Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Fıkhi Mezhepler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             

İctihad | Mezhep değiştirme
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-04-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart KIYAS : Kıyası Fukaha



KIYAS : Kıyası Fukaha başlıklı yazı Mumsema KIYAS : Kıyası Fukaha Forum Alev


KIYAS : Kıyası Fukaha

Ölçmek, kıyaslamak, karşılaştırmak ve iki şey arasındaki benzerlikleri tesbit etmek, hakkında nass (âyet hadis) bulunan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illetten dolayı, hakkında nass bulunmayan meselenin hükmüne bağlamak anlamında bir fıkıh usulü terimi KYS kökünden, "kâse" ve "kâyese" dili geçmişin mastarı Müctehid tarafından ictihad yapılarak çıkarılan hükümler, kıyas yoluyla Kitap ve Sünnet'e dayandırılır Çünkü şer'i hükümler, ya doğrudan doğruya âyet veya hadislere, ya da kıyas yoluyla bu nass'lara dayanır (İbn Manzûr, Lisanü'l-Arab, Beyrut 1374/1955, "kıyas" maddesi; Nesefi, el-Menâr Fi Usûli'l-Fıkh, İstanbul 1326, s22; Abdulvahhâb Hallâf, Mesâdiru't-Teşrii'l-İslâmi, Küveyt 1970, s21, Sadru'ş-Şeria'nın Tenkihu'l-Usûl'ünden naklen)
İmam Şafiî (ö 204/819) kıyas hakkında şöyle der: 'Her hadise hakkında ya ona ait bir hüküm veya hak olan hükmün yolunu gösteren bir delâlet vardır Meselenin açık hükmü varsa ona uymak gerekir Eğer belirli bir hüküm yoksa, meselenin hak olan hükmüne götüren yolun delili ictihad ile aranır, ictihad ise kıyastan ibarettir' (Şâfiî, er-Risâle, Kahire 1940, s477)
Kıyasın tariflerinde ortak olan nokta şudur: Nass'a dayanan bir meselenin hükmünü, ictihad yoluyla, aynı ortak illeti taşıyan ve nass ile belirtilmemiş bulunan mesele için de sâbit kılmaktan ibarettir
Aşağıdaki örnekler kıyasın anlaşılmasına yardımcı olur Hz Peygamber: "Hâkim, öf keli iken iki kişi arasında hüküm vermesin " (Buhârî, Ahkâm, 13) buyurmuştur Buna kıyas yapılarak, Mecelle'nin 1812 maddesinde; "Hâkim gam ve gussa (keder) ve açlık ve galebe-i nevm (uykulu) gibi sıhhat-ı tefekküre (sağlıklı düşünmeye) engel olabilecek bir ârıza ile zihni müşevves (karışık) olduğu halde hükme tesaddî (teşebbüs) etmemelidir" denilmiştir Hadiste geçen "öfke hâli" ile, Mecelle maddesindeki "üzüntü, keder, açlık ve şiddetli uyku halleri" arasındaki ortak illet, bu gibi hallerin sağlıklı karar vermeye engel teşkil etme ihtimalidir (Mahmud Es'ad, Telhîsu Usûli'l-Fıkh, İzmir 1313, s12)
"Kur'ân'da iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamak yasaklanmıştır"
(en-Nisâ, 4/23) Hadiste de şöyle buyurulmuştur: "Kadın, halası ve teyzesiyle bir nikâh altında toplanamaz" (Buhârî, Nikâh, 27) Bunlara kıyas yapılarak; biri erkek farz edildiğinde diğeriyle evlenmesi caiz olmayacak derecede mahrem hısım olan iki kadının bir nikâh altında toplanamayacağı esası benimsenmiştir Çünkü bütün bunlar, akrabalığın hiçe sayılmasına ve sılâ-i rahmin kesilmesine yol açmaktadır (Hallaf, age, s 24)
İslam hukukunda Kitap, Sünnet ve İcmâ'dan sonra dördüncü aslî delil kıyas'tır Ancak kıyas, ilk üç aslî delil gibi kesin bilgi ifade etmez O, vücub değil, cevaz ifade eder Buna göre kıyas, zan bildirir ve yeni bir hüküm isbat etmeyip, üç delilden biriyle sabit olan ve delili gizli bulunan hükmü ortaya çıkarır Yani kıyas, bir çeşit ictihad olduğu için kendi başına bir hüküm bildirmez, nass (âyet-hadis) veya icmâ' ile bildirilen hükmü yeni mese-leye nakleder Kısaca zannî olmakla birlikte kıyasın hükmü nakletme(tadiye) dir (Abdülkadir Şener, Kıyas İstihsan İstislah, Ankara 1974, s70; es-Serahsî, Usûl, vrk 98/a, 178/a'dan naklen; M Es'ad, age, s11)
Kur'ân-ı Kerîm'de benzer olayların, benzer hükümlere tabi tutulduğunu bildiren âyetler vardır Ezcümle: "Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin uğradıkları âkıbetlerin nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları helâk etmiştir Kâfirler için de aynı âkıbet vardır" (Muhammed, 47/10) Şu iki âyette de birbirine benzemeyen olayların, hükmünün de farklı olduğu bildirilir "Yoksa kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, tam eşit olarak, iman edip salih ameller işleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanırlar? Ne kötü hüküm veriyorlar" (el-Câsiye, 45/21) "Yoksa Biz, iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk, çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'tan hakkıyla korkanları, günahkârlar gibi mi tutacağız" (Sâd, 38/28)
Hz Peygamber de, benzer olaylarda akıl metodunun kullanılmasını şu uygulamasıyla göstermiştir Rivayet edildiğine göre Hz Ömer (ö 23/643), Rasûlüllah (sas)'e gelerek; "Ya Rasûlüllah, bugün büyük bir iş yaptım, oruçlu olduğum halde karımı öptüm" demiş; Hz Peygamber; "Oruçlu iken su ile mazmaza (ağıza su alıp çalkalamak ve sonra suyu dışarı atmak) yapsan ne lâzım gelirdi?" buyurmuş, Hz Ömer de; "Bir şey gerekmezdi" diye cevap vermiş; bunun üzerine Hz Peygamber, "O halde orucuna devam et" (Ebû Dâvud, Savm, 33; Dârimî, Savm, 21) buyurmuştur Bu duruma göre, mazmazanın orucu bozmadığı bilinince, aynı nitelikte olan öpmenin de orucu bozmaması, kıyas metoduyla aklın ulaştığı bir sonuçtur Böylece, Hz Peygamber ümmetine, mantık yoluyla, benzer problemleri çözme yolunu göstermiştir O'nun bu metodu kullandığına dair birçok haber nakledilmiştir İslâm'ın ilk yıllarında "rey" terimiyle ifade edilen ictihad, Hz Peygamber, sahabe ve tabiînler devrinde gelişerek ve daha sonra sistematik bir şekil alarak kıyas, istihsan, istislah vb adlar altında, âyet ve hadislerden hüküm çıkarma vasıtası hâline gelmiştir
İmam Şâfiî'nin (ö204/819) yakın arkadaşlarından el-Müzenî (ö264/877) kıyas hakkında şöyle demiştir: "Hz Peygamber (sas)'in asrından günümüze kadar fakihler, din işlerindeki bütün hükümlerde kıyasları kullanmışlar, hakkın benzerinin hak, bâtılın benzerinin de bâtıl olduğunda ittifak (icmâ') etmişlerdir Buna göre, kimsenin kıyası inkâr etmesi caiz olmaz; çünkü kıyas, olayları birbirine benzetme ve sonuç olarak ayni hükme bağlama metodudur" (Muhammed Ebû Zehra, Usûlü'l-Fikh, s220)

 

mumsema is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 03-04-2008   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: KIYAS : Kıyası Fukaha



Kıyasın Delil (Huccet) Oluşu;
Kıyas, temelde akıl ve mantık metodu olduğu halde, bazı hukukçuların çoğunluktan ayrı görüş öne sürdükleri görülür İslâm hukukçularının kıyas hakkındaki görüşleri üçe ayrılır:
a) Kıyasa büyük bir önem vererek onu huccet kabul edenler Ebû Hanîfe (ö150/767), imam Şafii (ö204/ 819), imam Mâlik (ö179/795) ve bunları izleyenler örnek verilebilir
b) Kıyası yetersiz görerek, ona ancak zorunlu hallerde başvuranlar Buna, Ahmed b Hanbel (ö241/855) örnek gösterilebilir
c) Kıyası tamamen reddedenler Zâhirîler ve Şiiler bu gruba girer
Ayet ve hadislerin sınırlı, hayat olaylarının ise sonsuz olduğu ve her olayın bir hükme bağlanması gerektiği gözönüne alınırsa, bu yeni meseleleri çözmek için kıyasa başvurmaktan başka bir çare olmadığı anlaşılır Kıyas, bir delil kabul edilmediği takdirde bir çok yeni meseleyi çözmek mümkün olmaz Nitekim Hz Ömer, Kadı Ebû Musa el-Eş'arî'ye (ö44/664) yazdığı ünlü mektubunda; "birbirine benzer şeyleri iyice tanı ve ona göre meseleleri kıyas et" (es-Serahsı, el-Mebsût, Kahire 1324-1331, XVI, 62, 63; İbn Kayyim, İ'lâmü'l Muvakkı'in, Delhî 1313-1314, I, 30) diyerek, kıyasın bir delil olduğunu ifade etmiştir Ebû Hanîfe'nin üstadı, Hammad b Ebı Süleyman'ın (ö 120/738) kendisinden fıkıh ilmi aldığı İbrahim en-Nehaî (ö95/714); "Ben bir hadisi ezberliyorum, sonra da ona yüz şeyi kıyas ediyorum" (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s52) demiştir
Kıyası delil olarak kabul eden çoğunluk hukukçular Kur'ân ve Sünnete dayanır Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygamber'e ve sizden olan yöneticilere (ulü'l-emr) itaat edin Eğer bu şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve Peygamber'e inanıyorsanız, onu Allah'a ve Peygamber'e havale edin" (en-Nisa, 4/59) Bir şeyi Allah'a ve Peygamber'e havale etmek, Kitap ve Sünnetin amaçlarını tam olarak bilmekle olur Bu da Kur'an ve Sünnetin illetine dayanır ki, o da kıyastır Kur'ân, birtakım hükümlerin illetine yer verir Nitekim, kısas'ın hikmeti zikredilirken; "Kısasta sizin için hayat vardır" (el-Bakara, 2/179) buyurulmuştur Hz Peygamber'in, oğulluğu Zeyd bin Hârise'den boşanmış olan Zeyneb (ranhâ) ile evlenişinin sebebi şöyle açıklanır: "Mademki, Zeyd, Zeyneb'le ilişiğini kesti, onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde, onların bu esleriyle evlenmeleri hususunda mü'minlere bir zorluk olmasın" (el-Ahzâb, 33/37)
Sünnet de hükümlerin illetine işaret etmiş ve bir kısım hükümlerin illetlerini açıklamıştır Meselâ; başkasının evine izinsiz girmeyi yasaklayan âyette şöyle buyurulmuştur: "Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerine seslenip selâm vermeden girmeyiniz Eğer düşünürseniz, bu sizin için daha iyidir" (en-Nûr, 24/28, 29) Hz Peygamber burada, başkasının evine girerken izin istemenin illetini; "İzin ancak göz için emredilmiştir" hadisiyle açıklamıştır (Buhârî, Diyât, 23; Libâs, 75)
Hükümlerde kıyasın sübûtu üzerinde ashab-ı kiramın ittifakı (icmâ') vardır Meselâ; Hz Ebû Bekr (ö 13/634), miras konusunda, ölenin babası bulunmayınca, babanın babasını (dede), baba hükmünde saymıştır Çünkü, dedede babalık anlamı vardır İbn Abbas (ö68/687) da dedeyi oğlun oğluna kıyas etmiştir (Ebû Zehra, age, 223, 224) Bazı sahabîler Ebû Bekr'e (ra) bey'at ederken, namaz imamlığı ile Devlet başkanlığını (hilâfet, imâmet-i âmme) Kıyas ederek şöyle demişlerdi: "Peygamber (sas) O'nu din işimizde imam tayin etmiştir Öyleyse biz O'nu, dünya işimizde niçin imanı tanımayalım ?" (es-Serahsı, Usûl, Kahire 1372-1373, II, 131, 132; İbn Kayyim, İ'lâm, Kahire 1325, 1326, I, 253)
Kıyası Kabul Etmeyenler ve Delilleri:
Kıyası kabul edip etmemenin temelinde hükümlerin illeti problemi yatar Kıyası kabul edenlere göre, şer'i hükümlerin illetleri, akıl ile kavranabilen anlamları ve bir kısım amaçları vardır Bir illet ve amaçlar, hakkında nass bulunmayan konularda da gerçekleşirse, nass'ın hükmü bu benzer meselede de sabit olur Kıyası tanımayanlara göre Kıyas, İslâmî bir huccet değildir; nass'ların illetleri bilinemeyeceği için, hüküm onların dışındaki konuları kaps----- almaz
Rey ictihadını, Kıyası, sahabe ve tâbiûn fetvâlarını hüküm kaynağı olarak kabul etmeyenlerin başında zâhirîler gelir Bunların önemli temsilcileri İbrahim en-Nazzânî (ö 231/845), Mu'tezile'den Ca'fer b Harb (ö236/850), Ca'fer b Mübeş-Şîr (ö234/848), Muhammed b Abdillah el-İskâfî (ö240/854) ile ehl-i sünnetten Dâvud b Alî ez-Zâhiri (ö270/883) dir
Üçüncü hicrî asırda doğuda Hanbelî mezhebinin yerini tutmuş bulunan Zâhiriye mezhebi daha sonra Endülüs'e intikal etmiştir Buradaki temsilcileri Münzir b Saîd el-Bellûtî (ö355/966), oğlu Saîd b Münzir (ö403/1012), İbn Hazm'ın hocası Mes'ûd b Süleyman (ö 420/1029) ve ibn Hazm (ö 456/1063) dır (Şah Veliyyullah, Huccetullah, Mısır 1966, I, 319, 340, II, 62; Ebû Zehra, İbn Alazm, Kahire, ty, s267-274)
Zâhirîlerin hüküm kaynakları şunlardır: Âyet ve hadisin nass'ı, Hz Peygamber'den sahih olarak bize gelmiş fiil ve ikrar, hakkında hiç bir ihtilaf bulunmadığı kesin olarak bilinen icmâ ile bu nass veya icmâa dönen delil (İbn Hazm, el-İhkâm, Nşr, Ahmed Muhammed Şakir, Mısır, ty, s931)
Kıyası reddedenlerin dayandığı deliller:
a) Âyet ve hadislerin nass'ları, hâdiselerin hükümlerini farz, sünnet, mendub, haram, helal veya mübah olarak belirlemiştir Farz, sünnet, haram veya mekruh kılınmayan her şey mübahtır (bk el-Bakara, 2/29; el-Mâide, 5/101) Bu yüzden Kıyas ve reye dinde yer yoktur
b) Şu âyetleri de delil getirirler: "Ey iman edenler, Allah ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin" (el-Hucurât, 49/1) "Allâh'ın indirdiği ile aralarında hükmet" (el-Mâide, 5/49) "Biz, Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık " (el-En'âm, 6/38) "Her şeyi açıklamak için sana Kitab'ı indirdik" (en-Nahl, 16/89)"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme" (el-isrâ, 17/36) (es-Serahsî, Usûl, Beyrut ty, II, 119 vd)
Bu âyetler dikkatlice incelendiğinde, Kıyas'ın aleyhine bir sonuca varılamaz Çünkü ilk âyette yasaklanan husus, Allah'a ve Peygamberine itaatsizliktir İkinci âyette, Allâh'ın indirdiği Kitap ile hükmedilmesi istenmektedir Kur'ân'da açıklanmamış olan meselelerin ictihad yoluyla çözümlenmesi gerekir ki, kıyas da bu yollardan birisidir Üçüncü âyette "Kitap"tan maksat ilâhı ilimdir Diğer yandan Kur'ân'ın her şeyi açıklamak için indirilişi, genel ve küllî prensipler koymak içindir Hakkında bilgi sahibi olmadığımız sevin ardıma düşmeyi yasaklayan son âyet ise inançla ilgilidir (Yunus, 10/209; el-Hucurât, 49/12) Çünkü, amelî konularda gâlib zanla hüküm verilebilir Şer'î nass'lardan çoğunun delâleti zannî olup, bunlardan çıkarılan hükümler ictihada dayanmaktadır Abdulvehhab Hallâf, Mesadir, Kuveyt 1970, s35 vd)
c) Sünnet; Hz Peygamber'in böyle dediği nakledilmiştir: "Bu ümmet bir süre Allah'ın Kitabı ile amel eder, bir süre O'nun elçisinin sünnetiyle, bir süre de rey ile amel eder Rey ile amel ettiği zaman onlar hem kendileri sapar, hem de başkalarını sapıtırlar" (Suyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, Feyzu'l-Kadir ile birlikte, Mısır 1938, III, 256)
Bu hadis, kıyası reddetmek için yeterli değildir Çünkü, İbnü's-Sübkî (ö771/1369), hadîsin bazı râvilerinin, İbn Maîn tarafından tekzib edildiğini ileri sürerek, bu hadisin delil olamayacağını söylemiştir (Hallâf, age, s38) Ebû Zür'a da (ö282/895), bu hadisin zayıf olduğunu ileri sürmüştür (el-Münâvî, Feyzü'l-Kadir, Mısır 1938, III, 256)
d) Hz Ömer'in; "Kıyas'tan sakınınız" (Dârimî, Sünen, Dımaşk 1349, I, 66) sözünü, O'nun kadılarını ictihad ve kıyasla hüküm vermeye teşvik etmesi karşısında, amaca uygun bir şekilde anlamak gerekir Nitekim yine Ömer (ra) bu sözünü böyle açıklamıştır: "Rey sahiplerinden sakınınız, çünkü onlar dinin düşmanlarıdır Hadisleri öğrenip ezberlemekten âciz kaldıkları için rey ile söz söylerler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar" (es-Serahsî, age, II, 121) Bu duruma göre Hz Ömer, Alî ve İbn Abbas gibi sahabelerden rivâyet edilen kıyas aleyhindeki sözleri, meselelerin hükümlerini Kitap ve Sünnet'te araştırmaksızın yapılan kişisel görüş ve kıyaslarla ilgili olarak değerlendirmek gerekir Çünkü rey ve kıyasa çokça başvuruları lrak ekolünün oluşmasında büyük etkisi olan Abdullah b Mes'ud (ö32/652), Hz Ömer (ö23/643) ve Hz Alî b Ebî Tâlib (ö40/660) kıyas ehli idiler Diğer yandan Irak yöresine ilim yayan İbn Mes'ud'un, hemen hemen hiçbir meselede Hz Ömer'e muhalefet etmediği nakledilir (İbn Kayyim, İ'lam, I, 16, 17, 20, 21)

 

mumsema is offline  
Alt 03-04-2008   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: KIYAS : Kıyası Fukaha



Sonuç olarak, kıyası tanımayan zâhirîler, nass'ların illetini dikkate almadıkları için çeşitli hükümlerde çelişkilere düşmüşlerdir Sözgelimi onlar, nass bulunduğu için insan idrarının pis olduğunu; domuz bevlinin ise, hakkında nass bulunmadığı için temiz olduğunu, yine aynı sebeple köpeğin salyasının pis ve bevilinin temiz olduğunu kabul etmişlerdir Eğer onlar nass'ların metni yanında, ruhu üzerinde de düşünselerdi bu çeşit çelişkilere düşmezlerdi (kbû Zehra, age, s227)
Kıyasın Rükünleri:
Kıyas; hakkında nass bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illet dolayısıyla, hakkında nass bulunan meselenin hükmüne bağlamak, şeklinde tarif edilince, buradan dört rukün ortaya çıkmaktadır Asl, fer', hüküm ve illet
a) Asl (el-asl): Fer'in kıyas edildiği hükmün dayandığı delile, başka bir deyimle, hakkında doğrudan hüküm bulunan konuya "asl" denir Bu asl; nass (âyet-hadis) veya icmâ olmaktadır Çünkü icmâ'ın senedi, yani hukukî dayanağı da genel olarak nass'tır Meselâ; âkıl, bâliğ ve reşîd bir kızın kendi malı üzerinde tam velâyet hakkına sahip olduğu icmâ ile sabittir Buna kıyas yapılarak, böyle bir kız, evlenme konusunda da serbest olup, rızası dışında zorla evlendirilemez (Ebû Zehra, age, s228-229) Kıyasla sabit olan bir hükmün, yeni bir kıyas için ası olup olamayacağı İslâm hukukçuları arasında tartışılmıştır Çoğunluğa göre; kıyas, başka bir kıyas için asl olamaz Çünkü, ikinci kıyasın illeti ile, birinci kıyasın illeti aynı ise, kıyas ilk asl'a dayalı olarak yapılmış sayılır İlletler farklı ise, ikinci kıyas geçersiz olur
Mâlikîlere göre ise, kıyas üzerine kıyas geçerlidir Mâlikî hukukçu Hafîd ibn Rüşd (ö520/1126) bu konuda şöyle der: "Fer', hükmü bilinince asl olur ve ondan elde edilen başka bir illet dolayısıyla yeni bir mesele ona kıyas yapılabilir İkinciye, hükmü sabit oluncaya kadar "fer"' adı verilir Bu ikinci meselenin de hükmü sâbit olunca, ortak illet göz önüne alınarak, başka bir mesele de buna kıyas yapılabilir Kısaca; Kitap, Sünnet ve İcmâ' delillerinden birisine kıyas mümkün olmazsa, bunlara dayanan kıyas üzerine de kıyas yapılabilir Bu konuda İmam Mâlik (ö179/795) ve arkadaşları görüş birliği içindedir" (Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, Kahire, ty, s220-221)
b) Fer': Bu, asl'a kıyas yapılarak hükmü belirlemek istenen meseledir Fer'in kıyas konusu olabilmesi için iki şart vardır:
1) Fer'in hükmünün nass veya icmâ ile belirtilmiş olmaması gerekir Çünkü hakkında nass bulunan bir konuda kıyasa ihtiyaç kalmaz Ancak bazı Hanefî ve Mâlikî hukukçuların, âhâd haber (tek ravinin naklettiği hadis) ve zannî delillerden ibaret nass'lar bulunduğu halde kıyasa başvurdukları olmuştur Bu, aslında âhâd haberi zayıf sayma veya kıyas yaparken zannî delili tahsis etme esasına dayanır
2) Asıl hükmün illeti ile fer'in illetinin ortak olması gerekir Meselâ; şarabın yasaklanma illeti sarhoş etme özelliği olunca, sarhoş edici her içkinin şarap hükmünde sayılması kıyasa dayanır Eğer bir şey sarhoş edici özelliğe sahip olmadığı halde, kişinin bünyesinden kaynaklanan bir sebepten dolayı aklın gitmesine sebep oluyorsa, o şeyin kullanılması haram olmaz Çünkü illette ortaklık yoktur Şeker hastasına bazı gıdaların zarar vermesi hatta onu komaya sokması buna örnek verilebilir Burada, genelleme yoluna gidilmeksizin, yalnız bu kimseye mahsus yasaklama olabilir
c) Hüküm: Hakkında nass veya icmâ bulunan şeydir Bunun kıyas yoluyla asl'dan fer'a geçmesi için iki şartın bulunması gerekir
1) Hüküm, şer'i ve ameli olmalıdır Kıyas, yalnız ameli hükümlerde olur Çünkü fıkhın genel olarak konusu bu hükümlerdir
2) Hükmün anlamının akıl ile kavranabilir nitelikte olması gerekir Yani onun meşru oluş sebebini akıl kavramalı veya âyet ya da hadis bu sebebe işaret etmiş bulunmalıdır Meselâ; içki, kumar, murdar hayvan eti, hırsızlık gibi yasakların hikmetini akıl kavrar Fakat teyemmüm, namazın rek'atlerinin sayısı veya namazın kılınma iekli gibi illeti akılla bilinemeyen hükümlerde kıyas söz konusu olmaz
Buna göre İslâm hukukçuları hükümleri; taabbûdî ve manası akıl ile kavranabilen hükümler olmak üzere ikiye ayırmışlardır Meselâ; hacla ilgili ibadetler taabbûdî olup, bunların illetini bilme imkânı bulunmaz Şüphesiz bunların hikmet ve faydaları vardır Mânası akılla kavranabilen hükümlerde ise illetleri insan aklı kavrar ve bunlarda kıyas cereyan eder
Ebû Hanife'ye göre dini nasslardaki hükümlerin hepsinin anlamı akılca kavranabilir ve illetleri anlaşılabilir, ancak taabbudi olduğuna dair delil bulunanlar bundan müstesnadır (Zehra, age, s233, 234)
d) İllet: Sözlükte; mevcut durumu değiştiren şeye "illet" denir Hastalığa da illet denmiştir, çünkü, kişi bedeninde değişiklik meydana gelmiştir Bir hukuk terimi olarak illet, mevcut durum ve hükmü değiştirmeye, mübah olan bir şeyi yasaklamaya veya yasak olan bir şeyi mübah kılmaya sebep olan şeydir İllet aynı zamanda âyet ve hadislerin mânâ ve gayesidir Fıkıh usûlünde şer'i illetlere "kıyas", "delil' ve "nazar" adı da verilir
İlletle, sebep ve hikmet birbirinden farklı terimlerdir Bir hükmün illeti o hükmün bağlı olduğu ve kendisine bina edildiği şeydir Hükmün bağlı olduğu şey akıl ile kavranabiliyorsa buna illet, akıl tarafından kavranamıyorsa buna da sebep adı verilir Meselâ; vaktin girmesi, namazın farz olması için bir sebeptir, illet değildir Çünkü namazın niçin o vakitte farz kılınmış olduğunu akıl anlayamaz Bu duruma göre her illet sebep olabilir, fakat her sebep illet olamaz Şâfiîlerin çoğu sebebe dayanarak kıyas yapılabileceğini söylerken, Hanefi ve Mâlikîler kıyasın yalnız ortak illete dayanarak yapılabileceği görüşünü benimserler Tercih edilen görüş de budur (el-Âmidî, el-İhkâm, Mısır 1914, IV, 86; İbn Hâcib, el-Muhtasar, İstanbul, 1307-1310, IV, 417; A Hallaf, Masâdir, Küveyt, 1970, s50)

 

mumsema is offline  
Alt 03-04-2008   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: KIYAS : Kıyası Fukaha



Hikmet; şer'i bir hükmün meşrû kılınışında gözetilmiş olan maslahattır Hikmetle illet farklı terimlerdir Meselâ; Ramazanda hasta veya yolcu olan kimseye oruç tutmama ruhsatı verilmiştir Bu ruhsatın hikmeti güçlüğü kaldırmak, illeti ise yolculuk veya hastalıktır Bu yüzden yolculuk veya hastalık hali bulununca, oruç tutmak güçlük meydana getirmese bile, kişi bu ruhsattan yararlanabilir (bk el-Bakara, 2/183-184) Yine bir gayri menkulde, ortak veya bitişik komşulara tanınan "şüf'a hakkı (ön alım hakkı)"nın hikmeti, onları zarara uğratmamak, illeti ise, ortaklık veya bitişik komşu bulunmaktır (bk Ali Şafak, Hadislerde ve Mukayeseli Hukukta şüf'a Hakkı, Erzincan 1981) Usulcülerin çoğu kıyasta illeti esas alırken, bazı Mâlikîler ve Hanbelî usulcülerin çoğu, özellikle İbn Teymiyye (ö728/1327) ve öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö751/1350) illet yerine hikmeti (uygun vasıf) esas almışlardır Bu görüşü benimseyen Hanbelîlere göre, birbirine benzeyen meseleler arasındaki asıl bağ, şer'î hikmettir (Ebu Zehra, İbn Hanbel, Kahire 1367, s277, 278)
İlletin şartlarına gelince beş tanedir
1) Açık bir vasıf olmak İllet, bir şeyi sabit kılmak için elverişli olmalıdır Meselâ; bir çocuğun nesebinin sabit olması için illet, nikâh akdinin bulunması veya nesebin ikrarıdır Yine küçük yaşta bulunma (sığâr), mal üzerinde başkasının velâyet hakkının illetidir Bu açık vasıf, küçüğün evlenme konusunda da, velâyet altında olduğunu isbata elverişli bir illettir
Eğer illet gizli bir şey ise, ona delâlet eden açık bir beyin bulunması gerekir Meselâ; akitler karşılıklı rızaya dayanan borçlandırıcı fiillerin esasını teşkil eder Âyette şöyle buyurulur: "Karşılıklı rızanıza dayanan bir ticaretle birbirinizin mallarını yemeniz müstesnadır" (en-Nisâ, 4/29) Rıza gizli bir şey olduğu için bunun akit sırasında sözlü veya yazın olarak ifade edilmesi, şahit gerektiren durumlarda bunun da eklenmesi gerekir (bk el-Bakara, 2/282)
2) İllet sabit olmalı, şahıs, belde ve çevreye göre değişmemelidir Meselâ; şuf'a hakkına sahip olabilmek için ortaklık veya komşuluk illet olarak aranır Şüf'a hakkına sahip olmanın hikmeti olan "zararı önleme" ise yeni müşterinin durumuna göre değişebilir Bu yüzden, yeni müşterinin zararsız bir kimse olduğu ileri sürülerek şüf'a hakkı düşürülemez Yine bazı yolculuklarda güçlük bulunmadığı öne sürülerek, seferilik ruhsatları kaldırılamaz
3) İlletle hüküm arasında uygun bir bağlantı bulunmalıdır Meselâ; sarhoş edicilik, şarabın haram kılınışına uygun bir vasıftır Yine, mirasçının bir an önce mirasa konmak için mûrisini öldürmesini engellemek için, bu fiili işleyen katili mirastan mahrum etmek uygun bir illettir
4) İlletin sirayet edici nitelikte olması gerekir Yani illet, ait olduğu hükme ait kalmamalıdır Sözgelimi; yolculuk orucun tutulmayıp kazaya bırakılabilmesi için, oruca mahsus bir illettir Buna kıyas yapılarak yolcunun namazını da kazaya bırakabileceği sonucuna varılamaz Çünkü yolcunun namazını kısaltarak kılabileceği konusunda başka nass'lar vardır (bk en Nisâ, 4/101; Buhârî, Salât, 1; Müslim, Müsâfirîn, 1; Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 45)
5) Vasfın geçersiz olduğunu gösteren bir delil bulunmamalıdır Bu da illetin tamamen nasslara aykırı olmasıyla ortaya çıkar Meselâ; Endülüslü bir fakihin, Halîfe için oruç keffâreti olarak, köle azadı yerine altmış gün oruç tutması gerektiğini söylerken ileri sürdüğü sebep geçerli değildir Çünkü hadiste (Buharı, Savm, 30) ilk sırada köle azadı zikredildiği için, gücü yetenin bununla yükümlü tutulması asıldır (A Hallâf, age, s50, 51, 52; MEbû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, Kahire tş, s239-241)
Hükümlere esas teşkil eden illetlerin, aşağıdaki üç yolla elde edildiği tesbit edilmiştir: illetler; nasslar, icmâ ve ser'î hükümlerin tamamı göz önüne alınarak belirlenir
1) Nass ile sabit olan illete, içkinin sarhoş etme (iskâr) özelliği örnek verilebilir Bu, Kur'ân ve Sünnet'le sabittir Kur'an'da; "Ey iman edenler sarhoş iken namaza yaklaşmayın" (en-Nisâ, 4/43) buyurulur Bu âyet, şarap yasağından önce indirilmiş olup, sarhoşluğun namazla bağdaşmayacağını belirtir Bu, daha sonraki yasağın illetine bir işarettir Şarap yasağının illetinin sarhoş etme özelliği olduğu şu hadiste ifade edilir "Sarhoşluk veren her şey hamr'dır ve her hamr da haramdır" (Müslim, Eşribe, 75) Evlere girerken izin istenmesinin illeti de bir hadiste şöyle belirtilmiştir: "izin ancak göz için emredilmiştir" (Buhârı, Diyat, 23, Libâs, 75)
2) İcmâ ile sâbit olan illete şunlar örnek verilebilir: Oğlunun malı ve şahsı üzerinde, babanın velâyet hakkına sahip olduğu icmâ ile sâbittir ve bunun illeti babalıktır Çoğunluk İslâm hukukçularına göre dede de buna kıyas yapılarak küçük torunu üzerinde velâyet hakkına sahip görülmüştür Yine, anne tarafından olan hısımlığı yüzünden, ana-baba bir kardeş mirasta, baba bir kardeşe takdim edilir Buna kıyas yapılarak öz amcanın oğlu, baba bir kardeşin oğluna tercih edilir (M Ebû Zehra, age, s244, 245)
3) İlleti açıklayan bir âyet, hadis veya icmâ bulunmazsa, bu, ictihad yoluyla belirlenir Meselâ; bir bedevî gelip, Hz Peygamber'e, Ramazan orucu tutmakta iken karısıyla cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiş; O da, bunun için; a) Bir köle azat etmesini, b)Buna imkân bulamazsa ardı ardına iki ay oruç tutmasını, c) Buna da gücü yetmezse, altmış yoksulu doyurmasını emretmiştir (Buharî, Savm, 30) Burada yasağın illeti açık değildir Bu illet; adamın karısıyla Ramazan günü cinsel ilişkide bulunması mıdır? Yoksa, yalnız orucu bozması mıdır? Burada kendi eşiyle cinsel ilişkide bulunması aslında haram değildir, ancak onun bu fiili için bir ceza öngörülmüştür Çünkü bu fiil, Ramazan orucuna karşı bir saygısızlık teşkil etmektedir O halde orucu bozan her fiil, yukarıdaki fiile eşittir Buna kıyas yapılarak, Ramazanda orucu kasten bozmaya sebep olan her davranış için keffâret gerektiği sonucuna varılmıştır
Kıyasın Kısımları
Kıyas kuvvet bakımından ikiye ayrılır:
1) Celî (açık) kıyas: Burada illet, fer'ide asıldakinden daha kuvvetli ve açık olup, asl ile fer' arasındaki fark kaldırılmış bulunur Meselâ; Kur'ân'da ceza bakımından zina eden câriyeye, zina eden hür kadına verilen cezanın yarısı takdir edilmiştir Bu da elli değnek vurmaktan ibarettir (bk en-Nisâ, 4/25; en-Nûr, 24/2) Buna kıyas yapılarak zina eden köleye de elli değnek ceza takdir edilmiş olup, bunlar arasındaki cinsiyet ayrılığına itibar edilmemiştir Buna "kıyas-ı evlâ"da denir Meselâ; Kur'ân'da ana-babaya öf bile demek yasaklanmıştır (el-İsrâ, 17/22) Buna kıyas yapılarak ana ve babayı dövmek öncelikle yasaklanmış demektir
2) Hafî (gizli) kıyas: Burada asl ile fer' arasındaki farkın kaldırıldığı zannî olarak bilinir Meselâ; demir cinsinden bir şeyle kasten adam öldürmenin cezası kısastır (bk el-Bakara, 2/178, 179; el-Mâide, 5/45) Katı bir cisimle kasten adam öldürmenin cezası da buna kıyas edilmiştir Hanefiler hafi kıyasa "istihsan" adını vermişlerdir
Kıyas ve Nasslar:
İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, illet, aynı durumda bulunan bütün meselelere sirâyet edeceğinden, kıyas genel ve kapsamlı olup bazı nasslarla çatışabilir Bu konuda üç görüş vardır:
1) Nass bulunan konuda, kesinlikle kıyasa yer yoktur İmam Şâfiî ve Ahmed b Hanbel bu görüştedir
2) Kıyas, kat'î (kesin) delillerle çatışmaz; ancak zannî delillerle çatışabilir Hanefi ve Mâlikîlerin görüşü budur
3) Şer'î nass'a aykırı, bir kıyas bulunamaz Şer'î nasslarla çatışan kıyaslar fâsittir Bu görüş de, İbn Teymiyye (ö728/1327) ve öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye'ye (ö751/1350) aittir
Hanefîlere göre, kıyas zannî; bir delildir Bu yüzden kıyasla, kat'î bir delil olan âmm (genel) lafızlar tahsis edilmez Ancak âmm, şer'î bir delil ile bir defa tahsis edilmişse, artık delâlet bakımından zannî delil sayılacağından, ikinci olarak kıyas ile de tahsis edilebilir Meselâ; "Bunlardan başkası size helal kılındı" (en-Nisâ, 4/24) âyeti, Hz Peygamber'in ittifakla kabul edilen "Bir kadın, erkek kardeşinin kızı ve kız kardeşinin kızı üzerine nikâh edilmez" (Buhârî, Nikâh, 27: Müslim, Nikâh, 37, 39) hadisi ile tahsis edilmiştir Böylece tahsis edilmiş olan bu âyet, zannı bir delil ile tekrar tahsisi kabul edebilir (Ebû Zehra, age, s254, 255)
Kıyasın Haber-i Âhadla Çatışması:
İslâm hukukçularının çoğunluğu kıyasla, âhâd haber çatıştığı takdirde, ahad haberi tercih ederler Ebû Hanîfe, unutarak yiyip içen kimsenin orucu bozulmaz, derken böyle bir habere dayanır ve "haber olmasaydı kıyas ile hükmederdik" der Yine o, namazda kahkaha ile gülen kimsenin abdesti de bozulur, derken, böyle bir fiilin abdesti değil, yalnız namazı bozmasını gerektiren kıyası terketmiştir
Hanefilere göre, bir sahabenin fetvâ ve sözü bile kıyasa tercih edilebilir Çünkü O'nun, bu fetvâ veya sözü, bizzat Hz Peygamberden işitmiş olması da muhtemeldir (ibn Kayyim, İ'lâm, I, 11; eş-Şâtibî, el-Muvâfakât, III, 17; Ebu Zehra, age, s 256 vd)
Hamdi DÖNDÜREN / İslam Ansiklopedisi

 

mumsema is offline  
Alt 16-09-2008   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: KIYAS : Kıyası Fukaha



Paylaşımınız için Emeginize Sağlık

 

Zilzal is offline  
Saat 04:03.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545