| |||||||
| Forum Kuralları | İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| | #1 |
| Şam'dan Gelen yahudi İbn Abbas (r a ) şöyle anlattı: -Şam'da bir Yahudî vardı Bir cumartesi günü Tevrat'ı okudu Ondaki müjdeyi gördü Oraya baktığı zaman , dört yerinde Resûlüllah (s a v )'ın vassfını buldu Onları kesti ve yaktı İkinci bir cumartesi, baktığı zaman, aynı şeyleri, Tevrar'ın sekiz yerinde buldu Onları da kesip yaktı Üçüncü cumartesi baktığı zaman, aynı şeyleri Tevrat'ın oniki yerinde buldu Kendi kendine düşündü ve şöyle dedi: -Eğer bunları da koparırsam, Tevrat'ın tümü onun vasıflarıyla dolacak Arkadaşlarına Resûlullah (s a v )'ı sordu; şöyle dediler: -Yalancının biridir En iyisi, ne sen onu gör; ne de o seni görsün Şyle dedi: -Musa'nın Tevrat'ı hakkı için , benim onu ziyaretime kimse engel olamaz Onun böyle demesi üzerine izin verdiler O da, bineğine bindi; gece gündüz yola koyulup gitti Medine'ye yaklaştığı zaman; onu Selman karşıladı Selman, güzel yüzlüydü Onu görünce Muhammed (s a v ) sandı Halbu ki, Resûlullah (s a v ) üçgün önce vefât etmişti Selman ağladı ve şöyle dedi: - Ben onun kölesiyim -Peki o nerede? Diye sorunca, Selman(r a ) düşündü: -Vefat etti, dese, dönüp gidecek -Sağdır , dese, yalancı olacak Şöyle dedi: -Gel benimle, seni arkadaşlarının yanına götüreyim Mescide girdiği zaman, ashabın tümü mahzun bir hâlde idiler Resûlüllah(s a v )'ı onların arasında sanarak: -Selâm sana ey Muhammed! dedi Bunun üzerine ashabın ağlaması arttı -Sen kimsin? Yaramızı tazeledin Galiba bir yabancısın Üçgün oluyor O vefât etti Bunu duyan Yahudî bir sayha attı ve şöyle dedi: -Vay perişanlığıma, o kadar yolum da boşa gitti Keşke anam beni doğurmasaydı da; Tevrat'ı okumayaydım Tevrat'ı okuyunca da onun vasfını görmeyeydim Onun vasfını gördüm; bari kendisini göreydim Bundan sonra şöyle dedi -Ali burada mı, onu bana anlatsın -Evet burada, deyince sordu: -Adın nedir? -Ali deyince , şöyle dedi: -Senin ismini de Tevrat'ta buldum Bundan sonra Hz Ali(r a ) şöyle anlattı: -O ne uzun boyluydu; ne de kısa Başı yuvarlaktı Alnı genişti Gözleri siyah ve irice idi Kirpikleri uzundu Görüldüğü zaman dişleri arasından nur yayılırdı Saçlıydı Elleri ve ayakları etliceydi Yürüdüğü zaman , yüksek bir yerden iniyormuş gibi ayağını yerden kuvvetle kaldırırdı İki omuzu arasında nübüvvet mührü vardı Yahudî bunları dinledikten sonra şöyle dedi: -Doğrusun yâ Ali, onun Tevrat'taki vasfıda böyledir Bundan sonra şöyle dedi: -Yâ Ali! Onun bir elbisesi kaldı mı, koklamak istiyorum Bunun üzerine Hz Ali(r a ), Selman (r a )'a şöyle dedi: -Ey Selman! Fatıma'nın kapısına git ve söyle : Babası Resûlüllah'ın cübbesini versin, getir ![]() ![]() Selman, Fatıma'nın kapısına gitti ve şöyle dedi: -Ey peygamberin övündüğü kapı! Ey evliyanın ziynet kapısı Hasan ve Hüseyin ağlıyorlardı Kapıyı vurunca , Hz Fatıma içerden şöyle dedi: -Yetimlerin kapısını çalan kimdir? -Ben Selman, dedi Sonra Hz Ali'nin dediğini ona anlattı Bunun üzerine Hz Fatıma ağladı ve şöyle dedi: -Babamın cübbesini kim giyecek? Ona dair şeyler anlattı Yedi yerinden hurma lifi ile dikili idi Hz Ali onu alıp kokladı Sonra sahabe alıp kokladı Bundan sonra, Yahudi aldı, kokladı ve şöyle dedi: -Bunun kokusu ne kadar güzeldir Bundan sonra, Resûlullah (s a v )'ın kabrine gitti Başını semaya kaldırdı ve şöyle dedi: -Yâ Rabbi! Sen'in birliğine, eşin ve ortağın bulunmadığına şahadet ederim Bu kabrin sahibinin, esnin Resûl'ün ve Habib'in olduğuna şehadet ederim Onun söylediklerini tasdik ediyorum Eğer müslümanlığımı kabul ediyorsan, bu saatte ruhumu al! Bundan sonra, düşüp öldü Onu, Hz Ali(r a ) yıkadı Baki mezarlığına defnetti Allah ona rahmet eylesin Bizi salihler zümresiyle haşreylesin Amin! ![]() ![]()
| |
| |
| Dantel | Mumsema | Frmacil |
| | #2 |
| | Nefsini Allah'a satan genç FAKİH anlatıyor: - Babam, Abdulvahid b Zeyd'in şöyle dediğini anlattı: - Bir gün ben alışılmış toplantılarımızdan birinde idim Gazaya çıkmak için hazırlığımızı yapıyorduk Arkadaşlarıma pazartesi sabahına hazırlanmaları emrini verdim Bu sırada biri, şu âyet-i kerimeyi okudu: - "Allahu Teâlâ, kendilerine verilecek cennet karşılığı, mü'minlerden mallarını ve nefislerini satın almıştır ![]() ![]() " (Tebve süresi, âyet:111) Sonunda onbeş yaşında bir genç ayağa kalktı Babası ölmüştü Babasından kendisine çok mal kalmıştı Bana şöyle dedi: - Ey Abdulvahid! Allahu Teâlâ , kendilerine cennet verilmek üzere, mü'minlerden mallarını ve nefislerini satın almışmıdır? - Evet, dedim Şöyle devam etti: - Ay Abdulvahid! Bana cennet verileceği vaadine inanarak nefsimi Yüce Allah'a satıyorum Şöyle anlattım: -Kılıç darbesi, du sözden çok ağır ve zordur Halbuki sen bir çocuksun Korkarım ki, sabredemezsin Bu satıştan aciz kalırsın Şöyle dedi: -Ben Allah ile alış veriş edeceğim; sonra da âciz kalacağım öyle mi? Sonrada nefsimiz bize kusur yolu gösterdi, dedik ki: - Bu çocuktur; yapar, ama biz yapamayız Bundan sonra, malını Allah yolunda sadaka olarak dağıttı Yalnız geçimine yetecek miktar ile atı ve silahı kaldı Gazaya çıkış günü, bize ilk gelen o oldu - Sana selâm ey Abdulvahid, deyince: - Sana da selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun Satış kazancın bol olsun, dedim Bundan sonra, yola koyulduk O da bizimle beraber idi Gündüzleri oruç tutyordu Geceleri namaz kılıyordu Hizmetimizide görüyordu Hayvanlarımızı yayıyor, Uyuduğumuz zamanda bizi bekliyordu Böylece biz, Rum beldelerine vardık Biz bu hâl içindeyken, bize çıkageldi Şöyle diyordu: - Ah AYNA-İ MARDİYE'ye bir kavuşsam Arkadaşlarım, onun bu hâline dedilerki: - Galiba çocuğa vesvese geldi; yahut aklı bozuldu O yine bize öyle diyerek yaklaştı: - Ey Abdulvahid! Artık sabrım kalmadı AYNA-İ MARDİYE'ye bir kavuşsam Dedim ki: - Ey habibim, bu AYNA-İ MARDİYE dediğin nedir? Şöyle anlattı: - Ben uykuya daldım Bana biri geldi şöyle dedi: -Seni AYNA-İ MARDİYE'ye götüreceğim Beni bir bahçeye götürdü Orada suyu gâyet tatlı bir ırmak akıyordu Birde baktık ki, o ırmağın kenarında bir çok cariyeler var Üzerlerinde tarifini yapamayacağım süsler ve elbiseler vardı Beni görünce sevindiler ve şöyle dediler: - İşte AYNA-İ MARDİYE'nin zevci Yanlarına vardım Selam verdim - AYNA-İ MARDİYE aranızda mı? Dedim Şöyle anlattılar: - Hayır, biz onunhizmetçileriyiz, cariyeleriyiz öne doğru ilerle![]() ![]() İlerledim; bir nehişr gördüm Bu bir bahçede idi İçi süt doluydu: Hemde tadı bozulmayan bir süt![]() ![]() Oarada da birtakım cariyeler vardı Onları görünce güzelliklerine hayran kaldım Onlar beni görünce sevindiler -İşte bu; Vallahi AYNA-İ MARDİYE'nin zevci, dediler Onlara yaklaştım: -Size selam AYNA-İ MARDİYE içinizdemi? Dedim, şöyle anlattılar: -Sana da selâm, ey Allah'ın velisi! içimizde değil; biz onun hizmetçileriyiz;cariyeleriyiz ileri geç İleri geçtim Şerbetten bir vadi gördüm Bu şerbet, vadinin kenar kısmında akıyor, Yanında bir takım cariyeler varki, öncekilerini güzellikte bana unutturdular Yanlarına vardım: - Size selâm AYNA-İ MARDİYE içinizde mi? Diye sordum, şöyle dediler - Hayır biz onun hizmetçileriyiz;cariyeleriyiz İleri geç İleriye geçince, süzülmüş baldan bir nehir gördüm Kenarında birtakım cariyelar oturuyor, Hem nurlu, hem de çok güzellerdi O kadar ki, öncekileri bana unutturdular Bunlara da: - Size selâm AYNA-İ MARDİYE aranızda mı? Dedim, şöyle söylediler - Hayır, ey Rahman'ın velisié Bizler onun hizmetçileriyiz; cariyeleriyiz ileri git İleri gittim Bir çadır gözüme ilişti Bu çadırın kapısı inci işlemeliydi Önünde bir cariye duruyordu Süsler takınmış, güzel elbiseler giymişti Beni görünce sevindi ve içeriye seslendi: -Ey AYNA-İ MARDİYE, işte zevcin geldi Bunun üzerine çadıra yaklaştım, içeri girdim Baktım ki o, tahtında oturuyor Tahtı, incilerle yakutlarla süslenmişti Onu görür görmez çarpıldım; beni şöyle diyerek karşıladı: -Merhaba, ey Rahman'ın velisi! Bize gelme zamanın yaklaştı Gidip boynuna sarılmak istedim; bana şöyle dedi: - Hele dur; boynuma sarılma zamanın gelmedi Henüz sende hayat ruhu var İnşallah bu akşam iftarı yanımızda yaparsın İşte , bundan sonra uyandım Ey Abdulvahid, artık ayrılığına dayanamayacağım Abdulvahid diyor ki: - Sözümüz yani bitmişti; karşıdan bir düşman güruhu çıktı Onlara karşı çıktık O genç de çarpıştı Onlardan dokuzunu bu genç öldürdü Onuncusu kendisi idi Yanına vardım, kanlar içindeydi Gülünce , ağzına kan doldu; dünyadan ayrıldı
|
| |
| | #3 |
| | Seyyid Battal Gazi Bir gün Battal Gazi, arkadaşlarıyla birlikte teferrüç ede ede su kenarına vardılar, kondular Seyyit Battal diledi kim, suya gire Atına bindi, suyu öte geçti Ötede,büyük bir bağın içinde güzel köşkte , güzel bir kız gördü Seyit b,r bakışta kıza aşık oldu Kız dahi Seyit'i gördü divane oldu Dayesine eyitti: "Şol yiğit kimdir bilirmisin?" Evet, dadısı o yiğidi biliyordu "Emmün oğlu Seyit Gazi'dir, yüce mü'minlerdendir Sırrını sakla, görelim Allah neyler, neylerse güzel eyler " Birkaç gün sonra, Malatya beyi rüyasında Hazreti Peygamber'i görür "Sabah oluca adam gönderip Hüseyin Gazi'nin kardeşi Hasan'ı çağır, kızını Battal'a versin, ben böyle münasip görüyorum " diye buyurur Tez vakitte düğün dernek kurulur, iki sevdalı Allah'ın emri ve Peygamber'in kavliyle evlenirler Fakat, düğünler, dernekler, murat alıp vermezler Seyit Battal'ın fırtınalı hayatı içinde birer küçük durak, birer dinlenme, nefes alma noktasıdır O daha belini bir rahat yere koyup oh demeden, nerede olsa, ardından haberciler gelir: "Kayseri Rum emir vermiş, dört oğlum bir olsunlar, cümle Müslümanları kılıçtan geçirsinler, ta Kâbe kapısına ulaşsınlar, her tarafı yaksınlar, yıksınlar Battal'ın derisini yüzsünler Her kim Battal'ı öldüre, tacım tahtım onun olsun!" Durur mu Battal? Onun da münadileri çıkar, hemen asker toplanır Ama bu sefer bir değişiklik vardır ; tam Battal atına binecekken dünya güzeli Zeynep Banu atın dizginine yapışır "Ben dahi seninle gelirem! Sensizliğe takatim yoktur ki burada yalnız kalam " Durup düşünmeye vakit yok, Zeynep Banu atına atlar Az zaman sonra "Gök demür içine garkolmuş küffar askeri" ile karşılaşırlar![]() ![]() Kah ordular karşılaşır, kah teke tek vuruşurlar Battal yine harikalar gösterir,bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür![]() ![]() Allah'ın yardımıyla cümlesini haklar, başa çıkar; savaşı kazanırlar Ganimet mal ortaya getirilir, halifenin hissesi ayrılır, beyin hissesi ayrılır, gazilerin hissesi ayrılır, sıra Seyit Battal'a gelince o " bir damlasını bile kabul etmez " Onlar ganimeti paylaşırken Zeynep Banu çadırda tek başına oturmaktadır Dağılan Kayser ordusunun ünlü kumandanlarından biri "Biz şimdi Kayser'in huzurnua nasıl varacağız" diye düşüne düşüne bir çare bulur; sürüne saklana Zeynep Banu 'nun çadırına girer, üstüne bir kartal gibi atılmasıyla ağzını tıkaması bir olur ve göz açıp kapayıncaya kadar vakit geçirmeden Zeynep Banu'yu kaçırır Derler ki, Seyit Meseleyi öğrenince bir durdu, bir düşündü, ordusunu sevip güvendiği arkadaşlarından birine emanet etti "Rûmiyane donlar giyinip yola düştü " Yel oldu esti, toz oldu kalktı, tez gün tez vakitte Kayser ülkesine yetişti Onu orada bırakalım Zeynep Banu'yu Kayser sarayında muhteşem bir odaya getirdiler Keyser'in en küçük kızına misafir ettiler İki kadına; düşmandı, esirdi demedi, hemen arkadaş oluverdi Aslında Kayser'in kızı "Küffar"dandı ama Müslüman ruhluydu Birbirlerini iyice tanıdıktan sonrabir gün Zeynep Banu'ya dedi ki: "Bir sırrım var, kimselere demedim Kırk gün evvel ben sizin Resul'ünüzü rüyamda görmüştüm, yanında kırk serveri vardı Hepsi bir birinden güzeldi, yalvardım: "-Beni bu kırk yiğitten birine ver" dedim Resûl'ünüz dedi ki: Kırk gece bekle, babanın sarayındaki odanın merdiveninden her kim inerse o benim sevdiklerimdendir, seni ona verdim Eğer Resûl'ünüz Hak peygamber'i ise, bu gece kırkıncı gecedir Babamın sarayına birini göndere, Resûl'ün sevgilisi ola ve beni ala" Kayser'in kızı sözünü noktalar noktalamaz Battal Gazi kapıyı açtı, merdivenleri ağır usül indi, iki kadın Seyit'e karşı geldiler "yüzlerin yere koydular" Sonra Zeynep Hatun: "Kayser kızı!" dedi, "Bu gelen efendim, sultanım, Seyit Battal Gazi'dir![]() ![]() " Kayser kızı hiçbirşey duyup anlayacak gibi değildi okırk gündür beklediği bu yiğide kırk söz etmeden vurulmuştu Seyit Battal, Kayser sarayının duvarlarını bir derken iki kadınla beraber aşıyordu O ne diyebilirdi, Peygamber'i böyle istemiş, böyle uygun görmüştü Bu üç kişiyi, kaçtıklarını haber alır almaz koca bir ordu takibe başladı Kayser kızının ağabeyleri hepsinin önünde gidiyorlardı Battal, Zeynep Banu ve küçük kız "kılıç çekip hamle kıldılar", aç kurt koyuna nasıl girerse öyle tarumar ettiler Bu savaşta Kayser'in bir oğlu daha müslüman oldu Sonunda Malatya'ya ulaştılar Yeniden düğün dernek kuruldu, Müslümanlığı kabul eden Kayser kızını Battal, ikinci hanımı olarak aldı Kaynak: Anadolu evliyaları
|
| |
| | #4 |
| | Salebe Ebu Ummet-ul Bahilî'nin rivayet ettiğine göre Salebe İbni Hâtip Peygamber'imize " Ya Rasûlallah, Allah'a duâ et de bana mal versin" dedi Peygamber'imiz onun bu arzusunu "Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir " diye karşılık verdi![]() Salabe yine de "Ya Rasûlallah , Allah'a dua et de bana mal versin" diye ısrar etti Peygamberimiz ona "Ya Salabe, beni misâl almak istemezmisin? Allah'ın Rasûlu gibi olmak istemezmisin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı " diye cevap buyurdu Salabe bu sefer dedi ki, "Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah'a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim , şöyle şöyle yapacağım " Bunun üzerine Peygamber'imiz "Allah'ım, Salabe'ye mal nasib eyle" diye dua etti Salabe de koyun edindi Salabe'nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma'dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine'de olup bitenleri öğrenir oldu Bir gün Peygamber'imiz "Salabe ne yapıyor?" diye sordu O'na "Ya Rasûlallah, sürü edinince Medine'ye sığmaz oldu" diye başlayarak olup bitenleri anlattılar Peygamber'imiz "Yazık Salebe'ye, yazık Salebe'ye yazık Salebe'ye" diye buyurdu Bu sırada "Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun Onlar için duâ et, senin duân onları huzura kavuşturur "(Tevbe süresi âyet: 103) meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı Peygamber'imiz Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi , onlara "Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym'den falan adama varıp zekâtlarını alın" diye emir verdi Adamlar yola çıkıp Salebe'ye vardılar, Peygamber'imizin emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler Salebe tahsildarlara "Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın" dedi Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi'ye yöneldiler Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı Tahsildarlar bunu görünce " En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz" dediler Suleymi "Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum Onu siz alasınız diye ayırdım " dedi Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe'ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler Salebe bu sefer onlara "Yanınızdaki yazıyı gösterin" dedi Yazıya göz atarken yine "Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim" dedi Tahsildarlar Paygamber'imize döndüler O onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan "Yazıklar olsun Salebe'ye" dedi ve Suleymi'ye duâ etti Tahsildarlar da Peygamber'imize gerekSalebe'nin ve gerekse Suleyni'nin nasıl davrandığını anlattılar Bunun üzerine Allah (C C ) Salebe Hakkında: "Onlardan bir kısmı "Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz" diye söz verdiler Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O'nun karşısına çıkacakları güne kadar kalblerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı " (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77) mealindeki ayet indi Bu sırada Peygamber'imizin yanında bulunan Salebe'nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe'ye vararak ona "Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah senin hakkında öyle şöyle bir ayet indirdi " dedi Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber'imize vararak zekatını almasını istedi Peygamber'imiz kendisine "Allah, bana senden zekat almayı yasakladı" diye cevap verdi Peygamber'imizin bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek döğünmeye koyuldu Peygamber'imiz ona "İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin " dedi Peygamber'imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü Peygamber'imiz (s a v ) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz Ebû Bekr'e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi Arkasından Hz Ömer'e getirince o da kabul etmedi Hz Osman'ın halifeliğe geçişinden sonra da Salebe Öldü
|
| |
| | #5 |
| | Evliyalar ölmez imi? ![]() ![]() ![]() Evliyalar Ölmez imiş, Can acısın görmez imiş ![]() ![]() ![]() Diye bir söz söylenmiş Gerçektende evliyalar ölmüyor İşte Hacı Bayram Veli! Aşağı yukarı beş yüz kırk altı yıl evvel, Ankara'da, bu dünyadan, öteki dünyaya göçmüş![]() ![]() Beş yüz kırk altı yıl bu! Dile kolay![]() ![]() Ankara'da, anasının, babasının mesarını bilmeyen çok insan vardır, Hacı Bayram'ı bilmeyen, bir kere türbesinin önünden geçmeyen, bir defa işi düşüp de kapısına yapışmayan bir Ankara'lı düşünülebilir mi? Daha, türbeler kapatılmadan evveldi![]() ![]() Diye anlatırlar Solfasol köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkacç mücevheri varmış Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok Düşünüypr, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor![]() ![]() Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Slimcik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor,doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle ![]() ![]() diye meseleyi anlatıyor Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar Delikanlı askere gidiyor; gidiyor ama dönmek bilmiyor Yemen ellerinde Uveys El-Karani gibi![]() ![]() Gez babam gez Tam sekiz yıl! Bu sekiz yıl içinde ahval değişmiş, türbedar ölmüştür Yeni gelen, Bayram Velî'nin başucundaki bu acayip sandığın hikmetini bir türlü anlayamamış Kaldırıp, bir kenara koymak istiyor, ne mümkün? Yerinden kımıldatmanın ihtimali yok Bu işe pek şaşıran türbedar, yanına bir yardımcı çağırıyor Bir derken, üç oluyor![]() ![]() Nafile, sandık ne açılıyor, ne kımıldıyor Sonunda:"Buişin içinde bir hikmet var" diyorlar! Gel zaman, git zaman bizim Solfasol'lu, askerden kurtulup dönüyor Ama artık o taze delikanlı değildir Gene saftır, gene tertemizdir Doğruca Hacı Bayram türbesine varıyor, bakıyor ki, türbedar değişmiş Ama hiç umursamıyor, Ben malımı türbedara değil, doğrudan ona, Bayram Veli'ye emanet etmiştim" diyor ve sandığı almak üzere huzura varıyor Üç ihlâs, bir fatiha okuduktan sonra "Hazretim!" diyor, "Ver bakalım emanetimi! Hani, ben askere giderken getir, saklayayım demiştin ya!" Türbedar ve sandığı yerinden oynatamayan üç arkadaşı, merakla, konuşan adama bakıyorlar O bir şeyin farkında değil sandığı kucakladığı gibi yola revan oluyor![]() ![]() Ankara'lılar bu hikayeyi, emanete sadakatin tatlı bir örneği diye fırsat düştükçe anlatırlar ![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #6 |
| | Sadaka Rahmetlik babam şöyle anlattı: -İsâ (a s ) zamanında biri vardı Cimri olduğu için kendisine "Mel'un" diyorlardı Günün birinde ona askere gidecek birigeldi, şöyle dedi: -Ey Mel'un, bana silaha benzer bir şeyler ver onunla savaşayım Sen de ateşten kurtulursun Mel'un bu sözlere karşı yüzünü çevirip gitti, bir şey vermedi Askere gidecek adam dönüp giderken Mel'un pişman oldu, onu geri çağırdı Kılıcını ona verdi Savaşçı, kılıcı ile giderken, yetmiş yıllık bir abitle İsâ (a s ) onu karşıladı İsâ (a s ) sordu: -Nereden aldın bu kılıcı? -Bunu bana Mel'un verdi, deyince İsâ (a s ) sevindi Onun verdiği bu sadaka kendisini ferahlattı Mel'un kapısının önünde oturuyordu ki, İsâ (a s ) ile o âbit oradan geçti Mel'un çinden şöyle dedi: -Kalkıp, Îsâ'nın ve âbidin yüzlerine bakayım Yüzlerine bakarken abit şöyle dedi: - Bu mel'unnun cimrilik ateşi beni sarmadan çabuk gideyim, ondan kaçayım O sırada AllahuTeâlâ , Îsâ (a s )'ya şöyle vahyetti: -Şu günahkar kuluma söyle! Kılıç sadakası için onu affettim, sana hürmet ve sevgi gösterdiği için de bağışladım Hz Îsâ (a s ), âbide, dedi ki: - O, senin cennette arkadaşındır Âbit buna karşılık şöyle dedi: -Vallahi, onunla olacağıma cenneti istemem Onun gibi bir arkadaş da istemiyorum Bunun üzerine Îsâ (a s )'ya şu vahiy geldi: -O, benim hükmüme razı olmadı Kulu da hor gördü Onu, cehennem ehlinden biri kıldım Onun cennetteki dereceleriyle hor gördüğü cimri kulumun cehennemdeki derecelerini birbirleriyle değiştirdim Cennetteki yerini de o kuluma verdim Kendisi de kulumun cehennemdeki yerine gidecek Ebû Hüreyre (r a ), Resûlüllah (s a v )'ın şöyle buyurduğunu anlattı: - "Sema kapılarından bir melek şöyle seslenir: -Kim bugün borç verirse, yarın karşılığını bulur Bir başka melek ise, şöyle seslenir: - Ölüm i,çin doğunuz; yıkım için yapınız "
|
| |
| | #7 |
| | Ceza olarak eli kesilen şeyh Şeyh Hamad (Ebu'l - Hayr Tınati) Hazretlerinin bir eli kesikti Bir gün müridlerinden biri küstahlık ederek ona elinin kesilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu sordu Şeyh Ebû'l Hayr Tınati Hazretleri elinin kesilmesine sebep olan hâdiseyi şöyle anlattı: - Gençliğimde bir günah işledim Ondan dolayı elimi kestiler, buyurunca ne zaman olduğunu sordular Hz Şeyh de meseleyi başından anlatmaya başladı: - Ben mağrip diyarında oturmakta idim Sefer çıkmayı ve biraz gezmeyi arzuladım Tınattan ayrılıp İskenderiye'ye geldim Orada oniki sene kaldım İskenderiye'den sonra Dimyat'a çok gelen-giden olurdu Irmağın başına otururlar, yemeklerini yerler ve sofralarını da kalenin dibine dökerlerdi Ben kimseden habersiz, oradaki köpeklerle beraber dökülen ekmeklere üşüşür ve nasibimi alırdım Yaz mevsiminde bütün azığım bu idi Kış olunca ise evimin etrafında çok saz yetişirdi Ben sazların kökünün tazesini ve beyazını yerdim, kurularını atardım Kışın da azığım bu idi Birgün hatırıma: - Ey Ebu'l - Hayr, sen kendini mütevekkil zannedersin Halkın yapmadığını yapıyorum zannedersin ama otlaklarda otluyorsun, bir şeyler bulup yiyorsun, diye geldi Kendi kendime: "İlahi bundan sonra yerden biten hiçbir şeye el sürmeyeceğim, onlardan hiçbir şey yemeyeceğim Ancak bana kendi lâfzından gönderirsen onu yiyeceğim Senin izzetin hakkı için buna söz veriyorum " dedim Böylece 12 gün geçti, namazın farzını sünnetini ve nafileleri tamamen kılıyordum 12 gün de sadece nafileleri terk ederek namaza devam ettim Sonra sünneti terk ettim 12 gün sadece farz namazı kılmaya başladım Sonra kıyamdan, daha sonra da oturarak kılmaktan âciz kalarak farzlarıda edâ edemez olmuştum Sırrımla niyaz ederek:" Allahım bana farz kıldığın bir hizmetten sorguya çekmen ve kefil olduğun rızkımı da göndermen gerekir Kefil olmakta devam ettiğin o rızkı bana fazlından ihsan eyle!![]() ![]() " diye yalvardım Ansızın önümde iki yuvarlak daire görüldü İçinde de bir şey vardı O iki yuvarlak kürs her gece bana gelir bende içindekini yer, gıdamı temin ederim (Şeyh yediği şeyin ne olduğunu söylemediği gibi yanındakilerde sormadılar ) Böylece bir müddet devam ettikten sonra bana gaza için sınır boyuna gitmem işaret edildi Buralarını müslümanlar ellerinde bulunduruyorlardı Ben sınır boyuna gittim Bir köye vardım Cuma günü idi Mescidin kapısında bir kaç kişi toplanmışlar sohbet ediyorlar, birisi anlatıyor öbürleri dinliyorlardı Anlatan Zekeriya Aleyhisselâmın ağaca saklandığını ve müşrikler tarafından destere ile kesildiğini anlatmakta idi O'nun sabrından bahs ederken ben içimden şöyle geçirdim: "Eğer bende olsaydım orada sabrederdim " Oradan ayrılıp sınır boylarından Antakya'ya geldiğimde dostlarım bana bir kılınç - kalkan verdiler Sonra sınır boyuna müteveccihen Allah'tan haya ettiğimden oralardaki meşeliğe geçtim Gece deniz kenarına gelir, abdest alır, namaz kılardım Gündüz olunca da yine o meşeliğe geçer düşmanın gelmesini beklerdim Birgün meşelikte gezerken yemişleinin bazısı olgunlaşmış, bazısı henüz olgunlaşmamış bir meyve ağacı gördüm Bu çok hoşuma gitmişti Allah'a verdiğim sözden o anda gafildim Elimi uzatarak yemişlerden bir miktar topladım Sonra birkaç tanesini yemeğe başladım Bir kısmı ağzımda bir kısmı da eliğmde olduğu halde yeminim aklıma geldi Hemen elimde olanları serptim, ağzımdakileri tükürdüm Kendi kendime mihnet ve belâ vakti yaklaştı, dedim Kılıcımı- kalkanımı ve mızrağımı bir kenara attım, bir ağacın dibine varıp elim şakağımda düşünmeye başladım Hata işledim Şimdi benim halim ne olacak diye düşünüyordum Ben dalgın dalgın düşünmekte iken bir bir bölük atlı silahlı kişi gelerek etrafımı sardı Sonra beni yaka- paça deniz kenarına emir (Reislerinin) yanına götürdüler Daha evvel bazı köylüler de benim gibi yakalanarak sultanın huzuruna getirilmiş, bekletiliyorlarmış Sultan bana: -Sen kimsin? Necisin? dedi Ben: Allahın kullarından bir kulum, deyince de orada bulunan esir köylülere tanıyıp tanımadıklarını sordu Tanımadıklarını söylediler Onlara: - Bu sizin büyüğünüz, fakat siz onu mâzur göstermek için tanımadığınızı söylüyorsunuz, kendinizi feda ediyorsunuz, dedi Biraz sonra da kararını verdi O kalabalıktan birer birer ayırıp birer el, birer ayaklarını kestiler Sıra bana gelince: - Elini uzat dediler Uzattım ve bir vuruşta sağ elimi kestiler Ayağını da uzat dediklerinde sırtüstü yatarak ayağımı uzattım ve: -Ya Rabbi! Elim günah işlemişti, kestirdin, ayağımın ne suçu var! ![]() ![]() diye içimden yalvardım O anda atlılardan biri atından atlayarak: - Durun, kesmeyin, bu adam falan zattır! Ne yapıyorsunuz, dünyayı başımıza mı yıkacaklsınız Ben bunu tanıyorum! diye bağırdı Bunun üzerine reis atından inerek o kesilen eli öptü Bana da: - Biz hata ettik, bizi affet, diye yalvardı Ben de: - O suçlu bir eldi Kestiniz, hakkımı helâl ettim, dedim Ondan sonra çok ağladım Çünkü bir anlık dalgınlık yüzünden hem elimden olmuş hem de o her zaman nereye gitsem beni bulan yuvarlak kürsten mahrum olmuştum İşte bu elimin kesilmesi böyle bir hadise sonucu olmuştur Bu bir suçlu eldir ve cezasını çekmiştir Allah ahirette çektirmesin![]() ![]() ![]()
|
| |
| | #8 |
| | Ana Sözü Dinlememek Bir kadının bir oğlu vardı, oğlundan başka kimseside yoktu Bütün günlerini onunla geçirir, varı yoğuoğluna en ufak bir zarar gelmesini istemezdi Kadının bu oğlu bir gün tutturdu, illa da hacca gideceğim diyor başka bir şey demiyordu Annasi ağlamaya başladı Çünkü oğlunun yanından ayrılmasına tahammül edemeyeceği gibi o gittiği taktirde yapayalnız kalacak ve kimsesizlikten belki de perişan olacaktı - Oğlum, Mekke dediğin şurası değil ki, ne zaman gidip - geleceksin Sen gittikten sonra ben ne yapacağım, etme eyleme, diye yalvardıysa da oğlu kararında ısrar etti ve hacca gitmek üzere yola çıktı ama, ananın da yüreği yanık kaldı Yalnız kalan anne üzgün bir kalple dua şöyle etti: - Ya rabbi, oğlumun ayrılığına dayanamayacağım ![]() ![]() Söz dinletemedim, onu bir ikaz et de geri dönsün Oğul ananın bu yakarışlarından habersiz olarak yoluna devam ediyordu Bir gece bir şehirde konaklamak için kalmaya karar verip kapısı açık olan bir mescide girdi O şehirde de azgın bir hırsız evlere dadanmış, ne bulursa çalıyor, fakat hırsız bir türlü yakalanamıyordu O gece gene hırsız bir eve girip mal çalmış ve kaçmıştı Hırsızı takip etmeye başladılar, hırsız kaçıyor takipçiler onu kovalıyorlardı Derken hırsızın izini kaybettiler Takipçiler buraya girmiş olabilir diye camiiye daldılar Baktılar ki orada bir adam var Olsa olsa budur diyerek adamı yaka-paça reisin huzuruna çıkardılar Çünkü hergün hırsızlık vukuubulduğu halde yakalayamıyorlardı Bu sefer tamam dediler, bu şehri kasıp kavuran hırsız budur Hırsızın gözünün oyulmasına karar verdi mahkeme Gözlerini oyup bir merkep üzerine gezdirmeye başladılar Hırsız ( yani anasının sözünü dinlemeyen ve hırsız zannıyla yakalanan genci) gezdiren tellal şahir halkına teşhir ediyor ve: - Ey ahali işte sizin canınızı yakan, malınızı çalan hırsız nihayet yakalanmıştır; bundan sonra rahat edeceksiniz, diye bağırdıkça, genç, tellala şöyle bağırmasını rica ediyordu: - Ey ahali işte anasının sözünü dinlemeyip de illa ben hacca gideceğim diye yola çıkanın hali budur, diye bağır diyordu ama derdini ta baştan kimseye anlatamamıştı ki, tellala anlatsındı Bütün şehri dolaştırdıktan sonra genci şehrin dışında bir yol kenarına attılar Oradan geçenler genci memleketine getirdiler, evini bulmasını temin ettiler Genç adamcağız kendi evlerinin kapısına gelince ;"Hu'" diye seslendi Tabii ki aradan hayli zaman geçtiği için saçı sakalı uzamış, üstü başı yırtılmıştı Kapıyı açan yaşlı kadın oğlunu tanıyamadı Bilmiyordu ki kapıya dilenci halinde gelen arkasından "Ya Rabbi oğlumu azarla da geri dönsün" diye yalvardığı kendi oğluydu -Sapa sağlam adamsın ![]() ![]() Dileneceğine çalışıp da kazansana! dedi Genç: - Çalışamam gözlerim kör, deyince yaşlı kadın : - Ne oldu gözlerine? Diye sordu Genç: - Ne olacak, annemin hatırını kırdımi sözünü dinlemedim Allah da benim gözlerimi aldı, diye cevap verince, kadın anladı karşısındakinin oğlu olduğunu, başladı hüngür hüngür ağlamaya![]() ![]() - Ya Allah'ım! Duam ağır olmuş, ben onun gözlerinin kör olması için dua etmemiştim, diye Allah'a yalvarmaya başladı Kadına gelen ilahi bir ses: - Onun suçuna karşılık biz sadece gözlerini kör ettik, aslında anaya asi olanın cezası daha ağırdır O buna şükretsin, diyordu Kadının oğlu dönüp gelmişti ama gözleri kör olduğu için hiç bir iş yapamıyordu Kadın çok dua etti Allah'a ![]() ![]() Allah'ın iyi bir kulu imiş ki, duası kabul olunarak gencin gözlerini Cenab-ı Allah iade etti![]() ![]()
|
| |
| | #9 |
| | Şehadet Arzusu Sa'd Bin Ebi Vakkas anlatıyor: " Uhud savaşında ![]() ![]() Bir ara baktım Abdullah bin Cahş yanıma geldi Dedi ki: " Şöyle bir kenara çekilsek, ben du |