FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
İman
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM ile ilgili Benzer Konular
281 Kez Görüntülendi
Heritage Oil ile Genel Enerji’den 5,5 milyar dolarlık birleşme
Finans Borsa Ekonomi
İslam, toplumu önce insan, sonra İslam kardeşi yapıyor...
Dini Sohbet
İslam ülkeleri İslam Ordusu’nu kurmalıdır
Yurt Dısı Haberler
ayla yıldızın birleşme nedeni nedir sizce??*
Sohbet & Muhabbet
İmanın şartlarıyla İslam’ın şartları farklı olduğuna göre, iman ile İslam farklı değil mi?
Sorular ve Cevaplar
Dini Hayatı Kemiren Tehlike: DÜNYEVİLEŞME
|
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr
Konu Araçları
31-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM başlıklı yazı Mumsema Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM Forum Alev
Allah insanı yaratmış, onu akıl ve kalb gibi iki büyük hakikatle donatmıştır
O, bunlardan her birisine öyle bir vazife vermiştir ki, onu ondan başkası yerine getiremez ve onu gerçekleştirmeksizin dünya ve ahiret işlerinden hiçbir şey düzgün olmaz
Aklın vazifesi, eşyaya yönelip onların hakikatını/mahiyetini idrak etmek, hâdiselerin görünen kısmıyla eşyanın mâverâsına delil getirmek ve bunun verâsından şanı yüce Allah’ın marifetine ve O’ nun birliğine ve mutlak rubûbiyetine inanmaya ulaşmaktır
Kalbe gelince, onun vazifesi ise, aklın rehberliğiyle yürüyüp onun iyilik olarak kabul ettiği iyiliği sevmek, kötülük olarak kabul ettiği kötülüğü de sevmemek ve bunların hepsini şanı yüce Allah’ın rızası ve O’nun mesajına tabi olma yolunda yapmaktır
Kâinatı mamur hale getirmek ve orada düzeni gerçekleştirmek için bu iki cihazdan her birinin çalışması lâzımdır
Şâyet akıl olmasaydı, nefsin arzu ve istekleri, kalbin atışları ve hisleriyle karışır; alçaklık ve yücelik, her şeyi ifsat etme özelliğine sahip yaygın bir kötülüğü tutuşturma üzerinde buluşurdu
“Gerçek onların keyiflerine tabi olsaydı göklerin de, yerin de, oralarda yaşayanların da düzenleri bozulur, yıkılır giderlerdi
” (Mü’minûn, 23/71)
Ve eğer kalb olmasaydı, iyilik sadece vehim ve hayal dünyasında var olur, faziletler ve idealler binası, kâğıt üzerindeki mücerred şekiller ve çizgiler veya dudaklarda tatlı kelimeler ve cümleler olarak varlığını sürdürürdü
Bu durumda akıl, keşfedici ve planlayıcı kudret; kalb ise itici ve hareket ettirici kuvvettir
Elbette her bir çalışma veya yapıda önce onu düzenleyen bir plan, sonra ikinci olarak onu uygulamaya koyan bir cihaz gereklidir
İslâm’ın, bütün faziletleri muhtevi olması göz önüne alındığında elbette bu fonksiyonunu yerine getirmesi için bu iki büyük cihazın her ikisine de dayanması gerekir
Bundan dolayıdır ki İslâm, akıl ve kalbe bir arada hitap eder olarak gelmiştir: Akla, idrak etmesi ve düşünmesi için hitap eder; kalbe de sevmesi ve etkilenmesi için hitap eder
Şüphesiz sen, apaçık Kitab’ın âyetlerinin aklın algılama gücünü uyarmaya yöneldiği aynı anda, kalbin damarlarını da harekete geçirmeye yöneldiğini görürsün
Bu, her birinin kendi fonksiyonunu yerine getirmesi ve bu iki şeyden her birinin, insanın insanlığını gerçekleştirmede, sonra da insanı şanı yüce Allah’a tam kulluk etme zirvesine oturtmada katkıda bulunması içindir
Şüphesiz sen bunu Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve selem) hadislerinde de görürsün
Allah’ın salât ve selâmı O’ nun üzerine olsun, O devamlı olarak aklî imanı kalbî muhabbetle ısrarla ilişkilendirirdi
O’nun, üzerinde ittifak edilen bir hadiste şöyle dediğini işitmedin mi?: “Ben kendisine malından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiçbiriniz iman etmiş sayılmaz
” Üzerinde ittifak edilen başka bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Şu üç özellik kimde bulunursa, o kimse imanın gerçek tadını almış demektir: Allah ve Resûlü’nün kendisine bu ikisi dışında kalan her şeyden ve herkesten daha sevimli olması, bir kimseyi sadece Allah rızası için sevmesi ve Allah, kendisini imansızlıktan kurtarıp İslâm’ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkması
”
İmanın Hakikati
Diğer taraftan sen bu manayı, imanın artıp eksileceğine, müslümanın, imanını güçlendirmek ve artırmak için amelle mükellef olduğuna dair Müslüman âlimlerinin çoğunluğunun üzerinde ittifak ettiği hususlarda misallendirilmiş olarak da görürsün
Apaçıktır ki, bu artışın alanının akıl olması imkânsızdır
Bu, aklın bir şeyi idrak etmede tasdik ve iz’an derecesine yükseldiğinde, aşmasının mümkün olmadığı sona ulaşmış olmasındandır
Çünkü bir şeyi idrak etmek, tasavvur veya tasdikten başka bir şey değildir
Tasdik ise, zıtlık ve şüphelendirme kabul etmeyen aklî yüce bir sondur
Bu durumda aklî tasdik kesinlikle her hangi bir artma veya eksilmeyi kabul etmez
Ancak bu artmanın alanı kalbdir
Kalbde neredeyse basamakları sonsuz olan, duygulardan bir merdiven vardır
Onda şiddetli arzu ve isteklerden oluşan müthiş bir yakıt vardır ki, onu nitelemeye hiçbir kalemin veya beyanın gücü yetmez
İşte bu potada iman olgunlaşır ve serpilir
Ve yine bu kalbde geçmişte ne kadar uzun zaman işittiğimiz ve günümüzde hayatımızdan silinip giden iman mucizeleri doğar
İlâhî beyana bak, imanı güçlendirmek ve artırmak için bu kalbî alanı nasıl tasvir ediyor! Ve Yüce Allah’ın şu sözünü tefekkür et! “İyi düşününüz ki Allah’ın Resûlü sizin aranızda bulunmaktadır
Şayet o birçok işte size uysaydı, haliniz yaman olurdu
Ama Allah size imanı sevdirdi ve onu kalblerinizde güzelleştirdi; inkârdan, fasıklıktan ve isyandan sizi iğrendirdi
İşte doğru yolda yürüyenler onlardır
” (Hucurât, 49/7)
Ve sen iyi bilirsin ki, “hubbibe” ve “züyyine” kelimelerini ancak kalblerin kamusu bilir
Öyle ki, bu iki kelime, akıl ve aklın iz’anının ötesinden gelir
Sevginin Hakikati
Bir de bu sevginin hakiki manası, bazı insanların düşünebileceği gibi, tâbi olma ve pratik izleme değildir
Bilakis o, bizzat hakiki manasında kullanılmamıştır
Tâbi olmak ise sadece onun eserlerinden biridir
Allah ve Resûlü’nün sevgisi nasıl pratik bir tâbi olmaktan ibaret olur?! Şüphesiz, tabi olmanın bizzat kendisi, aklî yakînin ötesinde itici kalbî bir sevgiye ihtiyaç duyar
Şu bir gerçektir ki, sahabenin mal veya canla ortaya koyduğu muhteşem fedakârlık örneklerinden olan herhangi bir şey, sevginin kendisi değildir; ancak kalblerinin kendisiyle dolup taştığı muazzam sevginin eserlerinden birdir
Yoksa herhangi bir şeyi mücerred tasdik, yalnızca o şey uğrunda ortaya konan fedakârlığın sırrı olurdu
Bu durumda feragat ve fedakârlık gibi hasletlerde Müslümanların hepsinin eşit olması aklın gereği olurdu
Bunu kim söylemektedir? Sadece aklî meselelerin duygular ve kalblerde müessir olma özelliğine sahip olduğunu kim benimsemektedir? İnsanlardan her hangi birinin, inanarak, matematikle alakalı bir kaide veya cebirle ilgili meselelerden biri sebebi ile hayatını feda ettiği işitilmiş midir?!
Fazilet ve Alçaklık
Jean Jacques Russo, fazilete mücerred inanmanın fazilet için bir zaferi ve ilkelerini gerçekleştirme sayılacağı görüşünü benimseyen kimseleri alaya almaya başladığı gün ne kadar haklı idi
O şöyle der: “Faziletin sadece akla dayandırılması konusundaki arzu ile ilgili ne kadar görüş belirtildi ve bu görüşler tekrarlandı
Ne sağlam temel! Hangi temel bu?! Fazilet –söylediklerine göre- düzenden ibarettir, ancak düzene inanma, benim özel mutluluğuma hakim olabilir mi? Bu iddia edilen ilke, lafızlarla oynamaktan başka bir şey değildir
Alçaklık ise, farklı bir şekilde düzen sevgisidir
”
Dikkat et, Amerika, günün birinde, içkide bulunan çeşitli büyük zararlarını kavramış, buna, muhtelif tecrübî ve ilmî kesin delillere dayalı olarak rasyonalist bir inançla inanmış, bu sebeple Amerikan hükümeti içkinin yasaklanmasına dair bir kanun çıkarmaya teşebbüs etmiştir… Ancak bundan sonra ne oldu? Aradan çok geçmeden bizzat bu kanunları çıkaranların başındakiler mahrumiyetin acısından sendelemeye başladılar
Sonra çok sürmedi onlar ökçeleri üzerinde geri döndüler, çıkarmış oldukları kanunu yırtıp attılar ve yeniden doldurarak kadehlerine sarılmaya koyuldular
Medine-i Münevvere’de ise –ümmilerden oluşan hem de ondört asır önce, hayatları uzun senelerden beri içki, güneş, su ve hava üzerine kurulu, insanların buğday çuvallarını azık yaptıkları gibi, şarap testilerini azık yapan bir topluluğun bulunduğu yerde-, birkaç kelimeyi geçmeyen bir tek âyetin sırrı ile mu’cize orada gerçekleşmiştir
O mü’minler o âyeti ve şanı yüce Rablerinin o âyetin sonundaki “Artık bu şeylerden vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide, 5/91) sözünü işitir işitmez şarap testileri boşaltıldı, kadehler kırılıp parçalandı ve haykırşlar şöyle yükseldi: “Vazgeçtik Ey Rabbimiz!” Tek bir saat içinde hayatın unsurlarından biri olan içki –ki, güneş, su ve hava gibi zaruri sayılıyordu- iğrenç, çirkin bir pisliğe dönüştü
Ve yine tek bir saat içinde, kökleşmiş, yerleşmiş bir âdet, sanki dün yokmuş gibi, sanki uzak ve derin bir kısım kökleri yokmuş gibi silinip gitti
Buna göre tecrübe, dirâyet ve bilgiye dayanarak iman eden Amerika ile, anlayış olarak emre boyun eğen ve Efendimize gaybî olarak iman eden ashâbı arasındaki fark nedir?!
Orada, nefsin peşinden gitmediği, hevanın desteklemediği münferit fikrî tek başına kalmış bir kanaat; burada ise, düşüncede istikrara kavuştuktan sonra kalbde yerleşen bir şey söz konusudur
Kalb ise, bu insanî varlığın bütününün efendisidir
Ona istediği gibi ve dilediği yolda rehberlik eder
Diğer taraftan kalb, ayna gibidir, onun yüzünde görünen suretten yoksun olması imkânsızdır
Ya onda ya dünyanın bulanıklığı ve dine aykırı meyilleri ve düşünceleri yer alır, ya da o, ilâhî samimi sevgiyle ışıldar
Eğer kalb; şehvet, ihtiras ve arzuların bulanıklığıyla ve dine aykırı meyillerle dolup taşarsa, tek başına inancın, sahibini varını yoğunu ortaya koyma veya fedakârlık gibi amellerden herhangi birine sevk edici olması mümkün değildir
İlâhî Sevgi
O halde kalbin temizlenmesine ve onda ilâhî sevgiyi dikmeye götüren yol nedir? Ta ki, bu yolla iman artsın, fedakârlık, cömertlik ve cihadın dinamikleri varlığını hissettirsin?
Bunun cevabı şudur: Senin için buna götürecek çok yollar vardır
Bu yolların en önemlilerinden biri, senin arasıra bir süre nefsinle baş başa kalıp bu süre içerisinde kendi nefsini, onun hakikatini ve menşeini, hayatın her anında Allah’ın inayetine ve tevfikine olan ihtiyacının boyutunu ve senin sair hallerinde ve şartlarında, Allah’ın sana ikram ettiği çok, çeşitli nimetleri; sonra insanları, onların şanı yüce Yaratıcı’ nın huzurundaki zaaflarının boyutunu, onların övmesinin veya yermesinin yahut da onlara dayanmanın hiçbir fayda sağlamadığını düşünmen; sonra şanı yüce Yaratıcı’nın azametinin boyutunu, nimetlerinin tezahürlerini, farklı sayısız görüp gözetmesini, sana nasıl örtmesiyle ilgili ridayı/elbiseyi bolca lutfedip insanların senin ayıplarını görmelerini engellediğini, onları seninle Kendisi arasında bir sır olarak geriye bıraktığını, sonra –senin bu konuda hiçbir kastın olmaksızın- insanlar içinde senin menkıbelerini ve faziletlerini yaydığını tefekkür etmen; sonra da bunu, O’nu çokça zikretmekle, kalb ve dille O’nu tesbih etmekle/eksikliklerden tenzih etmekle, bol bol Kur’ân okumakla sürdürmendir
Bu yolların en önemlilerinden biri de, Hz
Muhammed Mustafa’nın (sallallahü aleyhi ve selem) hayat-ı seniyyelerini, ahlâkını, hayat tarzını, insanlarla ilişkilerini çokça düşünmendir
Zira bunların hepsi, O’nun (sallallahü aleyhi ve selem) peygamberliğinin tezahüründen bir parçadır
Bu hususlarda düşünmek, imanın güçlenmesine ve kalbde perçinleşmesine sebep teşkil eder
Bir de kalbin özelliği, faziletler sevgisi ve en ulvi ideallerle atmaktır
Ne kadar araştırırsan araştır, fazilet ve ulvi ideallerin, incelik görüntülerinin, ruhî ve ahlakî güzelliğin tamamıyla yaratıkların en faziletlisi olan Hz
Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve selem) varlığı dışında herhangi bir varlıkta toplandığını kesinlikle göremezsin
Dolayısıyla O’nun (s
a
s
), düşünürlerin ve kafa yoranların gönüllerinin ilgi odağı ve bütün insaflı akıl sahiplerinin önderi olması şaşılacak şey değildir
Yine bu yolların en önemlilerinden biri de, genel olarak ibadetleri ve özel olarak da namazları çokça ifa etmek ve saygı ve huzur içinde onlara devam etmektir
İşte inanç üzerinde kalıcı kılan, onu büyüten ve nefsi ve kalbde onun köklerini güçlendiren o gıda budur
Hayır! Allah’a yemin ederim ki, nefisle ilgili muhtelif afetlerin peyderpey yok olması ve kalbin sevgi ve irfan nuruyla hayat bulması ancak, müslümanın hayatında gerçek kulluk ve kendini Allah’a vermenin artmasından sonra olacaktır; nihayet bunların etkisi nefis ve kalbe kadar uzanıp her ikisini de iyice harekete geçirir, onları korku ve ümit arasında med ve cezir halinde iter; işte ancak bu sırada nefse ilişkin o belâlar peyderpey yok olur ve kalb sayfasına kadar uzanan o bulanıklık dağılır
Müslüman bu yolda yürüdüğü ve kendisi için bu vazifenin yerine getirilmesi mümkün olduğu zaman, bundan dolayı kalbinde öyle muazzam ilâhî bir sevgi filizlenir ki, bu onu hiçbir güçlüden korkmaz, kışkırtıcı, akıl çelici her cazibedar şeyi hakir görür, hiçbir eza ve cefayı önemsemez, bütün istihza veya aşağılamanın üstüne çıkar hale getirir
Hayatım üzerine yemin ederim ki, bu, Allah’ın, İslâm dâvetinin yükünü omuzlayabilmesi için Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ı techiz ettiği donanımdır
Ve yine bu, O’ndan sonra her Müslümanın donanması gereken donanımdır
Zikrettiğim bu şeylerden sonra dikkatini, bugünkü İslâmî hayatımızda amansız hastalığın gizlendiği yere çekmek istiyorum
Amansız Hastalık
Şüphesiz yerleşmiş amansız hastalığımız, bizim sevgi ve kalb ile değil, düşünce ve akılla Müslüman olmamızdır
Yani biz, Kalbin cezb edici ve etkileyici unsurlarından uzak mücerred akılcı bir İslâm uyguluyoruz
İslâmî hayatın bu türü, belki büyük fikrî bir zenginliği veya geniş bir İslâmî kütüphaneyi kazandırır fakat terennüm edilen İslâmî saadeti asla kazandırmayacaktır
Söylediğim bu hakikata dair en küçük canlı örnek: Meselâ sen, düşüncede ve İslâmî önderlikte öncü konumundaki Müslümanlardan bir cemaatle, bulundukları bir mekânda birliktesin
Aralarında İslâm’dan, ona dâvetin keyfiyetinden, onu yüceltmekten, bu asırda Müslümanların görevinden söz açılır; onlar aşkla, şevkle ve hamasetle konuşmaya dalarlar, yakınlarında namaza çağıran müezzinin sesi yükselir, konuşma hala devam eder! Konuşmanın gürültü ve patırtıları içinde ezanın sesi biter ve kaynar!
Bundan sonra uzun zaman geçer, topluluk ezana icabet etmekten ve namaza durmaktan uzak bir haldeyken İslâm’dan ve öneminden söz etmeye devam eder
Namazın vakti geçmek üzeredir topluluk meşguliyet ve konuşmasını sürdürür
Sonunda içlerinden biri namaz için birkaç dakikalık istirahat önerir
Bazen sadece farzın rekâtlarına hasredilen hızlı bir namaz başlar
Sen onların namazının görüntüsünü düşünürsün de hiç şüphe etmezsin ki, onlardan her biri düşüncesinde, yapmış oldukları konuşmaya yönelmiştir
Ve fazla sürmez; onlar sağ ve sollarına selam verir vermez tekrar birbirlerine dönerler, biri konuşma esnasında unutmuş olduğunu namazda hatırlamıştır, bir diğerinin zihninde fatiha okurken tasavvur ettiği bir problem ortaya çıkmıştır… Aralarında İslâm ve problemleri hakkındaki söz tekrar açılır; halbuki onlar bitirdikleri namazın akabinde tesbihin, zikrin ve duanın bunduğunu, namazın tamamlayıcısı sünnet ve nafilelerin var olduğunu, ve de dalıp gittikleri bütün konuşmaların ancak bu büyük gayeye götüren bir vesile olduğunu unutmuşlardır
Ve bu böylece devam eder gider
Başka benzer şeyleri buna kıyas et
Ne var ki bizzat bu durumdan daha önemli olan şey şudur: Bugün Müslümanların çoğu bu durumu savunurlar, buna davet konusunda felsefe yaparlar; İslâm’ın sadece şeklî, fikrî araştırmalar, teorik tartışmalar ve şeklî düzenlemelerde belirlenen hareketli bu görüntüden ibaret olduğuna inanırlar ve inandırırlar; ibadet, taat ve zikirlerin önemini azaltmaya devam ederler ve bunların işi gücü olmayan halk tabakasının ve cahillerin boş vakitlerini dolduracakları şeyler olduğu zannını verirler
Ben, Arap ülkelerimizden birinde kalabalık bir toplantı hatırlıyorum
Orada hazır bulunanların biri de bendim
Seçkin âlimlerden bir düşünce adamının bu toplantıda konuşma yaptığını hatırlıyorum
Söylediği şeylerden biri şuydu: “Bugün Müslümanların birçoğunun problemi, İslâm’ın, insanın çokça namaz kılmasından veya çokça ibadet etmesinden ibaret olduğunu zannetmesidir
Halbuki İslâm çalışmak ve yapmaktır
”
O anda, hazır bulunanların yüzlerine bakarak sağıma ve soluma dönmeye başladım
Sonra bütün o şehir ahalisinin karakterini kendi kendime düşünmeye başladım
Orada ibadet ve namaz için uzak mağaralara çekilip de dünya hayatından kopan bir kısım toplulukların olduğunu ne gözlerim bana gösterdi, ne de hafızam bana hatırlattı
Düşündüm ve de gördüm ki, onların içinde en iyi ibadet eden o kimsedir ki, farzını devam ettirir, onu vaktinde cemaatle eda eder
Bazen de onu mütemmimi olan birkaç hafif rekâtlı nafileleriyle sürdürür
Tuhaf olan bundan sonra çalışmaya,yapmaya ve fedakârlığa dâvet etmemizdir
Peki, şehvet, arzu ve istek ve çeşitli dünyevî beklentiler zinciri ve bukağılarıyla bağlı iken Müslümanları bütün bunları yerine getirmeye itecek şey nedir! Kalbim arzu ve isteklerin sevgisiyle ve ilgisiyle atarken beni onlara sırt çevirmeye sevk edecek şey nedir?
Şüphesiz bu iş, bir destekçiye ve yardımcıya muhtaçtır
Peki o destekçi ve yardımcı nerededir ve nedir? Buna İlâhî beyan cevap vermiş ve önümüze destekçiyi ve yardımcıyı koymuştur O da şanı yüce Allah’ın şu sözündedir: “Sabır göstererek, namazı vesile ederek Allah’tan yardım dileyin
Gerçi bu çok zor bir iştir, fakat içi saygıyla ürperenlere değil
” (Bakara, 2/45)
Şanı yüce Yaratıcı, başı sıkıştığında, zorluklarla karşılaştığında ve içinde bazı beşerî duygular uyandığında Habibi Mustafa Sallallahü Aleyhi ve Sellem’ in önüne bu yardımcı devayı ne kadar çok koymuştur
Meselâ Yüce Allah’ın, Nebisi aleyhissalâtü vesselâm’a yönelik şu sözünü düşün: “O halde sen onların sabrettiklerine karşı sabret
Gerek güneşin doğuşundan, gerek batışından önce Rabbine hamd ederek ibadet et
Geceleyin de, secdelerin peşinden Ona ibadet et
” (Kâf, 26/39-40)
Şu diğer âyetlere de bir bak: “O halde Rabbinin hükmü gelinceye kadar sabret, sakın günaha ve küfre dadananlara itaat etme
Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O’na secde et, geceleyin uzun bir süre de Ona tesbih ve ibadet et
” (İnsan, 76/24-26)
Allah’a sığınırım ki, kahramanlıkları, cihadları ve fedakârlıklarıyla bu dinin binasını yükselten Müslüman seleflerimiz -ibadet ve taat silahıyla ve sıcak gözyaşları dökerek, huşu içindeki dua ile yalvararak ve güm güm atan kalble Allah’ı zikrederek gecenin karanlığında uzun saatler boyunca Rablerinin huzurunda ayaklar üzerinde durmakla arzu ve isteklerinin ağırlıklarını, dine aykırı meyillerinin bukağılarını kendilerinden uzak tutmalarının dışında- bunlarla ilgili herhangi bir şeyde başarılı olmuş olsunlar!
Hayır! Allah’a yemin ederim ki, kalblerini kara sevda sarmadıkça, ilâhî sevgiler gönüllerinde tutuşmadıkça, kadehlerini bu arzu ve isteklerin, dine aykırı meyillerin zifiri karanlıklarından kurtaracak o yüce şarapla doldurmadıkça ve vicdanlarıyla yüce hakikatın seviyesine yükselmedikçe bugünün Müslümanları, dünkü atalarının izinde yürüyemeyeceklerdir
Şüphesiz sadece sevgi karasevdası itici bir güç ve harekete geçirici bir akımdır
Seven ise, sadece o kişidir ki, sevgiliye özlem duyarak çaba sarfeder
Bu suretle zor, kendisine kolay hale gelir, uzak ona yakın olur, güçler onun yanında yok olur, hayat onun içinde erir ve kendisi sevgi ahdine vefa göstermiş veya nimete şükür görevini yerine getirmiş olduğunu düşünmez
Bu sevginin bugünün Müslümanlarının kalblerini dolduracağı gün, bütün yapılar tamamlanır, bütün çalışmalar başarıya ulaşır ve fedakârlık, feragat ve cihad mûcizeleri tecelli eder, zafer, izzet ve yardım mûcizeleri indikçe iner
Dantel
Mumsema
Frmacil
07-09-2007
#
2
Profil Bilgileri
bursalomer
--->: Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM
islamı bu konudaki anladığımız gibi yaşasak
08-09-2007
#
3
Profil Bilgileri
P.Alemdar
--->: Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM
keşke dimi kardeş çok doğru söylüyorsun sana katılıyorum
Tags
:
akil
,
birlesme
,
islm
,
kalbin
,
noktasi
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM ile ilgili Benzer Konular
281 Kez Görüntülendi
Heritage Oil ile Genel Enerji’den 5,5 milyar dolarlık birleşme
Finans Borsa Ekonomi
İslam, toplumu önce insan, sonra İslam kardeşi yapıyor...
Dini Sohbet
İslam ülkeleri İslam Ordusu’nu kurmalıdır
Yurt Dısı Haberler
ayla yıldızın birleşme nedeni nedir sizce??*
Sohbet & Muhabbet
İmanın şartlarıyla İslam’ın şartları farklı olduğuna göre, iman ile İslam farklı değil mi?
Sorular ve Cevaplar
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:34
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553