Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > İman

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Kişinin Kendi Tezkiye Etmesi ile ilgili Benzer Konular
119 Kez Görüntülendi

İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı. [AçıkLaması] Atasözleri
Hayatı Güzelleştirmek Kişinin Kendi Elinde. Kişisel Gelişim
Resûlullah (s.a.v.)'in Tezkiye Etmesi İman
Allâh Teâlânın Tezkiye Etmesi İman
kendi istegiyle onun bilgisayarına girip o kişinin problemini nasıl çözebilirim Windows XP

Resûlullah (s.a.v.)'in Tezkiye Etmesi | ALLAH (c.c.) yazısı
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 13-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart Kişinin Kendi Tezkiye Etmesi



Kişinin Kendi Tezkiye Etmesi başlıklı yazı Mumsema Kişinin Kendi Tezkiye Etmesi Forum Alev


KİŞİNİN KENDİ TEZKİYE ETMESİ

Bu hususta Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
"Nefse ve onu düzenleyene, sonra da ona hem kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilham edene yemin olsun ki, nefsini tertemiz yapan kurtuluşa ermiş, onu (cehalet ve günahlar ile) mâsiyetlere gömen de ziyan etmiştir" (eş-Şems, 7-10)
Âyet-i kerîme muktezâsınca ancak Allah'ın temizlediği, yâni günahlardan arınmış, feyz ve takva ile terbiye olunmuş kimseler gerçek kurtuluşa ermişlerdir Hak Teâlâ'nın:21
"(Salih) kullarımın arasına katıl ve cennetime gir" (el-Fecr, 29-30) âyetindeki beşareti de yine bu mes'ûd kullar hakkındadır
Diğer bir âyet-i kerîmede de Cenâb-ı Hak:
"Gerçekten temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip O'na kulluk eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir" (el-A'lâ, 14-15) buyurur
Ayrıca âyet-i kerîmedeki sıralama da câlib-i dikkattir Şöyle ki:
- Önce kalb, beden ve malı menfiliklerden güzelce temizlemek,
- Bu sayede Rab ile kul arasına giren gaflet perdelerini kaldırıp atmak,
- Sonra da helâl gıdalarla beslenmiş bir beden ve zâkir bir kalb ile huşu içerisinde tam bir ibâdet iklîmine girerek gönlü ruhanî lezzetlerle tezyîn etmektir
Müfessir Bursevî'nin beyânı veçhile:
"Bu âyette, şeriate aykırı işlerden nefsi temizlemeye, kalbi dünyâ sevgisinden arındırmaya, gücü nisbetinde Allah'a yönelmeye, hattâ Allah'tan başkasını hatırlamaktan bile sakınmaya işaret vardır"
Nitekim Allah dostlarından Ebû Bekir Kettânî -kuddise sirruh-'a ölüm döşeğindeyken ne gibi bir ameli olduğu sorulduğunda, bu umdelerin adetâ fiilî bir numunesi mâhiyetinde şu güzel sözlerle mukabele etmiştir:
"- Ölümüm yakın olmasa, riya olacağı endişesiyle size amelimden bahsetmezdim Tam kırk yıl kalbimin kapısında bekçilik yaptım Onu Allah Teâlâ'dan başkasına açmamaya çalıştım Kalbim o hâle geldi ki, Allah'tan başkasını tanımaz oldum"
İbn-i Abbas -radıyallâhu anh-, yukarıdaki âyette geçen "tezekkâ" kelimesini, "Kişinin Lâ ilâhe illallah! demesidir" şeklinde tefsir eder (Kurtubî, el-Câmî, xx, 22) Zîrâ tezkiyede ilk adım, kalbin küfür ve şirkten temizlenmesidir
Nitekim kelime-i tevhîd, önce nefy ile başlar Yâni "Lâ ilâhe" diyerek kalbden adetâ put hâline gelmiş nefsânî hevesler, çirkin ahlâk ve huylar çıkarılır Sonra isbâta geçilir Yâni "İllâllâh" demek suretiyle, bir nazargâh-ı ilâhî durumunda olan kalb, Allah Teâlâ'nın tevhîd nûrlarıyla doldurulur
Şâir bu gerçeği ne güzel ifâde eder:
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak
Pâdişah girmez saraya hâne mâmûr olmadan
"Gönül sarayından Allah'tan gayrı ne varsa hepsini çıkar Zirâ hâne mâmur olmadan pâdişâh, sarayı teşrif etmez"
Tezkiyenin ehemmiyeti sadedinde İbrahim Desûkî -kuddise sirruh- şöyle buyurur:
"- Ey oğlum! Gündüzlerini oruçla, gecelerini namazla geçirsen, temiz bir iç âlemine ve Hak ile hâlis bir muameleye de sahip olsan, sakın benlik iddiâsında bulunma! Sakın gurura mağlûb olup nefsin kandırmasına aldanma Zîrâ nice derviş, nefsinin hevâsına kapılıp helak oldu"
Hâtem-i Esamm -kuddise sirruh- da şöyle buyurur:
"Muhteşem konaklara, verimli bağ ve bahçelere aldanma Cennetten daha güzel bir yer yoktur Fakat Hazret-i Âdem'in başına ne geldiyse, cennetin o sonsuz güzellikleri içindeyken geldi Nefsi orada ebedî kalmak istedi Yasak meyvaya yaklaştı Murâd-ı ilâhî îcâbı, dünyâya indirilmekle cezalandırıldı
İbâdet ve kerametinin çokluğuna aldanma Zîrâ sâhib olduğu bunca keramete rağmen, Allah -celle celâlühû-'nun kendisine ism-i âzami öğrettiği Bel'am bin Baura'nın (Bkz A'raf Sûresi, 175-176 âyet-i kerîmeler) başına gelen hazîn akıbet, ne kadar ibretlidir
Sen, sen ol; ilim ve amel çokluğuna da aldanma Çünkü onca ilim ve tâatine rağmen iblisin başına neler geldi, bilmiyor musun?! Nefs ve şeytanın iğvâsıyla aldananlardan olma!
Nitekim kullarına merhameti sonsuz olan yüce Rabbimiz, âyet-i kerîmelerde şeytanın hîle ve tuzaklarına karşı îkaz sadedinde şöyle buyurur:
"İblis dedi ki: (Ey Rabbim!) Yemin ederim ki, beni azdırmana karşılık, ben de insanları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (el-A'raf, 16)
"(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!" (el-Hicr, 39)
Âbidlerin, zahirilerin yanında bulunuyorum diye de kendine güvenme Zîrâ kuru kuruya bir beraberlik faydasızdır Sâlebe (Sâlebe, önceleri mescidden ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sohbetlerinden ayrılmazken, mal-mülk sahibi olup dünyâ sevgisi gönlünde yer edince, zamanla cemaati terketmiş, farz olan zekatını bile vermekten imtina ederek hazîn bir akıbete duçar olmuştur (Taberî, Tefsir, XIV, 370-372; İbn-i Kesir, Tefsir, II, 388), Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sohbetinde duygusuzca bulunduğundan fecî bir akıbete uğradı
Bir peygamber evlâdı olmasına rağmen Hazret-i Nuh'un oğlu, babasının davetinden kendisini müstağnî görmek gibi bir bedbahtlığa duçar oldu Aralarındaki kan bağı dahî ona bir fayda vermedi Netîcede, helak edilenlerden oldu
Hazret-i Lût'un karısı, kâfir ve fâsıklara olan ünsiyet ve muhabbeti sebebiyle yanıbaşındaki hidâyet nurundan nasibsiz kaldı ve gaflet içerisinde küfrün karanlıklarına daldı
Hülâsa; ilim, amel, mal, evlâd ve dost gibi ne kadar dayanak varsa âhiretteki kurtuluşun için bunlara çok güvenme! Bunlardan nefsine asla pay çıkarma"
Âyet-i kerîmede, "nefs engelini aşarak menfîliklerden arınanların kurtuluşa ereceği" ifâde buyuruluyor Bu ifâdeden aynı zamanda "tezkiye olmayanların yâni benliklerini menfîliklerden arındırmayanların kurtuluşa eremeyecekleri" mânâsı ortaya çıkmaktadır

 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 13-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: Kişinin Kendi Tezkiye Etmesi



Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurur:
"Sen ancak göremedikleri hâlde Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarabilirsin «Kim temizlenirse», sırf kendi faydasına temizlenmiş olur Nihayet varış Allah'adır" (Fâtır, 18)
Âyet-i kerîmede, peygamberlerin ümmetlerini fecî akıbetlere dâir inzâr ve korkutmalarının, ancak görmedikleri hâlde kalbleri Allah'ın haşyeti ile dolu olan, namaz kılan ve zahirlerini ibâdet ile tezyîn etmiş bulunan kimselere fayda vereceği beyân buyurulmaktadır
Günahkâr kişi, günâhının vebalini ancak kendisi çekecek ve kimse ona ortak olamayacaktır İşlenen hayırlar da sâdece sahibine fayda verecektir Temizlenen kimse de, kendi lehine temizlenecektir
Âyetteki "tezekkâ", haşyetullâh ve namazı huşu ile kılmaya da şâmildir
"Allah'tan gerçek mânâda ancak âlim olanlar haşyet duyar" (Fatır, 28) âyeti, kişinin gerçek bilgiye eriştiği ölçüde, Allah'a karşı kalbî ürperişler içinde olacağını ifâde eder Rabbini bilmeyen ve ondan haşyet duymayan kimselerin kalbleri ölüdür Böylelerine îkâz ve nasîhat tesir etmez Yâsîn Sûresi'nin yetmişinci âyetinde buyurulan "(Peygamber, Kur'ân ile kalbleri) diri olanları uyarsın diye" beyânı da bunu anlatır Yâni bâtında haşyet, zahirde de dosdoğru bir namaz olmalıdır
Günahlardan temizlenmenin karşılığı, cennet ve onun yüksek dereceleridir Âyet-i kerîmede buyurulur:
"Kim de sâlih amellerde bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur" (Tâhâ, 75-76)
Allah'tan başkasına gönül bağlamaktan kurtulmanın karşılığı ise cennetin de ötesinde bir nâiliyyet olan Cemâlullâh nîmetidir ki, orada Allah Teâlâ'nın tariflere sığmayan güzellikteki cemâlinin tecellîleri temaşa edilir Kim kendi irâde ve ihtiyarı ile ve hakkıyla Allah'a yönelirse, O'nun dışında bir düşüncesi kalmaz Allah'ı tanımak, yâni mârifetullâh da, tezkiye edildikten sonra nefsin hakîkatini öğrenmekle başlar "Nefsini bilen, Rabbini de bilir" hakîkati, bu mânâya tekabül etmektedir
İşte insanlığın ekseriyetle maddeye ram olup nefsâniyet sultasında ruhlarını kararttığı günümüzde, nefsin süflî ihtiraslarından müstağnî kalabilen nûrânî zevatın rehberliğine olan ihtiyâcımız daha da şiddetlidir Bu münâsebetle Hak dostu maneviyât sultanlarının, kalbleri ihya eden nasîhat ve tavsiyelerinden ve onların bir nümûne-i imtisal olan ibret ve hikmet dolu yaşayışlarından kendi nâmımıza hisseler almalıyız
Millî târihimizin zahir planında olduğu kadar maneviyât âleminde de zirve şahsiyetlerinden biri olan Yavuz Sultan Selîm Han'ın, yolumuzu aydınlatmaya medar olabilecek şu davranışı ne kadar manidardır:
O, zaferlerden zaferlere nail olduğu Mısır Seferi'nden dönerken, İstanbul halkının kendisini büyük bir heyecanla beklediğini haber aldı Bunun üzerine şehre yaklaşmış olmasına rağmen, ordusunu Çamlıca'nın arka eteklerinde konaklatarak hemen İstanbul'a girmedi Nice muazzam ordulara gâlib gelmiş olan Sultan, nefsine mağlûb oluvermek korkusuyla bin-bir endîşeye bürünerek lalası Hasan Can'a:
"- Lala! Hava kararsın, herkes evlerine dönsün de ondan sonra İstanbul'a girelim Fânîlerin alkışları, zafer takları ve iltifatları bizi nefsimize mağrur edip yere sermesin!" dedi
Nihayet akşam olup her yer karanlığa gömüldükten sonra, gizlice ve alâyişsiz bir şekilde şehre girdi Zîrâ o, ihtişam ve saltanatın nefsi düşürebileceği tuzaklara karşı uyanık bir sultan idi Bir velînin kudsî nefesiyle irşâd olunmanın, dünyâ saltanatından da kıymetli olduğunu ifâde eden şu beyti pek meşhurdur:
Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş
Her mümin, sık sık nefsiyle iç hesaplaşmaya girerek, onu sîgaya çekmeli; manevî vaziyetine ciddî bir şekilde çeki-düzen verip, gidişatını kontrol altına almalıdır Buna ruhiyat ilminde "bâtınî tefahhus" (nefs muhasebesi) denilir İnsan, hiç olmazsa başını yastığa koyduğu her yirmi dört saatte bir, o günün muhasebesini yapmalı ve kendini sîgaya çekmelidir Bunu alışkanlık hâline getirenlerin hatâda ısrar illetinden kurtulabilmeleri kolaylaşır
Bu hususta İmâm Gazâlî Hazretleri'nin şu nasîhatlerine kulak verelim:
"Bir mümin, sabah namazını kıldıktan sonra ve güne başlamadan evvel, bir süre nefsi ile başbaşa kalıp, onunla bâzı muahedeler yapmalı ve birtakım şartlar üzerinde anlaşmalıdır Nitekim bir tüccar da sermâyesini ortağına teslîm etmek mevkiindeyse onunla böyle muahedeler yapar Bu arada ona bâzı ikâzlarda bulunmayı da ihmâl etmez İnsan da nefsine şu îkâz ve telkinlerde bulunmalıdır:
«- Benim sermâyem ömrümdür Ömrüm gidince anaparam da gider ve artık kâr ve kazanç sona erer Fakat bu başlayan gün, yeni bir gündür Allah Teâlâ bu gün de bana müsâade ederek ikramda bulundu Eğer beni öldürseydi, elbette bir günlüğüne de olsa geri gönderilip burada devamlı sâlih ameller ve çeşitli hayırlarda bulunmayı temennî edecektim Şimdi kabul et ki öldürüldün ve geri çevrildin O hâlde bugün günah ve mâsıyete katiyyen yaklaşma ve sakın ola ki bu günün bir ânını bile boşa geçirme Zîrâ her nefes, paha biçilemeyen bir nîmettir
İyi bil ki bir gün, gece ve gündüzü ile yirmi dört saattir Kıyamet günü insanoğlunun önüne her gün için yirmi dört tane kapalı kutu getirilir Kutunun birini açıp, o saatte yaptığı amellerin mükâfatı olarak, içinin nur ile dolu olduğunu görünce, Allah'ın lütfedeceği mükâfatı düşünerek kul öyle sevinir ki, bu sevinci cehennem halkı arasında paylaşılsa, cehennemin acısını duymaz olurlardı İkinci kutuyu açtığında, bundan karanlık ve pis kokular çıkar ki, bu da isyan ile geçirdiği saattir Buna da öyle üzülür ki, eğer bu üzüntü cennet halkına dağıtılsaydı, kederlerinden cennetin zevkini kaybederlerdi Üçüncü bir kutu daha açılır ki içi tamamen boştur Bu da uyku veya mubah şeylerle geçirdiği saattir Fakat küçük bir hayrın ecrine dahî şiddetle ihtiyâç duyulan o günde, imkânı olduğu hâlde büyük bir kazancı kaybeden tüccarın hasreti gibi ve belki çok daha fazla yanar ve o saati boşa geçirmesinin acısıyla kıvranır
O hâlde;
Ey nefsim! Fırsat eldeyken sandığını iyi doldur, sakın boş bırakma Tembelliğe düşme, sonra yüksek derecelerden düşersin»"
Bedenin azaları da, nefsin yardımcıları mevkiindedir İnsan, onlara vazîfelerine göre husûsî tavsiyelerde bulunmalı, bu emânetleri kötü işlere bulaştırmamayı nefsine telkîn etmelidir
Gözü; haramlara ve kalbi meşgul edecek faydasız, boş şeylere bakmaktan men etmeli,
Dili; "âfât-ı lisân" tâbir olunan dedikodu, gıybet, iftira, yalan, söz taşıma, kendini övme, başkalarını yerme, yaltaklanma gibi mezmûm şeylerden alıkoyup dâima zikir ve hayır sözlerle meşgul etmeli,
Mîdeyi; haram ve şüpheli gıdalardan sakındırıp, helâlleri de asgarî seviyede istîmâle alıştırmalıdır
İnsan her hareketinde pek çok mubah şeylerle karşı karşıyadır Gayesiz meşguliyetleri terk etmesi ise, en muvafık olanıdır Nitekim Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
"Lüzumsuz şeyleri terk etmesi, kişinin iyi müslüman oluşundandır" (Tirmizî, Zühd, 11; İbn-i Mâce, Fiten, 12) buyurmuştur
Yâni gerçek bir müminin konuşması zikir, bakışı ibret ve sükûtu tefekkür olmalıdır
İşte nefs, bu gibi telkinlerle dâima gafletten uyanık tutulmalıdır
Nefsi hesaba çekerken ihmâl edilmemesi gereken hususlardan biri de yaptığı amelin Allah için mi, yoksa nefsi için mi olduğunu yoklamaktır Zîrâ insan, zaman zaman Allah için sâlih ameller işlediğini zannettiği hâlde, nefsânî duygularını tatmin için de hareket etmiş olabilir
Nefs tezkiyesi neticesinde kalb, "selîm" hâle gelir Kalb-i selîm merhalesinde şu üç hâl müşahede edilir:
1- Kimseyi incitmez Bu, ittikâ ehlinin hâlidir Kalb, nefsin şerrinden korunur Güzel ahlâk teşekkül eder
2- Kimseden incinmez Bu da, muhabbet ehlinin hâlidir Fânilerin medih ve yermeleri bir ehemmiyet ifâde etmez Güneş ışığı karşısında aydınlatma ve karartmaların bir önemi olmayacağı gibi
Şâir bu hâli şöyle ifâde eder:
Cihan bağında ey âşık budur maksûd-ı ins ü cin
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin
3- Dünyâ menfaatiyle âhiret karşı karşıya gelince, âhireti tercih ederek rızâ-yı ilâhîyi hedefler
Bütün bu söylediklerimizin hülâsası şudur:
Allah Teâlâ, bir imtihan âlemi olmasını murâd eylediği bu dünyada, her insanın önüne nefs engelini koymuş ve insanı, nefsin ortaya çıkaracağı güçlükleri yenerek muzaffer bir şekilde kendisine avdete memur eylemiştir Nefs, hayra da şerre de vesîle olma istîdâdındaki bir vasıta hükmündedir Dolayısıyla o, hem bir kazanç kapısı ve hem de kendisine tabî olunduğu takdîrde bir gayya kuyusudur Nefsi tezkiyenin bereketi ise, dünyâda hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek derecede muazzamdır
Cenâb-ı Hak cümlemizi nefsine galip gelenlerden eylesin! Âmin!

 

FataL is offline  
Saat 17:27.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552