FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Ashab-ı Kiram
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi
Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları
Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram
E-Kitap
Ashab-i Kehf
Dini Sohbet
***Müslümanlık Görevimiz***
|
Peygamber Efendimizin bazı Mucizeleri!
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan
<
1
2
3
4
Konu Araçları
15-09-2006
#
31
Profil Bilgileri
keremy
ile ilgili Dördüncü sayfa forumalev.net
Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti
“Hulefâ” lûgatte, bir kimseden sonra gelip oun yerine geçen, onu temsil eden, onun yerine vazife yapan kimse anlamına gelen “halîfe” kelimesinin cem’isi (çoğulu)dir, halîfelere demektir
Kur’ân-ı Kerim’de geçen “halîfe” ve “hulefâ” kelimeleri, lûgat-sözlük mânâsıyla irtibatlı bir anlam taşır
Mesela, “Hani Rabbin meleklere, ‘muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halîfe (bir insan, bir âdem) yaratacağım’ demişti…”(1) Yine Kur’an, helâk edilmiş kavimlerin yerine başka toplulukların getirilmesini de şöyle ifade eder: “(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yeryüzünde halîfeler (onların yerine geçen insanlar) yaptık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye
”(2)
Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerim’de geçen halîfe ve hulefâ kelimeleri, insanın yeryüzünde yetkili ve vazifeli kılındığını anlatmaktadır
Dinî literatürde ise “halîfe”, devlet başkanı, en yüksek idareci-yönetici demektir
Sevgili Peygamberimizin (s
a
v
) irtihalinden sonra onun yerine devlet başkanlığına geçenleri ifade etmekte kullanılan bir ıstılahtır-kavramdır
Kısacası halîfe, O’nun yerine geçerek dini koruyan, yayan, dünya işlerini düzene sokan, asayişi temin eden kimseye verilen addır
Halifelerin “imam”, “emîru’l-mü’minîn” ünvanları ile de anıldıkları olmuştur
Sonraki asırlarda ise “melik”, “padişah” ve “sultan” isimleri de kullanılmıştır
“Hulefâ-i Râşidîn”, râşid halîfeler yani doğru yolda giden, hak yol üzere olan, halefi bulundukları İki Cihan Serveri Efendimiz’in (s
a
v
) yolunda yürüyen halîfeler demektir
Görüldüğü üzere kelimeler Arapça, terkip Farsça’dır
Bu tâbir; ilk dört halîfe Hazret-i Ebû Bekir, Hz
Ömer, Hz
Osman, Hz
Ali (radıyallâhü anhüm) hakkında kullanılmaktadır
Ashab, Arapça bir isimdir; sözlükte, biriyle ülfet edip kaynaşmak mânâsına gelen “sohbet” kelimesinde türetilmiş “sâhib” kelimesinin cem’isidir
“Ashâb-ı kiram” da yüce sahâbiler demektir
İslâm literatüründe ise “ashâb”, Peygamber Efendimizi (s
a
v
) Müslüman olarak gören, O’nun sohbetinde bulunan ve Müslüman olarak vefat eden kişi anlamına gelen “sahâbî” kelimesinin çoğuludur
Mü’min olarak Resûlüllah Efendimizin sohbetinde bulunmuş olmakla birlikte âmâlık gibi ârızi bir sebeple O’nu bizzat gözleriyle göremeyen kişiler de ashaptandır
Ashaptan olduğu halde sonradan irtidat etmiş (İslâm’dan çıkmış) kişiler ise sahabi olmaktan da çıkar
Ashaptan olabilmek için temyiz kabiliyeti yeterli görülmüş, büluğ şartı aranmamıştır
Ashab, gerek savaşlarda ve gerekse diğer zamanlarda Resûlüllah Efendimizin yanında yer alarak O’na canlarıyla-mallarıyla yardımcı olan altın nesildir
Yine ashab, O’nun vefatından sonra da İslâm’ı yaymak canlarını ve mallarını feda ettikleri gibi, bu mukaddes dinin esaslarını muhafaza etmek ve daha sonraki nesillere nakletmek hususunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir topluluk olmuştur
Bu mübarek nesil Kur’ân-ı Kerim’de pek çok ayetle övülmüştür
“Muhammed Allah’ın resûlüdür
Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin (ve metîn), kendi aralarında merhametlidirler
Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün
Allah’tan lûtuf ve rızâ isterler
Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır
Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır
İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider
Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir
Allah, inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va’detmiştir
”(3)
Bizzat Resûlüllah Efendimiz tarafından da övülen ashab, insanlık tarihinin şahit olduğu en temiz, en mükemmel, en yüce, en üstün nesil olmuştur
Fazilet bakımından çeşitli tabakalara ayrılan ashabın sayısıyla alakalı, altmış binden 124 bine kadar değişik rakamlar verilmiştir
(4)
***
Dilerseniz, sözü daha fazla uzatmadan İmâm-ı Rabbânî (k
s
) hazretlerine bırakalım ve bu mevzûda onun söylediklerine kulak verelim(5)
“Halîfelerin daha faziletli olma durumları, hilâfet tertibi sıralarına göredir
Ehl-i Hakk’ın (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin) icmâı şu mânâ üzerinde toplanmıştır:
“Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra beşerin en faziletlisi Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer’dir
’ (Radıyallâhü anhümâ)
“Fakîrin anlayışına göre, daha faziletli olmanın sebebi; elbette ki menkıbelerin ve meziyetlerin çokluğundan dolayı değildir
Asıl sebep; imanda, infakta, bezl-i nefs etmekte önceliği almasıdır
(Yani Allâh’a ve Resûlüne iman etmekte, onun rızâsı için bütün malını-mülkünü hiç esirgemeden bol bol sarfetmekte, hiçbir tereddüt göstermeden bezl-i vücûd edip canını ortaya koymakta herkesi geçmiştir
) Bu yapılanlar da dînin te’yidi (kuvvetlenmesi), Seyyidü’l-mürselîn Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz’in şerîatinin tervîci (yayılması) içindir
“Dinî umûrda sâbikûn, lâhikûnun üstâzı gibidir
(Yani dinle ilgili işlerde ilkler, sonrakilerin hocası mesabesindedir
) Sonrakiler kavuştukları, sahip oldukları her şeye, ilklerin devlet sofrasından nâil olurlar
“Üstte anlatılan bu üç kâmil sıfatın tamamı, Hz
Sıddîk’a inhisar etmiştir, ona mahsustur
O kimse ki, imanda başta olmak ve (Allah yolunda) mal harcamak, nefsi bezletmek hasletlerini (kendisinde) birleştirmiştir; işte o, Hz
Sıddîk’tir (r
a
)
Bu devlet, ümmet içinde ondan başkasına müyesser olmamıştır
“İrtihâli ile son bulan hastalığı esnasında Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz şöyle buyurdu:
“İnsanlar arasında, nefsinde ve malında bana emniyet eden Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe’den başka kimse yoktur
Eğer insanlardan bir halîl edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i kendime halîl edinirdim
Lâkin İslâm kardeşliği daha faziletlidir
Ebû Bekir’in penceresinden başkasının penceresini bana kapatınız
Allah Teâlâ beni size gönderdi, sizler yalanladınız
Halbuki Ebû Bekir tasdik etti
Malını ve canını bana bıraktı
Bu durumda arkadaşımı bana bırakır mısınız?”
“Ve yine Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Eğer benden sonra peygamber (gelecek) olsaydı, elbette Ömer b
Hattâb olurdu
”
“Emîru’l-mü’minîn Hz
Ali (r
a
) şöyle dedi:
“Ebû Bekir ve Ömer, bu ümmetin en faziletlileridir
Her kim beni onlardan üstün görürse müfterîdir, iftirada bulunmuştur; binaenaleyh müfterîlerin dövüldüğü gibi, onu kamçı ile döverim
’
“Hayru’l-beşer Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz’in ashâbı arasında vâki olan muhârebe ve münâzaalar, iyiye-hayra yorulmalıdır
Onlar, hevâ ve heves zannından, hatta riyâset (baş olmak) ve makam sevdasından, rütbe ve mevki talebinden de uzak tutulmalıdır
Zira bütün bu rezillikler nefs-i emmâreden gelir
Halbuki bu büyüklerin nefisleri, Hayru’l-beşer Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz’in sohbeti ile saf ve tertemiz olmuştur
“Ne var ki, hilâfeti hakkında meydana gelen muhârebe ve münâzaalarda, hak Hazret-i Ali tarafında idi
Muhalifleri ise, ictihâdî bakımdan hatalı idiler
Böyle bir hatada da, fâsıklıkla itham şöyle dursun, ayıplamaya ve ta’n etmeye (onlar hakkında kötü konuşmaya) dahi yer yoktur
Zira bütün sahâbe âdildir, rivâyetleri de makbuldür
Hz
Ali’nin muvâfıkları ve muhâlifleri rivâyetlerde doğru olmakta bütünüyle müsâvidir, itimada şâyandırlar
Onların muhârebe ve çekişmeleri, biribirlerini yaralamak için olmamıştır
“O bakımdan hepsini sevmek gerekir
Zira onları sevmek, Resûlüllah’ı (s
a
v
) sevmektir
Çünkü Resûlüllah Efendimiz şöyle buyurdu:
“Bir kimse onları (ashâbımı) severse, beni sevdiği için sever
’
“Ve yine ashâba, buğzedilmemesi yani onlara karşı düşmanlık hissi, kin ve nefret duyguları taşınmaması lâzımdır
Zira onlara buğzetmek, Resûlüllah’a (s
a
v
) buğzetmektir
Nitekim bu mânada Efendimiz (s
a
v
) şöyle buyurdu:
“Onlara buğzeden, bana buğzettiğinden dolayı buğzeder
’
“O yüzden bu büyüklere hürmet ve saygı göstermek, Hayru’l-beşer Resûlüllah (s
a
v
) Efendimiz’e hürmet ve saygıdır
Onlara saygının olmayışı da, Resûlüllah Efendimiz’e hürmet ve saygının olmayışındandır
Anlatılan bu mânâdan ötürü münasip olan şudur: Ashâbın, istisnâsız tamamına hürmet ve tâzim gösterilmelidir; zira onlara yapılan saygı ve hürmet, Resûlüllah Efendimiz’e yapılmış olmaktadır
“Şeyh Şiblî (k
s
) şöyle dedi:
“Ashâbına tâzim etmeyen, (onlara hürmet ve saygı göstermeyen) Allâh’ın Resûlü’ne iman etmemiştir
”
15-09-2006
#
32
Profil Bilgileri
keremy
Abdullah İbn-İ ZÜbeyr (ra)
Hicret'ten sonra, 622 milâdî yılında, Medine yakınındaki Kûba'da doğdu
Babası Zübeyr b
Avvâm, Cennetle müjdelenen on kişiden (Aşere-i Mübeşşere*) biridir
Annesi, Hz
Ebû Bekir'in kızı Esmâ'dır
Teyzesi, Mü'minlerin annesi Hz
Âîşe'dir
Babası tarafından babaannesi Safiyye, Rasûlullah'ın halasıdır
Medine'de muhâcirlerden ilk doğan çocuk Abdullah b
Zübeyr'dir
Bu doğuma muhâcirler bir hayli sevinmişti
Çünkü Medine Yahûdileri "Muhâcirlere sihir yaptık, çocukları olmayacak" diye ortaya fesat saçıyorlardı
Abdullah doğunca Yahûdilerin yalanı ortaya çıktı
Doğumu Rasûlullah Efendimiz haber aldı
Dua edip, adını Abdullah, künyesini Ebû Bekir koydular
Ayrıca Ebû Hubeyb diye diğer bir künye ile de tanınır
Yedi yaşında iken babası tarafından Peygamber Efendimize getirilerek O'na bey'at etme şerefine kavuştu
Hz
Ebû Bekir devrinde çocukluğunu atlattıktan sonra Hz
Ömer devrinde henüz oniki yaşlarında iken babası ile Yermük Savaşı'na gitti
Muharebe yerinde babası O'nu sahâbeden birine emânet ederek savaşa katıldı
Abdullah b
Zübeyr de, babasını at üzerinde savaşırken seyretti
Dört yıl sonra da (M
639) babası ile birlikte Amr İbn el-Âs kumandanlığında Mısır fethine katıldı
M
649 senesinde Afrika'da Abdullah b
Sa'd ile Tunus fethine gitti
Bu savaşta üstün Bizans kuvvetleri karşısında kahramanca savaşıp Roma bölge valisi Gregor'u öldürerek zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı
Otuz yaşında, Saîd İbn el-Âs kumandasındaki orduyla Horasan seferinde bulundu
Aynı yıl içinde Hz
Osman tarafından Kur'ân-ı Kerim'in çoğaltılması için toplanan ilmî heyete katıldı
Hz
Osman şehid edildiği gün, âsilere karşı gayretle müdâfaa edenlerden idi
Abdullah b
Zübeyr, Hz
Muâviye'nin vefatından (M
680) sonra yerine geçen oğlu Yezid'e bey'at etmedi
Hz
Hüseyin ile birlikte Mekke'ye geldi
Bu arada Yezid tarafını tutan baba bir kardeşi Amr b
Zübeyr'in kumanda ettiği bir ordu Mekke'ye hücum etti
Abdullah bu orduyu mağlup etti
Ordu kumandanlarının çoğunu esir aldı
Yezid'le rekâbetten çekindiği için Hz
Hüseyin'e, Kûfe'ye gitmesini tavsiye etti
Hz
Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid olduğunu işitince Yezid'in adamlarını Hicaz'dan çıkararak hilâfetini ilân etti
Mekke ve Medine, Hicaz halkı kendisine bey'at etti
İki yıl sonra Yezid'in adamları Medine-i Münevvere'yi ele geçirdiler ve Mekke'yi muhasara ettilerse de tam bu sırada Yezid'in ölümüyle taraftarları Şam'a döndüler
Mısır ve Şam dışında İslâm devletinin diğer bölgeleri olan Hicaz, Yemen, İran, Irak ve Horasan halkı Abdullah b
Zübeyr'e bey'at etti
Hz
Abdullah dokuz yıl Mekke'de halifelik makamında bulundu
Hilâfeti zamanında Emeviler ateşe verilen Kâ'be-i Muazzama'yı yeniden yaptırdı
Hacerü'l-Esved'in kırılan parçalarını toplatıp bir gümüş çerçeve içerisine yerleştirerek Kâ'be'nin içine aldırttı
Daha sonra Emevî hükümdarı Abdülmelik b
Mervan, Kâ'be'nin bir duvarını yıktırarak yeniden yaptırdığı ve Hacerü'l-Esved'i eski yerine koyduğu için bugünkü Kâ'be'nin üç duvarı Abdullah b
Zübeyr'in, bir duvarı da Abdülmelik b
Mervan'ın yapısıdır
Mîlâdî 684'te Abdülmelik b
Mervan Emevîlerin başına geçince Abdullah'ın kardeşini Irak'ta öldürttü
Haccac kumandasında bir orduyu Mekke'ye gönderdi ve Mekke'yi kuşatıp tahrib etti
Muhasara altı aydan fazla sürdü
Abdullah'ın yiğitçe müdâfaasına rağmen iki oğlu ve yakınları Haccac'a teslim oldular
Abdullah'ın taraftarları dağıldı
Uzun muhâsaranın sonlarında tavsiye ve duasını almak için annesini ziyarete gelen Abdullah'a annesi: "Savaşa devam et, ya şehid olursun, ya zafer kazanırsın
Ben de acın olursa sabreder, zaferin olursa sevinirim" diye dua etti
Bir gün sonra İbn Zübeyr "Makam" denilen yerde iki rekat namaz kıldıktan sonra yeniden harbe girdi
Mancınıktan atılan bir taşla yaralandı
Kanlar içinde kıvranırken Abdülmelik İbn Mervan'ın adamları üzerine atılarak onu şehid ettiler
Şehid olduğunda yetmişüç yaşındaydı
Abdullah b
Zübeyr, Ashâb-ı Kiram'ın tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden ve "Abâdile" dendir
Küçük yaşından beri Peygamber efendimizin dualarıyla yetişen ve Cennet'le müjdelenen babasının yanında cihada katılan Abdullah b
Zübeyr, kahramanlık ve cesaretiyle birlikte çok ibâdet ederdi
Gündüzlerini oruçla, gecelerini ibâdetle geçirirdi
Namazda o kadar çok vecd ile huzura dalardı ki 'kıyam'da uzun müddet kalır, secdeye dalıp giderdi
Babası Zübeyr b
Avvam, onun hakkında: "İnsanların arasında Ebû Bekir es-Sıddîk'a en çok benzeyendir
" demişti
O, sağlam karakterli, dürüst, cesaretli, engin iman sahibi biri idi
Her girdiği muharebede cihad inancıyla kahramanlık gösterip başarıya ve zafere ulaşmıştır
Peygamber efendimiz, Habeşistan hükümdarı Necâşi'nin kendisine hediye ettiği 'harbe'yi (kısa mızrak) her zaman komutan âsâsı gibi yanında taşır, namaz kılarken sütre olarak önüne koyardı
Dört halife de bu 'harbe'yi yanlarında taşıdılar
Daha sonra bu harbe Hz
Peygamber'in emaneti olarak Abdullah b
Zübeyr'in eline geçti ve şehid oluncaya kadar onu yanından ayırmadı
Hz
Osman zamanında Kur'ân-ı Kerim'in tanzim ve çoğaltılması için kurulan heyette gayretle ve başarıyla çalışmıştır
Abdullah b
Zübeyr hilâfeti zamanında, Mekke-i Mükerreme'de, İslâmî devrin; bir yüzünde "Allah, vefâkâr ve adâletli olmayı emretti", diğer yüzünde "Muhammedü'r Rasûlullah" yazılı yuvarlak ve gümüş bir para bastırdı
Abdullah b
Zübeyr, Peygamber efendimizden doğrudan doğruya hadis rivâyet etmiştir
Ayrıca babasından, dört halifeden, Âişe'den, Süfyan b
Ebû Züheyr es-Sakafit'den hadis nakletmiştir
Kendisinden de kardeşi Urve, Ebû Ziban, Atâ, Tâvus, Amr b
Dinar ve birçok değerli İslâm âlimleri hadis rivâyet etmişlerdir
Onun tarafından rivâyet olunan ve "Sahihayn" diye anılan Buhârî ve Müslim'de otuzüç hadis-i şerif mevcuttur
Ayrıca, bu otuzüç hadis tümüyle Ahmed b
Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur
15-09-2006
#
33
Profil Bilgileri
keremy
Rasûlullah’in
sallallahü aleyhi ve´s sellem
Süvarisi
Ebû Katâde
radiyallahu anh
Ebû Katâde radiyallahu anh Fâris-i Resûlullah = Rasûlullah’in süvârisi
lakabiyla meshur bir yigit
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem
efendimizin Zû Kared gazvesinde özel iltifatina mazhar bir cengâver
Ismi Haris, künyesi Ebû Katâde’dir Hazrec kabilesinin Seleme koluna
mensuptur
Babasi Rebi Ibni Beldehe, annesi Kebse binti Mazhar’dir
Ailesi, sahabî olan Sülafe binti Berrâdir
Bu zevcesinden Abdullah,
Ma’bed, Abdurrahman ve Sâbit adinda dört oglu dünyaya geldi
Ebû Katâde ikinci Akabe bey’atinden sonra müslüman oldu
Bedir’den
sonraki bütün gazvelere katildi
Onun cesaret ve kahramanligi Zû Kared
gazvesinde baskinci müsriklerin baskani Mes’âde ile karsi karsiya
geldiginde bâriz olarak görüldü
Bu karsilasmayi kendisi söyle anlatiyor:
“Medine’de bir at satin almistim
Mes’ade ati görmüstü de bana: Ey Ebû
Katâde! Bu ati niçin aldin diye sormustu
Ben de:“Rasûlullah (s
a
)’in
yaninda bir cihad ati bulundurmayi istedim
” demistim
Mes’ade:“Sizi
öldürmek, hiç de kolay olmayacak!” diye karsilik verince: “Bu at
üzerinde seninle karsilasmayi Allah’dan dilerim
” diye cevap verdim
Zû
Kared mevkiinde baskinci müsriklere saldirdigimiz zaman yüzüme bir ok
isabet etti
Oku ve demiri yüzümden çekip çikardim tekrar saldiracagim
zaman bana dogru bir atli geldi
Migferini kaldirip yüzünü açti ve “Ey Ebû
Katâde! Iste kavustuk” dedi
Meger Mes’adet’ül-Fezâri imis
Beni
önemsemeyerek, çarpismak mi yoksa güresmek mi?Hangisini istersin
diye sordu
Ben de:Bunu sana birakiyorum dedim
Öyle ise güres! dedi
Hemen atindan indi kilicini bir agaca asti
Ben de atimdan inip kilicimi
baska bir agaca astim
Sonra karsilikli siçrastik
Allah Teâlâ kolaylik
verdi de bir hamlede onu yere yikip gögsüne oturdum
O sira basima bir
sey dokundu
Baktim ki Mes’ade’nin agaca asili kilici
Hemen uzanip kilici
aldim ve kinindan siyirdim
Seni sag birakmayiyacagim dedim
Mes’ade: “Ey Ebû Katâde ne olur beni öldürme! Bizim küçükler kime
kalacak?” diye yalvarmaga basladi
Fakat canina kastedene acimak
olmazdi
Dolayisiyla onu öldürdüm
Kaftanimi da çikarip üzerine örttüm
Atina bindim ilerlerken, Mes’ade’nin kardesi oglunun üzerime geldigini
gördüm
Onu da mizrakla sirtindan vurup yere yiktim
Islâm süvarileri baskinci müsrikleri bozguna ugratip geri dönerken
Sevgili Peygamberimiz de Zû Kared mevkiine gelmis ve oraya karargâh
kurmustu
Iki Cihan Günesi efendimiz Ebû Katâde’yi görünce: “Allah’im
onun saçina, derisine bereket ver
Onu zinde yasat!” diye dua buyurdu
Ona: "Mes’ade’yi sen mi öldürdün?" diye sordu
O da: "Evet!" dedi Fahr-i
Kâinat efendimiz:"Yüzüne ne oldu?" dedi
O da:“Bir ok isabet etti Ya
Rasûlallah!” dedi
Sefkat pinari efendimiz: “Yanima yaklas” buyurdu ve
Ebû Katade’nin yarasi üzerine püskürdü
Hiç bir agrisi sizisi kalmadi
Ayrica Mes’ade’nin atini ve kilicini ona verdi
Resûl-i Ekrem (s
a
)
efendimiz bir gün bir gece Zû Kared’de kaldi
Sabaha çikinca“Bu gün
süvarilerimizin hayirlisi Ebû Katade, yayalarimizin hayirlisi da Ebû
Seleme oldu
" buyurdu
O, birçok seriyyelere istirak etti
Hicretin 8
senesinde bir kesif
kuvvetinin basinda Hadre tarafina gönderildi
Burada Gatafan kabilesi
oturuyordu
Ikide bir müslümanlarin arazisine saldirip yagma ederek
rahatsiz ediyorlardi
Ebû Katade (r
a
) bu kabileyi muhasara etti
Onlari
fenâ halde sikistirdi ve kaçirdi
Mallarini ganimet olarak aldi ve Medine’ye
döndü
O, ayni senenin Ramazan ayinda Batni Eham, Zi Hasab, Zi Merve
taraflarina da gönderildi
O havalideki eskiyayi temizleyerek huzur ve
sükunû temin etti
Oradan da Mekke Fethine katildi
Daha sonra Huneyn
Gazvesine istirak etti
Burada bir ara bas gösteren bozgun esnasinda
çok büyük kahramanliklar gösterdi
Herkesin takdirini kazandi
Tebük
seferinde ve Veda haccinda da bulundu
Ebû Katade (r
a
) Rasûl-i Ekrem (s
a
)’in sohbetlerinden aldigi feyz ile
hayatini Allah yoluna adamisti
Ondan 170 kadar Hadis-i serif rivayet
etmisti
Hadislerin nakil ve rivayeti konusunda çok titiz davranirdi
Bir
gün oglu Ma’bed aralarinda Rasûlullah (s
a
) söyle buyurdu, böyle
buyurdu diye konusurlarken, babasi bunlari duydu
Yanlarina
gelerek; “Siz ne konustugunuzu biliyor musunuz? Ben Rasûlullah
(s
a
)’in: “Benim söylemedigimi bana atfedenler Cehennemde
kendilerine yer hazirlasinlar
” buyurdugunu isittim dedi
O, Islâm kardesligini yasama konusunda da çok titizdi
Kardesligi bütün
canliligiyla yasardi
O yüksek bir ahlâkî nezâkete sahipti
Kardeslerinin
yoluna bütün malini sarfedebilirdi
Malinin kiymeti yoktu
Birgün bir
cenaze getirildi
Rasûl-i Ekrem (s
a
) ölenin borcu olup olmadigini sordu
Iki dinar borcu oldugu söylenince karsiliginda bir sey birakip
birakmadigini sordu
Birakmadigi bildirilince: O halde götürünüz
namazini siz kiliniz buyurdu
Bunun üzerine Ebu Katâde (r
a
)derhal öne
çikti ve: “Ya Rasûlallah Onun borcunu ödemeyi ben üzerime aliyorum
”
dedi
Ancak bundan sonra Rasûl-i Ekrem (s
a
)efendimiz kalkip namazini
kildirdi
O, bir muharebede ashab-i kiram su tedariki ile mesgul iken, kendisi
Rasûl-i Ekrem (s
a
) efendimizin yanindan hiç ayrilmadi
Efendimiz
hayvanlarin üzerinde bir rahilenin içindeydi
Bir ara oturduklari yerde
daldiklarindan vücutlari öne dogru biraz egilmisti
Ebu Katâde yanlarina
giderek vücutlarini dogrulttu
Biraz sonra mübarek bedenleri tekrar
egilmis ve düsecek bir vaziyet almislardi
Ebû Katâde tekrar kosarak
Rasûl-i Ekrem (s
a
) efendimizi kaldirdi
“Kimsiniz” diye sordu
Ebû
Katâde’yim dedim
Bunun üzerine: “Yâ Ebâ Katâde! Sen Allah’in Resûlünü
muhafaza ile mesgul oldun
Allah Teâlâ da seni muhafaza eylesin
” diye
duâ buyurdu
Ebû Katâde (r
a
)bu dualar hürmetine yetmis yaslarinda iken bile onbes
yasinda imis gibi zinde ve diri idi
O dört halife devrini de yasadi
Hz
Ali
(r
a
) zamaninda Nehrevan seferinde kumandanlik yapti
674 m
senesinde Küfe’de vefat etti
Cenâb-i Hak’dan sefaatlerini niyaz ederiz
Amin
15-09-2006
#
34
Profil Bilgileri
keremy
EBÛ'D-DERDÂ
«Ebûd-Derdâ dünyayı, elleri ve göğsüyle kendinden uzaklaştırdı
»[1]
Künyesi Ebûd-Derdâ olan Uveymir İbn-i Malik el-Hazrecî, erkenden uykudan kalkıp evinin en yüksek yerine diktiği putuna gitti
Onu say*gıyla selâmladıktan sonra, büyük ticarethanesinden getirdiği en güzel kokulardan sürdü ve üzerine has ipekten yeni bir örtü örttü
Bu ipek örtüyü dün ona, Yemen'den gelen tacirlerden birisi hediye etmişti
Güneş yükselince Ebûd-Derdâ, ticarethanesine gitmek üzere evin*den çıktı
Bir de ne görsün! Yesrîb'in cadde ve sokakları, Bedir'den dönmekte olan ve önlerinde de KureyşTı esirler bulunan Muhammed'in taraftarlarıyla dolup taşmıştı
Oniara hiç bakmadan çekip gitti
Fakat az sonra, onların arasındaki Hazredi bir gence yönelip Abdullah İbn-i Ra-vaha'y1 sordu
Hazredi genç ona şöyle cevap verdi :
«— Abdullah harpte güzel bir döğüş çıkardı
Sağ-saiim ve ganimet kazanarak döndü»
Genç onu böyle savuşturmuştu
O gence, Ebû'd-Derdâ'nın Abdullah İbn-i Ravaha'yı sorması garip gelmemişti
Çünkü onları birbirine bağlıyan kardeşlik ilgisinden her*kesin haberi vardı
Ebû'd-Derdâ ile Abdullah İbn-i Ravaha Cahiliyye çağında birbirlerini kardeşlik edindikleri İçin Ebû'd-Derdâ onu sormuş*tu
İslâm gelince, İbn-i Ravaha onu (İslâm'ı) kabul etmiş, Ebû'd-Derdâ ise reddetmişti
Ancak bu durum aralarındaki sıkı ilişkiyi bozmamıştı
Çünkü Ab*dullah İbn-i Ravaha, zaman zaman onu ziyarete gelir, İslâm'a davet eder ve ömründen müşrik olarak geçirdiği her güne üzülürdü
Ebû'd-Derdâ ticarethanesine girip yüksek koltuğuna kuruldu
Alıp -satmaya, kölelerine şöyle yapın, böyle yapmayın diye bağırıp çağır*maya başladı
Ama evinde cereyan eden olaylardan haberi yoktu
O saatlerde Abdullah İbn-i Ravaha birşey yapmaya niyet ederek, arkadaşı Ebû'd-Derdâ'nm evine gidiyordu
Eve varınca kapıyı açık buldu ve Ebû'd-Derdâ'nm karısı
Ümmü'd-Derdâ'yı avluda gördü ve ona şöyle dedi :
«— Es-Selâmü aleyki»
Kadın şöyle cevap verdi :
«— Ve aleyke-s-Selâm Ebû'd-Derdâ'nm kardeşi!»
— Ebû'd-Derdâ nerede?»
«—Ticarethaneye gitti, az sonra döner»
«— İçeri girmeme izin verir misin?»
Tabiî, memnuniyetle» deyip ona yol gösterdi ve odaya gö-
türdü
Kadın, fşi ve çocuklarıyla meşgul olmaya başladı
Abdullah İbn-i Ravaha, Ebû'd-Derdâ'nm put koyduğu odaya girdi ve yanında getirdiği keseri çıkarıp putun üzerine eğildi ve keserle onu parçalamaya başladı
Bîr taraftan da şöyle diyordu :
«— Allah'ın ismi yanında her şey batıldır
Allah'ın ismi yanın*da her şey batıldır
»
Putu parçaladıktan sonra evden ayrıldı
Ummu'd-Derdâ putun bulunduğu odaya girdi, onu kırık ve parça farını dağınık bir halde görünce şöyle diyerek döğünmeye başladı :
«—Mahvettin beni İbn Ravaha
— Mahvettin beni İbn Ravaha
»
Az sonra Ebü'd-Derdâ evine döndü
Karısını putun bulunduğu odanın kapısına oturmuş, ağlayıp sızlanırken gördü
Yüzünde de kendisin*den çekindiğini gösteren belirtiler vardı
Ebû'd-Derdâ :
«— Ne bu hal?» dedi
Karısı :
«—Sen yokken Abdullah İbn Ravaha evimize gelip putunu gör*düğün hale getirdi»
Ebû'd-Derdâ putu parça parça görünce öfkesinden ateş püskürdü ve ondan öc almaya niyet etti
Fakat az sonra öfkesi dağıldı
Olanları düşündü ve şöyle dedi :
«— Eğer bu putta bîr hayır olsaydı, bu kötülüğü kendinden de-federdi»
Hemen Abdullah İbn Ravaha'nin yanına gidip beraberce Rasûlül-lah'a (s
a
v
) vardılar
Ebû'd-Derdâ, Allah'ın dînine girdiğini açıkladı
Böylece o, kabîlesinden İslâm'a en son giren oldu
Ebû'd-Derdâ -ilk andan itibaren- vücudunun her zerresine karışmış bir şekilde Allah'a ve Rasûiüne îman etti
Kaçırdığı iyi işlere çok pişman oldu
Arkadaşlarının Allah'ın dinini anlama, Kur'ân-ı ezberleme ve Allah katında kendileri için ayırdıkları ibadet ve takvada onu geçmelerine derin bir anlayış gösterdi
Kaçırdıklarını, çok çalışmak suretiyle telâfi etmeye ve onlara ye*tişip öne geçinceye kadar gece-gündüz hiç durmadan çalışmaya karar verdi
Dünyadan el etek çekercesine ibadete sarılıp, susamış gibi ilme atıldı
Sözlerini ezberlemek, ayetlerini derinliğine incelemek üzere Al*lah'ın Kitab'ına yöneldi
Ticaretin kendisinde ibadetin tadını bulandırıp, ilim meclislerini kaçırttığını görünce, hiç tereddüt etmeden ve üzülmeden onu bıraktı
Birisi ona bunu sormuş, o da şöyie cevap vermişti :
«—Allah'ın Rasûlü'ne inanmadan önce tacir idim
Müslüman ol*duğumda, hem ticaret hem de ibadet etmek istedim
Ama benim için istediğim şey gerçekleşmedi
Ben de ticareti bırakıp ibadete yöneldim
Daha sonra bu soruyu soran kişiye bakıp şöyle dedi :
«— Ben, Aziz ve Gelîl olan Allah alış-verişi haram kıldı demiyorum
Fakat ben, ticaret ve alış-verîşin kendilerini Allah'ın zikrinden alakoy-mayan kimselerden olmak istiyorum»
Ebû'd-Derdâ sadece ticareti terketmedi
O dünyayı terketti
Dün*yanın süs ve zinetlerinden yüz çevirdi
Dünyalık şeyler arasında nes*lini meydana getirecek katı bir lokma, vücudunu örtecek kaba bir el*biseyle yetindi
Soğuğu şiddetli, dondurucu bir gecede bir topluluk ona misafir oldu
Onlara sıcak bir yemek ikram etti
Fakat yorgan ver*medi
Yatmak istediklerinde, yorgan isteyelim mi? istemeyelim mi? diye aralarında tartışmaya başladılar
Birisi :
«— Ben gidip söyleyeceğim» dedi
Bir başkası :
«— Bırak gitme» dedi ama o gitti
Ebû'd-Derdâ'nın kaldığı odanın kapısına vardığında; onun yatmış, karısının da yanında oturmakta olduğunu gördü
Fakat karısının üzerin*de sıcağa ve soğuğa faydası olmayan hafif bir elbise vardı
Adam Ebû'd-Derdâ'ya şöyle dedi :
«— Senin de geceyi bizim gibi geçirdiğini görüyorum»
«— Eşyalarınız nerede?» Ebû'd-Derdâ şöyle cevap verdi
«—Bizim, ötede bir evimiz var, kazandığımızın hepsini hemen oraya gönderiyoruz
Eğer onların bir kısmını buradaki evimizde bırak*mış olsaydık, mutlaka verirdik,
— Ayrıca, bizim ötedeki evimize gideceğimiz yolda hafifin ağır*dan daha iyi olduğu çetin bir yokuş var
Biz ağırlıklarımızı atmak iste*dik ki beiki geçeriz»
Arkasından adama :
—Anladın mı?» dedi
Adam :
«— Evet, anladım
Allah sana iyilikle mukabele etsin»
Halifeliği sırasında Hz
Ömer, Ebû'd-Derdâ'nın Şam valisi olmasını istedi
Ama o, kabul etmedi
Ömer'in ısrarı üzerine :
«— Onlara Rablerinin Kitab'ını, Peygamber'lerinin sünnetini öğ*retmek ve onlara namaz kıldırmak için gitmeme razı olursan, giderim»
Ömer buna razı oldu ve o Şam'a gitti
Oraya varınca halkın konfora merak sardığını ve refaha daldıklarını gördü
Bu durum onu endi*şelendirdi
Halkı mescide çağırdı
Orada toplandılar, aralarında ayağa kalkıp şöyle dedi
«— Ey Şamlılar! Siz din kardeşlerisiniz, yurt komşularısınız
Düş*manlara karşı birbirlerinizin yardımcılarısınız
Ey Şamlılar! Beni sevmekten ve nasihatimi kabul etmekten aia-koyan nedir? Halbuki ben sizden hiçbir şey ummuyorum
Nasihatim sizedir
Benim geçimimi sağlayan da siz değilsiniz
Bu ne hal böyle! Alimlerinizin öte dünyaya göç ettiklerini ve ca*hillerinizin ise hâlâ ders almadıklarını görüyorum
Allah'ın sizin için tekeffül ettiklerine yöneldiğinizi ama size emredileni yapmadığınızı görüyorum
Yiyemiyeceğiniz şeyleri topladığınızı, Oturamıyacaklarınızı bina ettiğinizi,
Erişemiyeceklerinizi düşündüğünüzü görüyorum
Sizden önceki kavimler topladılar ve ümitlendiler
Çok geçmedi onların toplulukları yok oldu
Ümitleri aldanmaya, evleri kabirlere dö*nüştü
İşte dünyayı para ve çocukla dolduran Ad kavmi [2] Bugün benden Ad'ın mirasını iki dirhem karşılığında kim satın almak ister?»
Halk ağlamaya başladı, öyle ki hıçkırıkları mescidin dışından du*yuluyordu
O günden itibaren Ebû'd-Derdâ, Şam halkı arasında ve çarşiiarda dolaşmaya başlamıştı
Her münâsebetten istifade ederek ve her fırsatı ganimet bilerek soru soranlara cevap veriyor, bilmeyenlere öğretiyor ve gafilleri uyan*dırıyordu
Bir defasında birkaç kişiyle karşılaşmıştı
Onlar bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vuruyorlar, hem de hakaret ediyorlardı
Yanla*rına gelip sordu :
«— Ne oluyor?»
«— Bu adam büyük bir günâha düşmüş» dediler
«— Ne dersiniz? Eğer bîr kuyuya düşmüş olsaydı oradan çıka*maz mıydınız?»
«— Evet, çıkarırdık»
«— Ona kötü söz söylemeyin, onu dövmeyin
Ona ancak öğüt ve*rip öğretin ve sizi onun günâhına düşmekten koruyan Allah'a hamde-diniz»
«— Sen ona kızmıyor musun?»
«— Ben sadece onun yaptığı işe kızıyorum
Eğer onu terkederse, o benim kardeşimdir»
Bunun üzerine adam tevbe ettiğini açıklayarak ağlamaya başiadı
İşte bir genç Ebû'd-Derdâ'ya gelip şöyle diyor :
«—'Bana tavsiyede bulun, ey Rasûlüliah'ın (s
a
v
) sahabisl!» Ebû'd-Derdâ da ona şöyle diyor :
«— Oğlum! Bolluk zamanında Allah'ı an ki, sıkıntıda o da seni ansın
Ya alim, ya öğrenci, ya da dinleyici ol, dördüncüsü olma [3] çün*kü helak olursun
Yavrum, mescid evin olsun»
Rasûlüllah'ın (s
a
v
) şöyle buyurdu*ğunu duymuştum :
«Mescidler her Allah'tan korkanın evidir
Aziz ve Celîl olan Allah, m'escidleri evleri haline getiren kimseler için, rahatlık ve rahmet ver*meye, sıratı da Allah'ın hoşnutluğuyla geçmeye kefil olmuştur»
Birkaç genç yol kenarına oturmuş, hem sohbet etmekteler, hem de gelip geçenlere bakmaktadırlar
Ebû'd-Derdâ yanlarına gelip şöyle, dedi :
«— Çocuklarım! Müslüman kişinin oturacağı yer evidir
Orada kendini ve gözünü kötülüklerden korur
Çarşı ve pazarlarda oturmaktan sa*kının
Çünkü böyle bir hareket insanı boş şeylerle meşgul edip oyalar»
Ebû'd-Derdâ Şam'da oturduğu sıralarda, Muaviye Îbnl-Ebû Sufyan onun kızı Derdâ'yi oğlu Yezîd'Ie evlendirmek istedi
Ebû'd-Derdâ kızını Yezîd'e vermeyi kabul etmedi
Dinini ve ahiâkını beğendiği, halktan müslüman bir gence verdi
Bu halk içinde yayıldı
Şöyle konuşulmaya başlandı ;
«— Muaviye'nin oğlu Yezîd, Ebû'd-Derdâ'nın kızıyla nişanlanmış, kızın babası kabul etmeyip, onu halktan bir müslümania evlendirmiş»
Birisi Ebû'd-Derdâ'ya böyle yapmasının sebebini sorduğunda şöy*le cevap verdi :
«— Bu davranışımla sadece Derdâ'nın iyiliğini düşündüm»
«— Nasıl?»
«— Derdâ'nın huzurunda hizmet eden köleler beklerse ve o pa*rıltıları göz kamaştıran saraylarda oturursa siz onun hakkında ne dü*şünürsünüz
?
O zaman dîni nerede olur?!»
Yine Ebû'd-Derdâ Şam diyarındayken, durumlarını araştırmak üze*re Mü'minlerin Emîri Ömer İbnu'i-Hattab onların yanma geldi
Arkada*şı, Ebû'd-Derdâ'yı geceleyin evinde ziyaret etti
Kapıya gitti
Gördü ki, kapı kapalı değil, evin ışığı da yoktu
Ebû'd-Derdâ Ömer'in sesini du*yunca, kalkıp yanına geldi, hoş geldin dedi ve onu bir yere oturttu
Karanlıkta birbirlerini görmeksizin, karşılıklı konuşmaya başladılar
Hz
Ömer araştırdı ki, Ebû'd-Derdâ'nın yastığının bir eğerden, ya*tağının çakıl taşlarından, elbisenin ise Şam'ın soğuğunda hiçbir fay*dası olmayan ince bir elbiseden ibaret olduğunu anladı
Ömer :
«— Allah iyiliğini versin, sana geçimini sağlamak için maaş bağ*lamadım mı? Sana göndermedim mi?» dedi
«— Ömer! Rasûlüllah'ın [s
a
v
) bize söylediği bir hadisi hatırla*mıyor musun?»
«—Hangisi o?»
«— Rasûlüllah : «Sizin dünyadaki malınız bir yolcunun azığı I dar olsun» demedi mi?»
«— Evet»
«_
Ondan sonra biz ne yaptık ya?»
Ömer ağladı, Ebû'd-Derdâ ağladı
Sabaha kadar hiç durmadan ağ ladıiar
Ebû'd-Derdâ ölünceye kadar, Şam'da halka vaaz vermeye ve on*lara Kitab'la hikmeti öğretmeye devam etti
Ölmeden önce, hastalan*dığında arkadaşları yanına girip şöyle sordular :
«— Şikayetin nedir?»
«— Günahlarım»
«—Canın birşey istiyor mu?»
«— Rabbimin affını»
Sonra etrafındakilere :
«— Bana Lâ ilahe îila'llah, Muhammedün Rasûlüllah, deyiniz Bunu tekrar ede ede hayata gözlerini yumdu
Ebû'd-Derdâ Rabbine kavuşunca, Avf İbn Malik el-Eşcaî [4] sinda, yeşil, geniş ve gölgeli bir çayırlık gördü
Çayırlıkta deriden ya*pılmış büyük bir çadır vardı
Çadırın etrafında da gözün öylesini asla görmediği yatan bir koyun sürüsü
«— Bu kimin?» dedi
Ona :
«— Abdurrahman İbn Avf in» denildi
Abdurrahman İbn Avf çadırdan çıkıp yanma geldi ve şöyle dedi :
«— Ey İbn Malik! Bu, Azîz ve Ceiîl olan Allah'ın Kur'ân'da bize va-dettiği şeylerdir
Eğer bu yolun üzerine çıkıp baksaydın, gözünün gör*mediğini görür, kulağının duymadığını duyar, aklından geçirmediğin şeyleri görürdün»
İbn Malik sordu :
«— Bütün bunlar kime ait? Ey Ebu Muhammedi» Abdurrahman İbn Avf şöyle cevap verdi :
«— Azîz ve Ceiîl olan Allah, bunları Ebû'd-Derdâ için hazırlamış tır
Çünkü o, dünya sıkıntılarını elleriyle (sadakayla) ve göğsüyle (kur*banla) defederdî»
[5]
15-09-2006
#
35
Profil Bilgileri
keremy
SAID İBNU AMİR EL-CUMAHİ
Said İbnu Amir el-Cumahî, dünya karşılığında Ahireîi satın almış, Allah ve Onun Peygamberini her ikisine tercih etmiş kişidir»
[1]
Genç Said İbnu Amir, Hz
Evluhammed'in (s
a
v
) Kureyş tarafın*dan yakalanan sahâbisi Hubeyb İbnu Adiyy'in öldürüldüğünü görmek için Kureyş ileri gelenlerinin davetiyle Mekke'nin dışındaki Tenîm'e çıkan binlerce kişiden birisiydi
Genç oluşu ona; başkaların! kenara iterek Ebu Sufyan İbnu Harb, Safvan İbnu Umeyye ve merasimlerde ön sıralarda yeralması gereken başka kimseler gibi Kureyş büyükleriyle yanyana durma imkânını ver*di,
Bu
Saİd'e Hubeyb'in şahsında Hz
Muhammed'den (s
a
v
) intikam almak ve onu öldürmekle Bedir'deki ölülerinin öcünü almak için, ka*dın, çocuk ve gençlerin zincire vurulu olarak ölüm alanına götürdükleri Kureyş'in esirini görme imkânını da vermişti
Bu insan yığını, öldürmek için hazırladıkları yere esiri getirdik*lerinde, genç Said İbnu Amir uzun boyuyla Hubeyb'e yaklaşıp darağa-cının önünde durdu
Kadın ve çocuk çığlıkları arasında onun şöyle de*diğini duydu:
— N'olur, bırakın da ölmeden önce iki rek'ât namaz kılayım»
Ve onlar isteğini yerine getirdiler
Sonra onun Kabe'ye yöneiip iki rek'ât namaz kılışını seyretti
Daha sonra onun Kureyş ileri gelenlerine yaklaşıp:
— Vallahi, eğer ölümden korktuğum için namazı uzatmış oldu*ğumu düşünmeseydiniz, daha fazla namaz kılmak isterdim», dediğini duydu
Böylece o, kendi halkının Hubeyb'i diri diri fırçaladıklarını bizzat gözleriyle görmüştü
Kavmi, Hubeyb'in vücudunu parçalarken şöyle diyordu:
— Kendin kurtulup Muhammed'In (s
a
v
) senin yerinde olması*nı ister misin?» O da kanlar içinde:
—Vallahi, Muhammed'e [s
a
v
) bir diken batırılması karşılığın*da kurtulmayı ve çoluk çocuğumun arasında rahat olmayı istemem», diye cevap veriyordu
Onun bu cevabı üzerine, halkın elleri havaya kalkar:
— Öldürün onu!
Öldürün onu!
» sesleri yükselir
Saîd İbnu Amir- Hubeyb'in darağacından gözünü semâya dikerek şöyle dediğini de, duymuştu:
— Allah'ım! Onları unutma, onları yok et ve hiçbirini sağ bı*rakma»
Böylece o, yağdırılan mızrak ve savrulan kılıç darbeleri arasında son nefesini verdi
Kureyş Mekke'ye döndü
Günlük problemleri ve sıkıntıları arasın*da Hubeyb'i ve onun öldürülüşünü çabucak unuttu
Fakat Hubeyb, genç Saîd'in hatırından bir an bile çıkmadı
Uyuduğunda rüyasında, uyanık*ken hayalinde onu görüyordu
O, darağacının önünde iki rek'ât nama*zını kılıyordu
Onun Kureyş'e ettiği beddua kulaklarımda çınlıyordu
O yüzden, kendisine bir yıldırım çarpmasından veya üzerine gökten bir taş düşmesinden korkuyordu
Hubeyb, Saîd'e daha önce bilmediği birçok şeyi öğretmişti : Gerçek hayatın bir inanç ve ölünceye kadar bu inanç uğrunda bir mücâdele olduğunu öğretmişti
Yine ona köklü bir imanın olmazları olur hale getirdiğini öğretmişti
Ona başka birşeyi daha öğretmişti: Arkadaşlarının tam desteği*ne sahip tek kişi kendisine yücelerden vahiy eden Hz
Peygamber (s
a
v
) dir
İşte böylece, Allah, Saîd Ibnu Amir'in göğsünü İslâm'a açtı
Her*kesin içinde kalkıp Kureyş'in işlediği günahlardan uzak kaldığını, onların putlarını kaldırıp attığını ve Allah'ın dinine girdiğini açıkladı
Saîd İbnu Amir Medine'ye hicret etti
Hayber ve ondan sonralJ savaşlarda Rasûlüllah'la (s
a
v
) beraber oldu
Rasûlüllah'ın (s
a
v
) vefatından sonra Saîd, Halife Hz
Ebû Bekir ve Hz
Ömer'in ellerinde, kınından sıyrılmış bir kılıç oldu ve dünya karşılığında ahireti satın alan, Allah'ın rızasını, onun vereceği sevabı nefsin diğer isteklerine ve bedenin arzularına tercih eden mü'minlş-rin biricik ve tek örneği olarak yaşadı
Rasûlüllah'ın (a
s
v
) bu iki halifesi, Saîd İbnu Amir'in doğrulu*ğunu ve dindarlığını bilirler, onun nasihat ve sözlerini dikkate alırlardı
Halife olduğunda Ömer İbnu'l-Hatîab'm yanına girip şöyle demişti^:
— Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah'tan korkmanı, Allah'ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkmamanı ve sözünün fiiline aykırı olmamasını tavsiye ederim
Sözün en hayırlısı, fiilin doğruladı*ğıdır
Ey Ömer! Uzak yakın işlerini üzerine aldığın müslümanfarla îlçi-len
Kendin ve ailen için istediğini onlar için de iste
Kendin ve ailen için istemediğini onlar için de İsteme
Hakkı elde edinceye kadar zor*luklara göğüs ger
Allah'ın emirlerini yaparken hiçbir dedikodudan ve kınamadan korkma»
Ömer :
— Buna kimin gücü yeter- ya Saîd?» dedi
Saîd :
—
Allah'ın, Muhammed (s
a
v
) ümmetinin başına getirdiği
kendisiyle Allah arasında hiç kimse olmayan senin gibi birinin buıjıa gücü yeter»
Bir ara, Hz
Ömer, Saîd'i kendisine yardımcı olmaya çağırarak dedi ki :
— Saîd! Biz seni Humus'a vali tayin etmek istiyoruz»
Saîd :
— Ömer! Allah rızası için, bunu benim başıma belâ etmemeni istiyorum» dedi
Hz
Ömer'in canı sıkıldı ve :
— Yazıklar olsun size! Bu işi (hilâfeti) benim boynuma geçili*yorsunuz, sonra da beni yalnız bırakıyorsunuz
Vallahi seni bırakmarh» dedi
Ve onu Humus'a vali olarak tayin etti
Hz
Ömer :
— Sana biraz aylık bağlayayrm mı?» dedi
Saîd:
—
Ben onu ne yapacağım! Bana gelenler zaten İhtiyacımdan fazladır» deyip Humus'a gitti
Bir müddet sonra, Emîr-ül Mü'minîn'e, Humus halkından güven*diği bazı kişiler geldi
Hz
Ömer onlara ;
«Bana fakirlerinizin isimlerini yazın da ihtiyâçlarını karşılayayım» dedi
Bir mektup gönderdiler
İçin*de : Falanca, falanca ve Saîd İbni Amir» yazılıydı
Ömer:
«Saîd İbni Amir kimdir?» dedi
Onlar:
«Vaîimizdir» dediler
Hz
Ömer:
«Valiniz fakir mi? » dedi
Onlar:
«Evet, vallahi o, uzun günlerini evinde hiç ateş yakmadan geçirir
«Hz
Ömer, gözyaşları sakalını islatincaya kadar ağ*ladı
Sonra, ona bin dinar göndermeye karar verdi
Dinarları bir tor*baya koydu ve onlara şöyle dedi :
«— Ona, benden selâm söyleyiniz
Emir-ül Mü'minin
şenin İhtij yâçların için şu parayı gönderdi deyiniz»
Saîd'e para torbasını getirdiler
Torbanın içine baktı
Bir de ne göı sün dinarlar! Paralan kendisinden uzaklaştırmaya ve :
«— İnnâ lillâhî ve innâ ileyhi râcı'ûn (Biz Allah'a aidiz ve elbet*te ona döneceğiz», demeye başladı
Sanki başına bîr felâket gelmiş veya önemli bir mes'eleyle karşılaşmıştı
Çünkü bu âyet, başa gelen bir musibet anında söylenir
Karısı merakla koşup geldi :
«— Ne oluyor sana, Saîd! Yoksa Emîr-ül-Mü'minin mi öldü?
_Tam tersi, ondan daha büyüğü!
— Müslümanların başına bir iş mi geldi?»
— Yoo, ondan daha büyüğü»
— Neymiş ondan büyüğü?»
— Dünya, âhiretimi bozmak için, benim evime girdi
Fitne be-evime yerleşti»
- Öyleyse ondan kurtulmaya bak»
— Dinarlardan haberi yoktu —
«— Bana bu konuda yardım eder misin?»
- Evet»
Saîd dinarları alıp torbalara koydu ve müslümanların fakirlerine ti
Kısa bir müddet sonra, Hz
Ömer incelemelerde bulunmak üzere Şam diyarına gitti
Humus'a geldiğinde, halk — valileri şikâyetleri se*bebiyle Humus'a "Küçük Küfe" denilird
— Ona «hoş geldin» demeye gitti
Ömer dedi ki : «Valinizi nasıl buluyorsunuz?» Ömer'e valiyi şi*kâyet edip, birbirinden büyük dört hareketini söylediler
Hz
Ömer bizzat kendisi anlatmaktadır:
«Saîd'le şikâyetçileri bir araya getirdim ve Allah'a onun hakkında düşüncelerimde yanılmadığımı göstermesi için duâ ettim
Günkü ona büyük güvenim vardı
Hepsi bir aradayken dedim ki :
«— Valinizden şikâyetiniz nedir?» Onlar:
«— Gün yükselinceye kadar bizim yanımıza çıkmaz» dediler
ta
«—Bu konuda ne diyorsun Saîd» dedim
Biraz sustuktan sot şöyle konuştu :
«— Vallahi, bunu söylemek istemiyordum
Fakat şimdi mutlaka söylemem gerekiyor
Benim ailemin hizmetçisi yok
Her sabah ben kalkıp, onlara hamur yoğuruyorum
Mayalanmcaya kadar biraz oyala*nıyorum
Sonra ekmek yapıyorum
Sonra da abdest alıp halkın arasına çıkıyorum»
Ömer anlatmaya devam etmektedir:
Onlara sordum :
«— Bundan başka şikâyetiniz nedir?» Dediler ki :
«— Geceleyin hiç birimizin işini görmez»
«— Bu konuda ne dersin Saîd?» dedim
— Vallahi, bunu da açıklamak istemiyordum
Ben, gündüzü on*ların işlerine, geceyi de Aziz ve Celîl olan Allah'a ibadete ayırdım» dedi
«—- Başka şikâyetiniz nedir?» dedim
«— Ayda bir gün bizim aramıza çıkmaz» dediler
«— Bu nedir Saîd?» dedim
«— Ey Mü'minlerin Emîri! Benim hizmetçim yok, üzerimdekînden başka elbisem de yok
Ayda bîr defa, elbisemi yıkarım ve kuruyuncaya kadar beklerim
Akşama doğru onların arasına çıkarım»
Sonra yine sordum :
«—Daha başka şikâyetiniz nedir?» dedim
Dediler k! :
«— Bazan şuurunu kaybeder ve yanındaki kimselerden haberi ol*maz»
«— Bu nedir Saîd?» dedim
O da şöyle cevap verdi:
«— Ben müşrikken, Hubeyb İbnu Adiyy'in şehîd edilişine şâhid
oldum
Kureyşiilerin, onun vücûdunu paramparça ettiklerini gördüm
Şehîd edilmeden önce
ona şöyle sormuşlardı :
<— Muhammed'in (s
a
v
) senin yerinde olmasını İster misin?» O da şöyle cevap vermişti :
«— Vallahi, Muhammed'e [s
a
v
) bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla birlikte rahat olmayı istemem
» O güne ait hatırladığım şeyler, Allah'a inanmayan bir müşrik olarak Hubeyb'e o du*rumda yardım edememem sebepleriyle Allah'ın beni hiç bir zaman af-fetmiyeceği düşüncesine kapıldım
İşte ben bu yüzden ara sıra şuuru*mu kaybediyorum», dedi
Bunun üzerine, Hz
Ömer şöyle dedi :
«— Onun hakkındaki görüşlerimde beni yanıltmayan Allah'a hamd olsun»
Sonra ona ihtiyâçlarına harcaması için bin dinar gönderdi
Karısı bin dinarı görünce ona dedi ki :
«—Yaptığın hizmetten dolayı, bizi zenginleştiren Allah'a hamdoi-
Kendimize biraz yiyecek satın al
Bir de hizmetçi tut»
Kocası da ona :
«— Sana bundan daha iyisini söyleyeyim mî?» dedi
Karısı : «— O nedir?» dedi, O :
«— Biz bunları, en çok muhtaç olacağımız anda (Kıyamette) bize verilmek üzere, şimdi bizden daha muhtaç olanlara verelim», dedi
Karısı :
«— O nasıl oluyor?» dedi
O da :
«— Onları Allah'a güzel bir ödünç olarak veririz», dedi
Karısı :
«— Tamam, Allah sana bunun mükâfatını versin», dedi
Oturduk*ları yerden kalkınca hemen, dinarları keselere koydu
Ailesinden biri*ne şöyle dedi : Bunları falancanın dullarına, falancanın yetimlerine, falancanın yoksullarına ve falanca ailenin muhtaçlarına götür
»
Allah, Saîd İbnu Amir'den razı olsun
O, kendileri fakir olsalar bi*le başkalarını nefislerine tercih eden kimselerdendi
[2]
15-09-2006
#
36
Profil Bilgileri
keremy
Hz
EBU BEKİR ES SIDDÎK (r
a) efendimiz :
Hz
Muhammed (s
a
s
)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki
Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi
Kur'ân-ı Kerim'de hicret sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı, "
mağarada bulunan iki kişiden biri
" (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir
Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s
a
s
)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir
Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddik" lâkabıyla anılmıştır
"Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur
Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b
Kâ'b'da Rasûlullah'la birleşir
Anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır
Künyesi Abdullah b
Osman b
Amir b
Amir
b
Murra
et-Teymî'dir
Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur
Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür
Hz
Ebû Bekir'in Rasûlullah (s
a
s
)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir
İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz
Peygamber'den hiç ayrılmamıştır
Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır
Hz
Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur
İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir
O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur
Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır
Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (r
a
) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b
Affân, Zübeyr b
Avvâm, Abdurrahman b
Avf, Sa'd b
Ebî Vakkas ve Talha b
Ubeydullah gibi İslâm'ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm'ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir
Hz
Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah'ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur
Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi
Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s
a
s
) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışırdı
(İbn Haldun, Mukaddime, 206)
Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi
Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti
Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı
Hz
Ebû Bekir'in babası Mekke eşrafındandı
Hz
Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi
Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi
Muhammed (s
a
s
) ile büyük bir dostlukları vardı
Sık sık buluşur, Allah'ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi
İkisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi
İslâm'ı Benimsemesi
Hz
Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz
Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (s
a
s
) ona, "Allah'ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiştir
Hz
Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur
Hz
Peygamber (s
a
s
) İslâm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir
Hatta Hz
Peygamber (s
a
s
), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetme de yapmıştır
Mü'min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm'a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir
Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm'a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı
Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır
Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramıştı
Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu
Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi
Osman b
Affan, Sa'd b
Ebî Vakkas, Abdurrahman b
Avf, Zübeyr b
Avvâm, Talha b
Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm'a dâvet eden odur
Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz
Peygamber Hz
Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gımâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir
Ancak şartlı olarak Ebû Bekir'i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir'in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: "Senin himayeni sana iâde ediyorum
Bana Allah'ın himayesi yeter
" Böylece onüç yıl Mekke'de Rasûlullah'ın yanında kalan Hz
Ebû Bekir, Hz
Aişe'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485)
Hz
Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği İsra ve Mirâc * hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz
Ebû Bekir'e yetiştirdikleri zaman; "O dediyse doğrudur
" demiştir
Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, "Sıddık" lâkabı verildi
Kur'an tâbiriyle, "O, ne iyi arkadaştı " (en-Nisâ, 4/69) denilebilir
İşte o "Sıddîk" ile o "Emîn", o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir
Hicreti
Sevr mağarasına ilk giren Hz
Ebû Bekir, (r
a
) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir
Ebû Bekir'in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı
Onlar Mekke'den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar
Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma'nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar
Hz
Ebû Bekir (r
a
) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı
Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememiştir
İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler
Rasûlullah bu sırada Kur'ân'da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" (et-Tevbe, 104/40)
Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir
Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar
Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine'ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba'ya vardılar
Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: "Rasûlullah (s
a
s
) ile beraber bir mağarada bulundum
Bir ara başımı kaldırıp baktım
O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm
Bunun üzerine, 'Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür' dedim
O, 'Sus ya Ebû Bekir
İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?' buyurdu
Kuba'da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz
Ebû Bekir nihayet Medine'ye vardılar
Medine'de Hz
Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu
Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, "Allah'ım Mekke'yi bize sevgili kıldığın gibi Medine'yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır' diye dua ettiği zaman Hz
Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahâbîler iyileştiler
Bu aradâ Hz
Âişe ile Hz
Muhammed (s
â
s
)'in düğünleri yapıldı
Mescidi Nebî inşâ edildi
Masrafların bir kısmını Hz
Ebû Bekir karşıladı
Medine'de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir'in kardeşliği Harise b
Zeyd oldu
Hz
Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin inşasına katıldı
Rasûlullah İslâm'ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz
Ebû Bekir de katılıyordu
Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir de yer aldı
O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu
Rasûlullah'ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir
Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır
Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır
Bütün bu gazvelerde Hz
Ebû Bekir, Rasûlullah'ın en yakınında yer almış olup onun "veziri" gibi idi
Bedir'de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmıştır
Sadece o değil, Bedir'de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı
Bedir savaşı, müslümanların İslâm'ı herşeyden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini göstermektedir
Rasûlullah'ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı
Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi
Hattâ kızı Zeyneb'in eşi Ebû'l-As da Rasûlullah'a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu
Hicretin 9
yılında Medine'de büyük bir kıtlık oldu
Bu arada Bizans İmparatoru, Şam'da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırladı
Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı
Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı
Onuncu yılda "Vedâ Haccı"nda bulunan Allah'ın Rasûlü, onbirinci yılda hastalandı
Hilâfeti
Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s
a
s
) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti
Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler
Ama o da bir ölümlüydü
Hz
Ömer, onun Hz
Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu
Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti
Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah
Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin
Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur
Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin
Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım
" dedi
Sonra dışarı çıkıp Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir
Allah apaçık hakikattir
Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür
Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir
Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir
Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir
Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez
Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır" (Âl-u İmrân, 3/144)
Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır
Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın
Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198)
Hz
Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah'ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir
Ebû Bekir, Hz
Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler
Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz
Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi
O, kendisini halife olarak öne sürmedi
Hz
Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz
Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın
Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz
Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi
Hz
Ömer'in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler
Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz
Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi
Rasûlullah'ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz
Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve "Her peygamber öldüğü yere defnedilir" hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi
Rasûlullah'ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı
Bütün bunlar olurken, Hz
Ali'nin Hz
Fatıma'nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey'ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir
Hz
Ali rivâyetlere göre, el-Bey'atü'l-Kübrâ'ya bey'at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz
Ebû Bekir'e bey'at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207)
Onun aylarca Hz
Ebû Bekir'e bey'at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir
Çünkü onun Ebû Bekir'in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır
Râsulullah'ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi dâima birliktelik devam ettirilmiştir
Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu
Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı
Ama her zaman birlikte hareket ettiler
Ebû Bekir'in yönetiminde, Hz
Ali ve Zübeyr b
Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir'in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, V, 249)
Hz
Ali, Rasûlullah'ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a
g
e
, IV, 236) ancak, İbn Abbas'ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir
Yani Hz
Ebû Bekir'in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır
Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir
Hz
Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahidname bırakmamış, ancak Hz
Ebû Bekir'in faziletine dair Mescid'de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine İmam tâyin etmiştir
Hz
Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah'ın mirasından pay almak için gelen Hz
Fâtıma'ya, "Rasûlullah'ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam" diyerek, Fâtıma'nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah'ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220)
Sonraları Hz
Ali'nin hilâfeti zamanında Fâtıma'ya -ki, Ebû Bekir'e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah'ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (İbn Teymiye, Minhâc'üs-Sünne, III, 230)
Hz
Ebû Bekir "Rasûlullah'ın Halifesi" seçildikten sonra Mescid'de yaptığı konuşmada, "Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü'ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez
" demiştir (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203)
Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühatı
Hz
Ebû Bekir Rasûlullah'ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, "namaz kılarız, ama zekât vermeyiz" diyenlere karşı savaş açtı
Esvedu'l-Ansı, Müseylemetü'l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır
Rasûlullah'ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün'e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır
İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır
Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir
Yermük savaşı devam ederken Hz
Ebû Bekir vefât etmiştir
Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma'mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın
" Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır
Kur'ân-ı Kerîm'in Toplanması, "Mushaf''ın Meydana gelmesi
Hz
Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ'nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz
Ömer'in Kur'ân'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır
Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur'ân hâfızı idi
Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur'ân'ın muhafazası hususunda endişe edildi
Ebû Bekir, Zeyd b
Sâbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti
Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ' ile te'kid ediliyordu
Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi
Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz
Osman zamanında çoğaltılarak Dârü'l-İslam'ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı
Vefâtı
Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz
Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir
Hz
Ebû Bekir Hicrî 13
yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer'in namaz kıldırmasını istedi
Ashâbla istişâre ederek Hz
Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi
Hz
Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz
Osman'a yazdırdı
Ebû Bekir (r
a
) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti
Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi
Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti
Kişiliği ve Yönetimi
Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz
Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır
Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi
Hz
Âişe'nin rivâyetine göre, "gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf" biri idi
Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı
Rasûlullah'ın en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona "es-Sıddık" lâkabını kazandırmıştır
O bu olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demiştir
Cömertlikte ondan üstünü de yoktur
Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır
Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe'yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa'd, VI, 130 vd
; İbnu'l-Esir, II, 115 vd)
Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber'i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz
Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah" demesi olayı Ebû Bekir'in Rasûlullah'a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir
Hz
Ebû Bekir'in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü'l Esir, el-Kâmil fi't-Târih, II, 419-420)
Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir'dir
O, Hz
Peygamber'in veziri, fetvâlarda en yakını idi
Rasûlullah'ın, "İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim" (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II) ve "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz
Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir
Hz
Ebû Bekir'in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur
Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah'ı herkesten çok tanıyordu
Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü'l-Ashâbı'n-Nebî, 3 )
İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid'atler onun devrinde yaşanmamıştır
"Üzülme, Allah bizimle beraberdir" buyuran Rasûlullah'ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz
Ebû Bekir'de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329)
Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa'd, III, 183)
Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi
Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği'nin ihtilâfa yol açmasında Ömer'in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür
O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı
Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok "maslahat gereği" diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır
Yani Ebû Bekir, Rasûlullah'ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm'a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur
Müslümanlar henüz otuzsekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslâm'ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir'e hilâfetinde "Halifet-u Rasûlillah" denilmiş, sonraki halifelere ise "Emîrü'l-Mü'minîn" denilmiştir
Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz
Ömer, kâtipliğini Zeyd b
Sâbit ve Hz
Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b
Velid yapmıştır
Medine Dârü'l-İslâm'ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır
Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır
Hz
Ebû Bekir, Mukillîn* denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır
O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir
Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:
"Rasûlullah vahy ile korunuyordu
Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır
Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var
Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur
Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur
Amelin sırrı sabırdır
Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir
Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ayr
bk
Ebû Nuaym, Hılye, l )
15-09-2006
#
37
Profil Bilgileri
keremy
HAZRET-İ FÂTIMA RADIYALLÂHÜ ANHÂ
Hz
Fâtıma’nın (r
anhâ) doğumu; miladî 609, Cemâziyelahirin 20
Cuma günü, Bi‘set-i Nebevî’den üç ay önce, Mekke’dedir
Babası; âlemlere rahmet, iki cihan serveri, enbiyânın imâmı, asfiyânın tâcı, gönüllerimizin ilâcı Sevgili Peygamberimiz Hz
Muhammed Mustafa (s
a
v
) Efendimiz
Annesi, Hz
Hatîcetü’l-Kübrâ (r
anhâ) vâlidemiz
Lakabı ise Zehrâ’dır
“Fâtıma”, kendisi ve zürriyeti cehennem ateşinden korunmuş demektir
Nitekim Deylemî’nin (rh
) Ebû Hüreyre’den (r
a
) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Resûlüllah Efendimiz (s
a
v
),
“Kızımı ancak, Allah onu ve sevenlerini cehennemden uzaklaştırdığı için ‘Fâtıma’ diye isimlendirdim” buyurmuşlardır
“Zehrâ” ise, beyaz ve nûrânî yüze denmekle beraber; saf, berrak, pek parlak ay gibi mânâlara da gelmektedir
Fâtıma vâlidemiz parlak bir yüze sahipti ki, bakanın gözleri kamaşırdı
Ay ışığı gibi geceyi nurlandırırdı
Hz
Âişe’nin (r
anhâ), “Ben karanlık gecede Hz
Fâtıma’nın yüzünün aydınlığı ile iğneye iplik geçirirdim!” dediği kadar parlaktı
Hz
Fâtıma (r
anhâ), kadının insan olarak hiçbir kıymet hükmünün olmadığı bir cemiyette dünyaya gelmişti
Hatta insanlar, Peygamberimiz (s
a
v
) Efendimiz’le, yaşayan erkek evlâdı olmadığı için, soyu kesik mânâsına “ebter” diyerek alay etmeye yelteniyorlardı
Böylesi bir cemiyette, Resûlüllah Efendimiz o cemiyetin bütün bu peşin hükümlerini hiçe sayıyor, mübârek kızları Hz
Fâtıma, bulundukları yere geldiğinde ayağa kalkıyor ve ona, oturması için kendi yerini gösteriyordu
Efendimiz (s
a
v
), bu hareketiyle Hz
Fâtıma’nın şahsında kadına verilmesi gereken muallâ mevkie işâret ediyorlardı
Hz
Fâtıma vâlidemiz sadâkatte, ahde vefâda ve sâir bilumum güzel ahlâkta zirvede idiler
Hz
Âişe (r
anhâ) vâlidemiz, “Resûlüllah’tan başka Fâtıma’dan daha doğru sözlü birini görmedim” diyerek, onun bu hasletini de dile getirmiştir
Fâtıma vâlidemiz, annelik makamının da en mümtaz örneğidir
Hz
Hasan, Hz
Hüseyin ve Hz
Zeynep (radıyallâhü anhüm) onun sıcak ikliminde yetişmiş ve hiç şüphesiz insanlık tarihinin iftihar tablosundaki yerlerini almışlardır
Yine Hz
Âişe’nin (r
anhâ) bildirdiğine göre, ruh ve madde cephesiyle hâsılı her şeyiyle insanlığın ufku mübârek babalarına benzedikleri için, kendilerine, babasının kızı mânâsına, “Bint-i Ebîhâ” deniliyordu
Kezâ babalarını bağrına basıp gözetmesinden dolayı da, sahâbîler ona, “Ümmü Ebîhâ” yani babasının annesi sıfatını lâyık görmüşlerdi
Baba-kız arasındaki sevgi, nezâket ve nezâfet âlemde görülmemiş bir âhenkte idi
Hz
Fâtıma vâlidemiz, Resûlüllah Efendimiz’in Cenâb-ı Hak’tan aldığı emir neticesinde Hz
Ali kerramallâhü vecheh ile evlenir
Evlilikleri süresince Hz
Ali’ye o kadar mükemmel bir eş olur ki; Hz
Ali (r
a
) de, “Ben, Fâtıma’yı incitecek ve rahatsız edecek tek bir hareket dahi yapmadım” diyerek, kendisinin de ona karşı olan nezâket ve hassâsiyetini ifade eder
Hz
Fâtıma (r
anhâ), ilmî sâhada da dirâyet sahibi idi
Fıkıh ve tefsir mevzularında âlim, Kur’ân-ı Kerim’i anlayıp anlatmada, ictimaî mes’elelere hâl çereleri bulmakta eşsizdi
İslâm’da kadının muallime ve mürebbiye olmasının en güzel örnekleri ondadır
Hâsılı Fâtıma vâlidemiz, engin-zengin, ince ve derin bir rûha sahipti
Necip Fâzıl’ın ifadesiyle, “Masmavi gök kadar ve en ince fikir kadar derin”di ve zengindi onun gönlü
Oruçlu olduğu halde, üç gün boyunca iftarını suyla yapıp, sofrasındaki bir lokma ekmeği kapısına gelen fakire ikrâm edecek kadar da cömertti
Onun için daha ne söyleyebiliriz ki, bu aczimizle
O, kıyâmete kadar gelecek bütün mü’min hanımlara, numûne-i imtisâl olacak her türlü güzel ahlâkın sahibiydi
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan
<
1
2
3
4
Tags
:
ashabi
,
kiram
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1234 Kez Görüntülendi
Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları
Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram
E-Kitap
Ashab-i Kehf
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
03:35
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545