FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Kuran'ı Kerim
Kur'an'ın Sihirli Ufku
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kur'an'ın Sihirli Ufku ile ilgili Benzer Konular
213 Kez Görüntülendi
Enbiyâ ve evliyâya Kur'ân'ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi
Risale-i Nur
CERN'deki deney Kur'an'ın da emri
Haber Arşivi
Huzur ufku
Dini Sohbet
Din ufku
Dini Sohbet
Sihirli Eller , Sihirli Parmaklar
Sohbet & Muhabbet
Kur'ân olmasaydı, ben ne yapardım?
|
Ayetlerle Cennet...
Konu Araçları
28-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
sayanor
Kur'an'ın Sihirli Ufku
Kur'an'ın Sihirli Ufku başlıklı yazı Mumsema Kur'an'ın Sihirli Ufku Forum Alev
Sonsuzun, kelime ve harfler dünyasında parıldayan ışığıdır Kur'ân
İns u cinnin duygu, düşünce ve his atlasında melekûtun sesi-soluğudur Kur'ân
Gün gelip de O, en müstesna bir sadef içinde inciye dönüşünce, işte o zaman, söz sarraflarının gözleri de, sararıp solmayan ve renk atmayan bir güzellikle buluştu
Kur'ân, ziya olup varlığın çehresine yağacağı güne kadar, her yanıyla ayrı bir renk, desen ve ahenk meşheri olan şu koca kâinat bir gulyabanîler ülkesi; her satın, 'Mele-i A'lâ'nın farklı bir sırrına sadef sayılan bu varlık kitabı da bir kısım evrak-ı perişandan ibaretti
Kur'ân bir güneş gibi doğunca - hiç olmazsa olumsuz ön yargıları olmayanların nazarında - o güne kadar bütün ufukları karartan küme küme bulutlar dağılıp gitti ve varlığın o güzellerden güze! endamı ortaya çıktı; çıktı ve bütün eşya, okunup zevk alınan bir kitabın paragraf, cümle ve kelimelerine dönüştü
O'nun sesinin duyulmasıyla gönül gözlerine nurlar indi
ve ruhlarda köpüren duygular da, o duygulara tercüman olan diller de, ışık türküleri söylemeye başladı
Evet, gözlerin, gönüllerin O'nunla aydınlandığı günden itibaren, kâinat ile alâkalı nice bin seneden beri çözüm bekleyen bilmeceler, iç içe problemler, birer birer çözülür hale geldi ve insan-varlık-Yaratıcı münasebeti ayın ondördü gibi ortaya çıktı; derken, bütün muammalar manâ urbaları giyerek hikmet yörüngelerine oturdular
Sağlam bilgi ve sağlam düşüncenin başı Kur'ân, doğru ifadenin, mantikî beyanın esası da yine Kur'ân'dır
O'nun ilk muhatab-ı zîşânı, bütün peygamberlerin efendisi, o Furkân-ı zîşân da bütün semavî, gayr-i semavî kitapların sultanıdır
öncekiler,
O'nun gelip geçeceği yollara işaretler koymak ya da bayraklar dikmek için gelmişlerdir; sonrakiler de - biraz da kendi ruhlarının desenine göre - Ona şerh, haşiye ve dipnot düşmek için
eskiler, misali fotoğraflarında, yeniler de, O'nun vücûdî resimlerinde, meydana getirdiği büyük tesir ve inkılâplarda O'nu görmüş, O'nu tanımış ve O'na "Söz Sultanı" diyerek saygıyla dillerini yutmuş ve karşısında el pençe divan durmuşlardır
Kur'ân, değişik dalga boyundaki ışık ve renklerini yeryüzüne salarken, kadirşinas ruhlar da gözlerini O'ndan hiç ayırmamış ve bütün gönülleri ile O'na yönelmişlerdir
evet O, bir çağlayan gibi göklerden gönüllere boşalırken, hüşyar sîneler de, bağırlarını O'na açıp, damlasını bile zayi etmemeye çalışmışlardır
O, bir hamlede en kuytu yerlere bile sesini duyurmuş ve şerare yapan bütün uğursuz hırıltıları bastırmış
ön yargılı olmayan her düşüncede kevser çağıltıları duygusu uyarmış
ve fethettiği sinelerde hicran ateşlerini söndürerek, bütün ruhlarda vuslat arzu ve ümidini coşturmuştur
Sopsoğuk tabiatlar O'nunla hararetlenmiş, ebed arzusuyla yanıp tutuşan gönüller de O'nunla serinlemişlerdir
Her yeninin eskiyip partallaştığı, her tazenin sararıp renk attığı şu fânî dünyada, her zaman rengârenk ve taptaze kalabilen bir şey varsa, o da Kur'ân'dır
Evet O, indiği günden beri, onca muhalif rüzgâra, beklenmedik soğuğa, buza ve vakitsiz yağan kara, yer yer sertleşen atmosfere, değişen şartlara rağmen hep orijinalliğini koruyup semavî kalabilmiş tek kitaptır
Bundan dolayıdır ki Kur'ân, ne zaman kendi lisanıyla heyecan köpüren sinelerden yükseliverse, ruhlarımızda adeta semadan henüz inmiş bir İlâhî sofra ve Cennet'ten gelmiş bir demet turfanda hurma hissini uyarır; ne zaman O, özündeki cevherleri etrafa saçsa, inanmış gönülleri bütün dünyevî servetlere karşı istiğna ufkuna yükseltir
Kur'ân, İlâhî sözlerden nazmedilmiş bir beyan gerdanlığı, ilim feyezanlı beşer idrakinin son durağı ve lâhûtî ibrişimlerden örülmüş bütün varlığın haritasını resmeden incelerden ince bir danteladır
Onun sesinin duyulduğu bucaklarda söz şeklindeki bütün ifadeler birer hırıltıya dönüşür; O'nun bayrağının dalgalandığı burçlarda inananların ruhlarına ışık, şeytanların başlarına da taşlar yağar ve oralarda rûhânîler iç içe şehrayinler yaşarlar
Kudreti Sonsuz, iki cihan mutluluğunu O'nun kılavuzluğuna bağlamıştır
O'nun rehberliğine başvurulmadan kat'iyyen hedefe ulaşılamaz; O'nun vesayetine sığınmayan yolcular da dökülür, yollarda kalırlar
Arkasına aldıklarını, şaşırtmadan, yanıltmadan maksada ulaştıran en son, en kâmil söz O'dur
her zaman, herkes tarafından gayet kolaylıkla tilâvet edildiği halde, söylenmesi imkânsız olan da yine O'dur
O'nu kendi derinlikleriyle sînelerinde duyanlar, duyulması gereken her şeyi duyup hissetmiş olurlar
O'nu tam tadıp zevk edenler de, birer "arş-ı Rahmân" sayılırlar
Ve onların sesleri, her zaman meleklerin soluklan ile iç içedir
Kur'ân'ın yeryüzünü şereflendireceği güne kadar, gelmiş-geçmiş her nebî, kendi çağını aydınlatacak çerağı O'nun ışık kaynağından tutuşturmuş ve çevresindeki amansız çölleri O'ndan birkaç damla ile cennetlere çevirmiştir
Hattâ, O'nun gölgesinin gezindiği en karanlık devirler bile, birer altın çağ haline gelmiştir
Aslını duyup yaşayanların dönemleri ise Cennet sabahlarından farksızdır
O'nun eşiğine başkoymuş olanlar meleklere eş, O'nun aydınlık ikliminde canlı-cansız her varlık da kardeştir
Kur'ân'ı tam duyabilmiş bir sinenin ilhamları karşısında koca deryalar damla gibi kalır ve O'nun nuruyla aydınlanmış bir dimağ yanında güneş bir mum ışığına dönüşür
O'nun gönüllerimizde duyulan nefesi canlarımıza can ve eşyanın yüzüne çaldığı ziyâ ile bütün varlık da iç içe Hakk'a bürhandır
O'nun soluklarının duyulduğu en kuytu yerler bile İsrafil'den sur sesi almış gibi birdenbire dirilir; O'nu kendi şivesiyle duyan gönüller Cebrail'den nağmeler duymuş gibi gerilir; dirilir ve gerilir, zira "Bu Kitap, iman edenler için, onların Rabbleri tarafından basiretleri açan bir hidayet ve burhandır
" Evet O, insanî melekeleri ölmemiş kimseler için tam bir rahmet ve hikmet kaynağıdır
Kur'ân, kat'iyyen beşeriyetin çocukluk dönemlerinde mahallî risaletler çerçevesinde kalıp zaman ve mekân hudutlarını aşmayan, aşamayan diğer beyanlar gibi değildir; O, bütün zamanları, mekânları aşan ve itikaddan en küçük âdâbına kadar, bütün insanlığın ihtiyaçlarını cevaplayan engin ve zengin bir mûcizedir ve O, bu derinliğiyle bugün dahi herkese ve her şeye meydan okuyabilecek güçtedir
Kur'ân, indiği dönemdeki ilk muhatapları olan hedef kitlenin bütün muarazalarını onların yüzlerine çalmış ve onlardan, benzer muhtevada bir kitap, bir sûre, hiç olmazsa bir âyet getirmelerini istemişti
Bu ilk muarızlar O'nun beyan gücüyle büyülenmiş yer yer O'na sihir demişler; be-di' üslûbuna çarpılıp şiir demişler ve eşyanın perde arkasından verdiği haberler karşısında aptallaşıp, O'nu kehanete bağlamak istemişlerdi ama, kat'iyyen O'nun benzerini getirememişlerdi
Nazım, nesir sözün her türlüsünü konuşan, konuşmayı seven konuşma üstadı o günkü muarızlar
dillerini yutup ve kuyruklarını kısıp inlerinin bir köşesinde sessizlik ve hacalet murakabesine daldıkları gibi, bu ifrit çağın inatçı münkirleri de, eskilerden tevarüs ettikleri muaraza ruhunun yanında, onca demagoji, diyalektik ve karşı çıkma taktiklerine rağmen, acz ve Öfke içinde yutkunup durmaktan başka hiçbir şey yapamamışlardır
Zaman değişip durmuş, asırlar başkalaşmış, telâkkiler farklılaşmış, muaraza ve mücadele hissi daha bir hararetlenmiş ama, Kur'ân, bunca muaraza yolları ve muarızlar karşısında hâlâ dağlar gibi metin, deryalar gibi zengin ve gökler gibi de derin o vakur ve müessir haliyle gönüllere ürpertiler salmakta ve başları döndürmektedir
O, ruhlarımıza taht kurduğu günden bu yana geçen bin dörtyüz küsur sene İçinde, değişik dönemler itibariyle pek çok söz sultanları yetişmiş, beyan saltanatları kurulmuş; farklı sistemler, farklı ekoller, farklı fikir cereyanlan sözlerin en sihirlileri, beyanların en büyüleyicileriyle kendilerini ifade etmek ve Kur'ân'ı yıkmak için bütün cephanelerini kullanmış, her tabyaya başvurmuş ve sürekli bu Kitap'la savaşmışlardır ama
O'nun kâinat, eşya ve insanla alâkalı ortaya koyduğu esaslardaki tenasüb, izahlardaki derinlik ve inandırıcılık, vâkî istifhamları cevaplamadaki ilmîlik karşısında hep yenik düşmüşlerdir
Evet Kur'ân, kâinata, eşya ve insan hakikatına fevkalâde çarpıcı bir uslûpla farklı bir bakış ortaya koymuştur ki, bu bakışla O, topyekün varlığı ve varlık içinde insanı bir bütün olarak ele alır ve tek bir noktayı bile ihmal etmeden her şeyi yerli yerine oturtur
Parçaların bütünle münasabetlerini, bütünün kendi cüzleri karşısındaki yerini en ince özellikleriyle sergiler
ve bu koskoca "kitap" ve muhteşem meşherle alâkalı insanın içinden geçen en küçük sorulara dahi değişik cevaplar verir
O, varlığın perde önü ve perde arkası esrarını en ince teferruatına kadar tahlil ederken, zihinlerde herhangi bir şüpheye kat'iyyen mahal bırakmaz; evet Kur'ân
o inceden İnceye tafsillerinde, ne akıllarda, ne mantıklarda, ne kalblerde, ne de hislerde herhangi bir boşluğa meydan vermez; O, insanın akıl, şuur, his ve İdrakini öyle bir kuşatır ve dediklerini öyle bir kabul ettirir ki
O'nun bu aşkın tesiri karşısında adeta insan, sıfat dairesini aşmış da Hazret-i Zât'a açılmış Hakk yolcuları gibi hayretten dehşete, dehşetten kalaka yürür, haşyetle iki büklüm olur ve kendi kendine, "Habbin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı, hattâ ona bir misli daha ilâve edilseydi, denizler bitip gidecekti ama, onun (teşriî ve tekvînî emirleriyle alâkalı) kelimeler bitmeyecekti" diye mırıldanır
Kur'ân, işte bu tükenmez kelime hazinelerinin altın anahtarı, iman da, bu esrarlı anahtarın dişleri ya da şifreleridir
Ben
bu anahtar ve bu şifreleri elinde bulunduran birinin kâinat, eşya ve insanla alâkalı temel meselelerde başka bir şeye ihtiyaç duyacağına ihtimal vermiyorum
Kimse, benim, bu perişan sözlerimle Kur'ân'a methiye düzdüğüm vehmine kapılmamalıdır
Evvelâ, ben kim oluyorum ki, O'nu methedeyim
Onu vasfederse vasfeder Hazreti Vassaf;
Dün ve bugün melekûtta rûhanîler saf saf
Bir tazim ederler ki O'nu, sanırsın tavaf
O'ndaki bu harikulâde mazhariyetleri mücerred söz cevherleri açısından göremeyenler çıkabilir; ancak vicdanlarını kullananların, hiçbir zaman yanılmadıkları da açıktır
Hele bir de şimdiye kadar O'nun cihan çapındaki o müthiş tesirine bakabilmişlerse
Evet Kur'ân, yeryüzünü şereflendirdiği o ilk dönemde, hem ruhlarda, hem akıllarda, hem de gönüllerde tasavvuru imkânsız öyle bir tesir icra etmiştir ki
O'nun o ışıktan atmosferinde, yeniden hayata uyanan nesillerin mükemmeliyeti, O'nun hakkında başka mucizeye ihtiyaç bırakmayacak ölçüde bir harikadır ve bu insanların, dinleri, diyanetleri, düşünce ufukları, ahlâkları, kulluk esrarına vukufları ve marifetleri açısından benzerlerini göstermek de mümkün değildir
Doğrusu Kur'ân, o çağda, Sahabe ünvanıyla öyle bir nesil yetiştirmiştir ki, bu nesil meleklerle eş değerdedir dense mübalâğa edilmiş sayılmaz
Aslında O, bugün bile, yürekten kendine yönelenlerin gönüllerini aydınlatmakta ve O'na rûhunu açabilenlere varlığın en mahrem sırlarını fısıldamaktadır
Öyle ki, kalb, şuur, his ve idrakleriyle O'nun atmosferine girenlerin birdenbire duyguları, düşünceleri değişmekte ve herkes belli ölçüde de olsa kendini, bir farklı âlemde hissetmektedir
Evet, insan O'na bir kere yürekten yönelebilse
bir daha da tesirinden kurtulamaz
Kur'ân, atmosferine çekebildiği talebesini öyle yumuşatır, öyle inceltir, öyle yoğurur ve şekillendirir ki, insan kendi kendine bir şey olacaksa, ancak bunun sayesinde olur; hattâ çok defa, olmazlar bile O'nun gölgesinde tabiî bir oluşum sürecine girer; girer ve herkesi dehşete sevkeder
Kur'ân;
"Eğer dağlar yürütülecek olsaydı bu Kur'ân'la yürütülürdü, yeryüzü paramparça olup ve ölüler konuşturulabilseydi, o da yine bu Kur'ân'lı olurdu"
der; der zira O, kalblerde, şuurlarda, hislerde, akıllarda öyle bir tesir icra etmiştir ki, O'nun bu müessiriyeti, dağları yürütmekten, yerküreyi paramparça etmekten, ölüleri konuşturmaktan ve nice bin seneden beri çürümüş cesetlere can vermekten daha geri değildir
Her biri birer kalb ve ruh kahramanı olan Sahabî topluluğu
Kur'ân'ın feyyaz ve bereketli ikliminde neş'et etmiş aşkın bir cemaattir
Onlar, arzın büyük bir bölümünde ve insanlığın beşte biri üzerinde o denli derin bir tesir icra etmişlerdir ki, dağları söküp atma, cansız cesetlere hayat olma ve arzı semaya bağlama ölçüsündeki bu harika işte
onlarla boy ölçüşecek bir başka toplum göstermek mümkün değildir
Kur'ân'a gönül veren, O'nun semavî disiplinleriyle yoğrulup şekillenen; daha doğrusu, ruhta, manâda Kur'ânlaşan bu insanlar, o Furkânla olmazları oldurmuş; ölü ruhlara ebedî varolmanın yollarını açmış; arzın şeklini değiştirmiş; temas ettikleri toplumlara ötelerin zevkini duyurmuş; düşünceler üzerindeki zincirleri kırmış; ağızlardaki fermuarları çözmüş: hilkatteki müstesna yeri açısından insanoğlunu yeniden Allah'ın oturttuğu tahta oturtmuş; ona yitirdiği itibarını iade etmiş; kâinat, eşya ve insanı yeni baştan yorumlamış-, tek-vînî emirlerle teşriî kurallar arasındaki o derin ve sırlı münasebeti bir kere daha vurgulamış; kalb, irade, his ve şuurun nihaî gâyelerini belirleyip ortaya koyarak, insan rûhundaki izafî, nisbî ve potansiyel değerlerin inkişaf ettirilme usûl ve esaslarını harekete geçirip düz insanı, insan-ı kâmil olmaya yönlendirmiş ve böylece ona, gözünün iliştiği, duygularının ulaştığı, kalbinin hissettiği her şeyde Kudret ve İradesi Sonsuz'un mevcudiyetini duyurmuş ve her şeyi götürüp, gerçek sahibine bağlamıştır
Bir mü'min, bu ölçüde gözü-gönlü açık, duygulan ve rûhu uyanık, düşünce ve zihni de Allah'a bağlı ise, o kimse, cismaniyete ait bütün basitliklerden uzaklaşmış; hayatı daha bir başka şekilde duymaya başlamış ve duygular dünyasının sınır ötesine uyanmış sayılır ki, böyle bir hakikat eri, her nesnede, varlığın her parçasında Allah'ın ilminin dalgalandığını, Kudret elinin işlediğini hisseder ve bir ürperti duygusu, bir yakınlık şuuruyla ümit ve haşyeti iç içe yaşar; dünyevîliği içinde öbür âlemin en son noktalarında dolaşır
Nefes alırken ümit ve beklentilerle alır, verirken de mehafet ve mehabetle verir
Hep Kur'ân'ın haritalandırdığı çerçeve içinde ve çizgiler arasında gezinir, gezinir ve hayatını sürekli maiyyet televvünlü yaşar
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
kuranin
,
sihirli
,
ufku
Kur'an'ın Sihirli Ufku ile ilgili Benzer Konular
213 Kez Görüntülendi
Enbiyâ ve evliyâya Kur'ân'ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi
Risale-i Nur
CERN'deki deney Kur'an'ın da emri
Haber Arşivi
Huzur ufku
Dini Sohbet
Din ufku
Dini Sohbet
Sihirli Eller , Sihirli Parmaklar
Sohbet & Muhabbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
23:44
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552