Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri ile ilgili Benzer Konular
541 Kez Görüntülendi

Peygamber Efendimiz )S.A.V.)'in duaları Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (sav) Buyuruyorki Sünnet & Hadis
Peygamber Efendimiz(S.A.V)` in Adetleri.. Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Doğumu Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları Peygamber Efendimiz (S.A.V)

99 Milyar Salavat KAMPANYASI | Peygamberimizin Kızlarından Hazret-i Ümmü Gülsüm (r.a)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 12-01-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri



Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri başlıklı yazı Mumsema Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri Forum Alev


Şüphesiz, Kâinâtın Efendisinin nurunu alnında bir İlâhi emânet olarak taşıyan atalarının tamamı hakkında fazla bir bilgimiz yoktur Atalarından en çok bilgi sahibi olduklarımız ise, zaman bakımından en yakın olanlarıdır Burada onların hayat ve şahsiyetlerine kısa bir göz atmak yerinde olacaktır - Kusay -Peygamber Efendimizin, asıl ismi Zeyd olan dördüncü kuşaktaki dedesi Kusay, mühim bir şahsiyetti Kendisinin sadece Zühre adında bir erkek kardeşi vardıHz Âdem'den beri devam edip gelen nur-u Ahmedî'yi alnında taşıma şerefi, bu iki kardeşten Kusay'a ihsan edilmişti Büyük oğul olduğu için, âilenin reisliği vazifesi de kendisine verilmişti Küçüklüğünden beri kabiliyetiyle dikkatleri üzerinde toplayan Kusay, büyüyünce Mekke'nin ileri gelen şahsiyetlerinden biri oldu Teşkilâtçılığı, idareciliği, adaletli kararları ile kısa zamanda Mekke halkı arasında büyük bir itimad kazandı Bu sebeple Mekke'nin idaresi ona verildi Mekke'yi ilk defa mahallelere o böldü; her kabileyi, kendilerine ayırdığı mahallelere o yerleştirdi Mekke'nin en mühim işleri onun evinde görüşülüp karara bağlanırdı Kâbe'nin perdedarlığı, hacıların su ihtiyacının karşılanması, onların ağırlanması, savaşa giderken bayrak dikme ve Mekke meclisini idare etme gibi mühim işler, ona emânet edilmişti Kâbe'nin karşısında ve kapısı Kâbe'ye bakan ilk ev onun için inşâ edilmişti Bu ev, Mekke'nin bir nevi hükümet binası veya içinde Mekke Şehir Devletinin her türlü iş ve meselelerinin görüşüldüğü bir parlamento idi Kusay'ın bu konağı tarihte "Dârü'n-Nedve" ismiyle şöhret bulmuş ve Hicretten yarım asır sonrasına kadar da muhafaza edilmiştirKusay, Mekke'de istisnasız herkes tarafından sevilir, sayılırdı Alnında taşıdığı Fahr-i Kâinat Efendimize ait nuru, onu bütün Mekke halkının sevgilisi ve can dostu haline getirmiştiYaşlanınca, âdetleri üzere âile reisliği vazifesini en büyük oğlu Abdüddâr'a teslim etti ve "Sevgili oğlum! Seni bu kavme reis tâyin ediyorum" dediNe var ki, Abdüddâr, bu büyük vazifeyi yürütecek kabiliyete sahip değildi Hayatı boyunca da babasının yerini dolduramadı Çünkü, Fahr-i Kâinat Efendimizin kudsî nuru onun değil, küçük kardeşi Abd-i Menâf'ın alnında parlıyordu Onun da dört oğlu vardı: Hâşim, Abdüşşems, Muttalip ve Nevfel - Hâşim -Hâşim, Resûl-i Ekrem Efendimizin ikinci kuşaktan dedesidir Mekke'nin ileri gelen eşrafından olan Hâşim, ticâretle uğraşırdıPeygamberimizin doğum vakti yaklaştığı için nur-u Muhammedî onun alnında daha haşmetli bir surette parlıyordu Ayrıca birçok üstün faziletleri de üzerinde taşırdı Son derece cömertti Bir kıtlık yılında Mekke'de ekmek bulunmaz olmuştu O, Şam'dan getirdiği has buğday unundan bembeyaz ekmekler yaptırmış, bir çok develer ve koyunlar kestirmiş, ekmek, et ve etsuyu (tirit) ile bütün Mekke halkına büyük bir ziyafet çekmiştiHâşim, üstün seciyeli, kabiliyetli, dirayetli, cömert, faziletli ve herkes tarafından sevilen, sayılan yüksek bir şahsiyetin sahibi olduğu için ismi, ailesine ve soyuna ad olmuştur Bu sebeple Fahr-i Kâinat Efendimizin de arasında bulundukları bu yüce soya, kendilerinden sonra "Haşimîler" denilmiştirHâşim'in dört erkek çocuğu olmuştu: Şeybe (Abdülmuttalib), Esed, Ebû Sayfî ve Nadle 7Hâşim'in nesli erkek çocuklarından Şeybe ile Esed'den devam etmiştir Şeybe, Resûl-i Ekrem Efendimizin birinci kuşaktaki dedesidir Esed ise Hz Ali'nin annesi Fâtıma'nın dayısıdırNe var ki, Esed sulbünden dünyaya gelen Huneyn de zürriyet bırakmayınca, bütün Haşimîler sadece Abdülmuttaliboğulları kolundan gelerek çoğalmış ve yeryüzüne dağılmışlardır 8- Şeybe (Abdülmuttalib) -Peygamber Efendimizin birinci kuşaktaki dedesidir Doğuştan ak saçlı olduğundan kendisine "Şeybe" ismini vermişlerdi Abdülmuttalib onun lâkabıdır O daha çok bu lâkabla şöhret bulmuş ve anılmıştırBu lâkabı alışının hikâyesi şöyle anlatılır:Şeybe küçüklüğünde Medine'de dayılarının yanında kalıyordu Bir gün mahalle arkadaşları diğer çocuklarla Medine'de bir meydanda ok atışı yapıyorlardı Bütün çocuklar arasında, alnında parlayan Kâinatın Efendisine ait nur sebebiyle rahatlıkla farkediliyordu Çocukların bu yarışmasını seyretmek için büyüklerden bir kalabalık da orada toplanmış bulunuyorduOk atma sırası Şeybe'ye gelmişti Okunu yayına yerleştirdi Kendinden emin bir tavırla yayını gerdi Bir an nefesini kesip yayını salıverdi Yaydan fırlayan ok, hedefe tam isabet etmişti Herkes hayranlık dolu bakışlarla kendisine bakarken, o ise bu başarıdan duyduğu sevinç ve heyecanı şu sözlerle dile getiriyordu:"Ben, Hâşim'in oğluyum Ben, (Bethâ) Beyinin oğluyum Okum elbette hedefini bulur"Seyre gelen büyükler Şeybe'nin bu övücü sözlerini duydular Haris bin Abd-i Menâfoğullarından biri yanına yaklaştı ve sorup sual ederek onun Hâşim'in oğlu olduğunu öğrendi Mekke'ye dönüşünde bu adam, durumu amcası Muttalib'e anlattı ve böylesine kabiliyetli ve zeki bir çocuğun yabancı ilde bırakılmasının doğru olmayacağını belirttiMuttalib bu haber üzerine derhal Medine'ye vardı Şeybe'yi alarak Mekke'ye getirdi Muttalib terkisinde yeğeni Şeybe ile Mekke sokaklarına girerken sordular:"Bu çocuk kim?" Göz değmesinden korkan Muttalib'in ağzından, "Kölemdir" sözü çıktıEvine gelince karısı Hâtice de kendisine aynı soruyu yöneltti Yine cevabı "Kölemdir" olduErtesi günü amcasının kendisine aldığı güzel elbiselerle Mekke sokaklarında dolaşmaya başlayınca, herkes onun kim olduğunu merak etmeye ve sormaya başladı Bilenler, "Abdülmuttalib" (Muttalib'in kölesi)" diye cevap veriyorlardı Her ne kadar kim olduğu sonradan ortaya çıktıysa da, ismi, o günden sonra "Abdü'l-Muttalib" (Muttalib'in kölesi) olarak kaldı 97 Tabakat, 1/75-808 Age, 1/79-809 Age, 1/82-83

 

@dj_2@ is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 13-01-2008   #2
Profil Bilgileri
Post --->: Peygamber Efendimiz(s.a.v):<---



PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ MUHAMMED (SAV)' in HAYATI
HzPeygamber (sa) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır Buna düşmanları bile şahitlik ederlerdi Bu yüzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir Habibullah (sav), Mekke'de, Rebi'ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir (M570) Böylece, HzAdem'den beri devam ede gelen peygamberlik nuru sahibini bulmuş oldu Babası Abdullah, Peygamberin doğumun dan iki ay önce vefat etmiştir Annesi Vehb kızı Amine, doğumunda diğer kadınlar gibi eziyet çekmemiş, hatta ağırlık bile hissetmemiştir Hamileyken, bir gece rüyasında tanımadığı bir kimse gelip; "Sen alemlerin hayırlısına hamilesin; doğduğunda adını Muhammed koy", diye ikaz bulunmuş; doğum anında da heybetli bir ses duyarak irkilmiştir Ne zaman ki Muhammed vücuda geldi; baktım, mübarek başını secdeye koydu; ellerini kaldırdı, duada bulundu", şeklinde anlatıyor Hz Muhammed (sav) sünnetli doğmuştur Doğduğunda sırtında ve omuzunda peygamberlik mührü vardı Doğumuna arz şehadet etmiştir
* Resulullah (sav) doğduğu gece, yeryüzünde bir çok put düşüp kırılmıştır
* İran hükümdarı Kisrai kemerli bir saray yaptırmıştı On dört kulesi vardı O gece kulelerin bütün şerefeleri yıkılmıştır
O zaman Araplar arasında adet olduğu üzere, çocuğun süt anneye verilmesi kararlaştırıldı Ancak hiçbir sütanne, yetim bir çocuğu almak istemiyordu Bu arada amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, çocuğu bir müddet emzirdi Kardeşinin oğlunun doğumuna sevinen Ebu Leheb'in, onun şerefine Süveybe'yi azad ettiğini ve bu yüzden Efendimizin doğduğu gün olan her pazartesi günü azabının biraz hafifletildiğini kaynaklar bize bildirmektedir
Sonunda Beni Sa'd kabilesinden Halime binti Ebi Züeyb, HzMuhammed'i kabul etti O sırada Beni Sa'd yurdunda kıtlık vardı Hz Halime bebeğin gelişi ile ineklerin sütünün artığını, çadırın etrafının yeşilliklerle dolduğunu, evine bereketin geldiğini ifade ediyor Resulullah (sav) ,bu göçebe süt anne'nin yanında oldukça sade bir hayat geçirmiştirGündüz otlakta sürülere bakıyor, aileye yardım ediyorduÇoğu zaman ,yalnızca hurma ve süt ile yetiniyorlardı HzMuhammed (sav), süt kardeşleri ile kırlarda oynuyor,koyun güdüyordu Bir defasında, süt kardeşi Şeyma'nın omuzunu bilinmeyen bir sebeple o kadar kuvvetli ısırmıştıki, ömür boyu izi silinmedi Yıllar sonra bir savaşta esir düşen Şeyma'yı, Resulullah (sav) bu yara izinden tanımış gözleri yaşarmıştı HzHalime, HzMuhammed'i (sav) kendi çocuklarından fazla seviyordu Daha ilk günden ondaki farklılığı hisseden Halime, O'nu gözü gibi koruyordu Resulullah, süt annesinin sağ göğsünden emer, sol göğsünü kardeşlerine bırakırdı Ondaki bu üstün hallerden ve mucizelerden ürken HzHalime çocuğu annesine teslim etti Kısa bir süre sonra annesi, zenci cariye Ümmü Eymen ve bir hizmetçi ile Medine'ye hareket ettiler Neccaroğuları kabilesinden birinin evinde ikamet edildi Resulullah'ın babasının kabrini de ziyaret etmişlerdi HzAmine, dönüş yolu üzerinde Ebva denilen yerde vefat etti ve oraya gömüldü Resullah (sav) o sırada altı yaşında bulunuyordu Zenci cariye Ümmü Eymen ile Mekke'ye dönen HzMuhammed (sav), epeyce yaşlı olan dedesine teslim edildi Şefkatli bir insan olan Abdulmuttalib'in, öksüz ve yetim torununa gösterdiği sevgi pek büyüktü Dedesi vefat edince HzMuhammed (sav) diğer dört amcasına tercihen, Ebu Talib' emanet edildi Çünkü güvenilir, zeki, cömert ve iyi kalpli biriydi Diğer amcası Ebu Leheb kendisini içkiye kolay hayata vermiş bir ahlaksızdı Esasen daha çocukluk devresinden itibaren Peygamberimiz ile Ebu Leheb'in arasının açık olduğu görülür Resulullah (sav) pek zengin olmayan fakat cömertliği ile tanınan amcasının yanında pek rahat içinde yaşamıyordu Ancak Ebu Talib ve zevcesi, ona kendi çocuklarından daha iyi bakıyorlar, diğer çocuklar gibi sofra kurulur kurulmaz saldırmadığından ona ayrı yemek çıkarıyorlardı Resulullah'ın yengesine olan sevgisi bir anne sevgisinden farksızdı Ebu Talib Suriye'ye bir kervan götürmek üzere yola çıktığında Resulullah dokuz bir rivayete göre de on iki yaşında idi Şam ile Kudüs arasında Busra denilen bir yerde kervan konakladı Burası Bizans toprağı olduğundan yakında bir manastır bulunuyordu Bu manastırda bulunan rahip Bahira, Hıristiyanlığı bilen, İncil'i derinlemesine incelemiş biriydi Son peygamberin gelmesinin yakın olduğunu biliyordu Ebu Talib'e çocuğun kim oduğunu sordu"oğlum" cevabını alınca,"O senin oğlun olamaz" Bu çocuğun babası ölmüş olmalı", dedi Ebu Talib amcası olduğunu söyleyince, çocuğu hemen geri götürmesini tavsiye etti Ebu Talib'te Mekke'ye dönmekte acele etti

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ MUHAMMED (SAV)' in ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ


Bir insanın hayatında anne babasının yeri tartışılmaz Bu her insan için aynıdır Daha doğmadan babasını çok küçük yaşta da annesini kaybeden HzMuhammed'in (sav) bütün sevgisinin odak noktasını Rabbi teşkil ediyordu Anne ve babasından sonra çok sevdiği dedesi ve amcasını da kaybeden Hz Muhammed'i (sav), Allah (cc) adeta kimse ile paylaşamıyor, Habibi'nin sevgisinin yalnız kendisine ait olmasını istiyordu Resulullah (sav) aynı zamanda ummi idi Zaten Kureyş'in aklına durgunluk veren de; okuması yazması olmayan bir insan dan dünya'nın en güzel sözlerinin duyulması idi Eğer herhangi bir eğitim görmüş olsaydı, ona karşı olanlar ve inkarcılar bunu delil olarak kullanacak ve ayetleri kendisinin yazdığını iddia edeceklerdi ÜmmilikO'nu savunduğu davada bu tür suçlamalardan koruyordu Diğer bir husus; Resulullah'a ilk vahiy edilen ayet; "Seni yaradan Rabbinin adıyla oku", idi Demek ki asıl aydın, asıl ilim sahibi, Allah'ı bilen, O'nun adıyla okuyan, O'nu tanıyan insandır Resulullah'ın (sav) doğumundan itibaren her an, her saniye Allah (cc) tarafından korunduğunu görüyoruz Ondaki farklılık, ondaki üstün haller ve seçilmişlik, bu ilahi himayenin sebebidir O her haliyle diğer insanlardan farklıydı Alemlere Rahmetti O'nda da nefis vardı ama O her türlü kötülük ve günahtan korunmuştu Bir defasında kendine putlara adanan putlara adanmış hayvanların etinden ikram eden Zeyd İbn Ammar'a; "Putlara adananı yemem", buyurmuştur Yine her yıl düzenlenen bir putperest bayramına halaları tarafından zorla götürülmüş, bayram yerinde bazı kişiler gelerek bu ayinlerin kendisine yasaklandığını ona bildirmişlerdir Halaları da O'nu bir daha böyle yerlere götürmemişlerdir

* Sahih hadislerden de anlaşılacağı gibi; Hz Muhammed (sav) soyların en faziletlisinden dünyaya gelmiştir" Allah mahlukatı yarattı ve beni en hayırlılarının içinde kıldıSonra onları,Arap ve Arap olmayanlar diye iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı (Kureyş) Sonra, ailelere ayırdı ve beni en hayırlı aileden kıldıŞahıs olarak da ailenin en hayırlısı kıldı", bu hadisi şerif bize bunu anlatmaktadır

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ MUHAMMED (SAV)' in Hz HATİCE İLE EVLİLİĞİ

Resulullah'ın (sav) ve ailesinin, tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildirHzİbrahim(as) şu duasında da zikrettiği gibi "Ey Rabbimiz, Namazı dosdoğru kılmaları için ben; çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kabe) yanında, eksiksiz bir vadiye yerleştirdim "(İbrahim:37) Mekke vadisinde ziraat yokturGeriye yalnız ticaret kalıyorBu ticaret de daha çok; kumaş , yiyecek kuru yemiş ve güzellik malzemeleri üzerine idi Habibullah (sav) gençlik dönemine girmesiyle beraber ticaretle uğraşmaya başlamıştır Mekkeli tüccar, Kays b es-Saib İslam'dan önce O'nunla ticari münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır Mekke'liler tacire (kadın tüccar) ve tahire ( temiz kadın ) adını verdikleri HzHatice, Mekke'li zengin bir dul kadın idi İki kez evlenmiş, iki eşini de kaybetmişti ( ilk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind bZürare'dir her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur Birkaç sene kıtlığın ağır basması üzerine Ebu Talib, Yeğenini iş istemesi için Hz Hatice'ye gönderdi Hz Hatice'de,ahlakının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz Muhammed'e memnuniyetle kervanını teslim etti ve onu , kölesi Meysere'yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi HzMuhammed (sav) burada Netura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut keşişin dikkatini çekmiş ve kendisi ile tanışmak istemiştir Evvelce tanışmış olduğu Meysere'yi yanına çağırarak HzMuhammed hakkında bazı sorular sordu Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; "O Peygamber'dir, hemde Peygamberlerin sonuncusudur", demekten kendisini alamamıştır HzMuhammed (sav) alışverişlerini tamamladıktan sonra Mekke'ye döndüler Meysere yolculuk boyunca tüm olanları Hz Hatice'ye bir bir anlatır HzHatice'nin Peygamberimize karşı saygısı ve sevgisi bir kat daha artmıştır HzHatice iş bahanesi ile Hz Muhammed'i (sav) sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi Allah Resulu ile evlenmeyi istiyordu Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada HzMuhammed (sav) 25, HzHatice ise 40 yaşında bulunuyordu Peygamber efendimiz daha sonra HzMariye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz Hatice ' dendi Bunların isimleri: Kasım, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir

HzPeygamber her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükarda müşfik davranmışlardır

İLK VAHYİN GELİŞİ VE RİSALETİN BAŞLANGICI

Habibullah (sav) otuzsekiz yaşına girmişlerdi Bir sene boyunca gaibden sesler duyup, bazı nurlar gördüler Daha sonra Allah'ın sevgilisi, altı ay kadar süren sadık rüyalar görmeye başladılar Gördükleri rüyalar apaçık ortaya çıkıyorlardı Hz Muhammed (sav) yaşadıkları bu haller üzerine, yalnızlık aramaya başladılarToplumun zülmetinden sıkılıyor; yalnız kalmayı arzuluyorlardı
Resullah halvet yeri olarak Mekke'ye 5km kadar uzakta bulunan Hira mağarasını tercih etmişlerdi Dedesi Abdulmüttalip'te Ramazan aylarında bu mağarada inzivaya çekilirlerdi Allah Resulü sık sık bu mağaraya çekilip ceddi Hzİbrahim'in dini üzere ibadet ve dua ediyor; insan ve kainatın yaradılış sebep ve hikmetleri üzerinde derin düşüncülere dalıyorlardı 610 senesi, Ramazan ayının 27gecesi idi 40 yaşına gelmiş olan HzMuhammed (sav), o senenin Ramazan ayını bu mağarada geçiriyorduSeher vaktine doğru, vahiy meleği Cebrail (as), Allah'ın Habibine insan süretinde gözükerek hitap etti ve Kur'an'ın ilk ayetlerini kendisine okuduResullah olayı şöyle anlatıyor; " Bana kendisinin Cebrail adlı melek olduğunu ve Allah'ın beni Peygamber olarak seçtiğini bildirmek için geldiğini söyledi Bana abdest almayı ve istincayı öğrettiTemiz olarak dönünce; "OKU" diye emretti 'Ben okumayı bilmiyorum' diye cevap verdim Beni kollarının arasına alıp sıktıSonra yere bırakarak; " Oku" diye emretti Ben yine okuma bilmediğimi söyledim Beni tekrar ve daha kuvvetli bir şekilde sıktıTekrar "Oku" dedi Ben okuma bilmediğimi tekrarladım Be sefer beni üçüncü defa sıkarak bıraktıktan sonra dedi ki; " Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından (embriyo) yarattı Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir Kalemle yazmayı öğreten O'dur İnsana bilmediğini O öğretti" (Alak1-5) Allah Resulu de, Alak süresinin bu ilk ayetlerini tekrar etti, inen ayetler, Resulullah'ın hem diline hemde kalbine yerleşmişti Hemen ardından Melek kayboluverdi Heyacan ve şaşkınlık içerisinde HzResul mağaradan çıkarak evine doğru yola koyulduYolda hayreti bir kat daha arttı Zira ağaçlar, dağlar, taşlar , çiçekler; "Esselamü aleyke ya Resulüllah", diyerek kendisini selamlıyorlardı Titreyerek eve dönen Allah Resulü, hanımına; "beni örtünüz! Beni örtünüz" diyerek yatağa girdiler Uyandıklarında biraz sakinleşmişlerdi Olanları HzHatice'ye anlatarak, tedirginliklerini arz ettiler Bu hadise ile beraber, Resulullah'ın özel hayatı kapanıyor, hayatının ikinci safhası olan Peygamberliği başlıyordu

İLK MÜSLÜMANLAR


Kainatın Efendisi Hira'da aldığı peygamberlik vazifesini ilk olarak eşi HzHatice'ye anlatmıştıEşi böylesine ağır bir vazifenin mesuliyetini zerreden kürreye vücut ve gönül ülkesinde yaşar haldeyken ; Cenab-ı Allah'ın HzHatice'ye yaşattığı hal çok manidardırO büyük kadın 'bana ne oluyor bilmem?' diye endişe duyan Allah Resulüne; 'Müjdeler olsun sebat etCanımı yed-i Kudretinde tutan Allah ' a yemin ederim ki, sen bu ümmetin peygamberisin Allah seni asla bırakmaz Sen sıla-i rahmedersin, sözün doğrusunu söylersin, meşekkatte sabredersin, misafirleri ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın, Allah böyle kuluna kefildir' şeklinde sözleriyle destek olmuş gönlünü açmıştır
Bu sözler onun ne kadar yüce ruhlu, faziletli ve inançlı bir kadın olduğunu göstermektedir Cenab-ı Hakk'ın kutlu Peygamberine verdiği büyük lütuflardan biri de Kendisine HzHatice gibi bir zevceyi nasip etmesidirResul-i Ekrem efendimiz, ilk müslüman olma şerefine de nail olan eşine Cebrail (as) ' dan öğrendiği şekilde abdest aldırdı ve imam olarak iki rekat namaz kıldırdıUlaştıkları gönül birliğini 'Mutlak Bir'in önünde ve O'na sığınarak perçinlediler

HzPEYGAMBERİN ve İLK MÜSLÜMANLARIN MARUZ KALDIĞI İŞKENCELER

Açıktan davetin başlaması ve Müslüman olanların sayısının günden güne artmasıyla beraber, Kureyşliler de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını arttırmışlardı Hareketin lideri olması hasebiyle, en büyük taarruzlar Allah Resulüne yöneltiliyordu HzPeygambere düşmanlık edenlerin başında Ebu Leheb ve karısı gelmekte idi HzPeygamber!in arkası sıra dolanır; o tebliğ ettikçe kendiside; 'Ben onun amcasıyım Muhammed sizi atalarınızın dininden döndürmek istiyor, sakın ona inanmayınız diyordu' HzPeygamberin başının taşla ezmeye yemin etmiş; taşı kaldırdığında kaskatı kesilmiş, muvaffak olamamıştıBir defasında da önünde ateşten bir çukur açılmış, Allah Resulüne yanaşamamıştı Peygambere olan düşmanlığı o dereceye ulaşmıştı ki; Peygamberimizin kızları Rukiye ve Ümmü Gülsüm 'le evli olan oğulları Utbe ve Uteybe'ye onları boşattırmıştı Ebu Cehil'de dili ve eli ile Peygamber efendimize ve Müslümanlara çok eziyet etmiştir Ammar b Yasir'in annesini öldüren bu zalim, Peygamberimiz harem'de namaz kılarken, boğazlanan bir devenin döl yatağını, içinin çirkinlikleriyle getirtmiş ve Resul-i Ekrem secde de iken sırtına koyuvermişti Kureyş'in ulularından olan Velid b Muğire de ; hac mevsimin de halk toplandığında Peygamberimize sıfatlar yakıştırıp, en uygun sıfatında sahir (büyücü) olduğunu, zira Muhammed'in kişi işe kardeşi ve karısı arasını ayırdığını söylüyordu

O Allah Resulü'nü tek başına öldürmeye de teşebbüs etmiş, fakat; Allah'ın bi lütfü olarak, Peygamberimizin sesini Kabe'de namaz kılarken işittiği halde zatını görememiş, ne yana yönelse se arkasından gelmiş bu suretle muvaffak olamamıştır As b Vail HzPeygamber 'in oğlu Kasım öldüğünde en acılı anında kendisi ile 'etber' (erkek çocuğu olmayıp soyu kesilen) diyerek alay etmiştirKevser süresi As b Vail hakkında nazil olmuştur As b Vail bir dağ geçidinde eşşeğinden düşüp bacağını kırmış, bu yaranın şişip mikrop almasıyla rezil bir şekilde ölmüştürŞunu hemen belirtelim ki Allah Resulüne zarar verenlerin hepsi, habis bir ölümle ölmüşlerdir Ya hakaret ettikleri Müslüman'ların ellerine düşerek idam edilerek, ya da Hz Peygamber'in 'Ya Rab ona bir itini musallat et ' diye beddua etmesiyle ölmüşlerdir Nüfuzu olmayanların ve köle olanların durumu daha acıklı idi Ayrıca Müslüman olanlara bizzat kendi aileleri türlü türü işkenceleri reva görebiliyorlardı İslam'ın en azılı düşmanlarından olan Ümeyye bHalef'in kölesi olan Bilal- Habeşi (ra) bazen 24 saat aç susuz bırakılıyor, bazen de boynuna ip takılarak Mekke de ücretle tutulan çocukların tarafında sokak sokak dolaştırılıyordu, buna rağmen taviz vermeyip yüzlerine karşı 'Allah birdir' diye haykıran Bilal-i Habeşi'yi efendisi Ümeyye b Halef kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş kızgın taş ve kumlara sürttürüp yaktırır ağzına güneşte kurumuş bir lokma et verdikten sonra göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurur ve Lat ve uzza'ya tapmadıkça azaba devam edeceğini söylerdi HzBilal'in 'Allah birdir' demeye devam etmesi üzerine çileden çıkan Ümeyye b Halef işkencesini Hz Bilal bayılıp kendisinden geçene dek sürdürürdü HzEbubekir'in telkin ve vesilesi ile İslam'a giren Osman b Afvan da, ilerlemiş yaşına rağmen, amcası tarafından işkenceye maruz bırakılmıştırYine HzEbubekir'in delaletiyle Hz Osman ' dan hemen sonra Müslüman olan Talha b Ubeydullah Kureyş'in azılı pehlivanlarından Nevfel b Adviye tarafından bir iple bağlanıp işkenceye tabi tutulmuştur

Kureyş'in ileri gelen ve zengin ailesine mensup olan Halid bSaid (ra) bir gece rüyasında Allah Resulü'nün kendisini cehenneme atmaya çalışan babasından kurtardığını görmüş ve bu rüya üzerine Müslüman olmuşturOğlunun ibadet ettiğini duyan babası Ebu Uhayha vazgeçmesi için ısrar etti 'HzMuhammed'in dinini asla bırakmam' şeklindeki cevap üzerine, elindeki sopa kırılıncaya kadar oğlunu döven Uhayha, onu iaşesini kesmekle tehdit ettiOğlunun 'rızkı veren Allah'tır' şeklindeki mukabelesi üzerine iyice hiddetlenen Ebu Uhayha onu hapsettirerek günlerce aç susuz bırakmaktan çekinmemiştir İlk Müslümanlardan olan Sa'd bEbi Vakkas da, annesi tarafından zulme uğratılmıştı

HÜZÜN YILI (M620)

Üst üste gelen acı hadiselerin ilki, Hz Peygamber'in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın vefatı oldu
Allah Resulü çok müteessir olmuştuOğlunun cenazesini taşırken karşıda duran Kuaykıan dağına ; "Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi, dayanamaz yıkılırdın", demesi bu derin teessürünün bir ifadesidir Henüz Kasım'ın vefatının hüznü dağılmadan Allah Resulü , diğer oğlu Abdullah'ı da kaybetti Bu acı hadiseler sebebiyle Allah Resulü ve Müslümanların kalpleri kan ağlarken, müşrikler taziye etmek şöyle dursun, sevinçlerinden ne yapacaklarını şaşırıyorlardı Hatta içlerinden Ebu Cehil ve As b Vail işi daha ileri götürerek: " Artık Muhammed ebterdir, nesli kesilmiştir", diye alay edecek kadar küstahlaşmışlardıBu lakaba oldukça alınan Allah Resulü'nü teskin etmek üzere, Allah(cc) Kevser süresini inzal buyurmuştur " Doğrusu, biz sana kevseri ihsan etmişizdir Öyle ise Rabbin için namaz kıl, kurban kes Asıl ebter, şüphesiz seni kötüleyendir"
Bir müddet sonra amcası Ebu Talib hastalandı Artık ölüm döşeğinde idi Allah Resulü bir yandan kendisini korumak uğruna herşeyini feda eden çok sevdiği amcasını kaybedeceğine üzülürken, bir yandan da Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olmasını istiyorduBu sebeple O hastalığı boyunca amcasının yanında pervane olmuş defaatle Kelime-i Şehadete çağırarak; " Ey amcacım, gel sen 'La ilahe illallah'de de ,onunla sana ahirette şefaat edebileyim ", teklifinde bulunmuştu Amcası bu teklife : " Vallahi benden sonra sana ve atalarının oğluna, çok yaşlanmaktan dolayı bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı İstediğin şeyi söyleyip sana tabi olurdum Kureyş, o istediğin sözü, ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için söylemeyeceğim" dedi Allah Resulü'nün ; " Ey amca, şunu bilmelisin ki ,Allah tarafından alıkonuluncaya kadar, senin affedilmeni isteyip duracağım" sözleriyle mukabele etmesi üzerine Allah (cc) Resulünün şahsında mü'minlere şu ölçüyü inzal etti ; " Hakikat sen ,her sevdiğin kişiye hidayete erdiremezsin Fakat Alla'tır ki , kimi dilerse ona hidayet verir ve O hidayete erecekleri daha iyi bilendir" ( kassas,56 / Tevbe,113 )
Ebu Talib'in vefatından üç gün gibi kısa bir süre sonra da, hanımı Hz Hatice'yi kaybettiTeslimiyeti, itaati muhabbet ve merhametiyle Allah Resulü'nün kalbinde taht kuran HzHatice'yi kaybetmek,Allah Resulünü derin bir teessüre boğduOna karşı müstesna bir sevgisi vardıEn büyük destek ve tesellicisi idiVefatından sonra dahi onu hiçbir zaman unutmadı ve rahmetle andı Öyle ki Hz Aişe, hayatta olmadığı halde en çok HzHatice'yi kıskandığını itiraf etmiştir Allah Resulü'nün şu sözü onun Allah katında ve mü'minlerin gönlünde ne kadar ulvi bir yeri olduğuna delalet eder: " Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran kızı Meryem idi Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir"
Doğmadan önce babasını,altı yaşında iken annesini kaybederek öksüz ve yetim kalan Allah Resulü, amcasını ve hanımını kaybetmekle belki de ikinci kez öksüz ve yetim kalmıştı Yüklendiği bu çile ve hüzün dolu hadiselerden ötürü bu yıla " HÜZÜN YILI " denmiştir

İnsanlığı hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teâlâ tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de doğdu İslâm tarihi kaynakları, Hz Peygamber'in nesebi ta Hz Adem'e kadar sıralanan Şecere tabloları ile belirlemişlerdir Bu kaynaklarda Hz Peygamber'in yirminci göbekten atası olan Adnan'a kadar ittifak edilmiş, ancak Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır Ama O'nun Hz İbrahim'in oğlu Hz İsmail soyundan olduğunda şüphe yoktur Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'ın şeceresi şöylece sıralanır: Muhammed b Abdullah b Abdülmuttalib b Hâşim b Abdümenâf b Kusayy b Kilâb b Mürre b Ka'b b Lüeyy b Gâlib b Fihr b Mâlik b En-Nadr b Kinâne b Huzeyme b Müdrike b İlyas b Mudar b Nizâr b Me'add b Adnan

 

mucahitkey is offline  
Alt 13-01-2008   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri



Peygamberimiz Hz Muhammed (sas) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır

İslâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif'ti Mekke'de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler

Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi Bu aylara "eşhür-i hurum"(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu Mekke'nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı(2)

Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu Tâif'le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe'nin duvarlarına asılırdı Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye "el-Muallekatü's-seb'a" (Yedi Askı) denilmiştir

Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva', Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı Mekke'de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu

Arabistan'da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz İbrahim'in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı

İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde (Sûriye'de) "Nebtî", güneyinde (Yemen'de) "Himyerî", Irak'ta ise "Süryânî" yazıları kullanılıyordu Hicaz Arapları Sûriye ve Irak'a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça'yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından "Nesih"; Süryânî yazısından da "Kûfî" denilen yazı sitilleri doğmuştur Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi(3)

İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi
Kur'ân-ı Kerîm "Câhiliyet Devri" denilen bu karanlık dönemi, "İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafı kapladı) karada ve denizde yayıldı"(4) ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır

"Aralarında birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır Şimdi onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar" (en-Nahl Sûresi, 58-59 Ayrıca bkz ez-Zuhruf Sûresi, 17; et-Tekvîr Sûresi,8-9)


2—MEKKE VE KÂBE

Yeryüzünde Allah'a ibâdet için yapılan ilk binâ, bütün namazlarda kıblegâh olarak yönelmekte olduğumuz Kâbe'dir(5) Allah'ın emriyle Hz İbrâhim ve oğlu Hz İsmâil tarafından(6) Milattan 2000 yıl kadar önce Mekke'de yapılmıştır(7) Tavâfa başlama yerinin işâreti olmak üzere, Kâbe'nin güney-doğu köşesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan "Hacer-i Esved" denilen siyah taşı Hz İbrâhim, Ebu Kubeys dağından getirerek hâlen bulunduğu köşeye koymuştur İnşaatın tamamlanmasından sonra Hz İbrâhim ilk tavâfı oğlu Hz İsmâil'le beraber yapmış, bütün insanları hacca, Kâbe'yi ziyârete dâvet etmiştir(8)

Mekke şehri, Hz Peygamber (sas)'in büyük dedelerinden Kusayy tarafından, Kâbe'nin inşâsından çok sonra kurulmuştur Allah'a ibadet için yapılmış olan Kâbe, zamanla "Tevhid İnancı"nın unutulmasıyla, putlarla doldurulmuş; Mekke puperestliğin merkezi hâline gelmiştir

a) Mekke ve Kâbe ile İlgili Özel Vazifeler

Mekke şehrini kuran Kusayy, şehrin idâresi, Kâbe'nin bakımı ve Kâbe'yi ziyârete gelenlere hizmetle ilgili bazı görevler ihdâs etti Bu hizmetler Hz İsmâil'in neslinden olan kimseler tarafından yerine getiriliyordu Bu hizmet ve görevlerden bir kısmı şunlardır:

1- Hicâbe: Kâbe'nin perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma görevidir

2- Sikâye: Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir

3- Rifâde: Kâbeyi ziyâret için Mekke'ye gelenleri ağırlama, barındırma ve muhtaçlara yardımcı olma hizmetidir

4- Nedve: Kusayy tarafından yapılan "Dâru'n-Nedve" adlı istişâre meclisi binâsında yapılan toplantılara başkanlık etme görevidir Savaş, sulh ve memleketin diğer bütün önemli işlerinin kararı, burada yapılan toplantılarda verilirdi Kırk yaşından küçük olanlar, bu meclise alınmazlardı

5- Livâ: Savaş zamanında ve askerin toplanmasında sancağı taşıma görevidir

6- Kıyâde: Savaşta askere komuta etme görevidir

7- Sefâre: Aynı toplum içindeki fertler veya kabîleler arasında meydana gelen çekişmelerde hakem olarak arabulma hizmetidir

8- Hazine-i emvâl: Savaş için hazırlanan silâh, mal ve âletleri muhâfaza etme görevidir

9- Ezlâm: Oklar ile fal bakma işidir

Kâbe'nin üzerine konulmuş olan Hubel adlı putun yanında üç fal oku vardı Birinde: "emeranî rabbî" (Rabbım bana emretti); diğerinde "nehânî rabbî" (Rabbım bana yasak kıldı), yazılıydı Üçünçüsü ise boştu

Yapacağı iş konusunda karar veremeyen kişi, ezlâm işiyle görevli kimse aracılığı ile bu oklardan birini çekerdi Birinci ok çıkarsa, tasarladığı işi yapar, ikincisi çıkarsa o işten vazgeçerdi Üçüncüsü çıkarsa, o işi bir yıl erteler, ertesi sene falı yenilerdi

10- Nezâre: Bir yerden başka bir yere nakledilecek eşyayı kontrol ve muâyene ettikten sonra "taşıma ruhsatı" verme görevidir

Araplar arasında her biri büyük bir şeref sayılan bu hizmet ve görevlerin hepsi Kusayy'ın elinde toplanmışken daha sonra Kureyş arasında dağılmıştır


b) Zemzem Suyu

Hz İbrâhim, Milâttan yaklaşık 2000 yıl kadar önce, Irak'ta Sümer şehirlerinden "Ur" sitesinde dünyaya geldi Peygamber olduktan sonra, halkı tek Allah'a imâna dâvet ettiği için, Bâbil Hükümdârı Nemrut tarafından ateşe atıldı Fakat Allah'ın emri ile ateş onu yakmadı(9) Kendisine imân eden İbrâni'lerle Filistin'e göçtü Birara Mısır'a gitti, orada da kendisine imân eden kimse bulamadığı için, tekrar Filistin'e döndü

Hz İbrâhim, karısı Hâcer ile henüz annesini emmekte olan oğlu Hz İsmâil'i Allah'ın emri ile Filistin'den alıp, Mekke'ye, Kâbe'nin bulunduğu yere götürdü Onlara bir dağarcık hurma ve bir kırba su bırakarak yanlarından ayrılıp Filistin'e döndü O esnâda, henüz Kâbe yapılmamış, Mekke şehri kurulmamıştı Etrâfta ne insan, ne su, ne de hayat işâreti vardı

Hz İbrâhim, eşi ve çocuğundan ayrılıp onları göremeyecek kadar uzaklaştıktan sonra, Kâbe'nin bulunduğu yere yönelerek:

"Rabbımız, zürriyetimden bir kısmını senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez (çorak), bir vâdi içinde yerleştirdim Rabbımız, (beyt'inde) namaz kılmaları için, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları meyvelerle rızıklandır"(10) diye duâ etti ve uzaklaşıp gitti

Yanlarındaki hurma ve su bittikten sonra, Hâcer çocuğunu olduğu yerde bırakıp, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek ümidiyle Safâ ile Merve tepeleri arasında gidip geldiği esnâda bir melek, ökçesiyle Zemzem suyunu ortaya çıkarmıştı Hâcer bu sudan kana kana içti, çocuğunu emzirdi ve Allah'a hamdetti


c) Mekke Şehrinin Kurulması

Hz İsmâil, daha sonra bu bölgeye yerleşen "Cürhümîler" den bir kızla evlendi Kendisi İbrânî, Cürhümîler Yemenli Âribe (halis) Arablarındandı Bu sebeple İsmâiloğullarına "müsta'rabe (arablaşmış) arabları" denilir

Yemen'de "Seylü'l-arim"(11) denilen sel felâketinden sonra bu bölgeye gelen Huzâa Kabîlesi, İsmâiloğullarının da yardımı ile, Cürhümîleri Mekke'den sürüp çıkardılar Cürhümîler, Kâbe'ye hediye edilmiş olan altın geyik heykelleri ile diğer kıymetli eşyayı Zemzem kuyusuna atıp, üzerini toprakla doldurduktan sonra, kuyuyu belirsiz hâle getirerek Mekke'den kaçtılar Bu yüzden Zemzem kuyusu uzun müddet kapalı kaldı

Mekke bölgesinin hâkimiyeti ve Kâbe muhafızlığı üç asır kadar Huzâalılarda kaldıktan sonra Kilâb (Hâkim)' in oğlu Kusayy, milâdî 5 inci asırda Kâbe muhafızlığını ele geçirdi Kureyş'in başına geçerek, Huzâalıları bu bölgeden çıkardı Kâbe'nin etrâfında bugünkü Mekke şehrini kurdu Ölümünden sonra kabîle başkanlığı ve Kâbe muhâfızlığı oğlu Abdimenâfa, ondan da oğlu Hâşim'e kaldı Haşim ticâret için gittiği Şam seferinde Gazze'de ölünce, rifâde (ziyâretçileri ağırlama ve barındırma) ve sikaye (ziyâretçilere su temin etme) vazifelerini küçük kardeşi Muttalib üzerine aldı

d) Şeybe'nin adı Abdülmuttalib kaldı

Hâşim, Medine'de Hazrec kabîlesinin Neccâr oğulları kolundan Amr kızı Selmâ ile evlenmiş, "Şeybe" adında bir oğlu olmuştu Selmâ Medine'den ayrılmadığından, Şeybe de Medine'de dayılarının yanında büyümüştü Hâşim'in vefâtından sonra, amcası Muttalib O'nu Mekke'ye getirdi Mekkeliler Muttalibin yanında tanımadıkları bir çocuk görünce, Şeybeyi Muttalib'in kölesi sanarak, Ona "Abdülmuttalib" dediler Bu yüzden Şeybe, Abdülmuttalib adıyla anıldı


e) İki Kurbanlığın Oğlu

Abdülmuttalib, 10 oğlu olduğu takdirde, bunlardan birini Allah için kurban etmeyi adamıştı(12) Bu eski âdet, bize Hz İbrâhim'in gördüğü bir rüyâ üzerine oğlu Hzİsmâil'i kurban etmek istemesini(13) hatırlatmaktadır

Abdülmuttalib, çeşitli zevcelerinden 10 oğlu olunca aralarında kur'a çekerek adağını yerine getirmek istedi Kur'a sonucuna göre, ileride Rasûlullah (sas)'in babası olacak olan Abdullah'ın kurban edilmesi gerekiyordu Bir arrafe (kadın kâhin)nin tavsiyesine uyularak, belirli sayıda deve ile Abdullah arasında kur'a çekildi Kur'a Abdullah'a düştükçe, develerin sayısı onar onar arttırılarak, yeniden çekildi 10 deve ile başlayan kur'a çekimi, develerin sayısı 100 olunca nihâyet develere isâbet etti(14) Böylece Abdullah'ın yerine 100 deve kurban edildi Bu olaya ve neslinden geldiği Hz İsmail'in kurban edilmesi teşebbüsüne işâretle Rasûlulllah (sas) Efendimizin:

"Ben iki kurbanlığın oğluyum" (15) buyurduğu nakledilmiştir O zamana kadar 10 deve olan diyet (öldürülen bir kimsenin kan bedeli) de, bu olaydan sonra, 100 deveye yükselmiştir(16) İslâm Hukuku'nda kan bedelinin 100 deve olması, zamanla örf hâline gelen bu olaya dayanmaktadır

f) Zemzem Kuyusunun Temizlenmesi

Muttalib'in ölümünden sonra, kabîle başkanlığı ile Rifâde ve Sikâye hizmetleri Abdülmuttalib'e verilmişti Abdülmuttalib, Zemzem'in yerini bulup yeniden kazdırdı Cürhümîlerin Mekke'den kaçarken kuyuya attıkları altın geyik heykelleri, kılıç ve zırhlar çıkarılarak kuyu temizlendi Zemzem kuyusunun idâresi, Abdülmüttaliboğullarında kaldı

3- FİL VAK'ASI (Ebrehe'nin Kâbe'ye Saldırması) (571 M)

Habeşistan Kırallığı'nın Yemen Vâlisi Ebrehe, Hristiyanlığı Arabistan'da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San'a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı Üstelik, Kinâne Kabîlesi'nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile Kâbe'yi yıkmak üzere Mekke üzerine yürüdü Arapların bu orduya karşı koyabilecek güçleri yoktu Mekkeliler şehri boşaltarak etraftaki dağlara çekildiler

Ebrehe, Mekke yakınlarında karargâhını kurdu Kureyş Kabîlesinin reisi olan Abdülmuttalib'e elçi göndererek, kan dökmek üzere değil, sâdece Kâbe'yi yıkmak için geldiğini bildirdi Bu esnâda Ebrehe'nin öncü kuvvetleri Mekkelilerin sürülerini yağmalayıp ordugâha götürmüşlerdi Bunlar arasında Abdülmuttalib'in de yüz devesi vardı Abdülmuttalib, Ebrehe'ye giderek yağmalanan sürülerin geri verilmesini istedi Ebrehe:
-"Ben, Kâbe'yi yıkmamam için ricâya geldiğini sanmıştım Görüyorum ki sen, develerinin derdindesin, bunu sana yakıştıramadım" deyince, Abdülmuttalib büyük bir vakarla:

-" Ben, develerin sâhibiyim, onları istiyorum Kâbe'nin de sâhibi var O'nu sâhibi koruyacaktır" diye cevap vermişti Bu cevap karşısında Ebrehe, Abdülmuttalib'in develerini ve Mekkelilerin yağmalanan bütün mallarını geri verdi


Kur'an-ı Kerîm'de de açıklandığı üzere, Ebrehe amacına ulaşamadı Kâbe'yi yıkmak üzere hücûma geçileceği sırada, Ebrehe'nin her seferinde berâberinde bulundurduğu Mamut adlı büyük fil ile diğer filler her türlü çabaya rağmen, diz çöküp oldukları yerde kaldılar; Kâbe cihetine yürümediler Bu esnâda gök yüzünde beliren sürü sürü kuşlar, ağızlarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Kâbe'ye hücûma hazırlanan askerlerin üzerine bıraktılar Ebrehe'nin büyük ordusu bir anda perişan oldu(17) Büyük bir kısmı orada telef oldu Kaçıp kurtulabilen askerlerin bir kısmı ile Ebrehe San'a'ya döndü ise de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak çok geçmeden öldü

Ordu'nun önünde yürüyen filler sebebiyle, tarihte bu hâdiseye "Fil Vak'ası", bu olayın meydana geldiği seneye de "Fil Yılı" denilmiştir

"Kâbe'yi yıkmağa gelen fil sâhiplerine, Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların kötü plânlarını (hile ve düzenlerini) boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi Sonunda onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi" (Fil Sûresi, 1-5)


Rasûlllah (sas) Efendimiz, Fil Vak'ası'ndan 52 gün kadar sonra dünyaya geldiği için bu olayı görmemişti Fakat bu Sûre indiği esnâda bu olay o kadar iyi biliniyordu ki, hayatta olanlardan, olayı görmemiş olanlar da sanki görenler kadar olaydan haberdardı Bu sebeple Hz Muhammed (sas) olay sırasında henüz dünyaya gelmemiş olduğu halde "görmedin mi?" buyrulmaktadır Burada görmek , "bilmek ve duymak" anlamında kullanılmıştır

 

mucahitkey is offline  
Alt 14-01-2008   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri



sağolasın çok güzel bir paylaşım sunum

 

**İnSpEcToR** is offline  
Alt 01-03-2008   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri



BAŞKA SoRUSU OLAN WAR MI ACABA????????

 

mucahitkey is offline  
Cevapla
Tags: dedeleri, efendimizsavin, peygamber


Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedeleri ile ilgili Benzer Konular
541 Kez Görüntülendi

Peygamber Efendimiz )S.A.V.)'in duaları Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (sav) Buyuruyorki Sünnet & Hadis
Peygamber Efendimiz(S.A.V)` in Adetleri.. Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Doğumu Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları Peygamber Efendimiz (S.A.V)


Saat 22:20.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542