FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Kuran'ı Kerim
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ...
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ... ile ilgili Benzer Konular
85 Kez Görüntülendi
Niyet hayır, akıbet hayır[Açıklaması]
Atasözleri
Hayır dile komşuna, hayır gele başına.[ Açıklaması ]
Atasözleri
Hayır Hayır - Bulutsuzluk Özlemi - Gitar akorları
Şarkı Notaları
Şeriat = Şerri at
Seçkin Forum
Atatürk'ün Türk dünyasına bakışını özetleyen bir anısı
Mustafa Kemal Atatürk
Bakara Suresi Örneğinde Kur’ân’da Mana Bütünlüğü ..
|
Al-i İmrân Sûresi
Konu Araçları
27-09-2008
#
1
Profil Bilgileri
karadağlı.x
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ...
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ... başlıklı yazı Mumsema Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ... Forum Alev
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet
Kur’ân-ı Kerim’in her ayeti vecizdir; fakat İbn Mesud Hazretleri'nin “Hayrı ve şerri bundan daha câmî (bir arada zikreden) bir âyet yoktur
” diyerek işaret ettiği, Nahl Sûresi’nin 90
âyeti, maruf ve münkeri hulâsa eden, tek başına mücellitlere sığmayacak bir muhtevayı haizdir
Yüce Allah’ın insanlığa son ve en kapsamlı hitabı Kur’ân-ı Hakim’de hayır ve şerrin listesi detaylarıyla sunulur
Muhtelif surelerde belli münasebetlerle yer alan bu liste Nahl Suresi’nin 90
ayetinde ise özetleyici bir muhtevayla verilir
Sahabe içinde ilmî derinliğiyle temayüz etmiş bulunan Abdullah İbn Mes’ûd’un (r
a
) bu ayetle ilgili olarak şöyle dediği rivâyet edilir: “Kur’ân’da hayır ve şerri toptan ifade eden ayet, bu ayettir
”
Ömer b
Abdülaziz’den sonra hutbelerin sonunda okunması âdet hâline gelen bu ayette şöyle buyrulur: “Allah adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder
Hayâsızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar
Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir
” (Nahl Sûresi, 16/90)
Ayet-i kerime de söz konusu edilen bu hususları şimdi sırasıyla ele almaya çalışacağım :
A
Üç Müspet Esas
Islahatçıların idealinde olan güçlü ve erdemli bir toplumu meydana getirmenin temel taşlarını içinde barındıran bu ayetin pozitif esaslarını, sırasıyla adl, ihsan ve i’tâ oluşturur:
1
Adl
Mastar itibariyle ‘itidal ve istikamet üzere olmak, ölçü ve dengeyi gözetmek, her şeye hakkını vermek ve meyletmek’ gibi anlamlara gelen adl, dinî terminolojide, ‘her bir hususta ifrat ve tefrit arası orta bir yol tutmak’ mânâsını ifade eder
Kur’ân’da ‘adl’ şeklinde yer alan bu kelime, dilimizde daha çok ‘adalet’ mastarıyla kullanılır
Kur’ân-ı Kerim’de sıklıkla yer alan adl kavramı, düşünceden fiile, ondan ahlâka, geniş bir sahayla irtibatlıdır
Nitekim bu ayetteki adl kelimesini böyle bir perspektiften ele alan bazı müfessirlerimiz şöyle demişlerdir: Adl, gerek itikadi, gerek ameli gerekse ahlaki her bir konuda orta yol (istikamet) üzere olmaktır
a
İtikadî açıdan adl: Uluhiyet konusunda -istikametin ifadesi olan- tevhid inancına sarılmak, bu mevzuda inkar veya şirk mülâhazalarına düşmemek
b
Amelî açıdan adl: Bu hususu iki ayrı yönden ele almak mümkündür
Birincisi, ‘dünya-âhiret ve ceset-ruh arasındaki ölçünün/dengenin gözetilerek hareket edilmesi’dir
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de ‘Allah’ın sana verdikleriyle âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma
” (Kasas Sûresi, 58/77) âyetiyle, dünya-ahiret dengesinin gözetilmesi emredilir
Ceset-ruh arasındaki dengenin korunması için ise Peygamberimiz’in (s
a
s
), “
(Unutma ki) senin üzerinde cesedinin/bedeninin de hakkı vardır
’ (Buharî, Savm 55; Müslim, Sıyam 182) şeklindeki beyanını örnek olarak zikredilebiliriz
Bu âyetin yorumu münasebetiyle ‘ameller hususunda gözetilmesi gereken adl’ ile ilgili olarak bazı müfessirlerimiz şöyle demişlerdir: Herhangi dünyevî bir bahaneyle/gerekçeyle ne kulluğu terk etmek ne de ruhbanlık anlayışı içinde âhiret için dünyayı terk etmek
Amelî adlin diğer yönüyle değerlendirilmesine gelince: Bu, daha çok icrası emredilen vecibelerin yerine getirilme keyfiyetiyle alâkalıdır ki bunu ‘eda edilmesi istenen vecibeleri umursamazlık ve aşırılıklara düşmeksizin itidalin temsilcisi olarak yerine getirmek’ şeklinde tarif edebiliriz
Nitekim Kur’ân’da, ümmet-i Muhammed’in bu niteliği haiz bir toplum olduğu şöyle ifadelendirilir: “Sizi işte böyle ümmet-i vasat (orta yolun temsilcisi bir ümmet) kıldık ki (diğer) insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız
” (Bakara Sûresi, 2/143)
Bugün adl/adalet denince daha çok ‘içtimaî adalet’ mefhumu üzerinde durulmaktadır
Ancak unutulmamalıdır ki içtimaî adalet, dinin, inanç temelleri üzerinde ibadet ve muamelatıyla bir bütün olarak yaşanmasının neticesinden başka bir şey değildir
c
Ahlâkî açıdan adl: Yüce Yaratıcı’nın insan fıtratına yerleştirdiği duyguları ifratkâr veya tefritkâr açılımlardan uzak tutarak istikamet çizgisine çekmek
Bu cümleden olmak üzere, bir insanın, potansiyel olarak sahip kılındığı akletme duygusunu, demagoji taşkınlığına veya hiçbir şeye kafa yormama tefritine düşmeksizin ‘hikmet’ çizgisinde; mevcut öfke duygusunu saldırganlık veya korkaklığa dönüştürmeksizin ‘cesaret/şecaat’ ekseninde; sınır tanımaz bir taşkınlığa veya köreltilmeye açık bulunan şehevî duygusunu meşru daireyle yetinmenin ifadesi olan ‘iffet’ yörüngesinde işletmesi gerekir
Bu örnekler çoğaltılabilir
Seyyid Şerif Cürcanî, Şerhu’l-Mevakıf isimli eserinde insan fıtratında var olan bu duygularla ilgili olarak bir değerlendirme yaptıktan sonra, adlin/adaletin gerçekleşmesinin ‘hikmet-şecaat- iffet’ üçlüsünün birlikteliğine bağlı olduğunu belirtir
Devam ediyor --------->>
Dantel
Mumsema
Frmacil
27-09-2008
#
2
Profil Bilgileri
karadağlı.x
--->: Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ...
2
İhsan
Lügatte ihsan kelimesi iki anlamda kullanılır
Birincisi ‘ahsenehu’ şeklinde olup bir şeyi güzel yapmak mânâsına gelir
Diğeri ise, ‘ahsene ileyhi’ biçiminde olup birisine iyilik etmek mânâsını ifade eder
Dilimizde ihsan daha çok bu ikinci anlamıyla bilinmektedir
Ancak bu âyet her iki mânâyı da içine almaktadır
Müfessirlerimizin bir kısmı âyetteki bu ifadeyi, farz olan vecibelere ilâveten yapılanlar mânâsında ‘nedb veya nevâfil’ şeklinde yorumlamışlardır
7 Böyle bir yorum biraz kapalı ve eksik kalmaktadır
Nitekim bu inceliğin farkında olan müfessir Âlusî şöyle der: Buradaki ihsan, amellerin (iş ve ibadetlerin) lâyıkıyla yerine getirilmesidir ki, bu da amellerin hem kemmiyet (nicelik) hem de keyfiyet (nitelik) yönüyle ilgilidir
8 Şimdi bu iki yönüyle ihsan mefhumunu ele alalım:
1
Kişinin üzerine farz olarak belirlenmemiş (vacibattan/feraizden olmayan) iş ve ibadetlerinin ihsan şuuruyla alâkasını şöyle izah edebiliriz: Meselâ, inanan bir şahsın ramazan orucu dışında tutmaya çalıştığı oruçları, doğrudan onun ihsan duygusuyla ilgilidir
Çünkü o burada böyle bir şeyi, mecbur tutulmadığı/zorlanmadığı hâlde yapmaktadır
Bu, onun, lütuf ve inâyeti sonsuz olan Rabbe karşı bir vefa duygusu içinde gönlünden gelen bir mukabelenin (ihsanın) ifadesidir
Nitekim, gece boyu ayakları şişinceye kadar Allah’a teveccühte bulunan Peygamber Efendimiz’e (s
a
s
) Hz
Aişe, ‘Niçin böyle yapıyorsun ya Rasûlallah, Allah senin geçmiş gelecek günahlarını affetmiştir
’ dediğinde, “Ben (Rabbine) çokça şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buharî, Teheccüd 6; Müslim, Münafıkîn 79) şeklinde karşılık vermiştir
Bu durumu başka bir örnekle de ele alabiliriz: Toplumu oluşturan fertler arasında huzur ve dengenin sağlanması hikmetine yönelik olarak adl ölçüleri içinde belli bir miktarı (zekât görevini) farz olarak tayin eden din, ‘hayırda israf yoktur’ tavsiyesiyle, insanları sürekli olarak ihsan kuşağında (daha fazla hayır anlayışı içinde) hareket etmeye teşvik etmiştir
2
Yapılan iş ve ibadetler çerçevesinde ihsan kelimesinin keyfiyet yönünden ifade ettiği anlama gelince: Bunu, ‘kişinin ister Allah’a, ister kendi hemcinsine karşı isterse diğer canlı varlıklara karşı yerine getirmesi gereken vazifelerini hasen (güzel) bir surette yapması’ şeklinde ifade edebiliriz
Bu cümleden olmak üzere insanın sergileyebileceği ihsanı üç kısımda ele alabiliriz:
a
Allah’a karşı ihsanı: Bu anlamdaki ihsanı, Resul-i Ekrem (s
a
s
), ‘İhsan, Allah’ı görüyor gibi O’na kulluk yapmandır
’ (Buharî, Tefsiru sure (31) 2; Müslim, İman 57) şeklinde dile getirmiştir ki bu ‘sonsuz kerem, kemal ve azamet sahibi yüce Allah’a karşı insanın kulluğunu O’nu görüyormuşçasına en güzel bir surette yapması’ gerektiğini ifade eder
b
Hemcinslerine (insanlara) karşı ihsanı: Kişinin hemcinslerine karşı ihsanı, daima onların dünyevî-uhrevî mutluluk ve huzuruna yarayacak şekilde hareket etmesidir
Kur’ân, insanın kendisi dışındakilerle münasebetlerinin huzur ve ahenk içinde yürümesini sağlayacak bir temel/esas olarak belirlediği adalet prensibi üzerine ihsan şuurunu da yerleştirmeyi hedeflemiştir
Böylece din, ifrat ve tefritten uzak kesin ve şaşmaz ölçülerin yanına inceliği ve letafeti de koymuştur
Sözgelimi, adaletin tesisi için infakı emreden İslâm, aynı zamanda bu görevin insanları rencide etmeksizin ve minnet altında bırakmaksızın yerine getirilmesini de istemiştir
9 Ve yine ilgili prensibiyle katil konusunda ölenin velisine misliyle cezanın uygulanmasını isteme hakkını getiren bu din, müsamaha etmek isteyen herkese kapıları açık tutmuştur; adlin de ötesine geçmek ve böylece içtimaî yaraları tedavi etmek ve fazilet kazanmak isteyenlerin önüne engeller dikmemiştir
Nitekim ihsanı bu açıdan ele alan R
el-İsfehânî, ‘İhsan, iyiliğe fazlasıyla, kötülüğe ise daha azıyla karşılık vermektir
’ der
Mevdudî bu âyetteki ihsan kavramının muhtevasına ‘cömertlik, hoşgörü, af, merhametli olma, nazik olma, bencil olmama’ gibi anlamların da dâhil olduğunu belirttikten sonra, ihsan kavramını adalet kavramı ile birlikte ele alır ve şöyle der: Adalet sağlıklı ve dengeli bir toplumun temeli ise, ihsan onun mükemmele erişmesidir
Bir taraftan adalet, toplumu hakların çiğnenmesi ve zulümden korurken, diğer taraftan ihsan, toplumu zevkli yaşamaya değer bir hâle sokar
İhsan şuurunun oluşmadığı bir toplumda, sevgi, şükran, cömertlik, fedakârlık, samimiyet ve müsamaha gibi hayatı zevkli/yaşanır kılan yüce değerlerin oluşmasını sağlayan insanî nitelikler oluşamaz
c
Diğer canlı varlıklara karşı ihsanı: Bunu, ‘insanın onlarla ilgili olarak yerine getirmesi gerekli olan bir görevi ihsan ruhuyla yapması’ şeklinde yorumlayabiliriz
Meselâ, kişinin mülkiyetindeki bir hayvanı, hayatını devam ettirecek kadar doyurması onun için bir görevdir, daha güzeliyle ona muamelede bulunması ise bir ihsandır
Bunun gibi insanın bir hayvanın kesim işini ona eziyet vermeksizin gerçekleştirmeye çalışma gayreti de, ona karşı sergilenmesi gereken ihsan ruhuyla ilgili bir durumdur
Nitekim baş tarafı umum varlıkla, son kısmı ise hayvanata karşı gösterilmesi gereken dikkat ve itina ile ilgili olan bir hadîste şöyle buyrulur: “Allah her şey hususunda ihsanla muameleyi yazdı (emretti
) Binaenaleyh, (meşru olan) bir katli gerçekleştirdiğinizde onu güzelce (ihsanla) yerine getiriniz
Kestiğiniz bir hayvanın kesimini güzelce (ihsanla) yapınız; sizden biri önce bıçağını bilesin, sonra keseceği hayvanın yanına varsın
” (Müslim, Sayd, 57; Ebu Davud, Edahî 11; Tirmizî, Diyât 14)
3
İ’tâ
İdeal bir toplum inşa etmek için Kur’ân’ın üçüncü pozitif esas olarak dikkatlerimize arz ettiği hususlardan birisi de i’tâ’dır
Kelime olarak ‘vermek’ anlamına gelen i’tâ, Kur’ân dilinde ‘ihtiyaç sahibi kişilerin ihtiyaçlarını gidermek için yapılan yardım’ mânâsında kullanılır
Burada i’tâ’nın, ihsanın özel bir uygulaması olarak zikredildiği görülmektedir
Kur’ân’ın ‘zi’l-kurbâ’ ifadesiyle yakınlara yardımı özellikle zikretmesinin sebebi, onların bu konuda öncelikli olarak düşünülmesine dikkat çekmek içindir
Şu hâlde bundan, ‘İmkân sahiplerinin yardımlarını sadece yakınlarına yapması gerekir
’ gibi bir anlam çıkarılamaz
Bu yardımlaşma akrabalık taassubuna dayalı bir yardımlaşma olmayıp merkezden muhite doğru genişleyen bir dayanışmadır
Emredilen her bir verme/yardım türü, gerek akrabalık bağı bulunan insanlar arasında gerekse, toplumun diğer fertleri arasında gönül birliğinin oluşumuna sebepler açısından katkı sağlayabilecek en etkili yollardan birisidir
Bunun içindir ki, Kur’ân bu hususa çeşitli münasebetlerle vurguda bulunur ve lüzumuna dikkat çeker
Yerine getirilmesi emredilen bu görevin, kalblerdeki negatif duyguları silip onun yerine sevgi ve şefkate dayalı bir dayanışmanın vesilelerinden birisi olarak fonksiyon icra etmekte olduğu bilinen bir gerçektir
Zira i’tâ/verme, vereni gurur ve kibirden, ona muhtaç durumda bulunanı (verileni) ise, haset ve nefret gibi olumsuz duygulardan temizlemektedir
Dikkatle baktığımızda art arda zikredilen bu üç kavramın birbirleriyle irtibatlı oldukları görülecektir
Şöyle ki, gerek düşünce gerekse amelî plânda her bir ‘güzellik sergileme’nin adı olan ihsan duygusunun gelişebilmesi, ancak, temeli ölçü ve istikamete dayalı ‘adl’ zemininde mümkün olur
Bunun gibi, yardımlaşma ve vefa duygusunun somut ve üstün bir örneği olan ‘i’tâ’ da ancak adl zemininde gelişen ‘ihsan’ şuuru içinde varlık bulabilir
Devam ediyor --------->>
27-09-2008
#
3
Profil Bilgileri
karadağlı.x
--->: Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ...
B
Üç Menfî Husus
Âyet-i kerimenin ikinci kısmı, gerek fert gerekse toplum hayatını tahrip edici tavırları/fiilleri üç kelimeyle dikkatlerimize arz eder
Şimdi bunları sırasıyla ele alalım:
1
Fahşâ
Lügatte fiil itibariyle ‘aşırı gitmek, çirkin olmak ve haddi aşmak’ gibi anlamlara gelen bu kelime R
el-İsfehanî’ye göre Kur’ân dilinde ‘söz ve fiildeki çirkinliğin büyüklüğü’nü ifade için kullanılır
Fahşâ’yı ‘fevâhiş’ (fâhiş olanlar) kelimesi ile açıklayan Zemahşerî’ye göre ise bu kelime, ‘Allah’ın koyduğu hududu/sınırı aşan’ anlamına gelir
Cürcanî ise Tarifat’ında bu kelime için şöyle der: Fahşâ, tab’-ı selîmin kendisinden kaçındığı ve akl-ı müstakimin kendisini noksan bulduğu şeydir
Fahşâ’nın anlam alanıyla ilgili olarak yapılan bu tariflerin ortak noktasının, ‘gerek söz gerekse fiil bazında haddi aşan taşkınlıklar’ olduğunu görürüz
Nitekim bu kelime bizim dilimizde de kullanılır
Sözgelimi biz ‘fâhiş fiyat’ veya ‘fâhiş hata’ gibi nitelemelerde bulunuruz
Açıktır ki, bununla, söz konusu noktalardaki aşırılığa dikkat çekmiş olmaktayız
Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime
, doğrudan zina fiilinin fâhiş özelliğini niteleyici bir sıfat olarak kullanılır
Zaten ilgili âyetlerin öncesi ve sonrasına dikkatle bakıldığında bu ifadeyle zina anlamındaki fuhşun kastedildiği açıkça görülür
Ancak, üzerinde durduğumuz bu âyetteki ‘el-fahşâ’ kelimesi için böyle bir siyak söz konusu değildir
Bu itibarla, burada mutlak bir ifade olarak gelen fahşânın muhtevasına, kelimenin lügat anlamı içerisine girebilecek diğer fâhiş söz ve fiillerin de dâhil edilmesi gerekir
Bunun gibi, A’raf sûresinin “De ki: Allah fahşâyı emretmez… Rabbim adaleti emretmiştir
” şeklindeki 28
âyetinde yer alan fahşâ kelimesi de, adl kelimesinin mukabili/zıddı bir anlamda kullanılmıştır
Bu da bize bu kelimenin anlam alanının yalnızca zinayla sınırlı olmadığını göstermektedir
Bu âyette geçen fahşâ kelimesinin karşılığı tefsirlerimizde genelde ‘zina’ olarak ele alınır
Tabiatıyla zinaya bakan yönüyle böyle bir yaklaşım isabetlidir; çünkü zina fiili de, ‘ırz/namus sınırlarının ihlâli anlamına gelmiş olması bakımından o da bir taşkınlık çeşididir; haddi aşmayı ve aşırı gitmeyi (fahişliği) ifade eder
’ Ne var ki, insanın fahşâsı (fâhiş tavırları) içerisinde en yıkıcı olanı zina fiili olsa da o yalnızca bununla sınırlı değildir, zira fahşânın gerek itikadî, gerek ahlâkî gerekse amelî boyutta tezahürleri söz konusudur
Mevdudî, zina gibi, hak ve sınırların ihlâlinin söz konusu olduğu hırsızlık, soygun ve iftira/kazif gibi diğer bir kısım fiillerin de bu kavramın içerisine girdiğini söyler
Zira söz konusu bu fiillerin hepsinde başkalarının hak ve sınırlarına tecavüz söz konusudur
2
Münker
İnkâr kelimesinin ism-i mef’ûlü olan münker, lügatte ‘tanınmayan, yadırganan’ anlamına gelir
Nitekim, bu kelimeyle ilgili olarak Tehanevî, ‘münker, maruf’un zıddı olup ‘şaz’ anlamında kullanılan bir kelimedir’ der
Kur’ân-ı Kerîm’de genellikle ‘iyi olarak bilinen, kabul gören’ anlamındaki maruf kelimesinin zıddı olarak kullanılan münker kelimesi için çeşitli yorumlar getirilmiştir
Meselâ F
er-Razî bu kelimenin anlam içeriğini geniş bir perspektiften ele alarak, münkerin hem Allah’ı inkâr anlamına, hem de herhangi bir din ve âdette bilinmeyen (yer almayan) bir şey/fiil mânâsına gelebileceğini belirtmiştir
Diğer bir kısım âlimlerimiz de, münkeri belli bir açıdan ele alarak, onu ‘işleyenlerin yadırganmasına sebep olan davranışlar’ olarak görmüşlerdir
Ayrıca münkeri ‘aklın yadırgadığı/garipsediği şey’ olarak değerlendirenler de olmuştur
Ragıb el-İsfehanî ise münker için ‘çirkinliğine/kötülüğüne sahih akılların hükmettiği fiiller’ veya ‘çirkin veya güzel görülmesi konusunda aklın tevakkuf etmesiyle (susup durmasıyla) şer-i şerifin çirkinliğine hükmettiği fiiller’ şeklinde bir tarif getirir
Burada, ‘münkerin fahşâdan farkının ne olduğu?’ gibi bir soru akla gelebilir
Bu âyetle fahşâ ve münker şeklinde bir ayrıma giden Kur’ân, diğer birçok âyetinde ise olum suz hususların hepsini doğrudan ‘münker’ kelimesi altında toplar
Bundan da anlaşılıyor ki, ‘her fahşâ aynı zamanda bir münkerdir’, şu kadar ki, münker söz ve tavırlar içerisinde başkalarının hak ve hukukunu ihlâl edici olanları burada ‘fahşâ’ gibi farklı bir isimle zikredilerek bu kısmın -toplumun huzur ve birlikteliğini etkileyici- tehlikelerine ayrıca dikkat çekilmiştir
Bu çerçevede Ebu Hayyan (v
654) ise şöyle der: Fahşâ, dünyada haddi (şer’î müeyyideyi) âhirette ise cezayı gerektiren söz ve fiillerdir
Münker tutum ve fiillere gelince bunlar için dünyada cezaî bir müeyyide söz konusu değildir
Bunlar yalnızca âhirette sorumluluk ve cezayı gerektiren söz ve fillerdir
Devam ediyor --------->>
27-09-2008
#
4
Profil Bilgileri
karadağlı.x
--->: Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ...
3
Bağy
Bağy, kök itibariyle ‘taleb etmek, bir şeyin peşinde olmak’ anlamlarına gelir
Şu kadar ki bağy normal bir talepten ziyade -ister hayra isterse şerre doğru olsun- insanın normalin üstündeki aşırı taleplerini ifade eder
Bu da iki kısımdır
Birincisi, adl sınırından ihsan’a doğrudur ki, bu övgüye layık bir taleptir
İkincisi, hak olandan bâtıla doğrudur ki bu ise zemme müstahaktır
Şüphesiz ki bu âyette söz konusu edilen bağy, yasaklanmış hususlarla ilgili olup kişinin, bir kısım nefsanî sâiklerle rahatsızlık duyduğu kişi/kişiler hakkında olumsuz arzu ve talepler içine girmesini ifade eder
Bir diğer anlatımla, bu türden bir bağy, kişinin doğrudan fiilî zulüm, i’tidâ ve tuğyânını ifade etmekten ziyade, onun bu fiiller için hazır durumda bulunduğu hâleti belirtir
Nitekim Zemahşerî bu kelimeye ‘zulümle (maksada) uzanma isteği’ anlamını verir
Bu türden olumsuz duygular içinde bulunanların zulme yönelmeleri kaçınılmaz olur
İşte negatif anlamdaki bağyin kişiyi/toplumları sürüklemiş olduğu böyle bir sonuç itibariyledir ki, umumiyetle tefsirlerimizde bu kelimenin anlamı doğrudan ‘azgınlık veya zulüm’ olarak verilmiştir
Sonuç olarak denilebilir ki, pozitif esaslarda birbirini netice verme hâli, burada da geçerlidir
Buna göre, fahşâ, münkerin, münker de bağyin kaynağıdır
Şöyle ki, insanın ölçüsüzlükten kaynaklanan haddi aşkın tavır ve fiilleri (fahşâ), zamanla onda münker olarak isimlendirdiğimiz diğer kötülüklerin hayat bulmasına zemin oluşturur
İnsan fıtratında evrensel doğru ve güzelliklerin aleyhine olarak hükmünü icra eden bu kötü düşünce ve fiiller (münker) ise, nihâyetinde insanı, sonu zulme varan haksız talep ve arzulara (bağye) sevkeder
Sonuç
Bu izahlar ışığında âyetin açıklamalı mealini şu şekilde arz edebiliriz:
“Şüphesiz ki Allah, adli (düşünce ve fiilde istikamet içinde olmayı), ihsanı (gerek yerine getirilmesi istenen vecibeleri güzel bir surette ifa etmeyi, gerekse bu görevlerin ötesinde güzellik ve iyilik sergilemeyi) ve i’tâyı (ihsan şuurunun somut ve üstün bir örneği olarak yakınlardan başlamak suretiyle ihtiyaç sahiplerine vermeyi) emrediyor; (Ayrıca O) fahşâyı (ahlakî sınırları/ölçüleri aşan tavır ve adımları), münkeri (dinin ve selim fıtratın tanımadığı her türlü kötülük ve fenalığı) ve bağyi (sonu zulme varan haksız istek ve arzular peşinde olmayı) yasaklıyor
O düşünüp tutasınız diye size (böyle) öğüt veriyor
”
Hayır ve şerri özetleyen bu âyet, beşerin lehine ve aleyhine olan hususları en özlü şekilde ifade etmekte olup tek başına mücelletlere sığmayacak bir muhtevaya sahiptir
Bu ilahî beyan, pozitif ve negatif altı hususa dikkatleri çekmek suretiyle gerek ferdî, gerekse içtimaî hayatın huzur ve güvenliğini garanti altına alacak emir ve yasakları bildirir
Kur’ân-ı Kerîm bu âyetiyle bir taraftan dengeli ve sağlıklı bir toplumun dayanağını teşkil eden adl, ihsan ve i’tâ gibi üç önemli esası bildirir, diğer taraftan hem bireyin hem de toplumun emniyetini ihlâl eden fahşâ, münker ve bağy gibi üç tehlikeli adımı gösterir
s _ d
Selam , Sevgi ve Saygılarımla
Tags
:
ayet
,
hayir
,
ozetleyen
,
serri
Hayır ve Şerri Özetleyen Ayet ... ile ilgili Benzer Konular
85 Kez Görüntülendi
Niyet hayır, akıbet hayır[Açıklaması]
Atasözleri
Hayır dile komşuna, hayır gele başına.[ Açıklaması ]
Atasözleri
Hayır Hayır - Bulutsuzluk Özlemi - Gitar akorları
Şarkı Notaları
Şeriat = Şerri at
Seçkin Forum
Atatürk'ün Türk dünyasına bakışını özetleyen bir anısı
Mustafa Kemal Atatürk
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
01:59
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545