FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
İman
Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT ile ilgili Benzer Konular
530 Kez Görüntülendi
FÂTIHA'SI Varlığın
Dua
Bir ayette namazın zikir olduğu haber verilmektedir. Namaz nasıl zikir olur?
Sorular ve Cevaplar
fatihası varlığın
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Yüreğim Seni Bu Aşkın En Zayıf Halkası Seçti
Aşk-Sevgi-Evlilik
Timsahların kayıp halkası bulundu
Bilim&Teknoloji
"Gözleriniz ağlamıyorsa düşünün ve Yüreyiniz ağlasın" ..
|
Rabbe götüren YAKIT Elimizde, Ve Kullanmıyoruz!
Konu Araçları
31-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT
Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT başlıklı yazı Mumsema Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT Forum Alev
Bütün varlık (masivâ) Allah’ı tesbih eder
Melekten, sineğe; mikroorganizmadan, nebülözlere kadar her varlık, kendi özel dili ile sürekli O’nu anar, O’nu hatırlar, O’nu tesbîh, tenzih ve takdîs eder
İnsan da bu evrensel koroya iradesiyle katılarak Rabbini en güzel isimleri ile tesbih eder
Ancak irade ve şuurunu kötüye kullanarak bazen nefis ve şeytanın ağına düşer ve bu korodan ayrılma bedbahtlığını yaşar
İşte, birçok konuda olduğu gibi, Yüce Yaratan bu konuda da insanı uyarmakta ve onun ‘evrensel tesbih korosu’ndaki görevini ihmal etmemesini istemektedir
Kalb ve ruhun gıdası olduğu için de, iradî bir şekilde her günün belli vakitlerini bu işe ayırmayı emretmektedir
Aşağıdaki satırlarda, genel olarak tesbih kavramı, özel olarak da farz namazlardan sonra yapılan tesbihâttan söz etmek istiyoruz
A
Tesbih
Tesbih kelime olarak, balığın suda, kuşun havada, yıldızların yörüngelerinde hızla geçişleri gibi, süratle geçmek, yani hızla yüzüp uzaklaşmak anlamına gelen “سَبَحَ sebaha” kelimesinden gelmektedir
Ayrıca paklıkta, temizlikte çok ileri götürmek anlamını da taşımaktadır
Ragıb el-İsfahanî der ki: “Tesbih, Allah Teâlâyı tenzihtir, bunun aslı da Allah’a ibadete koşmak, çok gayret etmek demektir
İb’ad (uzaklaştırma) ‘Allah onu uzak etsin’ gibi kötü şeyler hakkında kullanıldığı gibi, tesbih de hayırlı işlere tahsis edilmiştir
Tesbih; söz, fiil veya niyetle yapılan her türlü ibadete verilen bir isimdir
”1
Tesbih, ‘Allah’ı tesbih etme’ işinin özel adı olduğu gibi, o manayı ifade eden Sübhan da Allah’ın güzeller güzeli isimlerinden biridir
Tesbih, layık olmayanı ve yakışmayanı reddetmek; çoğu zaman bu kelime ile beraber söylenen takdis (mukaddes saymak, bilmek) ise, layık olanı ispattır
Bir ıstılah (terim) olarak ise tesbih; Allah’ı her arızadan, şâibeden, eksiklikten tenzih etmektir
Bu ise gerek zâtî sıfatlarında ve gerek fiilî sıfatlarında nefy (red) veya isbatı caiz ve layık olmayacak her noksanlıktan uzak demek olur
Öyle ise tesbih, Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve isimlerinde nezahet ve paklığını ifade eder
Her Şey Allah’ı Tesbih Eder
Ayet-i Kerimelerde, göklerde ve yerde, canlı ve cansız ne varsa hepsinin Allah’ı tesbih ettiği açıkça belirtilmektedir
“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir
” (Hadid, 57/1) “Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı tesbih eder
Hatta hiçbir şey yoktur ki, hamd ile O’nu tesbih etmesin
Ne var ki siz onların bu tesbihlerini anlayamazsınız
” (İsra, 17/44) Ayetlerde geçen ‘مَا’ harfi esas itibariyle akıllı olmayan varlıklar için kullanılıyorsa da “مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ” tabiri göklerde ve yerde bulunan, ister görünmeyecek derecede ehemmiyetsiz olsun, ister görünen varlıklar olsun hepsini kapsar
Dolayısıyla, gerek melâike ve mü’minler gibi sözle, gerek diğer varlıklar gibi ilham yoluyla konuşanların hepsi dâhil olmak üzere, her varlık kendisine özel bir dille O’nu tesbih eder
Tabii ki burada mecazî ve işarî bir anlam da ifade edilmiş olabilir
Çünkü yaratılan her varlık, imkân (olabilirlik), hudûs (sonradan olma) ve üzerinde taşıyıp ortaya koyduğu sanat ihtişamı ile Allah Teâlâ’nın noksanlıklardan münezzeh (berî) ve yüceliğin son derecesindeki sıfatlarla vasıflanmış olan varlığına delalet ve işaret etmektedir
2
Takdis ve Tesbih İlişkisi
Cuma sûresinin ilk ayetinde Cenabı Hak (c
c
), peş peşe dört güzel ismini saymaktadır; el-Melik, el-Kuddüs, el-Aziz ve el-Hakîm
Özellikle tesbih ve takdis kavramlarının yakın ilişkisine dikkat çeken müfessirler şu açıklamaları yapmışlardır: Kuddûs’ün anlamı, fazilet ve güzelliklerle övülmüş demektir
Tesbih, takdisi; takdis de tesbihi içine alır
Çünkü yerilmiş sıfatların ortadan kaldırılması övgüleri ispat anlamını ifade eder
Nitekim “ortağı ve benzeri yok” dememiz O’nun bir olduğunu, “kimseye zulmetmez” dememiz, hükmünde âdil olduğunu ispatlar
Aynı şekilde övgüler de yergi ve noksanlıkları ortadan kaldırır
Mesela, âlim demek cehli, kâdir demek de acizliği yok eder
Şu kadar var ki “o şöyledir” dediğimizde takdis, “O şöyle değildir” dediğimizde de tesbihtir
Böylece takdisin içerisinde tesbih, tesbihin içinde de takdis bulunmuş olur ki, İhlâs sûresinde ikisi de bir arada zikredilmiştir
Mesela “De ki: Allah birdir, Allah Samed’dir
” (İhlâs, 112/1-2) âyetleri takdis, “Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır
Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır
” (İhlas, 112/3-4) âyetleri ise tesbihtir
Demek ki, bunların ikisi de, şirk ve teşbihi ortadan kaldırmaya yöneliktir
Evet, o öyle Kuddûstür ki Azizdir; çok izzetli, kudsiyeti sarsılmaz, kudretine yetişilmez, ezelden vasıflandığı kuvvet ve yüceliği hiç bir suretle mağlup edilemez
Kutsal şanına saldırıda bulunanların; mülküne leke sürmek, hakkına tecavüz etmek ve şirk koşmak isteyenlerin cezasını verir, şiddetli intikamıyla mağlup ve perişan eder
Bununla beraber Hakîm’dir
Yaptığını nizam ve hikmetle sağlam yapar
Kutsallık ve yüceliğine zıt olan şirk ve küfür gibi durumlara bazen meydan verip zalimler, fasıklar, haksızlar ve ahlâksızlara zaman tanıyor, yüze çıkarıyor gibi görünürse de onlarda da nice hikmetleri vardır
Öyle olmasaydı Hakk’ın kutsallık ve yüceliği bilinmez, ilâhî üstünlüğün boyutu anlaşılmazdı
Böylece de o zalimler büyük cezalara müstahak olmaz ve mü’minleri daha yüksek fazilet, sevab ve derecelere ulaştıracak olan dine hizmetin hikmeti kalmazdı
Çünkü eşyanın zıtlarıyla görünmesi bir hikmet kanunudur
3
Hayranlık İfadesi Olarak Tesbih
Günlük hayatta aklın alamayacağı bir olay veya şeyle karşılaşan kişi gayr-i ihtiyarî, “Sübhanallah!” der
Bundan kasıt şudur:
1
Allah’ım! Her ne kadar aklım almıyorsa da Sen’in yaptığın her şey çok güzel ve mükemmeldir
Sen eksik ve yersiz hiçbir şey yapmazsın
Zira fiillerinle de her türlü noksanlıktan münezzehsin
2
Allah’ım! İnsan güç ve kudretini aşan, hayalinin bile ulaşamayacağı, onu şaşkına çeviren güzellikte işler yapıyorsun
3
Allah’ım! Sen ne büyüksün ki, hiç kimsenin aklına gelmeyecek şeyler yapıyorsun
Üstelik bunlar yerli yerinde ve hikmetli işler olduğu gibi, kimsenin üstesinden gelemeyeceği, gücünün yetmeyeceği işler olmasına rağmen umulmadık bir şekilde ve kolaylıkta hallediyorsun
Sana zor gelen hiçbir şey yoktur
Dile Hafif, Mizanda Ağır Amel
Efendimiz (s
a
s
) zaman zaman ashabına yapılması kolay ancak değer ve sevap açısından yüksek olan ameller ve sözler öğretirdi
Bu durum hem Allah’ın engin ve tükenmez hazinesine hem de zahiren değerli gibi görünen ancak içleri kof, keyfiyetten yoksun, malayani türünden işlerle uğraşmanın yanlışlığına işaret etmektedir
İşte bu değerli amellerden birisi de tesbihtir
Bize değer ve değersizlik ölçülerini en güzel şekliyle vazeden En Değerli İnsan (s
a
s
) şöyle buyuruyor:
كَلِمَتَانِ حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
“Rahman’a sevimli, dile hafif ancak mizanda ağır iki cümle vardır: Bunlar, subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi’l-azim: Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ve hamd ile tesbih ederim
Büyük olan Allah’ı tesbih ederim, O’nun şanı ne yücedir!”4 Hz
Peygamber (s
a
s
), bu pek değerli sözleri söylemenin sadaka olduğunu ifade etmiş5 ve her fırsatta, hatta yatağına uzanmadan hemen önce bile belli sayıda tekrar etmiştir
6
Dantel
Mumsema
Frmacil
31-08-2007
#
2
Profil Bilgileri
P.Alemdar
--->: Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT
B
Namaz Tesbihâtı
Duanın kabule en yakın olduğu zaman dilimlerinin ilk sıralarında, farz namazların hemen arkasında yer alan zaman yer almaktadır
Zira kişi dinin direği olan namazla günahlarından arınmış, secdeleriyle Rabbi’ne en yakın yere ulaşmış, duygu yüklü bir ruh atmosferine girmiş ve henüz günah işlemeye fırsat bulamamıştır
Bu durumu elbette iyi değerlendirmek gerekir
Yapılacak en güzel şey, değer ölçümüz olan duaya sarılmak ve evrensel koroya katılıp Rabb’imizi tesbih etmektir
İşte ilk dönemlerden günümüze kadar uygulanan namaz tesbihâtı; tesbih, hamd, tekbir, salâvat, esma-i hüsna gibi dua ve zikrin değişik şekil ve unsurlarının yanında, başlı başına bağımsız bir dua kısmını da ihtiva etmesiyle yapılacak bu en güzel işin tanzim edilmiş şeklidir
Kur’ân-ı Kerim’de namaz sonrası zikir ve duaya işaret ve teşvik eden ayetler olduğu gibi (Mu’min, 49/55, Hicr, 15/98) Efendimiz (s
a
s
) de, farz namazlardan sonra tesbihât yapmış ve ashabına da tavsiye etmiştir
Zaman zaman tesbihâtı oluşturan zikir ve duaların faziletine dikkat çekmiş, sayılarını belirtmiş, nasıl yapılacağına işaret etmiş ve yanlışlıkları düzeltmiştir
Konuyla ilgili birkaç hadis-i şerif zikretmek istiyoruz:
1
Bir gün, Mekke’den Medine’ye hicret etmiş bazı fakir sahabîler Peygamberimiz (s
a
s
)’e gelerek şöyle dediler: “Ey Allah’ın Resûlü! Zengin olan Müslümanlar, yüksek manevi dereceler kazanıp daimi (Cennet) nimetlerine nail oluyorlar
Zira hem bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyorlar hem de fazla malları olduğu için, onunla hacca ve umreye gidiyor ve sadaka veriyorlar
” Efendimiz (s
a
s
) onlara şu cevabı verdi: “Size öyle bir şey haber vereyim ki, onu yaptığınızda, hem siz sevap açısından geçmiş olanlara yetişirsiniz, hem sizden sonra gelenler size ulaşamaz, hem de içinde bulunduğunuz topluluğun en hayırlıları olursunuz; ancak size haber vereceğim şeyin aynısını yapacak olan müstesna: Her (farz) namazdan sonra otuz üçer defa ‘Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber’ deyin
” Ebû Davud’un Sünen’inde nakledilen rivayette, daha sonra şöyle denilmesi emredilmektedir: لاَ إِلهَ إِلاَّ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ ولَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَـْيءٍ قَدِيرٌ “Allah’tan başka ilah yoktur, mülk O’nundur ve hamd O’na aittir
O’nun her şeye gücü yeter
” Son cümle ise, “Böyle yapanların günahları denizköpüğü kadar bile olsa Allah affeder
” şeklindedir
7
Öyle anlaşılıyor ki bu hadis-i şerifle birlikte namaz sonrası tesbihât da yaygınlık kazanmıştır
Bilindiği gibi İslâm’ın hüküm ve uygulamaları tedricilik prensibine göre nazil olmuş ve uygulanmış; zamanla da Müslümanların hayatlarında sağlam bir şekilde yerlerini almışlardır
2
Hz
Muaviye (r
a
), Şam valisi iken, Küfe emiri olan Hz
Müğire bin Şu’be’ye yazdığı mektupta Hz
Peygamber (s
a
s
)’in namazdan sonra ne okuduğunu (nasıl tesbihât yaptığını) sormuş ve şu cevabı almıştır: “Efendimiz her farz namazdan sonra şöyle derdi: Allah’tan başka ilah yoktur
O’nun hiçbir şeriki (ortağı) yoktur
Mülk O’nundur
Hamd O’nadır
Her şeye gücü yeten O’dur
Allah’ım, Sen’in verdiğine kimse engel olamaz, Sen’in vermediğini ise kimse veremez
Büyüklüğü ve zenginliği olanların bu durumu, Sen’in büyüklük ve zenginliğinin yerine geçip onlara fayda veremez
”8
3
Hz
Ebû Zer (r
a
), Allah Resûlü (s
a
s
)’in şöyle dediğini bize aktarmaktadır: “Kim sabah namazından sonra tahiyatta oturduğu şekliyle durur ve konuşmadan on defa لاَ إِلــــهَ إِلاَّ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَـهُ، لَـهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَـْيءٍ قـَـدِيـــرٌ Allah’tan başka ilah yoktur, mülk O’nundur ve hamd O’na aittir
Dirilten de O’dur, öldüren de
Ama kendisi canlıdır, ölmez
O’nun her şeye gücü yeter” derse, kendisine on sevap yazılır, on günahı silinir, Allah katında manevi derecesi on kat artar, o gün olabilecek kötülüklerden ve şeytanın şerrinden korunur
”9 Bu duanın akşam namazından sonra da okunması sünnettir
10
4
Hz
Aişe validemiz (r
a
) Peygamber Efendimiz’in şöyle dua ettiğini bildirmektedir: اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَفِتْنَةِ النَّارِ وَفِتْنَةِ الْقَبْرِِ وَشَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ وَشَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى وَشَرِّ فِتْنَةِ الْفَقْرِ اللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَايَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ وَنَقِّ قَلْبِي مِنْ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْأَبْيَضَ مِنْ الدَّنَسِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَالْمَغْرَمِ وَالْمَأْثَمِ
“Allah’ım! Kabir azabından, Cehennem ateşinin ve kabrin fitnesinden, Mesih-i Deccal’ın fitnesinden, hem zenginliğin hem de fakirliğin fitnesinden Sana sığınırım
Allah’ım! Beyaz bir kirli elbiseyi tertemiz yaptığın gibi, benim hatalarımı da soğuk kar sularıyla sil; böylece kalbimi hatalardan koru
Allah’ım! Tembellikten, bunaklıktan, borçtan ve günahlardan sana sığınırım
”11
5
Başka bir hadis-i şerifte Efendimiz (s
a
s
) şöyle buyuruyor: “Akşam namazından sonra yedi defa, أَلّلهُمَ اَجِرْنِي مِنَ ألنَّارِ “Allah’ım beni Cehennem ateşinden koru” de
12
6
Hz
Enes anlatıyor: “Bir gün Allah Resulü (s
a
s
)’nün huzurunda oturuyorduk
Yan tarafta bir adam namaz kılıyordu
Rükû, secde ve teşehhütten sonra (yani namazını bitirince), duaya başladı ve şöyle dedi: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْحَنَّانُ بَدِيعَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْض ِياذا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ إِنِّي أَسْأَلُكَ “Allah’ım! Bütün övgülerin Sana ait olduğunu, Senden başka ilah olmadığını, çok merhametli ve şefkatli olduğunu, gökleri ve yeri Senin yarattığını, celal ve kerem sahibi olduğunu bilerek Sana dua ediyorum
Ey Hayy u Kayyûm olan Allah’ım, sadece Senden diliyorum
” Bunu duyan Hz
Peygamber (s
a
s
), “Biliyor musunuz bu şahıs ne ile dua etti?” dedi ve cevaben şunu ekledi: “Allah’a yemin ederim kendisiyle dua edildiğinde kabul edilen, kendisiyle istendiğinde isteklerin verildiği Allah’ın en büyük ismi (ism-i a’zam) ile dua etti
”13
7
Hz
Sevban (r
a
) anlatıyor: “Efendimiz (s
a
s
) namazını bitirince üç defa istiğfar eder ve şöyle derdi: اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Allah’ım! Sen selamsın, barış ve esenlik Sendendir
Saygıya gerçekten layık olan Sensin
Ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım”14
8
Hz
Enes b
Malik (r
a
) anlatıyor: “Allah’ın Resulü şöyle dua ederdi: اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالْجُبْنِ وَالْهَرَمِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, bunaklıktan, canlıların fitnesinden, ölülerin fitnesinden ve kabir azabından Sana sığınırım”15
9
Bir gün Peygamber Efendimiz (s
a
s
) etrafında bulunan ashabına , “Kur’ân’da en büyük ayet hangisidir?” diye sordu
Sahabeden birisi, اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ (yani Ayetü’l-Kürsi) deyince Efendimiz mübarek ellerini göğsüne, bir rivayette sırtına vurarak şöyle dedi: “Tebrik ederim Ebû Münzir! İşte ilim budur!”16 Bazı rivayetlerde ism-i azamın bu ayetlerde bulunduğu da aktarılmıştır
Hazreti Ali ise şunları aktarıyor: “Allah Resûlü’nün minberde şöyle dediğini duydum: ‘Her kim kıldığı her namazın akabinde Âyetü’l-Kürsi’yi okursa, onun cennete girmesine hiçbir şey engel olamaz
Kim de yatağına uzandığında Âyetü’l-Kürsi’yi okursa, Allah onu evi, komşusu ve etrafındaki diğer insanlar hakkında emniyet ve güvene kavuşturur
”17
Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelütehaya ve etemmüt teslimat)’e salavât getirmek Rabb’imizin emri olduğu gibi konu ile ilgili çok sayıda hadis-i şerif de bulunmaktadır
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler
Ey iman edenler siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selam verin
” (Ahzab, 33/56)
Hadis-i şeriflerde ise şunları görüyoruz: “Yanında adım zikrolunup da bana salavât getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün
”18, “Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir
”19, “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât edendir
”20, “Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât etmeyendir
”21, “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır
Onlar ümmetimin selâmını (anında) bana ulaştırırlar
”22
Selamdan Hemen Sonra İstiğfar Etmek Tesbihtir
Kul her ne kadar çok dikkat edip titizlik gösterse de, Allah’ın büyüklüğe uygun (Mabud’un celâline layık olan) keyfiyette ibadetlerini yerine getirmede kusurdan uzak olamayacaktır
Bu gerçeğe işaret etmek için birçok taat ve ibadetten sonra istiğfar meşru kılınmıştır
Örneğin farz namaz kılan kimse için selamdan hemen sonra üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır
(Aslında emredilmiş veya tavsiye edilmiştir demek de mümkündür)
Nitekim ayetlerde şu ifadeleri görüyoruz: “Onlar (gerçek mü’minler) seherlerde istiğfar edicilerdir
” (Âl-i İmran, 3/17), “Sonra, insanların sel gibi aktığı yerden siz de akın edin ve Allah’tan af dileyin! Çünkü Allah çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur
” (Bakara, 2/199)
Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşrû ve tavsiye edildiği de rivayet edilmektedir
Nitekim Efendimiz (s
a
s
) herhangi bir toplantıdan kalkarken de istiğfar ederdi
Nasr sûresinde Efendimiz’e istiğfarın emredilmesinden anlaşıldığı nakledilen vefat haberinde ince bir remiz de bulunmaktadır
Bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin sona yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır
23
Buraya kadar verilen malumattan, günümüzde farz namazlardan sonra yapılan tesbihâtın hemen her kelimesinin ayet ve hadislere dayandığı açıkça görülmektedir
İlk dönemlerden beri, bazen müezzinler tarafından sesli olarak, bazen de cemaatin her ferdi tarafından sessiz olarak yapılan tesbihât, bazı âlimlerin hadis-i şerifleri değerlendirme kriterlerinden ötürü olsa gerek, İslâm âleminin bazı bölgelerinde farklılıklar gösterse bile, bütünü Hz
Peygamber (s
a
s
)’in söz ve uygulamalarına dayanmaktadır
Tabii ki, engin bir ruh hayatı yaşayan mana erlerinin Cenâb-ı Hak’la irtibatlarının seviyesine göre de bazı ifadeler seçmesi ve özel virdler ve tesbihâtlar düzenlemeleri de söz konusu olmuştur
Zira bir farz namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktine kadar yerlerinden kalkmayan nice Allah âşıkları vardı ki, bu süreyi zikir ve tesbihle geçiriyorlardı
Elbette üç beş dakika içinde camiyi terk eden kişilerle aynı tesbihle yetinmeleri düşünülemezdi
Onlar da Efendimiz’den nakledilen birçok uygulamayı birleştirerek uzun uzun tesbihâtta bulundular
Bu arada Kur’ân ayetlerinden bazı bölümleri ve Allah’ın güzel isimlerini de tesbihâtlarına eklediler
Tasavvuf ve tarikat ehlinin mürid ve talebelerini manen yetiştirmek ve nefsin köleliğinden onları kurtarmak için tevhid kelimesi, Allah’ın güzel isimleri, salavât ve diğer değişik dualardan oluşan virdler okuttukları; bu arada zaman zaman topluca hatmeler yaptıkları bilinmektedir
Bu hatmeleri (zikir, ders, ayin vb
isimler de verilmektedir) daha çok namazdan sonraki tesbihâtın ardından yapmaları, namaz sonrasının tesbih ve zikir için en uygun zaman dilimi olduğunu gösterdiği gibi, kişinin ruh haletine uygun olarak farklı şekil ve dizilişlerle serbestçe tesbihât yapabileceğini de ortaya koymaktadır
Zira Allah’la irtibat, şekilden daha çok öze ve ihlâsa bakmaktadır
Bazı gönül ehli âlimler ise, bütün Müslümanları bir tarikata benzeterek, namaz sonrası tesbihâtı bu tarikatın zikir ve virdi, Hz
Peygamber (s
a
s
)’i bu zikrin serzakiri (zikrin başını çeken); her namaz vaktinde dünya çapında dizilen namaz saflarını da zikir halkaları olarak değerlendirmekte ve insanların yaptığı bu umumî zikre canlı-cansız bütün varlıkların, bütün atom ve hücreleriyle katıldıklarını, dolayısıyla bütün kâinatın koro halinde teşekkür, övgü, niyaz ve dileklerini Yüce Yaratıcılarına arz ettiğini düşünmekte, hissetmekte, müşahede etmekte ve anlatmaktadırlar
Tesbihât sırasında kendilerine öte âlemlere pencereler açılan, kalplerine ilhamlar yağan, böylece engin mana derinliklerine dalan nice âlim, tesbihâtın kelime ve cümlelerinden güzel anlamlar da çıkarmışlardır
Üstad Bediüzzaman’dan birkaç misal vermek istiyoruz
1
أَلْفُ أَلْفُ صَلَاةٍ وَ أَلْفُ أَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ
“Binlerce salat ve binlerce selam sana olsun ey Allah’ın Resulü” Cümlesi, namaz tesbihâtında okunurken inkişaf eden latif bir nükteyi uzaktan uzağa gördüm
Tamamını tutamadım, fakat işaret nevinden bir iki cümlesini söyleyeceğim
Gördüm ki: Gece âlemi, dünyanın yeni açılmış bir menzili gibidir
Yatsı namazında o âleme girdim
Hayalin çok genişlemesinden ve insanın mahiyetinin bütün dünya ile ilgili olmasından ötürü, koca dünyayı o gecede bir menzil gibi gördüm
İnsanlar ve diğer canlılar görünmeyecek derecede küçüldüler
Sadece o menzili şenlendiren, ünsiyetlendiren ve nurlandıran sadece şahsiyet-i maneviye-i Muhammediyeyi (s
a
s
) hayalen müşahede ettim
Bir adam bir eve girdiği zaman, evdekilere selâm verdiği gibi, “Binler selâm sana Ya Resulallah!” diyecek bir arzuyu içimde coşar buldum
Sanki bütün insanlar ve cinler sayısınca selâm ediyorum
Yani “sana tecdid-i biat, memuriyetini kabul, getirdiğin kanunlarına itaat, emirlerine teslim ve taarruzumuzdan selâmet bulacağını” selâm ile ifade edip, benim dünyamın eczaları ve şuurlu canlıları olan bütün cinleri ve insanları konuşturup, her birinin adına bir selâmı, anlatılan manalarla takdim ettim
Hem O (s
a
s
) getirdiği nur ve hediye ile benim bu dünyamı nurlandırdığı gibi, herkesin bu dünyadaki özel dünyalarını nurlandırıyor, nimetlendiriyor diye, o hediyesine karşı teşekkür ile karşılık vermek için “Binler salavât sana insin!” dedim
Yani Senin bu iyiliğine karşılık veremiyoruz, belki Yaratıcı’mızın rahmet hazinelerinden gelen ve semavat ehli sayısınca rahmetlerin üzerine olmasını niyaz ile teşekkürlerimizi bildiriyoruz, şeklindeki anlamı hayalen hissettim
O Zât-ı Ahmediye (s
a
s
) ubûdiyeti cihetiyle -halktan Hakk’a teveccühü hasebiyle- rahmet manasındaki salâtı ister
Peygamberliği cihetiyle -Hak’tan halka elçiliği haysiyetiyle- selâm ister
Nasıl ki cinler ve insanlar sayısınca selâma lâyıktır ve onlar sayısınca umumî tecdid-i biatı takdim ediyoruz
Öyle de, semavat ehli sayısınca, rahmet hazinesinden her birinin namına bir salâta lâyıktır
Çünkü getirdiği nur ile her şeyin kemali görünür, her varlığın kıymeti ortaya çıkar, her varlığın Allah’a karşı vazifesi görünür ve her yaratılan varlıkta İlahî gaye tecelli eder
Onun için her şey, lisan-ı hal ile olduğu gibi, lisan-ı kali (dili) de olsaydı, “Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resulallah” diyecekleri kesin olduğundan biz umum onlar adına manen أَلْفُ أَلْفُ صَلَاةٍ وَ أَلْفُ أَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ بِعَدَدِ الْجِنِّ و الْإِنْسِ وَ بِعَدَدِ الْمَلَكِ وَ النُّجُومِ deriz
“Cinler, insanlar, melekler ve yıldızlar sayısınca, binlerce salat ve binlerce selam sana olsun ey Allah’ın Resulü”24
2
Bu makam münasebetiyle hatıra gelen bir salâvatın bir nüktesini beyan ediyorum
Namaz tesbihatının âhirinde Şâfiîlerde gayet müstamel ve meşhur bir salâvat olan اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰي آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ وَ بَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثيِرًا كَثيِرًا “Allah’ım! Efendimiz olan Muhammed’e ve O’nun âline, bütün dertler ve tedavi edici ilaçlar sayısınca bol bol salât, selam et; hayır ve bereket ver
”in ehemmiyeti şöyle anlaşılabilir: İnsanın yaradılışında ve bütün kainatla ilgili olmasında çok sırlar gizlidir
İnsan her zaman, her dakika Yaratıcı’sına sığınmak, yalvarmak, hamd ve şükretmek durumunda olduğundan, onu dergâh-ı İlahiyeye yönelten en keskin ve etkili sebep hastalıklar olduğu gibi; insanı, en güzel şekliyle şükretmeye sevk eden ve tam manasıyla minnettar edip hamd ettiren tatlı nimetler ise, başta şifalar, devalar ve afiyetler olduğundan bu salâvat-ı şerife gayet müşerref ve anlamlıdır
Ben bazen بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ ‘bütün dertler ve tedavi edici ilaçlar sayısınca’ dedikçe, yeryüzü bir hastaneye dönüşüyor ve maddî-manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların ilaçlarını ihsan eden gerçek Şifa Verici’nin apaçık varlığını, umûmî şefkatini, kutsal ve geniş rahîmiyetini hissediyorum
25 (B
S
Nursî, Şualar, 8)
3
Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber kelimeleri velayet-i Ahmediye ve ubûdiyet-i Muhammediye cihetinde, namazdan sonraki tesbihâtta, öyle bir zikir dairesinde, bir tarîkat-ı Muhammediyenin (s
a
s
) virdidirler ki, her namaz vaktinde yüz milyonlarca mü’min beraber, o büyük zikir halkasında, ellerinde tesbihler, bu kelimeleri otuz üçer defa tekrar ederler
İşte böyle gayet muhteşem bir zikir halkasında hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın özü ve çekirdeği olan o üç mübarek kelimeyi namazdan sonra otuz üçer defa okumak ne kadar kıymetli ve sevablı olduğu elbette anlaşılır
26
Netice
Cenab-ı Hakk’ı anmanın en güzel yolu tesbihtir
Tesbih etmede en güzel ifade سُبْحَانَ اللَّهِ ‘sübhanallah’tır
Tesbih her zaman olur; ancak en uygun zaman namaz sonrası anlardır
Tesbih, tevhid ve takdisin en güzel ifadesidir
Ve insanın tesbihi, kâinatı oluşturan bütün varlıkların fıtrî tesbih korosuna iradî-şuurlu katılımdır
19-01-2008
#
3
Profil Bilgileri
isrenat
--->: Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT
çok sağol
emeğine sağlık
Tags
:
butun
,
halkasi
,
tesbiht
,
varligin
,
zikir
Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT ile ilgili Benzer Konular
530 Kez Görüntülendi
FÂTIHA'SI Varlığın
Dua
Bir ayette namazın zikir olduğu haber verilmektedir. Namaz nasıl zikir olur?
Sorular ve Cevaplar
fatihası varlığın
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Yüreğim Seni Bu Aşkın En Zayıf Halkası Seçti
Aşk-Sevgi-Evlilik
Timsahların kayıp halkası bulundu
Bilim&Teknoloji
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
08:01
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553