FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Kıssalar & Hikayeler
Kıssalar (1)
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kıssalar (1) ile ilgili Benzer Konular
196 Kez Görüntülendi
Peygamber Efendimiz'in(s.a.v.)Hayatından Bazı Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
İslam Büyüklerinden Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Tarihe nam salmışlardan, tarih yazdıran kıssalar...
Seviyeli-Ciddi Konular
Peygamberimiz (S.A.V)'den Hikaye Ve Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Kuran-ı Kerim'den Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Peygamberimize Mektup
|
sesine ve sözüne hasret...
Konu Araçları
11-05-2008
#
1
Profil Bilgileri
ORKUN
Kıssalar (1)
Kıssalar (1) başlıklı yazı Mumsema Kıssalar (1) Forum Alev
Şam'dan Gelen yahudi
İbn Abbas (r
a
) şöyle anlattı:
-Şam'da bir Yahudî vardı
Bir cumartesi günü Tevrat'ı okudu
Ondaki müjdeyi gördü
Oraya baktığı zaman , dört yerinde Resûlüllah (s
a
v
)'ın vassfını buldu
Onları kesti ve yaktı
İkinci bir cumartesi, baktığı zaman, aynı şeyleri, Tevrar'ın sekiz yerinde buldu
Onları da kesip yaktı
Üçüncü cumartesi baktığı zaman, aynı şeyleri Tevrat'ın oniki yerinde buldu
Kendi kendine düşündü ve şöyle dedi:
-Eğer bunları da koparırsam, Tevrat'ın tümü onun vasıflarıyla dolacak
Arkadaşlarına Resûlullah (s
a
v
)'ı sordu; şöyle dediler:
-Yalancının biridir
En iyisi, ne sen onu gör; ne de o seni görsün
Şyle dedi:
-Musa'nın Tevrat'ı hakkı için , benim onu ziyaretime kimse engel olamaz
Onun böyle demesi üzerine izin verdiler
O da, bineğine bindi; gece gündüz yola koyulup gitti
Medine'ye yaklaştığı zaman; onu Selman karşıladı
Selman, güzel yüzlüydü
Onu görünce Muhammed (s
a
v
) sandı
Halbu ki, Resûlullah (s
a
v
) üçgün önce vefât etmişti Selman ağladı ve şöyle dedi:
- Ben onun kölesiyim
-Peki o nerede? Diye sorunca, Selman(r
a
) düşündü:
-Vefat etti, dese, dönüp gidecek
-Sağdır
, dese, yalancı olacak
Şöyle dedi:
-Gel benimle, seni arkadaşlarının yanına götüreyim
Mescide girdiği zaman, ashabın tümü mahzun bir hâlde idiler
Resûlüllah(s
a
v
)'ı onların arasında sanarak:
-Selâm sana ey Muhammed! dedi
Bunun üzerine ashabın ağlaması arttı
-Sen kimsin? Yaramızı tazeledin
Galiba bir yabancısın
Üçgün oluyor
O vefât etti
Bunu duyan Yahudî bir sayha attı ve şöyle dedi:
-Vay perişanlığıma, o kadar yolum da boşa gitti
Keşke anam beni doğurmasaydı da; Tevrat'ı okumayaydım
Tevrat'ı okuyunca da onun vasfını görmeyeydim
Onun vasfını gördüm; bari kendisini göreydim
Bundan sonra şöyle dedi
-Ali burada mı, onu bana anlatsın
-Evet burada, deyince sordu:
-Adın nedir?
-Ali deyince , şöyle dedi:
-Senin ismini de Tevrat'ta buldum
Bundan sonra Hz
Ali(r
a
) şöyle anlattı:
-O ne uzun boyluydu; ne de kısa
Başı yuvarlaktı
Alnı genişti
Gözleri siyah ve irice idi
Kirpikleri uzundu
Görüldüğü zaman dişleri arasından nur yayılırdı
Saçlıydı
Elleri ve ayakları etliceydi
Yürüdüğü zaman , yüksek bir yerden iniyormuş gibi ayağını yerden kuvvetle kaldırırdı
İki omuzu arasında nübüvvet mührü vardı
Yahudî bunları dinledikten sonra şöyle dedi:
-Doğrusun yâ Ali, onun Tevrat'taki vasfıda böyledir
Bundan sonra şöyle dedi:
-Yâ Ali! Onun bir elbisesi kaldı mı, koklamak istiyorum
Bunun üzerine Hz Ali(r
a
), Selman (r
a
)'a şöyle dedi:
-Ey Selman! Fatıma'nın kapısına git ve söyle : Babası Resûlüllah'ın cübbesini versin, getir
Selman, Fatıma'nın kapısına gitti ve şöyle dedi:
-Ey peygamberin övündüğü kapı! Ey evliyanın ziynet kapısı
Hasan ve Hüseyin ağlıyorlardı
Kapıyı vurunca , Hz
Fatıma içerden şöyle dedi:
-Yetimlerin kapısını çalan kimdir?
-Ben Selman, dedi
Sonra Hz
Ali'nin dediğini ona anlattı
Bunun üzerine Hz
Fatıma ağladı ve şöyle dedi:
-Babamın cübbesini kim giyecek?
Ona dair şeyler anlattı
Yedi yerinden hurma lifi ile dikili idi
Hz
Ali onu alıp kokladı
Sonra sahabe alıp kokladı
Bundan sonra, Yahudi aldı, kokladı ve şöyle dedi:
-Bunun kokusu ne kadar güzeldir
Bundan sonra, Resûlullah (s
a
v
)'ın kabrine gitti
Başını semaya kaldırdı ve şöyle dedi:
-Yâ Rabbi! Sen'in birliğine, eşin ve ortağın bulunmadığına şahadet ederim
Bu kabrin sahibinin, esnin Resûl'ün ve Habib'in olduğuna şehadet ederim
Onun söylediklerini tasdik ediyorum
Eğer müslümanlığımı kabul ediyorsan, bu saatte ruhumu al! Bundan sonra, düşüp öldü
Onu, Hz
Ali(r
a
) yıkadı
Baki mezarlığına defnetti
Allah ona rahmet eylesin
Bizi salihler zümresiyle haşreylesin
Amin!
Dantel
Mumsema
Frmacil
11-05-2008
#
2
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Nefsini Allah'a satan genç
FAKİH anlatıyor:
- Babam, Abdulvahid b
Zeyd'in şöyle dediğini anlattı:
- Bir gün ben alışılmış toplantılarımızdan birinde idim
Gazaya çıkmak için hazırlığımızı yapıyorduk
Arkadaşlarıma pazartesi sabahına hazırlanmaları emrini verdim
Bu sırada biri, şu âyet-i kerimeyi okudu:
- "Allahu Teâlâ, kendilerine verilecek cennet karşılığı, mü'minlerden mallarını ve nefislerini satın almıştır
" (Tebve süresi, âyet:111)
Sonunda onbeş yaşında bir genç ayağa kalktı
Babası ölmüştü
Babasından kendisine çok mal kalmıştı
Bana şöyle dedi:
- Ey Abdulvahid! Allahu Teâlâ , kendilerine cennet verilmek üzere, mü'minlerden mallarını ve nefislerini satın almışmıdır?
- Evet, dedim
Şöyle devam etti:
- Ay Abdulvahid! Bana cennet verileceği vaadine inanarak nefsimi Yüce Allah'a satıyorum
Şöyle anlattım:
-Kılıç darbesi, du sözden çok ağır ve zordur
Halbuki sen bir çocuksun
Korkarım ki, sabredemezsin
Bu satıştan aciz kalırsın
Şöyle dedi:
-Ben Allah ile alış veriş edeceğim; sonra da âciz kalacağım öyle mi?
Sonrada nefsimiz bize kusur yolu gösterdi, dedik ki:
- Bu çocuktur; yapar, ama biz yapamayız
Bundan sonra, malını Allah yolunda sadaka olarak dağıttı
Yalnız geçimine yetecek miktar ile atı ve silahı kaldı
Gazaya çıkış günü, bize ilk gelen o oldu
- Sana selâm ey Abdulvahid, deyince:
- Sana da selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun
Satış kazancın bol olsun, dedim
Bundan sonra, yola koyulduk
O da bizimle beraber idi
Gündüzleri oruç tutyordu
Geceleri namaz kılıyordu
Hizmetimizide görüyordu
Hayvanlarımızı yayıyor, Uyuduğumuz zamanda bizi bekliyordu
Böylece biz, Rum beldelerine vardık
Biz bu hâl içindeyken, bize çıkageldi
Şöyle diyordu:
- Ah AYNA-İ MARDİYE'ye bir kavuşsam
Arkadaşlarım, onun bu hâline dedilerki:
- Galiba çocuğa vesvese geldi; yahut aklı bozuldu
O yine bize öyle diyerek yaklaştı:
- Ey Abdulvahid! Artık sabrım kalmadı
AYNA-İ MARDİYE'ye bir kavuşsam
Dedim ki:
- Ey habibim, bu AYNA-İ MARDİYE dediğin nedir?
Şöyle anlattı:
- Ben uykuya daldım
Bana biri geldi şöyle dedi:
-Seni AYNA-İ MARDİYE'ye götüreceğim
Beni bir bahçeye götürdü
Orada suyu gâyet tatlı bir ırmak akıyordu
Birde baktık ki, o ırmağın kenarında bir çok cariyeler var
Üzerlerinde tarifini yapamayacağım süsler ve elbiseler vardı
Beni görünce sevindiler ve şöyle dediler:
- İşte AYNA-İ MARDİYE'nin zevci
Yanlarına vardım
Selam verdim
- AYNA-İ MARDİYE aranızda mı? Dedim
Şöyle anlattılar:
- Hayır, biz onunhizmetçileriyiz, cariyeleriyiz
öne doğru ilerle
İlerledim; bir nehişr gördüm
Bu bir bahçede idi
İçi süt doluydu: Hemde tadı bozulmayan bir süt
Oarada da birtakım cariyeler vardı
Onları görünce güzelliklerine hayran kaldım
Onlar beni görünce sevindiler
-İşte bu; Vallahi AYNA-İ MARDİYE'nin zevci, dediler
Onlara yaklaştım:
-Size selam
AYNA-İ MARDİYE içinizdemi? Dedim, şöyle anlattılar:
-Sana da selâm, ey Allah'ın velisi! içimizde değil; biz onun hizmetçileriyiz;cariyeleriyiz
ileri geç
İleri geçtim
Şerbetten bir vadi gördüm
Bu şerbet, vadinin kenar kısmında akıyor, Yanında bir takım cariyeler varki, öncekilerini güzellikte bana unutturdular
Yanlarına vardım:
- Size selâm
AYNA-İ MARDİYE içinizde mi? Diye sordum, şöyle dediler
- Hayır biz onun hizmetçileriyiz;cariyeleriyiz
İleri geç
İleriye geçince, süzülmüş baldan bir nehir gördüm
Kenarında birtakım cariyelar oturuyor, Hem nurlu, hem de çok güzellerdi
O kadar ki, öncekileri bana unutturdular
Bunlara da:
- Size selâm
AYNA-İ MARDİYE aranızda mı? Dedim, şöyle söylediler
- Hayır, ey Rahman'ın velisié Bizler onun hizmetçileriyiz; cariyeleriyiz
ileri git
İleri gittim
Bir çadır gözüme ilişti
Bu çadırın kapısı inci işlemeliydi
Önünde bir cariye duruyordu
Süsler takınmış, güzel elbiseler giymişti
Beni görünce sevindi ve içeriye seslendi:
-Ey AYNA-İ MARDİYE, işte zevcin geldi
Bunun üzerine çadıra yaklaştım, içeri girdim
Baktım ki o, tahtında oturuyor
Tahtı, incilerle yakutlarla süslenmişti
Onu görür görmez çarpıldım; beni şöyle diyerek karşıladı:
-Merhaba, ey Rahman'ın velisi! Bize gelme zamanın yaklaştı
Gidip boynuna sarılmak istedim; bana şöyle dedi:
- Hele dur; boynuma sarılma zamanın gelmedi
Henüz sende hayat ruhu var
İnşallah bu akşam iftarı yanımızda yaparsın
İşte , bundan sonra uyandım
Ey Abdulvahid, artık ayrılığına dayanamayacağım
Abdulvahid diyor ki:
- Sözümüz yani bitmişti; karşıdan bir düşman güruhu çıktı
Onlara karşı çıktık
O genç de çarpıştı
Onlardan dokuzunu bu genç öldürdü
Onuncusu kendisi idi
Yanına vardım, kanlar içindeydi
Gülünce , ağzına kan doldu; dünyadan ayrıldı
11-05-2008
#
3
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Seyyid Battal Gazi
Bir gün Battal Gazi, arkadaşlarıyla birlikte teferrüç ede ede su kenarına vardılar, kondular
Seyyit Battal diledi kim, suya gire
Atına bindi, suyu öte geçti
Ötede,büyük bir bağın içinde güzel köşkte , güzel bir kız gördü
Seyit b,r bakışta kıza aşık oldu
Kız dahi Seyit'i gördü divane oldu
Dayesine eyitti: "Şol yiğit kimdir bilirmisin?"
Evet, dadısı o yiğidi biliyordu
"Emmün oğlu Seyit Gazi'dir, yüce mü'minlerdendir
Sırrını sakla, görelim Allah neyler, neylerse güzel eyler
"
Birkaç gün sonra, Malatya beyi rüyasında Hazreti Peygamber'i görür
"Sabah oluca adam gönderip Hüseyin Gazi'nin kardeşi Hasan'ı çağır, kızını Battal'a versin, ben böyle münasip görüyorum
" diye buyurur
Tez vakitte düğün dernek kurulur, iki sevdalı Allah'ın emri ve Peygamber'in kavliyle evlenirler
Fakat, düğünler, dernekler, murat alıp vermezler Seyit Battal'ın fırtınalı hayatı içinde birer küçük durak, birer dinlenme, nefes alma noktasıdır
O daha belini bir rahat yere koyup oh demeden, nerede olsa, ardından haberciler gelir: "Kayseri Rum emir vermiş, dört oğlum bir olsunlar, cümle Müslümanları kılıçtan geçirsinler, ta Kâbe kapısına ulaşsınlar, her tarafı yaksınlar, yıksınlar
Battal'ın derisini yüzsünler
Her kim Battal'ı öldüre, tacım tahtım onun olsun!"
Durur mu Battal? Onun da münadileri çıkar, hemen asker toplanır
Ama bu sefer bir değişiklik vardır
; tam Battal atına binecekken dünya güzeli Zeynep Banu atın dizginine yapışır
"Ben dahi seninle gelirem! Sensizliğe takatim yoktur ki burada yalnız kalam
"
Durup düşünmeye vakit yok, Zeynep Banu atına atlar
Az zaman sonra "Gök demür içine garkolmuş küffar askeri" ile karşılaşırlar
Kah ordular karşılaşır, kah teke tek vuruşurlar
Battal yine harikalar gösterir,bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür
Allah'ın yardımıyla cümlesini haklar, başa çıkar; savaşı kazanırlar
Ganimet mal ortaya getirilir, halifenin hissesi ayrılır, beyin hissesi ayrılır, gazilerin hissesi ayrılır, sıra Seyit Battal'a gelince o " bir damlasını bile kabul etmez
"
Onlar ganimeti paylaşırken Zeynep Banu çadırda tek başına oturmaktadır
Dağılan Kayser ordusunun ünlü kumandanlarından biri "Biz şimdi Kayser'in huzurnua nasıl varacağız" diye düşüne düşüne bir çare bulur; sürüne saklana Zeynep Banu 'nun çadırına girer, üstüne bir kartal gibi atılmasıyla ağzını tıkaması bir olur ve göz açıp kapayıncaya kadar vakit geçirmeden Zeynep Banu'yu kaçırır
Derler ki, Seyit Meseleyi öğrenince bir durdu, bir düşündü, ordusunu sevip güvendiği arkadaşlarından birine emanet etti
"Rûmiyane donlar giyinip yola düştü
" Yel oldu esti, toz oldu kalktı, tez gün tez vakitte Kayser ülkesine yetişti
Onu orada bırakalım
Zeynep Banu'yu Kayser sarayında muhteşem bir odaya getirdiler
Keyser'in en küçük kızına misafir ettiler
İki kadına; düşmandı, esirdi demedi, hemen arkadaş oluverdi
Aslında Kayser'in kızı "Küffar"dandı ama Müslüman ruhluydu
Birbirlerini iyice tanıdıktan sonrabir gün Zeynep Banu'ya dedi ki: "Bir sırrım var, kimselere demedim
Kırk gün evvel ben sizin Resul'ünüzü rüyamda görmüştüm, yanında kırk serveri vardı
Hepsi bir birinden güzeldi, yalvardım: "-Beni bu kırk yiğitten birine ver" dedim
Resûl'ünüz dedi ki: Kırk gece bekle, babanın sarayındaki odanın merdiveninden her kim inerse o benim sevdiklerimdendir, seni ona verdim
Eğer Resûl'ünüz Hak peygamber'i ise, bu gece kırkıncı gecedir
Babamın sarayına birini göndere, Resûl'ün sevgilisi ola ve beni ala"
Kayser'in kızı sözünü noktalar noktalamaz Battal Gazi kapıyı açtı, merdivenleri ağır usül indi, iki kadın Seyit'e karşı geldiler "yüzlerin yere koydular"
Sonra Zeynep Hatun: "Kayser kızı!" dedi, "Bu gelen efendim, sultanım, Seyit Battal Gazi'dir
"
Kayser kızı hiçbirşey duyup anlayacak gibi değildi
okırk gündür beklediği bu yiğide kırk söz etmeden vurulmuştu
Seyit Battal, Kayser sarayının duvarlarını bir derken iki kadınla beraber aşıyordu
O ne diyebilirdi, Peygamber'i böyle istemiş, böyle uygun görmüştü
Bu üç kişiyi, kaçtıklarını haber alır almaz koca bir ordu takibe başladı
Kayser kızının ağabeyleri hepsinin önünde gidiyorlardı
Battal, Zeynep Banu ve küçük kız "kılıç çekip hamle kıldılar", aç kurt koyuna nasıl girerse öyle tarumar ettiler
Bu savaşta Kayser'in bir oğlu daha müslüman oldu
Sonunda Malatya'ya ulaştılar
Yeniden düğün dernek kuruldu, Müslümanlığı kabul eden Kayser kızını Battal, ikinci hanımı olarak aldı
Kaynak: Anadolu evliyaları
11-05-2008
#
4
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Salebe
Ebu Ummet-ul Bahilî'nin rivayet ettiğine göre Salebe İbni Hâtip Peygamber'imize
" Ya Rasûlallah, Allah'a duâ et de bana mal versin" dedi
Peygamber'imiz onun bu arzusunu
"Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir
" diye karşılık verdi
Salabe yine de "Ya Rasûlallah , Allah'a dua et de bana mal versin" diye ısrar etti
Peygamberimiz ona
"Ya Salabe, beni misâl almak istemezmisin? Allah'ın Rasûlu gibi olmak istemezmisin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı
" diye cevap buyurdu
Salabe bu sefer dedi ki, "Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah'a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim
, şöyle şöyle yapacağım
"
Bunun üzerine Peygamber'imiz "Allah'ım, Salabe'ye mal nasib eyle" diye dua etti
Salabe de koyun edindi
Salabe'nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi
Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı
Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı
Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma'dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı
Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti
Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine'de olup bitenleri öğrenir oldu
Bir gün Peygamber'imiz "Salabe ne yapıyor?" diye sordu
O'na "Ya Rasûlallah, sürü edinince Medine'ye sığmaz oldu" diye başlayarak olup bitenleri anlattılar
Peygamber'imiz "Yazık Salebe'ye, yazık Salebe'ye yazık Salebe'ye" diye buyurdu
Bu sırada "Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun
Onlar için duâ et, senin duân onları huzura kavuşturur
"(Tevbe süresi âyet: 103) meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı
Peygamber'imiz Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi
, onlara "Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym'den falan adama varıp zekâtlarını alın" diye emir verdi
Adamlar yola çıkıp Salebe'ye vardılar, Peygamber'imizin emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler
Salebe tahsildarlara "Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın" dedi
Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi'ye yöneldiler
Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı
Tahsildarlar bunu görünce " En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz" dediler
Suleymi "Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum
Onu siz alasınız diye ayırdım
" dedi
Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe'ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler
Salebe bu sefer onlara "Yanınızdaki yazıyı gösterin" dedi
Yazıya göz atarken yine "Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim" dedi
Tahsildarlar Paygamber'imize döndüler
O onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan "Yazıklar olsun Salebe'ye" dedi
ve Suleymi'ye duâ etti
Tahsildarlar da Peygamber'imize gerekSalebe'nin ve gerekse Suleyni'nin nasıl davrandığını anlattılar
Bunun üzerine Allah (C
C
) Salebe Hakkında:
"Onlardan bir kısmı "Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz" diye söz verdiler
Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar
Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O'nun karşısına çıkacakları güne kadar kalblerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı
" (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77) mealindeki ayet indi
Bu sırada Peygamber'imizin yanında bulunan Salebe'nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe'ye vararak ona "Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah senin hakkında öyle şöyle bir ayet indirdi
" dedi
Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber'imize vararak zekatını almasını istedi
Peygamber'imiz kendisine
"Allah, bana senden zekat almayı yasakladı" diye cevap verdi
Peygamber'imizin bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek döğünmeye koyuldu
Peygamber'imiz ona
"İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin
" dedi
Peygamber'imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü
Peygamber'imiz (s
a
v
) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz
Ebû Bekr'e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi
Arkasından Hz
Ömer'e getirince o da kabul etmedi
Hz
Osman'ın halifeliğe geçişinden sonra da Salebe Öldü
11-05-2008
#
5
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Evliyalar ölmez imi?
Evliyalar Ölmez imiş,
Can acısın görmez imiş
Diye bir söz söylenmiş
Gerçektende evliyalar ölmüyor
İşte Hacı Bayram Veli! Aşağı yukarı beş yüz kırk altı yıl evvel, Ankara'da, bu dünyadan, öteki dünyaya göçmüş
Beş yüz kırk altı yıl bu! Dile kolay
Ankara'da, anasının, babasının mesarını bilmeyen çok insan vardır, Hacı Bayram'ı bilmeyen, bir kere türbesinin önünden geçmeyen, bir defa işi düşüp de kapısına yapışmayan bir Ankara'lı düşünülebilir mi? Daha, türbeler kapatılmadan evveldi
Diye anlatırlar
Solfasol köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş
Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkacç mücevheri varmış
Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok
Düşünüypr, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor
Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Slimcik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor
Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor,doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle
diye meseleyi anlatıyor
Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış
Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar
Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar
Delikanlı askere gidiyor; gidiyor ama dönmek bilmiyor
Yemen ellerinde Uveys El-Karani gibi
Gez babam gez
Tam sekiz yıl!
Bu sekiz yıl içinde ahval değişmiş, türbedar ölmüştür
Yeni gelen, Bayram Velî'nin başucundaki bu acayip sandığın hikmetini bir türlü anlayamamış
Kaldırıp, bir kenara koymak istiyor, ne mümkün? Yerinden kımıldatmanın ihtimali yok
Bu işe pek şaşıran türbedar, yanına bir yardımcı çağırıyor
Bir derken, üç oluyor
Nafile, sandık ne açılıyor, ne kımıldıyor
Sonunda:"Buişin içinde bir hikmet var" diyorlar!
Gel zaman, git zaman bizim Solfasol'lu, askerden kurtulup dönüyor
Ama artık o taze delikanlı değildir
Gene saftır, gene tertemizdir
Doğruca Hacı Bayram türbesine varıyor, bakıyor ki, türbedar değişmiş
Ama hiç umursamıyor, Ben malımı türbedara değil, doğrudan ona, Bayram Veli'ye emanet etmiştim" diyor ve sandığı almak üzere huzura varıyor
Üç ihlâs, bir fatiha okuduktan sonra "Hazretim!" diyor, "Ver bakalım emanetimi! Hani, ben askere giderken getir, saklayayım demiştin ya!"
Türbedar ve sandığı yerinden oynatamayan üç arkadaşı, merakla, konuşan adama bakıyorlar
O bir şeyin farkında değil sandığı kucakladığı gibi yola revan oluyor
Ankara'lılar bu hikayeyi, emanete sadakatin tatlı bir örneği diye fırsat düştükçe anlatırlar
11-05-2008
#
6
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Sadaka
Rahmetlik babam şöyle anlattı:
-İsâ (a
s
) zamanında biri vardı
Cimri olduğu için kendisine "Mel'un" diyorlardı
Günün birinde ona askere gidecek birigeldi, şöyle dedi:
-Ey Mel'un, bana silaha benzer bir şeyler ver onunla savaşayım
Sen de ateşten kurtulursun
Mel'un bu sözlere karşı yüzünü çevirip gitti, bir şey vermedi
Askere gidecek adam dönüp giderken Mel'un pişman oldu, onu geri çağırdı
Kılıcını ona verdi
Savaşçı, kılıcı ile giderken, yetmiş yıllık bir abitle İsâ (a
s
) onu karşıladı
İsâ (a
s
) sordu:
-Nereden aldın bu kılıcı?
-Bunu bana Mel'un verdi, deyince İsâ (a
s
) sevindi
Onun verdiği bu sadaka kendisini ferahlattı
Mel'un kapısının önünde oturuyordu ki, İsâ (a
s
) ile o âbit oradan geçti
Mel'un çinden şöyle dedi:
-Kalkıp, Îsâ'nın ve âbidin yüzlerine bakayım
Yüzlerine bakarken abit şöyle dedi:
- Bu mel'unnun cimrilik ateşi beni sarmadan çabuk gideyim, ondan kaçayım
O sırada AllahuTeâlâ , Îsâ (a
s
)'ya şöyle vahyetti:
-Şu günahkar kuluma söyle! Kılıç sadakası için onu affettim, sana hürmet ve sevgi gösterdiği için de bağışladım
Hz
Îsâ (a
s
), âbide, dedi ki:
- O, senin cennette arkadaşındır
Âbit buna karşılık şöyle dedi:
-Vallahi, onunla olacağıma cenneti istemem
Onun gibi bir arkadaş da istemiyorum
Bunun üzerine Îsâ (a
s
)'ya şu vahiy geldi:
-O, benim hükmüme razı olmadı
Kulu da hor gördü
Onu, cehennem ehlinden biri kıldım
Onun cennetteki dereceleriyle hor gördüğü cimri kulumun cehennemdeki derecelerini birbirleriyle değiştirdim
Cennetteki yerini de o kuluma verdim
Kendisi de kulumun cehennemdeki yerine gidecek
Ebû Hüreyre (r
a
), Resûlüllah (s
a
v
)'ın şöyle buyurduğunu anlattı:
- "Sema kapılarından bir melek şöyle seslenir:
-Kim bugün borç verirse, yarın karşılığını bulur
Bir başka melek ise, şöyle seslenir:
- Ölüm i,çin doğunuz; yıkım için yapınız
"
11-05-2008
#
7
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Ceza olarak eli kesilen şeyh
Şeyh Hamad (Ebu'l - Hayr Tınati) Hazretlerinin bir eli kesikti
Bir gün müridlerinden biri küstahlık ederek ona elinin kesilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu sordu
Şeyh Ebû'l Hayr Tınati Hazretleri elinin kesilmesine sebep olan hâdiseyi şöyle anlattı:
- Gençliğimde bir günah işledim
Ondan dolayı elimi kestiler, buyurunca ne zaman olduğunu sordular
Hz
Şeyh de meseleyi başından anlatmaya başladı:
- Ben mağrip diyarında oturmakta idim
Sefer çıkmayı ve biraz gezmeyi arzuladım
Tınattan ayrılıp İskenderiye'ye geldim
Orada oniki sene kaldım
İskenderiye'den sonra Dimyat'a çok gelen-giden olurdu
Irmağın başına otururlar, yemeklerini yerler ve sofralarını da kalenin dibine dökerlerdi
Ben kimseden habersiz, oradaki köpeklerle beraber dökülen ekmeklere üşüşür ve nasibimi alırdım
Yaz mevsiminde bütün azığım bu idi
Kış olunca ise evimin etrafında çok saz yetişirdi
Ben sazların kökünün tazesini ve beyazını yerdim, kurularını atardım
Kışın da azığım bu idi
Birgün hatırıma:
- Ey Ebu'l - Hayr, sen kendini mütevekkil zannedersin
Halkın yapmadığını yapıyorum zannedersin ama otlaklarda otluyorsun, bir şeyler bulup yiyorsun, diye geldi
Kendi kendime: "İlahi bundan sonra yerden biten hiçbir şeye el sürmeyeceğim, onlardan hiçbir şey yemeyeceğim
Ancak bana kendi lâfzından gönderirsen onu yiyeceğim
Senin izzetin hakkı için buna söz veriyorum
" dedim
Böylece 12 gün geçti, namazın farzını sünnetini ve nafileleri tamamen kılıyordum
12 gün de sadece nafileleri terk ederek namaza devam ettim
Sonra sünneti terk ettim
12 gün sadece farz namazı kılmaya başladım
Sonra kıyamdan, daha sonra da oturarak kılmaktan âciz kalarak farzlarıda edâ edemez olmuştum
Sırrımla niyaz ederek:" Allahım bana farz kıldığın bir hizmetten sorguya çekmen ve kefil olduğun rızkımı da göndermen gerekir
Kefil olmakta devam ettiğin o rızkı bana fazlından ihsan eyle!
" diye yalvardım
Ansızın önümde iki yuvarlak daire görüldü
İçinde de bir şey vardı
O iki yuvarlak kürs her gece bana gelir bende içindekini yer, gıdamı temin ederim
(Şeyh yediği şeyin ne olduğunu söylemediği gibi yanındakilerde sormadılar
)
Böylece bir müddet devam ettikten sonra bana gaza için sınır boyuna gitmem işaret edildi
Buralarını müslümanlar ellerinde bulunduruyorlardı
Ben sınır boyuna gittim
Bir köye vardım
Cuma günü idi
Mescidin kapısında bir kaç kişi toplanmışlar sohbet ediyorlar, birisi anlatıyor öbürleri dinliyorlardı
Anlatan Zekeriya Aleyhisselâmın ağaca saklandığını ve müşrikler tarafından destere ile kesildiğini anlatmakta idi
O'nun sabrından bahs ederken ben içimden şöyle geçirdim: "Eğer bende olsaydım orada sabrederdim
"
Oradan ayrılıp sınır boylarından Antakya'ya geldiğimde dostlarım bana bir kılınç - kalkan verdiler
Sonra sınır boyuna müteveccihen Allah'tan haya ettiğimden oralardaki meşeliğe geçtim
Gece deniz kenarına gelir, abdest alır, namaz kılardım
Gündüz olunca da yine o meşeliğe geçer düşmanın gelmesini beklerdim
Birgün meşelikte gezerken yemişleinin bazısı olgunlaşmış, bazısı henüz olgunlaşmamış bir meyve ağacı gördüm
Bu çok hoşuma gitmişti
Allah'a verdiğim sözden o anda gafildim
Elimi uzatarak yemişlerden bir miktar topladım
Sonra birkaç tanesini yemeğe başladım
Bir kısmı ağzımda bir kısmı da eliğmde olduğu halde yeminim aklıma geldi
Hemen elimde olanları serptim, ağzımdakileri tükürdüm
Kendi kendime mihnet ve belâ vakti yaklaştı, dedim
Kılıcımı- kalkanımı ve mızrağımı bir kenara attım, bir ağacın dibine varıp elim şakağımda düşünmeye başladım
Hata işledim
Şimdi benim halim ne olacak diye düşünüyordum
Ben dalgın dalgın düşünmekte iken bir bir bölük atlı silahlı kişi gelerek etrafımı sardı
Sonra beni yaka- paça deniz kenarına emir (Reislerinin) yanına götürdüler
Daha evvel bazı köylüler de benim gibi yakalanarak sultanın huzuruna getirilmiş, bekletiliyorlarmış
Sultan bana:
-Sen kimsin? Necisin? dedi
Ben:
Allahın kullarından bir kulum, deyince de orada bulunan esir köylülere tanıyıp tanımadıklarını sordu
Tanımadıklarını söylediler
Onlara:
- Bu sizin büyüğünüz, fakat siz onu mâzur göstermek için tanımadığınızı söylüyorsunuz, kendinizi feda ediyorsunuz, dedi
Biraz sonra da kararını verdi
O kalabalıktan birer birer ayırıp birer el, birer ayaklarını kestiler
Sıra bana gelince:
- Elini uzat dediler
Uzattım ve bir vuruşta sağ elimi kestiler
Ayağını da uzat dediklerinde sırtüstü yatarak ayağımı uzattım ve:
-Ya Rabbi! Elim günah işlemişti, kestirdin, ayağımın ne suçu var!
diye içimden yalvardım
O anda atlılardan biri atından atlayarak:
- Durun, kesmeyin, bu adam falan zattır!
Ne yapıyorsunuz, dünyayı başımıza mı yıkacaklsınız
Ben bunu tanıyorum! diye bağırdı
Bunun üzerine reis atından inerek o kesilen eli öptü
Bana da:
- Biz hata ettik, bizi affet, diye yalvardı
Ben de:
- O suçlu bir eldi
Kestiniz, hakkımı helâl ettim, dedim
Ondan sonra çok ağladım
Çünkü bir anlık dalgınlık yüzünden hem elimden olmuş hem de o her zaman nereye gitsem beni bulan yuvarlak kürsten mahrum olmuştum
İşte bu elimin kesilmesi böyle bir hadise sonucu olmuştur
Bu bir suçlu eldir ve cezasını çekmiştir
Allah ahirette çektirmesin
11-05-2008
#
8
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Ana Sözü Dinlememek
Bir kadının bir oğlu vardı, oğlundan başka kimseside yoktu
Bütün günlerini onunla geçirir, varı yoğuoğluna en ufak bir zarar gelmesini istemezdi
Kadının bu oğlu bir gün tutturdu, illa da hacca gideceğim diyor başka bir şey demiyordu
Annasi ağlamaya başladı
Çünkü oğlunun yanından ayrılmasına tahammül edemeyeceği gibi o gittiği taktirde yapayalnız kalacak ve kimsesizlikten belki de perişan olacaktı
- Oğlum, Mekke dediğin şurası değil ki, ne zaman gidip - geleceksin Sen gittikten sonra ben ne yapacağım, etme eyleme, diye yalvardıysa da oğlu kararında ısrar etti ve hacca gitmek üzere yola çıktı ama, ananın da yüreği yanık kaldı
Yalnız kalan anne üzgün bir kalple dua şöyle etti:
- Ya rabbi, oğlumun ayrılığına dayanamayacağım
Söz dinletemedim, onu bir ikaz et de geri dönsün
Oğul ananın bu yakarışlarından habersiz olarak yoluna devam ediyordu
Bir gece bir şehirde konaklamak için kalmaya karar verip kapısı açık olan bir mescide girdi
O şehirde de azgın bir hırsız evlere dadanmış, ne bulursa çalıyor, fakat hırsız bir türlü yakalanamıyordu
O gece gene hırsız bir eve girip mal çalmış ve kaçmıştı
Hırsızı takip etmeye başladılar, hırsız kaçıyor takipçiler onu kovalıyorlardı
Derken hırsızın izini kaybettiler
Takipçiler buraya girmiş olabilir diye camiiye daldılar
Baktılar ki orada bir adam var
Olsa olsa budur diyerek adamı yaka-paça reisin huzuruna çıkardılar
Çünkü hergün hırsızlık vukuubulduğu halde yakalayamıyorlardı
Bu sefer tamam dediler, bu şehri kasıp kavuran hırsız budur
Hırsızın gözünün oyulmasına karar verdi mahkeme
Gözlerini oyup bir merkep üzerine gezdirmeye başladılar
Hırsız ( yani anasının sözünü dinlemeyen ve hırsız zannıyla yakalanan genci) gezdiren tellal şahir halkına teşhir ediyor ve:
- Ey ahali işte sizin canınızı yakan, malınızı çalan hırsız nihayet yakalanmıştır; bundan sonra rahat edeceksiniz, diye bağırdıkça, genç, tellala şöyle bağırmasını rica ediyordu:
- Ey ahali işte anasının sözünü dinlemeyip de illa ben hacca gideceğim diye yola çıkanın hali budur, diye bağır diyordu ama derdini ta baştan kimseye anlatamamıştı ki, tellala anlatsındı
Bütün şehri dolaştırdıktan sonra genci şehrin dışında bir yol kenarına attılar
Oradan geçenler genci memleketine getirdiler, evini bulmasını temin ettiler
Genç adamcağız kendi evlerinin kapısına gelince ;"Hu'" diye seslendi
Tabii ki aradan hayli zaman geçtiği için saçı sakalı uzamış, üstü başı yırtılmıştı
Kapıyı açan yaşlı kadın oğlunu tanıyamadı
Bilmiyordu ki kapıya dilenci halinde gelen arkasından "Ya Rabbi oğlumu azarla da geri dönsün" diye yalvardığı kendi oğluydu
-Sapa sağlam adamsın
Dileneceğine çalışıp da kazansana! dedi
Genç:
- Çalışamam gözlerim kör, deyince yaşlı kadın :
- Ne oldu gözlerine? Diye sordu
Genç:
- Ne olacak, annemin hatırını kırdımi sözünü dinlemedim
Allah da benim gözlerimi aldı, diye cevap verince, kadın anladı karşısındakinin oğlu olduğunu, başladı hüngür hüngür ağlamaya
- Ya Allah'ım! Duam ağır olmuş, ben onun gözlerinin kör olması için dua etmemiştim, diye Allah'a yalvarmaya başladı
Kadına gelen ilahi bir ses:
- Onun suçuna karşılık biz sadece gözlerini kör ettik, aslında anaya asi olanın cezası daha ağırdır
O buna şükretsin, diyordu
Kadının oğlu dönüp gelmişti ama gözleri kör olduğu için hiç bir iş yapamıyordu
Kadın çok dua etti Allah'a
Allah'ın iyi bir kulu imiş ki, duası kabul olunarak gencin gözlerini Cenab-ı Allah iade etti
11-05-2008
#
9
Profil Bilgileri
ORKUN
--->: Kıssalar (1)
Şehadet Arzusu
Sa'd Bin Ebi Vakkas anlatıyor:
" Uhud savaşında
Bir ara baktım
Abdullah bin Cahş yanıma geldi
Dedi ki:
" Şöyle bir kenara çekilsek, ben dua etsem, sen amin desen; sonra istersen sen dua et, ben amin diyeyim olmaz mı?"
Ben de davetine icabet ettim ve olur dedim
Bir kenara çekildik
Önce ben dua ettim:
" Allah'ım! Bugün benim karşıma güçlü, kuvvetli birini çıkar, onunla çarpışalım, ben onu öldüreyim
Böylece hem en büyük hizmeti yapmış olayım, hem de ganimetini alayım" Abdullah Bin Cahş (ra) bu duaya "amin" dedi
Allah'a yemin olsun istediğim oldu
Sonra Abdullah Bin Cahş (ra) dua etti:
" Allah'ım! Bugün benim karşıma güçlü, kuvvetli, zorba birisini çıkar
Onunla kıyasıya savaşayım
Sonra o beni öldürsün
Bununla yetinmeyip karnımı yarsın
Kulaklarımı, burnumu kessin
Ve ben o halimle huzuruna çıkayım
Sen bana:
" Kulum Abdullah! Sana verdiğim azaları ne yaptın? Bunları kim böyle yaptı?" diye sorduğunda ben de:
" Ey Rabbim! Emanet olarak verdiğin o azaları yerinde kullanamadım
Haklarını veremedim
Sağlam olarak onlarla senin huzuruna çıkmaktan haya ettim
Bunun için onları senin ve Resul'ünün yolunda harcadım " diyeyim
Sen de bana: " Doğru söyledin " diyesin ve beni affedesin
Bu duaya amin demek içimden hiç gelmedi
Fakat sözleştiğimiz için amin dedim
Vallahi onun duası benimkinden daha hayırlıydı
Vallahi akşama doğru onu gördüm
Burnu ve kulağı bir ipte sallanıyordu
"
Aynı şehadet ve arzuya sahip olarak yüce huzuruna çıkma ve ebedi huzuruna kavuşma reca ve niyaziyle
Amin
Tags
:
kissalar
Kıssalar (1) ile ilgili Benzer Konular
196 Kez Görüntülendi
Peygamber Efendimiz'in(s.a.v.)Hayatından Bazı Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
İslam Büyüklerinden Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Tarihe nam salmışlardan, tarih yazdıran kıssalar...
Seviyeli-Ciddi Konular
Peygamberimiz (S.A.V)'den Hikaye Ve Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Kuran-ı Kerim'den Kıssalar
Kıssalar & Hikayeler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
03:46
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545