedvîn edilen bu hüküm ve meseleleri Zâhiru'r-Rivâye adıyla kaleme alan Muhammed b
Hasen eş-Şeybânî'dir
(ö
189/805)
eş-Şeybânî daha küçük yaşta iken Ebû Hanîfe'nin ilim meclislerinde hazır bulunmaya başlamış; eğitimini daha sonra Ebû Yusuf'un yanında tamamlamıştır
Ebû Hanife, öğrencileri için şöyle demiştir: "İçlerinizde otuz altı tane yetişkin olanı var, onlardan yirmisekizi kadılık, altısı müftîlik, ikisi de hem başkadılık ve hem de fetvâ makamına lâyıktırlar (el-Bezzâzî, Menâkıb, II, 125)
Bunlar da Ebû Yûsuf ve Züfer'dir"
Zâhiru'r-Rivâye kitapları altı tane olup, daha sonraki bilginlere tevâtür yoluyla nakledilmiştir
Bunlar; " el-Asl (veya el-Mebsût)", "el-Câmiu's-Sağîr", " el-Câmiu'l-Kebîr" " es-Siyeru's-Sağîr", "es-siyeru'l-Kebîr" ve "ez-Ziyâdât" adlarını alırlar
Hanefi mezhebinin temellerini oluşturduğu için bunlara "Mesâil-i usûl"de denilmiştir
Zâhiru'r-Rivaye'de Ebû Hanife, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'in görüşleri toplanır
Devrin özelliği olarak Ebû Hanife fıkıh meselelerini talebelerine imlâ ettirmiş olmalıdır
Bu altı kitap metinlerinde kendisine isnad edelin meselelerin ona âit olduğunda şüphe yoktur
Hattâ meselelerin ifadesinde vecîz metinlere bile Ebû Hanife'nin sözü ve uslûbu olarak bakılabilir
Zâhiru'r-Rivâye kitapları Hâkim eş-Şehîd Ebû Fazl Muhammed el-Mervezî (ö
334/945) tarafından kısaltılarak bir araya getirilmiş ve eser el-Kâfr adını almıştır
Kendi devrinde bu eser Hanefi mezhebinin görüşlerini, meselelerini öğrenmek isteyene yeterli görülmüştür
el-Kâfı, bir buçuk asır kadar sonra Şemsü'l-Eimme es-Serahsî (ö
490/1097) tarafından şerhedilmiş ve el-Mebsût isimli bu eser otuz cilt hâlinde basılmıştır
Ebû Hanife'nin kendisine isnad olunan ve günümüze ulaşan kitapları dah çok akaid ve kelâm konularına âittir
el-Fıkhu'l-Ekber, Kitâbü'l-Âlim ve'l-Müteallim, Kitâbü'r-Risâle, beş tane el-Haşiyye kitabı, el-Kasidetü'n-Nu'mâniyye, Ma'rifetü'l-Mezâhib, Müsnedü'l-İmam Ebî Hanife (Bunların rivâyet, nüsha ve şerhleri için bk
, Brockelmann, Galş Fuad Sezgin, Gas; Halim Sâbit Şibay, " Ebû Hanife ", İA, IV, 26, 27)
Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed, mezhebin teşekkülünde etkili olmuş büyük Hanefi müctehidleridir
Ebû Yûsuf, mal, vergi ve devlet hukukuna dair Kitabü'l-Harâc adlı eserini yazmış, hanefî meıhebinin devlet ricâli ve kitleler arasında yayılmasına katkıda bulunmuştur
Abbâsî halifesi Hârun er-Reşîd zamanında "kâdıu'l-kudât (baş kadı)" olmuş, böylece mezhebin icrâ ve kazâda uygulanması yolunu açmıştır
es-Serahsî'nin, el-Mebsût'undan sonra Hanefi fıkhını açıklayan ve geliştiren te'lifler devam etmiştir
el-Kâsânî'nin (ö
587/1191) Bedâyiu's-Sanayi' fi Tertîbi'ş-Şerâyî' adlı eseri son derece sistemli ve değerli bir eserdir
Daha sonraki önemli te'lîf ve şerhlerden bazıları da şunlardı
el-Merginânî'nin (ö
593/1197) el-Hidvye adlı eseri
Bunun başlıca şehrleri İbnü'l-Hümâm'ın (ö
861/1457) Fethu'l-Kadîr, es Siğnakı'nin (te'lif: 700/1300) en-Nihâye, el-Bâbertî'nin (ö
786/1384) el-İnâye ve el-Kurlânî'nin (ö
VIII/XIV
asır) el-Kifâye adlı eserleridir
en-Nesefi'nin (ö
710/1310) Kenzü'd-Dekâik'i sonraki önemli te'liflerden olup, yine aynı müelif tarafından, el-Nâfı adıyla şerhedilmiştir
Diğer önemli şerhleri; ez-Zeylaî'nin (ö
743/1342) Tebyînü'l-Hakâik'i ile İbn Nüceym el-Mısrî'nin (ö
970/1562) el-Bahru'r-Râik adlı eserlerdir
Osmanlılar döneminde yazılan en önemli eserler şunlardır: Molla Hürsev'in (ö
885/1480) ed-Dürer'i ve buna Vankulî (ö
1000/1591) ile başkaları tarafından yazılan şerhler, el-Halebî'nin (ö
956/1549) el-Mülteka'l-Ebhur'u ile bunun Şeyhzâde (ö
1078/1667) tarafından te'lif edilen Mecmau'l-Enhur adlı şerhi
Timurtâşî'nin (ö
1004/1595) Tenvîru'l-Ebsâr'ı ile el-Haskefî'nin (ö
1088/1677) ed-Dürrü'l-Muhtâr'ına yazılan şerh ve İbn Âbidîn (ö
1252/ 1836) tarafından yazılan Reddü'l-Muhtâr ale'd-Dürri'l-Muhtâr adlı büyük şerh de önemli eserlerdendir
Yine Tanzimat devrinde Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından 1869-1876 yılları arasında hazırlanan 1851 maddelik Mecelle medenî hukuk alanında meydana getirilmiş önemli bir çalışmadır
Mecelle, şahıs, aile ve miras münâsebetlerine ve aynî haklara âit birçok önemli konuları fıkıh ve fetvâ kitaplarına bırakmıştır
Mecelle'nin şerhleri arasında; Ali Haydar Efendi'nin (ö
1355/1936) Düraru'l-Hukkâm adlı Türkçe şerhi ile Mes'ud Efendi'nin (ö
1310/1893) Arapça Mir'ât-ı Mecelle'si zikredilebilir
1875 M
tarihinde Mısır adliye nâzın Muhammed Kadri paşa tarafından tedvîn edilen el-Ahkâmü'ş-Şer'iyye ile 1917 tarihli Osmanlı Hukuk Âile Kararnâmesi diğer kanun mecelleleridir
Hanefi mezhebinin özelliklerine gelince bizzak Ebû Hanife ictihad ederken takip ettiği usûlü şu şekilde açıklamıştır: "Allah'ın kitabındakini alır kabul ederim
Onda bulamazsam Rasûlullah'ın mûtemed alimlerce mâlûm, meşhur sünnetiyle amel ederim
Onda da bulamazsam ashâb-ı kiramdah dilediğim kimsenin re'yini alırım
Fakat iş, İbrahim en-Nehaî, eş-Şa'bî, el-Hasenü'l-Basrî ve Atâ'ya gelince, ben de onlar gibi ictihad ederim" (el-Mekkî, Menâkıb, I, 74-78; ez-Zehebî, Menâkıb, s
20-21)
Ebû Hanife fıkhı; "kişinin leh ve aleyhte olanı, yani iyi ve kötüyü tanımak" diye tanımlar ve meselelerin hükümlerini kitap, sünnet, icmâ ve kıyas delillerinden birisine bağlar
Herhangi fıkhî bir mesele önce Kur'ân âyetleri ile karşılaştırılır
Âyetin İbâre, işâre, iktizâ veya delâletinde bir şey varsa ona bağlı olarak çözülürdü
Kur'ân'da bir çözüm bulunmazsa, sünnete başvurulur
Ancak Hanefilerin sünnetin Hz
Peygamber'e dayanmasını tâyin hususunda özel metotları vardır
Bu usûle göre, her an'ane bir sünnet olmayabilir
Mütevâtir ve meşhur hadisler dışında kalan haber-i vâhid ve mürsel hadisler özel incelemeye tâbi tutulur
Ebû Hanife haber-i vâhidi (tek râvînin rivâyet ettiği hadis), râvînin güvenilir (sika), fakih ve adâletli olması; rivâyet ettiği şeye aykırı bir amelde bulunmaması şartıyla kabul eder
Meselâ Ebû Hüreyre'nin (ö
58/677) rivâyet ettiği; "Birinizin kabına köpek batarsa, birisi temiz toprakla olmak üzere, onu yedi defa yıkasın" (Buhârî, Vüdû', 33; Müslim, Tahâret, 89, 91, 92, 93) hadîsini Ebû Hanife kabul etmez
Çünkü
12-03-2008
#
3
Profil Bilgileri
mumsema
--->: Hanefî Mezhebi
Ebû Hüreyre bu hadisle amel etmez ve böyle bir kabı üç kere yıkamakla yetinirdi
Bu durum hadîsi rivâyet bakımından zayıflatmakta, hattâ, Ebû Hüreyre'ye isnadını bile şüpheli bir duruma sokmaktadır
Ebû Hanife'nin âhâd haberleri kabulde esas aldığı prensipleri şöylece özetlemek mümkündür:
a) Ahâd haber, İslâm hukukunun kaynakları tek tek incelendikten sonra elde edilecek ortak esaslara göre değerlendirilir
Eğer âhâd haber bu esaslarla çatışırsa, iki delilden daha kuvvetli olanı alınır; çatışan tek râvili haber terkedilerek sözkonusu esasa dayanılır ve böyle bir haber "şâz" sayılır
b) Âhâd haber Kur'ân'ın genel ifadesine (âmm'e) veya Kur'ân'da bulunan bir lâfza (zâhir anlama) aykırı düşerse, haber terkedilerek Kitap'la amel edilir
Burada da iki delilden daha kuvvetli olanı tercih vardır
Çünkü Kur'ân'ın sübûtu kat'îdir
Ebû Hanîfe'ye göre, delâlet bakımından Kur'ân'ın zâhirleri ve genel ifadeleri kesindir
Haber, Kur'ân'ın âmm ve zâhirine aykırı olmaksızın, onun mücmel'ini beyan ederse, bu haber kabul edilir
Bu, âhâd haberler Kur'ân'da olmayan bir hükmü ona ilâve anlâmına gelmez
c) Âhâd haberin meşhur sünnetle çatışması hâlinde, kuvvetli olan meşhur sünnet esas alınır
d) Âhâd haber, kendisi gibi tek râvili bir haberle çelişirse, râvisi daha bilgili ve fakîh olan tercih edilir
d) İki haberden birisinde, senet veya metin bakımından fazlalık varsa, ihtiyat yönü düşünülerek bıi fazlalık kabul edilmez
e) Âhâd haberle, kaçınılması imkansız olan "umumî belvâ", yanı sık sık vukû bulduğu için herkesin yapmak zorunda kaldığı hususlarda amel edilmez
Bu gibi durumlarda haberin mütevâtir veya meşhûr olması gerekir
f) Yine Ebû Hanife âhâd haberlerin, seleften hiç kimse tarafından tenkid ve ta'n'a uğramaması; râvînin onu işittiği andan rivâyet ettiği ana kadar ezberinde tutması, haberi kimden aldığını hatırlamaması halinde, yazısına güvenmemesi; şüpheli hallerde uygulanmayan had cezalarında değişik rivâyetler bulunursa, ihtiyat yönünün tercih edilmesi; başka haberlerle desteklenene âhâd haberlerin alınması gibi prensipler geliştirmiştir (M
Zahid el-Kevserî, a
g
e
, I, 27, 28) Aynı Müellif; Te'nîbü'l-Hatîb,1361 Kahire, s
152-154)
Mürsel hadisler için de bazı şartlar öngörülmüştür
Senedi Hz
Peygamber'e ulaşmayan ve senedinde kopukluk bulunan hadîse mürsel veya munkatı' hadis denir
Şâfiîler mürsel için birtakım kabul şartları öne sürerken; Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik mürsel hadisi kayıtsız-şartsız kabul eder
Yalnız hadîsi rivâyet eden râvinin sika olmasını yeterli görürler
Diğer yandan mürsel hadis, kendisinden daha kuvvetli olan bir delille çatışmamalıdır
İslâm'ın ilk devirlerinde mürsel hadislerle amel edilmiştir
Hattâ İbn Cerîr et-Taberî (ö
310/922), "mürsel haberi mutlak olarak reddetmek hicrî ikinci yüzyılın başında ortaya çıkan bir bid'attır" demiştir
Buhârî ve Müslim gibi mûteber hadisçiler eserlerinde mürsel hadislere yer vermişler, bunları delil olarak zikretmişlerdir (Buharî, Ezân, 95; Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, s
111)
12-03-2008
#
4
Profil Bilgileri
mumsema
--->: Hanefî Mezhebi
Ebû Hanife'nın az hadis bildiğini, hadise gereken önemi vermediğini veya hadislere muhâlefet ettiğini, ya da zayıf hadisleri aldığını öne sürenler, mezhep imamlarının hadisleri kabul için ileri sürdükleri şartları tetkik etmeyen kimselerdir
Fitne ve yalanın yaygın olduğu bir devirde, Hz
Peygamber şöyle buyurdu, diyerek hadis nakleden herkesin rivâyet ettiği hadîsi kabul edenler, Hanefîlerin hadislere muhâlefet ettiğini sanırlar
Halbuki onlar, kitap, sünnet ve sahâbilerin hükümleri gibi nass'ların kaynaklarını araştırmada son derece titizlik göstermişler; nass'a dayanan ve kabule lâyık görülen, birbirine benzer meseleleri çıkardıkları temel prensibe dayandırarak bir kaide altında toplamışlardır
Tarafsız âlimlerin incelemesini göre, Ebû Hanife'nin ictihad şûrâsında kendisine yardımcı olan hadis hâfızlarının bulunduğu ve ictihadlarında bizzat üstadlarından öğrendiği dört bin kadar hadis kullandığı açığa çıkmıştır
Onun bazı hadisleri reddetmesi, hadisin sıhhati için ileri sürdüğü şartlara bu hadislerin uymaması yüzündendir
Ebû Hanife sahih hadîsi reddetmek bir yana, mürsel ve zayıf hadisleri bile kıyasa tercih etmiştir (İbn Hazm, el-İhkâm fi Usüli'l-Ahkâm, Nşr
A
M
Şakir Mısır (t
y
), s
929; el-Kevserî, Te'nîb, s
152; Mekkî, Menâkıb, II, 96)
Ebû Hanife ictihadlarında kıyas ve istihsana çok yer vermiştir
Kıyas; hakkında Kur'ân ve sünnette hüküm bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illet dolayısıyla, hakkında nass bulunan meselenin hükmüne bağlamak demektir
Aslında daha önce sahâbe devrinden müctehid imamlar devrine kadar kıyasa başvurulmuştu
Ebû Hanife'nin yaptığı, kıyası kaideleştirmek, çok kullanmak ve henüz meydana gelmemiş hâdiselere de uygulamaktan ibarettir (İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkıîn, l, 77, 227)
Kıyas uygun düşmeyen yerde Ebû Hanife istihsan yapardı
Ebû'l-Hasen el-Kerhî (ö
340/951) İstihsânı şöyle tarif eder: "Müctehidin daha kuvvetli gördüğü bir husustan dolayı, bir meselede benzerlerin hükmünden başka bir hükme başvurmasıdır" (Ebû Zehra, a
g
e
, s
262)
İmam Mâlik; "İstihsan ilmin onda dokuzudur" derken; İmam Şafiî, istihsanı şer'i bir delil saymamı ve onu " Bir kimsenin keyfine göre bir şeyi beğenmesi, hoş ve güzel bulmasıdır"sözleriyle reddetmiştir
Hattâ o, el-Ümm adlı eserinde, "Kitâbü İbtâli'l-İstihsân" başlıklı bir bölüm ayırarak, istihsâna hücum etmiştir (bk
el-Ümm, VII,267-277)
İbn Hazm'a göre istihsan; "Nefsin arzuladığı ve beğendiği şekilde hükmetmektir" (İbn Hazm el-İhkâm, s
22; İbn Hazm İbtâlü'l-Kıyâs, s
5-6)
Ancak hiçbir İslâm hukukçusu, bu arada Hanefiler istihsânı bu şekilde anlamamışlardır
Aksi görüşte olanlar yanlış anladıkları için tenkitte bulunmuşlardır
Kıyası kabul edenler arasında Hanefilerin kastettiği anlamda istihsan yapmayan yoktur
Şafiilerin istihsânın aleyhinde öne sürdükleri deliller, doğru bulunursa, bu onların benimsediği kıyası da geçersiz kılar (M
Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, s
270 vd
)
el-Kevserî'nin, Ebû Bekir er-Râzi'den (ö
370/980) nakline göre, istihsan iki alanda cereyan eder
a) İctihad ve re'yimize bırakılmış miktarların miktar ve tespitinde re'yimizi kullanmak
Mehir, nafaka, tazminat bedeli, yasak ava karşılık kesilecek hayvanın takdirlerinde olduğu gibi
b) Daha kuvvetli bir delilden dolayı kıyası terketmek
es-Serahsî (ö
490/ 1097) bunu şöyle açıklar: "Gerçekte istihsan iki kıyastan ibaret olup, birisi açık (celî) ve etkisi zayıftır
Buna "kıyas" adı verilir
Ötekisi kapalı (hafî) ve etkisi kuvvetlidir
Buna da "İstihsân" adı verilir, yani "kıyas-ı müstahsen" denilir
Bunlarda tercih, tesire göre olup, açıklık ve kapalılık sebebiyle değildir" (es-Serahsî, el-Mebsût, X, 145; el-Kevserî a
g
e
, I, 24-27)
Yukarıdaki kıyasa şu örneği verebiliriz: Kurt vb
yırtıcı hayvanların etleri haram olduğu gibi, içtikleri suyun artığı da haramdır
Aynı şekilde yırtıcı kuşların da hem etleri, hem de artıkları haramdır
Bu zâhir (açık) kıyasın bir sonucudur
İstihsana göre ise, hafi (gizli) kıyas yoluna gidilerek, başka bir sonuca ulaşılır
Şöyle ki; yırtıcı hayvanların artıkları salyaları karıştığı için pistir, çünkü salyaları onların pis olan etlerinden meydana gelmektedir
Yırtıcı kuşlar ise, suyu gagalarıyla içtikleri için artıkları salyalarıyla temas etmez
Gagaları de kemik olduğu için artıkta herhangi bir eser bırakmaz
Buna göre, istihsânen yırtıcı kuşların artığı olan su pislenmez, ancak ihtiyat bakımından böyle bir suya mekruh denilir
Bazan şer'i bir delille çatışan kıyas terkedilerek istihsan yoluna gidilir
Kıyasa göre, unutarak yiyip içen kimsenin orucu bozulur, fakat bu kimsenin orucunu bozulmayacağına dair Hz
Peygamber'den rivâyet edilen bir hadis (Buharî, Savm, 26; Müslim, Sıyam,171) sebebiyle kıyas terkedilmiştir
Yine namazda kahkaha ile gülenin, kıyasa göre yalnız namazının bozulması gerekirken, hadisle abdestinin de bozulacağı bildirilmiştir
(Zeylaî, Nasbu'r-Raye, I, 47)
İstisnâ' (sanatkâra bir iş ısmarlama) akdinde, akde konu olan şey, akid sırasında mevcut olmadığı için kıyasa göre akdin bâtıl olması gerekirken, her devirde bu türlü akitle muâmele yapılageldiğinden, onun sıhhati üzerinde icmâ' veya örf teşekkül etmiş ve bu yüzden kıyas terkedilmiştir
Bazan zarûret yüzünden kıyas terkedilerek istihsan yapılır
Meselâ; kadının bütün vücudu mahremdir
Fakat, hastalık hâlinde doktorun onun bazı uzuvlarına bakması câiz olur
Burada, "zarûretler haram olan şeyleri mübah kılar" kaidesi uygulanır
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi, Hanefilerin uyguladığı istihsan ya nass'a, ya kıyasa, ya icmâ'a yahut da zarûrete dayanmaktadır
Bu temele dayanan istihsânı, başka kavramlar altında da olsa Şâfiîlerin de kabul etmesi gerekir
Şâfiî'nin itirazları belki, sadece örf sebebiyle istihsan çeşidini içine alabilir
Çünkü örfün hüküm istinbâtı için bir temel teşkil edip etmemesi bu iki mezhep arasında ihtilâflıdır (bk
eş-Şâfiî, el-Ümm, VII, 267 vd
; el-Kevserî, a
g
e
, I, 23-27; es-Serahsî, el-Mebsût, X, 145; es-Serahsî, el-Usûl, II, 201; Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, s
263-273)
Hanefî mezhebi Irak'ta doğmuş ve Abbâsîler devrinde ülkenin başlıca fıkıh mezhebi olmuştur
Mezhep özellikle doğuya doğru yayılarak Horasan ve Mâverâunnehir'de en büyük gelişmesini göstermiştir
Birçok ünlü Hanefî hukukçu bu ülkelere mensuptur
Mağrib'te Hanefîler V
yüzyıla kadar Mâlikîlerle beraber bulunuyorlardı
Sicilya'da ise hâkim durumda idiler
Abbasîlerden sonra Hanefi mezhebinde bir gerileme görülmüşse de, Osmanlı devletinin kurulmasıyla yeniden gelişme olmuş; Osmanlı sınırları içinde, halkı başka bir mezhebe bağlı olan yerlere bile, İstanbul'dan Hanefi mezhebine sâlik hâkimlerin gönderilmesi, mezhebe buralarda resmîlik kazandırmıştır (Mısır ve Tunus'ta olduğu gibi)
Günümüzde Afganistan, Pakistan, Türkistan, Buhara, Semerkand gibi Orta Asya ülkelerinde hanefîlik hakimdir
Bugün Türkiye ve Balkan Türkleri", Arnavutluk, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya müslümanları genel olarak Halefîdirler
Hicaz, Suriye Yemen'in, Aden bölgesindeki müslümanların bir kısmı da Hanefidir (Ebû Zehra, Ebû Hanife, terc
O, Keskioğlu, İst
1966, s
473 vd
)
Hamdi DÖNDÜREN
26-03-2008
#
5
Profil Bilgileri
ahmedgs55
--->: Hanefî Mezhebi
çok super olmuş benimde bu biliggiilere ihtiyacım vardı paylasımın için saol
06-10-2008
#
6
Profil Bilgileri
asi.gral
--->: Hanefî Mezhebi
uzun ama cok güzel
ALLAH razı olsun
faydalı konular gercekten
Tags
:
hanef
,
mezhebi
Hanefî Mezhebi ile ilgili Benzer Konular
621 Kez Görüntülendi
Alevilik Mezhebi
Fıkhi Mezhepler
Hanefi - İsim AnLamı
İsimler Sözlüğü
Oruçlara Ait Niyetler (hanefi mezhebi)
Oruç
Hanefi mezhebinde oruç tüm konular
Oruç
Ebu Hanefi ve Ateist
Kıssalar & Hikayeler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
02:41
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553