Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Kıssalar & Hikayeler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Peygamberler Tarihi ile ilgili Benzer Konular
1478 Kez Görüntülendi

Peygamberler Bile Imrenir Sünnet & Hadis
Peygamberler Tarihi Dini Programlar
PEYGAMBERLER TARİHİ okuyalım Sorular ve Cevaplar
Peygamberler ve Hz.Muhammed (S.A.V) Dini Programlar
Peygamberler Tarİhİ / Hz. İsa (a.s) Dini Sohbet

Bize Hizmet Edenler | var mısın yok musun (kesinlikle bakın)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 05-09-2006   #1
Profil Bilgileri
Arrow Peygamberler Tarihi



Peygamberler Tarihi başlıklı yazı Mumsema Peygamberler Tarihi Forum Alev


İlk insan ve ilk peygamber

ÂDEM ALEYHİSSELÂM


Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber,bütün insanların babası Allahü teâlânın emri ile melekler çeşitli memleketlerden topraklar getirdiler Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular Bu şekilde Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp "salsâl" oldu yâni pişmiş gibi kurudu Önce Muhammed aleyhisselâmın nûru alnına kondu Sonra Muharremin onuncu Cumâ günü rûh verildi Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi Allahü teâlânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselâma karşı secde ettiler Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselâma karşı secde etmedi "O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım Ondan üstünüm" iddiâsında bulundu İblis (şeytan) kendini üstün görüp, kibirlenerek Allahü teâlânın emrine uymayınca gadab-ı ilâhiyyeye uğradı ve Cennet'ten kovuldu Âdem aleyhisselâm kırk yaşındayken Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü Cennet'te bulunduğu sırada veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden hazret-i Havvâ yaratıldı Allahü teâlâ onları birbirine nikâh etti Cennet'te yerleşmelerini ve Cennet'in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi Fakat, Cennet'te bulunan bir ağaç için, "Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin" buyurduÂdem aleyhisselâm ve Havvâ vâlidemiz, Cennet'te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce hazret-i Havvâ, sonra Âdem aleyhisselâm yedikleri için Cennet'ten çıkarıldılar Âdem aleyhisselâm Hindistan'da Seylan (Serendib) Adasına, Havvâ ise Cidde'ye indirildi Birbirlerinden ikiyüz sene müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ bu müddet içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duâları kabûl oldu Hacca gelmeleri emrolundu

Arafât Ovasında hazret-i Havvâ ile buluştu Kâbe'yi inşâ etti Her sene hac yaptı Arafât Meydanında veya başka meydanda kıyâmete kadar gelecek çocukları belinden zerreler hâlinde çıkarıldı "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye soruldu Hepsi; "Belâ=Evet!" dediler Sonra hepsi zerreler hâline gelip beline girdiler Buna "Ahd-ü-Misâk" ve "Kâlû Belâ" denildi Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ daha sonra şam'a geldiler Burada yirmi defâ ikiz evlâdı oldu Bir defâ da yalnız Şît aleyhisselâm oldu Neslinden kırkbin kişiyi gördü Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi Cebrâil aleyhisselâm kendisine oniki defâ geldi Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi Bu kitapta; îmân edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi Ayrıca fizik, kimya,tıb,eczâcılık, matematik bigileri öğretildi İbrânî, Süryânî ve Arab dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı

İlk insanlar,bazı târihçilerin zannettiği gibi ilimsiz,fensiz,görgüsüz,çıplak ve vahşî kimseler değildiBugün Asya,Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benziyen vahşîler yaşadığı gibi,ilk insanlarda da bilgisiz basit yaşayanlar vardıBundan dolayı ne bugünkü,ne de ilk insanların hepsi için vahşîdir denilemezHazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardıOkuma-yazma bilirlerdiDemircilik,dokumacılık,çiftçilik,ekmek yapmak gibi san'atları vardıAltın üzerine para dahi basılmış,mâden ocakları işletilip,çeşitli aletler yapılmıştı

Âdem aleyhisselâmın hiç sakalı yoktuİlk sakalı çıkan şit aleyhisselâmdırHazret-i Âdem çok güzeldiSiyah saçlı ve buğday tenliydiOnbir gün hasta yatıp,bir Cumâ günü vefât ettiÂdem aleyhisselâm vefât edince,Cebraîl aleyhisselâm bir gömlek giydirdi,şit aleyhisselâma yıkamayı öğrettiYıkayıp kefenledilerHadîs-i şerîfte buyruldu ki: "Âdem aleyhisselâm vefât edince,melekler üç defâ su ile yıkadılarOnu defnettiler" Sonra çocuklarına dönerek; "Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız dediler" şit aleyhisselâm imâm olup cenâze namazını kıldırdıÂdem aleyhisselâmın kabri; Kudüs'te,Minâ'da,Mescid-i Hîf'te veyâ Arafât'tadırHayatını bildiren rivâyetler birbirinden farklıdır
Hazret-i Âdem,Allah'a ilk hamd ve ilk tövbe edendirSeçilmişlerin ilki,yeryüzünde Allahü teâlânın ilk halîfesidirBirçok mûcizeleri vardırBunlardan birkaçı şöyledir:

Yırtıcı,vahşi hayvanlarla konuşurdu
Susuz dağ ve taşlara elini vurunca,pınarlar fışkırır,temiz sular akardı
Eline aldığı ufak taşlar,yüksek sesle Allahü teâlâyı zikrederdi

Âdem aleyhisselâmın yaratılması,Cennet'te kalması,Cennet'ten çıkarılarak yeryüzüne indirilmesi,Kur'ân-ı kerîmde çeşitli âyet-i kerîmelerde bildirilmiştir

 

Pamela is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 05-09-2006   #2
Profil Bilgileri
Standart



Âdem aleyhisselâmın oğludur

ŞİT (ŞİS) ALEYHİSSELÂM


Adem aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamber Âdem aleyhisselâmın oğludur Âdem aleyhisselâmın oğullarından Hâbil ile Kâbil çıkan anlaşmazlık neticesinde Kâbil, Hâbil'i öldürünce, Allahü teâlâ hazret-i Âdem'e, Hâbil'e karşılık ihsân olarak, yeni bir oğul verdi Âdem aleyhisselâmın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselâm tek doğdu Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbrânice olup, Arapça karşılığı ''Allah'ın hibesi'' mânâsınadır İsmine ''Şis''de denilmiştir Âdem aleyhisselâmın oğullarından Kâbil, Hâbil'i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şit aleyhisselâm, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrunu alnında taşıyordu Bu sebeple Âdem aleyhisselâm onu pek fazla seviyordu Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefât edeceği sırada da bütün yeryüzünün halifeliğine onu tâyin etti Bu hususta vâsiyette bulundu Ayrıca ilâhi sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti Peygamber efendimizin nûruyla ilgili olarak oğlu Şit aleyhisselâma şöyle vasiyet etti: ''Oğlum Alnında parlayan bu nûr, son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur Bunûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da şöyle vasiyet et'' Şit, bu vasiyet üzerine sâliha bir kızla evlendi Sonra evlâtlarına daböyle vâsiyet ettiler Onlar da bu vasiyete uyup öylece devâm ettiler Âdem aleyhisselâmın vefâtından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselâma peygamberlik verdi Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmiştir Şit aleyhisselâm zamânında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip imân etmeye çağırdı

Şit aleyhisselâmın dininin esasları, Âdem aleyhisselâmın bildirdiği dinin esaslarına uygundu Şit aleyhisselâm ekseriyâ Şam'da ikâmet edip, insanlara, Allahü teâlâya imân etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazifesini yaptı Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti Şit aleyhisselâmın çocukları ve torunları imâr ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldular Gâyet huzurlu bir hayat sürdüler Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu Kötülüklerden, haramlardan ve isyândan uzak dururlardı Şit aleyhisselâm, Şam'dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil'in oğullarını Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeye dâvet etti Fakat bu kavim, Şit aleyhisselâmın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler Şit aleyhisselâm, onlarla savaş yaptı Bu savaşta kılıç kullandı İlk kılıç kullanan odur Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı Babası, Âdem aleyhisselâmla veya kardeşleriyle Kâbe'yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı Son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûru Şit aleyhisselâmdan onun oğlu Enûş'a geçti Şit aleyhisselâm, oğlu Enûş'a, babası Âdem aleyhisselâmın, Muhammed aleyhisselâmın nûruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş'u yeryüzüne halife tâyin ederek vefât etti Ömrünün dokuz yüz on iki veya dokuz yüz elli yâhut da dokuz yüz sene olduğu rivâyet edilmiştir Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yâhut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivâyet edilmiştir Şit aleyhisselâmdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler Allahü teâlâ onlara İdris aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi Şit aleyhisselâm Âdem aleyhisselâmın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve faziletliydi Sûret ve sirette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselâm onu diğer evlâtlarından çok severdi

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #3
Profil Bilgileri
Standart



İDRİS ALEYHİSSELÂM


Kur'ân-ı kerim'de ismi geçen peygamberlerden Şit aleyhisselâmın torunlarındandır Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh'tur Kur'ân-ı kerim'de İdris diye bidirildi Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için ''Müselles bin-Ni'me'' (kendisine üç nimet verilen) de denilmiştir Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet'tir Bâbil'de veya Mısır'da Münif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi Diri olarak göğe kaldırıldı Âdem aleyhisselâmdan ve Şit aleyhisselâmdan sonra insanlar madden ve mânen bozuldular İdris aleyhisselâm, içinde yaşamış olduğu, Kâbil'in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi Cebrâil aleyhisselâm dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ ettiİdris aleyhisselâm, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselâmın vasıflarını bildirdi Kendisinden sonra gelecek olan Nûh tûfânını ve Âhir zaman peygamberi muhammed aleyhisselâmı bütün tafsilâtıyla anlattı Peygamber olduğunu ispat eden birçok mûcizeler gösterdi Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi Bunun üzerine İdris aleyhisselâm yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır'a hicret etti Kendisine imân edenlerle birlikte burada yerleşti Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasip etti Her kavmi kendi lisanıyla hak dine dâvet etti Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti Yüz şehir kurdu Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir Her millet deöğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâp ilmini öğretti İdris aleyhisselâm kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu Yoksa insanoğlunun aklı va zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı Eski yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdris aleyhisselâmın kitâbından aldılar

İdris aleyhisselâm, uzun seneler insanları hak dine dâvet etti Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselâm, İdris aleyhisselâmı ziyârete geldi İdris aleyhisselâm, Azrâil'e: ''Bir anlık benim rûhumu al'' dedi Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselâma; ''Onun rûhunu al!'' diye vahyetti Azrâil aleyhisselâm rûhunu aldı Allahü teâlâ, İdris aleyhisselâmın rûhunu tekrar iâde etti İdris aleyhisselâm, Azrâil aleyhisselâma; ''Beni semâlara götür Cennet'i ve Cehennem'i göreyim'' dedi Allahü teâlâ, Azrâil'e onu semâya götürmesini vahyetti İdris aleyhisselâma Cehennem gösterildi Cennet'e götürüldü Cennet'e girince, çıkmak istemedi Kendisine; ''Niçin çıkmıyorsun?'' diye sorulunca; ''Allahü teâlâ, ''Her nefis ölümü tadacaktır'' buyurdu Ben ise ölümü tattım Yine Allahü teâlâ, ''Herkes Cehennem'e uğrayacaktır'' buyurdu Ben oraya uğradım Allahü teâlâ, ''Onlar oradan (Cennet'ten) çıkmayacaklardır'' buyurdu İşte ben bunun için Cennet'ten çıkmak istemem dedi Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil'e vahyedip, İdris aleyhisselâmın Cennet'te kalmasını bildirdiİdris aleyhisselâm böylece Cennet'te kaldı Bu husus Kur'ân-ı kerim'de Meryem sûresi 57 âyet-i kerimesinde meâlen; ''Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık'' buyrulmak suretiyle bildirilmiştir Tefsir âlimleri âyet-i kerimede bildirilen ''yüce mekân'' dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir Nitekim Buhâri ve Müslim'de bildirilen hadis-i şerifte, peygamberimiz aleyhisselâm Mirâca çıktığı zaman, hazret-i İdris'i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir İdris aleyhisselâm diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar Hatırlamak için resmini yaptılar Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı Böylece putperestlik meydana çıktı İdris aleyhisselâm, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi Duâ ederken (Bi adedil-evrâk) ''Ağaçların yaprakları kadar'' diyerek tesbih okurdu Yıldızlara âit ilmi bilirdi Kavmini imâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsi hâllerini açıklamasını istediler İdris aleyhisselâm bunu geniş olarak haber verdi Yıldızların durumunu anlattı Bunun için ''nücûm ilmi'' hazret-i İdris'ten kalmıştır, dennir Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi Her birinin ismini, vazifesini, tesbihibi bilirdi Havada uçup giderlerken onları görürdü Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı Bunlar Allah'ın İdris aleyhisselâma verdiği mûcizelerdir

İdris aleyhisselâmın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:

''Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar''

''Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basiret ehlini hakir ve aşağı görür''

''Dostlar arasındaki hakiki sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir''

''İnsanda bulunan en faziletli cevher, akıldır Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir''

''İyi hasletlerin en üstünü, kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir''

Kur'ân-ı kerim'in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdris aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #4
Profil Bilgileri
Standart



Tûfan'ı ile meşhurdur

NUH ALEYHİSSELÂM


İdris aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen ''Nuh'' denilmiştirİdris aleyhisselâm insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı Onun göke kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar Resmini yapıp seyrettiler Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yaputperestpıp, tapmaya başladılar Böylece insanlar arasında lik meydana çıktı İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı Hazret-i Nuh, böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allahü teâlâya ibâdet eden sâlih bir kul idi Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan yetiştirmekle, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu Elli yaşında iken, Allahü teâlâ, onu insanlara peygamber olarak gönderdi Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Nuh aleyhisselâm,ömrünü sonuna kadar insanları Allahü teâlâya iman etmeye, o'nun emirlerine uymaya, dâvet edeceğine söz (misak) verdi Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene insanlara bildirdi, onları hidâyete çağırdı Peygamber olarak gönderildiği insanlar Kur'ân-ı kerimde; puta tapan, günahkar, kötü ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir Kur'ân-ı kerimde meâlen; ''Muhakkak ki biz, Nuh'u (aleyhisselâm) kavmine resûl olarak gönderdik'' (A'râf sûresi:59) buyrulmaktadır

Nuh aleyhisselâm kavmine kendilerine peygamber olarak gönderildiğini, putlara tapmaktan, haksızlıktan ve zulümden vazgeçip, Allahü teâlâya iman edip, o'nun emirlerine uymalarını bildirdi Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman oldular Nuh aleyhisselâm onlara nasihat ederek: ''Ben size doğru yolu göstermek,zulmü kaldırıp, adâleti yaymak için Allah tarafından gönderildim Herkesin putlara tapmaktan vazgeçip bir olan Allah'a ibâdet etmesini, kulluk yapmasını bildiriyordum'' dediKavmiyse bu davete inanmayarak emirlerine uymamakla ve sapıklıklarıda ısrar ediyordu Çok az kimse imân etmişti Fakat Nuh aleyhisselâm tebliğ vazifesini yapıp, kavmini yılmadan, yorulmadan devamlı sûrette Allah'a imân ve kulluk etmeye çağırıp, isyan ederlerse azâba yakalanacaklarını bildiriyordu Kavmi ise bu dâvete uymadıkları gibi, Nuh aleyhisselâmı kendilerine doğruyu, hakkı anlatırken dinlememek için elbiseleriyle başlarını kapatıyorlardı Bir tarafdan da ona inananlara zulüm ve işkence yapıyorlardı Hazret-i Nuh'un dâveti, günden güne uzaktan yakından duyuluyor, her yerde ondan bahsediliyordu O'na imân etmeyenlerse bundan endişe duyuyor ve düşmanlıklarını safha safha artırıyorlardı Nuh aleyhisselâm gittikçe azan kavmine ''Ben size zor ve güç bir teklif yapmıyorum Puta tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya ibâdet ediniz Sizlerin herbir grubu başka bir gruptan korkuyor zulüm görüyorsunuz ve zulmediyorsunuz Allah'tan korkunuz zulmedenlerden ve mazlumlardan olmayınız'' diyordu Yılar sürüp gidiyor, Nuh aleyhisselâm ise tebliğ vazifesini devamlı olarak yapıyordu Çok az kimse imân etmişti Diğer insanlarsa iş sâhibi zorbalar, kötü işlerle uğraşan kimseler veya düşkünlük içinde hayat süren zelil, esir ve muhtaç kimselerdi Her geçen gün daha bedbahtlaşan bu insanlar, bir türlü fitne, fesat ve sapıklıktan el çekmiyorlardı Nuh aleyhisselâm böylesine düşmüş olan insanlara acıyor, şefkat ve sabırla onları kurtarmaya çalışıyordu Onlar ise bunu idrak edemeyip karşı çıkıyorlar, hazret-i Nuh'u taşa tutuyorlar, onu şehirden kovuyorlar, evini harap ediyorlar, sapıklıkla itham ediyorlardı Bir türlü kötülüklerini anlayıp, azgınlıktan vazgeçmiyorlardı İsyanları sebebiyle Allahü teâlâ onlara gadap etti Senelerce yağmur yağdırmadı Malları, hayvanları helak oldu Bağları bahçeleri kuruyup, servetleri kayboldu, nesilleri kesildi Son derece muhtaç ve fakir hâle düştüler Onların bu hâli karşısında Nuh aleyhisselâm; ''Ey kavmim başınıza gelen bunca belâlar günahlarınız sebebiyledir Putlara tapıp, Allah'a ibâdet etmekten kaçındığınız için Allahü teâlâ size gadap etti Bu sebeple yağmurlar kesildi Büyük sıkıntılara düştünüz Ama Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını isteyin, sizi affedip üzerinize rahmet yağmuru göndersin Size mallar ve evlatlar ihsan ederek şmdat etsin Nihâyet bir gün ölüp kabre gireceksiniz Rabbiniz sizi bir müddet kabirde beklettikten sonra diriltecek ve amellerinizin cezâsını ve mükâfâtını verecek'' diyerek daha birçok husûsu iyice anlatıp onlara ehemmiyetle nasihat etti İsyandan vaz geçmezlerse daha ağır azaplara düşeceklerini bildirdi

Nuh aleyhisselâm ve bildirdiklerine inanmayıp putlara tapmakla israr eden azgın millet; ''Ey Nuh gerçekten bizimle çok mücâdele ettin, bunda da çok ısrarla davrandın Bu işe başladığın gündenberi bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun Artık sözünde doğru isen şu azâbı getir de görelim Artık ne olacaksa olsun'' diyerek onun nasihatlarını ve dâvetlerini hiç kabul etmedikleri, Kur'ân-ı kerim'de Hûd sûresinde (ayet 32) bildirilmektedir Nûh aleyhisselâm kavminin bu tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazifesini devâm ettiği hâlde, onların bir türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anladı Bunun üzerine meâlen şöyle duâ ettiği Kur'ân-ı kerim'de bildirilmektedir: ''Nuh (aleyhisselâm) dedi ki: ''Ey Rabbim! yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfir bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar Ey Rabbim! beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır'' (Nuh sûresi:26-28) ve ''(Nuh aleyhisselâm duâ edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti Beni yalanladı Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar'' (Şuarâ sûresi:117-118) Nuh aleyhisselâmın bu duâsı üzerine, Kur'ân-ı kerimde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir: ''Nuh'a vahy olundu ki; kavminden daha önce imân etmiş olanların dışında hiç kimse imân etmeyecek O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana duâ etme Zirâ onlar (suda) boğulacaklardır'' (Hûd sûresi:36-37) Nuh aleyhisselâm kendisine gönderilen vahiy üzer,ne hemen bir gemi yapmaya başladı Geminin yapılmasında Cebrâil aleyhisselâm, Allahü teâlânın emri üzerine yardımcı oluyor ve nasıl yapılacağını târif ediyordu Nuh aleyhisselâm ve imân eden müminler de geminin yapılmasında çalıştılar Geminin inşâsını gören putperestler; ''Şimdi de marangozluğa mı başladın?'' diyerek alay ediyorlardı Hazret-i Nuh ise; ''Benimle alay ediyorsunuz ama, rezil edici azâbın kime geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz'' diyordu Nuh aleyhisselâm, yüzyılar boyu insanları Allahü teâlâya imân etmeye çağırdığı hâlde insanların imân etmemeleri sebebiyle helâk olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi ''Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim Bir ömür boyu size nasihat ettim Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek Geliniz, dâvetimi kabul ediniz Câhillik etmeyiniz Allahü teâlâya itâat ediniz Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum Siz bilmiyorsunuz ama, Allah'ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır Şu yaptığım gemi, imân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir Allah'a imân etmeyen âsiler suda boğulacaktır Kurtulmayı isteyen imân etsin ve benimle yolcu olsun Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür''

Nuh aleyhisselâmın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; ''Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz'' dediler Nihâyet bir müddet sonra geminin yapımı tamamlandı Hazret-i Nuh'un yaptığı ve üç katlı olduğı rivâyet edilen bu geminin ateş yanarak kazanı kaynayıp hareket ettiği (Buharlı bir gemi olduğu) Kur'ân-ı kerim'de açıkça bildirilmektedir Hûd sûresi, 40 âyet-i kerimesinde meâlen buyruldu ki: ''Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh'a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkında bir de imân edenleri gemiye yükle zâten Nuh'a imân edenler pek az idi'' Gemiye binecekler hazır olunca hazret-i Nuh onlara, Allahü teâlânın ismiyle gemiye binmelerini söyledi Bütün müminler, o azgın kâfirlerin gözleri önünde Hazret-i Nûh ile gemiye bindiler Nitekim Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki: ''Nuh (aleyhisselâm) gemiye bineceklere; ''Allahü teâlânın ismiyle girin ki, geminin yürümesi ve durması Allahü teâlânın irâdesiyledir Benim Rabbim, müminleri mâğfiret edici ve merhametiyle tufân belâsından kurtaracıdır'' dedi'' (Hûd sûresi:41) Yine Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki: ''Ey Nuh sen ve berâberindekiler gemiye yerleşince; ''Bizi zâlim (kâfir) milletten kurtaran Allah'a hamd olsun Rabbim, beni hareketli bir yere indir sen, indirenlerin en hayırlısısın'' de'' (Mü'minin sûresi28-29) Nuh aleyhisselâm her hayvandan birer çift alıp, imân edenlerle birlikte gemiye yerleştikten sonra, gökten çok şiddetli bir yağmur yağmaya ve yerden de sular fışkırmaya başladı ve her şey suya gark oldu Sular dağları aştı Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında kaldı Nuh aleyhisselâm inanmayan putperest kavim boğularak helak olup gitti Bu tûfan hâdisesi Kur'ân-ı kerim'de kamer sûresi 11 ve 12 âyette bildirilmektedir Tûfan başladığı sırada Nuh aleyhisselâm imân etmeyen oğlu Yâm'a (Kenan), imân edip gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; ''Dağa çıkar sudan kurtulurum'' deyip binmedi Bir dalga gelip onu da boğdu Boğulanlar arasında hazret-i Nuhûn hanımı da vardı O da imân etmemişti Tûfan altı ay devam etti Altı ay sonra Allahü teâlânın meâlen; Ey arz! Suyunu yut ve ey gök suyunu tut'' (Hûd sûresi 44) emriyle yağmur kesilip sular çekildi Nuh aleyhisselâmın gemisi Muharrem ayının onunda aşure günü Irak'ta Cûdi Dağı üzerine oturdu Bundan sonra insanlar Nuh aleyhisselâmın üç oğlundan türedi Bu bakımdan Nuh aleyhisselâma ikinci Âdem denildi Nuh aleyhisselâm bin yaşında vefât etti Nuh aleyhisselâmın Sâm adlı oğlundan Arap, Fars ve Rum kavmi, Hâm adlı oğlundan ise Hindistan, Habeş ve Afrika halkı, diğer oğlu Yâfes'ten de Asyalılar ve Türkler meydana geldi Nihâyet insanlar zamanla çoğalıp, Asya'ya, Avrupa'ya, Okyanusya'ya ve Berring (Behreng) Boğazından Amerika'ya geçerek bütün yeryüzüne yayıldılar Nuh aleyhisselâm Kur'ân-ı kerim'de şekür (çok şükreden kul) sıfatıyla anılmış olup, birçok âyet-i kerimede ondan bahsedilmektedir Ayrıca Kur'ân-ı kerim'deki sûrelerden biri de Nuh sûresi olup, bu sûrede Nuh aleyhisselâmdan bahsedilmektedir Ülü'lazm peygamberler arasında Neciyullah (Allahü teâlâya karşı devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup, ilâhi feyzleri alan) denilen Nuh aleyhisselâm hakkında Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdu ki: ''Melek-ül mevt (Azrail aleyhisselâm) Nuh'a (aleyhisselâm) geldiğinde dedi ki: ''Ey Nuh ey peygamberlerin en büyüğü (en yaşlısı), ey uzun ömürlü ve ey duâsı kabul olunan! Dünyâyı nasıl gördün?'' Nuh (aleyhisselâm) dedi ki: ''Şüyle bir kimse gibi ki, kendisine iki kapısı olan bir ev yapılmış da birinden girmiş diğerinden çıkmıştır''

Mûcizeleri:

1-Nuh aleyhisselâmın kavminden bir fırka gelip, oturdukları beldedeki büyük taşları toprak yapmasını istemişlerdi Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı gönderip, ''Resûlüme söyle, o taşlara eliyle işâret etsin'' buyurdu Nuh aleyhisselâm da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince, o beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular Bunun üzerine on iki kişi imân etti 2-Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek şeyleri görüp haber verirdi 3-Susuz yerlerden su çıkarırdı 4- İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka tere geçerdi 5- Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi 6- Duâsıyla bulutsuz olarak yağmur yağardı 7- Kum, toprak, kil gibi şeyler, onun duâsıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi Gemisi Cûdi Dağının üzerine oturunca, insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek isteklerinde duâ edince bir miktar toprak ve kum yitecek hâline geldi ve bunu yediler 8-İmân ederek gemisine girip tufandan kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen, onun duâsıyla çok kısa zamanda çoğalarak arttılar 9-Eliyle yere diktiği bir ağaç fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #5
Profil Bilgileri
Standart



Yemen'de Âd kavmine gönderildi

HÛD ALEYHİSSELÂM


Yemen'de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber Nûh aleyhisselâmın oğlu Sâm'ın neslindendirç Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır Kur'ân-ı kerimde ismi bildirilen peygamberlerdendir Yemen'de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti Çocukluğundan itibaren Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgul oldu Ara sıra ticâretle de uğraşan hûd aleyhisselâm, gayet şefkâtli ve çok cömertti Nûh tûfânında sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen'de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti Âd'ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular Bunlara Âd kavmi denildi Bulunduları belde bereketli bir yerdi Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış ve İrem bağları diye meşhur olmuştu Oğulları, malları, davarları ve muhteşem sarayları vardı Güçleri, kuvvetleri, boyları ve cüsseleri ile meşhur olan bu insanlar, servetlerinin ve maddi güçlerinin çokluğuna bakarak azdılarve doğru yoldan, dinlerinden ayrıldılar Yeryüzünde büyüklük tasladılar Allahü teâlâyı unuttular ve çeşitli putlara tapmaya başladılar Ellerindeki maddi imkânlarla etrâfa dehşet salıyorlar, fakirleri ve diğer kabileleri zulümleri altınta inletiyorlardı Onları köle gibi çalıştırıyorlar, çeşitli işkencelerle öldürüyorlardı Allahü teâlâ, Âd kavmine doğru yola kavuşturmak için Hûd aleyhisselâmı onlara peygamber gönderdi bu hususta Kur'ân-ı kerimde meÂlen buyruldu ki:

Âd kavmine kardeşleri Hûd'u peygamber olarak gönderdik Hûd (aleyhisselâm) onlara; ''Ey kavmim! Allahü teâlâya ibâdet edin İbâdet edilecek o'ndan başkası yoktur Hâlâ o'nun azâbından korkmayacak mısınız?'' dedi (A'râf sûresi:65) Hûd aleyhisselâm kavmini doğru yola kavuşturmak için tebliğ vazifesine başladı Onları putlara tapmaktan, zulüm ve günahlardan tövbe ederek vazgeçmeye ve Allahü teâlâya şükür ve ibâdete çağırdı Fakat Âd kavminin insanları, Hud aleyhisselâmı dinlemeyip, ona karşı kaba ve inkârcı davrandılar Hûd aleyhisselâm kavminin bu tutumu üzerine; ''Eğer doğru yola gelmezseniz, haberiniz olsun, ben size tebliğ vazifemi yapıyorum; Rabbim size acı bir azap gönderir de helâk olursunuz?'' buyurdu Azgın Âd kavmi, Hûd aleyhisselâma; ''Mûcize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz'' dediler Hûd aleyhisselâm onlara; ''İstediğiniz mûcize nedir?'' diye sordu Onlar da ''Rüzgârı istediğin tarafa çevir!'' dediler Hûd aleyhisselâm duâ etti Allahü teâlâ; ''Ne tarafa istersen elinle işâret et!''^buyurdu O da eliyle işâret edince, rüzgâr istediği istikâmette esmeye başladı Büyük kayaların toprak olmasını istediler Hûd aleyhisselâmın duâsı ile bu da oldu Bu mûcizeleri gördükleri hâlde inanmayıp hırçınlaşarak koyunların yünlerinin de ipek olmasını istediler Hûd aleyhisselâm duâ etti koyunların yünü ipek hâline geldi Âd kavmi, gösterilen mûcizelere rağmen inanmadılar ''Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit azâbı getir de görelim!'' dediler Hûd aleyhisselâm kavmini imâna dâvete devâm etti Pek az kimse imân etti Kavmi ise hakâret edip kendinden geçinceye kadar dövdü Kavminin ıslâh olmayacağını anlayan hûd aleyhisselâm: ''Yâ Rabbi! Sen herşeyi biliyorsun Ben onlara peygamberliğimi bildirdim Ey Rabbim! Onlara, ders almalarına vesile olacak bir musibet ver?'' diue bedduâda bulundu hûd aleyhisselâmın bedduâsını kabul buyuran Allahü teâlâ, Âd kavmine önce kuraklık, kıtlık musibetini verdi Üç sene müddetle akan pınarlar kurudu Yeşillikler sarardı, soldu Meşhûr İrem Bağları yok oldu İnsanlar bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç hâle geldiler Hayvanlar susuzluktan telef oldular Devamlı olarak bunaltıcı kuru bir rüzgâr esiyordu İnsanlar ağızlarını güçlükle açıyor, zor nefes alıyordu tozdan göz gözü göremiyordu bu arada Hûd aleyhisselâm kavmini imâna, tövbe ve istiğfâra dâvete devâm ediyordu Hûd aleyhisselâmın kavmine meâlen şöyle dediği bildirilmektedir:

''Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin Sonra o'na tövbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın Günahlarınıza ısrar ederek imândan yüz çevirmeyin'' (Hûd sûresi: 52) Hûd aleyhisselâmın bu son dâveti de onların aklını başlarına getirmeye yetmedi Hûd aleyhisselâma işkenceye ve onu öldürmeye kalkıştılar Artık onlara azâbın gelmekte olduğu Hûd aleyhisselâma bildirildi Bir sabah Hûd aleyhisselâm imân edenleri biraraya topladı Gün ağarırken ufukta siyah bir bulut belirdi Bunu gören Âd kavmi, işte bize yağmur geliyor, dediler Hûd aleyhisselâm ''Hayır, o can yakıcı azâb veren bir rüzgârdır Her şeyi yok eder'' dedi Rüzgâr korkunç bir ses çıkararak vâdiyi kapladı Son derece hızlı ve soğuk olup, her şeyi saman çöpü gibi savuruyordu Fussilet sûresi 16 âyet-i kerimesinde, bu rüzgâr ''sarsar'' (kavurucu rüzgâr); azâb günleride ''eyyâm-ı nahisât'' olarak geçmektedir Âd kavmi kasırgadan kurtulmak için tutundukları ağaç ve taşlarla birlikte havaya fırlayarak paramparça oldular Hepsi ölüp yere serildiler Daha sonra rüzgâr bunları sürükleyip denize attı Mal ve mülklerinden hiçbir eser kalmadı, helâk olup gittiler Âd kavminin helâk oluşu Kur'ân-ı kerimde meâlen şöyle bildirilmektedir:

''Nihâyet Hûd'u ve berâberindeki imân edenleri, rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi tekzib ederek, yalanlayarak imân etmemiş olanların kökünü kestik'' (A'râf sûresi: 72) Hûd aleyhisselâm ve ona imân edenler bu şiddetli kasırgada Allahü teâlâ tarafından muhâfaza edildiler Kâfirleri helâk eden şiddetli fırtına, onlara serinletici ve rahatlatıcı hafif bir rüzgâr gibi esiyordu Hûd aleyhisselâm, Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendine inananlarla birlikte Mekke-i mükerremeye gitti Kâbe-i muazzamanın bulunduğu yerde ibâdet ve taatla meşgul oldu ve orada vefât etti Kabrinin Harem-i şerif( Kâbe-i muazzamanın etrâfındaki mescit) te Hicr denilen yerde bulunduğu rivâyet edilmektedir

Hûd aleyhisselâm ve peygamber olarak gönderildiği Âd kavmiyle ilgili olarak Kur2ân-ı kerimin A'râf, Hûd, Mü'minin, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr sûrelerinde bilgi verilmektedir

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #6
Profil Bilgileri
Standart



Semud kavmine gönderilmiştir

SÂLİH ALEYHİSSELÂM


Semûd kavmine gönderilen peygamber Hazret-i Âdem'in on dokuzuncu batından torunudur Hûd aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu İmân ettikleri için bu azabtan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti Bu sebeble ''Eshâb-ül-Hicr'' de denilen bu kavim, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü Dokuz kabileden meydana geldi Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular Sanatta ve servette iyice ilerlediler Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce kendilerine Hûd aleyhisselâm tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar Kabile reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya imân etmekten tamâmen uzaklaştılar Câhil ve azgın bir kavim oldular Sâlih aleyhisselâm, bu kavim arasında herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi Sâlih aleyhisselâm kavmini imâna dâvet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi Kavmine; ''Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim Artık Allah'tan korkun, bana itâat edin'' diyerek dâvetini açıkladıSâlih aleyhisselâmın bu dâveti karşısında pek az kimse imân etti Kavmin çoğunluğu imân etmemekte direndi Servetlerine güvenen, zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Sâlih aleyhisselâma; ''Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!'' diyorlar, onu, ''büyülenmiş, yalancı'' sayıyorlardı Sâlih aleyhisselâm ise kavmini imâna davet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:

Ey Semûd kavmi! Sizin içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerde, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebdi olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhibleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin kendilerini burada ebedi kalacak zannediyorlardı Fakat hepsi ölüp gittiler Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz Bunlar size kalmayacak Âhirette, yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah'a isyân ettirenler, ilâhi azâbtan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır'' Allahü teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı Ağaçlar kuruyup meyve vermedi Semûdluların bir kuyu hâricindeki bütün suları kurudu Sâlih aleyhisselâma kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: ''Ey Sâlih! Aramıza fesâd karıştırdın Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin Buradan çekil git Yoksa seni öldürürüz'' dediler Sâlih aleyhisselâm bir müddet onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti Bir müddet sonra tekrar dönüp Semûdluları imâna dâvet etti Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâmdan mûcize göstermesini istedi Ancak mûcizeleri gördükleri hâlde yine imân etmediler Yine bir gün Sâlih aleyhisselâma gelip: ''Eğer doğru söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın O zaman sana imân ederiz'' dediler Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapmamasını ve mahcup olmasını düşündüler Sâlih aleyhisselâm; ''Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, böyle bir mûcize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı mısınız?'' dedi Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek: ''Bu şartı da kabul ediyoruz'' dediler

Sâlih aleyhisselâmın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve zagın insanların sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti Sâlih aleyhisselâm onlara; ''Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız'' dedi Semûd kavmi; ''Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul ediyoruz'' dediler Nihâyet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar Sâlih aleyhisselâm böyle bir mûcize vermesi için Allahü teâlâya duâ etti ve duâsı kabul oldu Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi bir deve çıktı Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı Sonra da bir yavru doğurdu Bu mûcizeyi görenlerden bir kısmı imân etti Diğer bir kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan kalkacağını görerek bir türlü imân etmediler Sâlih aleyhisselâm onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi Fakat inad ve inkârdan vazgeçmediler Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya başladılar Mûcize olarak kayadan çıkan deve, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen içiyordu Su içmesi de ayrı bir mûcize olup tonlarca su içiyor, su vücûdunda kayboluyordu Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu İmân edenler, ondan bir kabiliye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içeyor ve yiyecekler yapıyorlardı Böylece inananların imânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı Bu mûcize karşısında âciz kalan Semûd kavmi deveyi öldürmeyi plânlıyordu Nitekim, Sâlih aleyhisselâmın nasihat edip, imân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; ''Güyâ şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!'' dediler Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler Sonra da Sâlih aleyhisselâma; ''İşte deveyi öldürdük Eğer sözledişin gibi bir peygambersen sözlediğin azâbı getir'' dediler Sâlih aleyhisselâm bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasihat edip; ''Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesilesi olan deveyi de öldürdünüz İnkârda ve günâhkarlıkta ısrar ettiniz Buna rağmen tövbe kapısı açıktır Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!'' dedi Bu son dâvete de sert cevaplar veren Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâmı, âilesini ve imân edenleride öldürmeyi plânlamaya başladılar

Sâlih aleyhisselâm bu azgın kavme şöyle dedi: ''Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz sararacak, ikici gün kızaracak, üçüncü gün siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir!'' Sâlih aleyhisselâmın söylediği bu günler gelip çattı Bu sırada Semûd kavmi Sâlih aleyhisselâmı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler Onlar harekete geçmeden, Cebrâil aleyhisselâm gelip, durumu Sâlih aleyhisselâma bildirdi Sâlih aleyhisselâm da imân edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti Birinci günde bâzı hâller zuhûr etti Devenin bastığı yerlerde kanfışkırdığı, ağaçların yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldüİkinci gün de Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğini kanâat getirip feryât ettiler Yüzlerinin siyahlaştığı üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih aleyhisselâmın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar O gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı Hepsi helâk olup gittiler Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselâm, imân edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; ''Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâ imân etmeye dâvet ettim ve bunu size nice nasihatlar yaptım Fakat siz dinlemediniz Sonra bu azâba uğradınız!'' dediSâlih aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra kendisine imân edenlerle birlikte Mekke'ye veya Şam taraflarına gitti Remle kasabasına yerleşti Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır Kur'ân-ı kerimin değişik âyet-i kerimelerinde Sâlih aleyhisselâmdan ve kavminden bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen şöyle bildirilmektedir Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi İmân edip de azâbımızdan korkanları ise kurtardık (Fussilet sûresi: 17- 18)

MÛCİZELERİ:

1- Kayadan deve çıkartması 2- Sâlih aleyhisselâmın kavminin bulundukları yerde hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu ''Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!'' diye kendisine mûcize teklifinde bulundular Sâlih aleyhisselâm duâ edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit meyveler verdi 3- Sâlih aleyhisselâmın duâsı bereketiyle büyük taştan su çıkmıştır 4- Sâlih aleyhisselâmın çadırına ateş tesir etmemiştir Şöyle ki, kavmi koyuncu idi Senenin bâzı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi İmân etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselâmın çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı Bunun üzerine kavminden kâfir olanlar; ''Hak peygamber isen, çadırındaki yangını söndür!'' diye alay etmeye, eğlenmeye başladılar Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi için duâ edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #7
Profil Bilgileri
Standart



Urfa'da Nemrut ateşe attırdı Fakat yanmadı

İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM


Kur'ân-ı kerîm'de ismi bildirilen peygamberlerden,ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup,Keldânî kavmine gönderilmiştirPeygambber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdürAllahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduğu için Halîlullah veya Halîlürrâhmân olarak bilinirBabası mümin olan Târûh olup,annesi Emine'dirİbrâhim aleyhisselâm,peygamber efendimizin dedelerindendirÇünkü,ilk oğlu İsmâil aleyhisselâm Arapların,ikinci oğlu İshâk aleyhisselâm da İsrâiloğullarının ceddi yâni dedesidirKeldâni memleketi olan Bâbil'in doğu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğduYüz yetmiş beş yaşındayken Kudüs'te vefât etti

İbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya Ûşâ hâmileyken,babası Târûh vefât ettiAnnesi,amcası olan Âzer ile evlendi

Âzer üvey babası ve amcası olup putperesttiGeçimini put yapıp satarak temin ederdi
Tefsir âlimleri,En'âm sûresinin Âzer'in ismi geçen 14âyetini tefsir ederken,Âzer'in hazret-i İbrâhim'in amcası ve üvey babası olduğunu açıkça belirtmişlerdirZîrâ,Peygamberimizin baba ve dedeleri Âdem aleyhisselâmdan beri hep mümindiKur'ân-ı kerîm'de meâlen;" Sen,yani senin nûrun,hep secde edenlerden dolaştırılıp,sana ulaşmıştır" (Şu'arâ sûresi:219) buyrulmaktadırEhl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken,Peygamberimizin bütün ana ve babalarının,mümin olduğunu anlamışlardırAbdullah ibni Abbâs'ın bildirdiği hadîs-i şerîfte de: "Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadıAllahü teâlâ,beni temiz babalardan,temiz analardan getirdiDedelerimin iki oğlu olsaydı,ben bunların en hayırlısında,en iyisinde bulunurdum"buyuruldu

Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden anlaşıldığı ve binlerce İslâm kitâbında yazıldığı üzere Peygamber efendimizin anaları ve babaları arasında bulunmakla şereflenen bahtiyarların hepsi,zamanlarının ve memleketlerinin en asîl,en şerefli,en güzel ve en temiz kimseleriydiHepsi de aziz ve muhteremdilerİbrâhim aleyhisselâmın babası Târûh da böylece mümin,yani inanmıştıKötü ahlâktan,âdî ve çirkin sıfatlardan uzaktı

Nûh aleyhisselâmdan çok sonra Bâbil'de hüküm süren,yıldızlara ve putlara tapan Keldâni kavminin o devirdeki kralı olan Nemrûd,insanları kendine ve putlara taptırıyorduBir gece gördüğü rüyâyı,mineccimler;"Doğacak bir erkek çocuğun yeni bir din getireceği ve onun saltanatını yıkacağı" şeklinde tâbir edince,Nemrûd yeni doğan erkek çocukların öldürülmelerini ve hâmile kadınların hapsedilmelerini emrettiO sırada hazret-i İbrâhim'e hâmile olan annesi,amcası Âzer'le evliydiGörünüşte hâmileliği belli olmadığı için fark edemediler,kocasına da;"Çocuk doğunca oğlan olursa,kendi elinle Nemrûd'a teslim eder mükâfât alırsın"dediAnnesi zamanı gelince de şehir dışında bir mağarada doğum yaptı ve Âzer'e çocuğun doğup öldüğünü söylediOğlunu mağarada gizledi ve orada büyüttüYanına gittiğinde onu parmağını emerken bulur ve doymuş görürdüParmaklarından süt ve bal gelirdiAllahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı göndererek bu gıdâları Cennet'ten parmaklarına akıtırdı

İbrâhim aleyhisselâm büyüyüp,mağaradan çıkınca,güneşe,aya,yıldızlara ve kâinâta bakarak bunları yaratanın eşi ve benzeri olmayan bir yaratıcının olduğunu anladıKeldâni kavmine gelerek,taptıkları putların ve yıldızların ilâh olmadığını,anlayabilecekleri açık delillerle anlattıBâbil halkı çocuk yaşta olan ve putlarına karşı çıkan hazret-i İbrâhim'i üvey babası Âzer'e şikâyet ettilerÂzer,İbrâhim aleyhisselâmı azarlayarak bu işten vazgeçmesini istediyse de İbrâhim aleyhisselâm onun sözlerine hiç aldırmayıp;"Benden delil isteyin göstereyimBana hidâyet veren,doğru yolu gösteren Allahü teâlâ beni sizden ayırdıSizin içinde bulunduğunuz sapıklığa düşürmediSizi ve putlarınızı sevmiyorum" dediPutlara tapmanın mânâsız olduğunu Âzer'e de söylediÂzer hiddetlenip İbrâhim aleyhisselâmın yanından uzaklaşmasını istedi

Genç yaştayken Keldânî kavmine peygamber olarak gönderilen ve kendisine on sayfa (forma) kitap verilen İbrâhim aleyhisselâm,Allahü teâlânın emriyle büyük-küçük herkesi Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdıİnsanlara topluca ve açık bir tebliğde bulunmayı,putların mânâsız ve âcizliğini,onlara tapmanın sapıklık olduğunu gâyet açık bir şekilde göstermek istediO zaman Keldânî kavmi,bir gün bayram yapmak üzere bir yere toplandıOnlar gittiği zaman İbrâhim aleyhisselâmın üvey babası ve puthânenin bekçisi olan Âzer onu da bayram yerine gitmeye zorladıİbrâhim aleyhisselâm hasta olduğunu söyleyerek gitmediİnsanlar bayram yerinde toplandıkları zaman,yetmiş kadar putun bulunduğu puthâneye girdiGetirdiği bir balta ile bütün putları kırıpparça parça ettiSadece en iri putu kırmadı ve baltayı bunun boynuna asarak,oradan uzaklaştı Keldânî kavmi bayramdan dönünce,puthâneye girip,putların kırılıp parça parça edildiğini görüp,şaşırdılarBunu kim yaptı,diye bağırmaya başladılarBu işi,İbrâhim yapmıştır,diyerek onu yakalayıp halkın önünde sorguladılar" Ey İbrâhim! Putlarımızı sen mi kırdın?" deyince,İbrâhim aleyhisselâm,bu işi olsa olsa;" Ben varken bu küçük putlara niçin tapıyorlar!" diyen şu iri put yapmıştır,demiştir "Siz ona sorunuz" deyince,putperestler;" Putlar konuşmaz ki,sen bize ona sor diyorsun!" dedilerBunun üzerine İbrâhim aleyhisselâm;"O hâlde daha kendilerini kırılmaktan kurtaramayan,size hiçbir faydası olmayan bu putlara ilâh diyerek niçin tapıyorsunuz?Hâlâ akıllanmayacak mısınız?Size ve bu taptığınız putlara yazıklar olsun!" dediPutlarını İbrâhim aleyhisselâmın kırdığını anlayan Keldânî kavmi,onu hapsettilerDurumu da ılâhlık iddiâsında bulunan kralları Nemrûd'a bildirdiler

Nemrûd, İbrâhim aleyhisselâmı yanına getirmelerini emretti İbrâhim aleyhisselâm Nemrûd'u Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ettiNemrûd,bunu reddettiği gibi, İbrâhim aleyhisselâmın kendisine secde etmesini istediSecde etmeyince,hapsettirdi ve ateşte yakılmasını emrettiGünlerce yığılan odunlar ateşlendiŞiddetinden yanına yaklaşamadıkları ateşe hazret-i İbrâhim'i mancınıkla attılarAteşe atılırken;"Hasbiyallah ve ni-mel vekil",yani "Bana Allah'ım yetişirO ne iyi vekildir,yardımcıdır" dediateşe düşerken Cebrâil aleyhisselâm gelip;"Bir dileğin var mı?diye sorunca;"Var,fakat sana değil,Rabbim beni görüyor,biliyor" dediOnun bu hâli Kur'ân-ı kerîm'de övülüyor ve;"Sözünün eri olan İbrâhim" buyruluyorAllahü teâlâ,Kur'ân-ı kerîm'de meâlen ateşe; "Ey ateş! İbrâhim'e karşı serin ve selâmette ol!" (Enbiyâ sûresi:69) diye emrettiAteşin içi yemyeşil bir bahçe kesildi Cebrâil aleyhisselâm da kendisine arkadaş olduCennet'ten gömlek ve yaygı getirdi ve onu Cennet nîmetleri ile doyurduAteşte yedi gün kaldığı rivâyet edilirAteş sönünce mûcizeyi gözleriyle görenlerden kardeşi Haran,amcasının kızı ve sonra hanımı olan hazret-i Sâre ve bâzı kimseler îmân ettiler İbrâhim aleyhisselâm ateşten kurtulduktan sonra Keldâni kavmini bir müddet daha îmâna dâvet ettiFakat zâlim Nemrûd ve putperest ahâli küfürlerinden vazgeçmedilerAllahü teâlâ,Nemrûd ve kavmine sivrisinekleri musallat ettiSinekler onların kanlarını emdiler ve kuru kemik hâline getirdilerSineklerden birisi de Nemrûd'un burnundan girip beynine yerleştiUzun zaman azap ve ıztırap verdiHattâ başını tokmakla döğdüre döğdüre öldü Allahü teâlâ, tanrılık iddiâ eden Nemrûd'u en âciz mahlûklarından birisi olan sivrisinekle cezalandırdı

İbrâhim aleyhisselâm Allahü teâlânın emriyle Bâbil'den Harrân'a (Urfa'nın güneyinde bir yer) hicret ettiBu yolculukta kardeşinin oğlu Lût aleyhisselâm,hanımı Sâre Hâtun ve diğer inananlar da bulundularHarrân'da bir müddet kaldıktan sonra,Şam'a,oradan da Mısır'a gitmek üzere yola çıktıBu yolculuk esnâsında kardeşinin oğlu Lût aleyhisselâmın Sedûm bölgesi ahâlisinde peygamber olarak vazîfelendirildiği bildirildiLût aleyhisselâmın Sedûm'a hareketinden sonra,Mısır'a giden İbrâhim aleyhisselâm rivâyete göre bu sırada otuzsekiz yaşındaydı

Mısır'a gittiği sırada Sinan bin Ulvan adlı zâlim bir Firavun vardıİbrâhim aleyhisselâm ve hanımı hazret-i Sâre'nin Mısır'a geldiğini haber alan Firavun,zorbalık yaparak Sâre'yi almak istediBu zâlim hükümdâr hazret-i Sâre'yi sarayına çağırttıOna musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ve ayakları tutmaz hâle geldiBu hâline pişman olup,musallat olmaktan vaz geçtiHazret-i Sâre'den,onun düştüğü fecî hâlden kurtulması için duâ etmesini istediHazret-i Sâre,hükümdârı bu kadın öldürdü,diye suçlanmasından korktuğu için,duâ ettiTekrar eski hâline dönen Firavun,Hacer adında bir câriyeyi hazret-i Sâre'ye hediye ettiBu hâdiseden sonra İbrâhim aleyhisselâm hanımı Sâre ve hediye edilen Hacer Hâtunla birlikte Mısır'dan ayrılıp,Filistin'e gittiFilistin topraklarında ıssız ve kupkuru bir yer olan Sebû'ya yerleştiBir müddet burada kaldıZamanla çok mala kavuştuYarım milyonu sığır olmak üzere,davarları vâdileri ve ovaları doldurduÇok zengin olduSebû denilen yere sonradan gelip yerleşen insanların İbrâhim aleyhisselâmı incitmeleri üzerine oradan ayrılıp,Şam tarafında Kıst adlı yere göçtüÇok cömert olan İbrâhim aleyhisselâm insanlara çok ikrâmlarda bulunurdu

İbrâhim aleyhisselâm,çocuğu olmadığı için hanımı hazret-i Sâre'nin isteği ve izniyle hazret-i Hacer'le evlendiBu evlilikten İsmâil aleyhisselâm doğduMuhammed aleyhisselâmın nûru hazret-i Hacer vâsıtasıyle İsmâil aleyhisselâma intikâl ettiği için,hazret-i Sâre'nin kalbinde hazret-i Hacer'e karşı gayret hâsıl oldu İbrâhim aleyhisselâm,hazret-i Sâre'yi üzmemek için Allahü teâlânın emriyle hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil'i (aleyhisselâm) yanına alarak,o zamanlar ıssız ve susuz bir yer olan Mekke'ye götürdüOnları oraya bırakıp,Şam diyârına geri döndüHacer annemiz ve oğlu İsmâil aleyhisselâm oradayken,mübârek Zemzem suyu yerden fışkırarak çıktı

İbrâhim aleyhisselâm,daha önce bir oğlum olursa,Allah yoluna kurban edeceğim,diye adakta bulunmuştuİbrâhim aleyhisselâm,hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret için Mekke'ye geldiği sırada,üç gün üst üste gördüğü bir rüyâ üzerine İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek istediTam kurban etmek üzereyken,Allahü teâlâ İbrâhim aleyhisselâma rüyâsında sadâkat (bağlılık) gösterdiğini bildirerek kurbanlık bir koç ihsân ettiBöylece İsmâil aleyhisselâm,kurban edilmekten kurtulduAllahü teâlâ, İbrâhim aleyhisselâma ihtiyar yaşında hazret-i Sâre'den İshâk isimli oğlunu ihsân etti İbrâhim aleyhisselâm bir kaç defa hazret-i Hacer'i ve oğlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret ettiBir defâsında oğlu İsmâil ile birlikte Beytullah'ı (Kâbe-i muazzamayı) inşâ ettiCennet yâkutlarından Hacer-ül-Esved adlı siyah taşı Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesiyle alarak,Kâbe-i muazzamanın duvarına yerleştirdiKâbe duvarını örerken,şimdi Makâm-ı İbrâhim denilen taşın üzerine bastıKâbe'yi yapıp bitirince,Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm aracılığıyla bildirdiği gibi, İsmâil aleyhisselâm ve Mekke'de yerleşmiş olan Cürhümlülerle birlikte hac ibâdetini yaptı

İsmâil aleyhisselâmla haccın rükünlerini yerine getirdikten sonra,oğluna Kâbe'ye bakmasına ve onu koruması için tenbihte bulunduŞam'a gitmek istediGitmeden önce Arafat'a çıkıp,İsmâil aleyhisselâmın evlâdına duâ etti ve Şam'a döndüErtesi sene hac mevsiminde hanımı hazret-i Sâre ve oğlu İshâk aleyhisselâmı da alarak Mekke'ye geldiHac ibâdetini yaptıktan sonra,birlikte Şam'a döndüler

İbrâhim aleyhisselâm,vefât etmeden önce oğlu hazret-i İsmâil'e şu vasiyette bulundu:"Ey oğlum!Alnında parlayan bu nûr,son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrudurBütün baba ve dedelerimizin vasiyeti,bu nûru iyi muhâfaza edip,ehline teslim etmektirBu mübârek nûru iyi muhâfaza etNikâhlı,afîf ve temiz kadınlara teslim eyleEvlâdına da böyle vasiyette bulun"dediYüz yetmiş beş yaşında hazret-i Hacer ve hazret-i Sâre'den sonra Kudüs'te vefât ettiKudüs civârında Habrun kasabasında bir mağaraya defnedildiBu kasaba,İbrâhim aleyhisselâmın Halîl (Allahü teâlânın dostu) ismine izâfeten Halîlurrahmân ismiyle meşhurdurHazret-i Lût,hazret-i İshâk ve hazret-i Yâkûb ile pekçok peygamberin bu beldede bulunduğu rivâyet edilirMüslüman hükümdârlar oradaki mescitleri ve türbeleri kendi devirlerinde tâmir ettirmişlerdirHalîlurrahmân'daki mescit ve türbeleri ise son olarak Osmanlı Sultânı İkinci Abdülhâmid Han tâmir ettirmiştir

İbrâhim aleyhisselâm ülülazm peygamberlerin ikincisi olup,Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra bütün peygamberlerden ve resûllerden üstündür İbrâhim aleyhisselâmdan sonra gelen bütün peygamberler onun neslindendir

Allahü teâlâ hazret-i İbrâhim'i ilâhî sırlara vâkıf kıldı ve onu,ateşe atıldığında nefsiyle,oğlu hazret-i İsmâil'i Allah için kurban etmesini bildirip evlâdı ile malı ile imtihân ettiMalı ile imtihân edilmesi şöyle olmuştur:O kadar zengindi ki,sadece sığırları yarım milyon olup,davarları,ovaları ve vâdileri dolduruyorduCebrâil aleyhisselâm insan sûretinde gelip;"Ya İbrâhim,bu sürüler kimindir?" deyince;"Allah'ındır fakat benim elimde emânettirAllahü teâlâyı tesbih et,ismini an,onu zikret,bu sürülerin hepsi senin olsun" diyerek bütün malını bağışladıCebrâil aleyhisselâm kendini tanıtınca,hazret-i İbrâhim;"Ben Allah için bağışladığımı geri alamam" diyerek bütün malını satıp,Allah yolunda sarf etti

Hazret-i İbrâhim kendisine nâzil olan (indirilen) emir ve yasakları tamâmen halka bildirdiAllah'tan başka şeylere tapmanın bâtıl (geçersiz) olduğunu çok açık bir şekilde anlattıŞirke (Allah'a ortak koşma) yol açacak kapıların hepsini kapattı
Çocukluğundan ölümüne kadar hak din üzere olduğundan ve insanlara dîni bildirdiğinden dolayı,onun milletine işâret için Kur'ân-ı kerîmde "Hanîfen" (hak din üzere bulunanlar) diye zikredilmiştirHazret-i İbrâhim'in husûsiyetleri Kur'ân-ı kerîmde Nahl sûresi 120,121,122 âyetlerde bildirilmektedirMisâfirperverliği ve cömertliği dillerde dolaşırdıMisâfir olmayınca yemek yemez,bir misâfir bulmak için uzaklara giderdiBu vasfından dolayı ona Ebû'd-Düyûf (misâfirler babası) adı verilmiştiKıblesi Kâbe idiNamaza durduğu zaman kalbinin coşması,hışırtısı çok uzaklardan duyulurdu

İbrâhim Aleyhisselâmın Mûcizeleri

1 İbrâhim aleyhisselâmın mübârek vücûduna ateş tesir etmediNemrûd onu ateşe attığında Allahü teâlâ;"Ey ateş! İbrâhim üzerine serin ve selâmet ol!" buyurunca ateş onu yakmadı
2Cansız olan,parça parça edilmiş ve parçaları ayrı ayrı yerlere konmuş olan kuşlar (dört kuş), İbrâhim aleyhisselâmın çağırması üzere yeniden dirilmişlerdir
3 İbrâhim aleyhisselâmın mûcizesi ile taşlar kömür gibi yanmıştırRivâyete göre İbrâhim aleyhisselâm Şam tarafına hicret ettiğinde çayırlık,çimenlik bir yerde konaklamıştıOrada yakacak hiçbir şey bulamayan,buldukları az bir şeyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ahâli,durumlarını İbrâhim aleyhisselâma anlattı İbrâhim aleyhisselâm taşları toplattı ve kömür gibi yaktıBu mûcizeyi gören pekçok kimse îmân etti
4Bâzan yırtıcı ve yabânî hayvanlar İbrâhim aleyhisselâmla beraber giderler ve dile gelerek gâyet açık bir şekilde onunla konuşurlardıBir defâsında,hanımı hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil'le görüşmek ve onları ziyâret etmek için Mekke'ye gitmiştiŞam'a geri dönüşünde birçok yabânî hayvan, İbrâhim aleyhisselâm ile berâber yürüyüp,onunla açıkça konuştular
5 İbrâhim aleyhisselâm duvarların ve dağların arkasını da görürdü Bu mûcizesi Mısır'a gittiğinde zevcesi hazret-i Sâre'ye musallat olmak isteyen zamânın kralı Firavun,hazret-i Sâre'yi sarayına alınca, İbrâhim aleyhisselâm dışardan içeriyi seyretmiştirSarayın duvarları ona cam gibi olmuş ve gözünden perde kaldırılmıştırBöylece hazret-i Sâre'ye el uzatmaya kalkışan Firavun'un ellerinin kuruyup,ayaklarının tutmayarak yere yıkıldığına şait olmuştur
6 İbrâhim aleyhisselâmın bastığı taşın üzerinden ağaç bitip yeşermiştirBu istek dîne dâvet ettiği bir beldenin ahâlisinden gelmiş,duâsı üzerine mûcizeyi göstermiştir
7 İbrâhim aleyhisselâmın oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı Ayrılsa bile,senelerce güzel kokusu oradan çıkmazdıHazret-i İsmâil de babasının evine gelip gittiğini,onun kokusundan anlamıştı

İbrâhim aleyhisselâmın dîni: İbrâhim aleyhisselâmın dîni,Hanîf dînidirYanlış ve sapık olan şeye hiç dalmadan doğruya yönelen mânâsınadır İbrâhim aleyhisselâm,Kaldânî kavminin taptığı putlara aslâ tapmayıp,onları aşağılayıp,Allahü teâlâya ibâdet ettiği için,Hanîf denilmiştirAyrıca,kendiside eğrilik bulunmayan dosdoğru olan din mânâsında da Hanîf dîni denilmiştirPeygamber efendimize peygamberlik bildirilmeden önceki Arablardan birçok kimse Hanîf dînine mensuptu

İbrâhim aleyhisselâma bildirilen Hanîf dîninin esaslarından bâzıları şunlardır:Kimse kimsenin günâhını yüklenmezKimse başkasının günâhından sorumlu olmazİnsanlar âhirette ancak ihlâsla işlediği sâlih amellerinin ve niyetlerinin faydasını görürlerHer insanın hayır ve şerden ibâret olan ameli kıyâmet gününde mizânında görülecektirİnsana çalışmasının karşılığı tam olarak verilecektir

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #8
Profil Bilgileri
Standart



Ürdün ile Filistin arasındaki kavme peygamber gönderilmiştir

LÛT ALEYHİSSELÂM


Kur'ân-ı kerim'de ismi bildirilen peygamberlerden İbrâhim aleyhisselâmın kardeşinin oğludur İbrâhim aleyhisselâm ve ona inananlarla birlikte Nemrûd'un memleketinden hicret edip Şam'a geldikten sonra, Lût gölü yakınındaki Sedûm şehri halkına peygamber gönderildi İnsanlara İbrâhim aleyhisselâmın dinini tebliğ etti İbrâhim aleyhisselâmla birlikte Bâbil'den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselâm gelerek Lût gölü civÂrındaki Sedûm bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi İbrâhim aleyhisselâmdab ayrılarak Sedûm bölgesine gitti Bu bölgede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebep olan cinsi sapıklık) yapıyorlardı Lût aleyhisselâm onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti Bu husus Kur'ân-ı kerimde Şuarâ sûresi 161- 164 âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir: ''Kardeşleri Lût onlara: Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emin, güvenilir bir peygamberim Artık Allah'tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi'' Sedum halkı hazret-i Lût'un dâvetine uymadılar İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı O da kocası hazret-i Lût'a inanmamıştı Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti Bu azgın ve cinsi sapıklıkla uğraşan kavim, imân etmedikleri gibi hazret-i Lût'u ve ona inananları memleketlerinde kovmaya kalkıştılar Lût aleyhisselâm bu kavme nasihat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler Hattâ hazret-i Lût'a ''Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim'' dediler Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselâm bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselâm ile birlikte on iki melekti Melekler önce İbrâhim aleyhisselâma uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshâk) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lût'u buldular Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lût'un evine gelince hazret-i Lût'un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi Azgın Sedum halkı hazret-i Lût'un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar Hazret-i Lût onlara nasihat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar Bunun üzerine melekler: ''Ey Lût! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgul etme Onlar sana aslâ dokunamazlar Cebrâil aleyhisselâm dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git veiçimizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir Onların helâk zamânı sabah vaktidir''

Azgın kavim içeri girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselâm; ''Ey Lût kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi Lût aleyhisselâm kapıyı açıp geri çekildi Cebrâil aleyhisselâm kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar Bu husus Kur'ân-ı kerim'de Kamer sûresi 44 âyette meâlen şöyle bildirilmektedir: ''Lût'tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik'' Lût aleyhisselâm kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa'r şehrine gitti Cebrâil aleyhisselâm Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti Bu hususta Kur'ân-ı kerim'in Kamer sûresi 38 âyet-i kerimesinde meâlen; ''Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi'' Ve Hicr sûresi 73- 74- 75 âyetlerde de; ''Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık Elbette bunda keskin anlayışlar için ibret alâmetleri var'' buyrulmaktadır Lût'un aleyhisselâm kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur'ân-ı kerimde alt-üst olan memleket mânâsına gelen ''El-mü'tefikât'' şeklinde zikredilmiştir Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi Bu gün bu bölge, Lût Gölü adıyla anılmaktadır Yahûdi kaynaklarında ise bu belde (sodom) ismiyle geçmektedir Lût aleyhisselâm, kavminin helâkınden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrâhim'in (aleyhisselâm) yanında yedi sene kaldı Sonra Hicâz'a gidip, seksen yaşında iken orada vefât etti Kabrinin, İbrâhim aleyhisselâmın kabrinin de bulunduğu Filistin'deki Halilürrahmân'da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir Kur'ân-ı kerim'de yirmi yedi âyette Lût aleyhisselâmdan bahsedilmektedir

Mûcizeleri:

1-Bulutsuz yağmur yağdırmıştır Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mûcize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı 2-Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir Kavmi Lût aleyhisselâmın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı Hazret-i Lût kuruyan dağda ot bitmesi için duâ etti ve yemyeşil otlar bitti Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü Bu mûcizesi ile kırk kişi imân etmiştir 3- Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lût aleyhisselâm ile konuşmuşlardır Kavmininisyânı üzerine taş parçaları dile gelip, ''Kavminin imân etmiyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk'a duâ et, onları yakmak için bizi ateş eylesin'' dediler 4-Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı 5- Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhi emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce imân etmiştir 6-Lût aleyhisselâm çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca duâ etti Allahü teâlâ da ona bildirdi O da, çocuğun olduğu yeri söyledi

Ahmed bin Hanbel ve ibn-i Mâce'nin bildirdikleri hadis-ü şeriflerde, peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lût kavmi hakkında buyurdu ki: On şet vardır ki Lût kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, (kadınlar için düğünlerde ruhsat vardır) içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır Lû kavminin işini (livâta) yapan mel'undur Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #9
Profil Bilgileri
Standart



İbrâhim aleyhisselâmın oğludur Kurban edilmek istendi Bıçak kesmedi

İSMÂİL ALEYHİSSELÂM


Arabistan'da Cürhüm kabilesine gönderilen peygamber İbrâhim aleyhisselâmın büyük oğlu ve peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dedelerinden Annesinin adı Hacer'dir Hazret-i İbrâhim, Nemrut'un ateşinden kurtulduktan sonra,Bâbil'den ayrılıp, Mısır'a gittiğinde hanımı Sâre'ye Firavun musallat olmuştu Fakat, Sâre'yi yaklaşmak istediğinde, ellerinin tutulup, nefesi kesilerek sara hastalığına benzer bir hâle düştü Bunu üzerine Firavun korkarak İbrâhim aleyhisselâm ve sâre'yi bıraktı ve Hacer adlı bir câriyeyide hediye etti İbrâhim aleyhisselâm, Firavun'un korkarak câriye olarak verdiği Hacer'i de alarak, Filistin'e döndü Oradan Şam taraflarına gitti Buradayken Sâre Hatunun isteği üzerine hazret-i Hacer'le evlendi Bu evlilikten hazret-i İsmâil doğdu Allah'ın emri ile Hacer'i, oğlu il2 birlikte Kudüs'ten Hicaz'a götürdü ve bugünkü Mekke şehrinin bulunduğu yere bırakıp geri döndü Mekke'nin üst tarafında bulunan Seniyye Mevkiine gelince, ellerini açarak onlar için duâ ettiği İbrâhin sûresi 37 ve 38 âyetlerinde bildirilmektedirBu ıssız ve çorak vâdide bir miktar hurma, bir dağarcık su ve oğlu iki yaşındaki İsmâil ile yanlız kalan hazret-i Hacer, bu işin Allah'ın emri ile olduğunu anlayıp tevekkülle sabretti; ''Allahü teâlâ bize kâfisir O bizi korur, himâye eder Bizi başıboş bırakmaz'' dedi Semre ağacının dallarından yaptığı küçük barınakta kalıyorlardı Yiyecekler ve suları bitince hazret-i İsmâil susuzluktan ağlamaya başladı Hazret-i Hacer su bulmak ümidi ile Safâ Tepesine çıktı Uçsuz bucaksız çölden ve ağaçsız çıplak tepelerden başka bir şey göremedi Safâ'dan inip koşarak Merve Tepesine çıktı Safâ ve Merve Tepeleri arasında su bulmak ümidi ile yedi defâ koşarak gidip deldi Bu sırada İsmâil'in (aleyhisselâm) ayağını vurduğu veya Cebrâil aleyhisselâmın vurduğu yerden su fışkırıp akmaya başladı Hazret-i Hacer heyecanlandı ve akan su ziyan olmasın diye ''Dur! Dur!'' mânâsına gelen ''Zem! Zem!'' diyerek suyun etrâfını çevirdi Sudan oğlu İsmâil'e (aleyhisselâm) içirdi ve kendisi de içti Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde ''Allah İsmâil'in annesi Hacer'e rahmet etsin O, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da avuçlamasaydı, muhakkak zemzem akan bir ırmak olurdu'' buyurmuştur

Mekke'nin yakınında konaklayan Cürhüm kabilesi zemzem suyunu görünce hazret-i Hacer'den izin alarak oraya yerleştiler ve böylece Mekke şehri kuruldu Bir müddet sonra hazret-i İbrâhim hanımını ve oğlunu ziyârete geldiğinde onları bolluk ve bereket içinde buldu Hazret-i İsmâil konuşmaya başlayınca hazret-i İbrâhim üç gün üst üste gördüğü rüyâ üzerine onu kurbân etmeye karar verdi Zilhicce ayının 9 ve 10 gügü de aynı rüyâyı görünce sahih olduğunu anladı Bir bahâneyle annesinden izin alarak kurban etmek için götürdü Şeytan, insan sûretinde annesi Hâcer'e hazret-i İsmâil'e ve hazret-i İbrâhim'e göründü ve onlara vesvese vermeye çalıştı ise de dinlemediler Hazret-i İsmâil, şeytanın arkasından yedi tâne taş attı Hazret-i İbrâhim, bugün Minâ denilen yere gelince, oğluna rüyâsını ve Allah'ın emrinin kendisini kurbân etmek olduğunu açıkladı Hazret-i İsmâil'i tevekkülle hazırladı Yere yatırıp bıçağı boynuna çaldı ise de bıçak, Allah'ın emri ile kesmedi Taşa vurdu, taşı kesti Nihâyet Cebrâil aleyhisselâm Cennetten bir koç getirdi Cebrâil aleyhisselâm makâmından ''Allahü ekber, Allahü ekber'' diyerek geldiHazret-i İbrâhim bu tekbiri işitince; ''La ilâhe illallahü vallahü ekber'' dedi Hazret-i İsmâil de; ''Allahü ekber ve lillâhil hamd'' diyerek tekbiri tamamladı Hazret-i İbrâhim koçu kurban etti Onların bu hâli Kur'ân-ı kerimde anlatılmakta ve meâlen; ''Muhakkak ki bu açık bir imtihandı'' buyrulmaktadır Hazret-i İbrâhim kurban hâdisesinden sonra Sâre'nin yanına döndü Hazret-i İsmâil büyüyünce Cürhüm kabilesinden bir kızla evlendi Annesi hazret-i Hâcer de vefât etti ve Kâbe temelinin bitişiğine defnedildi Hazret-i İbrâhim yine ara sıra gelip gidiyordu Allahü teâlâ Kâbe'nin yapılmasını emredince baba oğul Kâbe'nin eski temelini bulup yeniden inşâ ettiler ve şöyle duâ ettiler: ''Ey Rabbimiz bizden bu hayırlı işi kabul et Hakikaten sen duâmızı işitici, niyetimizi bilicisin''

Hazret-i İsmâil, babası hazret-i İbrâhim'in vefâtından sonra, Yemen'den gelip Mekke'ye yerleşmiş olan Cürhüm kabilesine peygamber olarak gönderildi Kendisine başka kitap ve din verilmeyip, babası İbrâhim aleyhisselâmın dinini insanlara tebliğ etti İnsanları elli yıl imâna dâvet etti, ancak pek az kimse imânla şereflendi Filistin'e giderek hazret-i İbrâhim'in kabrini ziyâret etti Sonra Şam'a gidip kardeşi İshak aleyhisselâm ile görüştü Hazret-i İsmâil'in 12 oğlu ve pekçok torunu oldu Onun dini İslâmiyet gönderilinceye kadar doğru olarak devâm etti Muhammed aleyhisselâmın bütün dedeleri hazret-i İsmâil'in soyundan ve onun dinindendi Vefâtına yakın kardeşi İshâk'ı aleyhisselâm yanına dâvet edip, kızını oğlu Iys'a nikâhladı ve bâzı vasiyetlerde bulundu Mekke'de 133 veya 137 yaşlarındayken vefât etti Mescid'i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hâcer'in kabrinin bulunduğu Hatim denilen yere defnedildi

Mûcizeleri:

1-Dikenli bir arâzide yaşayan müşriklerin teklifi üzerine duâ edip, dikenli ağaçlarda çeşitli meyveler bitmiştir 2- Cürhümileri imâna dâvet ettiği zaman, onlar kısır koyundan süt çıkarmasını istediler O da elini koyunun sırtına koyarak; ''Beni peygamber olarak gönderen Allahü teâlânın ismi ile'' dediği anda koyunun memelerinden süt akmaya başladı 3- İsmâil aleyhisselâmın duâsı bereketiyle koyunların yünleri ipek oldu ve sayıları çoğaldı 4-Kendisine misâfir gelen iki yüz Yemenliye ikrâm edecek bir şey bulamayınca mahcub oldu O anda duâ etti ve yanındaki kumlar un oldu Bunu gören misâfirlerin hepsi imâna geldiler

Kur'ân-ı kerim'in, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En'âm, İbrâhim, Meryem, Enbiyâ ve Sâd sûrelerinde İsmâil aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir

 

Pamela is offline  
Alt 05-09-2006   #10
Profil Bilgileri
Standart



İbrâhim aleyhisselâmın oğludur Filistin civarında yaşadı

İSHÂK ALEYHİSSELÂM


Şam ve Filistin ahâlisine gönderilen peygamberlerden İbrâhim aleyhisselâmın ikinci oğludur Annesi hazret-i Sâre'dir Büyük kardeşi İsmâil aleyhisselâmdan kaç yaş küçük olduğu bilinmemektedir İbrâhim aleyhisselâm, Nemrûd'un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil'den Hicret ederek, kendisine inananlar ve hanımı Sâre Hâtun'la birlikte Mısır'a gitti Oradan da Filistin ve Şam diyârına döndü Sâre Hâtun'un gençliğinde çocuğu olmamıştı İbrâhim aleyhisselâm oğlu İsmâil aleyhisselâmı ve annesi Hâcer Hâtun'u Mekke'ye bıraktıktan sonra, Şam diyârına döndü Allahü teâlâ yaşlıyken Sâre Hâtun'a bir oğul ihsân edeceğini, Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla müjdeledi Sâre Hâtun, bu müjdeye sevindiği için oğluna İshâk ismi verildi İshâk İbrânce ''güler'' mânâsına gelir

Allahü teâlânın Lût kavmini azgınlıkları sebebiyle helâk ettiği sene doğdu Şam diyârında büyüyünce, babası ve annesi ile Mekke'ye gitti Kâbe-i muazzamayı ziyâret edip, ağabeyi İsmâil aleyhisselâmla görüştü Üçü birlikte Filistin'e döndüler Burada anne ve babasına hizmet etti Her sene hac zamânında Mekke'ye gitti Bir rivâyette babasının sağlığında, başka bir rivâyette ise vefâtından sonra Şam ve Filistin ahâlisine peygamber olarak gönderildi İbrâhim aleyhisselâmın dininin hükümlerini yaymaya devâm etti Kavmine nasihat edip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi Altmış yaşındayken, İys ve Yâkûb adında iki oğlu oldu İys amcası İsmâil aleyhisselâmın kızıyla evlendi Babasının duâsı bereketiyle soyu bereketli olup, kısa zamanda çoğaldı İshâk aleyhisselâmın diğer oğlu Yâkûb aleyhisselâma da peygamberlik verildi Oğul ve torunlarından peygamberler geldi Bir adı da İsrâil olan Yâkûb aleyhisselâmın soyundan gelenlere sonradan ''İsrâiloğulları'' denildi

Ömrünün sonuna doğru gözlerinin görmesi zayıflayan İshâk aleyhisselâm, 120 sene veya daha fazla yaşadıktan sonra, Filistin'de vefât etti Filistin'de Halilürrahmân denilen yerde baba ve annesinin de medfûn bulunduğu mağaraya defnedildi Yüz ve şekil itibârıyla, ahlâk ve yaşayışta babası hazret-i İbrâhim'e çok benzeyen İshâk aleyhisselâm, Kur'ân-ı kerim'de ilim sâhibi olarak zikredildi

Mûcizeleri:

1- Hayvanlar açık bir lisanla peygamberliğine şehâdet ederlerdi 2- Duâ etmesi üzerine dağın harekete geçmesi: İshâk aleyhisselâm Kudüs'te insanları Allahü teâlâya imâna dâvet edince, insanlar; ''Eğer şu dağı harekete geçirirsen, imân ederiz'' dediler İshâk aleyhisselâm duâ edince dağ sallanmaya başladı Kudüs halkı hep birlikte imân ettiler 3-İshâk aleyhisselâm merkebine binip bir dağa çıkmak isteyince merkebin ön ayakları kısalır, arka ayakları uzardı Dağdan aşağı inerken de tersi olurdu 4- İshâk aleyhisselâmın duâsı bereketiyle Allahü teâlâ ölmüş hayvanları diriltirdi 5-Şam ahâlisinin arzusu üzerine yaptığı duâ neticesinde, eline sırtına koyduğu bir koyun, hemen kuzulamış daha sonra ard arda dokuz defâ yavrulamıştır

Kur'ân-ı kerimin Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ ve İbrâhim sûrelerinde İshâk aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir

 

Pamela is offline  
Cevapla
Tags: peygamberler, tarihi


Peygamberler Tarihi ile ilgili Benzer Konular
1478 Kez Görüntülendi

Peygamberler Bile Imrenir Sünnet & Hadis
Peygamberler Tarihi Dini Programlar
PEYGAMBERLER TARİHİ okuyalım Sorular ve Cevaplar
Peygamberler ve Hz.Muhammed (S.A.V) Dini Programlar
Peygamberler Tarİhİ / Hz. İsa (a.s) Dini Sohbet


Saat 22:52.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545