FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Fıkhi Mezhepler
Mezhepler
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Mezhepler ile ilgili Benzer Konular
2944 Kez Görüntülendi
Mezhepler ilgili herşey... itikadi ve Fıkhi mezhepler...
Fıkhi Mezhepler
Mezhepler Tarihi indir
Dini Programlar
Cem'u Takdim Veya Cem'u Te'hirde Mezhepler Arası Ölçüler
Fıkhi Mezhepler
Mezhepler arasındaki farklılığın hikmeti nedir?
Fıkhi Mezhepler
Ehli bid'a mezhepler cehennemlik midir?
Sorular ve Cevaplar
- |
İbadet Nedİr
Konu Araçları
29-08-2005
#
1
Profil Bilgileri
BABAT
Mezhepler
Mezhepler başlıklı yazı Mumsema Mezhepler Forum Alev
FIKH-I MEZHEBLERi
Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe (ö
150/767)'nin itikâda dair kısa ve özlü eseri
Fıkıh, Mecelle'de "şer'î amel; meseleleri bilmek" (madde, I) şeklinde tarif edilmişse de Ebû Hanife devrinde, çeşitli ilimlerin henüz bağımsızlığını kazanmadığı bir dönemde fıkıh, kelâm ilmi ve inanç esaslarını da içine alıyordu
Eser bu yüzden "el-Fıkhu'l-Ekber (En Büyük Fıkıh)" adını almıştır
Fıkh-ı Ekber'i, Aliyyü'l-Kârı, Ebû Hanife'nin diğer eserlerindeki düşüncelerini bir araya getirerek ve Fahruddin er-Râzı, Taftazanî, Konevî gibi bilginlerin fikirlerinden de yararlanarak şerh etmiştir
Fıkh-ı Ekber'de yer alan akîde esaslarını şöyle özetleyebiliriz:
Bir yükümlüyü mümin hâline getiren iman esasları şunlardır: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak, Allahü Teâlâ zatında birdir
Fakat bu birliği sayı bakımından değil, ortağı bulunmaması bakımındandır (el-İhlâs, 112/1-5; el-Cin, 72/3; Enbiyâ, 21/22)
Allah'ın yarattığı şeylerden hiçbir varlık ona benzemez (eş-Şûra, n/l 1)
Allâh'ın geçmişte, gelecekte zatı ve fiilî sıfatları vardır
Hayat, kudret, ilim, kelâm, semî*, basar*, irade zatı sıfatlardır
Yaratma, rızık verme, ilk başta yaratmak, eşsiz bir şekilde yaratmak, Allah'ın sanatı; diriltmek, yok etmek, büyütmek, üretmek eşyaya şekil vermek ise fiilî sıfatlardandır
Allah'ın isim ve sıfatları sonradan yaratılmış olmayıp ezelîdir
Allah'ın kelâmı olan Kur'an, yaratılmış değildir
Mûsa peygamber ve başkalarının sözleri ise yaratılmıştır Allahü Teâlâ cisimsiz, cevhersiz var olan bir şeydir
Allah'ın sınırı, zıddı ve benzeri yoktur (el-Bakara, 2/22; eş-Şûra 42/11), Allah'ın eli ve yüzü vardır
Ancak biz bunların keyfiyetini bilemeyiz (el-Kasas, 28/88; er-Rahmân, 55/27; el-Leyl, 92/20; el-Feth 48/10; Sa'd 38/75; Yâsin, 36/83; el-Mâîde, 5/116; el-Bakara 2/1 15)
Allahu Teâlâ eşyayı, hiçbir şey olmaksızın maddesiz olarak yaratmıştır
(el-Fâtır, 35/1; ez-Zümer, 39/62)
Dünyada ve ahirette Allah'ın dilemesi, kader, kaza, bilgi, yazgı ve levh-ı Mahfûz'da yazısı olmaksızın hiçbir şey var olmaz
Ancak Allah'ın kaderi yazması vasıf şeklinde olup, hüküm tarzında değildir
Meselâ, "Hasan cehennemliktir", yazısı bir hüküm iken, "Hasan dünyada kendi iradesiyle kötü yolu tercih edip, kötü ameller işleyecek ve bunun sonucunda cehenneme girecek" yazısı, vasıf şeklinde yazmadır
Allah, insanları küfür ve imandan boş olarak yarattı, sonra onlara emir verip muhatap kıldı
Küfre düşen, kendi işiyle kâfir olur
Allah ondan yardımını keser
İman eden de kendi fiil, ikrar ve tasdiki ile iman eder
Allah ona yardım edip, imanda muvaffak kılar
O, yaratıklarından hiçbirini küfür veya imana zorlamamıştır
İman ile küfür kulun kendi işleridir; İnsan fiilinin yaratıcısı gerçekte Allâh'tır (ez-Zümer, 39/62; en-Nahl, 16/17; es-Sâffât, 37/962
Kulların bütün fiilleri Allah'ın dileme, bilgi, kaza ve kader ile meydana gelir
Tâat ve ibâdetlerin hepsi Allah'ın emri, sevme, rıza, bilgi, dilemesi, kaza ve kader ile sabit olur
Kötülükler de aynı şekilde meydana gelir
Allah kötülüğü yaratmakla birlikte, ondan razı değildir (el-Kasas, 28/68; Alû İmrân, 3/32, 76, 134; el-Bakara, 2/222)
Dantel
Mumsema
Frmacil
29-08-2005
#
2
Profil Bilgileri
BABAT
HANEFi MEZHEBi
HANEFi MEZHEBi
İmam-ı Âzam lâkabıyla şöhret bulan Ebû Hanîfe'ye izâfe edilen fıkıh ekolünün adı
Ebû Hanife'nin asıl adı Numân, babasının adı Sâbit, dedesinin adı ise Zûta'dır
Zûta, Irak ve İran'ın müslümanların eline geçmesinden sonra müslüman olmuş ve Kûfe'ye yerleşmiştir
O ve oğlu Sâbit Kûfe'de Hz
Ali ile görüşmüştür
Ebû Hanîfe H
80 yılında Kûfe'de doğdu, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak orada yetişti
Irak ve Hicaz Ebû Hanife'nin yetiştiği dönemde önemli iki ilim merkezi hâlindeydi
Çünkü Hz
Ömer (ö
23/643) devrinde Fustat (eski Mısır), Kûfe ve Basra gibi büyük İslâm şehirleri kurulmuş ve bu merkezlere aralarında birçok sahâbenin de bulunduğu binlerce müslüman yerleşmişti
Hz
Ömer Kûfe'ye fasih Arapça konuşan kabîleleri yerleştirmiş ve Abdullah b
Mes'ûd (ö
32/652)'a onlara ilim öğretmesi için göndermiş, "kendisine ihtiyacım olduğu halde Abdullah'ı size göndermeyi tercih ettim" demiştir (İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkin, I, 16, 17, 20)
İbn Mes'ûd, Kûfe'nin kuruluşundan Hz
Osman'ın halifeliğinin sonlarına kadar Kûfelilere Kur'ân ve fıkıh öğretmiştir
Bu sayede orası, pekçok kurrâ, fıkıh ve hadis bilginiyle dolmuştur
Onun talebelerinin dört bin dolaylarında olduğu söylenir
Ayrıca Kûfe'de Sa'd b
Ebî Vakkas (ö
55/675), Huzeyfe İbnü'l-Yemân (ö
36/656), Selmân-ı Fârisî (ö
36/656), Ammâr b
Yâsir (ö
34/657), Muğîre b
Şu'be (ö
50/670), Ebû Mûsa-Eş'ar, (ö
44/664) gibi
seçkin sahâbiler de bulunuyordu (en-Neysâbûrî, Ma'rifetu Ulûmi'l-Hadîs, nşr
es-Seyyid Muazzam, Kahire 1937, s
191, 192)
Bunlar İbn Mes'ûd'a yardımcı oluyorlardı
Hz
Ali Kûfe'ye geldiğinde buradaki fakihlerin çokluğuna sevinmiş,
"Allah, İbn Mes'ûd'a rahmet etsin, bu şehri ilimle doldurmuş; İbn Mes'ûd'un öğrencileri bu şehrin kandilleridir" demiştir (el-Kevserî, Fıkhu Ehli'l-Irak ve Hadisühum, Nasbü'r-Râye mukaddimesi, I, 29, 30)
Mısır'a yerleşen sahâbilerin üç yüz dolaylarında olmasına karşılık el-İclî, yalnız Kûfe'ye yerleşen sahâbilerin bin beş yüz dolaylarında olduğunu, bunlardan yetmiş kadarının Bedir savaşına katıldıklarını söyler
Kûfe'de bu alim sahâbelerden feyiz ve ilim alarak ictihad yapabilecek dereceye ulaşan tâbiîlerden bazıları da şunlardır: Alkame b Kays (ö
62/681), el-Esved b
Yezîd (ö
75/694), Şurayh b
e1-Hâris (ö
78/697), Mesrûk b
el-Ecda' (ö
63/683), Abdurrahmân b
Ebî Leylâ (ö
148/765), İbrahim en-Nehâî (ö
96/714), Âmiru'ş-Şa'bi (ö
103/721), Said b
Cübeyr (ö
95/714), Hammâd b
Ebî Süleyman (ö
120/738)
İşte Hanefi mezhebînin kurucusu Ebû Hanîfe (ö
150/767) böyle bir ilim ortamında yetişti
Ebû Hanife'nin fıkhı, kendisinden on sekiz yıl ders aldığı Hammad b
Ebî Süleyman vâsıtasıyla, İbrahim en-Nehâî, Alkame ve Esved yoluyla, Abdullah b
Mes'ûd, Hz
Ali ve Hz
Ömer gibi sahâbe bilginlerine dayanır
Hz
Ömer'in Irak ekolüne etkisi tbn Mes'ûd vasıtasıyla olmuştur
Hz
Ali ise kazâ ve fetvâlarıyla Iraklılara önderlik yapmıştır
Kûfe aynı dönemlerde hadîs malzemesi bakımından da zengindi
Müctehidlerin kullandığı ibâdet, muâmelât ve ukûbâtla ilgili hüküm hadislerinin sayısı sınırlı olduğu için, bu konularda Hicaz'ın hadis malzemesi bütün şehirlerin bilginlerince biliniyordu
Çünkü onlar hacc dolayısıyla sık sık Mekke ve Medîne'yi ziyaret ediyorlardı
Aralarında kırktan fazla hacc ve umre yapan vardı
Sadece Ebû Hanife elli beş kere haccetmişti
İmam Buhârî'nin (ö
256/869) hocalarında Affân b
Müslim el-Ensârî el-Basrî'nin (ö
220/835) şu sözü Irak yöresinin hadîs bakımında ne kadar zengin olduğunu göstermeye yeterlidir: "Kûfe'ye gelip dört ay oturduk
İsteseydik yüz bin hadis yazardık; ancak elli bin hadis yazdık
Biz yalnız herkesin kabul ettiği hadisleri aldık
Çok hadis yazmamıza Şerîk b
Abdillâh (ö
177/793) engel oldu
Kûfe'de Arapça'sı bozuk ve hadis rivâyetinde gevşeklik gösteren kimseye rastlamadık" (el-Kevserî, a
g
e
,I, 35, 36)
29-08-2005
#
3
Profil Bilgileri
BABAT
MALiKi MEZHEBi
MALiKi ME
ZHEBi
Malik b
Enes b
Malik b
Ebi Amir el Asbahî'ye nisbet edilen fıkhî ekolün adı
Büyük fıkıh ekollerinden biri olan Malikî mezhebinin imamı İmam Malik, Hicrî 93 yılında Medine'den doğmuştur
İmam Malik, ilimle uğraşan bir aileye mensup olduğu için tahsil hayatına küçük yaşta başlamış ve Medine'nin seçkin âlimlerinden hadis ve fıkıh dersleri alarak kısa zamanda ilmî olgunluğa erişmiş, yeterliliğine kanaat getirince de Mescid-i Nebî'de ders okutmaya başlamıştı
İmam Malik'in fıkıhta hocası Rabi'atu'r-Rey'dır
Bununla birlikte, onun fıkıhta derinleşmesinde ve hadis ilminde söz sahibi bir seviyeye yükselmesinde Medine'nin seçkin âlimlerinden Abdurrahman ibn Hürmüz, Şihab ez-Zuhrî, Ebu Zinad, Yahya b
Sa'id el-Ensârî ve Hz
Ömer'in azadlısı Nafi'in büyük katkıları olmuştur
O Nafi'den Hz
Ömer (r
a) ve oğlu Abdullah'ın fıkhını ve fetvalarını iyice öğrenmişti
O, hayatı boyunca Medine'den başka bir yere gitmemiştir
İlimde ihtiyacı olduğu her şeyin, sahih bir şekilde Medine'de bulunduğuna inanıyor, manevî havasını teneffüs ettiği Peygamber şehrinden uzaklaşmak istemiyordu
Tahsilini Medine'de yapması ve hayatı boyunca oradan ayrılmamış olmasının, onun fıkhının oluşmasındaki tesirleri büyük olmuştur
İmam Malik'in zamanı, âlimlerin odaklaştığı bir kısım şehirlerde, daha önce Ashab'ın ve Tabiinin buralara taşıdığı ilimler çerçevesinde, ekolleşmelerin başladığı bir dönemdir
Basra fıkıh ile birlikte, akaidle alâkalı meselelerin tartışıldığı, kelâmı görüşlerden doğan fırkalaşmaların görüldüğü, vaizlerin ve az da olsa fakihlerin bulunduğu bir şehirdi
Burada kendi şartlarına has bir fıkıh ekolü oluşmakta idi
Kûfe ise, İbn Mes'ud'un rivayetlerine dayanan Irak fıkhının merkezini oluşturuyordu
Bu fıkıh ekolünün, İmamı Malik'in de kendisiyle görüşüp bilgi alış verişinde bulunduğu Ebu Hanife'dir
Burada fıkıh, sadece vuku bulmuş olaylara verilen fetvalar üzerine bina edilmiyordu
Meydana gelmiş hadiseler yanında, vuku bulması muhtemel meseleler çerçevesinde bir takdirî ve farazî fıkıh oluşmuştu
Irak fıkhının en belirgin özelliği ise, reye çokça başvurulmasıdır
Kıyas ve istihsan, orada en çok kullanılan temel fıkhi öğelerdendir
Şam bölgesinde ise sahabe kavilleri ve Tabi'in fetvalarına dayanan fıkıh hakim olup, reye pek başvurulmazdı
Şam ekolünün temsilcisi ise Evzâi'dir
İmam Malik'in imamı olduğu Medine ise, hadisin beşiği, Sünnetin amelî rivayetinin yapıldığı ve herkesin Sünnete sıkıca yapıştığı bir yerdi
Ayrıca, Hz
Ömer (r
a), Zeyd b
Sabit (r
a), Hz
Aişe ve İbn Ömer'in fıkhî görüşleri ve onları takip edenler, Medine'de bulunmaktaydı
Medine'nin Yedi Fukahası diye şöhret bulan Tabi'inden, Sa'id b
Müseyyeb, Urve b
Zübeyr, Kasım b
Muhammed, Harise b
Zübeyr, Ebu Bekir b
Ubeyd, Süleyman b
Yesar ve Ubeydullah b
Abdullah Ashabın fıkhını nakleden Medine'nin seçkin âlimleriydi
İmam Malik bu âlimlerin fıkıh usullerini kavramış, fıkhî görüşlerini iyice özümlemişti
Medine; hadis, sünnet ve reyin hepsinin bir arada bulunduğu, her taraftan ilim arayanların doluştuğu ve yüksek bir ilmî hareketliliğin yaşandığı bir yerdi
İmam Malik'in kendine has fıkhî ekolün oluşmasına tesir eden unsurlar şöyle sıralanabilir:
a) İbn Hürmüz'den edindiği çeşitli fırkalar ve düşüncelerine dair aktüel bilgiler ve farklı fıkhî ve fıkıh dışındaki mezhebler ve bunların ayrılık sebebleri hakkındaki derin bilgi
b) Ashab'ın, özellikle Hz
Ömer'in oğlu Abdullah ve Hz
Aişe (r
a)'nın fetvaları ve Tabii'nin büyüklerinden İbn Müseyyeb ve diğerlerinin, rivayet yoluyla öğrendiği fetvaları
c) İlk hocası Rabi'atu'r-Rey diye şöhret bulan Rabia b
Ebu Abdurrahman'dan aldığı rey fıkhı
Ancak Rabianın reyi Iraklıların reyinden farklı olup, muhtelif naslar esas alınarak halkın problemlerinin çözülmesi demek olan mesalih-i mürsele esasına dayanmaktaydı
d) Çok mevsuk gördüğü ravilerden aldığı hadisler
O, hadis ilminin dinin kendisi olduğunu kabul eder ve hadis talep edenlere, hadisleri kimlerden aldıklarına dikkat etmelerini tenbihlerdi
Malikî fıkhı; İmam Malik'in Mescid-i Nebi'de ders vermeye başlamasından sonra, derslerine devam eden öğrencilerinin onun fıkıh usulüne göre şekillenmesiyle yavaş yavaş oluşma aşamasına girdi
İmam Malik, kendi usulüne dair bir eser yazmadığı gibi, bu konuda açık bir şeyde söylemiş değildir
Zaten, diğer imamlarda olduğu gibi o da herhangi bir ekol oluşturma endişesiyle hareket etmiş değildi
Öğrendiği ilimleri, çevresinde toplanan öğrencilerine aktarırken ve problemlerin çözümü için fetva soranlara fetva verirken, dinin kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğu yerine getirme endişesinden başka bir duygu ile hareket etmiş değildir
Onun talebeleri memleketlerine döndüklerinde, halkın meselelerini İmam Malik'in fetvalarına göre çözüyorlardı
Onun fetvalarının yetersiz olduğu konularda ortaya çıkan yeni meseleleri onun usulüne uygun olarak, hallediyorlardı
İşte onun talebeleri, mezheplerinde ihtiyaç duydukları usulü, Malik'in ana hatlarıyla işaret ettiği doğrultularda ortaya koymuşlardır
İmam'ın Muvatta'da takip ettiği yöntem, onun fıkıhtaki usulünun temel prensiplerini açıklar niteliktedir
O fıkhî bir mesele ile alâkalı olarak önce hadisi alır, peşinden Medineliler'in o konudaki uygulamalarına değinir, arkasından da Tabi'in ve diğer ulemanın görüşlerini zikreder
Anlaşılacağı gibi, diğer fakihlerden ayrı olarak, onun fıkıh anlayışında Medineliler'in amelinin özel bir yeri vardır
Ona göre Medinelilerin amelî, sünnetin amelî olarak rivayet edilmesidir
Zira onlar, hayatlarını, aralarında yaşamış olan Hz
Peygamber (s
a
s)'in gösterdiği doğrultuda şekillendirmişlerdir
İmam Malik'in fıkıh usulü ve hukuk ekolünde reye az başvurulmuş olmasına rağmen, diğer mezheplerde rey için delil durumunda olan Kıyas, İstihsan, Mesalih-i mürsele vb
Fer'i deliller çokça kullanılmıştır
Malikî mezhebinin dayandığı deliller şunlardır:
1- Kitap: Bütün mezheplerde olduğu gibi, uyulması icab eden ana kaynak, dinin her şeyini içine alan Kur'an-ı Kerim'dir
Sünnet ise, Kitabın tefsiri mahiyetinde olup, onu açıklamaktadır
Bundan dolayıdır ki İmam Malik Kur'an tefsirinin sünnetle olduğunu kabul eder, İsrailiyyat türü haberlerin ona sokulmasına şiddetle karşı çıkardı
O, Cumhur'un icma ettiği gibi, Kur'an-ı Kerim'in lâfız ve manadan ibaret olduğu inancındadır
İmam Malik, her şeyde olduğu gibi, bu konuda da hiç bir zaman tartışmaya girmemiştir (Muhammed Ebu Zehra, İmam Malik, Ankara 1984, 200)
2- Sünnet: İmam Malik, fıkıhta imam olduğu gibi hadiste de imamdır
Onun hadisi fıkha nasıl hâkim kıldığı Muvattada açıkça görülmektedir
Bütün imamlar, meseleleri çözümlerken hadisi ikinci sırada delil almakla beraber, ondan hüküm çıkarmada kullandıkları usuller birbirinden farklı olmuştur
İmam Malik, Ebu Hanife gibi Kur'an'ın zahirini Sünnetten önde tutar
Ancak Sünnet, ayrıca başka delillerle takviye edilirse o zaman Kur'an'ın bu umumunu tahsis, mutlakını da takyid eder
Bir kadını halası veya teyzesi ile birlikte nikahlamanın yasak oluşu böyledir
Kur'an'da nikahı yasak olanlar arasında zikredilmediği halde, Sünnette bunun yasaklığı üzerinde icma' vardır
Dolayısıyla İcma, Sünneti desteklediği için, ayetin umumunu tahsis etmektedir
Malik'e göre Sünnet; icma', Medineliler'in amelî veya kıyasla desteklenmediği takdirde, zahiri üzere olduğu gibi kalır
Meselâ: "Sizden birinizin kabını köpek yalarsa, onu, birinde toprakla olmak üzere, yedi defa yıkasın" hadisi: Av için yetiştirdiğiniz köpeklerin avladıkları yenir" ayetine aykırı olduğu için, köpeklerin necis olmadığına hükmetmiş ve haberi vahidi terketmiştir
Mütevatir sünnet ise mutlak hüküm ifade etmektedir
Ayrıca, ravileri mevsuk ve güvenilir mürsel hadisleri de delil olarak kullanmış, onlara göre fetvalar vermiştir
Tek şahid ve yemin ile birlikte hüküm verme hadisini Muvatta'da mürsel olarak vermekte ve onu delil olarak almaktadır (Muvatta, III, 180)
Onun Muvatta'ında üç yüze yakın mürsel hadis bulunmaktadır
Böylece o çağının seçkin fakihlerinden Hasan el-Basrî, Süfyan b
Uyeyne ve Ebu Hanife'nin yürüdüğü yoldan yürümektedir
İmam Malik'in hadis fıkhını takib ettiği ve re'yi kullanmadığı iddiaları doğru değildir
Hatta ibn Kuteybe onu, rey fakihi olarak kabul etmektedir (Ebu Zehra, a
g
e
, 291)
O, bazan rey ve kıyasla hüküm vererek, haber-i vâhid'i terkederdi
Ancak onun haber-i vâhidi veya reyi tercih ederken belirli sağlam temel kıstaslardan hareket etmekte olduğu görülmektedir (bk
M
Ebu Zehra, a
g
e
, 291-300)
3- Sahabe kavilleri: İmam Malik, hadisin yanında sahabe sözlerine ve fetvalarına da çok önem vermekteydi
O, bunları sünnetin bir parçası sayar
Onun görüşüne göre sünnet, Ashabın kabul ettikleri şeylerdir
Bundan dolayıdır ki o, Abdullah ibn Ömer'in fetvalarını öğrenebilmek için Nafi'in peşini hiç bir zaman bırakmamıştır
Muvatta'daki sahabe görüş ve fetvalarının çokluğu, onun delil olarak buna verdiği önemi gösterir
Sahabe fetvalarını Sünnetten sayması ve onlarla sürekli ihticac etmesi, onun sünnet imamı sayılmasına sebep olmuştur
Ashabın görüşlerini delil kabul etme ve onların yolundan ayrılmama hususunda diğer mezheb imamları da aynı titizliği göstermiş olmakla beraber, Malik onlara, fıkhında diğerlerinden daha çok istinat etmiştir
Sahabe fetvasını alırken de bir usule göre hareket etmekteydi; Sahabe fetvası sünnet hükmünde olmakla birlikte, eğer ictihada dayanıyor ve o konudaki merfu bir hadisle çelişiyorsa, merfu hadis tercih edilmektedir
İmam Malik, Ebu Hanife ve Şafiînin aksine tabiinden itimad ettiklerinin görüş ve fetvalarına çok önem verirdi
Bunun sebebi, onların fıkıhtaki mevkilerini, meseleler hakkında görüş bildirirken ve fetva verirken Kur'an ve sünnet'e uygun hareket ettiklerini bilmesidir
Ömer b
Abdülaziz, Sa'id b
Müseyyeb, Zuhrî ve Nafi'ye çok değer verirdi
4- İcma: Malikî mezhebi, diğerlerine nazaran icma'ı daha çok kullanmıştır
Ancak onun icma olarak kabul ettiği, sadece Medine ulemasının icma'ıdır
Muvatta'da icma konusunda kullandığı ifadelerden bu anlaşılmaktadır
İmam Malik, Medine dışındakilerin fıkıh konusunda Medinelilere tabi olduğu görüşündedir
Zaten İmam Şafiî'de; "Medineliler aralarında ihtilâfa düşmedikçe diğer memleketler halkı Medine ehline muhalif olmaz" sözü ile bunu desteklemektedir
5- Medineliler'in amelî: İmam Malik'in fıkhında Medineliler'in amelinin özel bir yeri vardır
Zira o, Medineliler'in yaşayış tarzını Sünnetin, bir tür pratik rivayeti kabul eder
Aslında o, bu konuda hocası Rabî'a'yı takip etmektedir
Malik'in de kullandığı;
"Bin kişinin bin kişiden rivayeti, bir kişinin bir kişiden olan rivayetine, uyulmak bakımından daha hayırlıdır" sözü, Rabî'a'ya aittir (M
Ebu Zehra a
g
e
, 325)
Bundan dolayı İmam Malik, Medineliler'in amelini fetvalarına dayanarak yapar, haber-i vahid, Medineliler'in ameliyle çelişirse, Medineliler'in amelini tercih ederdi
Medine ehlinin amelî üç kısımda değerlendirilir:
a) Bir konuda icma etmeleri ve o konuda başkalarının onlara muhalefet etmemiş olması
b) Medineliler'in icma ettikleri bir meselede, başkalarının onlara muhalefet etmesi
c) Bir meselede bizzat Medineliler'in ihtilâfa düşmesi
Birinci çeşide giren meselelerde bütün mezhepler aynı görüştedirler
Malikîler ikinci ve üçüncü türe giren konularda diğerlerinden ayrılmaktadırlar
6- Kıyas: Bütün fakihlerin istisnalar hariç, ortaklaşa kullandıkları, fıkhın temel dayanaklarından biri Kıyastır
Ashab'da Kıyası fıkhın kaynaklarından kabul etmişlerdir (bk
Kıyas mad)
İmam Malik, Kur'an'da bildirilen ve hadislerde ortaya konmuş olan hükümlere kıyas yapardı
Bu, Muvatta'da açık bir şekilde müşahade edilebilir
O, her babın başında o konuda hüküm bildirdiğini kabul ettiği hadisleri verir, peşinden de fer'î meseleleri sıralayarak; kıyas yoluyla benzer olayları birbirine ilhak eder
İmam Malik, Medine ehlinin icmaını Sünnetten saydığı için, bunu da kıyasında temel almıştır
Sahabe fetvaları kendi usulü çerçevesinde hüküm niteliği taşıyorsa, bunlara da kıyas yapardı
Onun kıyas kaynakları şöylece sıralanabilir: Kitap, Sünnet, Medine ehlinin icmaı ve sahabe fetvaları
Malikîler, Mesalih-i mürsele'yi müstakil bir dayanak almış olmaları yanında, kıyasta da her zaman maslahatı gözetmişlerdir
7- İstihsan: İstihsan, İslâm hukukunun aslî delillerinden biri olmayıp, fıkıh usulünde fer'î bir delil olarak kullanılır
Meseleleri, ortaya çıkan zaruretleri, toplumun menfaatına bertaraf etmede fakihin genel prensipleri terkedip, özel bir delile dayanarak hüküm vermesi İstihsan olarak adlandırılır
İmam Malik'in Muvatta'da rivayet ettiğini bir hadisi şerifte şöyle buyurulmaktadır: "Zarar verme ve zararla karşılıkta bulunma yoktur" (Muvatta, II, 122)
İmam Malik, İmam Şafiî'nin itirazlarına rağmen (Ebu Zehra, a
g
e
, 349) İstihsanı zarurî görmektedir
O, istihsanı alırken şerîatın özünden hareket etmektedir
İnsanları zararlı olan şeylerden korumak ve onların maslahatına uygun olanı almak, dinin temelinde yatan bir gerçektir
Bir şeyde zararlardan arınmış olarak kesin iyilik varsa, bunun uygulanması mutlak anlamda arzulanan bir şeydir
Aksi bir durum sözkonusu ise, derhal giderilmesi gerekir
8- İstishab: Sabit olan bir hükmün, değiştiğine delil bulununcaya kadar, olumlu veya olumsuz haliyle devam etmesini kabul etmektir
İmam Malik, İstishab'ı bir delil olarak almıştır
Zira o, zann-ı galib'e göre mevcut olan durumun, onu değiştiren bir şey olmadıkça bulunduğu şekliyle bâki kalmasının esas olduğunu kabul etmektedir
Eğer böyle olmazsa, hakların kaybolması kaçınılmazdır
Kayıp bir kimsenin durumu hakkında bir bilgi yoksa, bu delile göre o, yaşıyor kabul edilir
Hâkim öldüğüne karar verinceye kadar bu böyle devam eder
Ortadan kaybolup ölümüne hükmedilinceye kadar, onun hakkındaki muameleler hayatta imiş gibi yürütülür
İstishab, isbat edici bir delil olmayıp koruyucu bir delildir
Yani başkasının aleyhinde olan bir şeyi isbat etmez
Mevcud olan hakları korur
İstishab delili diğer fukaha tarafından da kullanılmıştır
9- Mesâlih-i Mürsele: İnsanların iyiliği için fayda bulunanı almak zararlı veya zararı faydasından çok olanı terketmektir
Bu prensip İmâm Malik'in en çok kullandığı prensiplerden biridir
Malikîler'in müstakil bir delil olarak aldıkları Mesâlih-i Mürsele'ye keyfi olduğu ileri sürülerek birtakım itirazlar yapılmıştır
Ancak, bunu ilk ortaya koyan İmam Malik olmamıştır
O, Ashab'da bu konuda görmüş olduğu örneklere istinat etmiş olup diğer üç mezhepte de Mesalih-i Mürsele delil olarak kullanılmıştır
İmam Malik'in en çok kullandığı delillerden biri, Mesalih-i Mürseledir
O, Hakkında müsbet veya menfi bir nas bulunmayan hususlarda maslahata uygun olanı almayı şeriat'ın rükünlerinden biri saymıştır
Din, her şeyiyle insanların yararına olanı ihtiva ettiğine göre, maslahatın dışına çıkan hiç bir şeyin şeriat'le ilgisi sözkonusu olamaz (İbn Kayyım el-Cevziyye, İ'lamu'l Muvakkıın, Mısır t
y
, III, 1)
İmam Malik, Maslahatı delil olarak alırken şu noktalara dikkat etmiştir:
Maslahat olarak gözettiği şey ile şeriatın maksadları arasında bir uygunluk olmalı ve dinin ortaya koyduğu prensiplerden birisiyle asla çelişmemelidir
Çözüm makul olup, akıl sahiplerince yanlış bulunmamalı
10- Sedd-i Zerîa: Sebebi yok etmek, vasıtayı ortadan kaldırmak anlamında bir terkiptir
Harama sebeb olan şey haramdır; helâle vesile olan şey de helâldir
Sedd-i Zeriâ'da esas, fiilin doğuracağı neticenin gözetilmesidir
Eğer fiilden bir fayda elde edilecekse, o sağlanan fayda nisbetinde mübahtır
Fakat fiil, bir zarar ve kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olacaksa, kötülüğün ölçüsünce haram olur
Yani ameller, sonuçları göz önüne alınarak ya serbest bırakılır ya da yasaklanır
Bu prensibin temelleri Kur'an-ı Kerim'de açıkca müşahade edilmektedir
Bir müslüman, kâfirlerin tapındıkları şeylere küfretse, bunun neticesinde sevap bile umabilir
Ancak bu, müşriklerin de kızarak Allah Teâlâ'ya küfretmelerine sebeb olabileceği için yasaklanmıştır: Allah'tan başkasına dua edenlere sövmeyin, onlar da bilmeyerek düşmanlık göstererek Allah'a söverler" (el-En'am, 6/108)
İşte bu, Sedd-i Zerîa'dır
Bunun Sünnette de örnekleri bulunmaktadır
Faize götürmeye sebeb olacağından alacaklıların borçludan hediye alması yasaklanmıştır
Yine Ashabın ilk fakihleri, ölüm döşeğindeki kimsenin boşadığı kadını mirasa dahil ettiler
Bunun sebebi, hastanın karısını mirastan mahrum bırakmak için bu yola başvurmuş olabileceğidir
Boşama böyle bir haksızlığa vesile yapılmasın diye böyle hareket etmişlerdir
11- Örf ve Âdet: Bir toplumda yerleşmiş olan hareket ve yaşam tarzı örf olarak adlandırılır
Toplumun ve fertlerin aynı şekilde tekrarlanan amellerine de âdet denilmektedir
Örf ve âdet ayrı kavramlar olmakla birlikte genellikle aynı anlamda, müteradif olarak kullanılırlar
Hanefiler'de olduğu gibi, Malikîler'de de örfün usulde saygın bir yeri vardır
Malikî mezhebinin eksenini oluşturan kaide, maslahatlardır
Örfe göre amel etmek, maslahatın türlerinden birisi olduğu için İmam Malik bunu ihmal etmemiştir
Malikîler örfe muhalif kıyası terkederler
Onlara göre örf, ammı tahsis, mutlak'ı takyid eder
Örf ve âdetin delil olarak alınması fakihler arasında tartışmalı bir konudur
Bir nass'ın herhangi bir şekilde işaret ettiği örf, bütün fakihler tarafından mesned kabul edilmiştir
Aynı şekilde nass'ın yasaklayıp haram kıldığı örf de, icma'en muteber değildir
Onu, naslar doğrultusunda değiştirmek icap eder
Bir de nass'da bildirilmeyen ve dolaylı da olsa işaret edilmeyen örf vardır ki, Hanefîler'le Malikler bunu fıkıhta müstakil bir asıl kabul ederler
Şafiîler ise bunu tartışmışlardır
Örfler değiştikçe kelimeler ve kavramlara yüklenen anlamlarda değişir
Bu sebepten, değişik bölge veya zamanlarda yaşayan toplumlarda, aynı kelimelerin ifade ettikleri anlamlar birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir
Dolayısıyla bu kelime ve kavramların manalarını anlayıp ona göre hüküm verilebilmesinde örfün önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır
Hükümler, örflerin değişmesiyle değişen anlamlara ve kelimelerin değişik sanat dallarında değişik istilahî kullanımlarına göre verildiğinde, gerçekler üzerine bina edilmiş sayılırlar
İmam Malik, toplumun iyiliği ve selâmetini muhafaza etmek için şeriat'a ters bir tarafı bulunmayan geleneklere karşı çıkmamayı bir görev saymıştır
İnsanlardan bu gelenekleri gereksiz yere değiştirmelerini istemek, o toplumda birliği bozar, örf ve âdetlere göre yorumlanan kavramlar birbirine karışır, akitlerin yürütülmesi imkânsız hale gelir
Ancak örf ve âdet İslâm'ın ruhuyla çelişiyorsa; dinin insanlara değil, onların dine uymaları asıl olduğu için, örf, mutlak anlamda toplum hayatından silinip atılır
Maliki Mezhebinin Gelişmesi: İmam Malik'in derslerinde ve fetva vermede takip ettiği yol, Maliki Mezhebinin ihtiyaçlar üzerine bina edilmesini sağlamıştı
O, meseleleri tartışmaz, öğrencileriyle de kesinlikle münakaşa etmezdi
Dinin hiç bir konusunda tartışmaya girmemek onun değişmez temel vasfı olmuştur
İmam Malik, olayları tartışma kapısını açmamakla, onlar üzerinde değişik yorum ve içtihadların doğmasını engellemiş ve bu ekolün furu'unun Hanefî mezhebine nazaran çok yavaş gelişmesine sebeb olmuştu
Onun sağlığında hiç bir talebesi ona muhalefet etmemiştir
Genellikle Kuzey Afrika ve Endülüslü olan öğrencileri, ondan öğrendikleri ilimle ülkelerine döner ve öğrendiklerini tartışmadan diğer insanlara öğretir ve fetva verirlerdi
Ancak Malikî fıkhının usulü ve dayandıkları delillerin çeşitliliği, İmam Malik'ten sonra bu ekolün furu'unun hızlı bir şekilde gelişmesini sağlamıştır
Muvatta, bizzat İmam Malik tarafından yazılmış olmakla birlikte, ondaki fıkhî meseleler çok değildir
Onun fıkhı, derslerine devam eden çok sayıda öğrencisinin aldıkları notların kitaplaşmasıyla tedvin edilmiştir
Talebelerinin yazdığı bu notlardan Malikî mezhebinin temel kaynak kitapları olan Müdevvene, Utbiye, Vadiha ve Mevvaziye ortaya çıkmıştır
Malikî fıkhının, daha sonraki asırlarda ortaya çıkan ve Malikîler'ce gördükleri itibardan dolayı sık sık yeni baskıları yapılan iki kitap daha vardır ki, bunlardan biri el-Müdevvene'yi özetleyip el kitabı haline getiren, Abdullah b
Ebi Zeyd el-Kayravani'nin (öl
386?) er-Risale'si, diğeri de, Halil b
İshak (öl
767)'nin el-Muhtasar'ıdır
Ancak el-Müdevvene, Malikî fıkhının en muteber temel kaynağı kabul edilmektedir
Zira doğru ve mevsûk olarak rivayet edilmiştir
El-Müdevvene'de, Malikten rivayet olunan fetva ve kaviller, takipçilerinin onun usûlüne göre yaptıkları içtihadlar, diğer bazı talebelerinin görüşleri ve fıkha dair hadisler ve Ashab dahil sonraki âlimlerin görüşleri bir araya getirilmiştir
Malikî Mezhebinin Mısır'a oradan da Kuzey Afrika yoluyla, Endülüs'e kadar uzanmasını ve buralara yerleşip hakim mezhep konumuna gelmesini sağlayan, mezhebin şöhret bulmuş ve bizzat İmam Malik tarafından yetiştirilmiş ilk seçkin âlimlerinin bir grubu Mısır'dan ve bir grubu da Kuzey Afrika ve Endülüs'tendir
İmam Malik'in Mısırlı yedi öğrencisi:
1- Ebû Abdillâh, Abdurrahman b
el-Kâsım (Ö
191/807)
İmam Malik'ten yirmi yıl süreyle fıkıh tahsil etmiş ve mutlak müctehidlik derecesine ulaşmıştır
Mısır fakihi Leys b
Sa'd'den de fıkıh ilmi almıştır
el-Müdevvene'yi gözden geçirip tashih eden odur
Malikîler'in en değerli fıkıh eserlerinden olan el-Müdevvene, Sahnûn (Ö
240/854) tarafından fıkıh ile ilgili yazılan eserlerin tertip ve tasnif metoduna göre düzenlenmiştir
2- Ebû Muhammed, Abdullah b
Vehb b
Müslim (Ö
197/812)
İmam Malik'in yanında yirmi yıl kaldı
Malikî fıkhını Mısır'da yaydı
Bu mezhebin tedvininde büyük etkisi oldu
İmam Malik O'na; "Mısır fakihine; Ebû Muhammed el-Müfti'ye!" diye hitap ederek mektup yazardı
Leys b
Sa'd'dan fıkıh öğrendi
Güvenilir (sika) bir muhaddis idi
"Divanü'l-ilm" diye adlandırılırdı
3- Eşheb b
Abdilaziz el-Kaysî (Ö
204/819)
İmam Malik ve Leys b
Sa'd'dan fıkıh öğrendi
Abdurrahman b
el-Kasım'dan sonra Mısır'da fıkıh riyaseti ona geçmiştir
Malikî fıkhını rivayet ettiği Müdevvenetü Eşheb" adı verilen bir kitabı vardır
Bu, Sahnûn'un kitabından ayrıdır
İmam Şafiînin; "Mısır, Eşheb gibisini yetiştirmemiştir" dediği nakledilir
4- Ebû Muhammed, Abdullah b
Abdilhakem (Ö
214/829)
Eşheb'ten sonra Malikîlerin riyaseti ona geçmiştir
5- Asbağ b
Ferec (Ö
225/840)
İbn Kasım, İbn Vehb ve Eşhebten fıkıh öğrendi, Malik'in mezheb ve görüşlerini en iyi bilenlerdendi
6- Muhammed b
Abdillah b
Abdilhakem (Ö
268/881)
Fıkıh ilmini babasından, çağdaşı Malikî fakihlerinden ve İmam Şafiî'den aldı
Mısır'da fıkıh konularında başvurulan sembol kişi haline geldi
Hatta Mağrib ve Endülüs'ten öğrencilerin ilim almak için koştukları bir kişi idi
7- Muhammed b
İbrahim el-İskenderî b
Ziyad (Ö
269/882)
İbn Mevâz olarak bilinir "el-Mevvâziye" diye ünlü bir kitabı vardır
Malikî fıkhına ait en değerli, meseleleri en sağlam ve en basit biçimde kapsayan geniş bir kitaptır
İmam Malik'in Mağribli ünlü yedi öğrencisi:
1- Ebû Hasan Ali b
Ziyad et-Tunûsî (Ö
183/799)
Fıkhı İmam Malik ve Leys b
Sa'd'dan aldı
Afrika'nın fakîhi idi
2- Ebu Abdillah Ziyad b
Abdurrahman el-Kurtubî (Ö
193/809)
"Şabtun" lakabıyla bilinir
Muvatta'ı, Malik'ten dinlemiş ve onu Endülüs'e ilk sokan kişi olmuştur
3- İsa b
Dinar el-Kurtubî el-Endelûsî (Ö
212/827)
Endülüs fakihlerindendir
4- Esed b
el-Fürât b
Sinan et-Tunûsî (Ö
213/828)
Nisaburlu olan bu zat, İmam Malik'ten Muvattaa okudu
Daha sonra Malikî mezhebinden olduğu halde Irak'a gittikten sonra Hanefî mezhebine girmiştir
Hanefî fıkhını Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'den almıştır
5- Sahnûn b
Abdisselâm b
Saîd (Ö
240/854)
Önce Tunus'un Kayravan şehrinde tahsiline başladı
Daha sonra Medine ve Mısır'a giderek ilmini ilerletti
Afrika'nın kuzeyi ile Endülüs'te Malikî mezhebinin yayılmasında büyük hizmetleri olmuştur
Keskin buluşları olması sebebiyle kendisine "Sahnûn" lakabı verilmiştir
Malikî fıkhının temel kitaplarından olan "el-Müdevvene"nin hazırlanmasında bu zatın büyük emeği geçmiştir
6- Yahya b
Yahya b
Kesir el-Leysî (ö
234/848)
Kurtuba'lı olup, Malikî mezhebini Endülüs'te okutmuş ve tanıtmıştır
7- Abdülmelik b
Habib b
Süleyman es-Selemî (Ö
238/852)
Yahyâ b
Yahyâ'dan sonra Malikî fıkhının riaseti ona geçmiştir
Malikî Mezhebinin yayıldığı yerler: Malikî Mezhebi, başlangıçta Hicaz'da yaygındı
Ancak sonraları çeşitli sebeblerden dolayı bu bölgedeki müntesipleri azalmıştır
İmam Malik'in görüşleri, henüz hayatta iken, yukarıda kendilerinden bahsedilen öğrencileri tarafından Mısır'a taşınmıştı
Mısırlı öğrencilerin memleketlerine döndüklerinde, Malikî fıkhına göre yetiştirdikleri öğrencileri vasıtasıyla mezheb, Mısır'da yayılarak yerleşmeye başladı
Ancak daha sonra, Şafiî mezhebi buradaki üstünlüğü ele geçirmişti
Bundan sonra, Mısır'da her iki mezheble de amel edilmeye devam edilmiş, yargı işlerinde Hanefî Mezhebi de müracaat edilen bir merci olarak varlığını göstermişti
Ancak daha sonra Fatımîler Mısır'a hâkim oldukları zaman, kaza ve fetva işlerinde Şia ön plana çıkmıştı
Fatımîler, Câmi'u'l-Ezher'i kurarak burayı, Şia Mezhebinin ilmî merkezi haline getirmişler ve Ehl-i Sünnet mezhepleri silinmeye çalışılmıştır
Selahaddin Eyyubî tarafından Fatımî hâkimiyetine son verilince, Ehl-i Sünnet ihya edilmiş, Şafiî meıhebi tekrar birinci seviyeye çıkmıştı
Bununla birlikte, Malikî fıkhının okutulduğu medreseler sayesinde Malikîlik de güç kazannııştır
Memlûklular devrinde kaza işlerinde dört mezheb esas alınmıştır
Mısır baş kadısı Şafiîlerden, ikinci kadı da Malikîler'den atanırdı
1920'lerde Mısır'da şahıslar hukuku Malikî mezhebi esas alınarak yeniden gözden geçirilmiştir
Bu mezhebin hakim olduğu diğeı bir bölge de Mağrib ülkesidir
İmam Malik'in öğrencileri tarafından buraya getirilen Malikî fıkhı, âlimlere danışmadan karar almayan, ciddi ve fukuhaya saygılı yöneticilerin uygulamalarıyla halk arasında yaygınlık kazanmıştır
Malikî Mezhebi, Endülüs'te de en çok müntesibi bulunan mezhebdir
Endülüs'te önceleri Evzâi mezhebi üstündü
Fakat, Hicrî 200'lerden sonra Malikî mezhebi, bu bölgeye hâkim olmaya başladı
Mlikîliği Endülüs'e ilk getiren kimse, İmam Malik'in seçkin öğrencilerinden biri olan, Ziyad b
Abdurrahman olmuştur
Endülüs Emevi devletinin Abbasilerle olan kötü ilişkileri onların Malikî mezhebini devletlerine hâkim kılmasına sebeb olmuştur
Malikî mezhebi, Sicilya, Fas, Sudan'da yayılmış; Bağdat, Basra hatta Nişabur'a kadar uzanmıştır
Malikî mezhebinin Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs'te yayılıp da, diğer bölgelerde etkinlik gösterememesinin sebebi olarak; Endülüs'ten Medine'ye kadar olan bölgede, Medine'nin kuzey ve doğu tarafındaki memleketlerde olduğu gibi, ilmî merkezler ve etrafında ders halkalarının oluştuğu müctehid imamların olmayışı, ayrıca Batı'dan gelen öğrencilerin fıkhî ekolleşmelerin geliştiği doğu taraflarına yönelmelerinin zorluğu gösterilmektedir
İmam Malik'e gelen talebeler onun gibi bir üstada kavuştuktan sonra ilmin kaynağı Medine'nin dışına çıkıp doğuya yönelmeye, ihtiyaç da duymuyorlardı
Kuzey ve doğuya doğru Malikîliğin az gelişmesinin sebebinin yolları üzerinde bulunan Şam ve Irak bölgesinde ilmî hareketliliğin had safhaya ulaşmış bulunması sebebiyle buralara ilim tahsili için uğrayan öğrencilerin burada bulduklar ile ilmî doygunluğa ulaşmaları olduğu şeklinde değerlendirmeler yapılmıştır (bk
Ebu Zehra, a
g
e
, 407 vd)
Ömer TELLİOĞLU
Tags
:
mezhepler
Mezhepler ile ilgili Benzer Konular
2944 Kez Görüntülendi
Mezhepler ilgili herşey... itikadi ve Fıkhi mezhepler...
Fıkhi Mezhepler
Mezhepler Tarihi indir
Dini Programlar
Cem'u Takdim Veya Cem'u Te'hirde Mezhepler Arası Ölçüler
Fıkhi Mezhepler
Mezhepler arasındaki farklılığın hikmeti nedir?
Fıkhi Mezhepler
Ehli bid'a mezhepler cehennemlik midir?
Sorular ve Cevaplar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
01:11
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553