Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet

***Müslümanlık Görevimiz*** | Peygamber Efendimizin bazı Mucizeleri!
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 15-09-2006   #31
Profil Bilgileri
Standart

ile ilgili Dördüncü sayfa forumalev.net


Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti

“Hulefâ” lûgatte, bir kimseden sonra gelip oun yerine geçen, onu temsil eden, onun yerine vazife yapan kimse anlamına gelen “halîfe” kelimesinin cem’isi (çoğulu)dir, halîfelere demektir Kur’ân-ı Kerim’de geçen “halîfe” ve “hulefâ” kelimeleri, lûgat-sözlük mânâsıyla irtibatlı bir anlam taşır Mesela, “Hani Rabbin meleklere, ‘muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halîfe (bir insan, bir âdem) yaratacağım’ demişti…”(1) Yine Kur’an, helâk edilmiş kavimlerin yerine başka toplulukların getirilmesini de şöyle ifade eder: “(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yeryüzünde halîfeler (onların yerine geçen insanlar) yaptık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye”(2)
Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerim’de geçen halîfe ve hulefâ kelimeleri, insanın yeryüzünde yetkili ve vazifeli kılındığını anlatmaktadır

Dinî literatürde ise “halîfe”, devlet başkanı, en yüksek idareci-yönetici demektir Sevgili Peygamberimizin (sav) irtihalinden sonra onun yerine devlet başkanlığına geçenleri ifade etmekte kullanılan bir ıstılahtır-kavramdır Kısacası halîfe, O’nun yerine geçerek dini koruyan, yayan, dünya işlerini düzene sokan, asayişi temin eden kimseye verilen addır Halifelerin “imam”, “emîru’l-mü’minîn” ünvanları ile de anıldıkları olmuştur Sonraki asırlarda ise “melik”, “padişah” ve “sultan” isimleri de kullanılmıştır

“Hulefâ-i Râşidîn”, râşid halîfeler yani doğru yolda giden, hak yol üzere olan, halefi bulundukları İki Cihan Serveri Efendimiz’in (sav) yolunda yürüyen halîfeler demektir Görüldüğü üzere kelimeler Arapça, terkip Farsça’dır Bu tâbir; ilk dört halîfe Hazret-i Ebû Bekir, Hz Ömer, Hz Osman, Hz Ali (radıyallâhü anhüm) hakkında kullanılmaktadır
Ashab, Arapça bir isimdir; sözlükte, biriyle ülfet edip kaynaşmak mânâsına gelen “sohbet” kelimesinde türetilmiş “sâhib” kelimesinin cem’isidir “Ashâb-ı kiram” da yüce sahâbiler demektir

İslâm literatüründe ise “ashâb”, Peygamber Efendimizi (sav) Müslüman olarak gören, O’nun sohbetinde bulunan ve Müslüman olarak vefat eden kişi anlamına gelen “sahâbî” kelimesinin çoğuludur Mü’min olarak Resûlüllah Efendimizin sohbetinde bulunmuş olmakla birlikte âmâlık gibi ârızi bir sebeple O’nu bizzat gözleriyle göremeyen kişiler de ashaptandır Ashaptan olduğu halde sonradan irtidat etmiş (İslâm’dan çıkmış) kişiler ise sahabi olmaktan da çıkar Ashaptan olabilmek için temyiz kabiliyeti yeterli görülmüş, büluğ şartı aranmamıştır

Ashab, gerek savaşlarda ve gerekse diğer zamanlarda Resûlüllah Efendimizin yanında yer alarak O’na canlarıyla-mallarıyla yardımcı olan altın nesildir Yine ashab, O’nun vefatından sonra da İslâm’ı yaymak canlarını ve mallarını feda ettikleri gibi, bu mukaddes dinin esaslarını muhafaza etmek ve daha sonraki nesillere nakletmek hususunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir topluluk olmuştur Bu mübarek nesil Kur’ân-ı Kerim’de pek çok ayetle övülmüştür “Muhammed Allah’ın resûlüdür Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin (ve metîn), kendi aralarında merhametlidirler Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün Allah’tan lûtuf ve rızâ isterler Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir Allah, inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va’detmiştir”(3)

Bizzat Resûlüllah Efendimiz tarafından da övülen ashab, insanlık tarihinin şahit olduğu en temiz, en mükemmel, en yüce, en üstün nesil olmuştur Fazilet bakımından çeşitli tabakalara ayrılan ashabın sayısıyla alakalı, altmış binden 124 bine kadar değişik rakamlar verilmiştir(4)
***
Dilerseniz, sözü daha fazla uzatmadan İmâm-ı Rabbânî (ks) hazretlerine bırakalım ve bu mevzûda onun söylediklerine kulak verelim(5)

“Halîfelerin daha faziletli olma durumları, hilâfet tertibi sıralarına göredir Ehl-i Hakk’ın (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin) icmâı şu mânâ üzerinde toplanmıştır:

“Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra beşerin en faziletlisi Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer’dir’ (Radıyallâhü anhümâ)

“Fakîrin anlayışına göre, daha faziletli olmanın sebebi; elbette ki menkıbelerin ve meziyetlerin çokluğundan dolayı değildir Asıl sebep; imanda, infakta, bezl-i nefs etmekte önceliği almasıdır (Yani Allâh’a ve Resûlüne iman etmekte, onun rızâsı için bütün malını-mülkünü hiç esirgemeden bol bol sarfetmekte, hiçbir tereddüt göstermeden bezl-i vücûd edip canını ortaya koymakta herkesi geçmiştir) Bu yapılanlar da dînin te’yidi (kuvvetlenmesi), Seyyidü’l-mürselîn Resûlüllah (sav) Efendimiz’in şerîatinin tervîci (yayılması) içindir

“Dinî umûrda sâbikûn, lâhikûnun üstâzı gibidir (Yani dinle ilgili işlerde ilkler, sonrakilerin hocası mesabesindedir) Sonrakiler kavuştukları, sahip oldukları her şeye, ilklerin devlet sofrasından nâil olurlar

“Üstte anlatılan bu üç kâmil sıfatın tamamı, Hz Sıddîk’a inhisar etmiştir, ona mahsustur O kimse ki, imanda başta olmak ve (Allah yolunda) mal harcamak, nefsi bezletmek hasletlerini (kendisinde) birleştirmiştir; işte o, Hz Sıddîk’tir (ra) Bu devlet, ümmet içinde ondan başkasına müyesser olmamıştır

“İrtihâli ile son bulan hastalığı esnasında Resûlüllah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

“İnsanlar arasında, nefsinde ve malında bana emniyet eden Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe’den başka kimse yoktur Eğer insanlardan bir halîl edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i kendime halîl edinirdim Lâkin İslâm kardeşliği daha faziletlidir Ebû Bekir’in penceresinden başkasının penceresini bana kapatınız Allah Teâlâ beni size gönderdi, sizler yalanladınız Halbuki Ebû Bekir tasdik etti Malını ve canını bana bıraktı Bu durumda arkadaşımı bana bırakır mısınız?”

“Ve yine Resûlüllah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Eğer benden sonra peygamber (gelecek) olsaydı, elbette Ömer b Hattâb olurdu

“Emîru’l-mü’minîn Hz Ali (ra) şöyle dedi:

“Ebû Bekir ve Ömer, bu ümmetin en faziletlileridir Her kim beni onlardan üstün görürse müfterîdir, iftirada bulunmuştur; binaenaleyh müfterîlerin dövüldüğü gibi, onu kamçı ile döverim

“Hayru’l-beşer Resûlüllah (sav) Efendimiz’in ashâbı arasında vâki olan muhârebe ve münâzaalar, iyiye-hayra yorulmalıdır Onlar, hevâ ve heves zannından, hatta riyâset (baş olmak) ve makam sevdasından, rütbe ve mevki talebinden de uzak tutulmalıdır Zira bütün bu rezillikler nefs-i emmâreden gelir Halbuki bu büyüklerin nefisleri, Hayru’l-beşer Resûlüllah (sav) Efendimiz’in sohbeti ile saf ve tertemiz olmuştur

“Ne var ki, hilâfeti hakkında meydana gelen muhârebe ve münâzaalarda, hak Hazret-i Ali tarafında idi Muhalifleri ise, ictihâdî bakımdan hatalı idiler Böyle bir hatada da, fâsıklıkla itham şöyle dursun, ayıplamaya ve ta’n etmeye (onlar hakkında kötü konuşmaya) dahi yer yoktur Zira bütün sahâbe âdildir, rivâyetleri de makbuldür Hz Ali’nin muvâfıkları ve muhâlifleri rivâyetlerde doğru olmakta bütünüyle müsâvidir, itimada şâyandırlar Onların muhârebe ve çekişmeleri, biribirlerini yaralamak için olmamıştır

“O bakımdan hepsini sevmek gerekir Zira onları sevmek, Resûlüllah’ı (sav) sevmektir Çünkü Resûlüllah Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir kimse onları (ashâbımı) severse, beni sevdiği için sever

“Ve yine ashâba, buğzedilmemesi yani onlara karşı düşmanlık hissi, kin ve nefret duyguları taşınmaması lâzımdır Zira onlara buğzetmek, Resûlüllah’a (sav) buğzetmektir Nitekim bu mânada Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:

“Onlara buğzeden, bana buğzettiğinden dolayı buğzeder

“O yüzden bu büyüklere hürmet ve saygı göstermek, Hayru’l-beşer Resûlüllah (sav) Efendimiz’e hürmet ve saygıdır Onlara saygının olmayışı da, Resûlüllah Efendimiz’e hürmet ve saygının olmayışındandır Anlatılan bu mânâdan ötürü münasip olan şudur: Ashâbın, istisnâsız tamamına hürmet ve tâzim gösterilmelidir; zira onlara yapılan saygı ve hürmet, Resûlüllah Efendimiz’e yapılmış olmaktadır

“Şeyh Şiblî (ks) şöyle dedi:

“Ashâbına tâzim etmeyen, (onlara hürmet ve saygı göstermeyen) Allâh’ın Resûlü’ne iman etmemiştir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #32
Profil Bilgileri
Standart Abdullah İbn-İ ZÜbeyr (ra)



Hicret'ten sonra, 622 milâdî yılında, Medine yakınındaki Kûba'da doğdu Babası Zübeyr b Avvâm, Cennetle müjdelenen on kişiden (Aşere-i Mübeşşere*) biridir Annesi, Hz Ebû Bekir'in kızı Esmâ'dır Teyzesi, Mü'minlerin annesi Hz Âîşe'dir Babası tarafından babaannesi Safiyye, Rasûlullah'ın halasıdır

Medine'de muhâcirlerden ilk doğan çocuk Abdullah b Zübeyr'dir Bu doğuma muhâcirler bir hayli sevinmişti Çünkü Medine Yahûdileri "Muhâcirlere sihir yaptık, çocukları olmayacak" diye ortaya fesat saçıyorlardı Abdullah doğunca Yahûdilerin yalanı ortaya çıktı Doğumu Rasûlullah Efendimiz haber aldı Dua edip, adını Abdullah, künyesini Ebû Bekir koydular Ayrıca Ebû Hubeyb diye diğer bir künye ile de tanınırYedi yaşında iken babası tarafından Peygamber Efendimize getirilerek O'na bey'at etme şerefine kavuştu Hz Ebû Bekir devrinde çocukluğunu atlattıktan sonra Hz Ömer devrinde henüz oniki yaşlarında iken babası ile Yermük Savaşı'na gitti Muharebe yerinde babası O'nu sahâbeden birine emânet ederek savaşa katıldı Abdullah b Zübeyr de, babasını at üzerinde savaşırken seyretti Dört yıl sonra da (M 639) babası ile birlikte Amr İbn el-Âs kumandanlığında Mısır fethine katıldı M 649 senesinde Afrika'da Abdullah b Sa'd ile Tunus fethine gitti Bu savaşta üstün Bizans kuvvetleri karşısında kahramanca savaşıp Roma bölge valisi Gregor'u öldürerek zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı

Otuz yaşında, Saîd İbn el-Âs kumandasındaki orduyla Horasan seferinde bulundu Aynı yıl içinde Hz Osman tarafından Kur'ân-ı Kerim'in çoğaltılması için toplanan ilmî heyete katıldı Hz Osman şehid edildiği gün, âsilere karşı gayretle müdâfaa edenlerden idi

Abdullah b Zübeyr, Hz Muâviye'nin vefatından (M680) sonra yerine geçen oğlu Yezid'e bey'at etmedi Hz Hüseyin ile birlikte Mekke'ye geldi Bu arada Yezid tarafını tutan baba bir kardeşi Amr b Zübeyr'in kumanda ettiği bir ordu Mekke'ye hücum etti Abdullah bu orduyu mağlup etti Ordu kumandanlarının çoğunu esir aldı Yezid'le rekâbetten çekindiği için Hz Hüseyin'e, Kûfe'ye gitmesini tavsiye etti Hz Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid olduğunu işitince Yezid'in adamlarını Hicaz'dan çıkararak hilâfetini ilân etti Mekke ve Medine, Hicaz halkı kendisine bey'at ettiİki yıl sonra Yezid'in adamları Medine-i Münevvere'yi ele geçirdiler ve Mekke'yi muhasara ettilerse de tam bu sırada Yezid'in ölümüyle taraftarları Şam'a döndüler

Mısır ve Şam dışında İslâm devletinin diğer bölgeleri olan Hicaz, Yemen, İran, Irak ve Horasan halkı Abdullah b Zübeyr'e bey'at etti Hz Abdullah dokuz yıl Mekke'de halifelik makamında bulundu Hilâfeti zamanında Emeviler ateşe verilen Kâ'be-i Muazzama'yı yeniden yaptırdı Hacerü'l-Esved'in kırılan parçalarını toplatıp bir gümüş çerçeve içerisine yerleştirerek Kâ'be'nin içine aldırttı

Daha sonra Emevî hükümdarı Abdülmelik b Mervan, Kâ'be'nin bir duvarını yıktırarak yeniden yaptırdığı ve Hacerü'l-Esved'i eski yerine koyduğu için bugünkü Kâ'be'nin üç duvarı Abdullah b Zübeyr'in, bir duvarı da Abdülmelik b Mervan'ın yapısıdırMîlâdî 684'te Abdülmelik b Mervan Emevîlerin başına geçince Abdullah'ın kardeşini Irak'ta öldürttü Haccac kumandasında bir orduyu Mekke'ye gönderdi ve Mekke'yi kuşatıp tahrib etti Muhasara altı aydan fazla sürdü Abdullah'ın yiğitçe müdâfaasına rağmen iki oğlu ve yakınları Haccac'a teslim oldular Abdullah'ın taraftarları dağıldı Uzun muhâsaranın sonlarında tavsiye ve duasını almak için annesini ziyarete gelen Abdullah'a annesi: "Savaşa devam et, ya şehid olursun, ya zafer kazanırsın Ben de acın olursa sabreder, zaferin olursa sevinirim" diye dua etti Bir gün sonra İbn Zübeyr "Makam" denilen yerde iki rekat namaz kıldıktan sonra yeniden harbe girdi Mancınıktan atılan bir taşla yaralandı Kanlar içinde kıvranırken Abdülmelik İbn Mervan'ın adamları üzerine atılarak onu şehid ettiler

Şehid olduğunda yetmişüç yaşındaydıAbdullah b Zübeyr, Ashâb-ı Kiram'ın tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden ve "Abâdile" dendir Küçük yaşından beri Peygamber efendimizin dualarıyla yetişen ve Cennet'le müjdelenen babasının yanında cihada katılan Abdullah b Zübeyr, kahramanlık ve cesaretiyle birlikte çok ibâdet ederdi Gündüzlerini oruçla, gecelerini ibâdetle geçirirdi Namazda o kadar çok vecd ile huzura dalardı ki 'kıyam'da uzun müddet kalır, secdeye dalıp giderdi

Babası Zübeyr b Avvam, onun hakkında: "İnsanların arasında Ebû Bekir es-Sıddîk'a en çok benzeyendir" demişti O, sağlam karakterli, dürüst, cesaretli, engin iman sahibi biri idi Her girdiği muharebede cihad inancıyla kahramanlık gösterip başarıya ve zafere ulaşmıştır

Peygamber efendimiz, Habeşistan hükümdarı Necâşi'nin kendisine hediye ettiği 'harbe'yi (kısa mızrak) her zaman komutan âsâsı gibi yanında taşır, namaz kılarken sütre olarak önüne koyardı Dört halife de bu 'harbe'yi yanlarında taşıdılar Daha sonra bu harbe Hz Peygamber'in emaneti olarak Abdullah b Zübeyr'in eline geçti ve şehid oluncaya kadar onu yanından ayırmadı

Hz Osman zamanında Kur'ân-ı Kerim'in tanzim ve çoğaltılması için kurulan heyette gayretle ve başarıyla çalışmıştır Abdullah b Zübeyr hilâfeti zamanında, Mekke-i Mükerreme'de, İslâmî devrin; bir yüzünde "Allah, vefâkâr ve adâletli olmayı emretti", diğer yüzünde "Muhammedü'r Rasûlullah" yazılı yuvarlak ve gümüş bir para bastırdıAbdullah b Zübeyr, Peygamber efendimizden doğrudan doğruya hadis rivâyet etmiştir Ayrıca babasından, dört halifeden, Âişe'den, Süfyan b Ebû Züheyr es-Sakafit'den hadis nakletmiştir

Kendisinden de kardeşi Urve, Ebû Ziban, Atâ, Tâvus, Amr b Dinar ve birçok değerli İslâm âlimleri hadis rivâyet etmişlerdir Onun tarafından rivâyet olunan ve "Sahihayn" diye anılan Buhârî ve Müslim'de otuzüç hadis-i şerif mevcuttur Ayrıca, bu otuzüç hadis tümüyle Ahmed b Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #33
Profil Bilgileri
Standart



Rasûlullah’in

sallallahü aleyhi ve´s sellem

Süvarisi

Ebû Katâde

radiyallahu anh


Ebû Katâde radiyallahu anh Fâris-i Resûlullah = Rasûlullah’in süvârisi
lakabiyla meshur bir yigitRasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem
efendimizin Zû Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver

Ismi Haris, künyesi Ebû Katâde’dir Hazrec kabilesinin Seleme koluna
mensuptur Babasi Rebi Ibni Beldehe, annesi Kebse binti Mazhar’dir
Ailesi, sahabî olan Sülafe binti Berrâdir Bu zevcesinden Abdullah,
Ma’bed, Abdurrahman ve Sâbit adinda dört oglu dünyaya geldi

Ebû Katâde ikinci Akabe bey’atinden sonra müslüman oldu Bedir’den
sonraki bütün gazvelere katildi Onun cesaret ve kahramanligi Zû Kared
gazvesinde baskinci müsriklerin baskani Mes’âde ile karsi karsiya
geldiginde bâriz olarak görüldü Bu karsilasmayi kendisi söyle anlatiyor:

“Medine’de bir at satin almistimMes’ade ati görmüstü de bana: Ey Ebû
Katâde! Bu ati niçin aldin diye sormustuBen de:“Rasûlullah (sa)’in
yaninda bir cihad ati bulundurmayi istedim” demistim Mes’ade:“Sizi
öldürmek, hiç de kolay olmayacak!” diye karsilik verince: “Bu at
üzerinde seninle karsilasmayi Allah’dan dilerim” diye cevap verdim
Kared mevkiinde baskinci müsriklere saldirdigimiz zaman yüzüme bir ok
isabet etti Oku ve demiri yüzümden çekip çikardim tekrar saldiracagim
zaman bana dogru bir atli geldi Migferini kaldirip yüzünü açti ve “Ey Ebû
Katâde! Iste kavustuk” dedi Meger Mes’adet’ül-Fezâri imis Beni
önemsemeyerek, çarpismak mi yoksa güresmek mi?Hangisini istersin
diye sordu Ben de:Bunu sana birakiyorum dedim Öyle ise güres! dedi
Hemen atindan indi kilicini bir agaca asti Ben de atimdan inip kilicimi
baska bir agaca astim Sonra karsilikli siçrastik Allah Teâlâ kolaylik
verdi de bir hamlede onu yere yikip gögsüne oturdum O sira basima bir
sey dokundu Baktim ki Mes’ade’nin agaca asili kilici Hemen uzanip kilici
aldim ve kinindan siyirdim Seni sag birakmayiyacagim dedim
Mes’ade: “Ey Ebû Katâde ne olur beni öldürme! Bizim küçükler kime
kalacak?” diye yalvarmaga basladi Fakat canina kastedene acimak
olmazdi Dolayisiyla onu öldürdüm Kaftanimi da çikarip üzerine örttüm
Atina bindim ilerlerken, Mes’ade’nin kardesi oglunun üzerime geldigini
gördüm Onu da mizrakla sirtindan vurup yere yiktim

Islâm süvarileri baskinci müsrikleri bozguna ugratip geri dönerken
Sevgili Peygamberimiz de Zû Kared mevkiine gelmis ve oraya karargâh
kurmustu Iki Cihan Günesi efendimiz Ebû Katâde’yi görünce: “Allah’im
onun saçina, derisine bereket ver Onu zinde yasat!” diye dua buyurdu
Ona: "Mes’ade’yi sen mi öldürdün?" diye sordu O da: "Evet!" dedi Fahr-i
Kâinat efendimiz:"Yüzüne ne oldu?" dedi O da:“Bir ok isabet etti Ya
Rasûlallah!” dedi Sefkat pinari efendimiz: “Yanima yaklas” buyurdu ve
Ebû Katade’nin yarasi üzerine püskürdü Hiç bir agrisi sizisi kalmadi
Ayrica Mes’ade’nin atini ve kilicini ona verdi Resûl-i Ekrem (sa)
efendimiz bir gün bir gece Zû Kared’de kaldi Sabaha çikinca“Bu gün
süvarilerimizin hayirlisi Ebû Katade, yayalarimizin hayirlisi da Ebû
Seleme oldu" buyurdu

O, birçok seriyyelere istirak etti Hicretin 8 senesinde bir kesif
kuvvetinin basinda Hadre tarafina gönderildi Burada Gatafan kabilesi
oturuyordu Ikide bir müslümanlarin arazisine saldirip yagma ederek
rahatsiz ediyorlardi Ebû Katade (ra) bu kabileyi muhasara etti Onlari
fenâ halde sikistirdi ve kaçirdiMallarini ganimet olarak aldi ve Medine’ye
döndü O, ayni senenin Ramazan ayinda Batni Eham, Zi Hasab, Zi Merve
taraflarina da gönderildi O havalideki eskiyayi temizleyerek huzur ve
sükunû temin etti Oradan da Mekke Fethine katildi Daha sonra Huneyn
Gazvesine istirak etti Burada bir ara bas gösteren bozgun esnasinda
çok büyük kahramanliklar gösterdi Herkesin takdirini kazandi Tebük
seferinde ve Veda haccinda da bulundu

Ebû Katade (ra) Rasûl-i Ekrem (sa)’in sohbetlerinden aldigi feyz ile
hayatini Allah yoluna adamisti Ondan 170 kadar Hadis-i serif rivayet
etmisti Hadislerin nakil ve rivayeti konusunda çok titiz davranirdi Bir
gün oglu Ma’bed aralarinda Rasûlullah (sa) söyle buyurdu, böyle
buyurdu diye konusurlarken, babasi bunlari duydu Yanlarina
gelerek; “Siz ne konustugunuzu biliyor musunuz? Ben Rasûlullah
(sa)’in: “Benim söylemedigimi bana atfedenler Cehennemde
kendilerine yer hazirlasinlar” buyurdugunu isittim dedi

O, Islâm kardesligini yasama konusunda da çok titizdi Kardesligi bütün
canliligiyla yasardi O yüksek bir ahlâkî nezâkete sahipti Kardeslerinin
yoluna bütün malini sarfedebilirdi Malinin kiymeti yoktu Birgün bir
cenaze getirildi Rasûl-i Ekrem (sa) ölenin borcu olup olmadigini sordu
Iki dinar borcu oldugu söylenince karsiliginda bir sey birakip
birakmadigini sordu Birakmadigi bildirilince: O halde götürünüz
namazini siz kiliniz buyurdu Bunun üzerine Ebu Katâde (ra)derhal öne
çikti ve: “Ya Rasûlallah Onun borcunu ödemeyi ben üzerime aliyorum
dedi Ancak bundan sonra Rasûl-i Ekrem (sa)efendimiz kalkip namazini
kildirdi

O, bir muharebede ashab-i kiram su tedariki ile mesgul iken, kendisi
Rasûl-i Ekrem (sa) efendimizin yanindan hiç ayrilmadi Efendimiz
hayvanlarin üzerinde bir rahilenin içindeydi Bir ara oturduklari yerde
daldiklarindan vücutlari öne dogru biraz egilmisti Ebu Katâde yanlarina
giderek vücutlarini dogrulttu Biraz sonra mübarek bedenleri tekrar
egilmis ve düsecek bir vaziyet almislardi Ebû Katâde tekrar kosarak
Rasûl-i Ekrem (sa) efendimizi kaldirdi “Kimsiniz” diye sordu Ebû
Katâde’yim dedimBunun üzerine: “Yâ Ebâ Katâde! Sen Allah’in Resûlünü
muhafaza ile mesgul oldun Allah Teâlâ da seni muhafaza eylesin” diye
duâ buyurdu

Ebû Katâde (ra)bu dualar hürmetine yetmis yaslarinda iken bile onbes
yasinda imis gibi zinde ve diri idi O dört halife devrini de yasadi Hz Ali
(ra) zamaninda Nehrevan seferinde kumandanlik yapti 674 m
senesinde Küfe’de vefat etti Cenâb-i Hak’dan sefaatlerini niyaz ederiz
Amin

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #34
Profil Bilgileri
Standart



EBÛ'D-DERDÂ


«Ebûd-Derdâ dünyayı, elleri ve göğsüyle kendinden uzaklaştırdı»[1]

Künyesi Ebûd-Derdâ olan Uveymir İbn-i Malik el-Hazrecî, erkenden uykudan kalkıp evinin en yüksek yerine diktiği putuna gitti Onu say*gıyla selâmladıktan sonra, büyük ticarethanesinden getirdiği en güzel kokulardan sürdü ve üzerine has ipekten yeni bir örtü örttü Bu ipek örtüyü dün ona, Yemen'den gelen tacirlerden birisi hediye etmişti

Güneş yükselince Ebûd-Derdâ, ticarethanesine gitmek üzere evin*den çıktı Bir de ne görsün! Yesrîb'in cadde ve sokakları, Bedir'den dönmekte olan ve önlerinde de KureyşTı esirler bulunan Muhammed'in taraftarlarıyla dolup taşmıştı Oniara hiç bakmadan çekip gitti Fakat az sonra, onların arasındaki Hazredi bir gence yönelip Abdullah İbn-i Ra-vaha'y1 sordu

Hazredi genç ona şöyle cevap verdi :

«— Abdullah harpte güzel bir döğüş çıkardı Sağ-saiim ve ganimet kazanarak döndü» Genç onu böyle savuşturmuştu

O gence, Ebû'd-Derdâ'nın Abdullah İbn-i Ravaha'yı sorması garip gelmemişti Çünkü onları birbirine bağlıyan kardeşlik ilgisinden her*kesin haberi vardı Ebû'd-Derdâ ile Abdullah İbn-i Ravaha Cahiliyye çağında birbirlerini kardeşlik edindikleri İçin Ebû'd-Derdâ onu sormuş*tu İslâm gelince, İbn-i Ravaha onu (İslâm'ı) kabul etmiş, Ebû'd-Derdâ ise reddetmişti

Ancak bu durum aralarındaki sıkı ilişkiyi bozmamıştı Çünkü Ab*dullah İbn-i Ravaha, zaman zaman onu ziyarete gelir, İslâm'a davet eder ve ömründen müşrik olarak geçirdiği her güne üzülürdü

Ebû'd-Derdâ ticarethanesine girip yüksek koltuğuna kuruldu Alıp -satmaya, kölelerine şöyle yapın, böyle yapmayın diye bağırıp çağır*maya başladı

Ama evinde cereyan eden olaylardan haberi yoktu

O saatlerde Abdullah İbn-i Ravaha birşey yapmaya niyet ederek, arkadaşı Ebû'd-Derdâ'nm evine gidiyordu

Eve varınca kapıyı açık buldu ve Ebû'd-Derdâ'nm karısıÜmmü'd-Derdâ'yı avluda gördü ve ona şöyle dedi :

«— Es-Selâmü aleyki» Kadın şöyle cevap verdi :

«— Ve aleyke-s-Selâm Ebû'd-Derdâ'nm kardeşi!»

— Ebû'd-Derdâ nerede?»

«—Ticarethaneye gitti, az sonra döner»

«— İçeri girmeme izin verir misin?»

Tabiî, memnuniyetle» deyip ona yol gösterdi ve odaya gö-

türdü

Kadın, fşi ve çocuklarıyla meşgul olmaya başladı

Abdullah İbn-i Ravaha, Ebû'd-Derdâ'nm put koyduğu odaya girdi ve yanında getirdiği keseri çıkarıp putun üzerine eğildi ve keserle onu parçalamaya başladı Bîr taraftan da şöyle diyordu :

«— Allah'ın ismi yanında her şey batıldır Allah'ın ismi yanın*da her şey batıldır»

Putu parçaladıktan sonra evden ayrıldı

Ummu'd-Derdâ putun bulunduğu odaya girdi, onu kırık ve parça farını dağınık bir halde görünce şöyle diyerek döğünmeye başladı :

«—Mahvettin beni İbn Ravaha

— Mahvettin beni İbn Ravaha»

Az sonra Ebü'd-Derdâ evine döndü Karısını putun bulunduğu odanın kapısına oturmuş, ağlayıp sızlanırken gördü Yüzünde de kendisin*den çekindiğini gösteren belirtiler vardı Ebû'd-Derdâ :

«— Ne bu hal?» dedi Karısı :

«—Sen yokken Abdullah İbn Ravaha evimize gelip putunu gör*düğün hale getirdi»

Ebû'd-Derdâ putu parça parça görünce öfkesinden ateş püskürdü ve ondan öc almaya niyet etti Fakat az sonra öfkesi dağıldı Olanları düşündü ve şöyle dedi :

«— Eğer bu putta bîr hayır olsaydı, bu kötülüğü kendinden de-federdi»

Hemen Abdullah İbn Ravaha'nin yanına gidip beraberce Rasûlül-lah'a (sav) vardılar Ebû'd-Derdâ, Allah'ın dînine girdiğini açıkladı Böylece o, kabîlesinden İslâm'a en son giren oldu

Ebû'd-Derdâ -ilk andan itibaren- vücudunun her zerresine karışmış bir şekilde Allah'a ve Rasûiüne îman etti

Kaçırdığı iyi işlere çok pişman oldu Arkadaşlarının Allah'ın dinini anlama, Kur'ân-ı ezberleme ve Allah katında kendileri için ayırdıkları ibadet ve takvada onu geçmelerine derin bir anlayış gösterdi

Kaçırdıklarını, çok çalışmak suretiyle telâfi etmeye ve onlara ye*tişip öne geçinceye kadar gece-gündüz hiç durmadan çalışmaya karar verdi

Dünyadan el etek çekercesine ibadete sarılıp, susamış gibi ilme atıldı Sözlerini ezberlemek, ayetlerini derinliğine incelemek üzere Al*lah'ın Kitab'ına yöneldi

Ticaretin kendisinde ibadetin tadını bulandırıp, ilim meclislerini kaçırttığını görünce, hiç tereddüt etmeden ve üzülmeden onu bıraktı

Birisi ona bunu sormuş, o da şöyie cevap vermişti :

«—Allah'ın Rasûlü'ne inanmadan önce tacir idim Müslüman ol*duğumda, hem ticaret hem de ibadet etmek istedim Ama benim için istediğim şey gerçekleşmedi Ben de ticareti bırakıp ibadete yöneldim

Daha sonra bu soruyu soran kişiye bakıp şöyle dedi :

«— Ben, Aziz ve Gelîl olan Allah alış-verişi haram kıldı demiyorum Fakat ben, ticaret ve alış-verîşin kendilerini Allah'ın zikrinden alakoy-mayan kimselerden olmak istiyorum»

Ebû'd-Derdâ sadece ticareti terketmedi O dünyayı terketti Dün*yanın süs ve zinetlerinden yüz çevirdi Dünyalık şeyler arasında nes*lini meydana getirecek katı bir lokma, vücudunu örtecek kaba bir el*biseyle yetindi Soğuğu şiddetli, dondurucu bir gecede bir topluluk ona misafir oldu Onlara sıcak bir yemek ikram etti Fakat yorgan ver*medi Yatmak istediklerinde, yorgan isteyelim mi? istemeyelim mi? diye aralarında tartışmaya başladılar Birisi :

«— Ben gidip söyleyeceğim» dedi Bir başkası :

«— Bırak gitme» dedi ama o gitti

Ebû'd-Derdâ'nın kaldığı odanın kapısına vardığında; onun yatmış, karısının da yanında oturmakta olduğunu gördü Fakat karısının üzerin*de sıcağa ve soğuğa faydası olmayan hafif bir elbise vardı Adam Ebû'd-Derdâ'ya şöyle dedi :

«— Senin de geceyi bizim gibi geçirdiğini görüyorum»

«— Eşyalarınız nerede?» Ebû'd-Derdâ şöyle cevap verdi

«—Bizim, ötede bir evimiz var, kazandığımızın hepsini hemen oraya gönderiyoruz Eğer onların bir kısmını buradaki evimizde bırak*mış olsaydık, mutlaka verirdik,

— Ayrıca, bizim ötedeki evimize gideceğimiz yolda hafifin ağır*dan daha iyi olduğu çetin bir yokuş var Biz ağırlıklarımızı atmak iste*dik ki beiki geçeriz»

Arkasından adama :

—Anladın mı?» dedi Adam :

«— Evet, anladım Allah sana iyilikle mukabele etsin»

Halifeliği sırasında Hz Ömer, Ebû'd-Derdâ'nın Şam valisi olmasını istedi Ama o, kabul etmedi Ömer'in ısrarı üzerine :

«— Onlara Rablerinin Kitab'ını, Peygamber'lerinin sünnetini öğ*retmek ve onlara namaz kıldırmak için gitmeme razı olursan, giderim»

Ömer buna razı oldu ve o Şam'a gitti Oraya varınca halkın konfora merak sardığını ve refaha daldıklarını gördü Bu durum onu endi*şelendirdi Halkı mescide çağırdı Orada toplandılar, aralarında ayağa kalkıp şöyle dedi

«— Ey Şamlılar! Siz din kardeşlerisiniz, yurt komşularısınız Düş*manlara karşı birbirlerinizin yardımcılarısınız

Ey Şamlılar! Beni sevmekten ve nasihatimi kabul etmekten aia-koyan nedir? Halbuki ben sizden hiçbir şey ummuyorum Nasihatim sizedir Benim geçimimi sağlayan da siz değilsiniz

Bu ne hal böyle! Alimlerinizin öte dünyaya göç ettiklerini ve ca*hillerinizin ise hâlâ ders almadıklarını görüyorum Allah'ın sizin için tekeffül ettiklerine yöneldiğinizi ama size emredileni yapmadığınızı görüyorum

Yiyemiyeceğiniz şeyleri topladığınızı, Oturamıyacaklarınızı bina ettiğinizi,

Erişemiyeceklerinizi düşündüğünüzü görüyorum

Sizden önceki kavimler topladılar ve ümitlendiler Çok geçmedi onların toplulukları yok oldu Ümitleri aldanmaya, evleri kabirlere dö*nüştü

İşte dünyayı para ve çocukla dolduran Ad kavmi [2] Bugün benden Ad'ın mirasını iki dirhem karşılığında kim satın almak ister?»

Halk ağlamaya başladı, öyle ki hıçkırıkları mescidin dışından du*yuluyordu

O günden itibaren Ebû'd-Derdâ, Şam halkı arasında ve çarşiiarda dolaşmaya başlamıştı

Her münâsebetten istifade ederek ve her fırsatı ganimet bilerek soru soranlara cevap veriyor, bilmeyenlere öğretiyor ve gafilleri uyan*dırıyordu

Bir defasında birkaç kişiyle karşılaşmıştı Onlar bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vuruyorlar, hem de hakaret ediyorlardı Yanla*rına gelip sordu :

«— Ne oluyor?»

«— Bu adam büyük bir günâha düşmüş» dediler

«— Ne dersiniz? Eğer bîr kuyuya düşmüş olsaydı oradan çıka*maz mıydınız?»

«— Evet, çıkarırdık»

«— Ona kötü söz söylemeyin, onu dövmeyin Ona ancak öğüt ve*rip öğretin ve sizi onun günâhına düşmekten koruyan Allah'a hamde-diniz»

«— Sen ona kızmıyor musun?»

«— Ben sadece onun yaptığı işe kızıyorum Eğer onu terkederse, o benim kardeşimdir»

Bunun üzerine adam tevbe ettiğini açıklayarak ağlamaya başiadı

İşte bir genç Ebû'd-Derdâ'ya gelip şöyle diyor :

«—'Bana tavsiyede bulun, ey Rasûlüliah'ın (sav) sahabisl!» Ebû'd-Derdâ da ona şöyle diyor :

«— Oğlum! Bolluk zamanında Allah'ı an ki, sıkıntıda o da seni ansın

Ya alim, ya öğrenci, ya da dinleyici ol, dördüncüsü olma [3] çün*kü helak olursun

Yavrum, mescid evin olsun» Rasûlüllah'ın (sav) şöyle buyurdu*ğunu duymuştum :

«Mescidler her Allah'tan korkanın evidir Aziz ve Celîl olan Allah, m'escidleri evleri haline getiren kimseler için, rahatlık ve rahmet ver*meye, sıratı da Allah'ın hoşnutluğuyla geçmeye kefil olmuştur»

Birkaç genç yol kenarına oturmuş, hem sohbet etmekteler, hem de gelip geçenlere bakmaktadırlar Ebû'd-Derdâ yanlarına gelip şöyle, dedi :

«— Çocuklarım! Müslüman kişinin oturacağı yer evidir Orada kendini ve gözünü kötülüklerden korur Çarşı ve pazarlarda oturmaktan sa*kının Çünkü böyle bir hareket insanı boş şeylerle meşgul edip oyalar»

Ebû'd-Derdâ Şam'da oturduğu sıralarda, Muaviye Îbnl-Ebû Sufyan onun kızı Derdâ'yi oğlu Yezîd'Ie evlendirmek istedi Ebû'd-Derdâ kızını Yezîd'e vermeyi kabul etmedi Dinini ve ahiâkını beğendiği, halktan müslüman bir gence verdi Bu halk içinde yayıldı Şöyle konuşulmaya başlandı ;

«— Muaviye'nin oğlu Yezîd, Ebû'd-Derdâ'nın kızıyla nişanlanmış, kızın babası kabul etmeyip, onu halktan bir müslümania evlendirmiş»

Birisi Ebû'd-Derdâ'ya böyle yapmasının sebebini sorduğunda şöy*le cevap verdi :

«— Bu davranışımla sadece Derdâ'nın iyiliğini düşündüm» «— Nasıl?»

«— Derdâ'nın huzurunda hizmet eden köleler beklerse ve o pa*rıltıları göz kamaştıran saraylarda oturursa siz onun hakkında ne dü*şünürsünüz?

O zaman dîni nerede olur?!»

Yine Ebû'd-Derdâ Şam diyarındayken, durumlarını araştırmak üze*re Mü'minlerin Emîri Ömer İbnu'i-Hattab onların yanma geldi Arkada*şı, Ebû'd-Derdâ'yı geceleyin evinde ziyaret etti Kapıya gitti Gördü ki, kapı kapalı değil, evin ışığı da yoktu Ebû'd-Derdâ Ömer'in sesini du*yunca, kalkıp yanına geldi, hoş geldin dedi ve onu bir yere oturttu

Karanlıkta birbirlerini görmeksizin, karşılıklı konuşmaya başladılar

Hz Ömer araştırdı ki, Ebû'd-Derdâ'nın yastığının bir eğerden, ya*tağının çakıl taşlarından, elbisenin ise Şam'ın soğuğunda hiçbir fay*dası olmayan ince bir elbiseden ibaret olduğunu anladı Ömer :

«— Allah iyiliğini versin, sana geçimini sağlamak için maaş bağ*lamadım mı? Sana göndermedim mi?» dedi

«— Ömer! Rasûlüllah'ın [sav) bize söylediği bir hadisi hatırla*mıyor musun?»

«—Hangisi o?»

«— Rasûlüllah : «Sizin dünyadaki malınız bir yolcunun azığı I dar olsun» demedi mi?»

«— Evet»

«_ Ondan sonra biz ne yaptık ya?»

Ömer ağladı, Ebû'd-Derdâ ağladı Sabaha kadar hiç durmadan ağ ladıiar

Ebû'd-Derdâ ölünceye kadar, Şam'da halka vaaz vermeye ve on*lara Kitab'la hikmeti öğretmeye devam etti Ölmeden önce, hastalan*dığında arkadaşları yanına girip şöyle sordular :

«— Şikayetin nedir?»

«— Günahlarım»

«—Canın birşey istiyor mu?»

«— Rabbimin affını»

Sonra etrafındakilere :

«— Bana Lâ ilahe îila'llah, Muhammedün Rasûlüllah, deyiniz Bunu tekrar ede ede hayata gözlerini yumdu

Ebû'd-Derdâ Rabbine kavuşunca, Avf İbn Malik el-Eşcaî [4] sinda, yeşil, geniş ve gölgeli bir çayırlık gördü Çayırlıkta deriden ya*pılmış büyük bir çadır vardı Çadırın etrafında da gözün öylesini asla görmediği yatan bir koyun sürüsü

«— Bu kimin?» dedi Ona :

«— Abdurrahman İbn Avf in» denildi

Abdurrahman İbn Avf çadırdan çıkıp yanma geldi ve şöyle dedi :

«— Ey İbn Malik! Bu, Azîz ve Ceiîl olan Allah'ın Kur'ân'da bize va-dettiği şeylerdir Eğer bu yolun üzerine çıkıp baksaydın, gözünün gör*mediğini görür, kulağının duymadığını duyar, aklından geçirmediğin şeyleri görürdün» İbn Malik sordu :

«— Bütün bunlar kime ait? Ey Ebu Muhammedi» Abdurrahman İbn Avf şöyle cevap verdi :

«— Azîz ve Ceiîl olan Allah, bunları Ebû'd-Derdâ için hazırlamış tır Çünkü o, dünya sıkıntılarını elleriyle (sadakayla) ve göğsüyle (kur*banla) defederdî»[5]

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #35
Profil Bilgileri
Standart



SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ


Said İbnu Amir el-Cumahî, dünya karşılığında Ahireîi satın almış, Allah ve Onun Peygamberini her ikisine tercih etmiş kişidir»[1]

Genç Said İbnu Amir, Hz Evluhammed'in (sav) Kureyş tarafın*dan yakalanan sahâbisi Hubeyb İbnu Adiyy'in öldürüldüğünü görmek için Kureyş ileri gelenlerinin davetiyle Mekke'nin dışındaki Tenîm'e çıkan binlerce kişiden birisiydi

Genç oluşu ona; başkaların! kenara iterek Ebu Sufyan İbnu Harb, Safvan İbnu Umeyye ve merasimlerde ön sıralarda yeralması gereken başka kimseler gibi Kureyş büyükleriyle yanyana durma imkânını ver*di,

BuSaİd'e Hubeyb'in şahsında Hz Muhammed'den (sav) intikam almak ve onu öldürmekle Bedir'deki ölülerinin öcünü almak için, ka*dın, çocuk ve gençlerin zincire vurulu olarak ölüm alanına götürdükleri Kureyş'in esirini görme imkânını da vermişti

Bu insan yığını, öldürmek için hazırladıkları yere esiri getirdik*lerinde, genç Said İbnu Amir uzun boyuyla Hubeyb'e yaklaşıp darağa-cının önünde durdu Kadın ve çocuk çığlıkları arasında onun şöyle de*diğini duydu:

— N'olur, bırakın da ölmeden önce iki rek'ât namaz kılayım» Ve onlar isteğini yerine getirdiler

Sonra onun Kabe'ye yöneiip iki rek'ât namaz kılışını seyretti Daha sonra onun Kureyş ileri gelenlerine yaklaşıp:

— Vallahi, eğer ölümden korktuğum için namazı uzatmış oldu*ğumu düşünmeseydiniz, daha fazla namaz kılmak isterdim», dediğini duydu

Böylece o, kendi halkının Hubeyb'i diri diri fırçaladıklarını bizzat gözleriyle görmüştü Kavmi, Hubeyb'in vücudunu parçalarken şöyle diyordu:

— Kendin kurtulup Muhammed'In (sav) senin yerinde olması*nı ister misin?» O da kanlar içinde:

—Vallahi, Muhammed'e [sav) bir diken batırılması karşılığın*da kurtulmayı ve çoluk çocuğumun arasında rahat olmayı istemem», diye cevap veriyordu

Onun bu cevabı üzerine, halkın elleri havaya kalkar:

— Öldürün onu! Öldürün onu!» sesleri yükselir

Saîd İbnu Amir- Hubeyb'in darağacından gözünü semâya dikerek şöyle dediğini de, duymuştu:

— Allah'ım! Onları unutma, onları yok et ve hiçbirini sağ bı*rakma»

Böylece o, yağdırılan mızrak ve savrulan kılıç darbeleri arasında son nefesini verdi

Kureyş Mekke'ye döndü Günlük problemleri ve sıkıntıları arasın*da Hubeyb'i ve onun öldürülüşünü çabucak unuttu Fakat Hubeyb, genç Saîd'in hatırından bir an bile çıkmadı Uyuduğunda rüyasında, uyanık*ken hayalinde onu görüyordu O, darağacının önünde iki rek'ât nama*zını kılıyordu Onun Kureyş'e ettiği beddua kulaklarımda çınlıyordu O yüzden, kendisine bir yıldırım çarpmasından veya üzerine gökten bir taş düşmesinden korkuyordu

Hubeyb, Saîd'e daha önce bilmediği birçok şeyi öğretmişti : Gerçek hayatın bir inanç ve ölünceye kadar bu inanç uğrunda bir mücâdele olduğunu öğretmişti

Yine ona köklü bir imanın olmazları olur hale getirdiğini öğretmişti

Ona başka birşeyi daha öğretmişti: Arkadaşlarının tam desteği*ne sahip tek kişi kendisine yücelerden vahiy eden Hz Peygamber (sav) dir

İşte böylece, Allah, Saîd Ibnu Amir'in göğsünü İslâm'a açtı Her*kesin içinde kalkıp Kureyş'in işlediği günahlardan uzak kaldığını, onların putlarını kaldırıp attığını ve Allah'ın dinine girdiğini açıkladı

Saîd İbnu Amir Medine'ye hicret etti Hayber ve ondan sonralJ savaşlarda Rasûlüllah'la (sav) beraber oldu

Rasûlüllah'ın (sav) vefatından sonra Saîd, Halife Hz Ebû Bekir ve Hz Ömer'in ellerinde, kınından sıyrılmış bir kılıç oldu ve dünya karşılığında ahireti satın alan, Allah'ın rızasını, onun vereceği sevabı nefsin diğer isteklerine ve bedenin arzularına tercih eden mü'minlş-rin biricik ve tek örneği olarak yaşadı

Rasûlüllah'ın (asv) bu iki halifesi, Saîd İbnu Amir'in doğrulu*ğunu ve dindarlığını bilirler, onun nasihat ve sözlerini dikkate alırlardı Halife olduğunda Ömer İbnu'l-Hatîab'm yanına girip şöyle demişti^:

— Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah'tan korkmanı, Allah'ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkmamanı ve sözünün fiiline aykırı olmamasını tavsiye ederim Sözün en hayırlısı, fiilin doğruladı*ğıdır

Ey Ömer! Uzak yakın işlerini üzerine aldığın müslümanfarla îlçi-len Kendin ve ailen için istediğini onlar için de iste Kendin ve ailen için istemediğini onlar için de İsteme Hakkı elde edinceye kadar zor*luklara göğüs ger Allah'ın emirlerini yaparken hiçbir dedikodudan ve kınamadan korkma»

Ömer :

— Buna kimin gücü yeter- ya Saîd?» dedi Saîd :

Allah'ın, Muhammed (sav) ümmetinin başına getirdiği

kendisiyle Allah arasında hiç kimse olmayan senin gibi birinin buıjıa gücü yeter»

Bir ara, Hz Ömer, Saîd'i kendisine yardımcı olmaya çağırarak dedi ki :

— Saîd! Biz seni Humus'a vali tayin etmek istiyoruz» Saîd :

— Ömer! Allah rızası için, bunu benim başıma belâ etmemeni istiyorum» dedi Hz Ömer'in canı sıkıldı ve :

— Yazıklar olsun size! Bu işi (hilâfeti) benim boynuma geçili*yorsunuz, sonra da beni yalnız bırakıyorsunuz Vallahi seni bırakmarh» dedi Ve onu Humus'a vali olarak tayin etti Hz Ömer :

— Sana biraz aylık bağlayayrm mı?» dedi Saîd:

Ben onu ne yapacağım! Bana gelenler zaten İhtiyacımdan fazladır» deyip Humus'a gitti

Bir müddet sonra, Emîr-ül Mü'minîn'e, Humus halkından güven*diği bazı kişiler geldi Hz Ömer onlara ;

«Bana fakirlerinizin isimlerini yazın da ihtiyâçlarını karşılayayım» dedi Bir mektup gönderdiler İçin*de : Falanca, falanca ve Saîd İbni Amir» yazılıydı Ömer:

«Saîd İbni Amir kimdir?» dedi Onlar:

«Vaîimizdir» dediler Hz Ömer:

«Valiniz fakir mi? » dedi Onlar:

«Evet, vallahi o, uzun günlerini evinde hiç ateş yakmadan geçirir «Hz Ömer, gözyaşları sakalını islatincaya kadar ağ*ladı Sonra, ona bin dinar göndermeye karar verdi Dinarları bir tor*baya koydu ve onlara şöyle dedi :

«— Ona, benden selâm söyleyiniz Emir-ül Mü'minin şenin İhtij yâçların için şu parayı gönderdi deyiniz»

Saîd'e para torbasını getirdiler Torbanın içine baktı Bir de ne göı sün dinarlar! Paralan kendisinden uzaklaştırmaya ve :

«— İnnâ lillâhî ve innâ ileyhi râcı'ûn (Biz Allah'a aidiz ve elbet*te ona döneceğiz», demeye başladı Sanki başına bîr felâket gelmiş veya önemli bir mes'eleyle karşılaşmıştı Çünkü bu âyet, başa gelen bir musibet anında söylenir Karısı merakla koşup geldi :

«— Ne oluyor sana, Saîd! Yoksa Emîr-ül-Mü'minin mi öldü?

_Tam tersi, ondan daha büyüğü!

— Müslümanların başına bir iş mi geldi?»

— Yoo, ondan daha büyüğü»

— Neymiş ondan büyüğü?»

— Dünya, âhiretimi bozmak için, benim evime girdi Fitne be-evime yerleşti»

- Öyleyse ondan kurtulmaya bak» — Dinarlardan haberi yoktu —

«— Bana bu konuda yardım eder misin?»

- Evet»

Saîd dinarları alıp torbalara koydu ve müslümanların fakirlerine ti

Kısa bir müddet sonra, Hz Ömer incelemelerde bulunmak üzere Şam diyarına gitti Humus'a geldiğinde, halk — valileri şikâyetleri se*bebiyle Humus'a "Küçük Küfe" denilird

— Ona «hoş geldin» demeye gitti Ömer dedi ki : «Valinizi nasıl buluyorsunuz?» Ömer'e valiyi şi*kâyet edip, birbirinden büyük dört hareketini söylediler

Hz Ömer bizzat kendisi anlatmaktadır:

«Saîd'le şikâyetçileri bir araya getirdim ve Allah'a onun hakkında düşüncelerimde yanılmadığımı göstermesi için duâ ettim Günkü ona büyük güvenim vardı Hepsi bir aradayken dedim ki :

«— Valinizden şikâyetiniz nedir?» Onlar:

«— Gün yükselinceye kadar bizim yanımıza çıkmaz» dediler ta

«—Bu konuda ne diyorsun Saîd» dedim Biraz sustuktan sot şöyle konuştu :

«— Vallahi, bunu söylemek istemiyordum Fakat şimdi mutlaka söylemem gerekiyor Benim ailemin hizmetçisi yok Her sabah ben kalkıp, onlara hamur yoğuruyorum Mayalanmcaya kadar biraz oyala*nıyorum Sonra ekmek yapıyorum Sonra da abdest alıp halkın arasına çıkıyorum»

Ömer anlatmaya devam etmektedir:

Onlara sordum :

«— Bundan başka şikâyetiniz nedir?» Dediler ki :

«— Geceleyin hiç birimizin işini görmez»

«— Bu konuda ne dersin Saîd?» dedim

— Vallahi, bunu da açıklamak istemiyordum Ben, gündüzü on*ların işlerine, geceyi de Aziz ve Celîl olan Allah'a ibadete ayırdım» dedi

«—- Başka şikâyetiniz nedir?» dedim

«— Ayda bir gün bizim aramıza çıkmaz» dediler

«— Bu nedir Saîd?» dedim

«— Ey Mü'minlerin Emîri! Benim hizmetçim yok, üzerimdekînden başka elbisem de yok Ayda bîr defa, elbisemi yıkarım ve kuruyuncaya kadar beklerim Akşama doğru onların arasına çıkarım» Sonra yine sordum :

«—Daha başka şikâyetiniz nedir?» dedim Dediler k! :

«— Bazan şuurunu kaybeder ve yanındaki kimselerden haberi ol*maz»

«— Bu nedir Saîd?» dedim O da şöyle cevap verdi:

«— Ben müşrikken, Hubeyb İbnu Adiyy'in şehîd edilişine şâhid

oldum Kureyşiilerin, onun vücûdunu paramparça ettiklerini gördüm

Şehîd edilmeden önce ona şöyle sormuşlardı :

<— Muhammed'in (sav) senin yerinde olmasını İster misin?» O da şöyle cevap vermişti :

«— Vallahi, Muhammed'e [sav) bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla birlikte rahat olmayı istemem» O güne ait hatırladığım şeyler, Allah'a inanmayan bir müşrik olarak Hubeyb'e o du*rumda yardım edememem sebepleriyle Allah'ın beni hiç bir zaman af-fetmiyeceği düşüncesine kapıldım İşte ben bu yüzden ara sıra şuuru*mu kaybediyorum», dedi Bunun üzerine, Hz Ömer şöyle dedi :

«— Onun hakkındaki görüşlerimde beni yanıltmayan Allah'a hamd olsun» Sonra ona ihtiyâçlarına harcaması için bin dinar gönderdi

Karısı bin dinarı görünce ona dedi ki :

«—Yaptığın hizmetten dolayı, bizi zenginleştiren Allah'a hamdoi- Kendimize biraz yiyecek satın al Bir de hizmetçi tut»

Kocası da ona :

«— Sana bundan daha iyisini söyleyeyim mî?» dedi Karısı : «— O nedir?» dedi, O :

«— Biz bunları, en çok muhtaç olacağımız anda (Kıyamette) bize verilmek üzere, şimdi bizden daha muhtaç olanlara verelim», dedi Karısı :

«— O nasıl oluyor?» dedi O da :

«— Onları Allah'a güzel bir ödünç olarak veririz», dedi Karısı :

«— Tamam, Allah sana bunun mükâfatını versin», dedi Oturduk*ları yerden kalkınca hemen, dinarları keselere koydu Ailesinden biri*ne şöyle dedi : Bunları falancanın dullarına, falancanın yetimlerine, falancanın yoksullarına ve falanca ailenin muhtaçlarına götür»

Allah, Saîd İbnu Amir'den razı olsun O, kendileri fakir olsalar bi*le başkalarını nefislerine tercih eden kimselerdendi[2]

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #36
Profil Bilgileri
Standart



Hz EBU BEKİR ES SIDDÎK (ra) efendimiz :


Hz Muhammed (sas)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi

Kur'ân-ı Kerim'de hicret sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı, "mağarada bulunan iki kişiden biri" (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (sas)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddik" lâkabıyla anılmıştır "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b Kâ'b'da Rasûlullah'la birleşir Anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır Künyesi Abdullah b Osman b Amir b Amir b Murra et-Teymî'dir Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür Hz Ebû Bekir'in Rasûlullah (sas)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz Peygamber'den hiç ayrılmamıştır Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır

Hz Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (ra) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b Affân, Zübeyr b Avvâm, Abdurrahman b Avf, Sa'd b Ebî Vakkas ve Talha b Ubeydullah gibi İslâm'ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm'ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir

Hz Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah'ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (sas) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışırdı (İbn Haldun, Mukaddime, 206) Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi

Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı Hz Ebû Bekir'in babası Mekke eşrafındandı Hz Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi Muhammed (sas) ile büyük bir dostlukları vardı Sık sık buluşur, Allah'ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi İkisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi

İslâm'ı Benimsemesi

Hz Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (sas) ona, "Allah'ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiştir Hz Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur Hz Peygamber (sas) İslâm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir Hatta Hz Peygamber (sas), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetme de yapmıştır Mü'min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm'a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir

Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm'a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramıştı Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi Osman b Affan, Sa'd b Ebî Vakkas, Abdurrahman b Avf, Zübeyr b Avvâm, Talha b Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm'a dâvet eden odur Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz Peygamber Hz Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gımâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir Ancak şartlı olarak Ebû Bekir'i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir'in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: "Senin himayeni sana iâde ediyorum Bana Allah'ın himayesi yeter" Böylece onüç yıl Mekke'de Rasûlullah'ın yanında kalan Hz Ebû Bekir, Hz Aişe'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485)

Hz Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği İsra ve Mirâc * hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz Ebû Bekir'e yetiştirdikleri zaman; "O dediyse doğrudur" demiştir Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, "Sıddık" lâkabı verildi Kur'an tâbiriyle, "O, ne iyi arkadaştı " (en-Nisâ, 4/69) denilebilir

İşte o "Sıddîk" ile o "Emîn", o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir

Hicreti

Sevr mağarasına ilk giren Hz Ebû Bekir, (ra) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir Ebû Bekir'in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı Onlar Mekke'den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma'nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar

Hz Ebû Bekir (ra) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememiştir İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler Rasûlullah bu sırada Kur'ân'da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" (et-Tevbe, 104/40) Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine'ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba'ya vardılar

Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: "Rasûlullah (sas) ile beraber bir mağarada bulundum Bir ara başımı kaldırıp baktım O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm Bunun üzerine, 'Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür' dedim O, 'Sus ya Ebû Bekir İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?' buyurdu

Kuba'da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz Ebû Bekir nihayet Medine'ye vardılar Medine'de Hz Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, "Allah'ım Mekke'yi bize sevgili kıldığın gibi Medine'yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır' diye dua ettiği zaman Hz Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahâbîler iyileştiler Bu aradâ Hz Âişe ile Hz Muhammed (sâs)'in düğünleri yapıldı Mescidi Nebî inşâ edildi Masrafların bir kısmını Hz Ebû Bekir karşıladı Medine'de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir'in kardeşliği Harise b Zeyd oldu

Hz Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin inşasına katıldı Rasûlullah İslâm'ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz Ebû Bekir de katılıyordu Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir de yer aldı O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu Rasûlullah'ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır Bütün bu gazvelerde Hz Ebû Bekir, Rasûlullah'ın en yakınında yer almış olup onun "veziri" gibi idi Bedir'de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmıştır Sadece o değil, Bedir'de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı Bedir savaşı, müslümanların İslâm'ı herşeyden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini göstermektedir Rasûlullah'ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi Hattâ kızı Zeyneb'in eşi Ebû'l-As da Rasûlullah'a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu

Hicretin 9 yılında Medine'de büyük bir kıtlık oldu Bu arada Bizans İmparatoru, Şam'da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırladı Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı Onuncu yılda "Vedâ Haccı"nda bulunan Allah'ın Rasûlü, onbirinci yılda hastalandı

Hilâfeti

Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (sas) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler Ama o da bir ölümlüydü Hz Ömer, onun Hz Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım " dedi Sonra dışarı çıkıp Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir Allah apaçık hakikattir Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır" (Âl-u İmrân, 3/144) Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198)

Hz Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah'ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir Ebû Bekir, Hz Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi O, kendisini halife olarak öne sürmedi Hz Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi Hz Ömer'in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi Rasûlullah'ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve "Her peygamber öldüğü yere defnedilir" hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi Rasûlullah'ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı Bütün bunlar olurken, Hz Ali'nin Hz Fatıma'nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey'ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir Hz Ali rivâyetlere göre, el-Bey'atü'l-Kübrâ'ya bey'at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz Ebû Bekir'e bey'at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207) Onun aylarca Hz Ebû Bekir'e bey'at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir Çünkü onun Ebû Bekir'in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır

Râsulullah'ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi dâima birliktelik devam ettirilmiştir Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı Ama her zaman birlikte hareket ettiler Ebû Bekir'in yönetiminde, Hz Ali ve Zübeyr b Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir'in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, V, 249) Hz Ali, Rasûlullah'ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, age, IV, 236) ancak, İbn Abbas'ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir Yani Hz Ebû Bekir'in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir Hz Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahidname bırakmamış, ancak Hz Ebû Bekir'in faziletine dair Mescid'de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine İmam tâyin etmiştir

Hz Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah'ın mirasından pay almak için gelen Hz Fâtıma'ya, "Rasûlullah'ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam" diyerek, Fâtıma'nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah'ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220) Sonraları Hz Ali'nin hilâfeti zamanında Fâtıma'ya -ki, Ebû Bekir'e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah'ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (İbn Teymiye, Minhâc'üs-Sünne, III, 230) Hz Ebû Bekir "Rasûlullah'ın Halifesi" seçildikten sonra Mescid'de yaptığı konuşmada, "Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü'ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez" demiştir (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203)

Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühatı

Hz Ebû Bekir Rasûlullah'ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, "namaz kılarız, ama zekât vermeyiz" diyenlere karşı savaş açtı Esvedu'l-Ansı, Müseylemetü'l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır Rasûlullah'ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün'e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir Yermük savaşı devam ederken Hz Ebû Bekir vefât etmiştir Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma'mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın" Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır

Kur'ân-ı Kerîm'in Toplanması, "Mushaf''ın Meydana gelmesi

Hz Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ'nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz Ömer'in Kur'ân'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur'ân hâfızı idi Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur'ân'ın muhafazası hususunda endişe edildi Ebû Bekir, Zeyd b Sâbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ' ile te'kid ediliyordu Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz Osman zamanında çoğaltılarak Dârü'l-İslam'ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı

Vefâtı

Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir Hz Ebû Bekir Hicrî 13 yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer'in namaz kıldırmasını istedi Ashâbla istişâre ederek Hz Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi Hz Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz Osman'a yazdırdı Ebû Bekir (ra) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti

Kişiliği ve Yönetimi

Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi Hz Âişe'nin rivâyetine göre, "gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf" biri idi Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı Rasûlullah'ın en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona "es-Sıddık" lâkabını kazandırmıştır O bu olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demiştir Cömertlikte ondan üstünü de yoktur Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe'yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa'd, VI, 130 vd; İbnu'l-Esir, II, 115 vd)

Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber'i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah" demesi olayı Ebû Bekir'in Rasûlullah'a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir Hz Ebû Bekir'in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü'l Esir, el-Kâmil fi't-Târih, II, 419-420) Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir'dir O, Hz Peygamber'in veziri, fetvâlarda en yakını idi Rasûlullah'ın, "İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim" (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II) ve "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir

Hz Ebû Bekir'in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah'ı herkesten çok tanıyordu Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü'l-Ashâbı'n-Nebî, 3 ) İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid'atler onun devrinde yaşanmamıştır "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" buyuran Rasûlullah'ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz Ebû Bekir'de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329)

Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa'd, III, 183) Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği'nin ihtilâfa yol açmasında Ömer'in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok "maslahat gereği" diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır Yani Ebû Bekir, Rasûlullah'ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm'a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur Müslümanlar henüz otuzsekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslâm'ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir'e hilâfetinde "Halifet-u Rasûlillah" denilmiş, sonraki halifelere ise "Emîrü'l-Mü'minîn" denilmiştir Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz Ömer, kâtipliğini Zeyd b Sâbit ve Hz Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b Velid yapmıştır Medine Dârü'l-İslâm'ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır

Hz Ebû Bekir, Mukillîn* denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:

"Rasûlullah vahy ile korunuyordu Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur Amelin sırrı sabırdır Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ayr bk Ebû Nuaym, Hılye, l )

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #37
Profil Bilgileri
Standart



HAZRET-İ FÂTIMA RADIYALLÂHÜ ANHÂ

Hz Fâtıma’nın (ranhâ) doğumu; miladî 609, Cemâziyelahirin 20 Cuma günü, Bi‘set-i Nebevî’den üç ay önce, Mekke’dedir

Babası; âlemlere rahmet, iki cihan serveri, enbiyânın imâmı, asfiyânın tâcı, gönüllerimizin ilâcı Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz Annesi, Hz Hatîcetü’l-Kübrâ (ranhâ) vâlidemiz Lakabı ise Zehrâ’dır

“Fâtıma”, kendisi ve zürriyeti cehennem ateşinden korunmuş demektir Nitekim Deylemî’nin (rh) Ebû Hüreyre’den (ra) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Resûlüllah Efendimiz (sav),

“Kızımı ancak, Allah onu ve sevenlerini cehennemden uzaklaştırdığı için ‘Fâtıma’ diye isimlendirdim” buyurmuşlardır

“Zehrâ” ise, beyaz ve nûrânî yüze denmekle beraber; saf, berrak, pek parlak ay gibi mânâlara da gelmektedir Fâtıma vâlidemiz parlak bir yüze sahipti ki, bakanın gözleri kamaşırdı Ay ışığı gibi geceyi nurlandırırdı Hz Âişe’nin (ranhâ), “Ben karanlık gecede Hz Fâtıma’nın yüzünün aydınlığı ile iğneye iplik geçirirdim!” dediği kadar parlaktı

Hz Fâtıma (ranhâ), kadının insan olarak hiçbir kıymet hükmünün olmadığı bir cemiyette dünyaya gelmişti Hatta insanlar, Peygamberimiz (sav) Efendimiz’le, yaşayan erkek evlâdı olmadığı için, soyu kesik mânâsına “ebter” diyerek alay etmeye yelteniyorlardı Böylesi bir cemiyette, Resûlüllah Efendimiz o cemiyetin bütün bu peşin hükümlerini hiçe sayıyor, mübârek kızları Hz Fâtıma, bulundukları yere geldiğinde ayağa kalkıyor ve ona, oturması için kendi yerini gösteriyordu Efendimiz (sav), bu hareketiyle Hz Fâtıma’nın şahsında kadına verilmesi gereken muallâ mevkie işâret ediyorlardı

Hz Fâtıma vâlidemiz sadâkatte, ahde vefâda ve sâir bilumum güzel ahlâkta zirvede idiler Hz Âişe (ranhâ) vâlidemiz, “Resûlüllah’tan başka Fâtıma’dan daha doğru sözlü birini görmedim” diyerek, onun bu hasletini de dile getirmiştir

Fâtıma vâlidemiz, annelik makamının da en mümtaz örneğidir Hz Hasan, Hz Hüseyin ve Hz Zeynep (radıyallâhü anhüm) onun sıcak ikliminde yetişmiş ve hiç şüphesiz insanlık tarihinin iftihar tablosundaki yerlerini almışlardır

Yine Hz Âişe’nin (ranhâ) bildirdiğine göre, ruh ve madde cephesiyle hâsılı her şeyiyle insanlığın ufku mübârek babalarına benzedikleri için, kendilerine, babasının kızı mânâsına, “Bint-i Ebîhâ” deniliyordu Kezâ babalarını bağrına basıp gözetmesinden dolayı da, sahâbîler ona, “Ümmü Ebîhâ” yani babasının annesi sıfatını lâyık görmüşlerdi Baba-kız arasındaki sevgi, nezâket ve nezâfet âlemde görülmemiş bir âhenkte idi

Hz Fâtıma vâlidemiz, Resûlüllah Efendimiz’in Cenâb-ı Hak’tan aldığı emir neticesinde Hz Ali kerramallâhü vecheh ile evlenir Evlilikleri süresince Hz Ali’ye o kadar mükemmel bir eş olur ki; Hz Ali (ra) de, “Ben, Fâtıma’yı incitecek ve rahatsız edecek tek bir hareket dahi yapmadım” diyerek, kendisinin de ona karşı olan nezâket ve hassâsiyetini ifade eder

Hz Fâtıma (ranhâ), ilmî sâhada da dirâyet sahibi idi Fıkıh ve tefsir mevzularında âlim, Kur’ân-ı Kerim’i anlayıp anlatmada, ictimaî mes’elelere hâl çereleri bulmakta eşsizdi İslâm’da kadının muallime ve mürebbiye olmasının en güzel örnekleri ondadır

Hâsılı Fâtıma vâlidemiz, engin-zengin, ince ve derin bir rûha sahipti Necip Fâzıl’ın ifadesiyle, “Masmavi gök kadar ve en ince fikir kadar derin”di ve zengindi onun gönlü Oruçlu olduğu halde, üç gün boyunca iftarını suyla yapıp, sofrasındaki bir lokma ekmeği kapısına gelen fakire ikrâm edecek kadar da cömertti

Onun için daha ne söyleyebiliriz ki, bu aczimizle O, kıyâmete kadar gelecek bütün mü’min hanımlara, numûne-i imtisâl olacak her türlü güzel ahlâkın sahibiydi

 

keremy is offline  
Cevapla
Tags: ashabi, kiram


Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet


Saat 03:35.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545