FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
İman
Günahlar
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Günahlar ile ilgili Benzer Konular
133 Kez Görüntülendi
Büyük Günahlar
Dini Sohbet
6 BüYüK GüNaHLaR...
Dini Sohbet
Günahlar, Evreni Kızdırıyor
İman
Büyük Günahlar !!
Dini Sohbet
En Büyük Günahlar
Kıssalar & Hikayeler
Allah aşkına bu videoyu izleyin
|
Allah'in İnkar Edenlere Hemen Azap Vermemesİnİn Sirri
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Konu Araçları
13-10-2008
#
1
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
Günahlar
Günahlar başlıklı yazı Mumsema Günahlar Forum Alev
Günahlar
Günahlar; Kur’an, sünnet, önceki alimlerin sözleri ve kıyas itibarıyla “küçük” ve “büyük” olmak üzere iki kısma ayrılır
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız günahlarınızı örteriz
” (Nisa, 31)
Yine Allah Teala,:
“Ufak kabahatlar dışında büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlar” (Necm, 32) buyurur
Peygamberimiz (s
a
v) de sahih olarak nakledildiğine göre şöyle buyurmaktadır:
“Beş vakit namaz ile cuma, diğer cumaya, Ramazan da diğer Ramazan’a kadar arada işlenenleri - büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde siler
” (Müslim, Tahare, 14; Tirmizi, Salat, 160; Müsned, II, 400, 414,484)
Ebu İshak el- İsferaini’nin
“Günahların hepsi büyüktür; içlerinde küçük yoktur” sözünden maksadı:“derece itibarıyla bütün günahlar birdir, dolayısıyla nazarın günah derecesi ile zinanın günah derecesi aynıdır” demek değildir
İsyana sebep olmaları açısından hepsi büyüktür
Fakat bununla beraber bir kısmı diğerinden daha büyüktür
Ancak bu konudaki ihtilaf lafzîdir, manaya yönelik değildir
Peygamberimizin “küçük günahlardan sakının” (Müsned, V, 331) şeklindeki hadisinde geçen “muhakkarat” ile ayette geçen “lemem” tabirlerine gelince, bir görüşe göre ayette geçen “lemem” büyük günahtır
Bu görüşü Begavi ve değerleri nakletmiştir
Bunlar ayetteki istisna için, “büyük günahı işleyip ondan tevbe etmek, günaha girip ardından son vermek, sürekli yapmamak demektir” demişlerdir
Buna göre “lemem” in istisna edilmesi, “kaçınma” açısındâdır
O zaman ayetin anlamı, “onlardan büyük günah sadır olmaz, ancak geçici şeyler vuku bulur” tarzında olur
Cumhura göre büyük günahlardan istisna yapılması, “istisna-i munkatı” dır (farklı cinsten istisna)
Yani, onlardan büyük günah değil, küçük günah sadır olur
Cumhur, genellikle aksi olduğu halde istisnanın olumlu bir cümleden sonra istisna olarak getirilmesini güzel bulmuş, bunu “müferrağ istisna” (istisna edilen şeyin hazfedildiği istisna) mevkiinde kabul etmiştir
Çünkü buradaki olumlu cümlede aslında bir olumsuzluk gizlidir
Buna göre mana şöyledir: “Onlar büyük günah ve kötülükleri yapmaya teşebbüs etmezler, işlemezler
Burada “lemem” in istisna edilmesi güzel bir şeydir
Ebu İshak’ın söylemeye cesaret ettiği, “Günahların hepsi büyüktür” sözü, muhtemelen bu sebeptendir
Çünkü istisnada aslolan muttasıl (aynı cinsten) olması, özellikle olumlu cümle bulunmasıdır
Bununla beraber, nasslar ve selefin icmaı, günahların küçük ve büyük diye ikiye ayrılması yönündedir
Ancak alimler iki konuda ihtilaf etmişlerdir:
Birincisi “lemem”in ne olduğu, ikincisi “kebair”in belli sayı ve tarifinin bulunup bulunmadığı meseleleridir
İki konu ile ilgili bazı bilgileri aşağıda zikredeceğiz
Dantel
Mumsema
Frmacil
13-10-2008
#
2
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Küfür
Küfür iki çeşittir:
1 - Büyük küfür,
2 - Küçük küfür
Büyük küfür: cehennemde ebedi kalmayı gerektiren küfürdür
Küçük küfür ise: ebedi kalma dışında tehdidi hakeden küfürdür
Yüce Allah’ın lafzı mensuh olan:
“Babalarınızdan yüz çevirmeyin
Çünkü bu küfürdür” sözü, Peygamberimizin (s
a
v):
“Ümmetimde varolan iki şey onlar için küfürdür: Bunlar nesebi kötülemek ve ölüye bağırıp çağırarak ağlamaktır
” (Müslim, İman, 121;Müsned, II, 377,441,496),
“Kim bir kadına arkasından yaklaşırsa Muhammed’e indirileni inkar etmiş olur
” Diğer bir rivayette:
“Kim bir kahine veya bilgice müracaat eder ve onun dediğini tasdik ederse Allah’ın Muhammed’e indirdiğini inkar etmiş olur” (Tirmizi, Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122; Müsned, II, 408,476) ve
“Bazılarınız bazılarının boynunu vurarak benden sonra küfre dönmeyiniz” (Buhari, Edeb, 95; Müslim, İman, 118; Ebu Davud, Sünne, 16; İbn Mace, Fiten, 5 Müsned, II, 85,87,104) hadisleri buna misaldir
İbn Abbas’ın ve sahabenin çoğunun:
“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir” (Maide, 44) ayeti hakkında ki te’vili budur,
İbn Abbas:
“Bu, dinden nakledilen bir küfür değildir
Tersine kişi yaptığı takdirde bununla kafir olur
Bu kişi Allah’ı ve ahiret gününü inkar edenle bir değildir” demiştir
Tavus da aynı şeyi söyler
Ata ise ayeti:
“Bu küfrün dışında bir küfr, zulmün dışında bir zulüm ve fıskın dışında bir fısktır” şeklinde tefsir eder
Ayeti bazıları, Allah’ın indirdiği ile hükmetmemenin “inkar” manasına geldiği şeklinde yorumlar
Bu İkrime’nin görüşüdür fakat tercih edilmemiştir
Çünkü hükmetsin veya hükmetmesin bizatihi inkar zaten küfürdür
Bazıları bunu Allah’ın bütün indirdiğiyle hükmetmeyi terk etmek olarak te’vil etmişlerdir
Buna göre tevhid ve İslam’la hükmetmek de buna girer
Bu da Abdülaziz el-Kinani’nin yorumdur
Bu da aynı şekilde uzak bir te’vildir
Çünkü tevhid indirilenle hükmetmekle ilgilidir
Bu ise tamamı veya bir kısmı ile hükmetmeyi içine alır
Bazıları, kasten herhangi bir bilgisizlik veya yanılgı olmaksızın nassın muhalifi ile hükmetme şeklinde te’vil etmişlerdir
Begavi bunu bütün alimlerden nakletmiştir
Diğer bazıları bunun ehl-i kitaba işaret ettiğini söylemiştir
Bu da Katade, Dahhak ve başkalarının görüşüdür
Uzak bir te’vil olup lafzın zahirine aykırıdır
Buna itibar edilmez
Bazıları da dinden kaynaklanan bir küfür olduğunu ileri sürmüştür
Doğrusu şudur:
Allah’ın indirdiği dışında bir şeyle hükmetmek, hükmedenin durumuna göre “küçük” ve “büyük” küfür şeklinde ikiye ayrılır
Zira kişi, eğer Allah’ın o olay hakkında indirdiğiyle hükmedilmesinin zorunluluğuna inanmış fakat isyan ederek uygulamamış, buna karşılık cezaya müstehak olduğunu kabul etmişse bu nevi küfür, küçük küfürdür
Eğer, Allah’ın hükmü olduğuna dair kesin bilgisine rağmen, hükmü uygulamanın vacip olmadığına, istediğini yapmakta serbest olduğuna inanmışsa bu da “büyük küfür” dür
Şayet hiç bilgisi yok veya yanlışlık yapmışsa bu hatalıdır ve hatalılar gibi işlem görür
Bunu söylemekten amacımız şudur:
Bütün günahlar küçük küfür nev’indendir ve de taat’ın ifadesi olan şükrün zıttıdır
Yapılan davranışlar ya şükür ya küfür ya da ne şükür ne de küfür ifade eder
Yine en iyisini Allah bilir
Büyük Küfür (Küfr-i Ekber)
Büyük küfür 5 kısımdır
1 - Tekzib küfrü
2 - Tasdikle birlikte, kaçınma ve büyüklenme küfrü
3 - Yüz çevirme küfrü
4 - Şüphe küfrü
5 - Nifak küfrü
1 - Tekzib Küfrü:
Bu inkar peygamberlerin yalancı olduğuna inanmaktır
Kafirler içinde bu kısım azdır
Çünkü Yüce Allah peygamberlerini desteklemiş, onlara doğruluklarını ispatlamak için hüccet ikame eden ve mazereti ortadan kaldıran delil ve burhanlar vermiştir
Allah Teala Firavun ve kavmi hakkında:
“Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler” (Neml, 14) demiş, Peygamberine de:
“Doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler asıl Allah’ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar” (En’am, 35) buyurmuştur
Bunun da tekzib küfrü addedilmesi yanlış olmaz
Çünkü dille yalanlamak söz konusudur
2 - Tasdikle birlikte kaçınma ve büyüklenme küfrü:
İblis’in küfrü böyledir
Çünkü iblis Allah’ın emrini inkar etmemiş, böyle bir mukabelede bulunmamıştır
Sadece karşı çıkmış ve büyüklük taslamıştır
Bu yüzden peygamberlerin doğruluğunu, Allah katından hakkı ve gerçeği getirdiğini kabul eden ancak, karşı koyup büyüklük göstererek boyun eğmeyenler kafir sayılırlar
Peygamber düşmanlarının küfrü genellikle böyledir
Allah Teala, Firavun ve kavminden bahsederken:
“Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?” (Mu’minun, 47) dediklerini nakletmektedir
Aynı şekilde diğer kavimlerin peygamberlerine:
“Siz ancak bizim gibi birer insansınız” (İbrahim, 10) dediğini haber vermekte ve:
“Semud milleti azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı” (Şems, 11) buyurmaktadır
“Bildikleri gelince onu inkar ettiler” (Bakara, 89) ayetinde belirtildiği gibi bu yahudilerin küfrüdür
“(Muhammed’i) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar” (Bakara, 146) ayetinde ise Ebu Talib’in küfrüne temas edilmektedir
Çünkü O’nu doğrulamış ve doğruluğundan şüphe etmemiş fakat ondaki hamiyyet ve taassup ile ecdadını bağlılık, onların dininden ayrılmasına mani olmuştur
3 - Yüz Çevirme Küfrü:
Kişinin kulağı ve kalbiyle peygamberden yüz çevirmesidir
Onu ne tasdik eder ne de yalanlar; ne korur ne de düşmanlık gösterir, kendisine indirileni de hiç dinlemez
Abdu Yalil oğullarından bir kişinin Hz
Peygamber’e (s
a
v) “Ben sana bir söz söyleyeceğim
Eğer doğruysan benim gözümde sen cevap vermeye değecek birisin
Eğer yalancıysan söz söylemeye değmezsin” demesi bu kabildendir
4 - Şüphe Küfrü:
Kişinin peygamberin ne doğruluğuna inanması ne de yalanlaması, inanıp inanmamakta tereddüt etmesidir
Şüphe sürekli olmaz
Bu durumdaki bir kişi, ya Resul’un (s
a
v) doğruluğuna delil olan şeylerden tamamen yüz çevirir, dinlemez ve iltifat etmez, yahut da iltifat edip düşünür ve kendisinde şüphe kalmaz
Çünkü böyle bir durum, özellikle bütün peygamberlerin sıdkına delaleti, güneşin gündüze delaleti kadar açıktır
5 - Nifak Küfrü:
Kişinin diliyle imanını açıklaması, kalbiyle yalanlamasıdır
Bu büyük münafıklıktır
Kısımlarının izahı ileride inşaallah gelecektir
13-10-2008
#
3
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
İnkar Küfrü
İnkar Küfrü iki kısımdır:
1 - Genel ve kayıtsız Küfür
2 - Özel ve kayıtlı küfür
Mutlak olanı, kişinin bütünüyle Allah’ın indirdiklerini ve peygamberlerin gönderilişini inkar etmesidir
Kayıtlı olan ise, İslam’ın farzlarından herhangi birini yahut da Allah’ın bildirdiği bir haberi ya kasden ya da herhangi bir sebeble buna muhalif bir görüşü öne geçirmek suretiyle inkar etmektir
Bilmeyerek veya sahibini mazur gösterecek bir te’ville inkar etmek ise küfre sebeb olmaz
Allah’ın kudretini inkar edip, ailesine kendisini yakıp külünü rüzgarla savurmalarını vasiyet eden kişinin durumu böyledir
Buna rağmen Allah onu affetmiş ve cehaletinden dolayı merhamet etmiştir
Çünkü bu kişi bildiği şekilde davranmış, Allah’ın tekrar dirilme kudretini inat ve yalanlama ile inkar etmemiştir
Şirk
Şirk de iki kısımdır:
1 - Büyük şirk
2 - Küçük şirk
Büyük şirk: Ancak kendisinden tevbe etmekle Allah’ın affettiği şirktir
O da Allah’ın dışında O’na ortak edinmek ve Allah’ı sever gibi onu sevmektir
Bu şirk, müşriklerin ilahlarını alemlerin rabbı ile bir görmelerini de içine alır
Bu nedenle müşrikler Cehennem’de ilahlarına:
“Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik, çünkü biz sizi alemlerin rabbi ile eşit tutmuştuk” (Şuara, 97-98) diyeceklerdir
Bununla beraber Allah’ın tek başına herşeyin yaratıcısı, rabbı, meliki olduğunu ve ilahlarının yaratmadıklarını, rızık vermediklerini, yaşatmadıklarını ve de öldürmediklerini kabul ederler
Bu eşitlik dünyanın çoğu müşriklerinin hatta hepsinin yaptığı gibi yalnızca sevgide, yüceltmede ve tapınmadadır
Bunlar, putlarını severler, yüceltirler ve Allah’ın dışında bir de onları dost edinirler
Müşrikler ilahları anıldığı zaman, birinin Allah’ı anmasından daha çok sevinir, ma’bud ve ilahlarının kötülenmesine, birini alemlerinin rabbına eksiklik atfetmesinden daha çok kızarlar
Allah’ın haram kıldığı şeyler çiğnendiği zaman üzülmez, hatta, onu çiğneyen kendilerine bir şey verirse bunu kabul ederler
Kalpleri rahatsız bile olmaz
Biz ve başkaları açık açık buna şahit olduk
Müşriklerden birinin ayakta olsun, oturarak olsun, dili sürçsün, hastalansın veya yalnız kalsın Allah’ın dışındaki ilahlarının ismini ağzına almayı adet haline getirdiklerini sen de görüyorsun
Allah’ın dışındaki ma’budunu zikretmesi daha çok kalbi ve diliyle olur
Müşrik bu durumu inkar etmez ve zanneder ki bu mabudlar Allah katında diledikleri yol şefaatçisi ve vesilesidir
Puta tapanlar bu açıdan hep birdir
Kalplerinde taşıdıkları bu şekildedir
Müşrikler ilahlarının farklılığına göre bu haleti taşırlar
Bir kısmının ilahları taştan olur, diğerleri insanlardan ilah edinirler
Allah Teala bu müşriklerin atalarından bahsederken:
“Allah’ı bırakıp putlardan dost edinenler; Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler
Doğrusu, Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir” (Zümer, 3) buyurmakta, sonra onları küfür ve yalancılıkla suçlayıp,
“Allah yalancı ve kafir olanlara hidayet vermez
” diyerek onlara hidayet vermeyeceğini haber vermektedir
Kendisini Allah’a yaklaştıracağını düşünerek, Allah’ın dışındakileri dost edinenlerin durumu budur
Bundan kurtulan kişiden daha değerli kim vardır? Daha doğrusu bu düşünceyi inkar edenleri destekleyenden daha kıymetli kim vardır?
Bu müşriklerin ve atalarının tasavvur ettikleri şey, ilahlarının Allah katında kendilerine şefaat edeceğidir
Bu şirkin ta kendisidir
Allah kitabında onları reddedip düşüncelerini çürütmüş ve şefaatin tamamen kendisine ait olduğunu ve Allah’ın kendisine izin verip, söz ve fiilini beğendiği, Allah’ın dışında şefaatçi tanımayan tevhid ehlinden başka kimsenin şefaat edemeyeceğini haber vermiştir
Yüce Allah şefaat iznini, böyle kendisinden başka şefaatçi edinmeyen kişilere verir
Rabbı ve mevlasından başka şefaatçi kabul etmeyen tevhid sahibi Allah’ın vereceği şefaat izniyle en bahtiyar insan olur
Allah ve Rasulunun kabul ettiği şefaat kendisini birleyenlere verdiği izinden kaynaklanan şefaattir
Nefyettiği şefaat ise Allah’tan başka şefaatçi edinen müşriklerin kalbinde bulunan şirk şefaatidir
Bu kimselerin şefaatçılarından bekledikleri şeyin aksi ile kendilerine muamele edilecek, muvahhidler ise şefaate nail olacaklardır
Ebu Hureyre’nin “Senin şefaatına nail olacak bahtiyar kimdir?” sorusuna karşılık Rasulullah’ın :“kalben ve ihlasla lailaheillallah diyen kişi şefaatımla şereflenir” (Buhari, Rikak, 51; Müsned, II, 373); diye cevap vermesini düşün!
Müşriklerin putlarını şefaatçi kılarak, Allah’tan başkasına taparak dost edinmelerinin aksine salt tevhidi şefaata erişmenin en büyük sebebi kılmış ve şefaatin sebebinin saf tevhid olduğunu haber vermiştir
Ancak bu durumda şefaat etmesine Allah izin verecektir
Müşriklerin bilgisizliklerinden birisi, belli başlı hükümdar ve velilere yapıldığı gibi Allah katında şefaat etmesi için bir veli ve şefaatçi edinildiği takdirde şefaatlarının fayda vereceğini düşünmeleridir, îzin verilmeyen hiç bir kişinin Allah katında şefaat edemeyeceğini, ayrıca söz ve fiillinden razı olmadığı hiç kimseye Allah’ın şefaat izni vermeyeceğini bilmiyorlar
Allah Teala ilk etapta:
“Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir?” (Bakara, 255), ikinci etapta
“Onlar (melekler) Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler” (Enbiya, 28) buyurmaktadır
Üçüncüsü de Allah’ın söz ve amel olarak ancak Tevhid’den ve resullerine tabi olmaktan razı olmasıdır
Evvel ve ahir herkes bu iki konudan sorumlu tutulacaklardır
13-10-2008
#
4
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Ebu’l - Aliye’nin dediği gibi:
“İki kelime vardır ki öncekiler ve sonrakiler onlardan sorumlu tutulur:
1 - Neye ibadet ettiniz ve
2 - Peygamberlerin davetine ne cevap verdiniz?”
Bu üç esas:
1 - Allah’ın izni olmadan şefaatin olamayacağını,
2 - Söz ve fiilinden razı olanlara izin vereceğini,
3 - Söz ve fiilden ancak tevhid ve resullere tabi olmakla razı olacağını; bilen ve anlayanların kalbinden şirk ağacını söker
Yüce Allah başkasını kendisine eşit tutan şirki affetmez
Nitekim:
“Öyle iken kafirler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar” (En’am, 1) buyurmaktadır
Ayetin tefsiriyle ilgili iki görüşten en sahih olanı kafirlerin ibadet, dost edinme ve sevgide başkalarını Allah’a eşit tutmalarıdır:
“Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik, çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk” (Şuara, 97-98) ayeti ile
“İnsanlar arasında, onları Allah’ı severcesine sevenler vardır” (Bakara, 165) ayetinden de bu anlam çıkmaktadır
Müşriğin hal ve davranışlarının söylediğine uymadığını görürsün
Çünkü, “Biz onları Allah kadar sevmiyoruz, O’na eşit tutmuyoruz” der sonra, küçümsendikleri zaman Allah’ın küçümsenmesinden daha fazla öfke gösterir, hayırla anılmalarına, özellikle de yaratıklara cevap verme, sıkıntıların sebeplerini ortaya çıkarma ve ihtiyaçları yerine getirme, kul ile Allah arasında aracı olma gibi kendilerinde bulunmayan şeylerle tanıtılmalarına ise sevinir ve gülümserler
Bu durumda onun ferahlanıp, duygulandığını ve kalbinin dolduğunu, ta’zim, itaat etme ve dost edinme havalarının estiğini; Allah, safi tevhidle tek başına zikredildiği zaman ise, vahşet, darlık ve sıkıntının kendisinde belirdiğini görürsün
Böylece kendisinde bulunan eksik uluhiyyet anlayışı ile seni suçlar, çoğu zaman düşmanlık gösterir
Resulünün izin verdiği ölçüde ziyaret edilmesini isteyenlere “kabirdekilerin değerini düşürdünüz” derler
Kalpleri arasındaki benzerlik o şekildedir ki sanki birbirlerine:
“Allah’ın doğru yola eriştirdiği, hak yoldadır
Kimi de Allah saptırırsa artık onu doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın” (Kehf, 17) ayetini tavsiye etmektedirler
Allah Teala, düşünen bir kişinin farkedeceği gibi müşriklerin bağlandığı bütün sebepleri kesin olarak reddetmiştir
Şöyle ki:
Her kim Allah’tan başka dost veya şefaatçi edinirse onun durumu:
“Kendisine yuva yapan örümceğin durumu gibidir
Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır
” (Ankebut, 41)
Yine Yüce Allah:
“Ey Muhammed, de ki: şimdi Allah’ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiç biri Allah’a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! Allah’ın katında kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez” (Sebe, 22-23) buyurmuştur
Müşrik, kendisine menfaat vereceğine inandığı için ma’bud edinir
Menfaat ise ancak kendisinde şu dört hasletten biri bulunan kimsede olur:
1 - Ya ibadet edenin kendisinden bir şeyle umacağı “Malik”,
2 - Eğer malik değilse malik’in “şerik” i,
3 - Şayet şerik değilse onun “yardımcı” ve “destekçi” si,
4 - Yardımcı veya destekçisi de değilse onun yanında “şefaatçi” birisi olur
Yüce Allah bu dört mertebeyi büyükten küçüğe doğru sıralı olarak nefyetmiştir
Müşriğin tasavvur ettiği mülkiyeti, ortaklığı, yardımı ve şefaati Allah reddetmiş, yerine müşrik olanın yararlanamayacağı, izine tabi şefaati getirmiştir
Nur, burhan, kurtuluş, Tevhid’in arındırılması ve şirkin temeli ile diğer unsurlarının kırılması için düşünebilene bu ayet kafidir
Kur’an bu ayetin emsal ve benzerleri ile doludur
Ancak çoğu insanlar günün olaylarının da Kur’an’ın kapsamına girdiğini sanmakta ve önceki bir kavmi veya olayı ilgilendirdiğini, hükmünün devam etmediğini zannetmektedirler
Zihin ile Kur’an’ın anlaşılması arasına giren perde de işte budur
Allah’a yemin olsun ki, onlar geçip gitmiş olsalar da, onların benzerleri, hatta daha şerlileri onlara varis olmuşlardır
13-10-2008
#
5
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Küçük Şirk
Küçük şirk: İnsanlara karşı hafif bir riyakarlıkta bulunmak, Allah’tan başka biri adına yemin etmek gibi şeylerdir
Nitekim Peygamber (s
a
v)’in:
“Kim Allah’tan başkası üzerine yemin ederse şirk koşmuş olur” (Tirmizi, Nuzur, 8; Ebu Davud, Eyman, 5; Müsned, 1,47) buyurduğu rivayet edilmiştir
Bir insanın başkasına:
“Allah’ın ve senin dediğin gibi olur”,
“Bu Allah’tan ve sendendir”,
“Ben Allah’la ve seninleyim”,
“Benim Allah’tan ve senden başka kimsem yoktur”,
“Ben Allah’a tevekkül ederim” ve
“Sen olmasaydın şu iş olmazdı” gibi sözler söylemesi de küçük şirktir
Bir insana bu tür sözler söylemek bazan onu diyen kimseye ve niyetine bağlı olarak büyük şirk de olur
Çünkü bir sahih rivayete göre Hz
Peygamber (s
a
v) kendisine:
“Allah’ın ve senin dediğin olur” diyen bir adama “Beni Allah’a ortak mı ediyorsun? Sen, yalnızca Allah’ın dediği olur, de “(İbn Mace, Keffarat,13; Müsned, 1,214,224,283,347) buyurmuştur
Oysa o kimsenin Rasulullah’a söylemiş olduğu söz diğerlerine nazaran çok daha hafif bir sözdür
Şirk ifade eden fiillerden biri de müridin şeyhe secde etmesidir ki, bu hem secde edeni hem de edileni şirke götürür
Ancak ne gariptir ki tarikat ehli kendilerinin şeyhe secde etmediklerini, sadece hürmet ve tevazularından dolayı başlarını onun önüne koyduklarını iddia ederler
Onlara söylenecek olan söz şudur:
Siz ne derseniz deyiniz secdenin mahiyeti başı secde edilen kimsenin önüne koymaktan ibarettir
Nitekim puta, güneşe, yıldıza ve taşa secde etmek de başı,onların önüne koymaktır
- Bazı sarıklı kimselerin birbirleriyle karşılaştıkları zaman öne doğru eğilip rükua varmaları da şirktir
Bu fiil Arapça’da secde kelimesiyle ifade edilir
Nitekim:
“kapıdan secde ederek (yani eğilerek) giriniz” (el- Bakara, 58) ayetindeki secde kelimesi eğilmeyle tefsir edilmiştir
Zira insanın alnı yerde olduğu halde kapıdan girmesi mümkün değildir
Arapların rüzgarın esip de eğmiş olduğu ağaçlar için “ağaçlar secdeye vardı” demeleri de Arapça’da secde kelimesinin eğilme manasına da kullanıldığını gösterir
- Şeyhi ziyaret sebebiyle başı tıraş etmek de şirktir
Çünkü bu, Allah’tan başkasına ibadet etmektir ve başı tıraş etmek suretiyle sadece Hac’da Allah’a ibadet edilir
- Şirk çeşitlerinden biri de şeyhe tevbe etmektir
Bu büyük şirktir
Çünkü ancak Allah’a tevbe edilir
Tevbe namaz, oruç, hac ve kurban gibi sadece Allah’a karşı yapılabilen bir ibadettir
Nitekim Müsned’de rivayet edilidiğine göre Hz
Peygamber’in (s
a
v) huzuruna getirilen bir esirin “Allahım ben sana tevbe ederim
Ama Muhammed’e tevbe etmem” demesi üzerine Rasulullah efendimiz (s
a
v):
“Hakkı hak sahibine verdi” (Heysemi,X, 199) buyurmuştur
Dolayısıyla tevbe de secde ve oruç gibi ancak Allah’a yapılması yaraşan bir ibadettir
Bir başka şirk çeşidi de Allah’tan başkasına adak adamaktır
Bu fiil Allah’tan başkasına yemin etmekten daha büyük bir şirktir
Allah’tan başkasına yemin eden kimse O’na şirk koşmuş olursa, ondan başkasına adak adayan kimsenin hali ne olur?
Nitekim, Sünen’de Ukbe b
Amir’den rivayet edilen bir hadise göre Rasulullah (s
a
v):
“Adak yemindir” (İbn Mace, Keffaret,17) buyurmuştur
- Allah’tan başkasından korkmak,
- Rızık istemek,
- Allah’ın vermiş olduğu nimete karşı O’ndan başka birine teşekkür edip nimetleri ondan başkasına nisbet etmek,
- Allah’a hamdden kaçınmak,
- O’ndan başkasına tevekkül etmek,
- O’ndan başka birine boyun eğmek, itaat etmek,
- O’nun takdir ettiği kaderi beğenmeyip kötülemek,
- Kainatta Allah’ın dilemediği şeyin olacağına inanmak da şirktir
- Şirk çeşitlerinden biri de ölülerden medet ummak, onlardan yardım istemektir
Aslında bu husus genel manadaki şirkin esasını teşkil eder
Çünkü ölen kimse artık herhangi bir iş yapacak durumda değildir
O artık kendisinden yardım taleb edene, ihtiyacını karşılamasını ve herhangi bir konuda kendisi için Allah’a aracı olmasını isteyene bir fayda sağlamak bir yana, kendi şahsına bile ne bir fayda sağlayabilir, ne e bir zarar görmesine mani olabilir
Ondan yardım istemek, şefaat eden ve edilenin Allah katındaki durumunu bilmemekten kaynaklanır
Çünkü bir kimse için Allah katında ancak O’nun izniyle şefaat edilebilir
13-10-2008
#
6
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Ayrıca Allah yardım istemeyi ve herhangi bir şey talep etmeyi şefaat etmeye izin vermek için bir sebeb kılmamıştır
O’nun şefaate izin vermesinin tek sebebi, şefaat edilecek olan kimsenin tam bir tevhid inancı üzere olmasıdır
Oysa ki Allah’a şirk koşan kimse bu konuda izne mani bir hal üzere bulunmaktadır
Bu haliyle tıpkı yerine getirilmesine mani bir durumu ileri sürerek herhangi bir konuda yardım isteyen kimseye benzemektedir
Bütün müşriklerin durumları bundan ibarettir
Ölmüş kimseye gelince o kendisi için dua edecek, rahmet ve bağışlanma dileyecek kimselere muhtaçtır
Nitekim Hz
Peygamber (s
a
v) bizlere müslümanların mezarlarını ziyaret ettiğimiz zaman “onlara rahmet, af ve mağfiret dilememizi” (Müslim, Cenaiz, 100; Müsned, V,221) tavsiye etmiştir
Allah’a şirk koşanlar ise bunun aksini yapmaktadırlar
Mezarları ibadet ihtiyacını yerine getirmek ve yardım dileme niyetiyle ziyaret etmektedirler
Mezarları ibadethane haline getirmekte, oraları ziyarete hac adını vermekte, oralarda vakfe ve baş tıraşı yapmaktadırlar
Hem hak mabud olan Allah’a şirk koşmakta, O’nun dinini değiştirmekte ve tevhid ehline düşmanlık etmekte, hem de onları ölülere saygı göstermemekle suçlamaktadırlar
Oysa kendileri şirkleri sebebiyle ilah’a karşı saygısızlık etmekte, suçlama, kınama ve düşmanlık etmeleri sebebiyde Allah’ın birliğine inanan ve O’na herhangi bir şekilde şirk koşmayan hak dostarına saygısızlıkta bulunmaktadırlar
Ayrıca onlar kendisini Allah’a ortak edindikleri kimselere de saygısızlık etmektedirler
Çünkü onların bu fiilleri sebebiyle indilerinden razı olduğunu, onların bu fiilleri kendilerine emrettiklerini iddia etmektedirler
Böylece onların dostları olduklarını ileri sürmektedirler
Halbuki bunlar her zaman ve mekanda peygamberin ve tevhid inancının düşmanlarının ta kendileridir
Bunlara icabet edip sapıtan ne çok bedbahtlar var! Allah’ın dostu İbrahim (a
s) ne güzel söylemiş:
“Allahım, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut
Ya Rabbi, şüphesiz bu putlar bir çok insanı saptırdılar
” (İbrahim, 35-36)
Küçük olsun büyük olsun, şirkten ancak tam manasıyla Allah’ın birliğine inanan, Allah’a şirk koşanlara düşman olan, onlara buğz ederek Allah’a yaklaşan, sadece: Allah’ı dost, ilah ve mabud edinen, yalnız O’nu seven, ondan korkan, O’ndan uman, yardım isteyen, O’na boyun eğen, tevekkül eden, sığınan, O’nun emrine tabi olup rızasını gözeten, bir şey istediği zaman O’ndan isteyen, yardım dilediği zaman O’ndan dileyen, bir iş yaptığı zaman Allah adına yapan, tek O’na ait ve O’nunla olan kimseler kurtulabilirler
Şirk çeşitleri çoktur
Onların hepsini tek tek ancak Allah bilir
Burada şirk çeşitlerinin tamamına yakınını zikredecek olsak konu haddinden fazla uzar
İnşaallah ileride şirk, şirkin esasları, kısımları, sebepleri, zararları ve çareleri konusunda müstakil bir kitap yazmak nasip olur
Son söz olarak şunu söylerim ki:
Şayet kul, ümmetlerin helakine sebep olan iki hastalıktan, yani şirk ve inkardan kurtulabilirse, ondan sonrası kolaydır
Eğer bunlar sebebiyle helak olursa helak olanlar kervanına katılmış olur
Ben de helak olanlara üzülmem
Münafıklık (Nifak)
Münafıklık, kişinin farkında olmadan kendisiyle dopdolu olabileceği gizli bir hastalıktır
Münafıklık, insanlara gizli kalan bir durumdur
Hatta çoğunlukla münafığın kendisi de bu durumunu bilmez; fesatçı olduğu halde salih bir kimse olduğunu iddia eder
Münafıklık Büyük ve Küçük olmak üzere iki çeşittir
Büyük münafıklık -ki cehennemin en alt katında ebedi olarak kalmayı gerektirir- kişinin içinde bulundurmadığı ve yalancı olduğu halde, müslümanların yüzüne karşı Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman eniğini söylemesidir
Gerçekte ise Allah’ın bir insana vahiy gönderip kitap indirdiğine, O’nun kendilerine doğru yolu göstermesi, gazabından sakındırıp azabıyla korkutması için diğer insanlara peygamber olarak gönderdiğine inanmaz
Yüce Allah Kur’an’da, münafıkların üzerlerindeki perdeyi kaldırmış, onların içlerindeki sırları açığa vurmuştur
Onlara ve münafıklığa karşı dikkatli olmaları için bu konuda kullarını ikaz etmiştir
Bakara Suresi’nin başında insanları mü’min, kafir ve münafıklar olarak üç grup halinde zikretmiş, mü’minlere dört ayet, kafirlere de iki ayet tahsis etmiştir
Münafıklara gelince sayıca çok oldukları, İslam ve müslümanlar için taşıdıkları fitnenin büyüklüğü sebebiyle onlar hakkında on üç ayet indirmiştir
Münafıklar İslam için son derece büyük bir musibettirler
Çünkü görünüş itibariyle müslümandırlar, İslam’a yardımcı ve dostturlar
Halbuki gerçekte ona düşmandırlar
Onlar, bilmeyen birinin ilim ve iyilik zannettiği, fakat aslında son derece bilgisizlik ve bozgunculuk olan her şekil ve tavırla ve her fırsatta düşmanlıklarını ortaya koyarlar
Bunlar İslam’ın nice hisarlarını yıkmışlar, nice kalelerini yerle bir etmişler, nice dalgalanan bayraklarını yırtmış, nice sancaklarını indirmişlerdir
Koparsınlar diye nice İslam fidanının köküne şüphe darbeleri indirmiş, kesip gömsünler diye kendi görüşleriyle onun gözlerini kör etmiş; kaynağını, kökünü kurutmuşlardır!
İslam ve müslümanlar, asr-ı saadetten bu yana onlardan zarar görmekte, İslam topraklan peşpeşe onların şüphe ve fitnelerine maruz kalmaktadır
Onlar ise kendilerinin düzeltici olduklannı iddia etmektedirler
“Halbuki onlar ortalığı bozanlardır; fakat anlamazlar
” (Bakara,12)
“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler
Oysa kafirlerin hoşuna gitmese de Allah nurunu tamamlayacaktır
” (Saf,8)
Bunlar vahyi terk etme konusunda sözbirliği etmişlerdir
Bununla hidayet bulmamakta ısrarlıdırlar
“İşlerini kendi aralarında bölüştürüp dağıtmışlardır
Her grup kendi yanındakiyle sevinmektedir
” (Mu’minun, 53)
“Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar” (En’am, 112)
“Böylece Kur’an’ı terkedilmiş olarak bırakmışlardır” (Furkan, 30)
Kalplerindeki imanın izleri artık silinmiştir; bunu farketmezler, temelleri sarsılmıştır; onarmaya çalışmazlar
İmanlarının parlaklığı sönmüştür, bunu yakmaya gayret etmezler, îman güneşi düşünce ve görüşlerinin karanlığıyla tutulmuş, örtülmüştür; onu görmezler
Onlar Allah’ın peygamberiyle gönderdiği yolu kabul etmemiş, onunla şereflenmemiş, onu bırakıp kendi görüş ve akıllarına yönelmekte herhangi bir beis görmemişlerdir
Vahiy metinlerini hakikat tahtından indirmiş, onun kesin bilgi görevine son vermişlerdir
Ona karşı batıl te’vil saldırılan düzenlemişler, ona birbiri peşinden tuzaklar kurmuşlardır
Onlara gelen vahiy bir misafirin ahlaksız bir aileye konuk olması gibidir
Onu layık olmadığı bir şekilde, acz içinde ve kaçamak bir şekilde uzaktan karşılamışlardır
“Sen buradan geçemezsin
Şayet geçmek zorunda isen, konaklamadan geçersin” demişler, onu savuşturmak için çeşit çeşit bahaneler, gerekçeler icad etmişler, onunla karşı karşıya gelince: herhangi bir kesin bilgi ifade etmeyen lafızlarının dış ‘manaları bizi ilgilendirmez, diye ona itiraz etmişlerdir
Onların ayak takımı ise şöyle derler:
“Sonradan gelen büyüklerimizi nasıl bulduysak o bize yeter
”
Şüphesiz münafıkların dayandığı sonraki ulema, bu konulan seleften daha iyi bilirler
Delil ve burhan getirmeyi daha iyi becerirler
Selef alimlerine ise sadelik ve kalp temizliği hakim idi
Akli delillerin kurallarını tespite gerek duymadılar
Onlar bütün gayretlerini dini emirleri yerine getirmeye, yasaklardan da kaçmaya sarfettiler
Dolayısıyla sonradan gelenlerin metodu (yolu) daha ilmi ve daha sağlam; selefin yolu ise daha amiyane ama daha salim ve tehlikesizdir
Münafıklar, Kur’an ve sünnet nasslarını günümüzdeki halife durumuna düşürdüler: Paraların üstünde onun ismi yazılıdır, hutbelerde onun adı okunur, ama hakimiyet başkasının elindedir, onun ise hiç bir hükümranlığı yoktur, sözü de geçerli değildir
13-10-2008
#
7
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Onlar sapıklık, hüsran, hile ve küfür kalbinin üzerine, iman elbisesi giydirmişlerdir
Dış görünüşleri Ensar, içleri ise kafirlerden yanadır, dilleri dost dili, ama kalpleri savaş eden düşman kalbidir
“Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler
“Ama mü’min değildirler”
(Bakara
8)
Münafıkların sermayesi hile ve aldatmadır
Malları ise yalan ve karıştırmadır
Geçim yolları da her iki tarafı memnun etmek, onların arasında güvenlikte olmaktır
“Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar
Oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar
” (Bakara, 9)
Şüphe ve şehvet hastalıktan kalplerine zarar vere vere helak etmiştir
Kötü maksatlar irade ve niyetlerine hakim olmuş ve onları bozmuştur
Onlar o derece bozulmuşlardır ki helak olma noktasına gelmişler, doktorların onları tedavi etme imkan ve ihtimali kalmamıştır
“Kalplerinde hastalık vardır
Allah da onların bu hastalığını çoğaltmıştır
Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır
” (Bakara, 10)
Onların şüphe pençeleri kimin iman levhasına ilişmişse onu paramparça etmiştir
Fitne kıvılcımları kimin kalbine sıçradıysa onu yakıcı azaba duçar etmiştir
Aldatıcı şüpheleri kimin kulağına gelmişse kalbinin dini hükümleri tasdikine mani olmuştur
Onların yeryüzündeki bozgunculukları pek çoktur
Ama çoğu insanlar onlardan habersizdirler
“Kendilerine yer yüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman: Biz ancak ıslah edicileriz, derler
Kesin olan şudur ki onlar ancak kötülük yayan bozguncudurlar
Fakat onu fark etmezler
” (Bakara, 11-12)
Onlara göre Kur’an ve sünnete tabi olan mü’min şekilci (zahiri) ve akıldan nasibi olmayan kimsedir
Nassa bağlı kalan kimse ise cilt cilt kitap taşıyan merkep gibidir
Onun tek işlevi nakilleri taşımaktan ibarettir
Onlara göre vahiy taşıyan tüccarın malı değersizdir, makbul değildir, vahye tabi olanlar ise akılsız ve ahmak kimselerdir
Kendi aralarında tek başlarına kaldıklarında onlarla alay ederler
“Onlara insanların iman ettikleri gibi siz de iman ediniz, denildiği vakit: Biz hiç akılsızların iman ettikleri gibi iman edermiyiz? derler, biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnız kendileridir
Fakat bunu bilmezler
” (Bakara, 13)
Onların her birinin iki ayrı yüzü vardır; biriyle mü’minlere, diğeriyle ise inkarcı kardeşlerine bakarlar
İki ayrı dilleri vardır; birini müslümanlara karşı yapmacık bir şekilde kullanır, öbürünü içinde sakladığı sırrına bırakırlar
“Mü’minlerle karşılaştıkları vakit, biz de iman ettik, derler
Halbuki kendilerini saptıran şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise, biz sizinle beraberiz, biz ancak onlarla alay ediyoruz derler
” (Bakara,14)
Tabilerini küçümseyip alaya alarak Kur’an ve sünnetten yüz çevirirler
Şımarıklık ve böbürlenmeden başka hiç bir işe yaramayan bilgilerine aldanarak vahyin hükmüne boyun eğmezler
Onları daima vahiyle alay eder halde görürsün
“Gerçekte Allah onlarla alay eder, azgınlıklannda onlara mühlet verir, bu yüzden onlar bir müddet başı boş dolaşırlar
” (Bakara,15)
Münafıklar, karanlıklar denizinde gizlice ticaret yapmaya çıkmışlar, şüphe gemilerine binmişlerdir
Şüpheler onları hayal dalgalarına bırakmış, gemileri fırtınaya tutulmuş ve sonunda denizin dibini boylamışlardır
“Onlar hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır
Fakat ticaretleri kazanç getirmemiş ve doğruyu da bulamamışlardır
” (Bakara, 16)
Halbuki, iman ateşi onların yollarını aydınlatır
Onun aydınlatmasıyla hidayet ve dalalet alanlarını görürler
Sonra o nur söner
Geriye alev alev yanan bir ateş kalır
İşte onlar o ateşle azap görürler, karanlıklarda yüzerler
“Onların misali karanlık gecede bir ateş yakan kimsenin misali gibidir
Ateş yanıp da etrafım aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; artık hiç bir şeyi göremezler
” (Bakara, 17)
Onların kalp kulakları ağır şekilde sağırlaşmıştır
İman çağrısını duymazlar
Basiret gözlerinde körlük perdesi vardır; Kur’an hakikatlerini görmezler
Dillerinde hakka karşı söylemezlik vardır; onu ifade etmezler
“Onlar sağır, dilsiz ve kördürler
Onlar geri dönmezler
” (Bakara, 18)
Onların üzerlerine vahiy bulutu inmiştir
Onda kalp ve ruhların hayatı vardır
Onlar yalnız ondaki azap tehdidinin gürültüsü ile sabah-akşam yapmaları gereken yükümlülükleri duyarlar
Parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar, elbiselerine gömülüp kaçmaya koyulurlar
Peşlerine düşülür, arkalarından seslenilerek herkesin gözü önünde teşhir edilirler
Gören gözler için halleri ortaya dökülür
Kur’an bu iki grubun halini bakanlar ve taklid edenler olmak üzere iki misalle anlatır:
“Yahut onların durumu, gökten sağanak halinde boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve yıldırımlar bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir
O kafir ve münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar
Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmıştır
” (Bakara, 19)
Münafıkların Kur’an ve sünnette bildirilen, bazı ayırd edici vasıfları ve alametleri vardır
İman sahipleri o alametleri tanırlar
Birinci alametleri: Riyakarlık (iki yüzlülük) tır
Riya insanın başına gelecek en kötü hallerden biridir
İkinci alamet ise: Allah’ın emirlerine karşı tembel olmalarıdır
“Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler” (Nisa, 142), samimi olmak onlara çok ağır gelir
Münafıklar iki sürü arasında kalmış kararsız koyun gibidirler
Bir o sürüye geçerler bir diğer sürüye
Hiç bir tarafta daimi kalmazlar
Sürekli iki taraf arasında dururlar, hep hangisinin daha güçlü ve ikballi olduğunu gözetlerler
“ Onların arasında bocalayıp dururlar; ne onlara, ne de bunlara bağlanırlar, Allah’ın şaşırttığı kimseye artık asla bir çıkar yol bulamazsın
”(Nisa,143)
Münafıklar, Kur’an ve sünnete uyanları gözetlerler
Eğer Allah onlara bir fetih müyesser kılacak olsa “biz sizinle beraberiz” derler ve bu hususta bütün güçleriyle yeminler ederler
Şayet müslümanların düşmanları galip gelecek olsa bu kez onların safına geçer “Siz de biliyorsunuz ki biz sizinle öz kardeşleriz, yakın akrabayız” derler
Onları tanımak mı istiyorsunuz? Kur’an’ı dinleyiniz
O size yeterli bilgi verecektir
“Münafıklar sizi gözetleyip dururlar; eğer size Allah’tan bir zafer nasip olursa, sizinle beraber değil miydik?, derler
Kafirlerin zaferden bir nasipleri olursa bu seferde onlara, sizi mü’minlerden korumadık mı?, derler
Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kafirler için mü’minler aleyhine asla bir yol vermeyecektir
” (Nisa, 141)
Tatlı dilleri ve güzel konuşmalarından dolayı, yalan olmasına rağmen Allah’a yemin etmeleri sebebiyle sözleri daima beğenilir
Hak söz konusu olunca uyur, batıl, olduğunda ise dimdik ayakta dururlar
Yüce Allah Kur’an’da onların bu halini şöyle tasvir eder:
“İnsanların öyleleri vardır ki dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider
Hatta böyleleri söylediklerinin kalpten geldiğine Allah’ı şahit tutarlar
Halbuki onlar hasımların en yamanıdırlar
” (Bakara, 204)
Münafıkların kendi tabilerine salık verdikleri şeyler insanlar ve memleketlere felaket getirir
Halkı dünya ve ahirette kendi menfaatlerine olan şeylerden uzaklaştırmaya çalışırlar
Bir yandan, namaz, zikir, takva ve ictihad sözkonusu olunca mü’minlerden ayrılmazlar
“Öte yandan dönüp gittiler mi, yeryüzünde insanlar arasında bozgunculuk yapmak, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için koşarlar
Allah ise bozgunculuğu sevmez
” (Bakara, 205)
Bunların hepsi de birbirine benzerler
Kötülüğü işler ve tavsiye ederler, iyiliği yapmaz ve ondan men ederler
Allah yolunda mal harcamak hususunda cimri davranırlar
Allah defalarca onlara nimetlerini hatırlatmış, onlar ise onu anmaktan yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardır
Sakınsınlar diye onların durumlarını kullarına kaç kez bildirmiştir? O halde şu ayeti bir kez daha dinleyelim:
13-10-2008
#
8
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
“Münafık erkekler ve münafık kadınlar sizden değil, birbirlerindendir
Çünkü onlar kötülüğü emreder, iylikten alıkoyarlar ve onlar ellerini sıkı tutarlar, Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler
Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu
Çünkü münafıklar fasıkların ta kendileridir
” (Tevbe, 67)
Münafıkları vahyin açık manasını hakem tanımaya çağırsanız bunu kabul etmezler; Kur’an ve sünnetin hükmüne tabi olmaya davet etseniz bundan kaçarlar
Onların gerçek yüzlerini yakından görseniz, onunla ilahi yol arasında büyük bir mesafe bulursunuz; vahyden korkunç bir sapma gösterdiğini müşahade edersiniz
“Onlara, Allah’ın indirdiğine ve peygamberine gelin, onlara başvuralım, denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün
” (Nisa, 61)
Münafıklar, akıl ve dinleri noktasında hasar gördükten sonra nasıl felah bulup hidayete ersinler? İman vererek küfür satın almışlarken, dalalet ve alçaklıktan nasıl kurtulsunlar? Onların bu kârsız ticaretleri ne kadarda zararlı bir ticarettir
Mühürlü saf içkiyi verip, almayıp onun yerine ateşi almışlardır
“Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince nasıl hemen sana gelirler de, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye Allah’a yemin ederler
” (en-Nisa, 62)
Şek ve şüphe zakkumu onların kalplerinde kök salmıştır; ondan kurtulamazlar,
“Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir
Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle
” (Nisa, 63)
Yok olasılar, iman hakikatından ne kadar da uzaktırlar! Hakikat ve marifet iddialarında ne kadar yalancıdırlar
Onların dünyaları başka, Hz
Peygamber’e tabi olanların dünyaları başkadır
Cenab-ı Allah Kur’an’ında mukaddes zatına büyük yemin etmiştir
Basiret sahipleri bunun sebep ve muhtevasını bilirler
Onun için de kalpleri o hususta Allah’a olan tazim ve ihtiramlarından dolayı son derece hassastır
Yüce Allah, dostlarını sakındırmak, münafıkların hallerini anlatıp uyarmak için şöyle diyor:
“Hayır, rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçc iman etmiş olmazlar
” (Nisa, 65)
Münafıklar henüz kendilerinden istenmeden, sözlerinin ta başında yemin ederler
Çünkü mü’minlerin kendilerine güvenmediklerini bilirler
Kendileri hakkındaki kötü kanaatten, yalanlarının ortaya çıkmasından kurtulmak için yemini alet ederler
Bu imansızlar, yalan söylerler, sonra duyanların kendilerinin doğru söylediklerine inanmaları için de yemin ederler
“Yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah’ın yolundan saptırırlar
Onların yaptıkları ne kötüdür
” (Münafıkun, 2)
Helak olacasılar! Önce iman kafilesiyle birlikte harekete geçtiler
Sonra yolun uzunluğunu ve ne kadar meşakkatli olduğunu görünce geri döndüler
Evlerinde tatlı bir hayat sürüp huzur bulacaklarını sandılar
Fakat ne öyle bir hayat sürdüler, ne de o gaflet uykusundan bir yarar gördüler
Çok geçmeden çağırıldılar; henüz doymamış aç bir halde iken sofradan kalktılar
Artık hesap günündeki hallerini siz düşünün
Onlar bildikleri halde inkar ettiler; hakkı ayan beyan gördükten sonra ona gözlerini yumdular
“Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkar etmeleridir
Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir
Artık onlar hiç anlamazlar
” (Münafıkun,3)
Münafıklar insanların en güzel yapılısı, en tatlı dillisi, en nazik konuşanı fakat en bozuk kalplisidirler
Onlar meyvesiz, yerinden koparılıp oradan geçenler çiğnemesin diye bir duvara yaslanmış olan kütükler gibidirler
“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider
Konuşurlarsa sözlerini dinlersin
Onlar sankî elbise giydirilmiş kütüklerdir
Her gürültüyü kendi aleyhlerine sararlar
Onlar düşmandır, onlardan sakın
Allah onları kahretsin
Nasıl olup da döndürülüyorlar?” (Münafıkun,4)
Münafıklar namazı ölü vaktine kadar tehir ederler
Sabah namazını güneş doğarken, ikindi namazını da güneş batarken kılarlar
Namazı karganın yemini gagaladığı gibi çabuk çabuk kılarlar
Çünkü onlar kalpleriyle değil sadece bedenleriyle namaz kılarlar, peşindeki takipçilerin etkisiyle sağı solu kollayan bir tilkinin sağı solu kollaması gibi etrafı gözetirler
(Kamus’da “güneşin ölü vaktine gelmesi, ışığının zayıflaması veya batımı yakın olması manasınadır” denmektir
Peygamberimiz hadisinde bu vakti ölüye izafe ederek “namazı ölünün vaktine kadar tehir ederler” buyurmuştur
(Müslim, Mescid, 26) Çünkü güneşin ışığı mezarların üstüne bu vakit düşer
Yahut da namazı o kadar geciktirirler ki günün bitmesine ancak eceli dolup canı boğazına gelmiş bir kimsenin ölmesi kadar bir zaman kalmıştır
)
Cemaate katılmazlar
Namazlarını ya evlerinde yahut da dükkanlarında kılarlar
Birine kızsalar aşırı gider, biriyle andlaşma yapsalar bozar, bir haber verseler yalan söyler, söz verseler cayar ve kendilerine bir emanet bırakılsa ona hıyanet ederler
Yaratılana böyle, yaratana da bu tarzda muamele ederler
Onların bu vasıflarını Mutaffifun Suresi’nin başı ile Tarık Suresi’nin sonu açık-seçik anlatır
Onları Allah’tan daha doğru kim tavsif edebilir:
“Ey Peygamber, kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran
Onların varaçakları yer cehennemdir
O varılacak ne kötü bir varış yeridir
” (Tevbe,73)
Ne gariptir ki onlar az fakat çoğunluktadırlar; zayıf ama güçlüdürler; bilgiç ama cahildirler; Allah’ın büyüklüğünü bilmedikleri için büyük bir aldanma içindedirler
“ Onlar mutlaka sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler
Halbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar kılıçlarınızdan korkan bir toplumdur
“ (Tevbe,56)
Müslümanlara sağlık ve zafer nasip olacak olsa bu münafıkları üzer, günahlarına kefaret olacak bir musibet ve kötülüğe müptela olsalar onları sevindirir ve mutlu eder
Bu hal münafıkların ve mü’minlerin karakterlerini gayet açık bir şekilde ortaya koyan bir husustur
Örnek aldığı şahsiyet peygamber olanla, örneği münafık olanlar elbette bir olamazlar
Nitekim Kur’an-ı Kerim bu hususu şöylece dile getirmektedir:
“Eğer sana bir iyilik (zafer ve ganimet) erişirse (hasetlerinden dolayı) onların fenasına gider
Ve eğer sana bir musibet gelirse: Biz (savaşa girmemekle) önceden işimizi (sağlama) aldık, derler ve sevinç içinde dönüp giderler
De ki: Bize, Allah’ın yazdığından başka bir şey asla erişmez
O bizim sahibimizdir
Onun için mü’minler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler
” (Tevbe, 50-51)
Keza Cenab-ı Allah bu iki grubun durumunu ve kalplerinde karışıklık ve kaypaklık bulunanların saptırmasıyla yerinden oynatılamayacak gerçeği şöyle dile getiriyor:
“Size bir iyilik dokunursa bu onları tasalandırır, size bir kötülük dokunursa ondan ötürü sevinirler
Eğer sabreder, Allah’tan korkarsanız onların hilesi size hiç bir zarar veremez
Şüphesiz Allah onların yaptıklarını kuşatmıştır
” (Al-i îmran, 120)
Allah münafıkların kalbinin bozukluğu ve niyetlerinin kötülüğü sebebiyle onların itaatlerinden hoşlanmamış, bu hususta onlara fırsat vermemiştir
O’nun düşmanlarından yana oldukları için kendisine yakın olmalarını istememiş, onları kovarak rahmetinden uzaklaştırmıştır
Allah’ın vahyinden yüz çevirmişler, Allah da onlardan yüz çevirmiş, onları mutsuz etmiş, mutlu kılmamıştır
Artık tevbe etmedikleri sürece kurtulmaları umulmayacak tarzda onları adaletli bir şekilde yargılamıştır
“Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı
Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları (böyle cihat gibi güzel bir amelden) geri koydu, onlara, oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun, denildi” (Tevbe, 46) buyurulmuştur
Cenab-ı Allah münafıkların kendisine itaatten alıkoymasını ve onları kapısından kovup uzaklaştırmasının hikmetini anlatıp bu muamelesinin dostlarına karşı bir lütuf ve onların mutluluğu için olduğunu bildirerek şöyle buyurmuştur:
“Eğer içinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve aranızda mutlaka fitne çıkarmak peşinde koşarlardı
Halbuki içinizde de onlara kulak verecekler vardır
(Bunları kuşkulandırıp büyük bir fitne çıkarabilirlerdi)
Allah zalimleri gayet iyi bilir
” (Tevbe,47)
13-10-2008
#
9
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Naslar münafıklara ağır gelir, onlardan hoşlanmazlar, onları taşımak zor geldiğinden yüklenmekten kaçınırlar, atıp yere bırakırlar, sünnetleri ihmal eder, muhafazaya çalışmazlar
Kendilerine hitap eden nasları icad ettikleri bazı esasları bahane ederek reddederler
Allah onların maskelerini düşürmüş, sırlarını ifşa etmiş, kullarına ibret yapmıştır
Asr-ı sadetten sonra münafık nesiller birbirini takip edegelmiştir
Onun içindir ki Allah sakınmaları için dostlarına onların sıfatlarını açıklamış, onlar hakkında
“Bunun sebebi Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir
Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır” (Muhammed, 9) buyurmuştur
İşte nasların kendilerine ağır geldiği kimselerin hali budur
B u münafıklar nasları kendileriyle, bid’at ve hevaları arasında bir engel olarak görürler
Nasslar onların gözünde aşılmaz ve sarsılmaz bir kale gibidir
Nasları batıl sözler karşılığında satarlar, bunlar karşılığında Fusus’u alırlar
Bu ise onların gizli açık bütün sırlarını ifsadı demektir:
“Bunun sebebi onların Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara, bazı hususlarda size itaat edeceğiz demeleridir
Oysa Allah onların gizlediklerini biliyor
Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri ne olacak? Buna sebep onların Allah’ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O’nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır
Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır
” (Muhammed, 26-28)
Münafıklar nifak sırrını gizlerler
Ama Allah onların nifaklarını yüz hatlarında ve dil sürçmelerinde ortaya çıkarır ve onlara öyle bir sima verir ki, iman ve basiret sahiplerine hiç de gizli kalmaz
Onlar sanırlar ki, küfrürlerini gizleyip kendilerini mümin gösterince sarraf ve kuyumculardan emin olacaklar
Fakat ne mümkün?
Basiret sahibi, kalp parayı hakikisinden, hakkı batıldan ayıran Allah, onların gerçek yüzlerini ortaya koymuştur:
“Kalplerinde hastalık bulunanlar, yoksa Allah’ın, kendilerinin müminlere besledikleri kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? Biz isteseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın
Andolsun ki sen onları, konuşma üsluplarından tanırsın
Allah bütün işlediklerinizi bilir
” (Muhammed, 29-30)
Allah’a hesap vermek için toplanıldığı, O’nun kullarına göründüğü, onların şaşkına döndüğü, secdeye davet edildikleri fakat buna muktedir olamadıkları zaman onların halleri nice olacaktır
Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyurulur:
“Gözleri korku içinde yüzlerini zillet burur
Halbuki onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlar (fakat yine secde etmiyorlar) dı
” (Kalem, 43)
Sonra cehennem üstündeki kö
pr
üye sürüldükleri zaman ne yapacaklardır? O kö
pr
ü kıldan ince ve kılıçtan keskindir, ayakların kaydığı yerdir
Karanlıktır; kişi onu ancak ayak basılan yerleri aydınlatan bir nur yardımıyla geçebilir
Bu nur ise oraya varılmadan önce insanlara pay edilmiş olur
Müslümanlar münafıklar da dahil olmak üzere o nurların az ve çokluğuna göre bu kö
pr
üde ilerleyebilirler
Münafıklar bu dünyada kıldıkları namaz, oruç, zekat ve hacc ile görünürdeki müslümanlıklarının nuruyla kö
pr
üye girerler
Onun tam ortasına geldiklerinde nifak fırtınaları kopar ve ellerindeki ışıklarını söndürür
Şaşkın bir halde kala kalırlar
Asla ilerleyemezler
Kendileriyle mü’minler arasına tek kapısı olan bir sur kurulur
Ancak münafıkların o kapıyı açacak anahtarları yoktur
Surun mü’minlerin bulunduğu tarafından rahmet, münafıkların bulunduğu tarafında ise azap vardır
Münafıklar kendilerinden ilerde bulunan mü’minlere seslenirler
Onların ışıkları uzaktan yıldızlar gibi parıldamaktadır
“Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım
” (Hadid, 13)
Belki şu kö
pr
üyü geçebiliriz
Bizim ışığımız söndü
Burayı ışıksız geçmek ise mümkün değil, derler
Mü’minler ise şöyle cevap verirler:
“Geriye nurların taksim edildiği yere dönün, kendinize oradan ışık alın
” Bu hengamede kimse duramaz
Biz bu kö
pr
üde nasıl durabiliriz?
Bu yolda insan birbirine dönüp bakabilir mi?
Dost dosta yüzünü çevirebilir mi?
Münafıklar gurbette kişinin hemşehrisine memleket hatıralarını hatırlattığı gibi mü’minlere dünyadaki beraberliklerini, sohbetlerini hatırlatırlar
“Dünyada iken sizinle beraber değil miydik? Sizin gibi biz de oruç tutar, namaz kılar, zekat verir, hacca gider, Kur’an okurduk
Şimdi bizi birbirimizden ayıran şey nedir? Farkımız nedir ki bizi geride bırakarak geçip gidiyorsunuz? Mü’minler şöyle cevap verirler:”Evet”, siz dış görünüşünüz itibariyle bizimle birlikte idiniz, ancak içiniz tamamen mülhitler ve inkarcı zalimler ile beraber idi
Ama siz kendi kendinizi fitneye düşürdünüz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı
O çok aldatan (şeytan) sizi Allah hakkında bile aldattı
Nihayet Allah’ın emri gelip çattı
Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir
Size yaraşan odur
O varılacak ne kötü bir yerdir
” (Hadid, 14-15)
Münafıkların sıfatlarını teker teker sayıp sözü haddinden fazla uzatmak istemiyoruz
Gerçek şudur ki, anlatmadıklarımız anlattıklarımızdan daha fazladır
Yeryüzünde ve toprak altında o kadar çok münafık vardır ki, neredeyse Kur’an’ın tamamı onlarla ilgili bulunmaktadır
Bunların yeryüzünün her yerinde bulunduğunu gösteren şeylerden biri de şudurki, münafıklar ortadan kalkacak olsa, herhalde mü’minler yapayalnız kalır, geçimleri daralır, hatta çöllerde vahşi hayvana ve yırtıcı kuşların saldırısına maruz kalırlar
Nitekim Huzeyfe (r
a):
“Allah’ım münafıkları helak eyle” diye dua eden birine şöyle demiştir:
“Kardeşimin oğlu, şayet münafıklar helak olsalardı, yollarınızda insan azlığından dolayı yalnızlık çekerdiniz
”
Hakiki Müminlerin Korkuları
Vallahi, ilk müslümanların kalpleri münafıklık korkusuyla tir tir titrerdi
Çünkü onlar münafıklığı bütün teferruatıyla, tüm tehlikeleri ve fitneleriyle biliyorlardı
Bu sebeple onların münafıklıkla ilgili korkuları bazen kendi nefislerinden endişe duyma, kendilerinin münafık olmasından korkmaya kadar varırdı
Nitekim Hz
Ömer (r
a) Rasulullah’ın (s
a
v) kendisini münafık listesinde zikredip etmediği hususunda Huzeyfe (r
a)’ye şöyle demiştir:
“Huzeyfe Allah aşkına söyle, Rasulullah’ın (s
a
v) sana verdiği liste içinde ben de var mıyım?”
Huzeyfe:
“Hayır ama senden başka kimseyi bu hususta tezkiye edemem” diye cevap vermiştir
İbn Ebu Müleyke de bu hususta şöyle demektedir:
“Rasulullah’ın ashabından otuz kişiyle görüştüm
Hepsi de münafıklık konusunda nefsinden endişe ediyordu
Hiç birisi imanının Cebrail ve Mikail’in (a
s) imanı gibi olduğunu söylemiyordu
” Bunu Buhari nakleder
Yine naklettiğine göre Hasan el-Basri şöyle demiştir:
“Münafıklıktan ancak münafık endişe duymaz, ondan ancak mü’min korkar
”
Sahabeden biri:
“Allahım münafık haşyetinden sana sığınırım” diye dua edermiş
Bunu duyan bazıları münafık haşyetinin ne manaya geldiğini sorunca şu cevabı vermiş:
“Bedenin husulü görünmesi fakat kalbin huşu duymamasıdır”
Vallahi ilk müslümanların kalbi iman ve yakinle dolu idi; münafıklıktan korkuları büyük, üzüntüleri ağırdı
Halbuki imanları gırtlaklarından aşağı inmeyen, onlardan kat kat fazla sayıdaki kimseler ise imanlarının Cebrail ve Mikail’in (a
s) imanı gibi olduğunu iddia ediyorlardı
13-10-2008
#
10
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Günahlar
Nifak bitkisi iki başak çıkarır;
yalan ve riya
Bunlar iki tomurcuktan doğarlar:
Basiret ve gayretsizlik
Bu dört esas tamamlandığı zaman münafıklık bitkisi ve binası yerleşmiş olur
Bu bitki korkunç bir uçurumun kenarında bulunan sel derelerinden bitmiştir
Ancak gizlenen işlerin ortaya döküldüğü, sırların açığa çıkarıldığı, kalplerde gizlenenler ortaya konduğu ve mezarda bulunanlar diriltilip dışarı çıkarıldığı gün hakikat selini gördükleri zaman sermayesi nifak olanlar, bütün kazançlarının seraptan ibaret olduğunu görürler
O serap ki:
“Susuzluktan dili kuruyan onu gördüğünde su sanır
Fakat yanına varınca hiçbir şey olmadığını görür
Orada bulduğu Allah’tır
Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür
Allah hesabı çok çabuk görendir
” (Nur, 39)
Münafıklar kalblerinde hiçbir hayır bulunmadığı halde, bedenleriyle hayırlara koşarlar
Kötülük onların yollarında yaygındır
Hakkı duyduklarında kalpleri onu duymamak için katılaşır; batılı görüp yalanla karşılaştıklarında ise gözleri açılır, kulakları dikkat kesilir, işte bunlar münafıklık alametleridir
Ey kardeş seni ölüm bürümeden bundan sakın
Bunlar anlaşma yapsalar bozarlar,
Söz verseler yerine getirmezler,
Bir şey söyleseler doğruyu söylemezler,
Taate davet edilseler geri dururlar
Onlara, Allah’ın indirdiğine ve peygamberlere gelin, dense çekinirler
Nefisleri onları arzularına davet ettiği zaman ise onlara koşarak giderler
Onları kendileri için tercih ettikleri aşağılık, rezillik ve zararla başbaşa bırak
Onların anlaşmalarına güvenme, vaadlerine inanma çünkü onlar yalancıdırlar
Allah’ın onlar hakkındaki şu ayetlerine kulak ver:
“Onlardan kimileri de, eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka (ve zekat) vereceğiz ve elbette biz salihlerden olacağız, diye Allah’a and içtiler
Allah lutfundan onlara (zenginlik) verince ondan cimrilik edip (Allah’ın emrinden) yüz çevirirek sözlerinden döndüler
Nihayet, Allah’a verdikleri sözden döndükleri ve yalan söyledikleri için Allah karşılaşacakları güne kadar kalplerine nifak (iki yüzlülük) soktu
” (Tevbe, 75-77)
Fasıklık
Kur’an’da iki çeşit fısk zikredilir:
1 - Tek ve mutlak olarak ve
2 - İsyan ile birlikte
Tek olarak zikredilen fasıklık iki türlüdür;
a - Kişiyi dinden çıkaran küfür fasıklığı ve
b - Kişiyi dinden çıkarmayan fasıklık,
(2) - İsyan ile birlikte zikredilen fasıklığa misal olarak:
“Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize ziynet yapmıştır
Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir, îşte doğru yolda olanlar bunlardır” (Hucurat
7) ayetinde geçen fısk gösterilebilir
(a) - Küfür fasıklığı olan ve tek olarak zikredilen fasıklığa örnek olarak da şu ayetlerde zikredilenleri nakledelim:
“Allah onunla birçok kimseyi saptırır, bir çoklarını da doğru yola yöneltir
Verdiği misallerle Allah ancak fasıkları saptırır
Onlar öyle sapıklardır ki kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler
” (Bakara, 26-27)
“ Andolsun ki sana apaçık ayetler indirdik (ya Muhammed) onları hiç kimse inkar etmez, ancak fasıklar inkar eder” (Bakara, 99) ve
“Yoldan çıkanlara (fasıklara) gelince, onların varacakları yer ateştir
Oradan çıkmak istedikleri her defasında geri çevrilirler
” (Secde, 20)
Bu ayetlerde zikredilen fıskların hepsi de küfür fasıklığıdır
(b) - Sahibini dinden çıkarmayan fasıklık türüne örnek olarak da şu ayetlerde geçenler örnek teşkil ederler:
“Eğer onlardan birine bir kötülük yaparsanız kendinize kötülük (fısk) yapmış olursunuz” (Bakara, 282),
“Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın
” (Hucurat, 6)
Bu son ayet Mustalık oğulları savaşından sonra Rasulullah’ın (s
a
v) bu kabileye zekatlarını tahsil etmek üzere göndermiş olduğu Velid b
Ukbe b
Ebi Mu’ayyıt hakkında nazil olmuştur
Velid ile bu kabile arasında cahiliyye döneminden kalma bir düşmanlık vardı
Mustalık oğulları Velid’in kendilerine doğru gelmekte olduğunu duydular ve Hz
Peygamber’in (s
a
v) emrine saygılarını göstermek için onu karşılamaya çıktılar
Şeytan bu davranış karşısında Velid’i kendisini öldürecekleri tarzında bir vesveseye düşürdü
Velid bu kuruntuyla yoldan geri dönüp Medine’ye gelerek Rasulullah (s
a
v)’a şöyle dedi:
“Mustalık oğulları zekatlarını vermediler ve beni öldürmek istediler
” Rasulullah buna çok sinirlendi ve onlarla savaşa karar verdi
Mustalık oğulları Velid’in geri döndüğünü öğrenince Hz
Peygamber’e (s
a
v) gelerek durumu açıkladılar:
“Ya Rasulullah, elçinizin gelmekte olduğunu duyunca kendisini karşılamak ve saygı göstermek için yola çıktık
Daha sonra kabul etmiş olduğumuz zekatımızı da verecektik
Ama o geri dönüp gitti
Bize kızıp sonradan elçinize bir mektup gönderdiğinizi ve elçinin bundan dolayı geri döndüğünü sandık
Biz Allah’ın ve Rasulünün gazabından Allah’a sığınırız
”
Rasulullah onların bu sözlerinin doğruluklarından emin olamadı
Halid b
Velid’i bir miktar askerle birlikte gizlice Mustalık oğulları köyüne gönderdi
Ona gizlilik içinde hareket etmesini emrederek şöyle buyurdu:
“Bak, eğer imanlarını koruduklarını gösteren bir davranışlarını görürsen mallarının zekatını al
Eğer öyle bir hal göremezsen kafirlere ne yapıyorsan onlara da aynısını yap
"
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Tags
:
gunahlar
Günahlar ile ilgili Benzer Konular
133 Kez Görüntülendi
Büyük Günahlar
Dini Sohbet
6 BüYüK GüNaHLaR...
Dini Sohbet
Günahlar, Evreni Kızdırıyor
İman
Büyük Günahlar !!
Dini Sohbet
En Büyük Günahlar
Kıssalar & Hikayeler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
17:35
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552