FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
Genel-Eğlence-Muhabbet ve Ciddi Konular
>
Ciddi Konular
>
Güzel Yazılar / Makaleler
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
Bize Ulaşın
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu ile ilgili Benzer Konular
22 Kez Görüntülendi
Yakın Doğu Üniversitesi
Üniversiteler
Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ)
Üniversiteler
Farabi (Farabi Kimdir? - Farabi Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi
|
Tarihin akışı değiştirilebilir mi?
Konu Araçları
03-01-2009
#
1
Profil Bilgileri
FataL
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu başlıklı yazı Mumsema Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu Forum Alev
FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI
FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI 17-19 MAYIS 1999 Almatı
TARİHİN OLUŞUMU VE DEĞİŞME
Prof
Dr
Bahaeddin YEDİYILDIZ
"Asra and olsun ki, insan gerçekten ziyandadır
ancak iman eden ve iyi iş işleyenler,
ve birbirlerine hakkı tavsiye edenler
ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ"
Kur'an, CIII/1-3
Günümüz dünyasında büyük değişmeler ve yeni oluşumlara şâhit olmaktayız
Bu gelişmelerin en çok alâkadar ettiği milletlerden birisi de hiç şüphesiz Türk milletidir
Türkiye'de uzun zamandır yaşanan çağdaşlaşma sancılarının yanısıra Sovyet İmparatorluğu'nun çöküşüyle ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinde ve diğer Türk bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarında da açık veya gizli yeni bir oluşumun sancıları yaşanmaktadır
Hiç şüphesiz bu tür değişme ve oluşumlar uzun bir tarihî derinliğe ve geniş bir coğrafyaya sâhip bulunan Türk kültürünün ilk defa karşılaştığı yeni bir olgu değildir
Türk milletinin muhtelif uzuvlarının mahallî ortamlarda yaşadıkları kültürel dönüşümleri bir tarafa bırakacak olursak, milletimizin, büyük ekseriyeti itibariyle, bir kaç bin yıllık tarihinde, iki defa kendi havzası dışında oluşan, çağlarının güçlü medeniyetleriyle karşılaşması sonucunda, biri geçmişte tamamlanmış olan diğeri ise hâlâ süren iki büyük dönüşüm olgusu tecrübesine sahip bulunduğunu söyleyebiliriz
Bu dönüşümlerden birisi, Türklerin İslâm Medeniyeti dâiresine girmeleri olgusudur
Bu birden bire biten bir hâdise değildir
Hatta bugün bile devam ettiği söylenebilecek olan bu oluşumun uzun sürmesinin sebeplerinden birisi, İslâmiyetin hergün yeniden doğmayı gerektiren bir anlayışa sahip olmasının sağlamış olduğu imkan ve kazandırdığı davranış ise, diğer bir sebep de bu anlayışla hareket eden Türk toplumunun, başkalarını taklitten çok kendi terkibini yaparak tekamül etme yolunu benimsemiş olmasıdır
İslam medeniyetine giriş böyle bir terkiple gerçekleştirilmiştir
Bu terkip, Büyük Okyanus'tan Batı Avrupa sınırlarına kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerinde bin yıl Türk sosyal sistemini aynı değerlerle bütünleştiren bir terkiptir
Bu dönüşümde Türkler, yabancılaşmaksızın, kendi aslî hususiyetlerini koruyarak müslümanlaşmayı ve İslâm Medeniyeti'ni özümlemeyi başarmışlar, ve bu medeniyetin her alanında yaratıcı ve özgün rôller oynamışlardır
Türk tarihindeki ikinci kültürel dönüşüm, Batı bilimi, teknolojisi ve sanayiinin, yaklaşık üç yüz yıldan beri, Türk Dünyası'nı etkilemesine muvâzî bir seyir takip etmektedir
Türk Dünyası henüz tamamlanmamış olan bu dönüşümün sancılarını yaşamaktadır
Öyle inanıyorum ki, Türk Milleti, bu dönüşümü de, kendi dinamiklerinin yaratıcılığı sayesinde, Türk ve müslüman kalarak, Doğu ve Batı medeniyetlerinden edindiği müktesebâttan da yararlanarak, yeni bir oluşum hamlesiyle başaracaktır
Bu sebeple ben burada, Türk Dünyası'nın tarihi boyunca yaşadığı dönüşüm süreçlerine âit olaylar üzerinde değil, söz konusu oluşumların teorik çerçevesi üzerinde durmak istiyorum
Özellikle de "tarihi oluşum" ve "değişme" olguları arasındaki ilişkiye dikkat çekmek istiyorum
Çizmeye çalıştığım bu bağlamda, her şeyden önce, tarih'in ne olduğunu açıklarsak, tarihî oluşum'un mâhiyetini de kavramış oluruz ve değişme'nin de bu oluşumun devamından başka bir şey olmadığını görürüz
Şimdi bunu açıklamaya çalışalım
Genellikle insanlar arasında Tarih'in sırf geçmiş zamanlar hakkında elde edilen bilgilerden ibâret olduğu tarzında bir kanaat vardır
Halbuki, tarih, bu tür bilgi egzersizlerinden evvel, aslında yeni eserler gerçekleştiren, sosyal nizamda kısa ve uzun vadeli değişmeler meydana getiren eylemler, fiillerdir
Bu eylemler hakkında yapılan araştırmalar sonucunda tarih bilgisi elde edilebilmekte, bu tecrübelerin istikbâle yönelik yorumlarıyla da tarih felsefesi yapılabilmektedir
Öyleyse tarihi üç seviye de algılamak mümkündür
Birinci seviye, eylem, yani iş veya fiil seviyesidir
Eylem önce düşüncede başlar
Hiçbir şeyin tesadüfen gerçekleşmesi beklenemez
İnsanlar kendilerine hedefler belirler veya yaratır
İnsan yapacağı işi, işleyeceği fiili önce düşünür, kafasında tasarlar
Ondan sonra bu tasarıyı düşünceden eyleme, fiile dönüştürür, uygulamaya koyar
Eğer bir toplum tarihî tecrübesinin kendisine kazandırdığı kimliğinin şuurunda ise, söz konusu hedefleri belirlemede isabet kaydeder
Dolayısıyla bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde tarihî tecrübelerini yeniden kullanma imkanına kavuşur
Böylece tarihî oluşumun sürekliliğini de sağlamış olur
Düşüncesini fiile dönüştüren insan, bu faaliyetinden sonra, gerçekleştirdiği eyleminin haklılığını ispat etmek için sözlü veya yazılı nutuklar irad eder ki, buna da meşrulaştırma eylemi veya hareketi denebilir
Bu olguyu, yani tarihin her şeyden evvel düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemi olduğu olgusunu, müşahhas bir iki örnekle açıklayalım
Bilindiği gibi, İstanbul'un Türkler tarafından fethi, türk tarihinin önemli olaylarından birisidir
Bu fetih işi, önce Fatih Sultan Mehmed'in düşüncesinde canlanmış, şehrin muhasarası ve düşürülmesi eylemleriyle gerçekleşmiştir
Osmanlı Beyliğini büyük bir devlet yapısına kavuşturmayı ve yönetimi altındaki insanları refah içinde yaşatmayı düşünen ve düşleyen Fatih, devleti yeni bir yapıya kavuşturmak ve kurduğu sosyo-kültürel müesseselerle halkının bütün ihtiyaçlarını giderebileceği bir sosyo-kültürel altyapı oluşturmak suretiyle bu düşüncesini eyleme dönüştürmüş, ve bu eylemini meşrulaştırmak için de meşhur Kanunnâmelerini hazırlatmıştır
Bu olgu, tarihî tekevvün, kültürel bir oluşum, bir medeniyet hareketidir
İyilik felsefesi ve insana hizmet düşüncesinin somutlaşmasından oluşan bu medeniyet hareketini, Semerkant'da Uluğ Bey'in Registan Külliyesi'nden Edirne'deki Selimiye Külliyesi'ne ve oradan Bosna-Hersek'te Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Bey Külliyesi'ne kadar Türk Dünyası'nın her tarafına yayılmış binlerce eserde görmek mümkündür
Bu düşünce, Kaşgar'da Yakub Han, Bursa'da Yeşil, İstanbul'da Fâtih veya Süleymâniye külliyeleri oluvermiştir
Bütün bunlar tasarının olguya dönüşmesidir
Geçmiş zaman içindeki, tarihî oluşumlardır, diğer bir ifâdeyle yaşanan tarihlerdir
Bugün de tarih, düşünülen, tasarlanan bir takım eylemlerin uygulamaya konulması ve bunların haklılığının savunulması suretiyle oluşmaktadır
Tarih bizzat yaşanmaktadır
Kişinin ya da toplumun varlığı ve kimliği, fiilleriyle özdeştir
"İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur"(Kur'an)
Hacı Bayramı Velî (1352-1430)'nin dediği gibi, "ef'âl"inin yani eylemlerinin bilincine varan kişi, onlarda sıfatını ve zâtını, yani kendi özelliklerini, varlığını ve kimliğini de görür
İşte bu sebepledir ki, düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemleri, sadece kendilerini hususî tarihlerinin özne'si olarak kavrayabilen, sorumluluklarının şuurunda olan, kendi geçmişlerinden gelen baskılardan kurtulabilen insanlarca gerçekleştirilebilir
Bu malzemeyi, ancak ve ancak düşünce, uygulama ve meşrulaştırma eylemi içinde bulunan toplumlar, kendi belirledikleri hedefleri gerçekleştirme yolunda kullanabilirler
Tarihin algılandığı ikinci seviye, tarihî eylem hakkında tarihçinin edindiği bilgi seviyesidir
Bu seviyede, tarihçi, insanların gerçekleştirdiklerini inceleme konusuna dönüştürür
Bu inceleme sırasında tarihçi, insanların asırlar boyunca insanlığı kavradıkları tarzları hikayeleştirmeleri sonucu meydana gelen bilgileri nakille yetinmez
Bu tarzlar üzerinde düşünür ve içinde yaşadığı kendi toplumundaki değişmelere dikkat ederek onları açıklar
Tarihçinin üzerinde düşündüğü inceleme konuları çok çeşitlidir
Bunlar arasında, örnek olarak nüfus hareketlerini, sosyal grupların organik terkiplerini, zihniyetlerin dinamiğini, iktisadî hareketleri ve siyasî çatışmaları sayabiliriz
Tarihçi, sosyal münâsebetlerin nasıl teşekkül ettiğini, meydana gelen sosyal eğilimleri ve oyunları anlamaya çalışır
Bu şekilde elde edilen tarih bilgisi, milletlerin birbirleriyle olan ilişkilerini aydınlatır ve bunların düzenlenmesine yardımcı olur
Özellikle siyasî tarihi, toplumların bağımsız olarak hayatta kalabilmek için birbirleriyle yaptıkları sürekli yarışın özeti olarak tanımlamak mümkündür
Son derece ciddî bir oyun niteliğinde olan bu yarışlarda kaybetmeyen, kazanan toplumlar hayatlarını sürdürebilmektedirler
Bu ölüm-kalım yarışını kazanabilmek, genellikle tarihî oluşumun akışını çok iyi anlayıp hatırlamaya, dolayısıyla zaman içinde meydana gelmiş yanlışlıkların tekrarlanmamasına, ve diğer yarışmacıların oyunlarına düşmemek için tedbir alınmasına bağlıdır
Bu bilim ve bilgi işidir
Bu gerçeği Türkler tarihleri boyunca çok iyi anlamışlardır
XI
yüzyılda yaşamış büyük Türk bilgini Balasagunlu Yusuf Has Hacib, bunu Kutadgu Bilig'de şöyle ifade eder: "İnsandan insana çok fark vardır; bu fark bilgiden ileri gelir
Bütün iyilikler bilginin faydasıdır; bilgi ile göğe dahi yol bulunur
Dünyayı elinde tutan onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden bu işi bilgi ile yaptı
" Çağımız dünyasında "bilgi toplumu"nu doğuran tarihî oluşumun temeli bundan daha güzel ifâde edilemez
Insanların gerçekleştirdiği eylemler ve bu eylemler arasındaki ilişkiler ağını anlamak için kaynakların tahlili sonucunda elde edilen tarih bilgisi aşamalarından sonra, tarihin üçüncü algılanış seviyesi olan tarih felsefesi seviyesine ulaşılmaktadır
Tarih felsefesini, insanlığın yaşamış olduğu tecrübelerin tamamını kucaklayan, kendisinden istikbalin fışkırması gereken bu mirası özetleyerek günümüz problemlerine çözüm bulabilmek için yeniden yorumlayan bir kalkınma nazariyesi olarak tanımlamak mümkündür
Toplumun iman ve inanç sisteminden kaynaklanan değerler, soz konusu yorumların kıstasları olacaklardır
Bu nazariye, bir bakıma, söz konusu değerlerden süzülerek oluşan kamu vicdanının, ya da milletin kendi tarihini dünya tarihi bağlamında ve nesnel bir biçimde incelemesi sonucunda kazanacağı tarih şuurunun, bu milletin geleceği için tayin edeceği yön ve göstereceği hedeflerin sistemleştirilmiş izahından başka bir şey değildir
Milletin bütün fertlerine bu şuurun kazandırılması, yön ve hedeflerin benimsetilmesi gerekir
Bunun yolu da eğitimdir
Aksi takdirde, başka milletler bu tarlaya istedikleri tohumları ekebilirler
Bu da o toplumu, tarihin öznesi olmaktan çıkarıp nesnesi haline getirir
Millet, Tarih'e, en az kendi toplumunun tarihine yön veren aktif bir güç olması gerekirken, kendisiyle oynanan bir malzeme haline gelir
Demek ki, fert veya toplum olarak, tarihin oluşumunda rol üstlenebilmek, düşünce ve bilgi üretmeye, bunları uygulama alanına aktarmaya, ve bunları savunabilmeye bağlıdır
Açıklamaya çalıştığımız bu tarihi oluşum, bir defada olup bitmez; sürekli olarak kendini yeniler
İşte bu yenilenmeye biz, değişme veya çağdaşlaşma ya da kültürün yeniden kurulması diyoruz
O halde değişme veya çağdaşlaşma, başkalaşma, yani mahiyet değiştirme değil, olmaya devam etme; oluşumun sürekliliğini devam ettirme anlamına gelmektedir
Modernleşme, muasırmaşma, sanayileşme, kalkınma, yenileşme, ve benzeri kavramlar çerçevesinde sürekli tartışılan bu değişme veya çağdaşlaşma olgusunu, en iyi şekilde açıklayan benzetme, öyle zannediyorum ki, bazı araştırmacıların mayalaşma benzetmesidir
Bu mayalaşmayı, Hasan Bülent Paksoy'un "Türk Toplumlarının Kimliği ve Uygarlık" adlı makalesine dayanarak şu şekilde özetleyebiliriz
Her toplumun tarihi oluşumu, o toplumun kültürünü doğurur
Bazı araştırmacılar tarafından kültür, belirli bir kökten gelmiş bir toplumun ana mayası anlamına gelir
Bir toplumun bu ana mayasını, o toplumun tarih, töre, dil, edebiyat ve sanat birliğinin toplamı belirler
Bu ortak değerler, söz konusu toplumun benliğini oluşturur, kimliğini belgeler
Bu topluma mensup herkesin yapısında ve benliğinde, o toplumun mayasından bir parça bulunur
şarap mayası nasıl bira mayasından farklıysa, Fransız kültürü de Alman kültüründen o derece farklıdır
Yoğurt mayası ile peynir mayası bir olmadığı gibi, Türklerin ana mayası da diğer toplumların mayasından ayrıdır
Bilindiği üzere, maya yalnız başına bırakıldığı zaman “kendi kendini” yer; halbuki başka maddelerin içine katıldığı zaman yeni oluşumlara sebep olur
Yoğurt mayası, sütü yoğurda çevirir
Eğer maya, içinde gelişeceği, çoğalacağı ana maddeyi bulamaz ise, kendi kendini yemeye başlar ve sonunda ölür
Üzüm suyuna yoğurt mayası katılırsa sonuç ne şaraptır ne de yoğurt
Ne yemeye yarar ne de içmeye
Mayanın canlı tutulabilmesi için, sürekli olarak kullanılması gerekir
Yeni mayalanmış yoğurdun bir parçası ayrılıp maya olarak saklanır
Böylelikle maya da kendini yenilemiş olur
Bir toplumun kültürü de bundan farksızdır
Kullanılmayan kültür ölür
Bir toplumun tarihi oluşum süreci içinde telif ettiği kitaplar ve gerçekleştirdiği diğer eserler, o toplumun mayalarıdır
Bunlar yeni nesillerin kafalarını mayalar
Bu maya tutar
Yeni kitaplar yazılmasına sebep olur
Yeni yazılan kitaplar da milli kültür mirasına eklenir
Böylece, maya gibi benlik de büyür, incelir ve yükselir
Şüphesiz, bir toplumun tarihi oluşumunda, diğer toplumların mayalarından istifade etmek de söz konusudur
Çünkü hiçbir toplum dünyada tek başına yaşayamaz
Toplumlar, ticaret alanında olduğu kadar kültür alanında da alış-veriş yapmak ve yarışmak zorundadırlar
Dolayısyıla, kendi mayasını kaybetmeden, kendi tarihi oluşumu istikametinde, kimliğini ve şahsiyetini koruyarak değişmek, daha doğrusu oluşumunu sürdürmek isteyen her toplum, diğer toplumların mayalarını da öğrenmek ve bilmek zorundadır
Çağdaşlaşma tarihi sürecinde Japonya’nın yapmış olduğu iş, işte budur
Bilindiği gibi, Japonya, elektronik bilimini ikinci dünya savaşı sonrasında, Batı Avrupa’dan ve ABD’den öğrenmiştir
Daha sonra bu sanayi dalında dünyada ilk sırayı almıştır
Ama kendi mayasını ve benliğini kaybetmemiştir
Diğer toplumların bilgisinden istifade etmekle, Amerikalı ya da Avrupalı olmamıştır
Bu başarının önemli sebeplerinden birisi, Japon mayasının tarih, edebiyat ve sanat yolu ile çok iyi belirlenmiş olması, Japon toplumunun bu mayayı değiştirmek istememesidir
Japon kültürü bütün ayrıntılarıyla incelenmiş ve yazılmıştır
Bu kültür Japon eğitim sisteminin temelini teşkil etmekte, yeni nesillerin kafalarını mayalamakta ve yeni oluşumlara vesile olmaktadır
Öyle zannediyorum ki, değişen dünyada, Türk milletinin içinde yaşadığı problemlerin çözümü üzerinde düşünürken, esas hareket noktası,
-Değişme veya çağdaşlaşmanın, toplumların mahiyetini ve kimliklerini değiştirmek değil, her toplumun tarihi süreklilik içinde kültürünü yeniden kurmasını sağlamak,
-Türk toplumuna ait tarihi oluşumun ana mayasının Türk kültür değerleri olduğunun şuuruna varmak,
-Bu mayanın yeni oluşumlarda kullanılabilmesinin ancak yaratıcılık ve icad kabiliyetiyle mümkün olabileceğini bilmek,
-Ve bütün eylem, diğer bir ifadeyle iş veya çalışma programlarını bu prensiplere göre yapmak olmalıdır
///
Bibliyografya:
-Berque (Jaques), "Kültür ve İslâm" ( çev
B
Yediyıldız), Kriter (Ocak 1984), s
17-20; (Şubat 1984), s
18-21
-Doğumunun 112
Yılında Bir Kültür Klâsiğimiz: Yahyâ Kemâl (Yayına Hazırlayan: B
Yediyıldız, A
Y
Topuz), Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1998, 196 s
-Millî Kültürler ve Küreselleşme, (Yayına Hazırlayan: B
Yediyıldız, Ç
Özdemir, F
Unan), Türk Yurdu Yayınları, Konya 1998
-Paksoy (Hasan Bülent), "Tarih, Toplumların kimliği ve uygarlık", Yeni Forum, Ankara, Haziran 1992, c
XIII/227, s
54-65
-Prof
Dr
Osman Turan'ın Eserinde Tarih ve Tarihçi İlişkileri (Yayına Hazırlayan: B
Yediyıldız, F
Unan, Y
Hacaloğlu), Ankara, 1998, 248 s
-Ruby' (C
)"Tarih nedir?" (Çev
B
Yediyıldız), Belleten , c
LV/213, Ankara 1991, s
579-586
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Atatürk'te milli kültürler ve küreselleşme",Türk Yurdu, Aralık 1997, XVII/124, s
7-9
-Yediyıldız (Bahaeddin),"Batılılaşmanın temelleri üzerinde bazı düşünceler", Birinci Millî Türkoloji Kongresi (İstanbul, 6-9 Şubat ) Tebliğler , İstanbıl, 1980, s
327-335
-Yediyıldız (bahaeddin), "Kültür ve yenileşme", Türk Kültürü (yıl: 20, sayı: 231, Temmuz 1982), s
1-18
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Tarih ve kültür" (Y
Yücel ile birlikte), Erdem (Atatürk Kültür Merkezi Dergisi), c
IV/10 (Ocak 1988), Ankara, 1988, s
31-38
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Hacı Bayramı Velî Döneminden Günümüze kadar Gelen Vakıf Kültür Eserleri", I
Hacı Bayram-ı Velî Sempozyumu Bildirileri , Ankara Valiliği Kültür Müdürlüğü Yayını, Ankara 1990, s
133-143
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Türk Kültür Sistemi İçinde Vakfın Yeri", Türk Vakıfları (Ed
Z
Baloğlu), Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı Yayını, İstanbul, 1996, s
40-47
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Türk Dünyasının Sosyo-kültürel Entegrasyonunda Vakıfların Rolü", Yeni Türkiye , (Mayıs-Haziran 1997, Yıl 3, Sayı 15), s
327-337
-Yediyıldız (Bahaeddin), "Mehmet Akif'i Anarken", (Türk Yurdu, Şubat 1998, c
XVIII, sayı:126), s
2-6
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
dogu
,
fakultesi
,
farabi
,
sarkiyat
,
universitesi
Farabi üniversitesi şarkiyat Fakültesi Doğu ile ilgili Benzer Konular
22 Kez Görüntülendi
Yakın Doğu Üniversitesi
Üniversiteler
Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ)
Üniversiteler
Farabi (Farabi Kimdir? - Farabi Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
09:21
.
Sayfalar
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553