FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları ile ilgili Benzer Konular
393 Kez Görüntülendi
Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Faziletleri
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz )S.A.V.)'in duaları
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (sav) Buyuruyorki
Sünnet & Hadis
Peygamber Efendimiz(S.A.V)` in Adetleri..
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Doğumu
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Bayanlara en güzel yerden nasihatler
|
Biz Müslümanlar için "en iyi, en ideal aile nasıl olmalıdır?"
Konu Araçları
28-01-2008
#
1
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları başlıklı yazı Mumsema Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları Forum Alev
Hazret-i Fatıma (r
a)
Rasulullah'ın Neslini Devam Ettiren Nur Yumağı
Hazreti Fâtıma radıyallahu anhâ Nebîler Efendisinin son çiçeği
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dünyada neslini devam ettiren nur yumağı
Kızlarının en küçüğü
Cennet gençlerinin efendileri Hz
Hasan ve Hüseyin'in anneleri
Hz
Ali kerremallahu veche efendimizin zevcesi
Eli değirmen döndüren "Fâtıma ana" diye anılan bir sultane anne
Beyi ve çocuklarıyla ehl-i beyt'i teşkil eden ümmetin hanımlarının seyyidesi
Cennet hurilerinin hanımefendisi
O, Bi'setten yaklaşık bir yıl önce Mekke'de doğdu
Resûl-i Ekrem (s
a
) efendimiz ona Fâtıma adını verdi
Deylemî'nin Ebû Hureyre (r
a
)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: "Onu sevenleri, Allah'ın Cehennem'den uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim
" buyurdu
Fâtıma, "sütten kesilmiş" anlamına gelmektedir
O, Zehra ve Betül lakablarıyla meşhurdu
Zehra; "Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın" manasına, Betül ise; "Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu kadın" anlamına gelmekteydi
O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa anneciği Hz
Hatice (r
anhâ)'nın vefatından sonra babacığının yanından hiç ayrılmadı
Bazan babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi
Bazan da babasının peşini takip etti
Müşriklerin işkencelerine maruz kalan babacığına yardımcı olmağa çalıştı
Bir gün babasıyla Kâbe'ye gitmişlerdi
Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar
Babacığı Kâbe'nin yanında namaza durdu
Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek babasının sırtına koydu
Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar
Buna çok öfkelenen küçük Fâtıma babacığının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi
Fahr-i Kâinat (s
a
) efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o azgın kişilere ellerini açarak: "Allah'ım bu azgınları sana havale ediyorum Ya Rabbî! Kureyşi sana bırakıyorum" buyurdu
Abdullah İbni Mesûd (r
a
) Kâbe hareminde Resûlullah (s
a
) Efendimize bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok fecî olduğunu şöyle anlatır: "Allah Hakkı için o azgın müşrikleri Bedir günü gördüm
Hepsini katlettiler
Bir kısmını sürüyerek Bedir kuyusuna attılar"
Hazreti Fâtıma Mekke'de babacığının yanından ayrılmadığı için bu tür ezâ ve cefâları çok gördü
Yine bir gün Kâbe'ye varmışlardı
Müşrikler baabacığının etrafını sararak: "Şunu şunu söyleyen sen değil misin?" diye hakaret ettiler
Hatta azgın bir müşrik İki Cihan Güneşi Efendimiz'in yakasından tutup sıkıştırdı
Küçük Fâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı
Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek: "Evet bunları söyleyen benim"buyurdu
Bu esnada Hz
Ebû Bekir (r
a
) yetişti ve: "Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?" diyerek müdahale etti ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı
Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz'in Mekke dönemi böylesine çetin geçti
İslâm'ın yayılması için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti
Zira zafer, sabırdan sonra idi
Bu sebebten o kendine yapılanlara aldırmaz, kin tutmaz ve kişileri Allah'a havâle ederdi
Bir gün yine yolda giderken azgın bir müşrik, Efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attı
Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü
Nur topu yavrucuğu Fâtıma, kapıyı açınca babacığını tanıyamadı ve ağlamağa başladı
Ablaları da ağlıyordu
Peygamber babacığı ise kendilerine gülümsüyordu: "Zararı yok, su ile temizlenir" diyordu
Böylece nur parçası yavrularını sukûnete kavuşturmağa çalışıyordu
Fakat küçük Fâtıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu
Onu susturabilmek için: "Ağlama kızım
Yüce Allah, babanı koruyacaktır
" buyurdu ve ona Allah'ın hıfz u emânında olduğunu duyurdu
Bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeğe gayret etti
Hz
Fâtıma (r
anhâ), Peygamber babasının engin sevgisi ve bol şefkati altında büyüdü
Babacığındaki merhameti ve güzel ahlâkı, anneciğindeki asâleti, cömertliği, babacığına karşı hizmet, hürmet ve muhabbeti gördü
İslâm uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığını ve o yolda fedakârlığın en güzel örneklerini bizzat yaşarak öğrendi
Tam bir iffet ve izzet-i nefs nûmûnesi olarak bütün güzellikleri hayatına nakşederek kendisini yetiştirdi
O şanslı bir genç hanımefendiydi
Peygamber babası ve anneler sultanı Hz
Hatice'nin yanında onların gözetiminde eğitimini tamamladı
Rahmet ve şefkat pınarından doyasıya içti
Fakat küçük yaşta çok çileler çekti
Çocukluğu Kureyş'in zulum, baskı ve ambargoları altında geçti
Daha henüz ömrünün baharını yaşarken anneciğini kaybetti
Mekke'de Müslümanlara ezâ ve cefalar arttı
İşkenceler dayanılmaz hal aldı
Bunun üzerine babacığına hicret izni verildi
Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi de Medine-i Münevvere'ye hicret etti
Hz
Fâtıma (r
anhâ) bu göç ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Mekke-i Mükerreme'ye vedâ etti
Medine-i Münevvere'de huzurla yaşamağa başladılar
Babacığı Hz
Âişe (r
anhâ) annemizle, ablaları da Hz
Osman (r
a
) ile evlendi
Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşlarına girmişti
Nebiler sultanı Efendimizin son çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı
O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi
Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahibti
Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı
Son derece mütevaziydi
Söz ve davranışlarında vakurdu
Çok az konuşurdu
Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı
Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi
Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi
İki Cihan Güneşi Efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi
Bu sebebten ona Peygamber'e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek için ashâb-ı kiramın büyüklerinden dahi talepler gelmişti
Önce Hz
Ebû Bekir (r
a
) sonra Hz
Ömer (r
a
) dünür olmuştu
İki Cihan Güneşi Efendimiz bu yakın dostlarına: "Fâtıma hakkında Allah Teâlâ'nın emrini bekleyelim
" buyurmuştu
Bu haberler Medine'de yayılınca Ebû Tâlib ailesi Hz
Ali'yi bu konuda acele davranması için uyardı
Onun da gidip tâlib olmasını istediler
Fakat o: "Ebû Bekir ve Ömer'den sonra bana verirler mi?" diye çekindiğini söyledi
İkna ederek onu istemeğe râzı ettiler
Evliliği ile ilgili olarak Hz
Ali (r
a
) kendisi şöyle anlatır:
"Halk arasında konuşulanları duyan azadlı kölem bir gün bana: "Ey Ali! Fâtıma'nın Rasûlullah (s
a
)'den istendiğini biliyor musun?" dedi
Ben de: "Bilmiyorum
" dedim
Tekrar bana: "Ey Ali! Rasûlullah'a gidip Fâtıma'yı sana nikâhlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?" dedi
Ben de: "Yanımda birikimim yok
" dedim
O da: "Rasûlullah'a gidersen, muhakkak sana Fâtıma'yı nikâhlar!
" diyerek bana gitmemi ısrar etti
Ben ise bu konu için Rasûlullah (s
a
)'in huzuruna çıkmaktan çekiniyordum
Fakat akrabalarımın hepsi bana: "Fâtıma'yı Rasûlullah'tan bir de sen iste
" diye teşvik ediyordu
Sa'd ibni Mu'az (r
a
), bu hususta beni ikna eyledi
Nihayet çekinerek, sıkılarak da olsa Rasûlullah (s
a
)'e bu teklifi götürmek üzere evden çıktım
Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz'i, Ümmü Seleme (r
anhâ) annemizin evinde buldum
Kapıyı çaldım ve selâm verdim
İçeri buyur ettiler
Efendimiz bana yanında yer gösterdi
Ben de edebli, mahcub ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum
Halimi anlayan Efendimiz "Ya Ali! Öyle zannederim ki bir murâdın var
" buyurdu
Ben de: "Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun
Senin bereketinle sırat-ı müstakimi bulduk
Hayatımın sermayesi sensin
Nice zamandır ona cüret edip söyleyemedim
" diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve: "Herhalde Fâtıma'yı istemeye geldin
" buyurdu Ben de: "Evet" dedim
Bunun üzerine: "Fâtıma'ya mehir olarak verebileceğin neyin var?" diye sordu
Ben de: "Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var
" dedim
Efendimiz: "Kılıcın sana lazımdır
Deven bineğindir
Zırhını sat Ya Ali!" buyurdu ve sözüne devamla: "Hak Teâlâ kendi katında Fâtıma'yı sana nikâhladı
Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi
" dedi
Hz
Ali (r
a
), Rasûlullah (s
a
)'in huzurundan gayet neşeli bir şekilde çıkıp mescide vardı
Peşinden Efendimiz teşrif etti ve Bilâl'e yönelerek; Muhâcir ve Ensar'ı toplamasını söyledi
Ashâb-ı kiram mescidde toplanınca Fahr-i Kâinat (s
a
) minbere çıktı ve:
"Hamd olsun Allah'a ki, verdiği nimetlerle övülen O'dur! Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibadet edilen O'dur! Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O'dur! Azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O'dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O'dur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan ve izzetiyle sağlamlaştıran O'dur! Gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed'le halkı şereflendiren O'dur!
Yüce Allah, karşılıklı hısımlıklarla nesebleri birbirine katmayı emir buyurmuş ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır
Ey müslümanlar!Yüce Allah Fâtıma'yı Ali'ye nikâhlamamı bana emir buyurdu
Sizler şâhit olunuz; Fatıma'yı 400 miskal gümüş mehirle Ali'ye nikâhladım
" buyurarak kısa ve öz bir hitabede bulundu
Sonra Hz
Ali (r
a
) kalktı ve: "Söze Hak Teâlâ'ya hamd ederek başladı
Peşinden Rasûlullah kızı Fâtıma'yı bana nikahladı
Onun mehri benim küçük zırh gömleğimdir
Ben buna râzı oldum
Sizler de bu akde şahid olun" dedi
Ashâb-ı Kiram bu hayırlı işe çok sevindi
Cümlesi ayrı ayrı Hz
Ali'yi tebrik etti
Sonra Resûl-i Ekrem (s
a), Ali'nin evine geldi ve: "Ya Ali! Var git küçük zırh gömleğini sat, parasını bana getir
" buyurdu
Hz
Ali (r
a
) zırhını alıp çarşıya çıktı
Yolda Hz
Osman (r
a
) ile karşılaştı
Zırhını satacağını söyleyince Hz
Osman istediği bedeli 480 dirhemi verdi ve satın aldı
Sonra ona: "Ya Ali! Bu zırha sen benden daha lâyıksın
Lütfen hediyem olarak kabul eyle
" diyerek geri verdi
Hz
Ali (r
a
), bu muhabbet ve hediyeye çok sevindi
Zırh gömleğini ve parayı alarak İki Cihan Güneşi Efendimize getirdi
İki seçkin ashâbının karşılıklı muhabbetinden ve yardımlaşmasından pek memnun kalan Efendimiz
Hz
Osman'a dua etti
Onun nazik davranışını takdir etti
Rasûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz, o paradan bir miktarını alıp Bilâl'e verdi
Bununla çarşıdan koku almasını tenbih etti
Düğün için gerekli zarûrî ihtiyaçları çeyizleri almak üzere bir miktar daha aldı ve Hz
Ebû Bekir (r
a
)'e uzattı
Paranın kalan kısmını da müminlerin annesi Ümmü Seleme (r
anhâ)'ya emanet olarak gönderdi
Hz
Ebu Bekir (r
a
), Selman ve Bilâl yardımcıları birlikte çarşıya çıkıp çeyizlik eşyaları ve diğer ihtiyaçları temin ettiler
Çeyiz olarak alınan eşyalar şunlardı:
1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastık, 3 adet minder
2 döşek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapılmış su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim, 2 adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbise, 2 adet el değirmeni, 1 meşin su bardağı, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yaprağından örülmüş sedir
Ne güzel çeyiz!
Ne mütevâzi eşyalar!
Ne sâde hayat!
Ne mutluluk!
Ne kolay evlilik!
Günümüz insanına ne ibretli ders!
Gençlerimize ne eşsiz örnek!
Allah'ım cümlemize hisse almayı nasib et!
Amin
O Benden Bir Parçadır
Zaman su gibi akıp gidiyor, günler bir bir geçiyordu
Hz
Fâtıma (r
anhâ)'nın çeyizleri alınmıştı
Düğün hazırlıkları tamamlanmış fakat günü belirlenmemişti
Hz
Ali ile kardeşi Akil düğün mevzuunda görüşmek üzere birlikte Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimizin hanesine geldiler
Kapıda Ümmü Eymen'e rastladılar ve durumu ona açtılar
O da: "Bu iş için bana biraz müsade edin
Ben size yardımcı olayım
Meseleyi önce Resûlullah zevcelerine açar ve bir cevap almaya çalışırım
" diyerek onları geri döndürdü
Rasûlullah (s
a
)'in hizmetinde bulunan dadısı Ümmü Eymen bu meseleyi Ümmü Selleme annemize söyledi
O da Hz
Âişe (r
anha)'nın evinde toplandıkları bir sıra da Efendimize durumu arzetti ve: "Yâ Rasûlallah! Haticetü'l-Kübrâ hayatta olsaydı bize söz düşmezdi
O bu işi tamamlardı
" diyerek söze başladı
Vefâkar Efendimiz, Hz
Hatice annemizin ismini duyunca; "Onun gibi hatun nerde bulunur? Herkes beni yalanlarken o tasdik etti
Bütün malını İslâm yoluna sarfetti
" buyurdu
Onun hizmetini ve büyüklüğünü bu vesileyle tekrar duyurdu
Ümmü Seleme annemiz söze devamla: "Ya Rasûlallah! Hakîkaten Hatice dediğiniz gibiydi
Cenâb-ı Hak onu ve bizleri Cennette cemeylesin
Şimdi onun kızı Fâtıma'yı düşünsek
Amca oğlun Ali düğünlerinin yapılmasını istiyor
Siz ne buyurursunuz?" dedi
Efendimiz: Ali bana böyle bir şey söylemedi
" buyurdu
Ümmü Seleme annemiz de: "Ya Rasûlallah! Ali mahcûbiyetinden, edebinden size söyleyemez
" dedi
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz: "Öyleyse Ali'yi çağırın
" buyurdular
Ümmü Eymen koşup Hz
Ali'yi çağırdı
Mahcubiyetinden sıkılarak huzura giren Ali (r
a
) bir kenara oturdu
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz: "Yâ Ali düğününüzün olmasını arzu ediyor musun?" buyurdu Ali de: "Evet" dedi
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz: "Fâtıma'nın çeyizi tamamdır
İnşallah bu vazifede yerine gelecektir
" buyurdu
Ümmü Seleme annemize haber gönderip 10 dirhem istedi
Gelen parayı Hz
Ali'ye uzattı ve: "Ya Ali! Bir miktar hurma, biraz tereyağı biraz da yoğurt al gel" buyurdu
Hz
Ali siparişleri alıp huzura getirdi
İki Cihan Güneşi Efendimiz hurmaları bir kaba boşaltıp mübarek elbisesiyle ezdi
Biraz un, yoğurt ve tereyağı ile karıştırarak tatlı bir düğün yemeği yaptı
Arapların meşhur "Hays" adını verdikleri bu yemeği tabaklara koydu
Bu velîme hazırlığından haberdâr olan Sa'd İbn Ubâde (r
a
) katkı olmak üzere derhal bir koyun kesti getirdi
Bir başka sahâbî yağ, un v
s
getirdi
Hazırlıklar tamam olunca Resûl-i Ekrem (s
a
) efendimiz: "Yâ Ali! Ashab-ı Kiramı davet et! Dostlarını davet et!" buyurdu
O da dışarı çıkıp ashâbı davet etti
Gelenler onar onar içeri alınıp sıra ile sofraya oturtuldu
Bu şekilde sofralar dolup taştı
Gönülleri bereket, rahmet kuşattı
Hz
Ali (r
a
) o gün velîme yemeğinden yediyüz kişinin yediğini nakletmiştir
İki Cihan Güneşi Efendimiz Ümmü Seleme annemizle Ümmü Eymen'den Fâtıma'yı giydirip kuşatmalarını istedi
Bir deve getirilip süslendi
Hz
Fâtıma bindirildi
Yuları Selman-ı Fârisî (r
a
)'ın eline verildi
Huzur ve neşe içerisinde Hz
Ali'nin evine getirildi
Böylece kadınlık âleminin hanımefendisi Hz
Fâtıma (r
anhâ) şânına yakışan bir sadelik içinde gelin oldu
Bu mesut düğün hicretin 2
yılının Zilhicce ayında yapıldı
Ümmü Eymen'in anlattığına göre Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz kendisi gelinceye kadar Hz
Ali'nin Fâtıma'nın yanına gerdeğe girmemesini emir buyurmuştu
Efendimiz gelip kapıyı çaldı
Dadısı Ümmü Eymen karşıladı
Selam verdi
İçeri girmek için izin istedi
İzin verilince girdi ve: "Kardeşim burada mı?" diye sordu
Ümmü Eymen: "Ya Rasûlallah! Kardeşin kim?" dedi
Efendimiz de: "Ali ibni Ebî Tâlib" buyurdu
Dadısı: "Sen kızını onunla nikâhladığına göre o nasıl kardeşin olur?" dedi
Efendimiz: "Evet! o öyledir
" buyurdu
Yani o benim dinde kardeşim olur
Fâtıma ile evlenmesinde bir sakınca yoktur dedi
Sonra bir kapla su getirtti
Abdest aldı ve Hz
Ali'yi çağırdı
Abdest suyundan göğsüne iki omuzunun arasına serpti
Sonra Hz
Fâtıma'ya da aynı şekilde davrandı ve: "Allahümme bârik fîmâ ve bârik lehüma fi neslihimâ= Allah'ım bu evliliği mübarek kıl! Onlara ve nesillerine mübarek kıl
" buyurdu ve: "Ey Allah'ım ! Fâtıma ve zürriyeti hakkında kovulmuş şeytandan sana sığınırım
" diye duâ etti
Hz
Ali için de aynı duâyı tekrar ederek: "Allah'ın ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanına
" buyurdu
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz evlenecek bir kimseyi tebrik edeceği zaman "Allah bunu senin için mübarek kılsın! Allah'ın bereketi senin üzerine Olsun! Allah ikinizi hayırda birleştirsin!" diye duâ ederdi
Yeni gelin ve damata bu duâları yaptıktan sonra onların arasındaki muhabbeti kuvvetlendirmek için kızına: "Vallahi Ey Fâtıma! Ben seni, ailemin en hayırlısına nikâhladım! Allah hakkı için erin iyi erdir
Sahâbenin evvelidir
İslâm'da büyüğüdür
İlim de en derinidir
İmamların kadısı, İslâm'ın kahramanıdır
Zinhar ona isyan eyleme ve emrine muhalefet etme!" diye nasihatta bulundu
Damadına da: "Ey Ali, Fâtıma'nın hakkına riâyet eyle! Onu hoş tut
O benden bir parçadır
Eğer onu üzersen, beni üzmüş olursun
" buyurdu
Her ikisini de Allah'a emanet ederek oradan ayrıldı
Yeni bir hayat başladı
Nurlu bir ocak kuruldu
İki Cihan Güneşi Efendimizin neslini devam ettirecek bir nur yumağı oluştu
Bu mesut evlilikten "seyyid" "şerif" ünvanlarıyla anılan bahtiyar insanlar dünyaya geldi
Cennet gençlerinin efendileri ve cennet hurîlerinin hanımefendileriyle nurlu nesil devam etti
Seyyidler neslinin kaynağı olan bu aile muhabbet dolu sıcacık bir yuva oldu
Orada sevgi, saygı şefkat, merhamet, hizmet, firaset, nezâket ve nezâhet gibi üstün ahlâkî meziyyetler yeşerdi
Acısıyla tatlısıyla hayatı olduğu gibi kabul eden aile ferdleri, dünyanın sıkıntılarını da birlikte sabır ve rıza ile göğüslediler
Evin içindeki hizmetler Hz
Fâtıma'ya dışardaki işler de Hz
Ali'ye bırakıldı
İç ve dış hizmetleri paylaşma yönüyle onlar bir bütünün iki parçası haline gelmişlerdi
Hz
Fâtıma (r
anhâ) yerine göre el değirmeninde arpa öğütüp ekmek yaptı
Yemeğini pişirip, temizliğini yaptı
Ev işleriyle uğraştı
Değirmeni çevirmekten avuçlarının içi kabardı
Ama yokluktan, yoksulluktan hiç şikâyet etmedi
Zâhidâne bir hayat yaşayıp kimseye dert yanmadı
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz damadını ve kızını evliliklerinin ilk altı ayında devamlı sabah namazına çıkarken kapılarının önünde durup: "Ey Muhammed'in ev halkı! Haydi Namaza!" diye çağırmış ve peşinden; "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister
" meâlindeki Ahzâb sûresi 33
âyetini okumuştur
Bir defasında da sabah namazı dönüşünde damadının evine uğramış ve kızını uykuda bulunca, namazını kılmadı zannederek şöyle seslenmişti:
"Kızım Fâtıma! Muhammed Mustafa'nın kızıyım diye sakın namazı terk edeyim deme
Beni hak peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki, beş vakit namazı vakti içinde kılmadıkça cennete giremezsin" buyurdu
Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz bir gün kızının hastalandığını duydu ve ziyaretine gitti
İmran İbni Husayn (r
a
) da yanında idi
Kapıya varınca tıklattı ve selâm verdi
Hz
Fâtıma (r
anhâ) derhal kapıyı açtı ve : "Buyurun babacığım" diyerek içeriye aldı
Sevincinden hastalığını unutmuş gibiydi Efendimiz: "Kızım yanımda İmrân İbni Husayn var başını ört!" buyurdu
Hz
Fâtıma (r
anhâ): "Babacığım bundan başka örtüm yok
Onunla başımı örtsem vücudum açıkta kalıyor
" dedi
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz: "Örtüyü düz olarak değil, değirmi köşeli olarak ört ki her tarafını kapasın" buyurdu Sonra İmran İbni Husayn da içeri alındı
O da "geçmiş olsun" dileğinde bulundu dua ederek izin istedi
Hz
Fâtıma (r
anhâ) böylesine yoksul ve fakirlik içerisinde bir hayat sürdü
Birgün arpa öğütmek için el değirmenini çevirmekten avuçlarının içi kabardı
Bunu Hz
Ali'ye göstererek bir çare aramasını arzu etti
Hz
Ali (r
a
) da dilersen babacığına durumu açabilirsin dedi
Medine'ye esirlerin getirildiğini duyan Hz
Fâtıma (s
a
) babacığından bir hizmetçi vermesini istedi
Rahmet Peygamberi (s
a
) Efendimiz kızına: "İstediğinden daha hayırlısını size haber vereyim mi?"
Cebrâil'in bana öğrettiği şu kelimeleri her namazın sonunda okursan, hizmetçiden daha iyidir
Bunlar: Otuz üç defa: "Subhânallah" otuz üç defa: "Elhamdülillâh" otuz üç defa da: "Allahü Ekber" demenizdir
Hz
Ali (r
a
) ile Hz
Fâtıma (r
anhâ) arasında kurulan evlilik ümmete ibretler dolu örnek bir yuva oldu
Karı ile koca arasındaki sevgi saygı, samimiyet, hizmet ve güzel geçime en iyi örnek bir yuva
Bu yuvanın fertlerinden birisi üzgün olsa diğeri onun üzüntüsünü gidermek için gayret eder ve evdeki eksikleri görmezden gelerek musâmaha ile karşılardı
Müşterek hizmet ve sohbet zeminleri oluşturularak birbirlerini dinler ve dertleşirlerdi
Fakat beşer olarak küçük kırgınlıklar da olmaz değildi
Birgün Resûl-i Ekrem (s
a
) Efendimiz kızını ziyarete gitmişti
Damadını evde göremeyince kızına: "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu Hz
Fatıma da: "Aramızda ufak bir şey geçti
O sebeple çıkıp gitti
" cevabını verdi
Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz dışarı çıktı ve Sehl İbni Sa'd (r
a
)'a: "Ya Sehl git Ali'ye bak
Nerede ise bana haber ver
" buyurdu
Sehl doğru mescide koştu
Hz
Ali'nin orada uyumakta olduğunu gördü
Dönüp geldi ve mescidde yattığı haberini verince Efendimiz kalktı mescide gitti
Hz
Ali toprak üzerine uzanmış uyuyakalmıştı
Rahmet Peygamberi Efendimiz damadını bu vaziyette görünce mübarek elleriyle yüzündeki tozları sildi
Üstü başı toprak olduğu için "Ey Ebû Tûrâb kalk!" diye seslendi İki Cihan Güneşi Efendimizin sesini duyan Hz
Ali derhal ayağa kalktı
Üstü başı toz toprak içinde olmuştu
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz elbisesini temizlemeğe yardım etti ve elinden tutarak evine götürdü
Ne engin merhamet!
Ne derin şefkat!
Ne yüce muhabbet!
Allah'ım bizlere de bu üstün ahlâktan hisseler nasib et!
Amin
Hazreti Fatıma ile Hazreti Ali Sohbet Ediyordu:
Hazret-i Fâtıma radıyallahu anhâ annemizin hayatı, kıyamete kadar gelecek İslâm hanımefendilerinin örnek alacağı ibretlerle, ahlâkî meziyyetlerle doludur
O'nun evliliği, çeyizi, ev işlerindeki becerisi, mahareti, beyine karşı samimi, sevgi dolu hizmetleri, komşuluk münasebetleri, ilmi, irfanı ve infakı günümüze ışık tutmaktadır
O, eşyanın kölesi, hizmetçisi olmadı
Allah ve Rasûlünün sevdiği yolda samîmî kul olabilmek için gayret etti
Hayatını bu hedef ve gaye içerisinde geçirdi
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimiz kızını ve torunlarını çok severdi
Onları görmek için sık sık damadının evine giderdi
Bir defasında kapıya vardı ve içeri girmeden geri döndü
Hz
Fâtıma buna çok üzüldü
Hz
Ali eve geldiğinde hanımını üzüntülü gördü
Sebebini sordu
O da: "Ya Ali: Rasûlullah geldi kapıdan içeri girmeden geri döndü, gitti" dedi
Buna Hz
Ali (r
a
) da çok üzüldü
Derhal sebebini öğrenmek üzere Rasûlullah'akoştu, Fâtıma'nın üzüntüsünü arzetti
Eve niçin girmediğini sordu
İki Cihan Güneşi Efendimiz birazcık sitemle: "Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?" buyurdu
Hz
Ali (r
a
) meseleyi anladı ve hemen ailesine döndü ve Efendimizin hoşnutsuzluğunu haber verdi
Bunun üzerine Hz
Fâtıma (r
anha): "O perdeyi ne yapmamı emrediyor" dedi
Yine Rasûlullah'ın huzuruna varan Hz
Ali'ye: "Fâtıma'ya söyle; O perdeyi filan oğullarına göndersin" buyurdu
Bunun üzerine o perde yerinden indirilip ihtiyaç sahiplerine gönderildi
Rasûlullah'ın istemediği bir şeyi onlar hiç istemezlerdi
Allah Rasûlü babacığını memnun etmek onların en büyük arzusuydu
Bunun için sevgide kusur etmemeğe son derece dikkat ederlerdi
Efendimiz de damadı ve kızını çok severdi, fırsat buldukça onları ziyaret ederdi
Dantel
Mumsema
Frmacil
28-01-2008
#
2
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları
Hazret-i Rukiyye (r
a)
Hazreti Rukıyye radıyallahu anhâ, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ikinci kızı
Zâtü'l-Hicreteyn = İki hicret sahibi lakabına mazhar çilekeş bir iman eri
Aile olarak kocasıyla ilk hicret eden muhâcirlerden
İslâm davâsı uğruna akla hayale gelmedik eziyetlere ve çeşitli ibtilâlara maruz kalan ve o belâları sabırla geçiştirmesini bilen örnek neslin örnek insanları
Peygamberimizin ilk vefat eden kızı
O, Peygamberlikten yedi sene önce Mekke'de dünyaya geldi
Hazreti Hatice (r
anhâ) gibi adamış olgun, zeki ve davâ şuûruna sahib bir annenin yanında büyüdü
Eğitimini, edebini, görgüsünü, ahlâkını aile yuvasında tamamladı
Sevgiyi, saygıyı ve insanlara şefkati, merhameti rahmet pınarı baba ocağında öğrendi
O, ablası Zeyneb'in evliliğinden sonra ev hizmetlerinde öne geçti
İşindeki becerisi, titizliği, tertib ve düzenliliğiyle akrabalarının dikkatini çekti
Anneciğinin hizmetlerine kardeşi Ümmü Gülsüm ile beraber yardımcı oldu
Onlar sanki ikiz gibiydiler
Birbirlerine son derece nezaket ve muhabbetle bağlı idiler
Kader onları birbirine öylesine yakın eylemişti ki, hayatları sanki birbirini takip etmekteydi
Birgün büyük amcaları Ebû Talib ile birlikte bir heyet evlerine geldi
Amcazâdelerinin akrabalığını arzu etmekteydiler
Hoşbeş ettikten sonra sadede gelindi ve Ebû Talib söze başladı
Şöyle dedi:
"Yeğenim Zeyneb'i Ebü'l-Âs İbni Rebî'e verdin
O gerçekten şerefli bir hısımdır
Rukıyye ile Ümmü Gülsüm'ü de amcanın oğulları Utbe ve Uteybe'ye istemeye geldik
Şeref ve soy bakımından onlar da geri değillerdir
Vermeyeceğini zannetmem
" dedi
Muhammedü'l-Emin Efendimiz bu teklife karşı: "Doğru söyledin amcacığım! Akrabaya önem vermek gerekir
Ancak ey amcam! bu konuda bana biraz mühlet ver de kızlarımla konuşayım
" buyurdu
İnsan değerini en iyi bilen o emin, güvenilir insan kızlarına danışmadan bir cevap vermedi
Amcalarına sevgiyle, hürmetle davrandı
Fakat hemen verdim gitti deyip kestirip atmadı
Hane halkıyla istişare etmeyi huzurun mutluluğun kaynağı ve hanımlara verilmesi gereken önemli bir değer olarak kabul etti
Konuyu ev halkına açtı
Sâdık eş Hz
Hatice kızlarına durumu anlattı
Anne ve kızlar Ebû Leheb'in karısı Ümmü Cemile'yi çok iyi tanıyorlardı
O geçimsiz, katı kalbli, kalb kırıcı söz ve tavırlarıyla meşhurdu
Böyle bir kaynanaya gelin olarak gitmeye kimsenin gönlü ısınamadı
Edeb gözetip işi kendi haline bırakmayı tercih ettiler
Neticede bir takım endişelerle birlikte evlenmelerine karar verildi
Şefkatli baba kızları için bereket diledi
Onları Allah'ın hıfz u emânına bıraktı
Rukıyye ve Ümmü Gülsüm'ün evliliğinin karara bağlandığı günlerden birgün Mekke semâlarında bir nûr göründü
Sevgili babalarına Cebrâil aleyhisselâm gelmişti
Allah onu kendine resûl olarak seçmişti
O güne kadar "Muhammedü'l-Emin" diye herkesin güvendiği, herşeyini rahatlıkla emanet bıraktığı sevgili babaları şimdi "Muhammedün resûlullah=Allah'ın elçisi" olmuştu
Yeni gelen Peygamber ve getirdiği dine ilk inanan da sevgili anneleriydi
Peşinden aile efradı olarak Zeyneb, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma inandı
Hz
Ebû Bekir (r
a
) ile başlayan inananlar halkası hergün genişlemeğe, ve sayıları artmağa başladı
Kureyş müşrikleride bu işin önünü almak için toplantılar yaparak şu karara vardılar:
"Muhammed'i yeni görevinde kendi başına serbest bıraktınız
Onu işinden alıkoymak mı istiyorsunuz? O halde kızlarını geri veriniz de onlarla meşgul olsun
Bu meşgale onu ızdıraba sürüklesin
" dediler
Kureyş'in azılı müşrikleri bir heyet halinde önce Ebû Leheb'in çocuklarına nişanlarını attırdılar
Ebû Leheb çocuklarına: "Eğer Muhammed'in kızlarını boşamazsanız başım başınıza haram olsun
Sizinle bir daha yüzyüze gelmeyeyim" diye tehdit etti
Utbe Rukıyye'den, Uteybe'de Ümmü Gülsüm'den ayrıldılar
Allah Teâlâ merhametiyle Habibi'nin kızlarını odun hamalının tuzağından, cimri ve uğursuz yaşayışından kurtardı
Şefkat ve rahmet ocağı anne ve babalarına döndüler
Ebû'l-Âs İbni Rebî ise asla Zeyneb'ten ayrılmayacağını söyleyerek Kureyş ileri gelenlerinin tekliflerini reddetti
Kureyşlilerin tuzakları boşa çıktı
Onların düşündükleri gibi kızlarının geri verilmesi Rasûlullah (s
a
)'i davetinden alıkoymadı
İşi sarpa sarmadı
Hatta daha da hayırlı oldu
Zira Allah Teâlâ, Rasûlü'nün iki genç yavrusuna eski kocalarından daha hayırlı sâlih, kerîm, asîl bir aileye mensub, zengin, yumuşak huylu, iyi ahlâklı ve İslâm'a ilk giren sekiz kişiden ve Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Osman İbni Affan (r
a
)'ı nasîb etti
İki Cihan Güneşi Efendimiz onunla Rukıyye (r
anhâ)'yı evlendirdi
Kendilerine dua etti
Allah Teâlâ'dan bereket vermesini niyaz eyledi
Kureyş müşrikleri bu olup bitenler karşısında daha da hırçınlaştı
Müslümanlara bir iyilik dokunmasını istemiyorlardı
Bu sebebten yeni müslüman olanlara eziyetler etmeye başladılar
Kimsesiz, garib müslümanları işkenceler altında inleterek yeni dinin önünü kesmek istediler
Fakat tam tersine hergün İslâm'la buluşanların sayısı artıyordu
Buna mukabil müşriklerin de eza ve cefaları akla hayale gelmeyecek şekilde devam ediyordu
Sevgili Efendimiz ashâbının çektiklerini gördükçe üzülüyor ve Rabbısına sığınıyordu
Bir müddet sonra Habeşistan'a hicret etmelerine izin verildi
İlk hicret kafilesinde sevgili damadı Hz
Osman ile sevgili kızı Rukıyye'de vardı
Vatandan, âileden ve rahmet pınarı Efendimiz'den ayrılmak onlar için ne kadar zordu
Fakat müşriklerin zulmüne de dayanılacak gibi değildi
Fahr-i Kâinat (s
a
) efendimiz vedalaşırken şunları söyledi:
"Allah onların yardımcısı olsun
Osman Allah yolunda, Lût'tan sonra ailesiyle hicret edenlerin ilkidir
" buyurdu
Necâşî'nin ülkesine yerleşen muhacirler emniyet ve güven içerisinde ibadetlerini yapmaya, inançlarını rahatlıkla yaşamaya başlamışlardı
Tek üzüntüleri geride bıraktıkları aileleri ve din kardeşleriydi
Rukıyye (r
anhâ)'nın yorgunluktan dolayı sağlık ve sıhhati de bozulmuştu
Bu sebepten ilk çocuğu düşük olmuştu
Kendisi de çok zayıflamıştı
Bu halde iken insan ilgiye muhtaçtı
Hz
Osman (r
a
) da hanımına karşı ilgisini, sevgisini ve hizmetini hiç eksik etmedi
Gurbetçi yalnızlığını hissetirmedi
Hanımına şefkatli bir eş olarak merhametle davrandı
Elemini kederini gidermek için gayret etti
Ona daima manen destek oldu
Moralini yüksek tutmağa çalıştı
Bu arada Mekke'den muhâcirleri sevindirecek haberler gelmeğe başladı
Müşriklerden bazısının İslâm'a girdiği şâyiası yayıldı
Peygamberle beraber Kâbe'de secde ettikleri söylentileri ortalığı kapladı
Bu haberler Habeşistan' a da ulaşınca ashabtan bazıları Mekke'ye geri döndüler
Hz
Osman ile Rukıyye (r
anhâ) da dönenler arasındaydı
Halbuki hadisenin aslı yoktu
Sadece şöyle bir olay geçmişti:
"Sevgili Peygamberimiz Necm Sûresini okurken; "Allah'ı bırakıp taptığınız Lât'ın, Uzza'nın ve üçüncüsü olan diğer Menât'ın zerrece kudretleri var mı? Bize haber verin
" âyeti geçmişti
Müşrikler okunan ayetlerin manasının anlaşılmaması için yüksek sesle şamata yapıyorlardı
Resûl-i Ekrem (s
a
) efendimiz sûrenin sonuna gelince secde âyetini okudu ve secdeye kapandı
Müşrikler de putlarının adı geçtiği için secdeye vardılar
Onların da aynı anda secde edişleri müşriklerin müslüman olduğu şeklinde yorumlar yapılmasına sebep oldu
Bu asılsız haberleri duyarak Habeşistan'dan dönen muhacirler vatanlarına geldiklerinde hiç bir şeyin değişmediğini, işkencelerin devam ettiğini gördüler
Himaye altında Mekke'ye girdiler
Rukıyye (r
anhâ) baba evine geldi
Kardeşleri Ümmü Gülsüm ve Fâtıma ile hasret ve muhabbetle kucaklaştılar
Gözyaşları içerisinde tekrar kavuştuklarına şükrettiler
Fakat Rukıyye (r
anhâ) annesini göremiyordu
Kardeşlerine soruyor bir cevap alamıyordu
Sadece hıçkırık ve gözyaşları içerisinde birbirine sarılıyorlardı
Akan gözyaşları Rukıyye'ye doğru cevabı vermişti
Anneciğinin Refik'i Â'lâ ya uçtuğunu anlayınca hıçkırıktan boğazı düğümlendi
Derin bir sûkuta büründü
Ne yapabilirdi ki, Allah'ın hükmüydü
Kaza ve kadere inanan insan ancak sabrederdi
Rukıyye (r
anhâ) da sabır ve metanetle anneciğinden ayrılmanın acısını gönlüne gömdü
Bundan sonra Mekke'de kalması uzun sürmedi
Medine'ye hicret izini verilmişti
Müslümanlar ikinci hicret yurduna yönelmişlerdi
Onlar da aile olarak tekrar Medine'ye hicret ettiler
Böylece Allah yolunda iki hicret sevabı kazandılar
Rukıyye (r
anhâ) ikinci hicret yurdu Medine'de oğlu Abdullah'ı dünyaya getirdi
Bu yavrunun doğumuyla ilk çocuğunu kaybetmenin acısını unutmaya çalıştı
Medine'de huzur içerisinde günlerini geçiriyordu
Artık İslâm kardeşliği kurulmuş
Muhacir ve Ensar birbirine kenetlenmiş adeta yek vücut olmuşlardı
Çileli hayat sona ermiş gibiydi
Abdullah da gün geçtikçe büyüyor ve etrafa neşe saçmağa devam ediyordu
Lâkin dünya imtihan yeriydi
Rukiyye (r
anhâ)'ın imtihanları çetin geçmekteydi
Birgün hiç beklenmedik bir hadise oldu
Beşikteki çocuğun yüzünü bir horoz gagaladı
Abdullah'ın yüzünü yaraladı
Yüz kısmındaki yaralar kısa zamanda yayıldı
Etrafı yara-bere içerisinde kaldı
Mikrop kapan ve önü alınamıyan bu yaralardan çocuk kurtulamadı
Birkaç gün içinde Abdullah dünyasını değiştirdi
İbtilâların üst üste gelmesi Rukıyye (r
anhâ)'nın sıhhatini bozdu
Abdullah'tan başka çocuğu da yoktu
Sonradan da olmadı
Bu sıkıntılar onun ateşinin yükselmesine ve Humma hastalığına yakalanmasına kadar sağlığını etkiledi
Bu arada Bedir'de düşmanı karşılamak için cihad çağrısı yapılmakta idi
Hz
Osman (r
a
) bu davete icabet etmeyi arzulamışdı
Fakat hanımı Rukiyye (r
anha)'nın durumu ciddi idi
Ateşi ve rahatsızlığı gün geçtikçe artıyordu
Resûl-i Ekrem (s
a
) efendimiz Hz
Osman'a orduya katılmamasını hanımının yanında kalmasını işaret buyurdu
İyileşmesi için elinden gelen gayreti gösteren Hz
Osman (r
a
) hanımının gözünden gözünü ayırmadı
Hizmetinden uzakta kalmadı
Kul olarak yapabileceğini geriye bırakmadı
Lâkin yazılan vakit gelince o yüce kudrete teslimiyetten başka çare kalmamışdı
Onun sevgi dolu gözlerinin solduğu, ruhunun nâzenin vücudunu terk ettiği sıralarda Bedir Savaşı'nın zafer müjdeleri geldi
Hz
Rukıyye Peygamberimizin ilk vefat eden kızıydı
Daha henüz 22 yaşlarındaydı
Cenazesini Ümmü Eymen (r
anhâ) yıkadı
Medine halkı Bakî kabristanına taşıdı ve oraya defnedildi
Savaştan dönen Resûl-i Ekrem (s
a
) kabrin başına geldi ve kızına duâ ve niyazda bulundu
Oradan Hz
Osman (r
a
)'ın evine gitti
Onu da teselli etti
Hanımlar gözyaşları içerisinde kendini tutamıyarak ağlıyorlardı
Hz
Ömer (r
a
) müdahale etmek isteyince iki Cihan Güneşi Efendimiz: "Ömer! Bırak onları! Kendi hallerine bırak! Ölüye karşı duygular göz ve kalble ifade edilirse bu Allah'tan'dır
Onun merhametindendir
El ve dil ile yapılırsa şeytandandır
" buyurdular
Allah Teâlâ Hazretleri Resûlünün iki hicret sahibi kızı Rukiyye (r
anhâ) ile iki nur sahibi Hz
Osman (r
a
)'dan râzı olsun
İmanının, cihadının ve çektiği çilelerin mükâfatını en iyi şekilde versin
Bizleri de şefaatlerine nâil eylesin
Amin
28-01-2008
#
3
Profil Bilgileri
Gölge AdaM
--->: Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları
Hazret-i Ümmü Gülsüm (r
a)
Üçüncü Nur Parçası
Ümmü Gülsüm radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin üçüncü kızı
Mekke müşriklerinin şiddetli ambargoları altında büyüyen çilekeş bir genç
Annesi ve iki ablasının vefatlarını küçük yaşta gören sabır ve metanet sahibi bir iman eri
Ablası Rukıyye (r
anhâ) ile kader çizgileri birbirine benzeyen ikiz gibi iki kardeş
Her ikisi de iman ve edeb âbidesi Hz
Osman (r
a
)'a nikâhlanarak onun "Zinnûreyn=iki nur sahibi" diye ünvan almasına vesile olan bahtiyarlardan
O, Mekke'de bi'setten = peygamberlikten önce doğdu
Kureyşliler kendi aralarında: "Muhammed'in kızlardan başka çocuğu olmuyor
" diye konuşuyorlardı
Ne söylediklerinin, farkında bile değillerdi
Onlar kız çocuğu doğduğunda diri diri kumlara gömecek kadar câhiliyet içerisinde merhametsiz ve meymenetsiz vahşi kimselerdi
Onların cehâlet ve vahşet hallerini âyet-i celîle şöyle bildiriyor: "Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir
Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir
Onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür
" (Nahl sûresi; 58 - 59)
Sevgili Peygamberimizin üçüncü kızı böyle bir câhiliyet ve vahşet içerisinde yaşayan toplumda dünyaya geldi
Dolgun yüzlü güzel olduğundan dolayı ona Ümmü Gülsüm adı verildi
Peygamberlikten önce gelişip büyüdü
Ablası Rukıyye ile ikiz gibiydiler
Her ikisi de cahiliye döneminde Ebû Leheb'in oğullarına istendiler
Fakat Rabbımız o gülleri, müşrik eli değmeden kurtarıp tekrar baba ocağına döndürdü
Ümmü Gülsüm ve kızkardeşleri Hz
Hatice (r
anhâ) ile birlikte İslâm'la ilk şereflenenlerdendir
Cahiliye döneminde Uteybe ile nikahlanmıştı
Allah Teâlâ "Tebbet" sûresini nâzil buyurunca; Ebû Leheb oğullarına baskı yaptı ve O'nun kızlarını boşayın dedi
Onlar da babalarının sözünü tuttu
Böylece habîbinin gülleri iman ve insanlıktan nasibi olmayan müşrik ellerdenkurtulmuş oldu
Kısa bir zaman sonra Hz
Rukıyye, Hz
Osman ile evlenip Habeşistan'a ailecek hicret ettiler
Ümmü Gülsüm (r
anhâ) kızkardeşi Fâtıma ile beraber Mekke'de Habîb-i Ekrem (s
a
) efendimizin yanında kaldılar
İki ablası evlenmişti
Ev işleri ona kalmıştı
Hayatın sıkıntıları, müşriklerin eza, cefa ve ambargoları artmıştı
Haşimoğullarıyla birlikte müslümanlar Ebû Tâlip mahallesinde hapsedilmişti
Üç yıl süren bu ambargoda aç ve susuz bırakılmışlardı
Ümmü Gülsüm (r
anhâ) bu zor ve sıkıntılı günlerde anne ve babasının elem ve kederini hafifletmeye çalıştı
Üzerine düşen sorumluluğu idrak ederek annesine: "Üzülme anneciğim!
" diye onu teselli etti
Allah herşeye kadirdir
Bu çilelerin de sona ereceği bir zamanıvar diye sabretti
Sabrının mükâfatını Allah Teâlâ'dan bekledi
Günler sıkıntı içerisinde bir bir geçmekteydi
Birgün Ebû Tâlib müslümanların kuşatıldığı mahalleye geldi ve ambargonun kalktığını müjdeledi
Kâbe'ye asılan vesîkanın parçalandığını haber verdi
Bu haber müslümanları çok sevindirdi
İslâm'ın ilk yiğitleri çok çileler çekti
Ama onlar asla imanlarından taviz vermedi
Çektiği sıkıntılar onların azimlerini biledi ve imanlarını kuvvetlendirdi
Hz
Hatice (r
anhâ) annemiz bu kuşatmadan çok yıpranmış ve zayıf düşmüştü
Rahatsızlanıp yatağa düştü
Kızları Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma baş ucunda hep hizmette idiler
Hicretin onuncu yılı ramazan ayına girilmişti
Hastalığı gün geçtikçe artmaktaydı
Ramazanın onuncu günü Hz
Hatice annemiz ruhunu Mevlâsına teslim ederek sevdiklerini geride bıraktı
Resûl-i Ekrem (s
a
) pek sevgili ailesini kendi eliyle Hacun Kabristanına defnetti
Yeryüzünde ilk müslüman ve "Ondan daha hayırlı bir eş yoktur
" iltifatına mazhar Hz
Hatice annemizin vefatından sonra Ümmü Gülsüm (r
anhâ)'nın ev içindeki sorumluluğu daha da arttı
Zira babasının evinden ilk sorumlu o idi
Evin bakımı, hizmetleri abla olarak ona kaldı
Babacığının Hak davâsını tebliğdeki karşılaştığı sıkıntıları o çok iyi bilmekteydi
Mekke artık müslümanlara dar gelmeğe başlamışdı
Hicret izni verilince, önce sahâbîler, sonra İki Cihan Güneşi Efendimiz Medine'ye hicret ettiler
Daha sonra da aile efradı annelerimiz ve kızları Medine'ye getirildiler
Ümmü Gülsüm (r
anhâ) Medine'ye hicret edince ablası Rukıyye (r
anhâ) rahatsızlanmış yatıyordu
Vefatına kadar hem babasına hem ablasına hizmet etti
Bu arada müşriklerin Medine'ye saldıracağı haberi geldi
Sevgili babaları Resûl-i Ekrem (s
a
)efendimiz Kureyşlileri Bedir'de karşılamak üzere ashâbıyla anlaştı
Hz
Osman'ı Medine'de bıraktı
Rukıyye (r
anhâ)nın rahatsızlığı gittikçe şiddetlendi ve Bedir zaferinin müjdeli haberleri Medine'ye ulaştığı sıralarda ruhunu teslim etti
Cennetü'l-Bakî'a defnedildi
Fahr-i Kâinat (s
a) Efendimiz Kabrinin başına geldi ve dua etti
Hz
Osman (r
a
) Rukıyye (r
anhâ) ile çileli, sıkıntılı fakat mes'ud bir hayat yaşadı
Şimdi ise iman ve neşe dolu, sabır ve metanetle çilelere tahammül eden bir hayat arkadaşını kaybetmişdi
Üstelik, hem de Rasûlullah (s
a
) ile olan hısımlık ve yakınlık bağları maddeten kesilmişti
Bunun için çok üzülüyordu
Yakınları ona bir hayli kız ismi vererek evlenmesini teklif etmişlerdi
O ise; "Hz
Rukıyye'nin yerini kimse dolduramaz" diyerek hepsini geri çevirdi
Hz
Ömer (r
a
) kızı Hafsa'yı teklif etti
Ona da müsbet cevap vermedi
Hatta buna üzülen Hz
Ömer doğru Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimizin huzuruna geldi ve: "Ya Rasûlallah! Hafsa ile evlenmeleri için Ebû Bekir ve Osman'a teklifte bulundum
Hiçbir cevap alamadım
" diye canının sıkıldığını söyledi
İki Cihan Güneşi Efendimiz, Hz
Ömer'in bu celâl ve öfkesini şu sözleriyle teskin etmeğe çalıştı: "Hafsa, Osman'dan daha hayırlısı ile, Osman da Hafsa'dan daha hayırlısı ile evlenecek" diyerek hatırını hoş etmeğe gayret etti
Böyle bir müjde ile onun gönlünü aldı
Hz
Osman (r
a
) yine bir gün üzüntülü ve ağlamaklı bir halde Resûl-i Ekrem (s
a
) efendimizin huzuruna vardı
Elem ve kederini yüzünden okuyan Fahr-i Kâinat (s
a
) efendimiz onun hal ve hatırını sordu ve: "Ey Osman! neden bu kadar üzüntülüsün?" buyurdu
O da; "Yâ Rasûlallah! Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün? Kızınızın vefatıyla yalnız kaldım
Daha da mühimmi sizinle olan hısımlık bağım koptu
" dedi
Bunun üzerina Rasûlullah (s
a
): "Ey Osman! İşte Cebrâil! Allah'ın Ümmü Gülsüm'ü de sana nikâhlamamı emrettiğini bildiriyor
" buyurdu
Bu müjdeye Hz
Osman (r
a
) çok sevindi
Anneler sultanı Hz
Hatice (r
anhâ)'nın yokluğunu hissettirmemek için bütün kadınlar seferber olup Ümmü Gülsüm'e yardımcı oldu
Kısa zamanda hazırlıklar tamamlandı
Nihayet hicretin üçüncü yılı Rebiülevvel ayında düğünleri yapıldı
Hz
Osman (r
a
) böylece ikinci defa Resûl-i Ekrem(s
a
) efendimize damat olma şerefini elde etti
Bundan böyle "Zinnûreyn = iki nur sahibi" ünvanıyla çağrıldı
Ümmü Gülsüm (r
anhâ) altı sene Hz
Osman (r
a
) ile birlikte huzur ve neşe dolu, mesûd bir hayat yaşadı
Hudeybiye muâhedesinde beyat-ı rıdvan'da bulundu
Kaza umresine katıldı
Mekke Fethine iştirak etti
Sevgili Peygamberimizin nâzenin üçüncü gülü Ümmü Gülsüm (r
anhâ) hicretin dokuzuncu yılında hastalandı
Babası ve kocası Tebük seferine çıkmışlardı
Gün geçtikçe hastalığı ağırlaştı
Kardeşi Fâtıma ve bütün hanım sahâbîler çok üzülüyordu
Çünkü yanında babası da yoktu kocası da
27 yaşına yeni girmişti
Çocuğu da olmamıştı
Fahr-i Kâinat (s
a
) Efendimizin genç bir yavrusu daha hayata gözlerini yummak üzereydi
Ümmü Gülsüm (r
anhâ) son nefesini alıp verirken İslâm ordusunun Medine'ye girdiği haberi geldi
Babası ve kocasının sağ sâlim döndüklerini duyunca biraz kendine gelir gibi oldu
Fakat çok geçmeden ruhunu teslim ederek ebedî yurduna uçtu
İki Cihan Güneşi efendimiz kızının yanına girdiğinde Ümmü Gülsüm'ün bedeni daha yeni soğuyordu
Efendimiz sevgili damadı Hz
Osman'ın koluna girip dışarı çıkardı
Hz
Safiyye, Esma ve Ümmü Atıyye içeri girdi
Efendimiz bu kadınlara: "Kızım Ümmü Gülsüm'ü üç, beş veya daha fazla yıkayınız
" buyurdu
Gasil ve kefenleme işi bitince erkekler içeri girip cenâzeyi dışarı çıkardılar
Cenâze namazını Fahr-i Kâinat (s
a
) efendimiz kıldırdı
Duâ ve gözyaşları arasında Baki' kabristanlığına ablaları Rukıye ve Zeyneb'in yanına defnedildi
Ümmü Gülsüm (r
anhâ)'nın vefatı Hz
Osman (r
a
)'ı çok mahzun etmişti
İki Cihan Güneşi Efendimiz onu teselli için: "On tane kızım olsaydı biri öldükçe onları birer birer Osman'a nikahlardım
" buyurdu
Ona sevgi dolu iltifatta bulundu
Cenâb-ı Hak'tan onlardaki edeb, hürmet ve muhabbeti bizlere de lutfetmesini ve şefaatlerine nâil eylemesini niyaz ederim
Amin
Tags
:
efendimizsavin
,
kizlari
,
peygamber
Peygamber Efendimiz(S.A.V)'in Kızları ile ilgili Benzer Konular
393 Kez Görüntülendi
Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Faziletleri
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz )S.A.V.)'in duaları
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (sav) Buyuruyorki
Sünnet & Hadis
Peygamber Efendimiz(S.A.V)` in Adetleri..
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Doğumu
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
18:11
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542