FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Kıssalar & Hikayeler
Ayrılık Vakti ve Son Namaz
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ayrılık Vakti ve Son Namaz ile ilgili Benzer Konular
95 Kez Görüntülendi
Namaz Vakti v2.8.2
M-N-O-P
Nurettin Rençber - Ayrılık Vakti
Türkçe Şarkı Sözleri
Namaz Vakti v.2.7.1
Namaz
Ayrılık Vakti mi Yaklaşıyor?
Aşk Resimleri
Ayrılık Vakti
Şiir-Şiirler
Ateşin yakmadığı çocuk
|
Onların Namazı Başkaydı
Konu Araçları
06-05-2008
#
1
Profil Bilgileri
ORKUN
Ayrılık Vakti ve Son Namaz
Ayrılık Vakti ve Son Namaz başlıklı yazı Mumsema Ayrılık Vakti ve Son Namaz Forum Alev
Ayrılık Vakti ve Son Namaz
Her namazınız son namaz gibi olsun, diyordu ashabına; tıpkı vedalaşır gibi… Biraz sonra hayat son bulacak ve sanki, hayatla ölüm arasındaki o incecik perde kalkıverecekmişçesine!
İşte, bir pazartesi günü tan yeri ağarırken
Mescid-i Nebevi’ye açılan perde son kez kalkıyordu
Genç-ihtiyar herkes, ‘acaba namaza çıkar mı’ diye mescide koşmuş, mihraptaki imamı merak ediyorlardı; zira, on dört gündür hastaydı
Perşembeden bu yana dört gündür, namazlara da çıkamaz olmuştu
Halbuki Çarşamba günü ağırlaşıp bayılmış, kendine gelir gelmez de, üzerine su döktürerek mescide gelmişti
Belli ki, ashabıyla helalleşmeyi arzu ediyor, kimin de kendisinde hakkı varsa gelip almasını istiyordu
Zihinlerdeki hatıralar tazelenmeye çalışılıyordu; yoksa, bu bir vedalaşma mıydı!? Daha önceki beyanlarını hatırlamaya çalışıyorlardı
Bir gün aralarına çıkmış ve onlara şunları söylemişti:
- Sizler Beni, aranızda en son vefat edecek olan birisi olarak mı sanıyorsunuz!
- Evet, demişlerdi o zaman
Halbuki, o gün O (s
a
s
):
- Şüphesiz ki Ben, aranızda en önce vefat edeniniz olacağım, buyurmuştu
- Şüphe yok ki Ben, yolculuk için davet aldım ve bu davete icabet sözü verdim, demişti başka bir gün
Amcası Hz
Abbas bir gün, rüyasını anlatmış ve semaya doğru sağlam bir halatın yükseldiğini söylemişti O’na
O zaman da:
- O gördüğün, senin kardeşinin oğlunun vefatıdır, demiş ve bunu, yüce dostluğa pervâz edişi olarak yorumlamıştı
Birkaç gün önce de, bir mecrasını bulup sözü vedaya getirmiş ve şöyle buyurmuştu:
- Şüphe yok ki Allah (cc), dünya hayatının güzelliklerinden dilediğini vermek ve katındakilere nail kılmak arasında kulunu muhayyer bıraktı; kul ise, Allah katında olanı tercih etti
Daha cümlelerini tamamlamamıştı ki, mescidin bir köşesinden yakıcı bir çığlık kopuvermişti:
- Analarımız-babalarımız Sana feda olsun yâ Resûlallah!
Şaşkınlıkla bakıyorlardı sesin geldiği tarafa ve:
- Adama bak, diyorlardı
Allah Resûlü (s
a
s
), bir adamın dünya ile huzur-u ilahide olan konusunda muhayyer bırakıldığını ve onun da Allah katındakini tercih ettiğini haber veriyor, Ebû Bekir ise, tutmuş, ‘analarımız-babalarımız Sana feda olsun yâ Resûlallah, deyip ağlıyor
Anlayan anlamıştı; Allah Resûlü de, sâdık yâri Ebû Bekir’i nazara veriyordu
Aynı zamanda o gün:
- Şayet Ben, Rabbimden başka dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim, demiş ve Ebû Bekir’in kapısı dışında mescide açılan bütün kapıların kapatılmasını istemişti
Çarşamba günü ağırlaştığı duyulunca, herkes mescide koşmuş ve dışarıda merakla beklemeye başlamıştı; ölümünden endişe duyuyorlardı
Önce, amca oğlu Fadl, ardından sırasıyla Hz
Ali ve Hz
Abbâs girdi huzura; her biri, dışarıda bekleşen topluluktan bahsediyorlardı
O gün, iki kişinin yardımıyla huzurlarına çıkmış ve şunları söylemişti cemaatine:
- Ey insanlar! Bana ulaştığına göre sizler, nebinizin vefatından endişe ediyormuşsunuz; Benden önce hangi peygamber ebedi yaşadı ki Ben, burada ebedi kalayım! Dikkat edin! Ben de Rabbime kavuşacağım, sizler de!
Sonra da şu hakikati aktardı onlara:
- Şüphe yok ki sizin için Benim, hayatım da hayırlıdır ölümüm de!
Zaten son kıldırdığı namaz da, Perşembe günkü akşam namazıydı ve bu namazda, Mürselât suresini okumuştu
Bugün olduğu gibi o gün de Bilâl, yatsı namazı için ezan okumuş, mescide koşan cemaat de imamını beklemeye durmuştu
Hücre-i saadetlerinde olanlardan habersizlerdi; zira, hastalığı şiddetlenen Resûlullah (s
a
s
), orada kendinden geçmiş ve bayılmıştı
Ayılır ayılmaz namazın kılınıp kılınmadığını sormuş ve abdest alıp namaza çıkmak istemişti
Ancak, bunun için takati yoktu; zira, tekrar tekrar bayılıyordu
Nihayet, namazı Hz
Ebû Bekir’in kıldırmasını isteyecek ve daha sonra da kendisi, ancak iki kişinin yardımıyla namaza çıkabilecekti
Gelişini bekleyenlerin üzerine dolunay misali doğuverince o gün, mescide bir heyecan dalgası yayılıvermişti
Feraset insanı Hz
Ebû Bekir, işi sahibine bırakmak için geri geri çekilmek istiyordu
Elleriyle işaret ediyor ve ‘yerinde kal!’ diyordu
Açılan safların arasından, imamın yanına kadar geldi
Ayakta duracak takati yoktu ve ancak, oraya oturarak namazını tamamlayabildi
O gün de cemaatine dönmüş, aynı zamanda şunları söylemişti:
- Artık sizin aranızdan Benim ayrılık vaktim geldi; şüphe yok ki Ben de bir beşerim
Kimin Bende bir alacağı varsa, gelsin ve bugün alsın!
İşte, o perşembeden bu yana Allah Resûlü (s
a
s
), namazlara çıkamamış ve ashabına imam olup namaz kıldıramamıştı
O gün geldiği gibi, belki bugün de gelir diye ümit ediyorlardı
Bugünün sabah namazına da, bir umut deyip gelmişlerdi; iyileştiğini görmek ve yine önlerine geçip de namaz kıldırmasını istiyorlardı
Halbuki O (s
a
s
), aylar öncesinden mesajı almış ve yönünü de, ebedi dostluğa çevirmişti
Onun için, her yıl on gün mescide çekilip itikaf yaparken bu yılın Ramazan ayında, mescidde yirmi gün kalmayı tercih etmişti
Ayrıca bu Ramazan, Cibrîl-i Emîn gelmiş ve karşılıklı olarak Kur’ân’ı iki defa mukabele ederek hatmetmişlerdi
Aylar öncesinden, Muâz İbn Cebel’i Yemen’e gönderirken yanına çağırmış ve ona da şunları söylemişti:
- Yâ Muâz! Şüphe yok ki sen, bu yıldan sonra Beni göremeyeceksin; geri geldiğinde artık, Benim şu mescidimle kabrimi ziyaret edersin!
Demek ki O (s
a
s
), daha o günden vedalaşmaya başlamış, Yüce Dostluğa pervaz edeceği bu pazartesi günü, yanında göremeyeceğini bildiği dostlarıyla daha o günden teker teker helalleşiyordu
İlk ve son haccı da, zaten böyle bir vedalaşmayı ifade ediyordu
O gün, Hacûn’da toprağa emanet ettiği çeyrek asırlık hayat arkadaşı Hz
Hatice validemizin mezarını ziyaret edecekti; vefa insanıydı ve ashabına da vefa dersi veriyordu
Zaten, Arafat’ta gelen ayet, dinin tamam olduğunu ilan etmiş, kitleler halinde insanların dine girdiklerini gördüğünde de Rabbini zikirle tesbih etmesi istenmişti
Onun için:
- Ey insanlar, diye başlamıştı hutbesine
Sözlerimi iyi dinleyin! Çünkü Ben, bu yıldan sonra bir daha sizinle burada asla buluşamayacağım!
Bu ifadeleri duyar duymaz, bir kenara çekilip de ağlaşanlar vardı… Zira biliyorlardı ki, din tamamsa, vazife bitmiş demektir; vazife bitmişse, yolculuk var; Resûlullah da gidecektir!
Bir de işin, hüsn-ü şehadet boyutu vardı; zira, ümmet-i Muhammed’in şehadetine Allah (cc) da, ayrı bir ehemmiyet atfediyordu
Onun için:
- Yarın size, Beni de soracaklar; ne diyeceksiniz? Bana düşen tebliğ vazifemi yerine getirdim mi, diye soracaktı
Arafat meydanı, kazan gibi kaynıyor:
- Evet, hepimiz şehadet ederiz ki Sen vazifeni hakkıyla eda ettin, çığlıkları, Fârân dağlarına çarpıp geri geliyordu
Nur insan, huzur kesilmişti
İşaret parmağını semaya doğru kaldıracak ve şunları söyleyecekti:
- Allah’ım, Sen şahid ol! Allah’ım, Sen şahid ol! Allah’ım, Sen şahid ol!
Her cümlesinde bir veda bûsesi gizliydi
Yirmi üç yıllık birikimi siyah gözleriyle süzüyor ve cemaatini, kendisinden sonraki günlere hazır hale getirmek istiyordu
Onun için bir ara sesini yükseltecek ve:
- Hac vazifesiyle ilgili amel ve davranışlarınızın keyfiyetini bugün Benden öğrenip alın; zira Ben, bu yıldan sonra bir daha hac vazifesi yapacağımı sanmıyorum, diyecekti
Medine’ye döndükten sonra da vedalaşmaya devam etmişti; Uhud’a gitmiş ve yaşayan ashabıyla vedalaştığı gibi Hz
Hamza ve Mus’ab başta olmak üzere Uhud şehidlerine de selam verip vedalaşmıştı
Cennetü’l-Bakî’ye emanet ettiği ashabını da unutmamıştı; onların yanına da uğruyor, adeta her biriyle konuşarak helalleşiyordu
Bu helalleşme sonrasında, yanında bulunan Ebû Müveyhibe’ye şöyle seslenmişti:
- Ey Ebâ Müveyhibe! Şu anda Bana, dünya hayatının hazinelerine ulaştıracak anahtarlarla burada ebedi kalma imkanı, ardından da cennet vaat edildi; ve Ben, Rabbime kavuşmak ve cennetle bunlar arasında muhayyer bırakıldım!
Böyle bir tercihten memnuniyetini dile getirmek isteyen azatlı Ebû Müveyhibe:
- Anam-babam Sana feda olsun yâ Resûlallah, diyecekti
Önce dünya hayatının hazinelerine ulaştıracak anahtarları ve burada ebedi kalmayı, ardından da cenneti tercih et!
O (s
a
s
), tercihini çoktan yapmıştı:
- Vallahi de ey Ebâ Müveyhibe, dedi
Ben, Rabbimle buluşmayı ve cenneti tercih ettim!
Yaklaşık bir ay önce de, yakın akrabalarını bir araya toplamış ve ruhu pervâz edip vuslata erince, bedeni konusunda kimin ne yapacağını anlatmıştı onlara bir bir…
İşte, bütün bu süreci O’nunla birlikte yaşayan sahabe, dikkat kesilmiş sabah namazını birlikte kılabilmek için mescidde Resûlullah’ı bekler olmuştu
Nereden bileceklerdi ki bu namaz, O’nunla birlikte kıldıkları son namaz olacaktı!
Takvimler, Rebîülevvel ayının on ikisini gösteriyordu
Ümmü Mektûm’un ezanıyla müdavimlerini toplayan mescid, Bilâl’in ezanıyla birlikte dolup taşmıştı
Yine gelememişti; sabah namazını da, yerine tayin ettiği imam Hz
Ebû Bekir (ra) kıldırıyordu
Bir aralık mescidin köşesinde bir hareketlilik olmuştu; Âişe validemizin hücresindeki perde aralanmış ve Nur Cemali, dolunay misali mescide doğuvermişti
Yine mübarek başını sarmış, öylece kapıda duruyor, mushaf sayfası gibi duru ve aydın Sima, mihrabındaki imama nazar ediyordu
Mübarek yüzlerindeki tebessüm dikkatlerden kaçmadı; huzur doluydu
İşte bu nazarlar, aynı zamanda ashabını dünya gözüyle görebileceği son bakışlarını ifade ediyordu
Sevinçten, neredeyse namazlarını bozacaklardı!
İkinci rekata kalkmışlardı
İntizam içinde saf tutmuş cemaati, gelişini hissedip yol veriyorlardı
O (s
a
s
) da, Ebû Bekir’in arkasına kadar geldi; geri çekilmek isteyen Ebû Bekir’in omzuna koydu ellerini
Belli ki, yerinde durup da namazına devam etmesini istiyordu
Tayin ettiği imamın arkasında O (s
a
s
) da, oturduğu yerden namaza durdu
İmam selam verince, yetişemediği rekatı da kıldı
İşte bu, O’nun son namazıydı
Ardından, direklerden birisine sırtını dayayıp, sesini de yükselterek, fitneler konusunda ashabını uyardı ve daha sonra da nazarlarını, yeniden Kur’an’a çevirdi
Cezîratü’l-Arap’da iki dinin bulunmasını fazla buluyor ve İslamdan başka bir anlayışın burada barınmasını istemiyordu
Oradan ayrılırken de şunları söyleyecekti:
— Bir Nebi, cemaatinden birisi kendisine imamlık yapmadan vefat etmez!
Ve
içeri girerken inen bu perde, bir daha açılmamak üzere kapanıyordu
İyileşmiş gözüküyordu
Endişeler geride kalmış gibiydi
Cemaatinin sevincine diyecek yoktu
Yeniden aralarına dönmüş ve kendileriyle birlikte saf tutup namaz kılmıştı
Sanki her şey, normale dönüyor gibiydi
Bir aralık, Rûm diyarına komutan olarak tayin ettiği genç Üsâme, yanına girdi; ordusu hakkında tekmil verip vedalaşmak için geliyordu
Bir gün önce de gelmiş ve ‘işin ucunda ayrılık da olsa’ hareket emri almıştı
Yanına yaklaşıp oturduğunda, mübarek elleriyle başını sıvazlayacak ve on sekiz yaşındaki genç komutan Hz
Üsâme’ye, giderayak dua edecekti
Genç komutan ve ordusu hakkında ashabına şunları tembih etmişti:
- Benim hazırladığım bu orduyu, sakın geri bırakmayın ve gecikmesine mahal vermeden vazifesini yerine getirmesine yardımcı olun!
Daha birkaç gün önce de, yanına çağırdığı Üsâme’yi sinesine sarmış ve onu yetersiz görenlere karşılık, onun da babası gibi bu işe layık olduğunu bir kez daha tescil etmişti
Güneş doğup da kuşluk vakti yaklaşınca, kızı Fâtıma’yı yanına çağıracak ve kulağına bir şeyler fısıldayacaktı
‘Benden bir parça’ dediği Hz
Fâtıma, bir çığlık kopardı; hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu
Ardından, tekrar kulağına eğildi ve yeniden bir şeyler fısıldamaya başladı; az önce, matem havasına bürünüp feryat koparan Hz
Fâtıma, bir anda değişmiş ve sürûrundan uçacak gibi olmuştu
Ona bir kez daha döndü ve:
- Bugünden sonra senin baban, artık hiç sıkıntı yaşamayacak, dedi
Torunları Hasan ve Hüseyin’i yanına almış, öpüp kokluyor ve hayır tavsiye ediyordu
Hz
Abbas da, yeğeni Hz
Ali’yi bir kenara çekmiş, Resûlullah’ın ebedi aleme göç etmek üzere olduğunu haber veriyordu
Yanındakilere nasihatte bulunuyor ve henüz imkan varken burada ahireti kazanmak gerektiğini hatırlatıyordu
Eldeki imkanlar, hayır adına kullanılmalı ve bunlara ebediyet libası giydirilerek, daha buradayken ahiret yurdu kazanılmalıydı
Bir gün önce de, hizmetçi ve kölelere hürriyet yollarını gösterip serbest bırakmış, Âişe validemizde bulunan altı dinarı da, ihtiyaç sahiplerine dağıtmalarını söylemiş ve bayılmıştı
Ayılır ayılmaz, altınların dağıtılıp dağıtılmadığını sordu
Henüz dağıtılmamıştı
İstedi onları ve avucuna koyup teker teker saydı önce
Ardından onları, yeğeni ve damadı Hz
Ali’ye göndererek, hepsini ihtiyaç sahiplerine dağıtmasını emredecekti:
- Bunlar yanındayken Muhammed, nasıl olur da Rabbinin huzuruna gidebilir, diyordu
Kılıç ve kalkan gibi savaş malzemelerini de, mü’minler arasında paylaştırmıştı
Belli ki, dünya adına neye malikse, hepsini dağıtıyor ve ebedi dünyaya intikal ederken yalın gitmeyi hedefliyordu
O kadar ki, o günün akşamı Hz
Âişe validemiz, kadınlardan birisine kandilini gönderecek ve:
- Bizim kandile, birkaç damla yağ damlatabilir misin, diyerek, akşam karanlığında odacığını aydınlatacak kadar ödünç yağ talebinde bulunacaktı
Başka alternatif bulamayınca da, bazı ihtiyaçlarına karşılık, savaşlarda kalkan olarak kullandığı zırhını, bir yahudiye rehin vermişlerdi
Gün, zevâle doğru kayıyordu; zira mevsim, artık buluşma mevsimiydi
Derken, sancıları yeniden şiddetlenmeye başladı
Hz
Âişe validemizle şunu paylaşıyordu:
- Ey Âişe! Şüphen olmasın ki Ben, hâlâ Hayber’de yediğim o yemeğin elemini duyuyorum! İşte bundan dolayı, sanki o zehirin tesiriyle içimin parçalandığını hissediyorum
Ardından, mübarek yüzünü örttü
Bir ara bunalınca da onu yeniden açtı
Peygamberlerinin kabirlerini puthaneye çevirenlerin, lanetle karşılanacaklarını tekrarlıyordu
Bu arada, yeniden sözü namaza getirdi ve defalarca:
- Namaz! Namaz! Ve, elinizin altında bulunan emanetler, diye tekrarlamaya başladı
Belli ki, ‘namazı aman ihmal etmeyin ve köleler başta olmak üzere sorumluluğunu üzerinize aldıklarınız konusunda da daha duyarlı olun!’ demek istiyordu
Dünya ve dünyadakilere veda etmeden önce ashabına son tavsiyeleriydi bunlar…
Cumartesi ve Pazar günü yanına gelen Cibril-i Emîn yine huzurdaydı; bir farkla ki bu sefer, huzur-u nebevi meleklerle doluvermişti
Her biri, yetmiş bine hükmeden yetmiş bin melek vardı huzurda!
- Yâ Muhammed, diyordu yine
Allah’ın selamı var ve beni özellikle Sana, Seni tekrim ve tazim için gönderdi
O (cc), bildiği halde Sana sormamı istedi; kendini nasıl hissediyorsun, nasılsın?
- Biraz halsizim ve ağrılar içindeyim, ey Cibril, buyurdular
Yanına daha da yaklaşmasını istiyordu
- Rabbin diyor ki, dedi Cibril
Şayet dilerse O’na şifa verir, isterse huzuruma alıp O’nu rahmetimle kucaklarım!
- Bu, Rabbim’e ait bir iştir; O (cc), Benim için dilediğini yapar, diye mukabelede bulundu
Daha sonra da, Cibril-i Emîn’in tanıştırdığı melekü’l-mevt, izin istedi:
- Allah’ın selam ve rahmeti Senin üzerine olsun yâ Resûlallah, diyordu
Allah beni Sana gönderdi ve ne emredersen onu yapmamı emir buyurdu
Şimdi Sen, ey Ahmed! Eğer emaneti almamı emredersen ben onu yerine getirecek, bırakıp da geri gitmemi dilersen ben de onu yapacağım!
Tercihinde bir değişiklik yoktu ve ona da:
- Ey ölüm meleği! Sen, yapman gerekeni yap, dedi
Bu arada, hafifçe ıslattığı eliyle mübarek yüzünü sıvazlayacaktı
Bunu yaparken de:
- Allah’ım, diyordu
Ölümün sıkıntılarına karşı Bana yardım et!
Artık, vakit tamamdı; yolculuk emareleri iyice belirmiş ve Resûlullah (s
a
s
), dünya ile ahiretin arasındaki incecik perdenin öbür tarafına geçmek üzereydi
Mübarek başlarını, Âişe validemizin sinesine yaslamış, siyah gözlerini de tavana dikmişti
Bu sırada huzura, Hz
Ebû Bekir’in oğlu Abdurrahman girdi; elindeki misvak dikkatini çekmişti
Feraset sahibi Hz
Âişe, çok hoşlandığı misvağı arzuladığını anlamış ve:
- Onu senin için alayım mı, demişti
- Evet, dercesine başını sallıyordu
Kardeşinden aldı ve onu, Alemin Efendisi’ne vermek istedi
Ancak, misvak çok sertti
Bunun üzerine Âişe validemiz:
- Onu senin için ıslatıp yumuşatayım mı, diye teklif etti
Yine mübarek başları hareket ediyor ve:
- Evet, diyordu
Belli ki, artık dil sükûta başlamış, gözler konuşuyordu
Maksat anlaşılmıştı; hemen misvağı ağzına aldı ve onu ıslattıktan sonra Efendiler Efendisi’ne uzattı
Aldı onu ve inci misal dişleri üzerinde gezdirmeye başladı
Ebedi aleme giderken bile, dişlerini temizliyordu
Bir taraftan da:
- Lâ ilâhe illallah! Gerçekten de ölüm için ciddi sekerât var, diyordu
Bir aralık, sıhhat ve afiyet bulması için elinden tutup da dua etmek isteyen Âişe validemize nazar atfetti:
- Hayır, diyordu
Belli ki, aslî vatana giderken burada kalmayı talep uygun değildi
Onun için elini şiddetle geri çekiverdi
Yine bayılmıştı
Belli ki, dayanılmaz acılar içindeydi
Bir müddet sonra, yeniden kendine geldi
Bu arada parmağını da yukarıya doğru kaldırmıştı
Gözleri tavana yeniden yönelmiş ve dudakları da hareket ediyordu
Âişe validemiz, söylediklerini duymak için kulağını fem-i mübareklerine doğru yaklaştırdı
Şunları söylüyordu:
- Peygamberler, şehidler, sıddîkler ve Salihlerden, kendilerine nimette bulunduklarınla beraber, Beni de affet ve rahmetinle kucakla! Artık Beni, yüce dostluğuna kabul buyur!
Allah’ım, Yüce dostluğunu istiyorum! Allah’ım, Yüce dostluğunu istiyorum! Allah’ım, Yüce dostluğunu istiyorum!
Atmış üç yıl önce bir pazartesi günü başladığı bu yolda, yine bir pazartesi günü son noktayı koyuyordu
Vahyin sağanak olup yağdığı yirmi üç yıllık hayatında, kıyamete kadar karşılaşılacak her türlü ihtiyaca cevap verecek bir model bırakmış, tebliğ vazifesini de arkadakilere emanet ederek yoluna devam ediyordu
Sabahleyin perdeyi aralayıp mihrabdaki imama bakarken zaten, bu emanetin yerde kalmayacağını görmüş ve son namazını da bu huzur içinde kılmıştı
Vazife bitmişti ya! Artık, iki omuz küreği arasında bulunan ve Son Nebi olduğunu gösteren risalet mührü de yoktu
Odaya, enfes bir koku yayılmıştı
Derken eli, bir kenarda duran su kabının üstüne doğru akarken, mübarek parmakları arasında duran misvak da, yere doğru kayıvermişti
Her namazı son namaz olan Resûlullah (s
a
s
), artık arzuladığı vuslata ermiş ve ebedi aleme pervaz etmişti
Alıntı
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
ayrilik
,
namaz
,
son
,
vakti
Ayrılık Vakti ve Son Namaz ile ilgili Benzer Konular
95 Kez Görüntülendi
Namaz Vakti v2.8.2
M-N-O-P
Nurettin Rençber - Ayrılık Vakti
Türkçe Şarkı Sözleri
Namaz Vakti v.2.7.1
Namaz
Ayrılık Vakti mi Yaklaşıyor?
Aşk Resimleri
Ayrılık Vakti
Şiir-Şiirler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:35
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545