FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
İman
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri ile ilgili Benzer Konular
259 Kez Görüntülendi
İslami Gifler
(İslami) Dini Avatarlar
İslami İmzalar, İslami Gifler ve İslami Avatarlar
(İslami) Dini Avatarlar
İslami Resimler
Dini Resimler
İslami birkaç gif
Dini Resimler
İslami imzalar
(İslami) Dini Avatarlar
Cennet Köskleri
|
Cennetteki Sonsuz Mutluluk
Konu Araçları
16-02-2008
#
1
Profil Bilgileri
Ecir
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri başlıklı yazı Mumsema İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri Forum Alev
Dinde İbadet Fıkhı
Mustafa Naim
“
İ
nsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?!” (Kıyamet :36) Cevabı ret / menfi olan bu soru, ben-i adem için bu hayatın, kafirlerin “hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir
(Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz “ (Müminun : 37) şeklinde tanımladıkları gibi değil, Yüce Allah’
ı
n “dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir
Muttaki olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır” (Enam : 32) tanımladığı şekilde cevabını buluyor
Elbette ki ayette geçen oyun ve eğlence, tüm insanlar için bu hayatın asıl gayesi değil, asıl gayeyi unutup bu hayatı ilk ve son hayat olarak bilip inanan aldanmışların gayesidir
Ahiret yurdunun kendileri için daha hayırlı olduğunu bilen ve inanan muttakilerin gayesi ise kuşkusuz daha ảlidir
Bu ulvi gaye, ben-i ademin hilkat, resullerin (s
a
s
) de bi’set gayesini beyan eden şu ayetlerde tecelli etmektedir
“Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik
” (Nahl : 36)
“Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona: "Benden başka İlah yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım
” (Enbiya :25)
“ Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım
” (Zariyat : 56)
“ Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur
” (A’raf :59,65,73,85
Hud : 50,61,84 Müminun : 23,32)
Hadislerde de; namaz, oruç, hac, zekat,cihat, infak vb
konulardan tutun da kişinin Müslüman kardeşine tebessüm etmesi, eşlerin cinsel teması, gelen meşakkat ve belalara tahammül, yoldan eziyet verici herşeyin izale edilmesi, kıbleye yönelip tuvalet ihtiyacının giderilmemesi, giyim –kuşam ve alışveriş adabı, savaş halleri vs
hayatın tümüne şamil teşvik veya uyarıların yapıldığını görmekteyiz
Böylelikle gerek Kuran ve gerekse hadislerin, fert, aile, toplum, devlet, ümmet, dünya, kainat, ahiret ve bunlar arasındaki etkileşimi konu edinen nice nasslarla dolu olduğu müşahede edilebilmektedir
Yukarıdaki ayetlerde insanın varoluş gayesinin Allah’a ibadet etmesi olduğu, tüm peygamberlerin de sadece buna davet amaçlı gönderildikleri açıkça dile getirilmektedir
Başka ayetlerde de, dinin hayatın tüm alanlarında nasıl yaşanacağını kavli ve fiili olarak insanlara göstermeleri amacıyla tüm peygamberlerin insan türünden seçildiği beyan edilmektedir
İnsanın yaratılış-varoluş gayesi ve tüm peygamberlerin öğretmekle mükellef oldukları yegane vazife olacak kadar önemi haiz ibadet mevzusu, diğer pek çok dini kavram gibi mürur-u zamanla asıl mana ve mecrası yontularak ya da eklemlemeler yapılarak farklı manalarda kullanılır hale getirilmiştir
Bunun neticesi olarak da, ibadet başlığı altında zikredilen söz ve fiiller fert ve toplumların dindarlık ölçüsü sayılmış, o başlığın dışında kalan alanlar ise ibadet kavramının dışında tutulduğundan dinin oralara etkisi minimum düzeye inmiş, indirilmiştir
Binaenaleyh, yenilenme ihtiyacı duyan bazı dini kavramlar, Kur’an ve sünnet ışığında çağın gereklerini karşılayacak şekilde yeniden ele alınması ve tanımının dizayn edilmesi olmazsa olmazlardandır
Bunların yapılmaması, bir taraftan dinden olan hususların din dışı; din dışı olan hususların da dinden kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır ki bu, Ehl-i Kitabın dinlerini tahrip ve tahrif etmede başvurdukları en önemli yöntemlerden biridir
Bununla ilgili olarak Kuran şöyle der: “Kimi yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar” (Nisa :46)
“Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar” (Maide :13)
“Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar
” (Maide :41)
Bazı dini kavramların çağın gerekleri hususundaki yetersizliğine ‘zina’ kavramı bir örnek olarak verilebilir
Bu kavram, genel itibariyle fıkıh kitaplarında ister erkek-kadın, ister erkek-erkek, ister insan- hayvan arasında olsun ‘cinsi temas’la sınırlı tutulmuştur
Bu kavramın tanımlandığı zaman dilimi için bu tanımda bir sorun yoktur
Ancak bu kavram bu tanımla teknolojinin hızına yetişememiş ve geride kalmıştır
Bunun sonucu olarak tüp bebek olayında ‘taşıyıcı anne(!)’ yani, bir bayanın eşi olmayan bir erkeğin spermlerini taşıması, ya da spermlerin o bayanın rahminde döllenmesi gibi bir yolu tercih eden kadın ve erkeğin hükmünün ne olacağı hususu vb
konular kafa karışıklığına yol aralamaktadır
Teknolojinin sağladığı imkanlarla yapılan bazı hırsızlık olaylarının, fıkıhtaki ‘hırsızlık’ kavramı içinde ne denli yer alabileceği hususu da bir diğer örnek
Bu her iki örnek vb
lerinde yaşanan kavram kargaşası, bunlara uygulanacak dini müeyyidenin de nitelik ve niceliğini etkilemektedir
Çünkü , “ceza amelin cinsine göredir” fıkıh kaidesi gereğince, kavrama yüklenen tanımda yer alan eylem ve söylemlere ceza uygulanabilir ancak
Kavramlarla ilgili bu mini mukkadimeden sonra ‘ibadet’ kavramının dindeki manası, hakikati ve önemi ile mürur-u zamanla yüklenen manasına bakalım
İbadet Nedir?
Kelime, köken olarak Arapça’dır
Türkçe karşılığı ‘kulluk’tur
Kelime manası itibariyle; insanlar arasında bilinen ve yapılandan daha fazla boyun eğme ve yüceltme manasındadır
Şeriat’taki manası: Bununla ilgili farklı şekillerde tanımlar yapılmış olmakla birlikte genel olarak aynı manalara matufturlar
Bu tanımlardan bazıları:
1
- Allah’
ı
n emrine icabet edip, yasaklarından da kaçınarak O’nun iradesi ve dilemesine uygun olacak şekilde insandan sadır olan her duygu-düşünce, söz ve fiile verilen isimdir
Duygu-düşüncenin ibadet olduğuna dair deliller şöyle sıralanabilir: “
İş
te Allah, delillerini size böylece bildirir, ta ki düşünesiniz
” (Bakara :219)
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler
(Ve derler ki
'Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın
Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru
”” (Al-i İmran:190-191)
Al-i İmran’
ı
n bu ayetleriyle ilgili olarak Aişe validemiz (r
a
)’dan rivayet edilen bir hadiste Peygamber (s
a
s) şöyle buyuruyor: “Bu ayetleri okuyup da onda tefekkür etmeyene yazıklar olsun
” (ibn-i Hübban)
Sözün ibadet olduğuna dair bazı deliller: “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler “ (Al-i İmran:191)
“Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun
” (Al-i İmran:104) “Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: 'Gerçekten ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet: 33)
Dua vb
ayetler de bu kabildendir
Fiilin ibadet oluşuyla ile ilgili olarak namaz, oruç, zekat, hac, infak, cihat, alışverişte doğruluk vs
amellerle ilgili ayet ve hadisler delil olarak yeterlidir
Bu tanıma göre ibadet, Allah’
ı
n emrine ve yasaklarına bağlı kalma gayesiyle yapıldıktan sonra herhangi bir fiil, söz ya da tefekkürle sınırlı ve sayılı tutulamaz
2
- İnsanın Rabbi’ni yüceltmek amacıyla nefsine muhalefet ederek yaptığı fiillerdir
Bu tanım, bir tanımın olmazsa olmazlarından olan cam’i (kapsayıcı) olması özelliği açısından kusurludur
Cam’i (kapsayıcı) değil çünkü ibadeti salt fiille sınırlandırmış, söz ve duyguyu bunun dışında tutmuştur
Ayrıca ibadet, illa da nefse muhalefeti gerektirmez
Helal yemek, içmek ve helal cinsi münasebet gibi nefsin hoşuna giden konular da ibadet hükmünü kazanabilir…
3
– Fahrüddin er–Razi ibadeti şöyle tanımlamıştır: Allah’
ı
n emrini yüceltmek, varlıklara da şefkatli olmaktır
4
– İbn-i Teymiyye tüm bu tanımlara ek olarak çok daha derin ve dakik bir eklemede bulunarak ‘sevgi’ unsurunu İslami ibadetin ayrılmaz parçası olarak görüyor ve şunu ifade ediyor: Kim, bir kimseye ondan nefret ettiği halde boyun eğerse ona kulluk etmiş olmaz
(Buna örnek olarak mümin olduğu halde zor karşısında küfür kelimelerini telaffuz eden kişiyi verebiliriz
)
Kim de, bir şeyi sevdiği halde ona mutlak boyun eğmezse ona kulluk etmiş sayılmaz
Kişinin eşini, çocuklarını sevmesi gibi… Bu yüzden, bunlardan sadece biri Allah’a ibadet için yeterli değildir
Bilakis Allah, kul için her şeyden daha sevgili ve her şeyden daha yüce, saygın olmalıdır
Hatta, Allah’
ı
n dışında hiçbir varlık mutlak sevgi ve mutlak saygıya müstahak değildir
İbn-i Teymiyye bu yaklaşımına dayanak olarak da şu nassları delil göstermektedir: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin
Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez
” (Tevbe : 24)
Bir hadiste de “ sizden biriniz beni, kendi, çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe -bihakkın- iman etmiş sayılmaz” diye buyrulmaktadır
(Buhari ve Müslim)
Allah’a olan sevgi, Peygamber (s
a
s
)’e olan sevgiyle ilintili olduğu zaten aşikardır
Tüm bu tanımlardan, şer’i ibadetin iki unsurdan hali (ayrık/yoksun) olamayacağı anlaşılmaktadır:
a)
İtaat ve boyun eğme unsuru ki bu; Allah’
ı
n şeriatı ve Resulüllah (s
a
s)’
ı
n davetinin ihtiva ettiği emir ve yasaklara, helal ve harama riayet etmektir
Tek ve Kahhar olan Allah’a boyun eğmenin esasını da; kişinin, zarara, faydaya, rızka, hayat ve memata malik olana kendisini muhtaç hissetmesi oluşturmaktadır
b)
Sevgi ve iştiyak unsuru ki bu da İhlas demektir
Bu unsur, Allah’a olan bağlılık ve itaatin Allah’
ı
seven bir kalpten neş’et etmesini gerektirir
Sevginin de esası; Allah’
ı
n faziletini, nimetlerini, ihsanını, rahmetini, cemal ve kemalini hissetmektir
Allah’
ı
tanıyan O’nu sever, O’nu tanıdığı oranda O’na sevgi besler
O’na beslediği sevgi oranında da O’na ibadet eder
Bundan dolayıdır ki Allah’
ı
n resulü (s
a
s
) şöyle dua ederdi: “Allah’
ı
m bana sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve beni sana yakınlaştıracak olan şeylerin sevgisini ver
” (Tirmizi ve Ahmed )
Sevginin en ileri seviyesi, sevenin sevdiğine kulluk etmesidir
Yani maşuka abid olmaktır
Enes bin Malik’ten rivayet edilen bir hadiste, bedevilerden biri Peygamber (s
a
s
)’e gelerek “kıyamet ne zamandır?” diye sorar
Peygamber (s
a
s
), soruya soruyla cevap verip soruyu, asıl sorulması gereken yere çekme üslubunu kullanarak o bedeviye “kıyamet için neyi hazırladın?” diye sorar
Bedevi; “kıyamet için çok fazla namaz ve oruç hazırlamış değilim
Ancak ben Allah ve Resulü’nü seviyorum” der
Bunun üzerine Peygamber (s
a
s) ona “kişi sevdiğiyle beraberdir” şeklinde karşılık verir
Bu hadise binaen Enes (r
a
) şöyle der: “ Müslümanların, İslam’dan sonra bu hadise sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmedim
” (Müsned İmam Ahmed :12909)
İbn’ül Kayyim konuyla ilgili şunu der: “
İ
badetin aslı Allah sevgisidir
Hatta sadece O’nun sevilmesi ve sevginin tümünün O’na tahsis edilmesidir
O’nun dışında sevilenleri de yine O’nun sevgisine binaen sevmektir
”
Öyleyse ibadet, Allah’a karşı zilletin de sevginin de zirvesidir
Fıkıh ve Bazı Hadis Kitaplarında İbadet Kavramı:
Yukarıdaki tanım ve açıklamalarda görüldüğü gibi ibadet kavramı, Allah’
ı
n emirlerine bağlılık, yasaklarından da kaçınma amacına matuf olduktan sonra hayatın tamamını kapsayan bir kavramdır
Ancak bu tabir, fıkıh alimleri ve bazı muhaddisler tarafından daha dar bir alan ve anlamda kullanılmıştır
Bu alimler, İslam fıkhını ‘ibadetler ile muameleler’ diye iki ana kısma ayırarak ibadet kavramını namaz,oruç, zekat,hac gibi bazı amellerle sınırlı tutmuşlardır
Doğrusu bu ayırımın şeriatın aslında ve anlayışında yeri yoktur
Dinin ibadete yüklediği tanım böyle bir ayırışımı kabul etmemekle birlikte, bu ayırım lalatayn yapılmamıştır
O alimlerin kendileri de, muameleler kısmının alt başlıkları olan alış veriş, medeni haller ve ceza hukuku bölümlerinde ele aldıkları konuların tamamında, beş şer’i hüküm olarak bilinen farz, mendup, mubah, mekruh ve haram kavramlarını kullanırlar
Yine bilindiği gibi bu beş hüküm, bir amel veya sözün indallahta kabul, ret veya nötür oluşunu ifade ettiğinden doğal olarak ibadet kavramının içinde yer almış oluyorlar
Çünkü namaz, oruç, hac vb
ibadetler de kendi içinde bu beş hükümle izah edilirler
Namazın farzları, mendupları (sünnetleri), mekruhları, haramları gibi…
Peki, sonuç itibariyle dolaylı da olsa fıkhın tamamı ibadet kavramının içinde yer alıyorsa, alimlerin bu fıkhı, ibadetler ve muameleler diye iki kısma ayırmalarının neden ve hikmetleri nelerdir?
1
– İbadet diye adlandırılan kısımda söz sahibi sadece Allah’tır
Orada belirtilen amel ve sözlerin çerçeve ve muhtevasını O belirler, emir ve yasakları O koyar
Kullara düşen ise o amelleri olduğu gibi kabul etmek ve yaşamaktır
Kulların kendi başlarına yeni bir ibadet inşa ve icra etme hak ve lüksleri yoktur
İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinden müteşekkil olan muameleler kısmında yer alan amel ve sözler ise şeriatça belirlenmiş değildir
Bilakis şeriattan önce de var olan uygulamalardı
Ancak, şeriat gelince bu uygulamaların mahiyetine yeni bir çehre kazandırdı, faydalı ve salahiyetli olanlarını kabul, zararlı ve fasit olanlarını da ret etti
Bu yüzden alimler, ibadetlerde esas olanın, maksat ve hikmetlerine bakılmaksızın olduğu gibi kabul ve icra edilmeleri olduğunu, muamelelerde ise asıl olanın maksat ve hikmetlerinin araştırılması, bilinmesine bağlı olarak mübah hükmüne tabi olduğunu belirtmişlerdir
Örneğin; hacda, halk arasında ‘
ş
eytan taşlama’ diye bilinen cemeratlara taş atılmasının hikmeti, hangi asırda olursa olsun sorulmaksızın kula düşen bunu icra etmektir
Ama diğer taraftan şeriat, düşmana karşı savaşmak için ata binmeyi, güçlü atların yetiştirilmesini, ok atıcılığını vs
teşvik etmişse, ancak zamanla insanlar bunlar yerine zırhlı, ateşli silahlar, tank ve füzeler kullanmaya başlamışlarsa, şeriat’
ı
n at biniciliği ve atıcılığı teşvik edişinin altında yatan hikmet ve maksatların araştırılması ve bilinmesi kaçınılmaz olur
2
– İslam fıkhının ikiye ayrılmasının bir diğer neden ise; ibadet kısmında zikredilenlerin Allah nezdinde kabul oluşu, halisane bir niyetle ifa ve icra edilmesine bağlıdır
Bu kısımda yer alan namaz, oruç vb
lerinin sıhhati ve kabulü,o amelin başlangıcından bitimine kadar salt rıza-i İlahi için yapılmasına bağlıdır
Bu ibadetlere gerek başlarken gerekse de ifası esnasında niyetin değişerek Allah’
ı
n rızasının dışında başka bir amaçla eda edilmesi halinde ibadet bozulur, fasit ve merdut olur
Muameleler kısmında yer alan alış-veriş şekilleri, borç, rehin, icar, icra, nikah, talak, miras, yargı, ceza hukuku vs
uygulamalarda niyet, amelin ret ve kabulü hususunda belirleyici değildir
İslami adaba riayet ederek alışveriş yapan, nikahlayan ya da boşayan bir kimsenin niyetinde Allah ve rızası olmasa bile o akitler sahih ve geçerli kabul edilir
Böyle bir niyetle yapılmamış olması, o uygulamayı ibadet olmaktan çıkardığından kişinin sevaba ermesine mani olur sadece
Her Müslüman, Hesap Günü’nde miskal-i zere sevabın da günahın da mizanına etki edebileceği endişesi taşıdığından bu tür niyet gerektirmeyen amel ve sözlerini de ibadete dönüştürebilir, dönüştürmelidir
Çünkü bir Müslüman günde beş vakit namaz kılıyor, yılda bir ay oruç tutup zekatını veriyor, hayatında bir defa hacca gidiyorsa, bir günde onlarca, yüzlerce, belki binlerce defa alışveriş yapabilir
Hele bir de ticaret erbabındansa…Neden bu kadar icraatı boşa harcasın ki…
Ya da, herkes yaşamında su, elektrik, telefon harcamalarında bulunur
Kendimize ya da ehlimize bunların tasarruflu bir şekilde kullanılmasını salık vermekle, sadece faturanın kabarık gelmemesini sağlamış olacağız
Ancak, bunların tasarruflu kullanılmasını talep ederken israfın haram olduğunu, her bir müslüman’
ı
n haramdan kaçınması gerektiğini bilip ona inanarak yapmamız durumunda, haramdan kaçınmakla hem bir ibadeti yerine getirmiş oluruz hem de faturamızın kabarık gelmesine mani olmuş oluruz
Niyetin namaz, oruç vb
ibadetlerde olduğu gibi, muamelelerde de önemli olduğuna dair sünnetten şu delilleri zikretmek kafi gelir sanırım
Ömer (r
a
)’tan yapılan rivayette "Resûlullah (s
a
s
) buyurdular ki: “Ameller niyetlere göredir
Herkese niyet ettiği şey vardır
Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir
Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir” buyrulmaktadır
(Buhâri, Bed'ü'l-Vahy 1, Müslim, İmâret 155
)
Başka bir hadiste : Tebük Gazvesi dönüşünde Medine’ye yaklaştığında Resulüllah (s
a
s
) şöyle dedi:” Medine’de öyleleri var ki katettiğiniz her yol, geçtiğiniz her vadide sizinle beraberdirler
Bunun üzerine sahabeler dedi ki: Onlar Medine’de oldukları halde mi? Peygamber (s
a
s
) : Evet onlar Medine’de oldukları halde
Onları engelleyen özürleriydi
Ancak iyi niyetlerinden ötürü bize iştirak ettiler” buyrulmaktadır
(Buhari
4071
Ebu Davud
)
Dantel
Mumsema
Frmacil
17-02-2008
#
2
Profil Bilgileri
Ecir
--->: İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri
Mustafa Naim
Bu yazıda zaaflara taalluk eden nedenleri paylaşmak istiyorum
Davet çalışmalarında gevşeklik nedenlerinin tümünü ihata etmek güçtür
Çünkü bu nedenler, ferdin ailevi, kültürel, sosyal vb şartlarından, ait olduğu sosyal bloğun ve yaşadığı zaman ve zeminin yapısına kadar pek çok faktöre bağlı olarak farklılık arz edecektir
Burada, genel itibariyle karşılaşılan nedenleri sıralama gayretinde olacağım
Şöyle ki:
En yüce gaye olan Rıza-i İlahi ve Cennet’e kavuşma bilincinin azalması ya da tükenmesi
Davetin fazileti, önemi, vacibiyeti ve bir ibadet olduğu; ibadetin de “Sana ölüm gelene kadar Rabbi’ne ibadet et
” (Hicr: 99) emri gereği son nefese kadar sürdürülmesi gerektiğinin unutulması ya da ihmal edilmesi
Kan kaybeden bir insanın gittikçe çaptan düşmesi ve hayata veda etmesi gibi, iman takviyesini sağlayan yolların daralması ya da kesilmesine bağlı olarak adım adım dini mesuliyetlerden kopma ve onu terk etme sürecine girilmesi
Fazlasıyla günahlara bulaşılması, mübah ve şüpheli amellerde israfa gidilmesi
Müslüman davetçinin, davetinde yetersiz oluşuna bağlı olarak davet ettiği kişiler karşısında zayıf düşmesi
İlmi ve fikri olarak ehil olmadığı alanlara bulaşmasına bağlı olarak doğabilecek sorunlara çözüm üretememesi
Bina aleyh çareyi kabuğuna çekilmekte bulması
Ait olduğu birliktelikte sorumluluk alanlara güvenmemesi, ehliyet ve samimiyetlerinde kuşku içinde olması
Ait olduğu birliktelikte, yapının seyrini olumsuz etkileyecek nitelik ve/veya nicelikte art niyetli insanların var olduğuna inanması
Kendi vazifesinin belli bir zaman, mekân ya da görevle sınırlı olduğuna, zaman ve mekânın değişmesi ya da üstlendiği sorumluluğun bitmesini müteakip, yenilerini yüklenmek yerine, yaptıklarının yeterliliğine inanması
Allah’a olan güveninin sarsılması, kaza ve kadere rıza göstermemesi, Allah’
ı
n kâinatta, genel olarak tüm insanlarla, özel olarak da Müslümanlarla ilgili sünnetlerini göz ardı etmesi ya da bilmemesi
Dünya işlerine aşırı mesai harcaması ve bu kabilden olan insanlarla hemhal olup onlara gerekmediği kadar zaman ayırması ve buna bağlı olarak sorumluluk alanlarından tedricen tecrit olması
Ehl-u iyal ve akrabanın haksız baskılarına (çevre baskısı) dayanamayıp onlardan yana tavır takınması
Çalışmalarında hak ettiğini düşündüğü takdir ve hürmeti bulmaması
Hayat gemisinin geçtiği acı ve tatlı önemli limanların (evlilik, çocuk sahibi olmak, işe girmek, terfi etmek, askerlik yapmak, ölümler vb
) her birinde davasından bir parça bırakıp yoluna devam etmesi ve bir noktadan sonra artık dava namına bırakılabilecek hiçbir şeyinin kalmaması
Çıkılan yolun beklenenden daha uzun sürmesine rağmen umulan semerenin alınmadığını düşünmesi
Kendisi gibi gevşeyen, ya da köşesine çekilenlere ilgi duyması, onlarla hemhal olması
Bununla da, gevşemenin bir sorun olmadığını, çünkü gevşemenin sadece kendisinde değil başkalarında da olduğunu dile getirerek önce kendisini sonra da çevresindekileri tatmin ve teselli etmeye çalışması
Gevşeyen ya da dökülen tanınmış insanlara bakıp ‘onlar gittiyse ben niye duruyorum’ diye düşünerek kendisinin de gevşemesi ya da dökülmesi
Dini sorumlulukların edasıyla ilgili kendi aralarında çıkan ihtilafların tatlıya bağlanamaması neticesinde taraflardan bazılarının ayrılığı tercih etmesi
Zaman ve zeminin daimi devinimine mukabil, dinin sunumuna ilişkin yol ve yöntemlerin yenilenmemesinin bıkkınlık ve gevşekliğe yol aralaması
Düşmanın, zer, zor ve tezvir yöntemleri karşısında çareyi, teslim bayrağı çekip ya kendi köşesine ya da düşmanın köşesine çekilmekte bulması
Dini açıdan büyük günahlara, ya da sorumluluk açısından da büyük hatalara düşen davetçilerin, belki uzun bir emek gerektirecek ıslahların yoluna gidilmesi yerine, dışlamanın tercih edilmesi
Zikredilen nedenlere bakıldığında bunların daha iyi anlaşılması için şöyle kategorize edilmesinin mümkün olduğu görülecektir
-Müslüman davetçinin kendisiyle alakalı nedenler
-Birlikteliklerine taalluk eden nedenler
-Çevreden neş’et eden nedenler
Bu şekilde bir kategorizeden sonra şunu demek yanlış olmasa gerek: En önemli nedenler, ferdin kendisine taalluk edenlerdir
Nedenler haklı ya da haksız ne şekilde olursa olsun, davet ibadetinin her an-u mekânda yürütülmesi gerektiği, gevşemenin bir davetçi için düşünülemeyeceği ve büyük bir musibet olduğu bilinci var olduğu sürece, diğer kategorideki olumsuz nedenler davetçinin çalışmalarını olumsuz etkilese bile, onu o çalışmalardan alıkoyması pek mümkün olamayacaktır
Ama bu bilincin yitirilmesi halinde, önüne kırmızı halılar bile serilse, Yahudilerin Musa (A
S
)’a “ Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz işte burada oturuyoruz” (Maide: 24) dedikleri gibi diyecektir
Sorun nasıl çözülebilir?
Çözüm yolları hakkında şunlar söylenebilir:
İhlâs, sadakat ve sebatla son nefese kadar dinin korunması, yaşanması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasıyla ilgili çalışmaların elzemliliğinin aşılanması
Davetçiyi harekete geçiren, birilerinin itelemesi veya çekmesi değil, ihlâsı, sadakati ve gönlündeki iman ateşi olmalıdır
Davetin ibadetlerden bir ibadet olduğu ve ibadetin de hayat boyu olduğunun bilinmesi ve inanılması
Kemalden sonra zeval olduğundan, hiçbir fert ve yapının ulaştığı bazı hedeflerden sonra görevinin tamamlandığına kanaat getirerek kendini kandırmaması
Kâfi bir nitelik ve nicelik yakalanmadığı sürece davet çalışmalarının farz-ı ayn olduğunun, gevşekliğin de terkin de büyük vebal olduğunun bilinmesi ve inanılması
Gündelik yaşamdan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olan iman kuvvetini ve halâvetini her daim kaim kılacak etkinliklerin mütemadiyen düzenlenmesi
Allah ile bağların salih amellerle güçlü tutulması, hak yolda sebat ile ilgili varid olan duaların dilden düşürülmemesi
Hayatlarının son nefeslerine kadar mücadeleden geri kalmamış Selef-i Salih ve yakın tarihteki takipçilerinin okunması, okutulması, anlatılması
Davet çalışmalarında elde edilen/edilecek semerelere değil, görevin hakkıyla ifa edilip edilmediğine dikkat edilmesi
Nuh (A
S
) gibi 950 senelik davet çalışmalarından sonra, davete icabet edenlerin 40-50 kişiyi geçmediği, bu durumun O’nun çalışmalarında gevşeklik göstermesine yol açmadığının unutulmaması
Ölüm ve sonrasının sürekli tefekkür edilmesi ve amellerin bitiş hallerine göre değerlendirilmeye tabi tutulacağının bilinmesi
Uygun eşin seçilmesine ve ortak duyarlılıklara sahip olunmasına gayret gösterilmesi
Toplumsal sorumluluklar ile iş, eş, çocuk vb
kişi ve alanlarda hukuksal dengenin sağlanmasına çalışılması
İslam’
ı
n, helal yollarla olduktan sonra zengin olmaya engel olmadığı, ancak ferdin kişisel yaşamı açısından malda esas olanın, aza kanaat anlamına gelen züht ile malın gönülde değil elde olması gerektiği bilincinde olunması
İhtiyaç olan yere, gücü yeten herkesin koşması, başkasından bekleyerek nemelazımcılık yapmaması
Salih insanlarla ilişkilerin artırılması
Dini mesuliyetlerini yerine getirenlere imkânlar ölçüsünde sosyal hayatta da (iş, evlilik, hastalık vb
) yardımcı olunması
Darlıkta ve varlıkta aralarında bir ayırım yapmaksızın yanlarında olunması
Sapmaların önlenmesi için davetçilerin İslami ilimlerle donatılması
Dinin tebliğine ehil bireylerin inşası için branşlaşmaya gayret gösterilmesi, branş öncelliğinde de zaman ve mekanın nazar-ı itibara alınması
Gevşeyen ya da dökülenler bir zamanın öncüleri olsa bile, bu dinin şahıslarla değil, değerlerle kaim olduğunun unutulmaması ve şu ayetin şiar edinilmesi; “Muhammed, ancak bir peygamberdir
Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir
Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır
Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır
” (Al-i İmran: 144)
Çözüme ait söylenebilecekler, elbette bunlardan ibaret değildir
Her bir müslüman için önemli olan, ibadet ve davet çalışmalarında değil, fenalık ve çirkinliklerde gevşeklik göstermesidir
Çünkü kötülüklerde gevşeklik gösterenin yolu hidayete, iyilikte gevşeklik gösterenin yolu da dalalete çıkar
Davet çalışmalarında gevşeklik ya da terk, İslam karşıtı cephenin Müslümanlara karşı daha bir güçlenmesi sonucunu doğurur
Çünkü Şeytan ve nefsin, yularından tutup islami sorumluluklarından çektiği, kopardığı davetçinin bıraktığı boşluk, görevinde son derece mahir olan Şeytan ve avenesi tarafından anında doldurulur
Bu da, Müslüman safların zayıflamasını, karşı safların da güçlenmesini sağlayacaktır
Bunun sonucu da, karşı safların güçlendiğini hisseden veya gören zayıf kimselerin gevşemesi ya da çekilmesi olacaktır
Öyleyse bir davetçinin geri adım atmasının sebebiyet verdiği menfi sonuçlar sadece kendisiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda İslam karşıtlarının daha bir bilenip güçlenmesini sağladığı gibi, duyarlı insanların saflarından başkalarının da dökülmesini beraberinde getirdiğinden Müslüman safların da zayıflamasına yol açmaktadır
Ve herhalde hiçbir bilinçli Müslüman, farkında olmadan bile olsa İslam'a karşı duranların işini kolaylaştırmak gibi bir vebalin altına girmek istemez
Sahabelerden bazıları Peygamber (S
A
S
)’e, kendisiyle beraber olduklarında imanlarının arttığını, ayrı olduklarında da azaldığını söylerler
Peygamber (S
A
S
) de : “ Kulların kalpleri Rahman’
ı
n parmaklarından iki parmak arasındadır
İstediği gibi evirip çevirir
Siz de ‘ey kalpleri evirip çeviren, kalplerimizi dinin –bir rivayette de ibadetin- üzerine çevir
’ diye dua edin “ diye buyurur
(Müslim, hadis no: 2654)
Başka bir rivayette de Peygamber (S
A
S
) şöyle dua eder : “ Allah’
ı
m! ey kalpleri sabit kılan, kalbimi dinin üzerine sabit kıl
”
İslami sorumlulukların yerine getirilmesinde ve diğer ibadetlerde kısa süreli gevşeklikler normaldir, insan oluşun belki de kaçınılmaz hallerindendir
Ancak uzun süreli veya ömür boyu süren gevşeklikler mezmum ve affedilmez türdendir
Kısa süreli gevşekliklerin akabinde aynı iştiyak ve ciddiyetle yola devam edilmesi, insanları uzun, belki bir ömür boyu süren gevşeklik ve ataletten korur, kurtarır
Ayakların dünya ve ahirette sabit olmasını sağlar
“Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar
Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar
” (İbrahim: 27)
Allah’
ı
m! İki parmağın arasındaki kalplerimizi senin dinin ve sana ibadet üzerine sabit kıl
Şeytan ve avenesinin o kalplerimizle oynayıp da dinimizde gevşememize, atalete düşmemize ve dökülmemize yol açmalarına mahal ve fırsat verme!
18/12/2007
Tags
:
gevsemenin
,
ifasinda
,
islami
,
nedenleri
,
sorumluluklarin
İslami Sorumlulukların İfasında Gevşemenin Nedenleri ile ilgili Benzer Konular
259 Kez Görüntülendi
İslami Gifler
(İslami) Dini Avatarlar
İslami İmzalar, İslami Gifler ve İslami Avatarlar
(İslami) Dini Avatarlar
İslami Resimler
Dini Resimler
İslami birkaç gif
Dini Resimler
İslami imzalar
(İslami) Dini Avatarlar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
00:07
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545