Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele

Geri git   Mumsema.NET >
Genel-Eğlence-Muhabbet ve Ciddi Konular
> Ciddi Konular > Güzel Yazılar / Makaleler

Forum Kuralları Bize Ulaşın İletiler Kayıt ol Yardım Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu ile ilgili Benzer Konular
22 Kez Görüntülendi

Yakın Doğu Üniversitesi Üniversiteler
Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Üniversiteler
Farabi (Farabi Kimdir? - Farabi Hakkında) Düşünürler-Flozoflar

Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi | Tarihin akışı değiştirilebilir mi?
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-01-2009   #1
Profil Bilgileri
Standart Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu

Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu başlıklı yazı Mumsema Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu Forum Alev


FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI

FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI 17-19 MAYIS 1999 Almatı



TARİHİN OLUŞUMU VE DEĞİŞME

ProfDrBahaeddin YEDİYILDIZ

"Asra and olsun ki, insan gerçekten ziyandadır
ancak iman eden ve iyi iş işleyenler,
ve birbirlerine hakkı tavsiye edenler
ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ"
Kur'an, CIII/1-3



Günümüz dünyasında büyük değişmeler ve yeni oluşumlara şâhit olmaktayız Bu gelişmelerin en çok alâkadar ettiği milletlerden birisi de hiç şüphesiz Türk milletidir Türkiye'de uzun zamandır yaşanan çağdaşlaşma sancılarının yanısıra Sovyet İmparatorluğu'nun çöküşüyle ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinde ve diğer Türk bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarında da açık veya gizli yeni bir oluşumun sancıları yaşanmaktadır

Hiç şüphesiz bu tür değişme ve oluşumlar uzun bir tarihî derinliğe ve geniş bir coğrafyaya sâhip bulunan Türk kültürünün ilk defa karşılaştığı yeni bir olgu değildir Türk milletinin muhtelif uzuvlarının mahallî ortamlarda yaşadıkları kültürel dönüşümleri bir tarafa bırakacak olursak, milletimizin, büyük ekseriyeti itibariyle, bir kaç bin yıllık tarihinde, iki defa kendi havzası dışında oluşan, çağlarının güçlü medeniyetleriyle karşılaşması sonucunda, biri geçmişte tamamlanmış olan diğeri ise hâlâ süren iki büyük dönüşüm olgusu tecrübesine sahip bulunduğunu söyleyebiliriz

Bu dönüşümlerden birisi, Türklerin İslâm Medeniyeti dâiresine girmeleri olgusudur Bu birden bire biten bir hâdise değildir Hatta bugün bile devam ettiği söylenebilecek olan bu oluşumun uzun sürmesinin sebeplerinden birisi, İslâmiyetin hergün yeniden doğmayı gerektiren bir anlayışa sahip olmasının sağlamış olduğu imkan ve kazandırdığı davranış ise, diğer bir sebep de bu anlayışla hareket eden Türk toplumunun, başkalarını taklitten çok kendi terkibini yaparak tekamül etme yolunu benimsemiş olmasıdır İslam medeniyetine giriş böyle bir terkiple gerçekleştirilmiştir Bu terkip, Büyük Okyanus'tan Batı Avrupa sınırlarına kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerinde bin yıl Türk sosyal sistemini aynı değerlerle bütünleştiren bir terkiptir

Bu dönüşümde Türkler, yabancılaşmaksızın, kendi aslî hususiyetlerini koruyarak müslümanlaşmayı ve İslâm Medeniyeti'ni özümlemeyi başarmışlar, ve bu medeniyetin her alanında yaratıcı ve özgün rôller oynamışlardır

Türk tarihindeki ikinci kültürel dönüşüm, Batı bilimi, teknolojisi ve sanayiinin, yaklaşık üç yüz yıldan beri, Türk Dünyası'nı etkilemesine muvâzî bir seyir takip etmektedir Türk Dünyası henüz tamamlanmamış olan bu dönüşümün sancılarını yaşamaktadır Öyle inanıyorum ki, Türk Milleti, bu dönüşümü de, kendi dinamiklerinin yaratıcılığı sayesinde, Türk ve müslüman kalarak, Doğu ve Batı medeniyetlerinden edindiği müktesebâttan da yararlanarak, yeni bir oluşum hamlesiyle başaracaktır

Bu sebeple ben burada, Türk Dünyası'nın tarihi boyunca yaşadığı dönüşüm süreçlerine âit olaylar üzerinde değil, söz konusu oluşumların teorik çerçevesi üzerinde durmak istiyorum Özellikle de "tarihi oluşum" ve "değişme" olguları arasındaki ilişkiye dikkat çekmek istiyorum

Çizmeye çalıştığım bu bağlamda, her şeyden önce, tarih'in ne olduğunu açıklarsak, tarihî oluşum'un mâhiyetini de kavramış oluruz ve değişme'nin de bu oluşumun devamından başka bir şey olmadığını görürüz Şimdi bunu açıklamaya çalışalım

Genellikle insanlar arasında Tarih'in sırf geçmiş zamanlar hakkında elde edilen bilgilerden ibâret olduğu tarzında bir kanaat vardır Halbuki, tarih, bu tür bilgi egzersizlerinden evvel, aslında yeni eserler gerçekleştiren, sosyal nizamda kısa ve uzun vadeli değişmeler meydana getiren eylemler, fiillerdir Bu eylemler hakkında yapılan araştırmalar sonucunda tarih bilgisi elde edilebilmekte, bu tecrübelerin istikbâle yönelik yorumlarıyla da tarih felsefesi yapılabilmektedir Öyleyse tarihi üç seviye de algılamak mümkündür

Birinci seviye, eylem, yani iş veya fiil seviyesidir Eylem önce düşüncede başlar Hiçbir şeyin tesadüfen gerçekleşmesi beklenemez İnsanlar kendilerine hedefler belirler veya yaratır İnsan yapacağı işi, işleyeceği fiili önce düşünür, kafasında tasarlar Ondan sonra bu tasarıyı düşünceden eyleme, fiile dönüştürür, uygulamaya koyar Eğer bir toplum tarihî tecrübesinin kendisine kazandırdığı kimliğinin şuurunda ise, söz konusu hedefleri belirlemede isabet kaydeder Dolayısıyla bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde tarihî tecrübelerini yeniden kullanma imkanına kavuşur Böylece tarihî oluşumun sürekliliğini de sağlamış olur

Düşüncesini fiile dönüştüren insan, bu faaliyetinden sonra, gerçekleştirdiği eyleminin haklılığını ispat etmek için sözlü veya yazılı nutuklar irad eder ki, buna da meşrulaştırma eylemi veya hareketi denebilir

Bu olguyu, yani tarihin her şeyden evvel düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemi olduğu olgusunu, müşahhas bir iki örnekle açıklayalım

Bilindiği gibi, İstanbul'un Türkler tarafından fethi, türk tarihinin önemli olaylarından birisidir Bu fetih işi, önce Fatih Sultan Mehmed'in düşüncesinde canlanmış, şehrin muhasarası ve düşürülmesi eylemleriyle gerçekleşmiştir Osmanlı Beyliğini büyük bir devlet yapısına kavuşturmayı ve yönetimi altındaki insanları refah içinde yaşatmayı düşünen ve düşleyen Fatih, devleti yeni bir yapıya kavuşturmak ve kurduğu sosyo-kültürel müesseselerle halkının bütün ihtiyaçlarını giderebileceği bir sosyo-kültürel altyapı oluşturmak suretiyle bu düşüncesini eyleme dönüştürmüş, ve bu eylemini meşrulaştırmak için de meşhur Kanunnâmelerini hazırlatmıştır

Bu olgu, tarihî tekevvün, kültürel bir oluşum, bir medeniyet hareketidir İyilik felsefesi ve insana hizmet düşüncesinin somutlaşmasından oluşan bu medeniyet hareketini, Semerkant'da Uluğ Bey'in Registan Külliyesi'nden Edirne'deki Selimiye Külliyesi'ne ve oradan Bosna-Hersek'te Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Bey Külliyesi'ne kadar Türk Dünyası'nın her tarafına yayılmış binlerce eserde görmek mümkündür Bu düşünce, Kaşgar'da Yakub Han, Bursa'da Yeşil, İstanbul'da Fâtih veya Süleymâniye külliyeleri oluvermiştir Bütün bunlar tasarının olguya dönüşmesidir Geçmiş zaman içindeki, tarihî oluşumlardır, diğer bir ifâdeyle yaşanan tarihlerdir Bugün de tarih, düşünülen, tasarlanan bir takım eylemlerin uygulamaya konulması ve bunların haklılığının savunulması suretiyle oluşmaktadır Tarih bizzat yaşanmaktadır Kişinin ya da toplumun varlığı ve kimliği, fiilleriyle özdeştir "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur"(Kur'an) Hacı Bayramı Velî (1352-1430)'nin dediği gibi, "ef'âl"inin yani eylemlerinin bilincine varan kişi, onlarda sıfatını ve zâtını, yani kendi özelliklerini, varlığını ve kimliğini de görür

İşte bu sebepledir ki, düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemleri, sadece kendilerini hususî tarihlerinin özne'si olarak kavrayabilen, sorumluluklarının şuurunda olan, kendi geçmişlerinden gelen baskılardan kurtulabilen insanlarca gerçekleştirilebilir Bu malzemeyi, ancak ve ancak düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemi içinde bulunan toplumlar, kendi belirledikleri hedefleri gerçekleştirme yolunda kullanabilirler

Tarihin algılandığı ikinci seviye, tarihî eylem hakkında tarihçinin edindiği bilgi seviyesidir Bu seviyede, tarihçi, insanların gerçekleştirdiklerini inceleme konusuna dönüştürür Bu inceleme sırasında tarihçi, insanların asırlar boyunca insanlığı kavradıkları tarzları hikayeleştirmeleri sonucu meydana gelen bilgileri nakille yetinmez Bu tarzlar üzerinde düşünür ve içinde yaşadığı kendi toplumundaki değişmelere dikkat ederek onları açıklar Tarihçinin üzerinde düşündüğü inceleme konuları çok çeşitlidir Bunlar arasında, örnek olarak nüfus hareketlerini, sosyal grupların organik terkiplerini, zihniyetlerin dinamiğini, iktisadî hareketleri ve siyasî çatışmaları sayabiliriz Tarihçi, sosyal münâsebetlerin nasıl teşekkül ettiğini, meydana gelen sosyal eğilimleri ve oyunları anlamaya çalışır Bu şekilde elde edilen tarih bilgisi, milletlerin birbirleriyle olan ilişkilerini aydınlatır ve bunların düzenlenmesine yardımcı olur

Özellikle siyasî tarihi, toplumların bağımsız olarak hayatta kalabilmek için birbirleriyle yaptıkları sürekli yarışın özeti olarak tanımlamak mümkündür Son derece ciddî bir oyun niteliğinde olan bu yarışlarda kaybetmeyen, kazanan toplumlar hayatlarını sürdürebilmektedirler Bu ölüm-kalım yarışını kazanabilmek, genellikle tarihî oluşumun akışını çok iyi anlayıp hatırlamaya, dolayısıyla zaman içinde meydana gelmiş yanlışlıkların tekrarlanmamasına, ve diğer yarışmacıların oyunlarına düşmemek için tedbir alınmasına bağlıdır Bu bilim ve bilgi işidir

Bu gerçeği Türkler tarihleri boyunca çok iyi anlamışlardır XI yüzyılda yaşamış büyük Türk bilgini Balasagunlu Yusuf Has Hacib, bunu Kutadgu Bilig'de şöyle ifade eder: "İnsandan insana çok fark vardır; bu fark bilgiden ileri gelir Bütün iyilikler bilginin faydasıdır; bilgi ile göğe dahi yol bulunur Dünyayı elinde tutan onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden bu işi bilgi ile yaptı" Çağımız dünyasında "bilgi toplumu"nu doğuran tarihî oluşumun temeli bundan daha güzel ifâde edilemez

Insanların gerçekleştirdiği eylemler ve bu eylemler arasındaki ilişkiler ağını anlamak için kaynakların tahlili sonucunda elde edilen tarih bilgisi aşamalarından sonra, tarihin üçüncü algılanış seviyesi olan tarih felsefesi seviyesine ulaşılmaktadır

Tarih felsefesini, insanlığın yaşamış olduğu tecrübelerin tamamını kucaklayan, kendisinden istikbalin fışkırması gereken bu mirası özetleyerek günümüz problemlerine çözüm bulabilmek için yeniden yorumlayan bir kalkınma nazariyesi olarak tanımlamak mümkündür Toplumun iman ve inanç sisteminden kaynaklanan değerler, soz konusu yorumların kıstasları olacaklardır Bu nazariye, bir bakıma, söz konusu değerlerden süzülerek oluşan kamu vicdanının, ya da milletin kendi tarihini dünya tarihi bağlamında ve nesnel bir biçimde incelemesi sonucunda kazanacağı tarih şuurunun, bu milletin geleceği için tayin edeceği yön ve göstereceği hedeflerin sistemleştirilmiş izahından başka bir şey değildir Milletin bütün fertlerine bu şuurun kazandırılması, yön ve hedeflerin benimsetilmesi gerekir Bunun yolu da eğitimdir Aksi takdirde, başka milletler bu tarlaya istedikleri tohumları ekebilirler Bu da o toplumu, tarihin öznesi olmaktan çıkarıp nesnesi haline getirir Millet, Tarih'e, en az kendi toplumunun tarihine yön veren aktif bir güç olması gerekirken, kendisiyle oynanan bir malzeme haline gelir Demek ki, fert veya toplum olarak, tarihin oluşumunda rol üstlenebilmek, düşünce ve bilgi üretmeye, bunları uygulama alanına aktarmaya, ve bunları savunabilmeye bağlıdır

Açıklamaya çalıştığımız bu tarihi oluşum, bir defada olup bitmez; sürekli olarak kendini yeniler İşte bu yenilenmeye biz, değişme veya çağdaşlaşma ya da kültürün yeniden kurulması diyoruz O halde değişme veya çağdaşlaşma, başkalaşma, yani mahiyet değiştirme değil, olmaya devam etme; oluşumun sürekliliğini devam ettirme anlamına gelmektedir

Modernleşme, muasırmaşma, sanayileşme, kalkınma, yenileşme, ve benzeri kavramlar çerçevesinde sürekli tartışılan bu değişme veya çağdaşlaşma olgusunu, en iyi şekilde açıklayan benzetme, öyle zannediyorum ki, bazı araştırmacıların mayalaşma benzetmesidir Bu mayalaşmayı, Hasan Bülent Paksoy'un "Türk Toplumlarının Kimliği ve Uygarlık" adlı makalesine dayanarak şu şekilde özetleyebiliriz

Her toplumun tarihi oluşumu, o toplumun kültürünü doğurur Bazı araştırmacılar tarafından kültür, belirli bir kökten gelmiş bir toplumun ana mayası anlamına gelir Bir toplumun bu ana mayasını, o toplumun tarih, töre, dil, edebiyat ve sanat birliğinin toplamı belirler Bu ortak değerler, söz konusu toplumun benliğini oluşturur, kimliğini belgeler Bu topluma mensup herkesin yapısında ve benliğinde, o toplumun mayasından bir parça bulunur şarap mayası nasıl bira mayasından farklıysa, Fransız kültürü de Alman kültüründen o derece farklıdır Yoğurt mayası ile peynir mayası bir olmadığı gibi, Türklerin ana mayası da diğer toplumların mayasından ayrıdır

Bilindiği üzere, maya yalnız başına bırakıldığı zaman “kendi kendini” yer; halbuki başka maddelerin içine katıldığı zaman yeni oluşumlara sebep olur Yoğurt mayası, sütü yoğurda çevirir Eğer maya, içinde gelişeceği, çoğalacağı ana maddeyi bulamaz ise, kendi kendini yemeye başlar ve sonunda ölür Üzüm suyuna yoğurt mayası katılırsa sonuç ne şaraptır ne de yoğurt Ne yemeye yarar ne de içmeye Mayanın canlı tutulabilmesi için, sürekli olarak kullanılması gerekir Yeni mayalanmış yoğurdun bir parçası ayrılıp maya olarak saklanır Böylelikle maya da kendini yenilemiş olur Bir toplumun kültürü de bundan farksızdır Kullanılmayan kültür ölür

Bir toplumun tarihi oluşum süreci içinde telif ettiği kitaplar ve gerçekleştirdiği diğer eserler, o toplumun mayalarıdır Bunlar yeni nesillerin kafalarını mayalar Bu maya tutar Yeni kitaplar yazılmasına sebep olur Yeni yazılan kitaplar da milli kültür mirasına eklenir Böylece, maya gibi benlik de büyür, incelir ve yükselir

Şüphesiz, bir toplumun tarihi oluşumunda, diğer toplumların mayalarından istifade etmek de söz konusudur Çünkü hiçbir toplum dünyada tek başına yaşayamaz Toplumlar, ticaret alanında olduğu kadar kültür alanında da alış-veriş yapmak ve yarışmak zorundadırlar Dolayısyıla, kendi mayasını kaybetmeden, kendi tarihi oluşumu istikametinde, kimliğini ve şahsiyetini koruyarak değişmek, daha doğrusu oluşumunu sürdürmek isteyen her toplum, diğer toplumların mayalarını da öğrenmek ve bilmek zorundadır Çağdaşlaşma tarihi sürecinde Japonya’nın yapmış olduğu iş, işte budur Bilindiği gibi, Japonya, elektronik bilimini ikinci dünya savaşı sonrasında, Batı Avrupa’dan ve ABD’den öğrenmiştir Daha sonra bu sanayi dalında dünyada ilk sırayı almıştır Ama kendi mayasını ve benliğini kaybetmemiştir Diğer toplumların bilgisinden istifade etmekle, Amerikalı ya da Avrupalı olmamıştır Bu başarının önemli sebeplerinden birisi, Japon mayasının tarih, edebiyat ve sanat yolu ile çok iyi belirlenmiş olması, Japon toplumunun bu mayayı değiştirmek istememesidir Japon kültürü bütün ayrıntılarıyla incelenmiş ve yazılmıştır Bu kültür Japon eğitim sisteminin temelini teşkil etmekte, yeni nesillerin kafalarını mayalamakta ve yeni oluşumlara vesile olmaktadır

Öyle zannediyorum ki, değişen dünyada, Türk milletinin içinde yaşadığı problemlerin çözümü üzerinde düşünürken, esas hareket noktası,

-Değişme veya çağdaşlaşmanın, toplumların mahiyetini ve kimliklerini değiştirmek değil, her toplumun tarihi süreklilik içinde kültürünü yeniden kurmasını sağlamak,

-Türk toplumuna ait tarihi oluşumun ana mayasının Türk kültür değerleri olduğunun şuuruna varmak,

-Bu mayanın yeni oluşumlarda kullanılabilmesinin ancak yaratıcılık ve icad kabiliyetiyle mümkün olabileceğini bilmek,

-Ve bütün eylem, diğer bir ifadeyle iş veya çalışma programlarını bu prensiplere göre yapmak olmalıdır

///

Bibliyografya:

-Berque (Jaques), "Kültür ve İslâm" ( çev BYediyıldız), Kriter (Ocak 1984), s17-20; (Şubat 1984), s18-21

-Doğumunun 112 Yılında Bir Kültür Klâsiğimiz: Yahyâ Kemâl (Yayına Hazırlayan: BYediyıldız, AYTopuz), Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1998, 196 s

-Millî Kültürler ve Küreselleşme, (Yayına Hazırlayan: BYediyıldız, ÇÖzdemir, FUnan), Türk Yurdu Yayınları, Konya 1998

-Paksoy (Hasan Bülent), "Tarih, Toplumların kimliği ve uygarlık", Yeni Forum, Ankara, Haziran 1992, cXIII/227, s54-65

-ProfDrOsman Turan'ın Eserinde Tarih ve Tarihçi İlişkileri (Yayına Hazırlayan: BYediyıldız, FUnan, YHacaloğlu), Ankara, 1998, 248 s

-Ruby' (C)"Tarih nedir?" (Çev BYediyıldız), Belleten , c LV/213, Ankara 1991, s579-586

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Atatürk'te milli kültürler ve küreselleşme",Türk Yurdu, Aralık 1997, XVII/124, s7-9

-Yediyıldız (Bahaeddin),"Batılılaşmanın temelleri üzerinde bazı düşünceler", Birinci Millî Türkoloji Kongresi (İstanbul, 6-9 Şubat ) Tebliğler , İstanbıl, 1980, s327-335

-Yediyıldız (bahaeddin), "Kültür ve yenileşme", Türk Kültürü (yıl: 20, sayı: 231, Temmuz 1982), s1-18

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Tarih ve kültür" (YYücel ile birlikte), Erdem (Atatürk Kültür Merkezi Dergisi), cIV/10 (Ocak 1988), Ankara, 1988, s31-38

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Hacı Bayramı Velî Döneminden Günümüze kadar Gelen Vakıf Kültür Eserleri", IHacı Bayram-ı Velî Sempozyumu Bildirileri , Ankara Valiliği Kültür Müdürlüğü Yayını, Ankara 1990, s133-143

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Türk Kültür Sistemi İçinde Vakfın Yeri", Türk Vakıfları (EdZBaloğlu), Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı Yayını, İstanbul, 1996, s40-47

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Türk Dünyasının Sosyo-kültürel Entegrasyonunda Vakıfların Rolü", Yeni Türkiye , (Mayıs-Haziran 1997, Yıl 3, Sayı 15), s327-337

-Yediyıldız (Bahaeddin), "Mehmet Akif'i Anarken", (Türk Yurdu, Şubat 1998, cXVIII, sayı:126), s2-6

 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Cevapla
Tags: dogu, fakultesi, farabi, sarkiyat, universitesi


Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu ile ilgili Benzer Konular
22 Kez Görüntülendi

Yakın Doğu Üniversitesi Üniversiteler
Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Üniversiteler
Farabi (Farabi Kimdir? - Farabi Hakkında) Düşünürler-Flozoflar

Saat 09:21.
Sayfalar Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553