Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet

***Müslümanlık Görevimiz*** | Peygamber Efendimizin bazı Mucizeleri!
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 15-09-2006   #11
Profil Bilgileri
Standart Abdurrahman Bİn Avf

Abdurrahman Bİn Avf konulu ikinci sayfa görüntüleniyor Mumsema.net


Abdurrahman bin Avf, ticâretle meşgul olurdu Bu sebeple çeşitli yerlere ticâret için giderdi Şöyle anlatır:

Peygamber efendimize peygamberlik emri bildirilmeden bir yıl önce, ticâret için Yemen'e gittiğim zaman, Askelân bin Avâkir-ül-Himyerî'ye misâfir olmuştum O zât, çok yaşlı idi ve ona her varışımda ona konuk olurdum O da bana Mekke'den haber sorarak derdi ki:

- İçinizde kendisi hakkında haber ve zikir bulunan zât zuhûr etti mi? Dîniniz hakkında size karşı olan bir kimse var mı?

Ben de hep, "hayır, yoktur" derdim

O'na kitap indirdi

Nihâyet, Resûlullah efendimize peygamberlik bildirilip, İslâm dînini insanlara gizlice tebliğ etmeye başladığı sene idi Yemen'e yine gidip aynı zâta misâfir olduğumda bana dedi ki:

- Ben seni ticâretten daha hayırlı bir müjde ile müjdeleyeyim mi?

- Evet, müjdele

- Hiç şüphesiz, Allah senin kavminden, kendisinden râzı olduğu, seçtiği bir peygamber gönderdi ve O'na Kitab da indirdi O, insanları putlara tapmaktan men edecek ve İslâmiyete da'vet edecek Hakkı buyuracak ve işleyecek, bâtılı da men ve iptâl edecektir O, Hâşimoğullarındandır Siz O'nun dayılarısınızdır Dönüşünü çabuklaştır! Gidip O'na yardımcı ol! Kendisini tasdîk et ve şu beytleri de Ona götür!

Yemenli ihtiyârın söylediği beytleri ezberleyip, Mekke-i mükerremeye döndüm ve Hz Ebû Bekir ile buluştum Ona, Yemenli ihtiyârın söylediklerini haber verdim Ebû Bekir dedi ki:

- O kimse, Abdullah'ın oğlu Muhammed aleyhisselâmdır Allahü teâlâ, Onu insanlara peygamber olarak gönderdi Hemen Ona gidip îmân et!

Hemen Resûlullahın evine gittim Resûlullah efendimizin beni görünce gülümsedi ve sordu:

- Arkanda ne haber var, ey Abdurrahman?

- Yâ Muhammed, bu ne demek?

- Bana tevdî edilmek üzere o kimsenin seninle gönderdiğini getir, ver Hiç şüphesiz onu bana gönderen Hımyeroğulları mü'minlerinin üstünlerindendir

Gerçek kardeşlerimdir

Resûlullah efendimizin bu sözlerini işitince hemen Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olma şerefine kavuştum ve Yemenli ihtiyârın söylediği beytleri okuyarak, onun anlattıklarını anlattım Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

- Zaman zaman öyle mü'minler bulunacak ki, onlar beni görmeden bana inanacak ve beni tasdik edeceklerdir İşte, bunlar, benim gerçek kardeşlerimdir

Hz Abdurrahman İslâmiyeti kabûl edince diğer Müslümanlar gibi eziyet ve işkencelere mâruz kaldı Böylece vatanını terketmek suretiyle hicrete mecbur oldu Habeşistan'a hicret eden müslümanlarla beraber bu memlekete gitti Çok geçmeden Peygamber efendimiz Medine-i münevvereye hicretinden sonra Medîne'ye gelerek Resûlullaha katıldı

Hz Abdurrahman bütün harplerde bulundu Bedir'de kahramanlıkları çok oldu Abdurrahman bin Avf hazretleri, Bedir muhârebesinde şâhit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatır:

Savaş esnâsında yanımda ensârdan iki genç belirdi Gençlerin gayreti hoşuma gitti Kendilerine muhabbetle baktım Gençlerden birisi yanıma yaklaşarak dedi ki:

- Biz, islâm düşmanı Ebû Cehil'i öldürmeye azmettik Fakat kendisini tanımıyoruz Onu bize gösterir misin?

- Peki siz bu işi başarabilecek misiniz?

- Resûlullaha ve İslâm dînine hakâret eden kimse sağ olduğu müddetçe, bizim sağ kalmamızın bir önemi yoktur Allaha yemin ederiz ki, onu gördüğümüzde, kanımızın son damlasına kadar, onu öldürmek için çalışacağız

Hanginiz öldürdü?

Gençlerin bu kararlı hâline gıpta ettim Bu arada Ebû Cehil karşıdan geçiyordu Gençlere dedim ki:

- İşte aradığınız, şu karşıdan geçmekte olan kimsedir

Ebû Cehil'i gören gençler, Ebû Cehil'in askerlerinin çokluğuna bile bakmadan, kılıçlarını çektikleri gibi, üzerine atıldılar

Ebû Cehil'in askerleri hiç beklemedikleri böyle bir durum karşısında donakaldılar Onların şaşkınlıkları geçmeden, gençler, Ebû Cehil'i öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular

Sonra dönüp Resûlullahın huzuruna geldiler Ve hâdiseyi arz ettiler Peygamber efendimiz çok memnûn olarak, gençlere sordu:

- Bunu hanginiz öldürdü?

İkisi de birden dediler ki:

- Ben öldürdüm

Bunun üzerine, gençlerin kılıçlarını muâyene ettikten sonra;

- İkiniz öldürmüşsünüz, buyurdu

Abdurrahman bin Avf hazretleri, Uhud savaşında yirmi yerinden yaralandı 12 dişi kırıldı Peygamber efendimiz, Medîne'de kendisini Saîd bin Rebii hazretleri ile kardeş yaptı Kardeşi, malına ve servetine onu da ortak yapmak istediğinde şöyle dedi:

- Aziz kardeşim, Allah sana ve çoluk çocuğuna bereket ihsân etsin, malını çoğaltsın! Sen bana çarşının yolunu göster, ben orada ticâret yapar ihtiyâçlarımı karşılarım

Bu serveti nasıl kazandın?

Bu sözü Peygamber efendimize bildirilince, çok sevindi Kendisine hayır duâ etti Bu duâdan sonra yaptığı ticâret sebebiyle kısa zamanda çok zengin oldu Buyururdu ki:

- Taşa uzansam, o taşın altında ya altına veya gümüşe rast gelirdim

Abdurrahman bin Avf hazretlerine sordular:

- Bu büyük serveti nasıl kazandın?

- Çok az kâra râzı oldum Hiçbir müşteriyi boş çevirmedim

Abdurrahman bin Avf, Resûlullahın sağlığında Allah yolunda çok mal harcadı Üç kere malının yarısını verdi Birinci defa 4000 dirhem, ikincide 40000 dirhem ve üçüncüde de 40000 altın sadaka olarak Allah yolunda dağıttı

Uhud savaşı esirlerinden 30 tanesini azâd ettirdi ve her birine 1000 altın dağıttı Tebük seferi için 500 at ve 500 yüklü deve verdi

Birgün buğday, un ve çeşitli zahire yüklü 700 devesi ile Medîne'ye girdiğinde, Hz ^Aişe, Resûlullah efendimizin;

- Abdurrahman bin Avf, Cennete emekliyerek girer, buyurduğunu bildirince, Abdurrahman bin Avf, develerin hepsini yükleriyle birlikte Allah yolunda dağıtacağını söz verip, onu şâhit tutmuştur

Resûlullaha imâm oldu

Bedir harbinde bulunup da sağ kalanların herbirine, kendi malından 400 dirhem altın para verilmesini vasiyet etti Vasiyeti hemen yerine getirildi

Tebük harbi dönüşünde, Peygamber efendimiz gecikince, namaz geçmesin diye, Abdurrahman bin Avf hazretleri imâm yapıldı İkinci rek'atte iken Peygamber efendimiz yetişip kendisine uydu Namazdan sonra;

- Bir peygamber sâlih bir kimsenin arkasında namaz kılmadıkça rûhu kabzolmaz, buyurdu

Abdurrahman bin Avf hazretleri nakleder:

Bir gün Peygamber efendimiz yalnız olarak, yola çıktı Ben de geriden tâkip ediyordum

Hurmalık bir yere vardı Yere kapandı Secde o kadar uzadı ki, kendi kendime, "Aman yâ Rabbî, acaba Resûlullaha birşey mi oldu?" diyerek büyük bir korku ile yanına yaklaştım ve oturdum

Resûlullah, secdeden başını kaldırıp sordu:

- Sen kimsin?

- Ben Abdurrahman'ım

- Bir şey mi oldu?

- Hayır yâ Resûlallah, secdeniz o kadar uzadı ki, size bir hâl olmasından endişe ettim

- Yâ Abdurrahman! Cebrâil aleyhisselâm şunu müjdeledi: "Yâ Resûlallah, kim ki, sana salât ve selâm getirirse, Cenâb-ı Hakkın magfiret ve selâmına nâil olur" Ben de bu müjde sebebiyle şükür secdesinde bulundum

Seni ağlatan nedir

Abdurrahman bin Avf hazretleri, Resûlullahın âhırete teşrîfinden sonra, Onunla geçirdiği günleri hatırlıyarak dâimâ ağlardı Onun sohbetlerinden mahrûm olduktan sonra, kendisi için dünyanın hiçbir kıymeti kalmadığını söylerdi

Nevfel bin İyas hazretleri anlatır:

Abdurrahman bin Avf hazretleri, bizi bir gün evine götürdü Bize tepsi içinde leziz yemekler ikrâm etti Yemeği önümüze koyunca, ağlamaya başladı O ağlayınca biz de ağlamaya başladık Fakat niçin ağladığımızı bilmiyorduk Sordum:

- Ey Abdurrahman, seni bu kadar ağlatan nedir?

- Biz bu kadar ni'metler içerisindeyiz Resûlullah vefât etti Fakat kendisi ve ehli arpa ekmeğinden bile bir defa olsun doyasıya yemedi Biz bu yediklerimizin şükrünü nasıl yapacağız? Bunun için ağlarım

Abdurrahman bin Avf, Hicretin 6 senesinde, Resûlullah efendimiz tarafından Kelb kabîlesini İslâma da'vet etmek için Dûmet-ül-Cendel'e gönderilen 700 kişilik orduya, kumandan tâyin edildi Dûmet-ül-Cendel, Tebük şehrinin yakınında olup, büyük bir panayır ve ticâret merkezi idi

Resûlullah efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ı yanına çağırıp buyurdu ki:

- Hazırlan! Seni bugün veya yarın sabah inşâallah askerî birliğin başında göreceğim

Yolculuk elbisem üzerimdedir

Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra, Peygamber efendimiz onun Dûmet-ül-Cendel'e hareket etmesini ve oranın halkını İslâmiyete da'vet etmesini emir buyurdu Dûmet-ül-Cendel'e gidecek ordu, seher vakti Medîne dışındaki Cürüf denilen mevkîde toplandı Peygamber efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ın geride kaldığını görünce buyurdu ki:

- Arkadaşlarından niçin geri kaldın?

- Yâ Resûlallah! En son görüşmemin ve konuşmamın sizinle olmasını istedim Yolculuk elbisem üzerimdedir

Abdurrahman bin Avf, başına, siyah pamuklu ve kalın bezden, gelişi güzel bir bez sarmıştı Peygamber efendimiz, onun sarığını eliyle çözüp, sarığın ucunu iki omuzunun ortasından sarkıtarak bağladı ve, "Ey İbni Avf! İşte sarığını böyle sar" buyurdu Daha sonra eline bir sancak vererek devam etti:

- Ey İbni Avf! Allahü teâlânın adıyla, O'nun yolunda cihâd et ve Allahı inkâr edenlerle çarpış Zulüm ve taşkınlık yapma Allahın emri dâiresinde hareket et Çocukları öldürme Eğer o belde ahâlisi senin da'vetine icâbet ederlerse, o kabîlenin reîsinin kızıyla evlen

Abdurrahman bin Avf, emrine verilen 700 kişilik orduyla birlikte hareket ederek, Dûmet-ül-Cendel'e ulaştı Kelb kabîlesini, tatlı bir üslûbla İslâma da'vet etti Üç gün orada kaldıktan sonra, Kelb kabîlesinin reîsi Esbağ bin Amr ve kavminin büyük bir kısmı Müslüman olup, Hıristiyanlığı terkettiler Bir kısmı da Hıristiyan olarak kalıp, cizye vermeye râzı oldular

Abdurrahman bin Avf, Müslüman olan Esbağ'ın kızı Tümadır ile evlendi Onunla birlikte Medîne'ye geldi Tümadır, Abdurrahman bin Avf'ın oğlu Ebû Seleme'nin annesidir Ebû Seleme ise Medîne'nin yedi büyük fıkıh âlimlerinden biridir

Bunları koruyalım

Hz Ömer'in halîfeliği zamanında bir ticaret kervanı gelip, gece Medîne'nin dışında kondu Yorgunluktan hemen uyudular Halîfe Ömer, şehri dolaşırken bunları gördü Abdurrahman bin Avf'ın evine gelip dedi ki:

- Bu gece bir kervan gelmiş Hepsi kâfirdir Fakat bize yabancı olanların, yolcuların; bunları soymasından korkuyorum Gel, bunları koruyalım

Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler İçlerinden bir genç uyumamıştı Arkalarından gitti Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın halîfe Ömer olduğunu öğrendi Gelip arkadaşlarına anlattı Roma ve İran ordularını perişan eden, binlerce şehir almış olan, adâleti ile meşhur yüce halîfenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyetin hak din olduğunu anladılar Hepsi seve seve Müslüman oldu

Abdurrahman bin Avf hazretleri, fazîlet ve kemâl sâhibi bir insandı Kalbi sadece, Allah korkusu, Resûlüne muhabbet, doğruluk, iffet, merhamet ve şefkat ile doluydu Allah yolunda malını dağıtmaktan zevk alırdı

Eshâb-ı kirâmın en zenginlerinden olduğu hâlde, mala karşı en ufak bir sevgisi yoktu Her zaman âhireti dünyaya tercîh ederdi En büyük arzûsu, dînin emirlerine eksiksiz uyabilmekti

Ayakları açık kalıyordu

Bir gün bir yerde yemek ikrâm edilmişti O gün de kendisi oruçlu idi Tam iftâr edeceği zaman, bir hâtırasını anlatması istendi Hemen hâtırasını anlatmaya başladı:

"Benden çok hayırlı olan Mus'ab bin Ümeyr şehîd olduğunda, onu bir kumaş parçası ile kefenledik Başını örttüğümüz zaman, ayakları açık kalıyor, ayaklarını örttüğümüz zaman başı açık kalıyordu

Sonra Hz Hamza şehîd oldu O da benden çok üstündü Onu da zor şartlar altında defnettik Onlar benden çok hayırlı olduğu hâlde, dünyayı bırakıp gittiler Sonra bize dünya kapısı açıldı Türlü türlü ni'metlere kavuştuk Bunların hesâbını nasıl vereceğiz" deyip ağlamaya başladı

Oruçlu olduğunu unutup, iftâr yemeğini bile yemedi Zaten o günleri hatırlayınca yemek yiyecek hâli de kalmıyordu

Halîfe Ömer Şam'a gidiyordu Şam'da tâ'ûn ya'nî vebâ hastalığı olduğu işitildi Yanında bulunanların ba'zısı, "Şam'a girmiyelim" dedi Bir kısmı da dedi ki:

- Allahü teâlânın kaderinden kaçmıyalım

Bunun üzerine Halife de buyurdu ki:

- Allahü teâlânın kaderinden, yine O'nun kaderine kaçalım, şehre girmiyelim Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdîri ile göndermiş olur

Sonra Abdurrahman bin Avf'ı çağırıp sordu:

- Sen ne dersin?

- Resûlullah efendimizden işittim ki, (Vebâ olan yere girmeyiniz ve vebâ olan bir yerden başka bir yere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız) buyurmuştu

Halife de, "Elhamdülillah, benim sözüm hadîs-i şerîfe uygun oldu" deyip Şam'a girmediler

Vebâlı yerden kaçmak

Vebâ bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar Vebâlı yerde kirli hava, herkesin içine yerleşince, kaçanlar hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka yerlere götürmüş, bulaştırmış olurlar Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:

(Vebâ hastalığı bulunan yerden kaçmak, muharebede kâfir karşısından kaçmak gibi, büyük günâhtır)

Hz Ömer vefât ederken halîfeliğe aday olarak gösterdiği 6 kişiden biri de Abdurrahman bin Avf'dır Hz Ömer'in defninden sonra, tâyin edilen bu altı sahâbî toplandılar İlk olarak Abdurrahman bin Avf söz alıp şöyle dedi:

- Ey Cemâ'at! Bu husûsta hepimizin de görüşleri var Dinleyiniz, öğrenirsiniz, anlarsınız Muhakkak ki, hedefe isâbet eden ok, isâbet etmeyenden üstündür Bir yudum yavan fakat soğuk su, hastalığa sebep olan tatlı sudan daha faydalıdır

Sizler, Müslümanların rehberleri, mürâcaat olunan âlimlerisiniz O hâlde, aranızda meydana gelecek ihtilâflarda bıçağın ağzını köreltmeyin Kılıçları düşmanlarınızdan ayırıp kınlarına sokmayınız Yoksa düşmanlarınız karşısında tek kalmış, amellerinizi noksanlaştırmış olursunuz

Fitne ehli

Herkesin muayyen bir eceli, her evin emrine itâat edilen, yasaklarından çekinilen bir emîri, reisi vardır Öyleyse aranızdan, işlerinizi görecek birisini emir tâyin edin Böylece maksada erişirsiniz Şâyet, kör fitne, şaşırtan dalâlet olmasaydı niyetlerimiz bildiklerimizden, amellerimiz niyetlerimizden başka olmazdı Zîrâ fitne ehli; gözlerinin görmediğini, fitnenin kendilerini, çölde şaşkın, nereye gideceğini bilmez bir şekilde bıraktığını söylerler

Nefslerinize ve fitnecilerin sözlerine uymaktan sakınınız Sözle olan hîle, kılıcın yarasından daha şiddetlidir Halîfeliği; musîbet ve felâket zamanlarında metânet ve sabırlı, bu işte muvaffak olacağını umduğunuz, onun sizden, sizin ondan râzı olacağınız birisine veriniz Size nasîhat eder görünen fesatçılara itâat etmeyiniz Size yol gösteren rehbere muhâlefet etmeyiniz Söyleyeceklerim bundan ibârettir Allahü teâlâdan kendim ve sizin için magfiret dilerim

Abdurrahman bin Avf bundan sonra, şu teklifte bulundu:

- İçimizden üçümüz, diğer üçümüz lehine adaylıktan çekilsin

Abdurrahman bin Avf'ıın bu teklifi hemen kabûl olunarak Zübeyr Ali'ye, Talhâ Osman'a, Sa'd bin Ebî Vakkâs da Abdurrahman bin Avf'a oylarını verdiler Arkasından Abdurrahman bin Avf da çekildi ve Hz Osman ile Hz Ali kaldılar Netîcede Hz Osman'a bîât olundu

Sen emînsin

Hz Abdurrahman yüksek ahlâk, fazîlet ve kemâl sahibi, çok iyi ve çok temiz, seciyeli bir insandı Onun kalbi, Allah korkusu ile Resûl-i ekreme muhabbetle, doğruluk ve iffetle, rahmet ve şefkatle dolu idi Cömertti Allah yolunda malını dağıtmaktan zevk alırdı Kalbinde Allah korkusu o kadar yer etmişti ki, kendisi hiç bir vakit dünyasını dînine tercih etmemiş, hayatta servet ve mal sahibi olmaya ehemmiyet vermemiş, tam Müslüman olarak yaşamayı herşeyin üstünde tutmuştu

Abdurrahman bin Avf'ı Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmın büyükleri methetmişlerdir Resûlullah efendimiz onun hakkında buyurdu ki:

- Göktekiler ve yerdekiler katında, sen emînsin

Abdurrahman bin Avf 651 senesinde 75 yaşında vefât etti

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #12
Profil Bilgileri
Standart



Peygamberimizin hanımlarındanAFİYYE BİNTİ HUYEY

Safiyye binti Huyey, Hayber’de, soyluluğu, güzelliği, iyi ahlâk ve namusluluğu ile herkesçe beğenilirdi Hayber’de ilk önce meşhur bir şair ve kumandan olan yahûdi Sellam bin Mişkem ile nişanlandı Bundan ayrılarak, Hayber’in en meşhur kalesi olan Şemmus kalesinin, çok zengin kumandanı Kenane bin Hakik ile evlendi
Gözü morardı

Hz Safiyye, Kenane ile evliyken, rüyasında; Ay’ın, onun odasına düştüğünü görmüştü Bu rüyasını kocasına anlatınca; Kenane, “Sen ancak Hicaz’ın meliki Muhammed’i istiyorsun” deyip, yüzüne bir tokat attı Gözü morardı Peygamber efendimiz, Hayber’i 629 senesinde fethetti Safiyye’nin babası ve kocası öldürülüp, kendisi de esir edildi

Esirler paylaşılınca, Safiyye de âlemlere rahmet olarak yaratılan Peygamber efendimizin hissesine düştü Peygamber efendimiz, Safiyye’yi azat etti Bunun üzerine Safiyye, seve seve iman edince, Resulullahın nikâhıyla şereflendi Bütün müslümanların annesi oldu

Sehba mevkiinde düğünü yapılıp, kavun ve hurma velime [Düğün yemeği] olarak verildi Gözünün morarmasına, Resulullah efendimiz, "Nedir bu iz?" diye buyurunca, şöyle arz etti:

- Bir gece rüyamda sanki Ay gökten inip, koynuma girmiş görmüştüm Kocam Kenane’ye anlattım “Sen şu üzerimize gelen Arap melikinin hanımı olmaya göz dikmişsin” diyerek yüzüme bir tokat vurdu O tokatın izidir

Hz Safiyye İslâmiyetle şereflenince, çok samimi bir müslüman oldu Vaktini ibadet ve zikir ile geçirdi Zinet eşyası fazla olduğundan, bunu Peygamber efendimizin hanımları arasında paylaştırdı Çok yardımsever olup, daima fedakârlıklarda bulunurdu

Peygamberimize karşı çok büyük muhabbeti vardı Peygamber efendimizin hastalığında dedi ki:

- Ey Allahın Resulü! Keşke sizin bütün ağrılarınızı, acılarınızı ben çekseydim

Hz Safiyye akıllı, halim, selim ve ağırbaşlı bir hanımdı Hakkında şu hadise anlatılır:

Metanetini bozmadı

Müslümanlar Hayber’i fethettiklerinde, Safiyye, akrabaları ve ahalisi esir edilmişti Peygamberimizin yanına getirilirken, yahûdilerin cesetlerinin bulunduğu yerden geçmek zorunda kalındı Hz Safiyye’nin yanında bulunan kadın bağırıp, çağırarak, başına toprak attı Fakat, o metanetini bozmadı Hatta, geçerken kocasının cesedini de gördü Fakat, istifini bile bozmadı

Hz Safiyye çok cömertti Eline geçenleri dağıtırdı Vefatında bir evi kalmıştı Emlakının üçte birini yeğenine, kalanı da fakirlere sadaka olarak verilmesini vasiyet etti

Hz Safiyye, Hz Harun’un neslindendir Annesi Berre binti Semvan idi Baba tarafından Benî Nudayr ve anne tarafından da yahûdilerin Benî Kureyza aşiretinin ileri gelenlerindendi Babası Huyey bin Ahtab, Arabistan’daki bütün yahûdilerin başı sayılırdı Annesi Berre’nin babası Semvan Arabistan’da şecaat ve cesareti ile şöhretliydi

Hz Safiyye’nin Hayber’de 611 senesinde doğduğu tahmin edilmektedir Medine’de 671 senesinde, altmış yaşında vefat etti

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #13
Profil Bilgileri
Standart Peygamber efendimizin elçilerinden: HÂTİB BİN EBİ BELTEA



Hz Hâtib, genç yaşında Yemen’den Mekke-i Mükerreme’ye gelmiştir Buraya yerleşen Hz Hâtib, burada evlenmiş ve birçok çocuğu olmuştur
Hâtib bin Ebî Beltea, Müslüman olmadan önce, şâirliği ile meşhurdu İyi bir süvâri idi Hicretten önce Müslüman olmakla sereflenmiş olup,
bunun kesin tarihi bilinmemektedir Mekkeli Müslümanlarla birlikte, Peygamber efendimizin hicretinden önce Medîne’ye hicret etmiştir

Îmânı kuvvetli, teslimiyeti tamdı

Medîne’de bir süre Ensardan Münzir bin Muhammed’in evinde misâfir kalmıştır Resûlullah efendimiz, onu Ensardan Hâlid bin Râhile ile kardeş yapmıştı

Hâtib bin Ebî Beltea hazretlerinin, îmani kuvvetli ve Resûlullaha olan sevgisi ve teslimiyeti tamdı Bedir, Uhud, Hendek harblerinde ve Bîat-ı Rıdvân ve Hudeybiye’de bulundu

Bedir savaşı, Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan ilk harptı Bu harbe katılan Eshâb-ı kirâmın gösterdikleri cesâret, sabır, fedakârlık ve Resûlullaha olan bağlılıklarından dolayı, Allahü teâlâ, Bedir harbine katılan 313 Sahâbînin, Cennette kavuşacakları nîmetleri haber vermiştir Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri de bu müjdeye kavuşanlardandır

Peygamber efendimiz, 1400 kadar Eshâbı ile hac niyetiyle Medîne’den yola çıkmıştı Hz Hâtib da bunlar arasındaydı Bunu haber alan Mekkeli müşrikler, onları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler

Elçi olarak gönderilen Hz Osman’dan bir haber gelmeyince, buradaki mü-minler canlarını fedâ ederek Resûlullahı koruyacaklarına söz vermişlerdi “Bîat-i Rıdvan” adı verilen bu hâdiseyi, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde, Fetih sûresi 18 âyet-i kerîmesinde haber vererek, onlardan râzı olduğunu bildirmiştir Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki:

“Ağaç altında sana bîat eden, emirlerini kayıtsız şartsız yapmaya söz veren müminlerden Allahü teâlâ râzıdır ve onlara sekîne [kalblerine kuvvet] veriyor ve sana olan sevgilerini, Sıdk ve ihlâsı biliyor ve onları yakın bir feth ve zafer ile sevâblandıracağını müjdeliyor

Sözleri çok tesirliydi

Câbir bin Abdullah’ın bildirdiği hadis-i şerifte de Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

“Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!”

Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri, hicretin yedinci senesinde Hayber gazâsında, Yahûdilere karşı büyük bir cesâretle, kahramanca savaşan ve kalelerini muhâsara eden süvârilerden biriydi O, kuvvetli bir hitâbete ve iknâ edici bir konuşma kabiliyetine sahipti

Sözleri çok tesirliydi Dinleyenleri mest ediyor, etkisi altında bırakıyordu Sûreti, görünüşü çok güzeldi Güler yüzlü, tatlı dilliydi İyi bir şâirdi

Resûlullah efendimiz, hicretin altıncı yılında, Mekkeli müşriklerle bir sulh antlaşması yaptıktan sonra, Medîne civarında bulunan altı hükümdara mektup göndererek, onları İIslâm dînine dâvet etmişti

Her bir hükümdara gönderdiği elçiler, Eshâbının en seçkinleri olup, sûretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı

Ben götürürüm!

Peygamber efendimiz, Hâtib bin Ebî Beltea’yı Mısır kralı Mukavkis’a göndermişti Peygamber efendimiz, onu göndermeden önce sordular:

- Ey Eshâbım! Mükâfatı Allahü teâlâdan beklemek üzere, şu mektubu, Mısır hükümdarına kim götürür?

Bunun üzerine Hz Hâtib, hemen yerinden fırlayıp, ayağa kalktı ve Peygamberimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Ben götürürüm!

Bunun üzerine Peygamber efendimiz de buyurdu ki:

- Ey Hâtib! Bu vazifeni, Allahü teâlâ senin hakkında mübârek eylesin!

Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri, mektubu Peygamberimizden aldı Vedâ edip, evine gitti Yol için hayvanını hazırladı Âilesi ile de vedâlaştıktan sonra yola çıktı Önce Mısır’a vardı Mukavkis’i orada bulamayınca, İskenderiye’ye gitti Orada hükümdarın sarayını buldu

Kapıcı, içeriye almadan önce, maksadını öğrendi Kapıcı Hz Hâtib’a çok hürmet etti Onu hiç bekletmedi Mukavkis, o sırada adamlarıyla bir meclis kurmuş bulunuyordu

Hz Hâtib, Mukavkis’in toplantı hâlinde olduğu yere yaklaştı Peygamberimizin mektubunu eline alıp, ona gösterdi Mukavkis, mektubu görünce, Hâtib bin Ebî Beltea’yı yanına getirmelerini adamlarına emretti

Müslüman ol!

Huzuruna varınca, Mukavkis, Peygamberimizin mektubunu Hz Hâtib’dan aldı Mektupta şöyle yazıyordu:

- Bismillâhirrahmânirrahîm, Allahın kulu ve resûlü Muhammed’den Kibt’in [Eski Mısır halkının] büyüğü Mukavkis’a, Allahü teâlânın hidâyetine tâbi olana selâm olsun Bundan sonra; ben seni İslâma dâvet ederim Müslüman ol ki, selâmet bulasın!

Allahü teâlâ sana iki kat ecir versin Eğer yüz çevirirsen, bütün Kibt’in vebâli senin üzerinedir

Ey kitap ehli, sizin ve bizim aramızda bir olan söze gelin! Allahü teâlâdan başkasına ibâdet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım! Allahü teâlâyı bırakıp bâzılarımız bâzılarını Rab edinmesinler! Eğer bu sözden yüz çevirirlerse, “Şâhid olunuz, biz Müslümanız!” deyiniz!

Peygamberimizin mektubu okununca, Mukavkis, Hâtib hazretlerine, “Hayırlısı olsun!” dedi

Mısır hükümdarı Mukavkis, kumandanlarını, devlet adamlarını toplayıp, Hâtib ile aralarında, şu konuşmalar geçti:

- Ben, anlamak istediğim bâzı şeyleri sana soracak, bu hususta seninle konuşacağım

- Buyur, konuşalım!

- Sizi gönderen zat, gerçekten bir Peygamber ise, kendisini öz yurdundan çıkarıp, başka bir yere sığınmak zorunda bırakan kavminin aleyhinde niçin bedduâ etmedi?

- Sen, Îsâ bin Meryem’in bir Peygamber olduğuna inanıyorsun, değil mi?

Çok güzel cevap verdin

O, kavmi kendisini yakalayıp, öldürmek istediğinde, buna rağmen onlara bedduâ etmedi ve Cenâb-ı Hak, onu, dünya semâsına kaldırdı Mükâfatlandırdı

Halbuki, o, kavminin helâk edilmesi için Allahü teâlâya duâ etse olmaz mıydı?

Hâtib’in bu cevabı üzerine, Mukavkis söyleyecek söz bulamadı ve bu sözü üç defa tekrarlattı ve sonunda dedi ki:

- Çok güzel cevap verdin Gerçekten sen, hikmet sahibi bir zatın yanından gelen hakîm bir kimsesin

Hz Hâtib Hz Mûsâ zamanındaki Firavun’u kasdederek Mukavkis’a dedi ki:

- Senden önce, burada bir hükümdar vardı O, halkına karşı, “En büyük ilâh benim!” diyerek Rab olduğunu iddia etmişti Allahü teâlâ da, onu dünya ve âhiret azaplarıyla cezâlandırarak ondan intikam aldı Sen ise, senden başkasından ibret al da, başkasına ibret olma!

- Bizim için bir din vardır Biz bu dînimizi, ondan daha hayırlısı olmadıkça bırakmayız!

- Senin bağlı olduğun ve daha hayırlısı olmadıkça bırakmayacağını söylediğin dîninden daha hayırlı olan din, hiç şüphesiz İslâmiyettir Biz seni Allahü teâlânın bu son dînine, İslâmiyete dâvet ediyoruz ki, Allahü teâlâ dînini onunla tamamlamış, onu insanlara yeterli kılmıştır

Dahası da yoktur Bu Peygamber, yâni Muhammed aleyhisselâm, yalnız seni değil, bütün insanları dâvet etti Bu Peygamber, insanları İslâma dâvet ettiğinde; Kureyş, Ona karşı, insanların en fazla tepki gösterip kaba davrananı; Yahûdiler, en fazla düşmanlık edenleri; Hırıstiyanlar da en yakın olanları oldu

Peygambere itaat emretmiştir

Yemin ederim ki, Mûsâ aleyhisselâmın Îsâ aleyhisselâmı müjdelemesi, ancak, Îsâ aleyhisselâmın Muhammed aleyhisselâmı müjdelemesi gibidir Binaenaleyh, bizim seni Kur’ân-ı kerîme dâvet etmemiz, senin Yahûdileri İncil’e dâvet etmen gibidir

Bildiğin gibi, her Peygamber kendisini anlayıp idrâk edecek bir kavme gönderilmiştir Ve o kavmin, bu Peygambere itaat etmesi emredilmiştir İşte sen de bu Peygambere yetişenlerden birisisin Biz seni, Hz İsâ’nin da haber verdiği Muhammed aleyhisselâmın dinine dâvet ediyoruz

Hz Hâtib’in, kendisini çok açık bir şekilde İslâmiyete dâvet etmesi üzerine, Mukavkis dedi ki:

- Ben bu Peygamberin hâline baktım, emirlerinde ve yasaklarında aslâ akla uygun olmayan birşey bulamadım Anladım ki, bu kişi sihirbaz değildir Kâhin ve yalancı da değildir Peygamberlik alâmetlerinden bâzı halleri kendinde buldum

Gizli olan şeyleri meydana çıkarmak, bu alâmetlerdendir Bâzı sırlardan haber vermek, bu kişiden ortaya çıktı Hele biraz düşüneyim

Beş vakit namazı emrediyor

Mukavkis, Hz Hâtib bin Ebî Beltea’yı Mısır’da 5 gün misâfir etti Çok hürmet edip, ikramlarda bulundu Mukavkis, bir gece haber salıp, Hz Hâtib’i huzuruna çağırtıp, Peygamber efendimiz hakkında birçok sorular daha sordu Yanlarında, Arapça konuşan tercümanından başka kimse yoktu Mukavkis’la aralarında şu konuşmalar geçti:

- Onun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verir misin? Eshâbının arasında seni seçip gönderdiğini biliyorum Ben sana üç şey soracağım

- İstediğin şeyi sor! Ben sana ancak doğruyu söyleyeceğim

- Muhammed, insanları neye dâvet ediyor?

- Yalnız Allahü teâlâya ibâdet etmeye dâvet ediyor Gece ve gündüzde beş vakit namaz kılmayı emrediyor Ramazan orucunu tutmayı, Kâbe’ye hac etmeyi, verilen sözde durmayı emrediyor Kan ve ölmüş hayvan etini yemekten men ediyor

- Onun şekil ve şemâlini, fizikî görünüşünü bana târif et!

Hz Hâtib bin Ebî Beltea kısaca târif etti Birçoğunu saymamıştı Bunun üzerine Mukavkis dedi ki:

- Anlatmadığın daha bâzı şeyler kaldı Öyle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, sırtında Peygamberlik mührü vardır Kendisi hayvana biner, harmanî [sof] giyer, hurma ve az etli yemekle geçinir Amcaları veya amcaoğulları tarafından korunur

- Bunlar da onun sıfatıdır

- Ben gelecek bir Peygamber kaldığını biliyordum Fakat onun Şam’dan çıkacağını sanıyordum Çünkü daha önceki Peygamberler hep oradan çıkmışlardı Gerçi son Peygamberin Arabistan’da, sertlik, darlık, yokluk ülkesinden çıkacağını da kitaplarda görmüştüm

Halkım beni dinlemez

Allahın kitabında sıfatlarını yazılı bulduğumuz Peygamberin ortaya çıkma zamanı da, tam bu zamandır Biz, onun vasfını; “İki kız kardeşi bir nikâh altında birleştirmez, hediyeyi kabûl eder, sadakayı kabûl etmez Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar” diye de kitapta yazılı bulmuştuk

Ona uymak hususunda Kibtîler beni dinlemezler Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım Bu hususta çok cimriyim O Peygamber, ülkelere hâkim olacak, kendisinden sonra da Sahâbîleri, bu topraklarımıza kadar gelip konacaklar En sonunda suradakilere galip geleceklerdir

Ben Kibtîlere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim

Mukavkis, Arapça yazan kâtibini çağırdı Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı:

“Abdullah’ın oğlu Muhammed’e, Kiptîlerin büyüğü Mukavkis’tan, Selâm, senin üzerine olsun Gönderdiğin mektubunu okudum Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın dâveti anladım Ben de bir Peygamberin geleceğini biliyordum Ama onun Şam’dan çıkacağını zannediyordum

Elçine ikramda bulundum Sana Kibtîlerin yanında büyük değeri bulunan iki câriye ile giyecek elbise gönderdim Bir de binmen için iki binek hayvanı hediye ettim

Hemen memleketine dön!

Mukavkis, bundan başka ne bir şey yaptı, ne de Müslüman oldu Hz Hâtib bin Ebî Beltea’ya dedi ki:

- Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! Onun için iki câriye, iki binek hayvanı, bin miskal altın, yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim

Senin için de, yüz dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim Yanımdan ayrılıp git! Sakın, Kibtîler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!

Mukavkis, Peygamber efendimize ayrıca billûr bir kadeh, kokulu bal, sarık, Mısır keten kumaşı, öd, misk gibi güzel kokular, baston, bir kutu içinde sürmelik, gül yağı, tarak, makas, misvak, ayna, iğne ve iplik de hediye etti

Mukavkis, Hâtib hazretlerine, Peygamberimiz hakkında, “Sürme kullanır mı?” diye sormuştu Hz Hâtib da, “Evet! Aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, sürmedanlığı, tarağı, misvaki yanından ayırmaz!” demişti

Mukavkis’in, Peygamberimize hediye olarak gönderdiği iki câriye Mâriye ve kardeşi Şîrîn’di Hâtib bin Ebî Beltea yolda, bunlara Müslüman olmalarını teklif edince, kabûl edip, Müslüman olmuşlardı

Peygamberimiz Hz Mâriye’yi hanım olarak kabûl edip, onunla evlendi Oğlu Hz İbrâhim, ondan olmuştu Şîrîn’i de Eshâbından, “Şâir-i Nebî” olan Hassân bin Sâbit’e verdi En iyi cins ve beyaza çok yakın gri tüylü iki binek hayvanından katıra “Düldül”, merkebe de “Ufeyr” veya “Yafur” adı takıldı

Muhâfız askerlerle gönderdi

O güne kadar Arabistan’da ak tüylü katır görülmemişti Müslümanların ilk gördüğü ak tüylü katır, düldül oldu Peygamber efendimiz, hediye edilen billûr kadehle su içerdi

Hz Hâtib bin Ebî Beltea, Mukavkis’in yanında kısa bir müddet kaldı Halbuki yabancı heyetler, Mukavkis’in yanında bir ay veya daha fazla kalırlardı Hz Hâtib 5 gün kaldıktan sonra, Mukavkis’in ülkesinden ayrıldı Mukavkis, Hâtib hazretlerini Arap yarımadasına muhafız askerlerle gönderdi

Bunlar, Arabistan’a ayak bastıkları sırada, Şam’dan Medîne-i Münevvere’ye gitmekte olan bir kâfileye rastladılar Hz Hâtib kâfileye katılarak Mısırlı askerleri geri gönderdi

Hz Hâtib hediyelerle Medîne’ye gelip, Resûlullahın huzuruna kavuştu Peygamberimiz de, Mukavkis’in hediyelerini kabûl etti Hz Hâtib, Mukavkis’in mektubunu verip, sözlerini nakledince, Peygamberimiz buyurdu ki:

- Ne kötü adam! Saltanatına kıyamadı Hâlbuki îman etmesine mâni olan saltanatı ise, kendisinde kalmayacak!

Eshâbım hasta olmaz!

Mukavkis’in gönderdiği hediyelerden biri de, bir doktor idi Doktor gelince dedi ki:

- Efendim! Mukavkis, beni, size hizmet için gönderdi Hastalarınıza bedava bakacağım!

Resûlullah efendimiz kabûl buyurdu Doktora, bir ev verdiler Hergün nefîs yiyecek, içecek götürdüler Günler, aylar geçti Bir Müslüman, doktora gelmedi Doktor, utanıp gelerek dedi ki:

- Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim Bugüne kadar, bir hasta gelmedi Boş oturdum, yiyip içip, rahat ettim

Müsaade ederseniz, artık gideyim

Resûlullah efendimiz tebessüm ederek buyurdu ki:

- Sen bilirsin! Eğer daha kalırsan, misâfire hizmet etmek, ona ikramda bulunmak, Müslümanların başta gelen vazifesidir Gidersen de uğurlar olsun!

Yalnız şunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez Çünkü, Eshâbım hasta olmaz! İslâm dîni, hasta olmamak yolunu göstermiştir Eshâbım temizliğe çok dikkat eder Acıkmadıkça birşey yemez ve sofradan da, doymadan kalkar!

Doktor, ülkesine geri döndü Rum İmparatoru Heraklius’un da Resûlullah efendimize böyle bir doktor gönderdiği, onun da bu şekilde geri döndüğü kaynaklarda bildirilmektedir

Mukavkis, Peygamberimizin mektubuna çok hürmet gösterip, fil dişinden yapılmış bir kutu içine koymuş, kutuyu da mühürleyip bir câriyesine teslim etmişti

Bu mektup 1850 senesinde Mısır’ın Ahmin bölgesinde eski bir manastırdaki Kibt kitapları arasında bulunmuş ve Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid Hân tarafından satın alınarak, İstanbul Topkapı Sarayında, Mukaddes Emânetler Bölümüne konmuştur Orada muhafaza edilmektedir

Yine elçilik yaptı

Peygamber efendimizin âhirete teşriflerinden sonra, Hz Ebû Bekir zamanında, Hz Hâtib tekrar Mısır’a elçi olarak gönderildi Ebû Bekir’in hilâfetinden sonra, Hz Ömer devrinde de bu vazifesini çok iyi bir sûrette yapan Hz Hâtib, Mukavkis ile bir anlaşma imzaladı Bu anlaşma; Mısır’ı fetheden Amr İbnü’l Âs zamanına kadar yürürlükte kaldı

Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri, 650 senesinde Medîne’de vefât etmiştir Cenâzesini Hz Osman kıldırmış ve Bakî kabristanına defnedilmiştir

Eshâb-ı kirâmın Muhâcirlerinden ve Bedir harbine katılanlardan olan Hz Hatîb bin Ebî Beltea’nın künyesi, “Ebû Muhammed” veya “Ebû Abdullah”tır Kendisinin, Yemen’deki Kahtanî kabîlesine veya Necm bin Adiyy kabîlesine mensup olduğu zikredilmektedir Babası, Ebû Beltea’dır Doğumu hakkında kesin bir tarih bildirilmemiştir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #14
Profil Bilgileri
Standart Mekkeli sahabilerden: HACCAC BIN ILAT



Haccac bin Ilat'in İslâma girişi şöyle olmuştur:
Haccac bin Ilat, Süleym oğulları kabilesinden bir cemaatle birlikte, Mekke'ye doğru yola çıktı Issız, korkunç bir vadide bulunuyorlardı Bu yüzden yollarına devam edemediler Arkadaşları ona dediler ki:

- Emniyetimiz için bir şeyler yap!

Haydi, geçip gidiniz!

Bunun üzerine kalktı, dolaşmaya başladı Hem de, kendi kendine, "Ben ve arkadaşlarım sağ salim dönünceye kadar Allaha sığınırız" diyordu Bu sırada bir ses işittiler:

- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin köşe ve bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa, haydi geçip gidiniz! Ancak, Allahü teâlânın ihsan edeceği bir kudretle geçebilirsiniz! [Rahman 33]

Haccac Mekke'ye varınca, bu durumu, Kureyşlilerin toplandıkları bir mecliste anlattı Bunun üzerine Kureyşliler dediler ki:

- Ey Haccac! Sen de sapıtmışsın Muhammed de (aleyhisselam) bu sözlerin, kendine, Allahü teâlâ tarafından vahyedildiğini söylüyor Haccac bin Ilat da onlara su cevabı verdi:

- Vallahi hem ben, hem de yanımdaki arkadaşlarım bu sözleri birlikte duyduk

Haccac bin Ilat, Peygamberimizin nerede bulunduğunu sordu Medine'de olduğunu öğrenince, Medine'ye gidip, İslâmiyeti kabul etti Haccac'ın Müslüman oluşu, Resulullahın Hayber'i fethi zamanına rastlar

Haccac, Müslüman olduktan sonra, Resulullahın huzurlarına çıkarak durumunu söyle arz etti:

- Ya Resulallah! Mekke'de birtakım kimselerde mallarım var İzin verirseniz, bunları almak istiyorum Müslüman olduğumu ögrenirlerse, bana hiçbir sey vermezler

Resul-i ekrem efendimiz ona izin verdi Haccac bu arada şunu da sordu:

- Ya Resulallah, mallarımı onlardan alabilmek için, belki sizin hakkınızda münasip olmayan sözleri söylemem gerekebilir Bu hususta ne buyurursunuz?

Resulullah efendimiz buna da izin verdiler

Bir haber var mı?

Kureyş müşrikleri, Resulullahın, Hayber üzerine yürüdüğü haberini, daha önce duymuşlardı Haccac bin Ilat Mekke'ye gelince, devesinin etrafını sardılar Hayber hakkında malumat alabilmek için hiç beklemeye tahammülleri yoktu Hemen sordular:

- Ey Ilat'in oğlu! Hoş geldin Şu akrabalık bağlarını kesen kişi hakkında sende bir haber var mı?

Hz Haccac cevap verdi:

- Söyleyeceklerimi gizli tutmak şartıyla, evet

Bunun üzerine müşrikler söz verdiler ve, "Haydi ne oldu, bize hemen anlat" dediler

Haccac da müşriklere; Hayberlilerin savaş hususunda çok mahir olduklarını, Müslümanların daha böylesiyle karşılaşmadığını, Hayberlilerin, Arap kabilelerinin de yardımıyla on bin kişilik bir ordu topladığını, Müslümanların müthiş bir hezimete uğradığını, Muhammed'in de esir edildiğini, Hayberlilerin Muhammed'i Mekkelilere teslim edeceğini" söyledi

Kureyş müşrikleri bu habere çok sevindiler Fakat Haccac'in Müslüman olduğundan, onların haberleri yoktu

Hz Haccac bin Ilat, Mekke müşriklerine, aslı olmayan bu parlak müjde haberini verdikten sonra, onların sevinçli ve memnun durumlarını fırsat bildi Onlara, “Mekke’deki alacaklarını toplamak için kendisine yardımcı olmalarını, mağlup olan Müslümanların mallarını, başka tüccarlar gidip satın almadan önce, hemen oraya varıp, kendisinin alacağını” söyleyerek, onların vasitasıyle, alacaklarını ve orada bulunan mallarını topladı Mekke’deki zevcesine de aynı şekilde söyleyip, ondan da mallarını aldı

Sanki kalbinden vurulmuştu

Müslümanların Hayber’de mağlup olduğu şeklindeki haber her tarafa yayılmıştı Bu haber, müşriklerin sevinç çığlıklarına vesile olurken, bu durumdan haberi olmayan Mekke’deki Müslümanlar da, derin bir üzüntü içindeydiler

Bu sırada, daha Medine’ye hicret etmemiş bulunan Peygamberimizin amcası Hz Abbas, sanki kalbinden vurulmuştu Ancak bu üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyordu Hz Abbas, kölesi Ebu Zübeyde’yi çağırıp dedi ki:

- Haccac’ı bul! Ona, Abbas, “Allah aşkına, doğru söyle Bu haberin aslı var mıdır? Senin bu haberin, Allahü teâlânın Resulullaha ve Müslümanlara olan vaadine uymuyor” diyor, de!

Hz Haccac, Ebu Zübeyde’ye, gizlice, Hz Abbas’la kimsenin olmadığı bir yerde görüşüp, kendisine sevinçli bir haber vereceğini bildirdi

Hz Abbas bu haberi alınca, çok sevindi Sanki dünyalar onun olmuştu Elbette, Allahü teâlânın hayır vaatleri bir bir zuhur edecekti Hz Abbas Ebu Zübeyde’yi alnından öptü ve onu azat etti Ayrıca on köle azat etmeyi de adadı

Nihayet, Hz Abbas ile Haccac tenha bir yerde buluştular Haccac, Hz Abbas’a anlatacaklarını, üç gün geçmeden kimseye söylememesini sıkıca tenbih etti Sonra söyle konuştu:

- Resulullah efendimiz, Hayber’i fethetti Kendisine düşen hisseyi aldı Sahabilere paylarını dağıttı

Aradan üç gün geçtikten sonra, Hz Abbas Kabe’ye gitti ve tavafını yaptı Müşrikler bu sırada Haccac’ın işini konuşuyorlardı Hz Abbas’in böyle sakin sakin tavaf yapması dikkatlerini çekmişti Bu soğukkanlılık ve vakarının neden olduğunu sordular Hz Abbas dedi ki:

- Allaha hamdolsun ki, sıhhatım yerindedir Size bildirebilirim ki, Muhammed aleyhisselam Hayber’i fethetmiştir Hayberdeki mallara ve her şeye el koymuştur Hayber şimdi Onun elindedir

Mekkeliler dediler ki:

- Bu haberi sana kim getirdi?

- Size o haberi getirmiş olan Haccac getirdi

Kâbus gibi kaplamıştı

Bunun üzerine şoke olan Mekkeliler meselenin hakikatini anlamış, aldandıklarını geç farketmişlerdi Müslümanların hüzünleri üzerlerinden kalkmış, aynı üzüntü, bu sefer müşrikleri bir kâbus gibi kaplamıştı

Hz Haccac çok zengin idi Servetini Medine’ye getirdikten sonra, orada bir ev ve bir mescit yapmıştı Hz Ömer’in hilafetinin ilk yıllarında vefat etmiştir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #15
Profil Bilgileri
Standart Müminlerin annelerinden:CÜVEYRİYYE BİNTİ HÂRİS



Hz Cüveyriyye, benî Mustalak kabilesi reisi Hâris bin Dırar’ın kızıdır Hicretin beşinci yılında yapılan Benî Mustalak (veya Müreysî) savaşında esir alınmış, babası da kaçmıştı Kabilesinden de 600 kişi esir düşmüştü Esirlerin arasında bulunan Cüveyriyye’yi kurtarmak için, babası Hâris, bir sürü deve getirdi
İki deveyi de getir!

Bunların içinde çok iyi cins olan iki deveyi kıyamayıp, şehir dışında sakladı Hâris, Resul-i ekremin huzuruna geldiğinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Falan yerde sakladığın iki deveyi de getir!

Hâris, bu duruma çok şaşırıp dedi ki:

- Şehadet ederim ki, Allahtan başka tapılacak, kulluk edilecek hak bir mâbud, ilâh yoktur ve sen Onun elçisisin Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahtan başka kimsenin bundan haberi yok idi

Böylece iki oğlu ve kabilesinden birçok insanla beraber müslüman oldu Resulullah efendimiz develeri alıp, Hâris’e kızını geri verdi Babası, ağabeyleri ve kabilesinden birçok insandan sonra, Cüveyriyye de müslüman oldu

Müslüman olan Cüveyriyye’yi Resulullah efendimiz babasından isteyip, kendilerine nikâhladılar ve 400 dirhem mehir takdir ettiler

Eshab-ı kiram, Resulullahın Hz Cüveyriyye’yi nikâhladığını duyunca, dediler ki:

- Biz Resulullahın ailesinin, annemizin akrabalarını, hizmetçi, köle olarak kullanmaktan haya ederiz

Bu hâl yüzlerce esirin azat olmasına, serbest bırakılmasına vesile oldu Hz Cüveyriyye bu hâli söyleyerek her zaman övünürdü Bu ciheti takdir eden Hz Aişe demiştir ki:

- Ben Cüveyriyye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim

Hz Cüveyriyye, çok ibadet ederdi Peygamber efendimiz onun yanına geldiklerinde, onu çok zikreder, kelime-i tevhid söyler bulurdu

Hep böyle mi yaparsın?

Hz Cüveyriyye şöyle anlatır: “Bir sabah ibadetle meşgul idim Resulullah uğradığında, sübhânallah, sübhânallah diye zikir çekiyordum Resulullah bir ara dışarı çıktı Öğle üzeri tekrar geldiler ve yine ben aynı zikir ile meşgul idim Buyurdular ki:

- Sen hep böyle mi yaparsın?

- Evet

- İstersen sana birkaç kelime öğreteyim de, bu kelimeleri söyleyesin

Şu duâyı öğretti ve üçer defa tekrarlamamı söyledi: Sübhânallahi adede halkıhi Sübhânallahi zînete Arşihi Sübhânallahi ridâ nefsihi Sübhânallahi midâde kelimâtihi

Hz Cüveyriyye 576 yılında Medine’de vefat etmiş, Bakî kabristanına defnedilmiştir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #16
Profil Bilgileri
Standart Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî: BERÂ BİN ÂZİB



Berâ bin Âzib, Resûlullahın hicretinden önce Medîne-i münevverede küçük yaşta iken Müslüman oldu Babası Âzib de Sahâbî idi Dînî hükümleri Peygamberimizden önce hicret eden Eshâb-ı kirâmdan ve babasından öğrendi Hz Berâ, Resûlullahın ve diğer sahâbenin hicretlerini şöyle anlatıyor:

Medîne halkının sevinci

"Resûlullahın Eshâbından Medîne'ye ilk gelenler, Mus'ab bin Umeyr ile Abdullah İbni Ümmi Mektûm idi Bunlar Medîne'deki Müslümanlara Kur'ân-ı kerîm okutuyorlardı Sonra Bilâl-i Habeşî, Sa'd bin Ebi Vakkâs, Ammâr bin Yâser hicret ettiler Bunlardan sonra Hz Ömer yirmi kişi ile birlikte geldi

Nihayet Resûlullah efendimiz Medîne'ye hicret ettiler İşte bu anda Medîne halkının Resûlullahın teşrifine sevindiği kadar, hiçbir şeye sevindiğini görmedim Ben de Peygamberimiz gelmeden az önce uzun sûrelerden sayılan sûrelerle beraber "Sebbihisme Rabbike'l-a'lâ" sûresini okumuştum"

Berâ bin Âzib, Resûlullah ile beraber onbeş savaşta bulundu Bedir harbinde çocuk yaşta idi Bu hususta kendisi demiştir ki:

- Resûlullah efendimiz ben ve İbni Ömer küçük yaşta olduğumuz için bizi Bedir savaşına göndermedi

Hz Berâ, kıblenin Ka'be'ye çevrilmesini bildiren sahâbîdir Şöyle anlatıyor:

Resûlullah efendimiz Medîne'ye teşrif ettikleri zaman onaltı veya onyedi ay kadar Mescid-i Aksâ'ya doğru namaz kıldı Allahü teâlânın emriyle kıble Ka'be'ye doğru oldu Peygamberimizin Ka'be-i Muazzamaya doğru kıldırdığı ilk namaz ikindi namazı idi

Peygamberimizle namaz kılanlardan birisi mescidden çıktı Yolda giderken bir mescidde cemâ'atle namaz kılanlara rastladı ki, onlar rükü'da idiler Onlara:

- Resûlullah efendimizle beraber Mekke'ye doğru namaz kıldığıma Allah için şehâdet ederim, deyince, namazlarını bozmadan oldukları gibi Ka'be-i Muazzamaya döndüler

Peygamberimiz Mescid-i Aksâ'ya doğru namaz kılarken Yahûdîlerle diğer Ehl-i Kitâb bundan hoşlanırdı Kıble değişip yüzünü Beyt-i şerîfe doğru döndürünce bunu beğenmediler

Kıble değişmeden önce Mescid-i Aksâ'ya doğru namaz kılıp, vefât eden kimseler vardı Bunlarla ilgili olarak Allahü teâlâ; "Allah sizin îmânınızı, ibâdetinizi boşa çıkarmaz" [Bekara:143] meâlindeki âyet-i kerîmeyi indirdi

Önce Müslüman ol

Hz Berâ, Uhud harbinde meydana gelen bir hâdiseyi şöyle naklediyor:

Uhud harbinde yüzü zırh ile örtülü bir kişi Peygamber efendimize gelerek arz etti:

- Yâ Resûlallah! Şimdi harb edeyim de sonra mı Müslüman olayım, yoksa hemen mi?

Resûlullah buyurdu ki:

- Önce Müslüman ol, sonra harb et!

O kimse Müslüman oldu Sonra harbe girerek şehîd oldu Bunun üzerine Resûlullah efendimiz:

- Az iş yaptı, fakat çok sevâb kazandı, buyurdu

Berâ bin Âzib buyuruyor ki:

Birgün Resûlullah efendimiz ile beraber Ensârdan bir zâtın cenâzesine gitmiştik Resûl-i ekrem mübârek başı öne eğik olarak mezarın başına oturarak üç defa;

- Yâ Rabbî! Kabir azâbından sana sığınırım, dedikten sonra şunları anlattılar:

Bütün kapılar açılır

Mü'min öleceği zaman Allahü teâlâ, yanlarında kefen ve güzel koku bulunan, yüzleri güneş gibi parlayan melekleri gönderir Onlar bu mü'minin göreceği bir yerde beklerler Rûhunu teslim ettiği zaman yer ile gök arasındaki ve göklerdeki bütün melekler onun için istigfâr edip, Allahü teâlâya, onun bütün günâhlarını affetmesi için duâ ederler Göklerin bütün kapıları kendisi için açılır, her kapı kendisinden geçmesini ister

Rûhu Allahü teâlânın huzuruna çıktığı zaman, melekler derler ki:

- Yâ Rabbî! Bu filân kulunun rûhudur

Allahü teâlâ buyurur ki:

- Onu geri çevirin ve onun için hazırladığım mükâfât ve ihsânları kendisine gösterin Çünkü ben ona vâdettim: (Sizi topraktan yarattım ve tekrar toprak yapacağım, tekrar topraktan çıkaracağım) [Tâhâ: 55]

Rûh kabrine döner ve hattâ kendisini defnedip dağılanların ayak seslerini dahî duyar Meleklerle aralarında şu konuşma geçer:

- Rabbin kimdir?

- Rabbim Allahtır

- Dînin nedir?

- Dînim İslâmdır

- Size doğru yolu göstermek üzere Allah tarafından gönderilen zât kimdir?

- O zât Muhammed aleyhisselâmdır

Bu cevabı verince birisi:

- Doğru söyledin, der

İşte bu, Allahü teâlânın buyurduğu, (Allah îmân edenlere dünya ve âhiret hayâtında o kararlı sözlerinde dâimâ sebât ihsân eder) [İbrahim: 27] sözün ma'nâsıdır

Sonra karşısına yüzü, elbisesi ve kokusu güzel birisi gelir ve der ki:

- Ni'metleri devamlı olan Allahü teâlânın Cennet ve rahmeti ile sana müjdeler olsun

Cennetten kapı açın

Mü'min kimse sorar:

- Allah sana hayırlı karşılıklar versin, sen kimsin?

- Ben senin dünyadaki iyi amellerinim Sen dâimâ Allaha ibâdet etmek için koşar, isyâna ise, yaklaşmazdın Bunun için Allahü teâlâ seni hayırlı, güzel ni'metlerle mükâfatlandırdı

Bundan sonra birisi der ki:

- Buna Cennetten bir döşek getirin ve Cennetten kabrine bir kapı açın

Bir döşek getirilir ve Cennete doğru bir kapı açılır O mü'min de der ki:

- Yâ Rabbi! Kıyâmeti çabuk getir de bir an önce âileme, çocuklarıma kavuşayım

Kâfirler, dünyadan alâkasını kesip öleceği zaman, şiddetli azâb yapan melekler, ateşten elbise ve katrandan gömleklerle karşısında dururlar Rûhu çıktığı zaman yer ve gökteki bütün melekler kendisine la'net ederler Göklerin kapıları kapanarak hiçbir kapı onun habis, kötü rûhunun kendisinden geçmesini istemez Böylece rûhu geri döndürülür

Büyük azâbı gösterin!

Melekler derler ki:

- Yâ Rabbî! Bu falan kulunun rûhudur, yerler ve gökler bunu kabûl etmiyorlar

Allahü teâlâ buyurur ki:

- Onu geri çevirin ve ona hazırladığım büyük azâbı gösterin Çünkü ona da; "Sizi topraktan yarattım, yine toprağa iade edeceğim ve tekrar topraktan çıkaracağım" diye va'dettim

Sonra rûhu mezarına götürülür Hattâ mezarının yanından dağılmakta olanların ayak seslerini de işitir Ona da melekler sorar:

- Rabbin kim, Peygamberin kim ve dinin nedir?

O kâfir kimse de der ki:

- Bilmiyorum

Bundan sonra çirkin elbiseli, pis kokulu ve vahşi yüzlü birisi gelip karşısına dikilerek der ki:

- Allahın gadabı ve sonsuz azâbı sana müjde olsun

- Sen kimsin?

- Ben senin dünyada iken yaptığın çirkin amelinim Sen kötülüğe, Allahü teâlâya isyâna koşa koşa giderdin, fakat ibâdete ve tâate gevşek davranır, yapmazdın İşte bugün Allahü teâlâ kötülüğünün ve küfrünün cezâsını sana çektirecek

Sonra gözleri görmeyen, konuşamayan ve kulakları duymayan bir melek onu yakalar Onun için demirden bir tokmak hazırlanır Bütün insanlar ve cin toplansalar onu yerinden kaldıramazlar Hattâ dağlara vurulsa, kül ve toprak hâline getirir Bununla kendisine bir kere vurulduğu zaman parçalanır, kül hâline gelir Tekrar dirilir ve alnına öyle şiddetli vurulur ki, insan ve cinden başka yeryüzündeki bütün mahlûklar onun bağırmasını işitirler Sonra bir melek seslenir:

- Buna ateşten iki demir levha getirin ve mezarından da Cehenneme doğru bir kapı açın!

Hemen onun kabrine ateşten iki demir levha döşenir ve Cehennemden de bir kapı açılır

Cennete götüren amel

Berâ bin Âzib diyor ki:

Bir köylü, Resûlullaha gelip dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Beni Cennete götürecek bir ameli bana öğret

Peygamberimiz bunun üzerine buyurdu ki:

- Aç kimseleri doyur, susuz olana su ver, emr-i ma'rûf ve nehy-i münker yap, ya'nî Allahü teâlânın emirlerini, iyi amelleri insanlara öğret, harâm ve yasak olan kötü şeyleri de insanlardan men et Bunlara gücün yetmezse hayırlı, güzel olmayan sözlerden dilini sakındır

Berâ bin Âzib, Medîne'nin etrafına harb için hendek kazılırken, Resûlullahın hâlini şöyle anlatır:

Resûl-i ekremi hendek kazıldığı esnâda bizimle birlikte toprak taşırken gördüm Kucağında taşıdığı toprak, mübârek karnının beyazlığını örtmüştü Bu sırada Abdullah bin Revâha veya Âmir bin Ekva'nın bir şiirini söylüyordu

"Yâ Rabbî! Sen bize hidâyet etmemiş ve doğru yolu gösterip bize rahmet etmemiş olsaydın, biz muhakkak dalâlette kalırdık Üzerimize hücum eden kâfirler, sakındığımız fitne ve fesâdı bize ulaştırmak istedikleri ve bizimle karşılaştıkları zaman, Sen bizim kalblerimize sabır ve rahatlık ver, bizi onlara karşı güçlü yap!"

Su fışkırdı

Yine Hz Berâ, Peygamberimizin Hudeybiye'deki mu'cizesini şöyle bildiriyor:

Hudeybiye'de bir kuyu vardı Biz buraya gelince kuyunun suyunu tamamen çekerek bir damla su bırakmamıştık Bu hâl, Resûlullaha arz edilince kuyunun yanına gelip kenarına oturdu Sonra içinde biraz su bulunan bir kap istedi Getirilen su ile abdest aldı Sonra ağzını çalkaladı Yavaşça duâ edip, abdest ve çalkantı suyunu kuyuya döktü Kuyuyu Resûlullahın emri ile kısa bir müddet bu hâlde bıraktık Bir müddet sonra kuyuda istediğimiz kadar su hâsıl oldu Biz ve hayvanlarımız gidinceye kadar suya kandık

Hz Berâ buyurdu ki:

Resûlullahı yatsı namazında Tin sûresini okurken dinledim Daha önce ondan güzel sesli hiçbir kimseyi dinlememiştim

Bir defasında Resûlullah efendimiz Berâ bin Âzib'e buyurdu ki:

- Yatacağın zaman önce abdest al Sonra sağ tarafına uzanıp yat ve şöyle duâ et: Allahümme innî eslemtü vechî ileyke ve fevvedtü emrî ileyke ve elce'tü zahrî ileyke ragbeten ve rehbeten ileyke lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke Âmentü bikitâbikellezî enzelte ve binebiyyikellezî erselte

Yâ Berâ! Bunlar son sözün olsun Şâyet bu gece içinde ölecek olursan Müslüman olarak ölmüş olursun

Yedi şeyi emretti

Berâ bin Âzib buyurdu ki:

Resûlullah efendimiz bize yedi şeyi emredip, yedi şeyi de yasakladı Emrettikleri:

Birincisi, cenâzeye katılıp kabre kadar gitmek İkincisi, hastaları ziyâret etmek Üçüncüsü, da'vete icâbet etmek Dördüncüsü, mazluma yardım etmek Beşincisi, yeminin gereğini yapmak Altıncısı, selâma cevap vermek Yedincisi, aksırdığında Elhamdülillah diyene, Yerhamükellah demek Yasakladıkları:

Birincisi, gümüş kap kullanmak İkincisi, altın yüzük takmak Üçüncüsü, erkeklerin ipekli elbise giymesi Dördüncüsü, erkeklerin ipekli dîbâ giymeleri Beşincisi, erkeklerin ipek ibrişimli elbise giymeleri Altıncısı, kalın ipek kullanmak Yedincisi, ipek yatak kullanmak

Berâ bin Âzib hayatının son zamanlarında Kûfe'ye yerleşti 691 yılında Mus'ab bin Zübeyr zamanında burada vefât etti Ölünceye kadar burada fıkıh ve hadîs-i şerîf öğretti

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #17
Profil Bilgileri
Standart Kur'ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî:ABDULLAH BİN MESUD



Abdullah bin Mes'ûd hazretleri, Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından olup, ilk îmâna gelenlerdendir

Gençliğinde fakîr idi Bundan dolayı çobanlık yapıyordu Bir gün koyun güderken Peygamber efendimiz ve Hz Ebû Bekir ile karşılaştı Resûlullah efendimiz:

- Ey genç! İçmemiz için sütün var mı? diye sordu O da:

- Yok efendim, deyince, Peygamber efendimiz, hiç yavrulamamış bir koyunun memesini elleri ile sıvazlayıp, duâ etti Koyunun memesi derhal süt ile doldu Hz Ebû Bekir, büyük bir kap getirip doldurdu Bu sütten içtiler Peygamber efendimiz sonra: "Çekil, büzül" buyurdu Koyunun memeleri eski hâline geldi

Nasıl sağdınız?

Abdullah bin Mes'ûd, olanları hayretler içinde seyretti Dayanamayıp sordu:

- Bu nasıl oldu? Hiç sütü olmayan koyundan bu kadar sütü nasıl sağdınız? Söylediğiniz duâyı lütfen bana da öğretin

Peygamber efendimiz, başını sıvazlayıp:

- Allahü teâlâ sana rahmet etsin! Sen Hakkı öğrenebilecek bir çocuksun, buyurdu

Bu mu'cizeyi gören ve konuşmaları işiten genç:

- Siz sıradan bir kimse değilsiniz Senin, Cenâb-ı Hakkın Peygamberi olduğuna inandım, deyip Kelime-i şehâdet getirdi ve Müslüman oldu

Kimse yok mu?

Abdullah bin Mes'ûd hazretleri Mekke'de ilk defa açıktan Kur'ân-ı kerîm okuyan sahâbîdir

Bir gün Eshâb-ı kirâm, bir yerde oturup sohbet ediyorlardı İçlerinden birisi:

- Resûlullahtan başka, hiç kimse çıkıp da Kur'ân-ı kerîmi müşriklere karşı açıktan okuyamadı Bunu yapacak kimse yok mu? dedi İbni Mes'ûd hazretleri hemen atılıp:

- Ben okurum, dedi

- Biz, sana bir zarar vermelerini istemeyiz Müşriklerin, kabîlesinden korkacakları bir kimse okusun

- Bırakın gideyim! Siz dua edin! Allahü teâlâ beni korur!

Ertesi gün, Makâm-ı İbrâhim'e gitti Müşrikler orada toplanmış hâldeydiler İbni Mes'ûd hazretleri Besmele-i şerîfe çekip, "Errahmânu allemel Kur'âne" diyerek Rahmân sûresini okumaya başladı

Müşrikler hep birlikte üzerine yürüdüler Tekme tokat vurmaya başladılar Yüzü gözü her tarafı yara bere içersinde kaldı Fakat o, sanki hiç bir şey yapılmıyormuş gibi sâkin sâkin Kur'ân-ı kerîmi okumaya devam etti Okuması bittikten sonra Eshâb-ı kirâmın yanına vardığında dediler ki:

- Korktuğumuz başımıza geldi Bir daha gidip onların yanında okuma!

- Hayır yine gidip okuyacağım Müşrikleri ilk defa böyle perişan hâlde gördüm Onların âcizliği beni çok sevindiriyor Bana yapılan işkencelerden acı duymuyorum

O, ertesi günü yine gidip, tekrar okudu Yine tartakladılar Hattâ kızgın çöllere yatırıp işkence ettiler O yine aldırmadan okumalarına devam etti Sonunda müşrikler çâresiz kaldılar

Mekkeli müşrikler diğer Müslümanlara yaptıkları gibi, Abdullah ibni Mes'ûd'a da çok eziyet ve işkence yaptılar İşkenceler dayanılmayacak hâle gelince izin ile iki defa Habeşistan'a hicret etti Resûlullah efendimizin hicret etmesinden sonra, Habeşistan'dan Medîne'ye hicret etti Burada önce Muâz bin Cebel'in evinde misâfir kaldı Sonra Mescid-i Nebî'nin yanında bir ev yaptırarak taşındı

İbni Mes'ûd hazretleri, cüssesinden umulmayan kahramanlıklar göstermiştir Savaşlarda, Resûlullahın yanından ayrılmayıp, canfedâ bir şekilde savaşırdı Bedir savaşında, küfrü ve îmânsızlığı meşhûr Ebû Cehil'in başını o kesmiştir

Savaşta, Eshâb-ı kirâmdan Afra hatûnun çocukları Muâz ve Muavviz, kılıç darbeleri ile Ebû Cehil'i kımıldayamıyacak şekilde yaralayıp, yıktılar Öldüğünü zannedip oradan ayrıldılar Peygamber efendimiz Ebû Cehil'i merak edip:

- Acaba Ebû Cehil ne yaptı, ne oldu? Kim bakar? buyurarak, araştırılmasını emretti Aradılar bulamadılar Gelip durumu bildirince Peygamber efendimiz:

Allahü teâlâ zelil etti

- Aramaya devam ediniz! Eğer onu tanıyamazsanız, dizindeki yara izine bakınız Birgün ben ve o, Abdullah bin Cûdan'ın ziyâfetine gittik İkimiz de gençtik Ben ondan biraz büyükçe idim Orada onu itince düştü, dizlerinden birisi yaralandı Bu iz onun dizinden kaybolmadı, buyurarak Eshâbına kolay tanımaları için işâret verdi

Bunun üzerine, İbni Mes'ûd hazretleri yerinden fırlayıp aramaya gitti Epey bir aramadan sonra, ölüler arasında ta'rife uygun yaralı birisini gördü Yanına yaklaşıp sordu:

- Sen Ebû Cehil misin?

- Evet, Ebû Cehil'im

- Ey Resûlullah düşmanı! Nihâyet Allahü teâlâ seni hakîr ve zelîl etti?

Aldığı yaralardan, acılar içinde kıvranan İslâm düşmanı Ebû Cehil, hâlâ inadına, düşmanlığına devam ediyordu En ufak bir pişmanlık eseri yoktu Ebedî olarak, Cehennemde kalmak üzere dünyadan ayrılmakta iken bile mel'ûn hâlâ ağzından kin kusuyordu:

- Ne diye beni zelîl ve hakîr edecek ey koyun çobanı! Hakîr olan sizler olacaksınız! Sen bana zaferden bahset! Kim kazandı kim kaybetti?

- Zafer Allah ve Resûlünün tarafındadır, ey mel'ûn Artık sonun geldi Zehir kusan başını, şu iğrenç vücûdundan ayıracağım

- Doğrusu beni, senin gibi birisinin öldürmesi bana çok ağır gelecek

- İşte Allah ve Resûlüne karşı gelen, onlara düşmanlık besliyenin sonu böyle zelîl olmaktır Sen ve senin gibi olanların sonları böyle olacak Burada zelîl olduğunuz gibi, âhırette daha zelîl olacaksınız! Ebedî olarak, Cehennem ateşi ile yanacaksınız Cehennemde, şimdiki bu hâlinizi çok arayacaksınız Fakat bulamıyacaksınız

İbni Mes'ûd hazretleri, başını kesmek için Ebû Cehil'in miğferini çıkartırken:

- Ne olur hiç olmazsa, boynumu gövdeme yakın kes ki, başım heybetli görünsün, diyerek küfrünün, gurur ve kibrinin ne dereceye çıkmış olduğunu gösterdi

Ümmetin fir'avnı

İbni Mes'ûd, Ebû Cehil'in başını kılıcıyla kopardı Kılıcını, miğferini aldı Başına bir ip bağlayıp, sürükliyerek Resûlullahın huzûruna götürdü Sevinç içinde:

- Yâ Resûlallah! Bu, Allahü teâlânın düşmanı Ebû Cehil'in başıdır, dedi Peygamber efendimiz de:

- O Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur, buyurdu

Sonra İbni Mes'ûd hazretleri ile beraber, Ebû Cehil'in cesedinin yanına gitti Ona hitap ile:

- Allahü teâlâya hamd olsun ki seni zelîl ve hakîr kıldı Ey Allahın düşmanı! Sen bu ümmetin fir'avnı idin! buyurdu

Hz Abdullah bin Mes'ûd, Uhud'da, Hendek'te, Biat-ı Rıdvan'da, Mekke'nin fethinde ve Tebük seferlerinde bulundu Peygamber efendimizin vefâtından sonra da Yermük harbine katıldı Kûfe kadılığına tayin olundu Orada hazine muhafızlığı da yaptı Hz Ömer, Kûfe halkına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

- Ey Müslümanlar! Size iki arkadaşımı yolluyorum Ammâr vâlî, Abdullah kâdı olacaktır Onları dinleyiniz ve söylediklerini yapınız Çünkü ikisi de Resûlullahın Eshâbından olup, Bedir kahramanlarındandır İbni Mes'ûd'u yanımda alıkoymayarak sizi kendime tercih ettim Kendisi aynı zamanda beytülmâl hesaplarına da bakacaktır

Günâhtan şikâyet

Hz Osman'ın son zamanlarında Medine'ye döndü 60 yaşının üzerinde iken hastalandı Halife Hz Osman, ziyâretine geldi Dedi ki:

- Bir isteğin mi var?

- Allahü teâlânın rahmetini isterim

- Bir tabib getirelim mi?

- Hâcet yok! Beni hasta eden tabibdir

Bu hastalıktan vefât etti Cenâze namazını Hz Osman kıldırdı Vasiyeti üzerine Cennet-ül-Bakî Kabristanına defnedilmiştir

Abdullah bin Mes'ud, Resûlullahın huzurunda, meclislerinde sık sık bulunurdu O derece ki, Resûl-i ekremin Ehl-i beytinden olduğu sanılırdı Resûlullahın eşyalarını taşırdı Onlara hürmetinden çok güzel giyinirdi

Peygamber efendimiz, Abdullah bin Mes'ûd'u Kur'ân-ı kerîm öğretenlerin başında sayardı ve, "Kur'ân-ı kerîmi, İbni Mes'ûd, Salim, Übey bin Ka'b ve Muaz bin Cebel'den öğrenin!" buyururdu 70 sûreyi Resûlullahın mübârek ağızlarından işiterek ezberlemiştir Âsım, Hamza, Kisaî, Halef, A'meş gibi meşhur kırâat imâmlarının silsilesi, İbni Mes'ûd'da son bulmaktadır

Resûl-i ekrem Kur'ân-ı kerîmi ondan dinlemeyi çok severdi Peygamber efendimiz bir gün ona buyurdu ki:

- Nisa suresini oku, dinleyelim

- Kur'ân-ı kerîm size indi Biz O'nu sizden okuduk ve sizden öğrendik Resûl-i ekrem bunun üzerine buyurdu ki:

- Evet öyledir Fakat ben Kur'ân-ı kerîmi başkasından dinlemeyi severim

İbni Mes'ûd okumaya başladı Meâlen; (Halleri ne olacak? Her ümmetten bir şahit getireceğimiz zaman) Nisa: 41] âyet-i kerimesine gelince, Resûlullahın mübârek gözlerinden yaşlar boşandı

İbni Mes'ûd gibi

İbni Mes'ûd hazretleri, Kur'ân-ı kerîmi çok güzel okurdu Hz Ömer anlatır:

Bir gün Resûlullah efendimiz, Hz Ebû Bekir ile Müslümanların durumunu konuşuyordu Ben de yanlarındaydım Sonra beraber dışarı çıktık Baktık, tanımadığımız birisi mescidde Kur'ân-ı kerîm okuyor Resûlullah efendimiz dinlemeye başladı Daha sonra da bize dönüp buyurdu ki:

- Kim Kur'ân-ı kerîmi indiği andaki tazeliği ile okumaktan hoşlanıyorsa, İbni Mes'ûd gibi okusun!

İbni Mes'ûd hazretlerinin vücûdu zayıf yapılı idi Peygamber efendimiz birgün Eshâbına buyurdu ki:

- Siz İbni Mes'ûd'un vücutça zayıf olduğuna bakmayın Mîzânda hepinizden ağırdır

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #18
Profil Bilgileri
Standart En çok hadîs bilen sahâbîlerden:ABDULLAH BİN ÖMER



Abdullah bin Ömer hazretleri, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olup, dört büyük halîfeden Hz Ömer’in oğludur İlk îmâna gelenlerdendir Babası îmân ile şereflenince, o da küçük yaşta Müslüman oldu

Küçük yaştan beri Peygamber efendimizle beraber bulundu Bunun için Eshâb-ı kirâm içinde en çok hadîs-i şerîf nakledenlerden oldu

Ayrıca, yaratılış olarak üstün hâllere sahip olduğundan ve Resûlullahın hizmeti ile şereflenip, uzun zaman sohbetlerinde bulunduğundan, bütün ilimlerde mâhir oldu

Çok cömert idi

Harâm ve şüphelilerden sakınmakta, dünyaya düşkün olmamakta örnek durumdaydı Her işte çok araştırıcı, inceleyici ve dikkatliydi Çok cömert olup, ikrâm etmeyi çok severdi Akşam yemeklerini, yalnız yediği hiç vâki değildi Mutlaka misâfir arar bulurdu

Bir gün Abdullah bin Ömer hazretlerine, bin dirhem para ile kıymetli bir kaftan hediye getirilmişti Dostlarından birisi ertesi gün, onu, çarşıda hayvanına veresiye yem alırken görünce şaşırdı Evine gidip sordu:

- Dün Abdullah bin Ömer’e bin dirhem para ile kıymetli bir kaftan gelmemiş miydi?

- Evet gelmişti

- Fakat bugün onu veresiye alış-veriş yaparken gördüm

- Doğrudur Hediyeleri aldığı gün, kaftanı omuzuna alıp, çarşıya çıktı Dönüşünde ne kaftan ne de paralar vardı İhtiyacı olanlara hepsini dağıtmış

Gençliğinde bir rü’yâ gördü Rü’yâsında ipek bir kumaş parçasının üzerine binerek uçuyor, Cennetteki istediği yerlere konuyordu Bu sırada birileri onu Cehenneme götürmek istedi

Hemen karşısına bir melek çıkıp, “Korkma!” dedi Sonra alıp tekrar Cennete götürdü

Hz Hafsa, onun bu rü’yâsını Resûlullaha anlatınca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Abdullah ne iyi insandır Keşke geceleri de namaz kılsa!

O zamandan sonra gece namazını hiç bırakmadı

Allahtan korkmak

Allahtan başka kimseden korkmazdı Bir gün yolculuğa çıktı Yolda karşılarına bir aslan çıkınca, arkadaşları korkup ne yapacaklarını şaşırdılar O korkusuzca aslanın yanına yaklaşıp, kulağına dedi ki:

- Resûlullahtan işittim “İnsanoğlu Allahtan başkasından korkmazsa, hiçbir şeyi ona musallat etmez” buyurdu Yoldan çekil de yolumuza devam edelim

Aslan sessizce oradan uzaklaştı

Acıkmayınca yemez, yediğinde de çok az yerdi Nitekim Irak’tan ziyâretine gelen bir dostu, kendisine hediye olarak bir ilâç getirerek dedi ki:

- Bu iyi bir ilâçtır Sana, Irak’tan getirdim

- Bu ilâç neye yarar?

- Hazımsızlığa iyi gelir

- O zaman, sen bu ilâcı başkasına ver!

- Niçin?

- Çünkü, ben ömrümde hiç karnım doyana kadar yemek yemedim Bundan sonra da yemiyeceğim için bende hazımsızlık olmaz

Bir gün Abdullah bin Ömer hazretlerinin devesi kayboldu Çok aradı, bulamadı “Alana helâl olsun!” deyip mescide girdi Sonra birisi gelip dedi ki:

- Deven filân kimsede

Mescidden çıkıp giderken, hatırladı “Ben onu alana hediye etmiştim” deyip tekrar mescide döndü

Allah için sev!

Peygamber efendimiz bir nasîhatinde, Abdullah bin Ömer hazretlerine buyurdu ki:

- Allah için sev, Allah için darıl, Allah için anlaş! Velîlik mertebesine ancak böyle kavuşabilirsin! Bu minvâl üzere olmıyan kişi, namazı ve orucu çok olsa bile, îmânın tadını alamaz

Yâ Abdullah, sabaha çıktığın zaman akşam için kendini kaygılandırma! Akşama çıktığın zaman sabah için kendini kaygılandırma! Sağlığında hastalığın ve hayatında ölüm için tedbîr al!

Abdullah bin Ömer hazretleri, harâmdan çok korkardı Bunun için, sık sık buyururdu ki:

- Kambur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçmadıkça bunların va’dedilen mükâfâtına kavuşamazsınız!

Birisi, Abdullah bin Ömer hazretlerine, “Allah için, seni çok seviyorum” deyince buyurdu ki:

- Ben de Allah için, seni hiç sevmiyorum Çünkü sen, ezânı tegannî ederek, şarkı söyler gibi okuyorsun

Tâbiînin büyüklerinden Nâfi’ buyurdu ki:

“Ben henüz çocuk iken Abdullah bin Ömer ile beraber gidiyorduk Ney sesi işittik Hz Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı Oradan hızla uzaklaştık Bir müddet sonra bana dedi ki:

- Ney sesi daha işitiliyor mu?

- Hayır işitilmiyor

Ancak ondan sonra parmaklarını kulaklarından ayırdı

Hiç kimse yanmasın!

Resûlullah efendimiz, Abdullah bin Ömer’i çok severdi Nitekim bir gün Hz Abdullah, Resûlullahın huzûrlarına gelmişti Resûlullah efendimiz ona çok iltifât edip, (Kıyâmet günü herkesin berâtı [kurtuluş vesîkası] her işi ölçüldükten sonra verilir Abdullah’ın berâtı ise, dünyada verilmiştir) buyurarak onu medh ve senâ buyurdu Sebebi sorulduğunda buyurdu ki:

- Kendisi vera’ ve takvâ sahibi olduğu gibi, duâ ederken “Yâ Rabbî! Benim vücûdumu, kıyâmet günü o kadar büyük eyle ki, Cehennemi yalnız ben doldurayım Cehennemi insanla dolduracağım diye verdiğin sözün böylece yerine gelmiş olsun da, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden hiç kimse Cehennemde yanmasın” diyerek, din kardeşlerini kendi canından daha çok sevdiğini göstermiştir [Ebû Bekr-i Sıddîk’ın da böyle duâ ettiği Menâkıb-i çihâr yâr-ı güzîn kitâbında yazılıdır]

Abdullah bin Ömer hazretleri bir gün, birkaç arkadaşı ile Medîne-i münevvere dışına çıkmışlardı Yemek vakti gelince sofra hazırladılar O sırada köle olan bir çoban selâm verdi Hz Abdullah çobanı yemeğe da’vet etti Çoban oruçlu olduğunu söyleyip sofraya oturmadı İbni Ömer ona sordu:

- Bu çok sıcak günde hem koyunları otlatman, hem de oruç tutman nasıl oluyor?

Çoban da cevap verdi:

- Bu hâlde çok günler oruç tuttum Abdullah bin Ömer hazretleri, onu denemek için dedi ki:

- Koyunlarından birini satar mısın? Hem parasını, hem de iftâr etmen için etinden veririz?

- Koyunlar efendimindir

- Efendine kaybolduğunu söylersin

Bunun üzerine çoban, tam bir teslimiyetle şöyle cevap verdi:

- Allahü teâlâ görüp biliyor

Azâd ettiler

Abdullah bin Ömer hazretleri, çobanın sözünü birkaç defa tekrar etti Medîne’ye döndüklerinde, çobanın efendisine birisini gönderip, sürüyü ve çobanı satın aldı Onu azâd ederek, koyunları da ona hediye etti

Mekke’nin fethi sırasında, İbni Ömer yirmibeş yaşlarında bulunuyordu Sür’atli koşan bir atı vardı Bu at üzerinde, elinde mızrağı olduğu hâlde çok heybetli idi Resûlullah efendimiz onun bu hâlini görünce, “Abdullah! İşte Abdullah” buyurarak mücâhidliğini övdüler Müslüman ordusu, büyük bir ihtişâmla Mekke’ye girdiği zaman, Resûl-i ekrem bir deve üzerinde olup, İbni Ömer de yanında bulunuyordu

Mekke’nin fethinden sonra Abdullah bin Ömer, Huneyn muhârebesine katıldı Büyük kahramanlıklar gösterdi

Ordu bir ara geri çekilmek üzere iken İbni Ömer, Resûlullah efendimize yaklaşarak, duâ istedi ve, “Zafer nasîb olursa i’tikâf edeceğim” diye arzetti Resûl-i ekrem onun bu arzûsu üzerine buyurdu ki:

- Dilediğini yapar, adağını yerine getirirsin

Sonra zafer nasîb oldu

Huneyn’den sonra Tâif muhâsarası oldu Bu muhâsarada öncü kuvvetlerinden idi Resûlullahın duâsı ile fetih nasîb oldu

Doksandan fazla yara vardı

Abdullah bin Ömer hazretleri, Mûte harbinde de bulundu Bu husûsla ilgili kendisi şöyle anlatır:

“Resûlullah efendimiz Mûte gazâsında Zeyd bin Hârise’yi kumandan yapmış, “Eğer Zeyd şehîd olursa, Ca’fer bin Ebî Tâlib, o da şehîd olursa, Abdullah bin Revâha kumandanlık yapsın” buyurmuştu

Ben de bu savaşta idim Ca’fer bin Ebî Tâlib’i harb meydanında aradık ve şehîdler içerisinde bulduk Vücûdunda doksandan fazla kılıç ve mızrak yarası vardı

İyilik etmesini, hayrı, sadakayı, köle azâd etmeyi çok severdi İyi ve güzel huylu olup, kötülükten uzaktı Her işini ve her şeyini Allah için yapardı Yüzüğünün taşında, “Abdullah bin Ömer, Lillah” ibâresi yazılı idi Abdullah bin Ömer hazretleri buyurdu ki:

- Müslümanlıkla şereflendikten sonra, en büyük sevinç ve neş’em; gönlümün, herkesi peşinden koşturan birtakım istek ve arzûlara meyletmemiş olmasıdır

Hz Ebû Bekir devrinde, Amr bin Âs komutasındaki orduda vazîfe aldı Ordu, Filistin toprağına girince, Amr bin Âs, Abdullah bin Ömer’e bir sancak ve emrine bin süvâri verdi

Kimse dağılmasın!

Birlik, Amr bin Âs’ın emri üzerine hareket etti Sabaha kadar yürüdüler Bu sırada, kalabalık insan topluluğuna dâir birtakım izlere rastladılar Abdullah bin Ömer hazretleri dedi ki:

- Zannederim bu asker izi, Rumların öncü birliklerine âittir

Sonra emrindeki askerlerle birlikte durdu Askerler dediler ki:

- Bu izi takip edelim

Bunun üzerine Abdullah bin Ömer şu tâlimâtı verdi:

- Hayır, izin kime âit olduğunu kesin olarak öğreninceye kadar kimse dağılmasın!

Kimse yerinden ayrılmadı Araştırma netîcesinde, Müslümanlardan haber almak için dolaşan, onbin kişilik Rum askerinin, yakınlarında olduğunu anladılar Abdullah bin Ömer, onları görünce, askerlerine seslendi:

- Bu fırsatı kaçırmayınız! Cennet kılıçların gölgesi altındadır!

Bütün asker gür bir sesle, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” dedi Kelime-i tevhîd sesleri semâyı çınlattı Sanki ağaçlar, taşlar ve her şey onlara Kelime-i tevhîd ile cevap veriyordu İlk hücûm eden İkrime bin Ebî Cehl oldu Onu Süheyl bin Amr, sonra da Dehhâk takip etti İki ordu birbirine girmişti Abdullah bin Ömer hazretleri, savaş hâlini şöyle anlatmıştır:

“O anda, Rumların önde gelen cengâverlerinden, iri yapılı, sağına soluna çevik hareketlerle vuran birini gördüm Bu, öncü kuvvetlerinin komutanı ve Rumların gözbebeği olan birisi idi

Rum askerinin üzerinde moral yönünden büyük te’sîri vardı Üzerine hücûm edip, mızrağımı uzattım, fakat kendini kurtardı

Öldürmek için tekrar bir fırsatını bulup, yaraladım Kılıcımla vurdukça vuruyordum Sanki taşa çalıyordum Her vuruşta kılıç, sert taşa vurulmuş gibi ses çıkarıyordu Hattâ kırıldığını zannettim Nihâyet yere düşürdüm

Bunu gören Rumlar büyük bir korkuya kapıldılar Müslüman mücâhidler ise daha şiddetli ve aşkla çarpışmaya başladılar Allah için, Dehhâk ve Hâris bin Hişâm çok kahramanlıklar gösterdiler ve düşman büyük bir hezîmete uğrayıp dağıldı Böylece Allahü teâlânın yardımı ile zafere ulaştık

Abdullah bin Ömer nerede?

Muhârebe bittikten sonra, Müslüman askerleri toplandılar Rumlardan aldıkları malları ve ganîmetleri ortaya getirdiler Bütün askerler döndüğü hâlde, Abdullah bin Ömer hâlâ görünmüyordu Müslümanlar birbirlerine soruyordu:

- Abdullah bin Ömer nerede?

İçlerinden birisi, onun çok zâhid ve ibâdete düşkün olduğunu söyledi Başkaları da, onu medheden konuşmalarda bulundular

Bu konuşmaları, bulunduğu yerde dinleyen Abdullah bin Ömer hazretleri yüksek sesle, tekbîr ve tehlîllerle, Resûlullaha salâtü selâm getirdi ve elindeki bayrağı salladı Bunu gören Müslümanlar, yanına koştular Kendisine, nerede olduğunu sorduklarında, “Rumların kumandanları ile meşgûldüm Onu öldürdüm” dedi

Abdullah bin Ömer hazretleri, Mûte ve Yermük savaşlarında bulundu Hz Ebû Bekir’in hilâfeti zamanında Hâlid bin Velîd’in Arabistan’da isyân hâlinde bulunan mürted kabîlelere karşı açtığı sefere iştirâk etti

Ayrıca Nihâvend muhârebesine ve Hz Osman’ın Mısır vâlisi Abdullah bin Sa’d’ın Kuzey Afrika fütûhatını tamamlamak için Medîne’den gönderdiği yardımcı kuvvetler ile harbe katıldı

Yine az zaman sonra 650-651 târihinde Sa’îd bin Âs kumandasındaki Horasan ve Taberistan seferine iştirak etti

İstanbul’a geldi

Abdullah bin Ömer hazretleri, Hz Muâviye’nin hilâfetinde, Yezîd bin Muâviye ile Bizans seferine katıldı Eyyûb Sultân hazretleriyle İstanbul surları önüne kadar gelip, Bizanslılar ile olan mücâdelede bulundu

Abdullah bin Ömer hazretleri, devlet kadrosunda vazîfe almaktan uzak durdu Babası Hz Ömer, şehâdetinden önce yerine oğlunu göstermesini isteyenlere buyurmuştu ki:

- Bir evden bir kurban yeter

Seçilmemek şartıyla Hz Osman’ı halîfe seçen şûrâ üyeliğinde bulundu

Hz Osman’ın şehâdetinden sonra, Hz Ömer’in oğlu olması, ilmî mertebesinin yüksekliği ve savaşlardaki kahramanlığı ileri sürülerek, halîfe olması istendiyse de kabûl etmedi Hz Ali’ye bî’at etti Fakat, iç hâdiselere karışmadı

“Cihâd, İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında olmaz Cihâd, kâfirlere ve gayrı müslim memleketine karşıdır” buyururdu

Abdullah bin Ömer, Resûlullahı görme, sohbetinde bulunma, Ona hizmet etme şerefine kavuşma ve fıtraten üstün hâllere sahip olması sebebiyle, bütün ilimlerde mâhir, üstâd idi

İlmi, harâm ve şüphelilerden sakınması ve dünyaya düşkün olmaması yönleri ile örnek durumdaydı Her işte çok araştırıcı, inceleyici ve dikkatliydi

Kur’ân-ı kerîmin tefsîri husûsunda sahâbenin ileri gelenlerinden idi Helâle ve harâma âit hadîs-i şerîflerin çoğunu o bildirmiştir

İşittiği hadîs-i şerîfleri yazar, gerek duymadıkça hadîs-i şerîf rivâyet etmezdi

Resûlullaha çok benzerdi

İbni Ömer hazretleri, ekseriyâ Resûlullah efendimizin hizmetinde ve huzurunda bulunurdu Bulunmadığı zamanlarda, Onun söz, fiil ve takrîrini sorar, araştırırdı

Anlıyamadığında, bizzat Resûl-i ekremden öğrenir, bildiğini öğretmekten zevk duyardı

Medîne-i münevverede ders meclisi kurup, hadîs-i şerîf öğretti Ayrıca hac mevsiminde de dünyanın her yerinden gelen ilim ve hak âşıklarına hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundu

Hz Âişe buyurdu ki:

- Hâl ve hareketinde Resûlullaha en çok benzeyenlerden biri de İbni Ömer idi

Abdullah bin Ömer hazretleri, fıkıh ilminde de kemâl derecesinde idi Fetvâ husûsunda çok titiz idi Birçok mes'eleye, "Bilmiyorum" diye cevap verirdi Fetvâları çok kıymetlidir İmâm-ı Mâlik onun hakkında buyuruyor ki:

Abdullah bin Ömer, Peygamberimizden sonra hac mevsiminde ve başka zamanlarda, insanlara altmış sene fetvâ vermiştir

Abâdile-i erbea

Hadîs ve fıkıh âlimleri arasında Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Zübeyr ile Abdullah bin Amr bin Âs'a Abâdile-i erbea, ya'nî dört Abdullah ünvânı verilmiştir Bu dört zât, bir mes'elede ittifâk edince, "Abâdile'nin kavli" denilir Ancak fıkıh kitaplarında, Abâdile denilince, ekseriyâ İbni Mes'ûd, İbni Abbâs ve İbni Ömer hazretleri kasdedilir

Tâbiînin büyüklerinden Nâfi', Abdullah bin Ömer'in azâdlısıdır Onu, onbin dirheme satın aldıktan sonra buyurdu ki:

- Seni Allah rızâsı için azâd ettim

Çok cömert, halîm ve selîm idi Köle ve câriyelerinden hangisini Allahü teâlâya ibâdet ederken görse, onu azâd etmek âdeti idi Kölelerinin böyle görünerek kendisini aldattıklarını söylediklerinde buyurdu ki:

- Hayır için aldanmaktan iyi şey var mıdır?

İmâm-ı Nâfi', efendisi ile ilgili olarak buyurdu ki:

- Abdullah bin Ömer, bin kişi azâd etmeyince, rûhunu teslim etmedi Sevmeye başladığı bir şeyi Allah rızâsı için, ihtiyâcı olana verirdi Böylece, Allahü teâlânın; "Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe, iyiliğe kavuşamazsınız!" (Âl-i İmrân sûresi: 92) meâlindeki âyet-i celîlesiyle amel ederdi

Zamanın zenginlerinden Abdülazîz bin Hârûn, "Her ne ihtiyâcın varsa bana bildir" diye Abdullah bin Ömer'e mektup yazmıştı Karşılık olarak şöyle mektup yazdı:

Resûlullahtan, "Önce geçindirmekle yükümlü olduğun kişilere ver; yüksek el, alçak elden hayırlıdır!" buyurduklarını işittim Yüksek elin veren el, alçak elin de alan el olduğunu sanıyorum Senden hiçbir isteğim yoktur Allahü teâlânın bana gönderdiği bir ni'meti de geri çevirmem

İhlâs sûresi

Abdullah bin Ömer hazretleri, Cum'a namazına gitmeden önce mutlaka gusleder ve güzel kokular sürünürdü Bayram namazları için de aynı şeyi yapardı Günde iki defa güzel koku sürünür, elbiselerinin tertemiz ve kokusunun güzel olmasına dâimâ dikkat ederdi

Abdullah bin Ömer'in oğlu Hâlid'in azâd ettiği Ebû Gâlib diyor ki:

"Abdullah bin Ömer Mekke'ye geldiği zaman, bize misâfir olurdu Geceleri kalkar, teheccüd namazı kılardı Bir gece sabah namazı yaklaştığı zaman, bana dedi ki:

- Kalkıp namaz kılmayacak mısın? Kur'ân-ı kerîmin üçte birini okusan da olur

Benim, "Sabah yaklaştı ve bu kadar kısa zamanda Kur'ân-ı kerîmin üçte birini okuyup yetiştiremem" cevabım üzerine buyurdu ki:

- İhlâs sûresi, Kur'ân-ı kerîmin üçte birine eşittir

Birisi Abdullah bin Ömer hazretlerine, “Ey insanların en iyisi” deyince buyurdu ki:

- Ben insanların en iyisi değilim İnsanların en iyisinin oğlu da değilim Ben sâdece Allahü teâlânın bir kuluyum O’nun rızâsını bekler, O’ndan korkarım Siz böyle övmeye devam ederseniz, insanı helâk edersiniz

Namazlarını aksatanlar

Âdem bin Ali’den rivâyet edildiğine göre, Abdullah bin Ömer bir sohbetinde, “Kıyâmet gününde aksaklar diye çağrılacak kişiler vardır” dedi Cemâ’at, “Aksaklar kimlerdir” diye sorunca şöyle cevap verdi:

- Sağa-sola bakmak ve ba’zı hareketler yapmak sûretiyle namazlarını eksilten ve aksatan kimselerdir

İbni Ömer birisinin zâlim Haccâc’ın aleyhinde konuştuğunu duydu ve kendisine sordu:

- Haccâc burada olsa, böyle konuşabilir miydin?

- Hayır konuşamazdım

- İşte biz, Resûl-i ekrem zamanında, bunu münâfıklık sayardık

Abdullah bin Ömer hazretleri, birçok sohbetlerinde buyurdu ki:

“Ey Âdemoğlu! Bedeninle dünyada ol, kalbinle âhıreti bul!”

“Hikmet ondur; dokuzu sükût, biri de az konuşmaktır

“İnsanın mâhiyeti arkadaşından anlaşılır

“Kendinden üsttekine hased, aşağıdakine tahakküm eden ilim ehli sayılmaz

“Peygamber efendimize yaptığım bî’atı, bugüne kadar bozmadım ve değiştirmedim Fitne ve kargaşalığa taraftar olan kişiye de bî’at etmedim

Hiçbir Müslümanı rahat döşeğinden uyandırmadım, rahatsız etmedim

“Allah için sev, Allah için buğzet, Allah için dost ol, yine Allah için düşmanlık et! Allahü teâlânın sevgisine bu şekilde kavuşulur

“Biz öyle zamanlar gördük ki, hiç kimse Müslüman kardeşinden daha çok paraya, pula sahip olmayı düşünmedi Şimdi ise, altın ve gümüş daha kıymetli gelmeye başladı

“Allah korkusundan dolayı bir damla yaş akıtmak, benim için, bin altın sadaka vermekten daha sevimlidir

“İnsan, imkânı kadar iyilik etmeli, her zaman tatlı konuşmalı ve güleryüzlü olmalıdır

Allah için sev!

Peygamber efendimiz Abdullah bin Ömer’e bir nasîhatında buyurdu ki:

- Allah için sev, Allah için darıl, Allah için anlaş! Velîlik mertebesini ancak bununla elde edebilirsin Namazı ve orucu çok olsa bile, bu minvâl üzere olmayan kişi, îmânın tadını alamaz

Sabaha çıktığın vakit akşama çıkacağını düşünme, akşama çıktığın vakit de sabahlayacağını hâtırına getirme! Hayatından ölümün ve sıhhatinden hastalığın için ayır! Ey Abdullah! Yarın adının ne olacağını bilemezsin!

Abdullah bin Ömer’in künyesi Ebû Abdurrahmân’dır Müslümanların gözbebeği Hz Ömer’in oğludur Mekke-i mükerremede hicretten ondört sene önce doğup, aynı yerde 692 yılında vefât etti Kabri, Muhasseb’dedir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #19
Profil Bilgileri
Standart Bedir'de babasına karşı savaşan sahâbî:ABDULLAH BİN SÜHEYL



Abdullah bin Süheyl ilk Müslüman olanlardandır İkinci Habeşistan hicretine kadar Müslümanlığını gizledi Sonra Habeşistan’a hicret eden kâfileye o da iştirak etti Habeşistan’dan dönüşünde, babası tarafından hapsedilip, işkence yapılmış, Müslümanlıktan vazgeçmeye zorlanmıştı Bu yüzden çok şiddetli eziyet ve sıkıntılara mâruz kaldı Çâresiz kalarak babasının sözüne uymuş gibi göründü Aslında, istemiyerek îmânını gizlemişti

Peygamberimizin ve Müslümanların çoğunluğu Medîne’de bir araya gelmişler, gün geçtikçe güçlenmekte ve durumları iyiye doğru gitmekteydi

İşine yaramıştı

Mekke müşrikleri bunu bir türlü hazmedemiyorlar ve en kısa zamanda, Müslümanları ve İslâmiyeti yok etmek istiyorlardı Bu yüzden Bedir Muharebesine büyük bir intikam hırsıyla hazırlanmışlardı Bu Abdullah bin Süheyl’in işine yaramıştı Bedeni müşrikler arasında ama, rûhu Resûlullah ve Müslümanlarla beraberdi Şirk ve küfür ordusu arasında bulunmak istemiyordu ama, Resûlullaha kavuşmak için bir müddet sebredecekti

Bu arada, babası kendisini zaman zaman kontrol ediyor, fakat Abdullah bin Süheyl, iç dünyasında olup bitenleri, rûhunda yaşadığı ve tattığı lezzeti, babasına ve etrafındakilere aslâ hissettirmiyordu Günler böyle geçti Babası, onda anormal bir durum, İslâmiyete dâir bir belirti görmediğinden, artık onun hakkında şüphesi kalmamıştı

Hâlbuki o, onların kirli ve insanlıktan uzak dünyasından, Resûlullahın Cennet misâli huzûrlarına, onun mübârek sohbetlerine, Müslümanların o saâdet ve mutluluk dünyasına nasıl kavuşacağının plânlarını yapmaktaydı

Abdullah bin Süheyl, sanki başka âlemde yaşamakta, müşriklerden çok çok uzaklarda bulunmaktaydı Onun durumundan, kimsenin haberi yoktu Müşriklerin, Müslümanlardan birkaç misli fazla olan küfür ve şirk ordusu, Bedir’e varmış, bütün techizatı yerleştirmiş, muharebeye hazır duruma gelmişti Karşılıklı tek tek vuruşmalar bitmiş, iki ordu birbirine girmişti Harp iyice kızışmıştı

Hakkımda hayırlı kıldı

Abdullah bin Süheyl için tam zamanı idi İslâm ordusu saflarına geçebilirdi Fırsatı kaçırmadı ve Müslümanların saflarına katıldı Böylece, günlerden beri hayâli ile yaşadığı dünyanın içine girmişti Şimdi başka bir hava teneffüs etmeye başlamıştı Bu, rûhlara hem gıda ve hem de şifâ olan bir hava idi O, Allahü teâlânın sevgilisinin yanında, onunla yan yana cihâd ediyordu Ne büyük saâdetti Kıyâmete kadar hayırla, duâ ile anılacakların arasına girmişti

Babası Süheyl, onun bu hareketine çok kızmış ve ağır laflar söylemişti Abdullah ise babasına, “Allahü teâlâ bunu benim hakkımda çok hayırlı kıldı” diye cevap verdi Abdullah bu esnâda 27 yaşında idi

Abdullah bin Süheyl artık yerinde duramıyordu Aslanlar gibi, şirk ordusunun üzerine atıldı Sanki önceki Süheyl değildi Diğer Sahâbe-i kirâm gibi o da kahramanca savaştı Sonunda müşriklerin şirk ordusu perişan oldu Abdullah’ın babası da esîr düşmüş, daha sonra fidye ile kurtulmuştu

Abdullah bin Süheyl, Bedir’den sonra Uhud ve Hendek gazâlarına katılmış, Hudeybiye antlaşmasında da hazır bulunmuştur Fakat bu antlaşma sırasında gördüğü manzara, onun kalbine bir hançer gibi saplanmış ve çok üzülmüştü Çünkü bu antlaşmada, Mekkeli müşrikleri, babası Süheyl temsil etmiş ve antlaşmaya “Allahın Resûlü” ifâdesinin yazılmasına itiraz ederek demişti ki:

- Biz senin Resûlullah olduğunu kabûl etseydik seninle savaşmazdık

Müslümanları üzmüştü

Onun bu kaba hareketleri Abdullah’ı çok üzmüştü Resûlullah efendimiz, onun bütün şartlarını kabûl etmişti Antlaşma imzalanmadan önce olan bir olay da, bütün Müslümanları üzmüş, Resûlullah efendimiz de mahzûn olmuştu

Çünkü, Abdullah bin Süheyl’in küçük kardeşi Ebû Cendel Müslüman olmuştu Bu yüzden Mekke’de zincire vurulup, hapsedilmişti Ancak bir yolunu bulup kaçmış, Hudeybiye antlaşması imzalanırken, kendini Resûlullahın mübârek ayaklarının dibine atarak demişti ki:

- Beni kurtar yâ Resûlallah!

Fakat müşriklerin temsilcisi olan babası Süheyl oğlunu orada görünce, Ebû Cendel’i boynundan tutup dedi ki:

- Yâ Muhammed! Antlaşmamız üzerine bana geri çevireceğin insanların ilki budur!

Resûlullah efendimiz, onu teslim etmek istememişti Bunun üzerine Süheyl diretti:

- O zaman antlaşmayı imzalamam!

Ancak Resûlullah bu antlaşmanın yapılmasını, birçok sebepten dolayı istiyorlardı Bütün taleplere rağmen, müşrikler tekliflerinden vazgeçmedi

Ebû Cendel’in, babasına teslim edilirken söylediği sözler, bütün Müslümanların gözlerini yaşartmıştı Başlangıcı Müslümanların aleyhine gibi görünen Hudeybiye antlaşması, daha sonra, Müslümanların lehine netîce vermiş, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde bu antlaşmayı, Feth-i Mübîn diye vasıflandırmıştır Ebû Cendel hazretleri de, bilâhare kurtulmuş, sağ sâlim Medîne’ye dönmüştür

Hudeybiye antlaşmasından iki sene sonra, Abdullah bin Süheyl Mekke’nin fethinde de bulundu Mekke fethedilmiş, öldürülecek olanların listesi yapılmıştı Bunların arasında, Abdullah bin Süheyl’in babası da vardı Babasına dayanamamıştı

Ben de şehîd olsaydım

Babasının öldürülmemesi için teşebbüste bulundu Durum Resûlullaha arz edildi Resûlullah efendimiz Hz Abdullah’ın bu istirhâmını kabûl etti Babasına bir emannâme verildi Daha sonra babası Süheyl bin Amr Müslüman oldu Sahâbelik şerefine nâil oldu O kadar ihlâslı bir Müslüman oldu ki, Resûlullahın âhırete teşrifleri sırasında konuşmaları ile, birçok kimsenin, dinden dönmesine mâni oldu

Abdullah bin Süheyl, Yemâme’de Cevaş muharebesinde şehîd olmuştu Hz Ebû Bekir, Kureyş ve Mekke’nin ileri gelenleriyle birlikte, oğlunun şehâdetinden dolayı, babası Süheyl’e tâziyede bulunmuşlardı Oğullarına her türlü işkenceyi daha önce yapmış olan Süheyl dedi ki:

- Keşke ben de şehîd olsaydım Resûlullah efendimiz bana, şehîdin, âilesinden 70 kişiye şefâ’at edeceğini bildirdi Ben oğlumun benden önce kimseye şefâ’at etmiyeceğini umuyorum

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #20
Profil Bilgileri
Standart ABDULLAH BİN SELÂM(tevratı okuyarak musluman olan sahabi)



Abdullah bin Selâm hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan olup, Ensârın büyüklerindendir Medîne'deki Yahûdî Benî Kaynuka kabîlesinden idi Soyu HzYûsüf'e dayanıyordu Asıl ismi Husayn idi Müslüman olunca Resûlullah efendimiz ona Abdullah ismini verdi

Îmân etmeden önce, Yahûdî âlimlerinden idi Müslüman olması çok ibretlidir Müslüman oluşunu kendisi şöyle anlatır:

Âhir zaman peygamberi

"Babam Yahûdîlerin ileri gelen âlimlerinden idi Bana Tevrat'ı okutur, dindar yetişmem için elinden geleni yapardı Bir gün âhir zaman Peygamberinin alâmetlerini ve yapacağı işleri anlatarak dedi ki:

- Eğer âhir zaman Peygamberi, Hârûn aleyhisselâmın neslinden ya'nî kendi kavmimizden gelirse inanırım, başka kavimden gelirse inanmam! Sen de inanma!

Resûlullah efendimiz Medîne'ye hicret etmeden önce babam vefât etti

Resûlullah efendimiz Medîne'ye hicretinden önce, Mekke'de Peygamberliğini açıkladıktan sonra, sıfatlarına ve yaptığı işlere baktım, tıpa tıp babamın anlattıklarına uyuyordu Fakat, kavmimizin ileri gelenleri, sırf Arab kavminden geldi diye Resûlullaha karşı çıkıyorlardı Tevrat'ta bildirilen alâmetler gâyet açıktı

Bir gün Yahûdîlerin hurma bahçelerine gittim Kendi aralarında, "Arabların adamı geldi!" diye konuşuyorlardı Bu sözü duyunca beni bir titreme tuttu Elimde olmadan "Allahü Ekber" diye bağırdım Benim tekbîr getirdiğimi gören halam Hâlide binti Hâris bana kızıp dedi ki:

- Allah seni umduğuna kavuşturmasın, elini boşa çıkarsın? Vallahi sen Mûsâ bin İmrân'ın geleceğini işitmiş olsaydın bundan fazla sevinmezdin

Ben de ona şöyle karşılık verdim:

- Ey hala! Vallahi O, Hz Mûsâ gibi Peygamberdir Mûsâ aleyhisselâmın tevhîd dînindendir Buna niçin karşı çıkıyorsunuz?

- Ey kardeşimin oğlu! Yoksa o Kıyâmete yakın gönderileceği bize bildirilen Peygamber midir?

- Evet

- Öyleyse sevinmekte haklısın

Dayanamayıp, Resûlullahı görmek için bulunduğu yere gittim Daha ilk gördüğümde kendi kendime, "Bu güzel yüzün sâhibi yalan söyliyemez!" dedim Resûlullah insanlar arasına oturmuş, onlara nasîhat ediyordu İlk işittiğim hadîs-i şerîf şuydu:

- Selâmı aranızda yayınız, aç kimseleri doyurunuz, sıla-i rahm yapınız, yakın akrabalarınızı ziyâret ediniz! İnsanlar uykuda iken namaz kılınız! Böylece Cennete selâmetle girersiniz

Allah birdir

Sonra bana dönüp sordu:

- Sen Medîne âlimi İbni Selâm değil misin?

- Evet

- Ey Abdulah, Allah için söyle! Tevrat'ta benim vasıflarımı okuyup öğrenmedin mi?

- Evet, öğrendim Yâ Resûlallah cenâb-ı Hakkın sıfatlarını söyler misin?

Resûlullah efendimiz bana İhlâs sûresini okudu

"De ki: O Allah birdir Hiçbir şey O'nun dengi değildir!" meâlindeki âyet-i kerîmeyi işitince:

- Şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur Sen O'nun kulu ve resûlüsün, diyerek îmân ettim

Abdullah bin Selâm Müslüman olduktan sonrasını şöyle anlatıyor:

Müslüman olduktan sonra Resûlullaha dedim ki:

- Yâ Resûlallah! Yahûdîler kadar, yalancı, inatçı, zâlim kimse yoktur Hiçbir iftirâdan çekinmezler Şimdi benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse olmadık iftirâ ederler, bunu açıklamadan önce onlara beni sorunuz!

Çok büyük âlimimizdir

Sonra ben bir perdenin arkasına saklandım Resûlullah bir grup Yahûdîyi çağırdı Onlara sordu:

- Aranızdaki Husayn [Abdullah] bin Selâm nasıl bir kimsedir?

- Çok büyük bir âlimimizdir Onun gibi hayırlı birisi az bulunur O doğru sözlüdür

- Eğer o Müslüman olduysa siz ne dersiniz?

- Allah onu böyle birşeyden korusun!

Sonra saklandığım yerden çıkıp dedim ki:

- Ey Yahûdî topluluğu, Allahtan korkunuz! Size geleni kabûl ediniz! Allaha yemîn ederim ki, siz Resûlullahın hak Peygamber olduğunu biliyorsunuz Çünkü alâmetleri Tevrat'ta açık olarak yazılıdır Başka kavimden geldiği için inadınızdan îmân etmiyorsunuz Ben şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm Allahın resûlüdür

Bunun üzerine Yahûdîler:

- Bizim en kötümüz budur Aramızda bundan daha kötü biri yoktur, deyip olmadık iftirâlar etmeye başladılar Peygamber efendimiz Yahûdîlere dönüp buyurdu ki:

- Birinci şehâdetiniz bize kâfidir, ikincisi ise lüzûmsuzdur

Hz Abdullah hemen evine döndü Ailesini ve akrabalarını İslâmiyete da'vet etti Halası da dâhil hepsi Müslüman oldular

O'nun îmân etmesi Yahûdîleri çok kızdırdı Bunun için kendisini sıkıştırmaya başladılar Hattâ Yahûdî âlimlerinden ba'zıları:

- Araplardan peygamber çıkmaz Senin adamın hükümdardır, diyerek, Abdullah bin Selâm'ı İslâmiyetten vazgeçirmeye kalkıştılarsa da muvaffak olmadılar

Kendisi ile birlikte Sa'lebe bin Sa'ye, Üseyd bin Sa'ye, Esed bin Ubeyd ve ba'zı Yahûdîler samîmî olarak Müslüman oldular Fakat ba'zı Yahûdîler dediler ki:

- İslâmiyete yalnız bizim kötülerimiz inandı Eğer, onlar hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dînini bırakmazlardı

Bunun üzerine inen âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyuruldu:

(Onların, Ehl-i kitabın hepsi bir değildir Ehl-i kitabın içinde bir cemâ'at vardır ki, onlar gece vakitlerinde secdeye kapanarak Allahın âyetlerini okurlar) [Al-i İmran: 113]

Âdil şâhid

Abdullah bin Selâm'ın îmân ettiğine ve fazîletine Kur'ân-ı kerîmin şu âyet-i kerîmesinin şehâdet ettiğini müfessîrler ifâde etmektedirler Bu âyet-i kerîme meâlen şudur:

(İnkâr edenlere de ki: Eğer Kur'ân-ı kerîm Allah tarafından gönderilmiş olup da siz inanmayıp inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şâhid Kur'ân-ı kerîmi benzerine, Tevrat'a göre bu da Allah kelâmıdır diye şehâdet edip inandı da siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız? Şüphesiz Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez) [Ahkâf: 10]

Tefsîr âlimlerine göre, âyetteki İsrailoğullarından bir şâhid olarak bahsedilen kimse Abdullah bin Selâm'dır Çünkü O kendi milletine:

- Hz Mûsâ'ya inen Tevrat'ı Allah kelâmı olarak kabûl edip de Hz Muhammed'i ve O'na inen Kur'ân-ı kerîmi inkâr etmek zulümdür, diyerek Müslüman olmuştur

Abdullah bin Selâm hazretleri, Yahûdî âlimi iken Müslüman olup îmân ile şereflenince, kendini tamamen İslâm dînine verdi Yahûdilerin kendisi hakkında uydurdukları iftirâlara kulak asmadı Kur'ân-ı kerîme dört elle sarılıp, Resûlullahı bir gölge gibi takip etmeye başladı Peygamber efendimiz onun hakkında buyurdu ki:

- Cennetlik birini görmek istiyen, Abdullah bin Selâm'a baksın

Bahçede gördüm

Bir gün Resûlullahın huzûruna gelip dedi ki:

- Yâ Resûlallah, rü'yâmda kendimi bir bahçede gördüm Bahçenin içinde demirden bir direk vardı Direğin bir ucu yerde, bir ucu gökte idi Yukarısında bir kulp, bir çember vardı Bana, "Haydi bu direğe çık!" denildi Ben de "Gücüm yetmez" dedim Bunun üzerine yanıma birisi gelerek, sırtımdaki elbiseyi çıkardı Böylece rahatça direğin tepesine çıktım, kulpundan tuttum "İyi tut, bırakma!" diye de tenbîh edildi Böylece direğin kulpu elimde olduğu hâlde uyandım

Peygamber efendimiz rü'yâsını şöyle ta'bîr etti:

- Gördüğün bahçe İslâm dînidir Direk de İslâm dîninin direği, tevhîdidir O kulp da sağlam olan îmândır Sen ölünceye kadar İslâm dîni üzere yaşayacaksın!

Başka bir zamanda Peygamber efendimiz, Eshâbı ile sohbet ederken buyurdu ki:

- Şu kapıdan ilk girecek olan, Cennet ehlinden biridir

Eshâb-ı kirâm merakla kimin gireceğini beklerken, Abdullah bin Selâm'ın girdiğini gördüler Daha sonra bu müjdeli haberi kendisine bildirerek sordular:

- Yâ Abdullah, bu dereceye hangi amel ile ulaştın?

- Ben zayıf bir kimseydim En kuvvetli ümidim, kalb selâmeti ya'nî kimseye karşı içimde kötülük beslememem ve boş sözleri terk etmemdir Bundan başka beni kurtaracağından ümitli olduğum bir amel bilmiyorum

Kibirli Cennete girmez

Abdullah bin Selâm hazretleri nefsini kötü huylardan ve isteklerden tamamen temizleyip terbiye etmişti Kendisi zengin olduğu hâlde, ba'zan Medîne çarşısında sırtında yük taşıdığı görülürdü Bir gün yine onu bu hâlde görenler dediler ki:

- Senin çocukların, hizmetçilerin var Bu işleri niçin onlara gördürmüyorsun?

- Evet bu işleri görecek kimselerim vardır Fakat ben nefsimi denemek istiyorum Böyle işler nefsime ağır geliyor mu, gelmiyor mu? Maksadım bunu anlamaktır Çünkü Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde, (Kalbinde hardal tanesi kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse, Cennete girmiyecektir) buyurmuştur Başka bir hadîs-i şerîflerinde de, (Meyve veya herhangi bir şeyi kendi eliyle evine götüren, kibirden uzaklaşmıştır) buyurmuştur İşte bunun için yükümü kendim taşıyorum

Abdullah bin Selâm hazretleri, Hz Osman'ın şehâdeti esnâsında yanında bulunuyordu İsyâncılara dedi ki:

- Tarihte öldürülen her peygamber için yetmiş bin asker öldürülmüştür Öldürülen her halîfe için de onbeş bin kişi öldürülmüştür Gelin bu işten vazgeçin! Yoksa âhirette bunun cezâsını çok şiddetli olarak çekeceksiniz! Ayrıca Hz Osman'ın üzerinizde çok hakkı vardır

Fakat âsîler sözünü dinlemediler, ayrıca kendisine hakâret ettiler

Hz Abdullah hakikaten, ahlâk ve ilim ile kendini süsleyen Cennetlik insanlardan idi

Eshâb-ı kirâmdan Mu'âz bin Cebel, 639'da Suriye taraflarında ortaya çıkan veba hastalığına yakalanmıştı Vefât edeceği sıralarda, başucunda ağlayan talebesi Yezid bin Âmire'ye dedi ki:

- Niçin ağlıyorsun?

- Ben dünya için ağlamıyorum İlmi senden öğrenmekteydim, bunu kaybedeceğime üzülüyorum!

Bunun üzerine Mu'âz bin Cebel buyurdu ki:

İlim kaybolmaz

- İlim benim vefâtımla kaybolmaz Benden sonra ilmi şu dört kişiden öğren: Abdullah bin Mes'ud'dan, Abdullah bin Selâm'dan, çünkü Resûlullah onun hakkında, "O, Cennetlik olan on kişinin onuncusudur" buyurdu Hz Ömer'den ve Selmân-ı Fârisî'den öğren

Abdullah bin Ömer şöyle anlatır:

Medîne'de bir takım Yahûdî topluluğu Resûlullaha gelerek dediler ki:

- Senin getirdiğin dinde recm var mıdır?

Resûlullah efendimiz de onlara sordu:

- Recm cezâsı hakkında Tevratta ne yazıyor?

- Tevratta recm cezâsı yoktur

Abdullah bin Selâm Yahûdîlere dedi ki:

- Yalan söylüyorsunuz! Tevratta recm âyeti vardır

Bunun üzerine Tevratı getirip açtılar Yahûdîlerden birisi elini recm âyetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı Abdullah bin Selâm ona:

- Elini kaldır! dedi

O da elini kaldırınca recm âyeti göründü O zaman Yahûdîler dediler ki:

- Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi Tevratta hakikaten recm âyeti vardır

Birgün Hz Abdullah bin Selâm, Ka'b-ül Ahbâr'a şöyle bir soru sordu:

- Âlimler ilmi öğrenip zihinlerine yerleştirdikten sonra, onu oradan söküp atan nedir?

Hz Ka'b dedi ki:

- Tama', hırs ve ihtiyaç peşinden koşmaktır

Hırsın kaynağı

Birisi de Fudayl bin Iyâd'a dedi ki:

- Ka'b'ın bu sözünü bana izâh eder misin?

Bunun üzerine Fudayl şöyle cevap verdi:

-Tama', insanın bir şeyi araması ve mukaddes değerlerini bu uğurda fedâ etmesi demektir Hırs ise nefsinin herşeyi istemesi, senin de onun istediklerini yerine getirmendir

Bunun için de ona buna, kötü insanlara vb ihtiyacın olur İhtiyacını yerine getirenler de seni burnundan yakalamış olurlar

Ya'nî seni emirleri altına alırlar, istedikleri yerlere sürüklerler, sen de onlara boyun eğersin

Onlar hasta oldukları zaman, dünya sevgisinden dolayı onların ziyâretlerine gider, tesadüf ettiğin zaman kendilerine selâm verirsin

Bu verdiğin selâmı, yaptığın ziyâreti Allah rızâsı için yapmazsın Eğer bu kimselere ihtiyaç göstermezsen, senin için çok daha hayırlı olurdu Bu benim sana anlattığım, yüz hadîs-i şerîf rivâyet etmekten senin için daha hayırlıdır

 

keremy is offline  
Cevapla
Tags: ashabi, kiram


Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet


Saat 03:52.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545