FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
İman
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr ile ilgili Benzer Konular
296 Kez Görüntülendi
Allah’ın Azabından Yine Allah’a Sığınmak
Sünnet & Hadis
Allah’ın ol dediği oluverir. Ancak ademe yani yokluğa da Allah’ın iradesi ve dilemesi taalluk edermi
Sorular ve Cevaplar
Kullar Allah’a Kur’ânla olan münasebetlerine göre yaklaşırlar
Sünnet & Hadis
Cennet’te Allah’ın görülmesi nasıl olacaktır?
Sünnet & Hadis
“Ey Allah’ın Rasûlü! Cennet’te at var mıdır"
Sünnet & Hadis
Akıl ve Kalbin Birleşme Noktası İSLÂM
|
===>Cennetle Cehennem Arasındaki Fark<====
Konu Araçları
02-09-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr başlıklı yazı Mumsema İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr Forum Alev
‘İyilik’ ve ‘kötülük’ şeklinde dilimize aktardığımız bu iki kelime, Kur’ân’ın ilgili ayetinde ‘hasene’ ve ‘seyyie’ şeklinde yer alır
Hasene, kelime olarak, her bir güzel söz ve yararlı amel/iş anlamından başka nimet, bolluk, mutluluk ve ferahlık gibi manalara gelir
Seyyie ise, temelde kötü ve yararsız her bir söz, hareket ve işi ifade etme yanında darlık, kıtlık, musibet ve ‘ikâb/ceza’ gibi anlamları da ihtiva eden bir kelimedir
(Bkz
İbn Manzur, 1996, 3/179; el-İsfahanî, 1986: s
170)
Kur’ân’da genellikle karşılıklı olarak yer alan bu iki kelimenin geniş bir anlamda kullanıldığını görmekteyiz
Hasene, salih iş; bol rızık, rahatlık, genişlik; galibiyet ve ganimet; rahmet ve mağfiret anlamında; seyyie ise, kötü iş ve davranış; kıtlık, darlık ve sıkıntı; mağlubiyet ve ceza anlamında kullanılmıştır
(Bkz
En’am, 6/160; A’raf, 7/131; Tevbe, 9/49-51; Ra’d, 13/6
)
A
HASENENİN/İYİLİĞİN ALLAH’TAN OLMASI
1
‘Maddî Nimet’ Anlamındaki İyiliğin Allah’tan Olması
İnsanoğlunun yararlandığı bu türden her bir nimet Allah tarafından onun istifadesine sunulmuş birer rızıktan başka bir şey değildir
Kur’ân-ı Kerim, insan da dahil olmak üzere bütün varlıklara muhtaç olduğu rızkı verenin Allah olduğu gerçeğini bir ayetinde şöyle açıklar: “Yeryüzünde yürüyen (ve) kendi rızkını taşıyamayan (yüklenemeyen) nice canlının ve sizin rızkınızı Allah vermektedir
” (Ankebut, 29/60
Keza bkz
, Hud, 11/6
)
Bütün canlı varlıkların harika bir surette rızıklandırılması ancak o yüce Kudret’e mahsustur
O’nun dışında hiçbir gücün, değil bütün canlıların, en küçük bir canlının dahi rızkını yaratması mümkün değildir
Çünkü en küçük bir canlı varlığa rızık icad etmek suya, toprağa, buluta kısaca bütün bir kâinata hakim olmayı gerektirir
Şurası bugün çok iyi bilinmektedir ki, en küçük bir şeyin var edilebilmesi bile kâinatla alakadardır
Sözgelimi bir çiçeği icad edebilmek için tohuma, toprağa, havaya, suya, bulutlara ve güneşe güç yetirmek ve onlara emir dinletebilmek gerekir
Bu ise, ancak her şeye sözü geçen ve her şeye gücü yeten yüce Yaratıcı’ya has bir durumdur:
“Ey İnsanlar, Allah’ın size olan nimet(ler)ini hatırlayın; göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? (Böyle iken) nasıl oluyor da (O’na yönelmek yerine, inkara) götürülüyorsunuz/çevriliyorsunuz?” (Fâtır, 35/3)
“Eğer O size verdiği rızkı kesecek olsa, kimdir sizi rızıklandıracak
” (Mülk, 67/21)
İnsanın gösterdiği çaba ve gayret sadece, sonucun Allah tarafından yaratılması için hazırlanmış şartlardır
Rızık gerçeği -Kur’ân’da da açıkça vurgulandığı üzere- doğrudan doğruya Rezzak olan Cenab-ı Hakk’ın yaratmasına bağlı bulunmaktadır
2
‘Hayır ve Taât’ Anlamındaki İyiliğin Allah’tan Olması
Her bir maddî hasene doğrudan Allah’tan olduğu gibi hayır ve taât anlamındaki manevî her bir hasene de temelde yine Allah’tan olmaktadır
Şöyle ki, her bir güzel amel ve davranışı, elçileri vasıtasıyla insanlara bildirip öğretmek suretiyle, kullarına bunları sergileme imkan ve fırsatını tanıyan Allah’tır
Ve yine insanların onları yapmasını emreden/isteyen de O’dur
İnsan için bu durumda söz konusu olan sadece kendisine yolu gösterilen ve kendisi için teşvik edilen iyiliklere iradesiyle yönelip işlemektir
Bu ayetten anlaşılacağı üzere iyiliklerin gerçek anlamda kimden bilinmesi gerektiği hususunu izah etmeye çalışırken, asla insan iradesinin rolünü küçümseyici bir tavır içinde olmadığımızı ve olamayacağımızı belirtmek isteriz
Zira insan iradesi, iyiliğin meydana gelmesi konusunda yaratıcı bir özelliğe sahip olmasa da, Allah’ın, yaratmasını onun üzerine bina etmesi sebebiyle kendi çapından kat kat fazla önem arz etmektedir
Bir diğer ifadeyle, Allah’ın yaratması bizdeki bu iradeye bağlı kılındığı içindir ki, irade, apayrı bir değer ve kıymet kazanmaktadır
Evet, sınırlı dahi olsa insan irâdesi, Hakk’ın nâmütenahî irâdesinden, yeryüzünün bu en güzîde varlığına aksetmiş ilâhî bir armağandır
Bu armağanı şifreli bir anahtar kabul edip kullanabilenler, en muğlak meseleleri çözmeye, en karanlık noktaları aydınlatmaya, en muhkem görünen kapıları açmaya ve hazinelerin en kıymetlisini elde etmeye muktedir olabilirler
Vurgulamaya çalıştığımız husus şudur: İnsanın, hayır ve iyiliğin meydana gelmesi hususunda Allah’a nispetle hissesi çok sınırlıdır
Çünkü insan yapmak istediği hayır ve iyiliği Allah’ın vermiş olduğu sermaye (yetenek) ve güçle yapmış olmaktadır
Bu sermaye, Allah’ın (c
c
) kullarına lutfetmiş olduğu göz, kulak, el, ayak gibi zahirî uzuvlar ve akıl, hafıza ve irade gibi manevî istidatlardır
İnsan kendisine verilmiş olan bu sermayeyi, yanlış kullanmadığı veya atıl bırakmadığı takdirde, onunla her bir iyilik ve güzelliğe mazhar olur
Nasıl ki insan, kapatmadığı (açık tuttuğu) gözüyle, varlığı görmesine vesile olan –Allah’ın yaratmış olduğu- ışığa mazhar oluyorsa, açık tuttuğu kalb gözüyle de -Allah’ın öğrettiği- manevi güzelliklere mazhar olur
Bu cümleden olarak diyebiliriz ki, insan, hayrı bizatihi var eden değildir, o, yalnızca mevcut olan hayra iradesiyle talip olan, alıp kabul eden bir varlıktır
Böyle olunca da kendisine ait olmayan bir sermaye ile iyilik yapan birinin iyiliğe gerçek anlamda sahip çıkması doğru olmaz
Sözgelimi, bir infakta (yardımda) bulunmayı iradesiyle dileyen bir insan bu iyilik ve hayrını ancak Allah tarafından yaratılmış olan nimetlerle yapabilmektedir
Zira insanın görünürde sahibi olduğunu zannettiği nimetlerin hepsinin gerçek sahibi Allah’tır
Onların elde edilmesi için güneşi, toprağı, suyu, tohumu ve havayı bir nizam ve bütünlük içinde işleten Allah’tan başkası değildir
Ayrıca iyilik arzusunu insanın kalbine koyan ve yardım edeceği insanı buna muhtaç kılan ve yapılan bu iyiliği kabul ederek sevap verecek olan da yine Allah’tır
Böyle olunca, herhangi bir yardımda bulunan bir insanın bu iyilikteki hissesi irade planında yalnızca onu isteme ve ona yönelmeden ibaret olmaktadır
İnsan, yüce Yaratıcının kendisine vermiş olduğu yetenek ve imkanla yapmış olduğu iyiliklerin temelde kimden bilinmesi gerektiği gerçeğini anlayamadığı için veya anlamak istemediği için iyiliklerin tamamıyla kendisinden kaynaklandığını düşünerek gurura, şımarıklığa kapılır
Pek çok insanın içine düştüğü bu yanlış mülahazaları izale bağlamında Kur’ân başka bir ayetinde şöyle der: “Ne yerde ne de nefislerinizde (gerek üzülmenize gerekse sevinmenize sebep olmak üzere) başınıza gelen hiçbir şey yoktur ki, biz onu yaratmazdan önce bir kitapta bulunmuş olmasın
Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır
Bu, kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdikleriyle de şımarmayasınız diyedir; Allah çok övünenleri sevmez
” (Hadid, 57/22-23
)
Özetle ifade etmek gerekirse, yüce Yaratıcı’nın verdiği akıl ve irade gibi manevî istidatlarla; göz, kulak, el, ayak gibi zahirî uzuvlarla ve O’nun emriyle hayır işleyen bir insan da, o hayra sahip çıkamaz, hakiki anlamda ‘ben yaptım’ diyemez
Çünkü onu, o işi yapabilecek şekilde yaratan ve o hayrı işlemesi için emir, imkan ve güç veren Cenab-ı Allah’tır
B
SEYYİENİN/KÖTÜLÜĞÜN NEFİSTEN OLMASI
Seyyie lafzı Kur’ân’da hem insanın kötü ameline karşı verilen bir ‘ceza’ ve ‘musibet’ anlamında hem de ‘cezayı gerektiren kötü amel’ karşılığında kullanılmıştır
(Bkz
Al-i İmran, 3/120; A’raf, 7/131; Ra’d, 13/6; Neml, 27/46; Rum, 30/36; Bakara, 2/81; Nisa, 4/85; En’am, 6/160; Yunus, 10/27; Ra’d, 13/22; Mu’minûn, 23/96)
İşlenen her bir kötü amel, insanın istek ve ısrarının karşılığı olarak –Ehl-i Sünnet âlimlerinin de vurguladığı üzere- Allah tarafından gerçekleştirilmiş olması bakımından, O’ndan gelmiş olmaktadır, ancak, sebep ve menşeinin nefis olması hasebiyle kötülük, insana ait olmakta ve ona nispet edilmektedir
Seyyienin/kötülüğün her iki türünün de insan nefsiyle ilişkili olarak meydana geldiğine dikkat çeken bu ayetin ifade ettiği anlamlar üzerinde idrak edebildiğimiz kadarıyla ele almak istiyoruz
1
‘Cezâ’ Anlamındaki Kötülüğün Nefisten Olması
Bu başlık altında insanın işlemiş olduğu suç ve günahlar yüzünden maruz kaldığı seyyie/ceza üzerinde duracağız
Kur’ân-ı Kerim, sıklıkla ‘kendi yaptıkları yüzünden’ ve ‘kendi kazandıklarıyla’ ifadelerini kullanarak gelen musibetlerin, insanın yanlış ve kusurlarında aranması gerektiğini bildirir
Yüce Allah bu hususu bir ayetinde şöyle beyan eder:
“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir
(Bununla beraber) Allah (günahlarınızın) birçoğunu affeder (de onlardan ötürü bir musibet vermez
)” (Şurâ, 42/30)
İnsan işlemiş olduğu her bir günahtan ötürü bu dünyada mutlaka cezalandırılmamaktadır
Eğer o her bir yanlış düşünce ve hareketinden dolayı cezalandırılacak olsaydı, gözünü musibetten açamayan bir varlık olurdu
Nitekim rahmeti gazabının önünde bulunan yüce Allah, günahların çoğunu affedip bağışladığını bildirmektedir:
“Eğer Allah yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı
Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor
Vakitleri gelince (gereğini yapar)
Şüphesiz ki Allah kullarını (bihakkın) görendir
” (Fatır, 35/45)
İnsanın musibete maruz kalmasına sebep olan hususları Kur’ân açısından üç grupta mütalaa etmek mümkündür: a
Nimetlere nankörlük etmek, b
İnsanlara zulmetmek, c
İlahî kurallara uymamak
a
Lutfedilen nimetlere nankörlükle karşılık veren bir beldenin akıbeti bir ayette şöyle resmedilir: “Allah (ibret için size) bir beldenin durumunu misal verir: O belde güvenli/huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi
Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler
Allah da onlara yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı
” (Nahl, 16/112)
b
Zulmün -uhrevî bir cezanın sebebi olduğu gibidünyevî bir musibetin de sebebi olduğunu ise Kur’ân, Hz
Musa’nın ümmetinin şahsında “
Onları zulümleri sebebiyle yıldırım çarptı
” (Nisa, 4/153) ayetiyle dile getirir
c
Kur’ân’da insanın musibete maruz kalmasına sebep olarak gösterilen diğer bir husus da, ilahî kuralların dikkate alınmamasıdır
Bu ilahî kurallar gerek teşriî anlamda, gerekse tekvinî anlamda olsun uyulmaması durumunda uhrevî cezayı gerektirdiği gibi dünyevî bir cezayı (musibeti) de netice verir
Tekvinî emirlere itaatsizliğin cezası çoğunlukla dünyada, diğerinin ise galiben ahirette verilir
Mesela, Kur’ân iffetle yaşama kuralını çiğneyip fuhşun yayılmasını isteyenlerin her iki musibete de maruz kalacaklarını bildirir: “İnananlar içinde fuhşun yayılmasını arzu edenler için dünyada da ahirette de acı bir azap vardır
Allah bilir siz bilmezsiniz
” (Nur, 24/19)
İnsanın başına gelen musibetler ilahî veya nebevî emirlere sarılmadaki ihmal ve kusura bir ceza olarak da gelir
Uhud’da Ashab’ın, kendi seviyelerine denk emre itaatteki inceliği tam kavrayamamış olmaları buna örnek gösterebilir
Nitekim bu hususla ilgili olarak ayet-i kerimede şöyle buyurulur:
“(Bedir’de) iki mislini (düşmanlarınızın) başlarına gerdiğiniz bir musibet (Uhud’da) kendi başınıza geldiği için mi ‘Nerden bu musibet başımıza geldi?’ dediniz
De ki, (başınıza gelen) o (musibet) kendi kusurunuzdandır
” (Al-i İmran, 3/165)
Tekvinî emirlere uymamanın insanı yüz yüze getirdiği musibet ise, Kur’ân’da açıkça bildirilmese de bu esasında her bir insanın bizzat tecrübe ettiği bir vakıadır
Nasıl ki, dinin prensiplerini dikkate almama, özellikle, uhrevî cezanın sebebi sayılmaktadır, bunun gibi, Allah’ın, hayatın işleyişi ile ilgili vaz’ ettiği kanunlara (adetullaha) uymamak da o türden dünyevî bir cezaya/mahrumiyete sebep olmaktadır
Bu noktayı bir örnek yardımıyla ele alalım: Kendisinden mahsul almayı hedeflediğimiz ekili bir tarla düşünelim
Bu tarlanın baş ucunda sulama işi için bir depo veya su kaynağına bağlı hazır bir musluk bulunsun ve bizim görevimiz de o musluğu açmak olsun
Biz musluğu mevsiminde açmakla neticenin hasıl olması için sadece fiilî bir talepte bulunmuş oluruz
Gerisi tümüyle ilahî irade ve kudrete kalmıştır
O, yaratmayı dilemezse bir şey meydana gelmez
Zira toprak su, hava gibi sebeplerin hiçbirinde kendi başlarına sonucu garanti edecek –bilgi, irade ve güç gibi- fizikötesi bir özellik yoktur
Ancak insan, işin başında kendisinden istenen bir şartı veya şartları (şurût-i âdiye) yerine getirmemekle ‘Allah’ın, o eseri yaratmamasını’ istemiş olur ki buradaki olumsuz/kötü neticenin sahibi bizzat insanın kendisidir
2
‘Kötü Amel ve Günah’ Anlamındaki Seyyienin Nefisten Olması
İnsan nefsi, hem iyiliklere hem de kötülüklere meyilli birbirine zıt iki duygu yumağından müteşekkil bir yapıda yaratılmıştır
Kur’ân’da “Ona hem fücuru (kötülük duygusunun tohumlarını) hem de takvayı (bunlardan korunma istidadını) ilham edene yemin olsun ki, onu temizleyen iflah olmuş, kirletip örten ise, ziyana uğramıştır” (Şems, 91/7-11) beyanıyla insan fıtratının birbirine zıt bu iki eğilimine işaret edilir
İnsanda nefis mekanizması ile vicdan mekanizması vardır
Bunlar birbirinin rağmına/aleyhine işler
Akıl ve irade gibi insan fıtratının hakikatini oluşturan birinci boyutu, temelde Yaratıcı tarafından iyiliğe programlanmıştır
Ancak bu tabiatın öfke, haset, kin ve şehvet gibi hislerden müteşekkil ikinci boyutu insanı sürekli olarak kötülük yapmağa iter
İşte bu hislerin baskısına maruz kalan bir akıl ve iradenin, artık hayır ve iyiliğe taraftar olması kolay olmaz
Nitekim Kur’ân’da “Şüphesiz ki nefis kötülüğü (aşırı bir şekilde) ister
” (Yusuf, 12/53) ayetiyle insan nefsinin bu yanına dikkat çekilir
Kulun, -kendisini fücura çeken hisleri itibariyle bilerek veya bilmeyerek- insanî çizgiden aşağı düşmesi her an muhtemel olması yönüyle onun düşmemek için aklını besleyecek ve iradesini güçlendirecek iman eksenli bir düşünceye ve bu düşüncenin sağlıklı temrinatları diyebileceğimiz salih amellere ihtiyacı söz konusudur
Aksi takdirde, -tabir caiz ise- insan fıtratında, şeytanın ateşlemesine müsait birer dinamit gibi duran öfke, kin, haset ve şehvet gibi hislerin, akıl ve iradeyi etkisiz hale getirip insanı, esfel/düşük bir hayata götürmesi kaçınılmazdır
Dinin ve selîm aklın onaylamadığı kötülükler insanla ortaya çıkmaktadır
Bununla şunu anlatmak istiyoruz: İnsan, nefsinin negatif boyutunu temsil eden duygularına teslim olarak iradesini menfi yönde kullanmadıkça kötülük meydana gelmez
İradesiyle kötülüklere sebep olan insanın bazen de ‘Madem ki Allah dilemedikçe ben dileyemem, O müsaade etmedikçe ben bir kötülük yapamam, öyleyse yaptıklarımda ne dahlim var ki, mes’ul ve günahkar olayım?’ diyerek sorumluluk fikrini üzerinden atmaya çalışması söz konusudur ki işte bu noktada Kur’ân beşere ‘Sana gelen her bir seyyie/kötülük senin nefsindendir’ hitabıyla seslenerek, kötülüklerin insanın kendi nefsinden kaynaklandığına dikkat çeker ve dolayısıyla onun yapacaklarından sorumlu tutulacağını bildirir
İnsanın istediği her bir iyilik ve güzelliği temelde isteyip emreden Allah olduğu halde kötülükleri isteyen ve onlara davetiye çıkaran yalnızca insan nefsinin kendisi olmaktadır
Zira Allah kulunun kötülüğünü istemez ve ona asla zulmetmez
(Bkz
, Fussilet, 41/46) O kullarının şükrüne/kulluğuna razı olur, inkar ve nankörlük türünden tavırlarına asla razı olmaz
(Bkz
, Zümer, 39/7)
Allah’ın kendisine vermiş olduğu akıl ve irade gibi bir yeteneği; göz, kulak, el ve ayak gibi maddî bir sermayeyi O’nun emrinin zıddına olarak kötülük ve şer istikametinde kullanan bir insan da, sorumluluğu üzerinden atmak için, ‘Bana bu kötü işleri yapacak istidatı ve vücudu Allah verdi
’ diyemez
Çünkü yüce Yaratıcı bu sermayeyi ona kötülük yolunda kullanması için vermemiştir ve kulunun bu sermaye ile haram bir fiil işlemesine asla rızası yoktur
Kişi yüce Yaratıcı’nın yerine getirilmesini emrettiği hayır ve amellerden uzak durmakla kötülüğü işlemiş olur
Diğer bir ifadeyle insan, yüce Allah’ın, uyulmasını istediği esasları ve bu esaslar üzerine kurulu mevcut amelleri reddetmek, terk etmek veya ihmal etmekle meydana gelen kötülüklerin bizzat sahibi olur
‘Manevî bir hayrın/iyiliklerin gerçek kaynağının ilahî irade ve kudret, kötülüklerin ise insanın kendisi olduğu’ hususunu şimdi bir örnek yardımıyla ele alalım:
Dinin direği olarak nitelendirilen ‘namaz’da hissemizin ne kadar olduğuna bir bakalım
Her şeyden önce namaz gibi bir hayrı emreden ve nasıl kılınacağını peygamberi vasıtasıyla bize öğreten Allah’tır
Diğer taraftan namazı kılabileceğimiz mekanı yaratan ve dünyamızı döndürerek bize namaz vakitlerini getiren de Allah’tır
Bunların yanında bize namaza müsait bir beden ve bu namazda okuma fiilinin gerçekleşebilmesi için ayakta durabilecek güç veren, sonra tükürük bezlerimizin çalışmasını temin eden ve de yaratmış olduğu hava ve ses telleriyle seslendirme olayını gerçekleştiren yine O’ndan başkası değildir
Nihayetinde namaz için büyük mükafatlar/sevaplar lutfeden de O’dur
Bunların hiçbirisi bize ait şeyler değildir
Bizim açımızdan geriye kalan, sadece namaz kılmaya veyahut kılmamaya karar vermektir
Şu halde bu hayrın meydana gelişinde insanın hissesine düşen onu iradesiyle istemektir
Dolayısıyla, insan, yaptığı ibadet ve herhangi bir hayırdan ötürü gururlanıp övünmemelidir, ancak bu şerefe muvaffak ve mazhar kılındığı için Rabbine şükretmelidir
Ancak insan namazı reddetmek veya terk etmekle namazla ilgili bütün güzellikler ve bunlara terettüp eden sevaplardan mahrum kalma gibi bir kötülüğe maruz kalır ki, bundaki bütün pay insana ait olmuş olur
Bu çerçevede üzerinde durulması gereken diğer bir nokta da şudur: İnsanın kötülük ve şerdeki hissesi, iyiliklerin meydana gelmesi hususundaki hissesine kıyas edilmeyecek kadar büyük olmaktadır
Zira kötülükler ifsad ve tahrip cinsindendir
Yapmanın zor, yıkmanın kolay olması hasebiyle, iyiliklerin yapılması ve meydana getirilmesi hususunda pek kısa olan insan eli, yıkma ve tahrip hususunda pek uzun bulunmaktadır
Sözgelimi, bir insanın, bir binanın meydana getirilmesi için mühendise, ustaya, işçiye, tahtaya, çimentoya, suya, çiviye, zamana ve daha birçok şeye ihtiyacı vardır
Ancak, zor şartlar ve uzun zaman içinde yapmaya muvaffak olduğu o binayı yıkmak ve tahrip etmek isteyen bu kişi için sadece birkaç dinamitle birlikte birkaç dakika kâfi olmaktadır
Görüldüğü gibi, bir şeyin meydana getirilmesi için gerekli olan güç, zaman ve imkanın belki binde biriyle o şeyin yıkılıp tahrip edilmesi gayet mümkün olmaktadır
Kısaca, insan bir iyiliğin meydana gelmesinde iradesinin dışında pek çok şeye muhtaç iken, kötülüğün meydana gelmesinde yapmakla memur olduğu bir işi/görevi sadece terk veya ihmal etmesi bile yeterli olmaktadır
Mesela, insan hiçbir kuvvet harcamadan sadece terk etmek veya ihmal etmekle de birçok tahribata sebep olabilir
Bir an için başında bulunduğu geminin dümeninden ayrılan kişi, yapılması gereken bir işi yapmayıp terk etmekle büyük bir mal ve can zayiatına yol açabilir
Bu itibarladır ki, gerçek anlamda iyiliğin faili olması hususunda insanın hissesi sınırlı bulunduğu halde kötülük ve şerdeki rolü sınırsız denecek bir özellik arz etmektedir
Dantel
Mumsema
Frmacil
07-09-2007
#
2
Profil Bilgileri
bursalomer
--->: İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr
gene cok derin konulara değinmişsin
08-09-2007
#
3
Profil Bilgileri
P.Alemdar
--->: İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr
evet bu arada cevap yazdığın için teşekkürler
Tags
:
allah8217tan
,
iyilikler
,
kotulukler
,
nefistendir
İyİlİkler Allah’tan KÖtÜlÜkler Nefİstendİr ile ilgili Benzer Konular
296 Kez Görüntülendi
Allah’ın Azabından Yine Allah’a Sığınmak
Sünnet & Hadis
Allah’ın ol dediği oluverir. Ancak ademe yani yokluğa da Allah’ın iradesi ve dilemesi taalluk edermi
Sorular ve Cevaplar
Kullar Allah’a Kur’ânla olan münasebetlerine göre yaklaşırlar
Sünnet & Hadis
Cennet’te Allah’ın görülmesi nasıl olacaktır?
Sünnet & Hadis
“Ey Allah’ın Rasûlü! Cennet’te at var mıdır"
Sünnet & Hadis
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
21:40
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552