Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1233 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet

***Müslümanlık Görevimiz*** | Peygamber Efendimizin bazı Mucizeleri!
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 15-09-2006   #1
Profil Bilgileri
Standart Ashab-ı Kiram



Ashab-ı Kiram başlıklı yazı Mumsema Ashab-ı Kiram Forum Alev


Ashab-ı kirâmın Resûlüllah sevgisi

Enes b Mâlik (ra) anlatıyor:

Uhud günü “Muhammed (sav) şehid oldu” haberi yayıldığı zaman, Medîne’nin her tarafından çığlıklar koptu Ensâr kadınlarından Sümeyra bint-i Kays (ranhâ) kardeşini, oğlunu, kocasını ve babasını karşılamaya çıkmıştı Cesetlerle karşılaştığı zaman, “Kim bunlar?” diye sordu “Kardeşin, baban, kocan ve oğlundur!” dediler

Sümeyra (ranhâ) ise, “Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem ne yapıyor, nasıldır?” diye sordu “Allâh’a hamdolsun, o istediğin gibi iyidir, ey filanın annesi!” dediler Hz Sümeyra, “Onu bana gösterseniz de, bir görsem” dedi Ona işâret ederek, “önündedir!” dediler Hz Sümeyra, Resûlüllah (sav)’ın yanına kadar gitti Elbisesinin eteğinden tuttu ve “Babam-anam fedâ olsun yâ Resûllelah! Sen sağ olduktan sonra, her felâket hiç gelir bana!” diyerek, ona olan muhabbet, bağlılık, teslimiyet ve itaatinin derecesinin ne olduğunu ifade etti

Bütün Müslümanlar’a örnek olması dileğiyle
***

ASHÂB-I KİRAM, KÂFİRLERE KARŞI ÇOK ŞİDDETLİYDİ

Uhud Harbi’nde Hazret-i Ebû Bekir (ra)’in oğlu Abdurrahman, müşrikler safında yer alıyordu Harp başlamadan önce Abdurrahman, at üstünde meydana çıkarak, Müslümanlar’dan, kendisiyle çarpışacak bir er istedi Tepeden tırnağa kadar zırha bürünmüştü Gözlerinden başka bir yeri görünmüyordu

Babası Hz Ebû Bekir radıyallâhü an zâtihi’l-athar onunla çarpışmak için davranınca, Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz ona hitâben,
“Sok kılıcını kınına, dön yerine! Biz senin vücudundan faydalanmaktayız Sok kılıcını kınına da, kendini tehlikeye atıp bizi acı içinde bırakma!” buyurdu

Hz Ebû bekir (ra)’in oğlu Abdurrahman, Müslüman olduktan sonra, babasına,

— Eğer, Uhud günü seni göreydim, seninle çarpışmaktan yüz çevirirdim! dedi

Hz Ebû Bekir (ra) ise oğluna buyurdu ki:

— Fakat ben, seninle çarpışmaktan aslâ yüz çevirmezdim!”
***

ASHÂB-I KİRÂMIN BİRİBİRLERİNE HÜRMET VE SAYGILARI

Zeyd b Sâbit (ra) ata biniyordu Yanında bulunan Abdullah b Abbas (ranhümâ) hemen koşup atın üzengisine sarıldı ve binmesine yardım edip hizmetinde bulundu Bu manzara karşısında Zeyd hazretleri:

— Ne yapıyorsun ey Resûlüllâh’ın amcasının oğlu? diyerek, itirazvâri bir tarzda söylendi

Abdullah b Abbas (ranhümâ) ise:

— Biz büyüklerimize hizmet ve hürmetle emrolunduk, diye karşılık verdi [Zeyd ibn-i Sâbit hazretleri, Abdullah b Abbas hazretlerinden yaşça büyüktü]

Bunun üzerine Zeyd ibn-i Sâbit (ra):

— Eline bir bakayım ey Abdullah, dedi ve Abdullah b Abbas hazretleri elini uzatınca hemen dudaklarına yapıştırıp tekrar tekrar öpmeye başladı Sonra da şöyle dedi:

— Biz de Resûlüllüh (sav)’ın yakınlarına hürmet ve ta‘zimle emrolunduk ey Abdullah! dedi

Evet, Resûlüllah Efendimiz’in ashâbı yani ilk Müslümanlar böyleydi Bugünün Müslümanlar’ı olan bizler hangi durumdayız? Karşılıklı münasebetlerimizde sevgi-saygı, ülfet-ünsiyet ve muhabbet mi hâkim, yoksa aksi yönde davranışlar mı?

Unutmamalıyız ki;

Sevgi ve saygının yapamayacağı bir kırık gönül, nefret ve saygısızlığın da yıkamayacağı bir kalp yoktur

Atalarımız boşuna söylememiş; "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır!" O bakımdan saygı duyamayacağımız, tasvip etmeyeceğimiz durumlarda bile, en azından karşımızdaki insana saygısızlık etmemeyi öğrenelim, uygulamaya gayret edelim
_________________
Akıllı ameline dayanır, câhil emeline Alim kalbiyle-gönlüyle görür; câhil, gözüyle bakar (Hz Ali kerramallâhü vecheh)

 

keremy is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 15-09-2006   #2
Profil Bilgileri
Standart Hz Alİ Bİn Ebu Talİp(ra)



Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife Babasi Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir Ayrica 'Allah'in Arslani' ünvaniyla da anilir

Hz Ali küçük yasindan beri Resulullah'in yaninda büyüdü On yasinda islâm'i kabul ettigi bilinmektedir Hz Hatice'den sonra müslümanligi ilk kabul eden odur Hz Peygamber ile Hz Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz Ali'ye Peygamberimiz sirkin kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz Ali hemen müslüman olmustu Mekke döneminde her zaman Resulullah'in yanindaydi Kâbe'deki putlari kirmasini söyle anlatir: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik Resul-u Ekrem omuzuma çikmak istedi Kalkmak istedigim zaman kalkamayacagimi anladi, omzumdan indi, beni omsuzuna çikardi ve ayaga kalkti Kendimi istesem ufuklari tutacak saniyordum Kâbe'nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim Put düstü, parça oldu Resulullah'in omuzlarindan indim ikimiz geri döndük" (Ahmed b Hanbel, Müsned, I, 384)

Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alinca onlari Safa tepesinde toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay etmisti ikinci toplantiyi yapmasini Hz Ali (ra)'ye birakti, Ali de bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum

Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi Yalniz Ali (ra) kalkti ve orada Resulullah'a onun istedigi sözlerle bey'at etti Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardesimsin ve vezirimsin " diyerek Hz Ali'yi taltif etti

Hz Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye birakti ve o gece Hz Ali, Resulullah'in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti Böylece Hz Ali, Hz Peygamber'i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber'e hicreti sirasinda zaman kazandirmistir Hz Ali, Peygamberimizin kendisine biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti Medine'de de Hz Peygamber'in devamli yaninda bulundu, bütün cihat harekâtlarina katildi, Uhud'da gâzî oldu Bedir'de sancaktardi Ayni zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tespit ederek Hz Peygamber'e bildirdi Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir'de önemli bir savas harekâtini basariya ulastirdi Bedir gazasinin baslamasindan önce, Kureysliler'le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi Bu dügüste, hasmi Velid b Mugire'yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da öldürdü Kendisine "Allah'in Arslani" lâkabi ve Bedir ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi

Hz Ali, Bedir savasindan sonra Hz Peygamber'in kizi Hz Fâtima ile evlendi Nikâhini Hz Peygamber kiydi O zamana kadar Rasulullah’la oturan Hz Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi Hz Ali'nin, Hz Fâtima'dan üç oglu, iki kiki dünyaya geldi Hicret'in üçüncü yilinda Uhud savasinda, Müslüman okçularin hatasi yüzünden müsrikler Müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz Peygamber de yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz Ali, Hz Peygamber'in içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti Iki tarafin da kazanamadigi bu savasta Hz Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu

Uhud savasindan sonra Hz Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti Bütün çarpismalarda Hz Ali kahramanca dügüsmüs ve müsriklerin en meshur savasçilarini öldürmüstür Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin yazilmasinda o memur edildi Hz Ali, sulh nameyi yazmaya söyle basladi: "Bismillâhirrahmânirrahîm Muhammed Resulullah" Ancak müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler Hz Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b Abdullah" yazmasini Hz Ali'ye söylemis fakat Hz Ali "Resulullah" ifadesinin yaziminda israr etmistir

Hz Ali Mekke'nin fethi sirasinda yine sancaktardi "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi Mekke kan dökülmeden fethedildi Hz Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putlari kirdilar

Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarindan, "müslüman olduk" anlamindaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dedigi için Hâlid b Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti Hz Peygamber olayi duyunca çok üzüldü Hz Ali'yi bu hatayi telâfi ile görevlendirdi Hz Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi etmisti

Huneyn gazasinda Müslümanlar bir ara bozulup dagildilar Sayilari binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip dayanabildi Hz Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla Islâm ordusunun kendi safinda toparlanmasini sagladi

Resulu Ekrem hicretin 9 yilinda Tebük seferine çikarken Hz Ali'yi ehl-i beytin muhafazasi için Medine'de birakti, ancak bu sefere katilamadigi için müteessir oldu Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?" dedi Ali, bu iltifattan çok memnun oldu

Resulullah Hz Ali'yi Mekke'ye gönderdi Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi

Yemen bölgesinin Islâm’a girmesi zordu Görev yine Ali b Ebi Talib'e verildi Hz Ali "Bu çok güç bir is" dedi Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümani, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kisa süren irsatlari sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi Müslüman oldu

Hz Peygamber'in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda geliyordu Hz Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz Ali Resulullah'in hücresinde tekfin ile mesgul idi

Hz Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta Islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti Hz Ömer'in sahâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan iki adaydan biri oldu

Hz Osman’in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte Islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri hep Hz Osman'a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti Hz Osman’i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti sarfetti

Hz Osman’in sahâdetinden sonra Islâm’in ileri gelen sahsiyetleri ona bey'at ettiler Ancak onun bu dönemi Allah’in bir takdiri olarak son derece karisik bir dönem oldu Hilâfete geçtigin de hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi Bu karisikliklar Cemel ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu Islâm devleti bünyesindeki bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler gösterdi

Nihayet, Kûfe'de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi Bu yaranin etkisiyle sehid oldu

Hz Ali devamli olarak Hz Peygamber (sas)'in yaninda bulundugu için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir Hatta Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapisi" olarak ümmetin en bilgini idi Hz Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için büyük gayretler sarf etmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla dolu olmasina ragmen Islâm’in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda büyük katkilari olmustu

Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra ögretim için merkezde bir okul kurdu Arapça gramerin ögretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve ögretme isini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl b Ziyâd'a verdi Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de Ubade b esSamit, ve Ömer b Seleme'yi görevlendirdi Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayirarak yürütüyordu Malî isleri, dagitma ve toplama diye iki kisma ayirmazdi

Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi Kendisine bir pay ayirima noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi Kendisini Kûfe'de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir titreyerek camiye gittigini aktarirlar Devlet yönetici ve memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi hazirlamisti

1 Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin Onlara bir canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin

2 Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin Müslümanlar kardesleriniz, Müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir

3 Affetmekten utanmayin Cezalandirmada acele etmeyin Emriniz altinda bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin

4 Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin Bu tür davranislar sizi zulme ve despotluga çeker

5 Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina dikkat edin

6 Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve korkmadan açi gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin

7 Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin

8 Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza yeterince maas ödeyin

10 Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin

11 Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize kendilerini inan dirin

12 Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin

13 Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin

14 El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat standardini artirir

15 Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi korunmalidir

16 Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç aklinizdan çikarmayin Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü davranmasin Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin

17 Kan dökmekten kaçinin, Islâm’in hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin

Hz Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve sikintilarla geçmisti Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehit oldu

Hz Ali Islâm’in bütün güzelliklerine vakifti Çünkü o, Resulullah'in daima yaninda bulunmustu Vahiy kâtibiydi, hâfiz, müfessir ve muhaddisti Hz Peygamber'den bes yüzden fazla hadis rivayet etti Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi: "Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demistir

Hz Ali'nin, Hz Fâtima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu

Hz Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son derece cömertti Medine'de Müslümanlarin durumu düzeldikten sonra, Hz Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayirlisini haber vereyim Yatarken otuz üç kere Allahü Ekber, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere de Subhanallah deyin" buyurdu Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz Ali ile ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar da yemegi dilenciye verdiler Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "süphesiz en iyiler mizaci kâfur olan bir tastan içerler Allah’in kullarinin tasira tasira içecegi bir kaynak Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir günden korkarlar içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve esire yedirirler 'Biz sizi ancak Allah’in rizasi için doyuruyoruz, sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz”

Hz Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meshur bir kilici vardi Kilicin agzi iki çatalli idi ve Hz Ali'ye Resulullah tarafindan hediye edilmisti Hz Ali'nin cömertligi, insanîligi, Resulullah'a olan yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür Bir gün onun dört dirhemi vardi Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: "Mallarini gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler Onlar için Rabbleri ketinde karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir" (el-Bakara, 2/274)

Hz Ali'nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler: "Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi için istigfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allah’a Telâ’ya istigfar ederse Allah'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur' buyurmaktadir"

"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile kilarsa bos yere zahmet çekmis olur Bu kimse, kazasini ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez "

"Malinizin zekâtini veriniz Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani yoktur "

Peygamberimiz (sas) Hz Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut alti yüz bin altin mi veya alti yüz bin nasihat mi istersin ? " Hz Ali dedi: "Alti yüz bin nasihat isterim" Peygamberimiz buyurdu: "su alti nasihate uyarsan alti yüz bin nasihate uymus olursun:

1 Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et

2 Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yi hatirla islâm'a uygun yasa; Islâm’a uygun kazan; Islâm’a uygun harca

3 Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara Kendi ayiplarinla mesgul ol 4 Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir

5 Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin rizasini gözetirken sen Hakk'in rizasini gözet; hakka yaklastirici sebep ve vasitalari ara

6 Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et"

Hz Ali buyurdu:

"Kisi dili altinda saklidir Konusturunuz, kiymetinden neler kaybettigini anlarsiniz"

"Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsiz Cennet'e girmesinden daha hayirlidir "

"Kul ümidini yalniz Rabbi'ne baglamali ve yalniz günahlari kendini korkutmalidir "

"Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin Âlim, içinden çikamayacagi bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakinmasin"

"Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve uzun emelli olmak gelir Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise ahreti unutturur "

"Amellerin en zoru üçtür Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda bulunabilmektir "

"Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir "

"Kalpler, kaplara benzer Hayirli olani, hayirla dolu olanidir"

"Bana bir harf ögretenin kölesi olurum "

Hz Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak Islâm’in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #3
Profil Bilgileri
Standart ÖMER B. HATTAB (r.a) efendimiz:



İkinci Raşid Halife İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (sas)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri Hz Ömer (ra), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146) Babası, Hattab b Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (sas) ile birleşmektedir Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir (bk age, 145)

Kaynaklar Hz Ömer (ra)'in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210) Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146)

Hz Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (sas)'ı öldürmeye karar vermişti Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (ra)'in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (sas)'ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b Abdullah ile karşılaştı Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (sas)'i öldürmeye gittiğini söylemişti Nuaym, Ömer'in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi Bunu öğrenen Ömer (ra), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi Kapıya geldiğinde içerde Kur'an okunmaktaydı Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur'an sayfalarını sakladılar İçeri giren Ömer (ra), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (ra), hemen orada imân etti ve Resulullah (sas)'ın nerede olduğunu sordu O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (ra)'ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı Resulullah (sas)'ın Daru'l-Erkam'da olduğunu öğrenen Ömer (ra), doğruca oraya gitti Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu Hz Hamza: "Bu Ömer'dir İyi bir niyetle geldiyse mesele yok Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır" diyerek kapıyı açtırdı Resulullah (sas), Ömer (ra)'ın iki yakasını tutarak;

"Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!" dediğinde, Ömer (ra), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd)

Rivayetlere göre Ömer (ra)'ın müslüman oluşu, Resulullah (sas)'ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b el-Hattab veya Amr b Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt" şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bağdat ty, II, 518; İbn Sa'd, aynı yer; Suyûtî, age, 125)

Ömer (ra), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa'd, aynı yer)

Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı Ömer (ra) müslüman olunca doğruca Beytullah'ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı Abdullah İbn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman oluşu bir fetihti" (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa'd, age, III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz Ömer (ra) olmuştur (Suyûtî, age,129) Ömer (ra) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (sas)'ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir

O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine'ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye başladıklarında, Hz Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı Ömer (ra), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine'ye doğru yola çıkmıştı Hz Ali (ra) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: "Ömer'den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ'be'ye gitti Kureyş'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kıldı Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; "Yüzler pisleşti Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin" dedi Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, age, 130) Bunun içindir ki İbn Mes'ud;

"Onun hicreti bir zaferdi" (İbn Sa'd, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir

Ömer (ra), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir Resulullah (sas)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (ra) gelir Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu Resulullah (sas) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151)

Ömer (ra), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler'e karşı gönderilen seriyyedir

Ömer (ra), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur Hudeybiye'de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ'nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı

Resulullah (sas)'ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz Ömer büyük rol oynamıştır Hz Ebû Bekir'in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (ra) olmuştur

Hz Ebû Bekir (ra) vefat edeceğini anladığında, Hz Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu Herkes Ömer (ra)'ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı Hatta Talha (ra) ve diğer bazı sahabiler ona; "Rabbin seni Ömer'i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir" demişlerdi Hz Ebû Bekir onlara; "Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım" karşılığını vermişti Sonra da Hz Osman'ı çağırarak bir kâğıda Hz Ömer'i halife tayin ettiğini yazdırdı Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey'at edilmesini istedi Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz Ömer'in II Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü'l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, age, III, 274 vd; Suyûtî age, 92-94)

Hz Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler

Resulullah (sas)'ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi

Bunun peşinden Resulullah (sas), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı Ebû Bekir (ra), Resulullah (sas)'ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti Hz Ömer (ra)'in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti Hz Ömer bir taraftan Suriye'nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam'ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti Kuzeye yönelen Muğîre b Şu'be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı

Suriye'nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz Ömer (ra)'a bildirildi Hz Ömer (ra) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine'den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye'ye doğru yola çıktı Cabiye'de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz Ömer, bizzat Kudüs'e kadar giderek şehri teslim aldı (H16-M 637) Hz Ömer (ra) kısa bir müddet Kudüs'te kaldıktan sonra Medine'ye geri döndü

Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı Hz Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan'a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı

Öte taraftan Amr b el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır'ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır'dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H 21) Böylece Suriye'den sonra, Mısır'da da Bizans'ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz Ömer ve Devlet İdaresi, Terc Talip Yasar Alp, İstanbul ty, I, 285-286)

İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı

Hz Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu

Hz Ömer'den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği "divan" teşkilatını kurdu

Ayrıca, Suriye ve Irak'ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler Suriye ve Irak'taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine'de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur

Hz Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur

Hz Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir O, Kufe'ye, Şureyh b el-Haris'i, Mısır'a da Kays b Ebil-As es-Sehmî'yi kadı tayin etmiştir Onun Medine'deki kadısı Ebû Derda (ra)'dır Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari'dir Hz Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177)

Hz Ömer (ra)'ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi O, mevki, rütbe, soyluluk vb hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur

O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur

Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır Hz Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur'an-ı Kerim'i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir İslâm'ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir Kur'an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır Hz Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317)

İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H 16)

İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi Hz Ömer'in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü Ayrıca Halid b Velid'in Taberiye'de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15)

Hz Ömer (ra), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu Bu şehrin mevkii bizzat Hz Ömer tarafından tesbit edilmiştir O, bu iş için Utbe b Gazvan'ı görevlendirmişti Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı

Sa'd b Ebi Vakkas, Kadisiye'de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı Onun ordusu Medâin'de bulunmaktaydı Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz Ömer, Sa'd'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi Bu iş için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular H 17 de kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa edildi

Amr b el-As, Mısır'ı fethettikten sonra İskenderiye'yi karargah edinmek için Hz Ömer (ra)'dan izin istedi Hz Ömer (ra), haberleşme açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır'daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını kabul etmedi Amr, Nil'in doğu yakasına geçerek burada Fustat adlı şehri kurdu (H 21) Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı merkezler de oluşturulmuştur

Hz Ömer'in idare anlayışı Hz Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi O "istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur" demekteydi İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler'in düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı Böylece en isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu Hz Ömer, müslümanların yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi Başka dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi Bu durum Hz Ömer'in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır

Hz Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu O bu hassasiyetini: "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer'den sorar diye korkarım" sözü ile ortaya koymaktadır Hz Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti O, insanların çeşitli dertlerini uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe ediyordu Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti İslâm tarihinde adâletin timsali olarak yerini alan Hz Ömer (ra) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir

Bir defasında Eslem'le birlikte Harra taraflarında (Medine'nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem'e; "Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var Haydi onların yanına gidelim" dedi Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler Hz Ömer, onlara; "Işıklı aileye selâm olsun" dedi Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; "Allah bunu Ömer'den elbette soracaktır" diye ekledi Hz Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sorduğunda kadın;

"Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu" karşılığını verdi Hz Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem'le birlikte doğruca erzak deposuna gitti Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi Ancak Hz Ömer (ra); "Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım" diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü Orada bizzat yemeği Hz Ömer (ra) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu Eslem; "O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum" demektedir Hz Ömer oradan ayrılırken kadın; "Siz bu işe Ömer'den daha layıksınız" dedi Hz Ömer;

"Ömer'e dua et Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi

Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir

İlmi

Hz Ömer'in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır O, her yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret sarfediyordu Fıkıh usulünün oluşumu Hz Ömer (ra) ile başlar Fıkıh ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır Hz Ömer'in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve Resulullah (sas)'ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal'acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz Ömer'in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir)

Hz Ömer (ra), Hadis rivayeti konusunda çok titiz davranmıştır O, Peygamber (sas)'den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti Hz Ömer'in kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, age, 123)

Ayrıca o, Kur'an-ı Kerim'in te'vil ve tefsirinde ilim sahibiydi İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (sas) hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: "Ebu Bekir ve Ömer'den başkasının fetva verdiğini bilmiyorum" karşılığını vermişti (Hİ Nasan, İslâm Tarihi, İstanbul 1985, I, 319)

Şahsiyeti Hz Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm'ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir

Hz Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; "Şunu ve şunu yasakladım İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler Allah'a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım"

Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu

Hz Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi Hz Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır

Hz Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; "ve namazı ailene emret" (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke'ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:

"Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum" (Şıblî, age, II, 373)

Hz Ömer (ra)'in, şahsi hayatı oldukça sadeydi Hz Ömer (ra), Bizans ve İran'a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid'in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu Medine'den Mekke'ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir Yine bir gün, Ahnef b Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz Ömer (ra)'i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu Ömer (ra), Ahnef'i gördüğünde ona; "Gel de kovalamaya katıl Devlete ait bir deve kaçtı Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun" dedi Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; "Benden daha iyi köle kimmiş?" diyerek karşılık vermiştir (Şıblî, age, I, 384-385) Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz Ömer (ra)'ın ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir Hz Ömer (ra)'a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm'ı yeryüzüne hakim kılma yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır Hz Ömer (ra) geçimini ticaretle temin ederdi Bunun yanında Peygamber (sas)'in Medine'de ona bazı tarlalar verdiği de bilinmektedir Hayber'in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti Ancak, Hz Ömer (ra) kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: "Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur" (Buharî, Şurût, 19) İslâmda ilk vakıf olayı budur

Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için Ashab'a müracaat etmiş, Hz Ali (ra)'ın teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı H 15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab'a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti Ancak onun günlük gideri çok mütevazi meblağdı Ömer (ra), yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke

Hz Ömer (ra)'ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır Hz Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi Bir defasında Resulullah (sas)'in yanına gitti Resulullah (sas)'dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz Ömer'in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler Hz Ömer içeri girdiğinde Resulullah (sas) gülüyordu Hz Ömer ona; "Allah yaşını güldürsün ya Resulullah" dedi Bunun üzerine Resulullah (sas); "Şu benim yanımda olanlara şaşarım Senin sesini işitince perdeye koştular" dediğinde Hz Ömer; "Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın" dedi Sonra da kadınlara dönerek; "Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (sas)'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diyerek onlara çıkıştı Kadınlar; "Evet Sen Resulüllah (sas)'den sert ve haşinsin" dediler Resulullah (sas), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 22)

Başka bir rivayette Resulullah (sas) onun için şöyle buyurmuştu:

"Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer'e saygı duymasın Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer'den kaçmasın" (Suyûtî, age, 133)

Resulullah (sas), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (ra)'ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: "Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b Hattab onlardandır" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, II) Bu, Hz Ömer (ra)'ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir Nitekim Resulullah (sas); Allah doğruyu Ömer'in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir Bir defasında da Hz Ömer'i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır" (Suyûtî, aynı yer)

Ömer (ra)'ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te'yid etmektedir Hz Ömer şöyle demiştir: "Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim'de, hicab'da ve Bedir esirlerinde" (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II) Hz Ömer ötekileri zikretmemiştir Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah (sas)'e inen ayet bunlardan biridir (bk Müslim, aynı bab; Hz Ömer (ra)'ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk Suyûtî, age, 137-140)

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #4
Profil Bilgileri
Standart



Peygamber efendimizin müezzini:
BİLÂL-İ HABEŞÎ






Bilâl-i Habeşî hazretleri, ilk îmân edenlerden olup, müşriklere karşı Müslüman olduğunu açıkça bildiren yedi kişiden biridir Müslüman olmadan önce, Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden Ümeyye'nin kölesi idi

O zamanlar, her yerde olduğu gibi, Arabistan'da da korkunç bir câhiliyet vardı İçki, kumar, zinâ, hırsızlık, zayıfları ezme, zulüm ve ahlâksızlık nâmına ne varsa hepsi yapılıyordu

Güçlü kimseler, zayıf kimseleri köle olarak kullanıyorlardı İşte bu kölelerden birisi de, Bilâl-i Habeşî idi Fakat bunun diğerlerinden farklı bir hâli vardı Son derece mert ve dürüst idi Bunun için Ümeyye, bunu kervanının başını koyar, mallarını bunun vâsıtasıyla uzak yerlere gönderirdi

Bilâl-i Habeşî hazretlerinin diğer bir özelliği de, sesinin çok güzel olmasıydı Bunun için düğün ve şenliklerde aranan bir kimseydi

Hür insan gibi yaşardı

Ticâret için uzun yol giden kervan yorgunluktan yürüyemez hâle gelince, bunun na'meleri ile canlanır, develer bile bunun güzel sesini işitince, coşup çatlarcasına yol alırlardı Onun bu özelliklerini bilen sâhibi Ümeyye, ona diğer kölelerden ayrı muâmele yapardı Sanki köle değil hür bir insan gibi yaşardı

Bilâl-i Habeşî yine birgün, bir kervanla Şam'a gitmişti Bu kervanda, Hz Ebû Bekir de vardı İkisi arasındaki dostluk bu yolculukta meydana gelmişti Bu sırada Mekkelilerin tek gelir kaynağı ticâretti

İslâm güneşinin doğmasına ve âlemi aydınlatmasına çok az bir zaman varken, işte bu yolculuk yapılmıştı Hz Ebû Bekir bu yolculukta gördüğü bir rü'yâ sebebiyle sefer dönüşü îmân nûru ile şereflenmişti

Bir gece yarısı Bilâl-i Habeşî hazretlerinin kapısı çalındı Uyandığında, kapıdan fısıldayan bir ses duydu:

- Bilâl! Bilâl!

"Gecenin bu saatinde bu ses nedir" diye düşünürken, aynı ses tekrar etti:

- Bilâl! Bilâl!

Karanlıkta korkuyla sesin geldiği tarafa yöneldi Sesin geldiği tarafa yaklaşıp sordu:

- Sen kimsin?

- Ben Ebû Bekir

- Gecenin bu saatinde ne istiyorsun? Söyliyeceklerini sabah söyliyemez miydin? Acelen nedir?

- Sabahı beklemeden, sâhibin duymadan söylemem lâzımdı, onun için geldim

- Beni meraklandırdın! Söyliyeceğini hemen söyle!

- Yâ Bilâl! Bu ümmetin peygamberi geldi

- Kimdir?

- Ebü'l-Kâsım

- Peki peygamber olduğunu nasıl anladın?

Bunun üzerine Hazret-i Ebû Bekir şöyle cevap verdi:

- Şam yolculuğunda gördüğüm rü'yâyı anlattıktan sonra kendisine, "Yâ Ebe'l Kâsım, sen Allahın Resûlü olduğunu söylüyor, îmâna da'vet ediyormuşsun, öyle mi?" diye sordum O da, (Evet yâ Ebâ Bekir! Rabbim insanlara müjdeleyici ve korkutucu olarak, Hazret-i İbrâhim'i gönderdiği gibi beni de bütün insanlara peygamber olarak gönderdi) dedi Ben de, "Sen bugüne kadar yalan söylemedin İnanıyorum ki sen Allahın Resûlüsün" deyip huzûrunda Müslüman oldum Senin de Müslüman olmanı, ebedî saâdete kavuşmanı istiyorum,

Hz Ebû Bekir'in bu cevâbı üzerine, onu yakînen tanıyan, samîmiyetinden hiç şüphesi olmıyan Bilâl-i Habeşî hazretleri, Kelime-i şehâdeti getirip Müslüman oldu

Bilâl-i Habeşî, Müslüman olduktan sonra hayâtında bambaşka bir safha başladı Artık o, hak ile bâtıl arasında vukû bulmak üzere olan çetin bir mücâdelenin azimli bir kahramanı, yalnız bir mücâhidi olmuştu

Zâlim Ümeyye; O'nun Müslüman olduğunu anladığı zaman, daha da hâinleşti

Çâresiz kölesini sırtüstü veya yüzükoyun, kızgın çöllere yatırırdı Sonra da çıplak vücuduna, kocaman kaya parçaları koyar ve Peygamber efendimizi inkâr etmesini emrederdi

Taş yürekliler

Ama o Habeşli Mü'min, alnındaki boncuk boncuk terlerle inleyerek seslenirdi:

- Allah birdir, Allah birdir Muhammed, O'nun elçisidir Ey topraklar, ey taşlar, ey taş yürekliler! Allah birdir ve O'ndan büyük yoktur

Bütün bu işkencelerle hıncını alamayan Ümeyye , onu böylece bîtap düşürdükten sonra da, boynuna bir ip takıp çocukların elinde Mekke sokaklarında dolaştırırdı Müşrikler onunla alay ederlerdi

Bilâl-i Habeşî garip ve kimsesiz olduğu için, diğer müşriklerden de işkence görürdü Ona ağır işkence yapanlardan biri de Ebû Cehil'dir Bilâl-i Habeşî onun ağır işkenceleri karşısında da, "Allah birdir, Allah birdir" diyerek, dînindeki sebâtını gösterirdi

Ümeyye bin Halef yine bir gün Bilâl-i Habeşî'ye işkence yapmak için dışarı çıkarmıştı Üzerindeki elbiselerini çıkarıp sadece bir don ile, yakıcı sıcakta kızgın kumlar üzerine yatırıp, üzerine taşlar yığmıştı Müşrikler toplanıp ağır işkenceler yapıyorlar, "Ya dîninden dönersin veya seni öldüreceğiz" diyorlardı

Bilâl-i Habeşî bu tahammülü zor işkenceler altında yine, "Allah birdir, Allah birdir" diyor başka bir şey söylemiyordu Bu sırada sevgili Peygamberimiz oradan geçiyordu Bilâl-i Habeşî'nin halini görerek üzülerek buyurdu ki:

- Allahü teâlânın ismini söylemek seni kurtarır

Evine döndükten biraz sonra da Hz Ebû Bekir yanına geldi Peygamberimiz, Bilâl-i Habeşî'nin çektiği işkenceyi Hz Ebû Bekir'e söyleyip, "Çok üzüldüm" buyurdu

Hz Ebû Bekir hemen Bilâl-i Habeşî'ye işkence yapılan yere gitti Müşriklere dedi ki:

- Bilâl'e böyle yapmakla elinize ne geçer? Bunu bana satınız!

Müşrikler cevap verdiler:

- Dünya dolusu altın versen satmayız Fakat, senin kölen Âmir ile değişiriz

Bilâl için size verdim

Hz Ebû Bekir'in kölesi Âmir, onun ticaret işlerini yapardı Çok para kazanırdı Yanında şahsî malından başka, on bin altını vardı Ebû Bekir-i Sıddîk'ın önemli bir yardımcısı olup, her işini yürütürdü Fakat, kâfir idi Îmân etmiyordu Bunun üzerine Hz Ebû Bekir buyurdu ki:

- Âmir'i bütün malı ve paraları ile, Bilâl için size verdim

Ümeyye bin Halef ve diğer müşrikler çok sevinip, "Ebû Bekir'i aldattık" dediler

Hz Ebû Bekir, hemen Bilâl-i Habeşî'nin üzerine koydukları ağır taşları üzerinden alıp, ayağa kaldırdı Ağır işkenceler sebebiyle çok halsizleşmişti Elinden tutup doğruca sevgili Peygamberimizin huzuruna getirerek dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Bilâl'i bugün Allah rızâsı için âzâd ettim,

Resûlullah efendimiz çok sevindi Ebû Bekir-i Sıddîk'a çok duâ buyurdu

Hürriyetine kavuşan Bilâl-i Habeşî hazretleri, derhal Allahü teâlânın Resûlünün hizmetine koştu Vefâtlarına kadar da, hizmetlerinden ayrılmadı İzin verildiği halde, Habeşistan'a gitmedi Ancak sevgili Peygamberimizle birlikte, Medine'ye hicret (göç) ettiler

Hicretten sonra Bilâl-i Habeşî hazretleri, birgün Mescid-i Nebî'de iken büyük bir neş'e içinde coşuyor, yerinde duramıyor, oynuyordu Hz Ömer bu hâlini görünce sordu:

- Yâ Bilâl, bu hâlin nedir? Burasının mescid olduğunu unuttun mu?

- Benim hâlimde ne var ki? İstersen gidip hâlimi Resûlullaha arz edelim, yanlışım varsa tevbe ederim ve bir daha yapmam

Ben oynamayım da

Beraberce Resûlullahın huzûruna gittiler Hz Ömer, Peygamber efendimize durumu arz etti:

- Yâ Resûlallah, Bilâl, mescidin huşû'unu bozuyor Burada neş'elenip coşuyor, oynuyor

Peygamber efendimiz Hz Bilâl'e sordu:

- Yâ Bilâl, böyle neş'eli olmanın sebebi nedir?

- Yâ Resûlallah, cenâb-ı Hak bana hidâyet nasip etti Ben bir köleydim Mekke'nin ileri gelenlerinden nice kimseler bu saâdete eremediler Ebedî saâdetten mahrûm kaldılar Onlara hidâyet nasip olmadı Ben neş'elenmiyeyim de kim neş'elensin? Ben oynamıyayım da kim oynasın?

- Bilâl'e dokunmayın! Sevinip neş'elensin

Ezândan rahatsız olan Yahudîler

Hz Bilâl'in okuduğu ezânı işiten Müslümanlar, ne kadar aşka, şevke geliyorlarsa, Medîne'deki Yahûdîler de o kadar kahroluyorlardı Ezânı dinlememek için kendilerini zorluyorlar, fakat buna muvaffak olamıyorlardı İster istemez, durup dinliyorlardı Dinledikçe de kahroluyorlardı Bunu engellemek için çâreler aramaya başladılar

Yahûdînin biri birgün Hz Bilâl'i sıkıntı içinde görünce dedi ki:

- Yâ Bilâl, ben sana istediğin kadar para vereyim, yeter ki sen sıkıntı çekme

Maksadı başkaydı Hz Bilâl de sıkıntıda olduğu için ondan çokça borç aldı Yahûdî parayı verirken ilâve etti:

- Eğer bu parayı ödeyemezsen, seni köle olarak alırım

Aradan bir zaman geçtikten sonra, Yahûdî gelip parasını istedi Bilâl-i Habeşî hazretleri, özür beyân ederek dedi ki:

- Bana bir ay daha müsâade et, yine ödeyemezsem, beni köle olarak alıp götürürsün

Son günü geldiği hâlde borcunu ödiyemiyen Hz Bilâl, çâresiz kalıp, Resûlullahın huzûruna gidip durumu arz etti Peygamber efendimiz birşey buyurmadı Ümitsiz bir şekilde evine dönen Hz Bilâl o gece uyuyamadı

Artık ezân okuyamıyacağım

Kendi kendine, "Artık bundan sonra ezân okuyamıyacağım" diye derin derin düşünüyordu Bu düşünceler içinde kendinden geçmiş hâldeyken kapı çalındı Gelen kimse seslendi:

- Resûlullah seni çağırıyor, acele gel!

Hemen kendini toparlayıp, huzûra koştu Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Yâ Bilâl ticaretten dönen bir kervan var Kervana git, onların arasında üzerindeki yükleriyle beraber bana hediye edilmiş olan üç deve var, onları al senin olsun! Borcunu öde!

Hz Bilâl emredileni hemen yaptı Rahat ve huzûr içinde, gidip sabah ezânını okudu Namazdan sonra, mescidin kenarında onu köle olarak alıp götürmek için bekliyen Yahûdîyi gördü Namazdan çıkınca, yüksek sesle konuştu:

- Bende alacağı olan kimseler gelsin, borcumu ödeyeceğim!

Bunun üzerine Yahûdînin bütün hayâlleri yıkıldı Perişan oldu Parasını aldığı gibi oradan uzaklaştı

Bilâl-i Habeşî hazretleri, Peygamber efendimizin vefâtından sonra, ayrılık acısına dayanamaz hâle geldi Resûlullaha olan muhabbetiyle, yanıp tutuşuyor, devamlı gözyaşı döküyordu

Medîne'de kaldığı müddetçe bu acının daha da artacağını biliyordu Çünkü, gördüğü her şey Resûlullahı hatırlatıyor, kendini tutamayıp ağlıyordu Bu sebeple Şam'a gitmeye karar verdi Hz Ebû Bekir'den izin aldı Medîne'den, ayrılıp Şam'a yerleşti Hz Ömer'in hilâfetine kadar orada kaldı Hz Ömer ordusuyla Şam'a gelince, onlara katılıp orduyla beraber Kudüs'e gitti

Ayrılık yetmedi mi?

Bir gece Rü'yâsında Resûlullah efendimizi gördü Sevgili Peygamberimiz kendisine sitem ettiler:

- Bunca ayrılık yetmedi mi, yâ Bilâl? Hâlâ Kabrimi, ziyâret etmiyecek misin?

Zavallı yüreği, duracak hâle geldi Heyecan ve ter içinde uyandı Hemen hazırlığa başladı Şafak sökerken, ince, uzun ve garip deveciğiyle; mübârek Medîne yollarına düştü Biricik Efendisine yaklaştıkça havayı kokluyor, taşları toprakları okşuyor ve gözyaşı döküyordu Issız çölleri yara yara, Medîne'ye ulaştı

O'na rastlıyanlar, selâm veriyorlardı Sonra da yanındakilere diyorlardı ki:

- İşte Bilâl, Bilâl-i Habeşî hazretleri Peygamberin Müezzini O'nun gibi ezân okuyan, bu dünyaya gelmemiştir

Fakat O, hiçbirini duymuyor, görmüyordu Sanki çok kuvvetli bir mıknatıs, onu kendisine çekiyordu Peygamber efendimizin mübârek kabirlerine doğru ilerledi Yüce mâkâma erişirken; Kur'ân-ı kerîm okudu, okudu, okudu En sonunda, sevgilisinin kabrine kapaklandı, bayıldı

Katmerli gül kokularıyla ayıldığı zaman, başucunda, sevgilisinin sevgililerini görmez mi? Peygamber efendimizin torunları, Hasan ve Hüseyin hazretleri; saçlarını okşuyorlardı Sanki dünyalar onun oldu Sarıldılar, kucaklaştılar

- Ah yavrularım! Ne kadar da Dedeniz gibi kokuyorsunuz! diye inledi

Sonra biraz toparlandı:

- Babanız (Hz Ali) nasıl?

- Babamız seni görmek diler, dediler

Sonra Hz Hasan sordu:

- Dedemiz seni de çok severdi Acaba O'nun hatırı için, bir şey istesek yapar mısın?

Hz Bilâl çok şaşırdı:

- Bu ne biçim söz! Bu kölenizden ne emredersiniz de, yerine getirmem!

- Bin defa estagfirullah! Fakat bütün Medîneliler gibi, biz de senden, bir defa da olsa ezân dinlemek istiyoruz Ricâmız sadece buydu

- Anam, babam sizlere fedâ olsun! Başım, gözüm üstüne!

Medîneliler ayağa kalktı

Ertesi sabah Bilâl-i Habeşî, son Ezânını Mescid-i Nebevî'de okudu Yanık ve hasret dolu sesiyle:

"Allahü ekber! Allahü ekber!" dediği zaman; bütün Medîne halkı ayağa kalktı

"Eşhedü en lâ ilâhe illallah!" ve "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah!" deyince kadın-erkek, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk, hattâ yataklarındaki hastalar bile, sokaklara fırladılar Sanki, Peygamber efendimiz yaşıyor zannettiler

O günden beri dünyada, bir daha öyle ezân okunmadı Bilâl-i Habeşî hazretleri de başka ezân okumadı 641 senesinde Şam'da vefât etti

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #5
Profil Bilgileri
Standart Meşhur İslâm kumandanlarından: iKRİME BİN EBİ CEHİL



İkrime bin Ebî Cehil, meşhûr İslâm düşmanı Ebû Cehil’in oğludur Önce İslâma büyük düşman idi Mekke’nin fethedildiği gün, öldürülmesi emir buyurulan altı kişiden biri de o idi
İkrime, o gün Yemen’e kaçmak için gemiye bindi Yolda fırtına çıkıp, gemi batmak üzereyken, “Kurtulursam Muhammed’in ayaklarına
kapanacağım” diye niyet etti Kurtulup, Yemen’e varınca, Müslüman olmaya karar verdi

Ona taarruz etmeyin!

Hanımı ve amcasının kızı olan Ümmü Hakîm, Mekke’nin fethedildiği gün îman edip, onun için de Peygamberimizden emân (af) almıştı Yemen’e giderek ona müjdeyi verdi:

- İnsanların en üstünü, en halimi ve en kerimi olan zat tarafından sana emân getirdim Senin için Resûlullahtan emân istedim Eshâbına, “Allahü teâlânın emânında olsun, kimse ona taarruz eylemesin!" buyurdu

İkrime, hanımı ile Mekke’ye dönüp, Resûlullahın huzûruna geldi Resûl-ı ekrem, İkrime’nin geldiğini görünce, ona doğru gelerek ayakta karşıladı, kucaklaştılar Sonra Peygamber efendimiz oturdular Emir buyurunca, İkrime ve hanımı da oturdular Zevcesinin yüzü kapalıydı

Bundan sonra İkrime, Peygamberimize dedi ki:

- Zevcem, benim için sizden emân aldığını söyledi Bu sebeple geldim Resûl-ı ekrem efendimiz buyurdu ki:

- Zevcen doğru söylemiş, sen emniyettesin

İkrime bunun üzerine dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Önceki yaptıklarıma pişman oldum Bana İslâmiyeti öğretir misiniz?

Resûlullah efendimiz ona İslâmi öğrettiler İkrime de, “Allahtan başka ilâh olmadığına, Peygamberimizin de Allahın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ediyorum” diyerek Müslüman oldu Peygamber efendimiz de Cenâb-ı Hakka duâ ederek, onun için af ve mağfiret talebinde bulundu

Hz İkrime, Müslüman olduktan sonra, Resûl-i ekrem ile beraber Medîne’ye gitti Oraya yerleşti Hicretin onuncu yılında Resûlullah efendimiz tarafından Hevazin’e zekât toplayıcı olarak gönderildi

Mürtedleri temizledi

Hz Peygamberin vefâtında Hz İkrime, Yemen’in Tebâle şehrinde bulunuyordu Bu sebeple Resûl-i ekremin vefâtında Medîne’de bulunamamıştı

Hz Ebû Bekir devrinde İkrime, bir ordu ile Yemâme’de bulunan ve yalancı Peygamberlik dâvâsına kalkışan Müseylemetül-Kezzâb üzerine gönderildi Fakat yardımcı kuvvetleri beklemeden Müseyleme’ye hücum edince mağlup oldu

Bunun üzerine Hz Ebû Bekir, onu, önce Umman tarafında bulunan Huzeyfe’nin yanına yardımcı kuvvet olarak gönderdi Burada vazifesini yaptıktan sonra Mehre’ye yolladı Mehre halkının İslâmiyeti kabûlünden sonra, Hz İkrime ordusu ile birlikte Yemen’e gönderildi Yemen’deki bütün mürtedleri ortadan kaldırdı Daha sonra Medîne’ye geri döndü

Hz Ebû Bekir, Yemen’deki mürtedleri temizleyen Hz İkrime’yi, bir ordu ile birlikte Suriye tarafına gönderdi Burada Ecnadın’de Bizanslılarla savaştı Bu savaşta ağır yaralandı Sonra Medîne’ye geri döndü Daha sonra 636 yılında, Yermük savaşına katıldı

Hz Huzeyfe şöyle anlatıyor:

“Yermük muharebesinde idi Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı Bu arada ben de, güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum

Su istiyor musun?

Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek dedim ki:

- Su istiyor musun?

Belli ki, istiyordu Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu Göz işareti ile, "Çabuk, hâlimi görmüyor musun?" der gibi bana bakıyordu Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötede yaralıların arasında Hz İkrime’nin sesi duyuldu:

- Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun, su!

Amcamın oğlu Hâris, bu feryâdı duyar duymaz, göz ve kaş işaretleriyle suyu hemen Hz İkrime’ye götürmemi istedi

Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa, Hz İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken, Hz Iyas’ın iniltisi duyuldu:

- Ne olur bir damla su verin! Allah rızâsı için bir damla su!

Bu feryâdı duyan Hz İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyas’a götürmemi işaret etti Suyu o da içmedi

Hepsi şehit oldular

Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa dolaşa, Hz Iyas’a yetiştiğim zaman, son nefesini Kelime-i Şehâdet getirerek tamamladı Derhal geri döndüm, koşa koşa Hz İkrime’nin yanına geldim Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim? Onun da şehit olduğunu müşâhede ettim

Bâri dedim, amcamın oğlu Hz Hâris’e yetiştireyim Koşa koşa ona geldim, ne çâre ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula rûhunu teslim eylemişti

Hayatımda birçok hâdise ile karşılaştım Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirine karşı bu derece fedakâr ve şefkatli hâlleri gıpta ile baktığım en büyük îman kuvveti tezâhürü olarak hâfızama âdeta nakşoldu!” Hz İkrime şehit olduğunda, üzerinde 70’den fazla kılıç ve mızrak yarası vardı

Hz İkrime, İslâmiyetle şereflenince, çok samimi bir Müslüman olmuştur Bu ihlâsinin nişânesi olarak, savaştan savaşa at sırtında yıldırım gibi koşmuştur Cesâretli ve çok iyi bir kumandandı Müslümanlığa gönülden bağlanmıştı Kur’an-ı kerimi eline alınca, önce alnına koyar, sonra ağlamaya başlardı

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #6
Profil Bilgileri
Standart



Allahın kılıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî:
HÂLİD BİN VELİD



Hâlid bin Velid, Kureyş arasında süvâriliği ve askerliği ile tanınırdı Bedir ve Uhud savaşlarında henüz Müslüman olmadığından düşman birliklerinden birinin kumandanıydı Hudeybiye’de de düşman tarafında idi
Kardeşi Velid, Bedir’de esir edildi Fidye karşılığında serbest bırakılıp, Mekke’ye dönünce, îmâna geldi ve tekrar Medîne’ye döndü Oradan, Hz Hâlid bin Velid’in Müslüman olması için, teşvik edici mektuplar gönderdi Resûlullah efendimiz de teşvik edici sözler söyledi

İslâma meyli arttı

Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin sözlerini haber alınca, İslâma meylı arttı Peygamberimizin yanına gitmek için hazırlandı Bu durumu kendisi şöyle anlatıyor:

"Allahü teâlâ, benim hayrımı dilediği zaman, kalbime İslâmiyet sevgisini düşürdü Beni, hayır ve şerri anlayacak hâle getirdi Kendi kendime dedim ki:

- Ben, Muhammed’e karşı her savaş yerinde bulundum Bulunduğum savaş yerlerinden hiçbiri yoktur ki, dönerken, aykırı ve yanlış bir iş üzerinde bulunduğumu ve Muhammed’in, muhakkak gâlip geleceğini içimde sezmiş olmayayım!

Resûlullah efendimiz, Hudeybiye’ye çıkıp geldiği zaman, ben de, müşrik süvârilerinin başında yola çıktım Usfan’da, Resûlullah efendimizle Eshâbına yaklaşıp gözüktüm Resûlullah efendimiz, bizden emîn bir sûrette Eshâbına öğle namazını kıldırıyordu Üzerlerine, birden baskın yapmayı düşündükse de, gerçekleşmedi Böyle olması da, hayırlı oldu

Resûlullah efendimiz, kalbimizden geçenleri sezmiş olmalı ki, ikindi namazını, Eshâbına korku namazı olarak kıldırdı Bu, bana çok tesir etti Kendi kendime, “Bu zât, herhâlde, Allah tarafından korunuyordur” dedim Mekke’ye döndüğümde, çeşitli düşünceler içinde bocalıyordum

Ertesi sene, Resûlullah efendimiz umre için Mekke’ye gelip girince, Ondan gizlendim Kendisinin Mekke’ye girişini görmedim

Üstün tutardık

Kardeşim, Velid bin Velid de umre için gelip Mekke’ye girmişti Beni arayıp bulamayınca, bana bir mektup yazmış ve mektubunda şöyle demişti:

(Doğrusu, ben, senin İslâmiyetten böyle tedirgin olmak ve yüz çevirip gitmekteki görüşün kadar şaşılacak bir görüş görmedim! Hâlbuki, eğri yola gitmekten seni alıkoyacak bir aklın da var! Aklını kullansan ya! İslâmiyet gibi bir dîni, kim bilmez ve tanımaz olabilir?!

Resûlullah efendimiz, seni, bana sordu "Hâlid nerededir?" dedi Ben de, "Allah, onu getirir" dedim Resûlullah efendimiz bunun üzerine buyurdu ki:

- Onun gibi bir adam, İslâmiyeti bilmez ve tanımaz olabilir mi? Keşke o, bütün savaş ve çabalarını Müslümanların yanında, müşriklere karşı gösterseydi, kendisi için ne kadar hayırlı olurdu! Biz, kendisini başkalarına tercih eder, üstün tutardık!

Ey kardeşim! En elverişli, en yararlı yerlerde kaçırmış bulunduğun firsatlara acele yetiş!)

Bana, kardeşimin bu mektubu gelince, gitmek için, acele ettim İslâmiyete olan isteğim de arttı Resûlullah efendimizin söyledikleri ise, beni çok sevindirdi, ferahlattı

Hâlid bin Velid söyle anlatır: Kardeşimin mektubu bana ulaşınca, Müslüman olma arzûsu bende çok kuvvetlendi Gitmek için acele ediyordum Resûlullahın söyledikleri beni çok sevindirmişti O gece uyurken, rüyâmda sıkıntılı dar ve çöl gibi susuz yerlerden, yemyeşil geniş ve ferah bir yere çıkmıştım Medîne’ye varınca, bu rüyâmı Hz Ebû Bekir’e anlatıp, tâbirini ondan sormaya karar verdim

Bana kim arkadaş olabilir?

Ben Resûlullaha gitmek için hazırlanırken, “Acaba oraya giderken bana kim arkadaş olabilir” diye düşünüyordum Safvân bin Ümeyye’ye rastladım Vaziyeti ona anlattım O teklifimi reddetti Daha sonra Ikrime bin Ebû Cehil’e rastladım O da aynı şekilde dâvetimi reddedince, evime gittim Hayvanıma binip, Osman bin Talha’nın yanına gittim

Ona da aynı şekilde, Müslüman olmak üzere, Peygamberimize gideceğimi, kendisinin de gelmesini söyledim Tereddütsüz kabul etti ve ertesi günü seher vakti beraberce yola çıktık Hadde denilen yere vardığımızda, Amr bin Âs ile karşılaştık O da Müslüman olmak için Medîne’ye gidiyordu

Hep beraber Medîne’ye vardık Elbisenin en güzelini giyip, Resûlullah efendimizle görüşmeye hazırlandım O sırada kardeşim Velid geldi ve dedi ki:

- Acele et! Çünkü Peygamberimize sizin geldiğiniz haber verilmiş ve O da çok sevinmiştir Şimdi sizi bekliyor

Ben de acele ile O yüce Peygamberin huzuruna vardım Gülümsüyordu Selâm verip dedim ki:

- Allahtan başka ilâh olmadığına ve senin de Allahın Peygamberi olduğuna sehâdet ediyorum

- Sana hidâyet veren, doğru yolu gösteren Allaha hamd olsun Senin akıllı olduğunu biliyor, bunun, er veya geç seni selâmet ve hayra ulaştıracağını umuyordum

Günahlarını bağışla!

Sonra günahlarımın affı için, Allahü teâlâya duâ etmesini istedim Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:

- İslâmiyet, kendisinden önce işlenmiş olan günahları söküp atar

Sonra da ellerini açarak duâ buyurdular:

- Yâ Rabbî! Hâlid’in, kullarını, senin yolundan çevirmek için gösterdiği bütün çabalarından ileri gelen günahlarını bağışla!

Peygamber efendimiz, bana, kendi evinin yanında bir yer verdi Beni savaşta hep süvâri birliklerinin başına kumandan tâyin etti Daha sonra Mekke’de iken gördüğüm rüyâyı Hz Ebû Bekir’e anlattım O da buyurdu ki:

- Görmüş olduğun o ferahlık yer, Allahü teâlânın, seni, müşriklikten İslâmiyete erdirmesidir

Hz Hâlid bin Velid’in Müslüman olması, hicretin sekizinci yılında oldu Müslüman olduktan sonra Medîne’de yerleşti

Hz Hâlid bin Velid, Müslüman olduktan sonra, ilk olarak Mûte gazâsında bulundu İslâm askeri Mûte’ye hareket ederken, Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Cihâda çıkacak olan şu insanlara Hz Zeyd bin Hârise’yi kumandan tâyin ettim Eğer o şehîd olursa, yerine Ca’fer bin Ebî Tâlib geçsin O da şehîd olursa, yerine Abdullah bin Revâha geçsin Eğer o da şehid olursa, aranızda münâsip gördüğünüz birini seçip, ona tâbi olursunuz

Birini kumandan seçin!

Mûte harbi başladı Şiddetli çarpışma olurken; Hz Zeyd bin Hârise, Hz Ca’fer ve Hz Abdullah bin Revâha sırasıyla şehîd oldular Sonra sancak Hz Sâbit bin Akrem’e verildi O, sancağı bir yere dikip, mücâhidleri yanına çağırdı Herkes toplanınca dedi ki:

- Aranızdan birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve ona tâbi olunuz!

Ona dediler ki:

- Biz seni kumandan seçtik

Bunun üzerine, “Ben bu işi yapamam” dedi ve Hz Hâlid bin Velid’e dönerek dedi ki:

- Yâ Hâlid! Senin savaş tecrüben, askerî bilgin, askeri heyecanlandırarak harekete geçirmen benden fazladır Sancağı acele al! Savaş devam ederken bu işlerle oyalanmamız bizim aleyhimize oluyor!

Böylece Hz Hâlid bin Velid sancağı aldı Akşam vakti yaklaşmış idi Güneş batıncaya kadar pek müthiş çarpıştı Onun bu mahâretine kâfirler bile şaşırdılar Akşam oldu Sabahleyin tekrar saldırılacaktı

Hz Hâlid bin Velid, şaşılacak derecede askerî dehâya ve savaş tecrübelerine sahip bir kahramandı Sabah olunca, İslâm askerinin düzenini değiştirdi Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arka tarafa ve arka taraftakileri ön tarafa aldı

Rum askerleri, daha önce tanımış oldukları kişilerle karşılaşmayınca, hepsi birden şaşırdılar “Demek ki, bunlara yardımcı kuvvetler gelmiş” diyerek korkuya kapıldılar

Hz Hâlid bin Velid’in kumandasındaki mücâhidler, Rum askerlerinin morallerinin bozulmasından istifade edip, hücûma geçtiler Üç bin kişilik İslâm askeri, Heraklius’un yüzbin kişilik ordusunu bozguna uğrattı

Başarının sırrı

Başkumandan Hz Hâlid bin Velid’in elinde, o gün dokuz kılıç parçalandı Rum askerinin çoğu kılıçtan geçirildi Peygamber efendimiz, Hz Hâlid bin Velid’in, bu fevkalâde başarısını haber aldığı zaman, onu “Seyfullah = Allahın kılıcı” lâkabı ile şereflendirdi

Hâlid bin Velîd hazretleri, başında sarığı arasında bir sakal-ı şerîf taşırdı Bunu taşıdığı her muhârebede zafer kazanırdı

Bütün savaşlarda muzaffer olmasının sebebini sorduklarında, sarığını çıkarıp, içindeki mübârek sakal-ı şerîfi gösterir ve onun sayesinde zafer kazandığını söylerdi

Peygamber efendimiz Hz Hâlid bin Velid’i Benî Huzeyme kabîlesini İslâma dâvet için gönderdi Onlarla anlaşma yaptı Hicretin onuncu senesinde, yine Hz Hâlid bin Velid’i, Hâris bin Kâ’b oğullarına gönderdi Peygamber efendimiz, ilk üç gün kılıç kullanılmamasını tenbih etmişti Bunun için Hz Hâlid bin Velid, tatlılıkla işi halletti ve onlar da İslâmı kabul ettiler

Allaha hamd ederim

Hz Hâlid bin Velid, Hâris bin Kâ’b oğullarının İslâma gelmesi üzerine, Peygamber efendimize bir mektup gönderdi Bu mektup şöyledir:

"Bismillâhirrahmânirrahîm Hâlid bin Velid tarafindan, Allahü teâlânın Resûlü Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma, Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!

Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya hamd ederim Yâ Resûlallah, beni, Hâris bin Kâ’b Kabîlesine gönderdiniz Onlarla üç gün savaşmamamı ve onları İslâma dâvet etmemi, Müslüman olurlarsa, aralarında kalmamı ve İslâmın esaslarını, Allahü teâlânın kitabını ve Resûlünün sünnetini öğretmemi, eğer Müslüman olmazlarsa savaşmamı emir buyurmuştunuz

Ben de, emr-i şerîfleriniz üzere hareket ederek, Hâris bin Kâ’b oğullarına üçgün nasîhat edip, İslâmı tebliğ ettim

Süvârilerim, “Ey Benî Hârisler! Selâmete ermek isterseniz, Müslüman olunuz!” diye onları İslâma dâvet ettiler Onlar, hiç çarpışmadan Müslüman oldular Ben de onlara, Allahü teâlânın emirlerini, Resûl aleyhisselâmın sünnet-i şerîflerini öğrettim

Yâ Resûlallah! Bundan sonra, nasıl hareket etmem gerektiği hakkında ikinci bir emr-i şerîfiniz gelinceye kadar burada bekleyeceğim Esselâmü aleyke yâ Resûlallah

Peygamber efendimiz de, Hz Hâlid bin Velid’in mektubuna şöyle cevap yazdırdılar:

“Bismillâhirrahmânirrahîm Allahü teâlânın Resûlü Muhammed aleyhisselâmdan, Hâlid bin Velid’e, Esselâmü aleyke Yâ Hâlid! Allahü teâlâya hamd ederim Benî Hâris bin Kâ’blıların kendileriyle çarpışmanıza ihtiyaç kalmadan Müslüman olup, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed’in, O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ettiklerini ve hidâyete kavuştuklarını haber veren mektubunu elçiniz bana getirdi

Âhiret azâbıyla korkut!

Allahü teâlânın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ederlerse, onları âhiret nîmetleriyle müjdele! Eğer aykırı hareket ederlerse âhiret azâblarıyla korkut! Sonra buraya gel! Onların elçileri de seninle beraber gelsin!

Vesselâmü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtühü"

Hz Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtlarından sonra, Hz Ebû Bekir devrinde ortaya çıkan ve Peygamberlik iddiasında bulunan bâzı kimseler üzerine yürüdü Bunlardan Tuleyha ve avânesini öldürdü ve Ayniye bin Husayn’i yakalayıp Medîne’ye getirdi

Yemâme’de Müseylemet-ül-Kezzab’in ordusunu dağıttı Bu muharebede Müseyleme’nin ordusundan 20 bin kişi, Müseyleme de Hz Vahşî tarafından öldürüldü İslâm ordusundan 2000 asker şehîd oldu

Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtından sonra mürted olanlarla ve zekât vermek istemeyenlerle uğraştı

Hâlid bin Velid, Hz Ebû Bekir tarafından, İslâmın yayılması için, Irak tarafina gönderildi Muzar muharebesinde 30000 İran askeriyle çarpıştı Galip geldi Çoğunu nehre döktü İranlı kumandan Hürmüz’le müthiş çarpışmalar oldu

Hz Hâlid bin Velid’in kumandanlarından Hz Ka’ka bin Amr fevkalâde kahramanlıklar gösterdi ve kalın zincirlerle yapılmış istihkâmları kırdı İran ordusuna karşı muzaffer oldular

Hz Hâlid bin Velid, Kesker’de, İran’ın büyük bir ordusunu âni gece baskınıyla hezimete uğrattı İran kumandanı, kederinden öldü Hz Hâlid bin Velid, Elis’te de İranlılarla yapılan savaşta, gösterdiği kahramanlıklarla askerini coşturdu Bu savaşta da gâlip geldi

İslâma dâvet ediyorum

Hâlid bin Velid, Hîre üzerine yürüdü Kaleyi kuşattı Görüşmek üzere bir kimse istedi Hîreliler dediler ki:

- Öldürmezseniz göndeririz!

Hz Hâlid bin Velid öldürmeyeceklerini söyleyince, Abdülmesih bin Hayyam ile Hîre vâlisi, Hz Hâlid’in huzuruna geldiler Hz Hâlid onlara dedi ki:

- Sizi Allaha ve İslâma dâvet ediyorum Eğer Müslüman olursanız, Müslümanlara âit olan haklara sâhip olursunuz ve Müslümanın yapacağı vazifeleri de yaparsınız Bunu kabul etmezseniz, cizye verirsiniz Bunu da kabul etmezseniz, sizin yaşamaya karşı olan hırsınızdan daha fazla şehîd olmaya karşı istekli olan bir orduyla geldim

Bunları söylerken Abdülmesih’in elinde bir şişe görerek, şişedekinin ne olduğunu sordu Abdülmesih söyle cevap verdi:

- Yâ Hâlid! Bu zehirdir Eğer sen, bizim arzûlarımıza uygun bir anlaşma yaparsan ne âlâ Milletimin arzûlarına uygun olmayan bir anlaşma ile gitmektense, bu zehiri içerek hayatıma son vereceğim

Hâlid bin Velid, zehiri Abdülmesih’in elinden aldı ve “Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihi sey’ün fil’erdi velâ fissemâi ve hüves-semî’ul-alîm" diyerek sonuna kadar içti

Cizye vermeye hazırız!

Abdülmesih ve Hîre vâlisi, Hâlid bin Velid’i hemen ölecek diye boş yere beklediler Sonra Abdülmesih ve vâli anlaşma şartlarını görüşmek üzere kaleye girdiler Halk onları merakla bekliyordu Abdülmesih onlara dedi ki:

- Ben, kendilerine zehir tesir etmeyen bir kavmin yanından geliyorum

Sonra kavmiyle istişâre edip, tekrar Hz Hâlid bin Velid’in yanına gelerek dedi ki:

- Biz, sizinle harp edemeyiz, fakat dîninize de giremeyiz! Size cizye vermeye hazırız!

Bundan sonra, 90 bin dinar üzerinden sulh anlaşması yaptılar

Hz Hâlid bin Velid buraları emniyet altına aldıktan sonra, Anbar kalesini muhasara etti Sulh yoluyla şehri ele geçirdi Bundan sonra, Mehran’ın, Müslümanlarla savaşmak üzere Aynüttemr’de hazırlık yaptığını haber aldı Üzerine giderek bu kaleyi de fethetti

Hz Hâlid bin Velid, Hîrelilerle yaptığı sulhnâmeyi bitirince, İran hükümdarına ve erkânına bir mektup yazdı Bu mektup aynen söyledir:

"Bismillâhirrahmânirrahîm Hâlid bin Velid’den, Rüstem, Mihran ve Acem reislerine

Selâm, hidâyete kavuşanlara olsun! Allahü teâlâya hamdederim O’nun kulu ve Resûlü olan Muhammed aleyhisselâma salâtü selâm olsun

Yaptığınız bütün çalışmalarınızı dağıtan, topluluğunuzu parçalayan, sözlerinizde sizi ihtilâfa düşüren, gücünüzü, kuvvetinizi zayıflatan, mülk ve hâkimiyetinizi elinizden alan Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun

Fırat’a yöneldi

Bu mektubu, İran’a gönderilmek üzere Hîrelilere teslim etti

Hz Hâlid bin Velid, bundan sonra, yavaş yavaş Fırat tarafına ilerledi Burası, asker sevkiyatı için çok mühim bir mevki idi Fırat nehri kenarında, gayri müslim Araplar, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe oldu Bu büyük zaferin elde edilmesi ile Irak’ın her tarafı Müslümanların hâkimiyetine girmiş oldu

Bundan sonra, Halîfe Hz Ebû Bekir, Hâlid bin Velid’e, Şam tarafına hareket etmesini emretti Bunun üzerine Hâlid bin Velid hazretleri, derhal yola çıktı Birçok yerleri ele geçirerek Busra’ya ulaştı Busralılar, Müslüman ordusu karşısında aman dilediklerinden, onlarla cizye ve haraç vermek şartıyla sulh yapıldı Böylece Busralılar can ve mallarını teminat altına aldılar

Bu İslâm ordusu, Ecnadeyn’de yapılan savaşta da galip geldikten sonra, Şam civarına geldiler Şehir üç taraftan kuşatıldı Üç ay süren kuşatmadan netice alınamadı Şehirde bir gün, patriklerden birinin bir oğlu dünyaya geldi Halk her şeyi unutup, bayram yapmaya başladılar

Hâlid bin Velid geceleri uyumayıp vaziyeti araştırırdı Askerî dehâsı ve halkın bu zaafından istifâde edip, ordusuna hücum emri verdi ve ordu şehre girdi Fahl mevkiinde Rumlarla yapılan savaşta, Rum orduları perişan edilerek zafer kazanıldı

Şam’da yapılan ikinci karşılaşmada, Rumların bütün orduları yok edilinceye kadar savaş devam etti Arka arkaya yenilen Rumlar, Anadolu’da papazlar vasıtasıyla köy köy dolaşarak asker topladılar Büyük bir Haçlı seferi düzenlediler 240 bin Rum askeri Yermük’te toplandı Buna karşılık, 46 bin kişilik Müslüman ordusu vardı

Yermük zaferi

Müslüman kumandanlar, Hâlid bin Velid’i başkumandan seçtiler Hâlid, ordusunu biner kişilik bölüklere ayırdı Her bölüğe kumandanlar tâyin etti Askerin mâneviyatını kuvvetlendiren konuşmalar yaptıktan sonra, hücum emrini verdi Bu savaş, tarihte eşine ender rastlanan kahramanlıklara sahne oldu

Rum kumandanlarından Yorgi, Hz Hâlid bin Velid’e gelip Müslüman oldu O da kâfirlere karşı çarpışmaya başladı ve şehîd oldu Harbin şiddetinden öğle ve ikindi namazlarını îmâ ile kıldılar Bu harpte İslâm kadınları bile fevkalâde cenk ettiler

Allahın kılıcı Hz Hâlid, bütün gücü ile Haçlı ordusunun merkezine yüklendi Merkezdeki kuvvetlerini dağıtınca, Rum ordusu kaçmaya başladı Bu savaşta kan gövdeyi götürdü 100 binden ziyade Haçlı askeri öldürüldü Buna karşılık 3000 Müslüman şehîd oldu

Hâlid bin Velid, 642 yılında Humus’ta hastalandı Yanında silah arkadaşları vardı Vefât edeceği sırada kılıcını istedi Kabzasını tutarak şefkatle okşadı Sonra buyurdu ki:

“- Nice kılıçlar elimde parçalandı İşte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir

Garip olarak şehîd oldular

Resûlullahın hiçbir Eshâbı, rahat yatağında ölmedi Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde Dîn-i İslâmı yayarken garip olarak şehîd oldu

Ah Hâlid! Şehîd olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi Şehîdlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın

Ömrü, Dîn-i İslâmı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehîd olarak beklerdim

Hz Hâlid bundan sonra Yermük savaşını hatırlayarak buyurdu ki:

“- Ah Yermük günü! İnsan kanlarının vâdide sel gibi aktığı Yermük! Şiddetli bir kırağının olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum O gece Muhâcirlerden kurulu akıncı birliğimle baskın yapmak için sabahı zor etmiştik

Ah Yermük harbi! Üç bin yiğitle, yüzbin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun!

Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâd etmekle korunabilir Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük savaştır Bundan sonra, daha nice savaşlar birbirini takip edecektir Sakin gaflete düşmeyin!

Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim

Beni ayağa kaldırın!

Hz Hâlid biraz sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın!” deyince, ayağa kaldırdılar

“Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı

Bundan sonra, “Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım Öldüğüm zaman, atımı, savaşta tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz! Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim

Mezarımı, bu kılıcımla kazınız! Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır” dedi ve yatağına düşüp Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #7
Profil Bilgileri
Standart Evi ilk vakıf olan sahâbî: ERKAM BİN EBİ'L ERKAM



Erkam'ın ataları, Mekke'nin sayılı zengin ve reisleri idiler Bu sebeple, eskiden beri saygı ve i'tibâr görürlerdi Kâ'be-i muâzzamanın batı taraflarında, yüksek bir evleri vardı Beytullahı ziyâret edenler mutlaka, onların evi önünden geçmeye mecburdular Safâ tepesinde bulunduğu için, uzaktan bile Kâ'be'yi görmek mümkündü

Evim evinizdir

Hz Erkam Müslüman olduktan sonra, sevgili Peygamberimizi evlerine da'vet etti Peygamber efendimiz de münâsip bir zamanda, Hz Ebû Bekir'le birlikte şeref verdiler Evin geniş ve ferah salonlarında, topluca namaz kıldılar Huzûr içinde sohbet ettiler, uzun uzun konuştular Bir ara Hz Erkam dedi ki:

- Yâ Resûlallah, evim, evinizdir Emrinizdedir Nasıl, ne zaman ve ne kadar arzû ederseniz, kullanabilirsiniz

O sırada ilk Müslümanlar gerçekten, büyük baskı ve tehdit altındaydılar En yakın akrabâları bile onlara, eziyet ediyorlardı Abdestlerini gizli alıyor, namazlarını gizli kılıyorlardı Çünkü müşrîkler, puta tapanlar; büyük bir kin ve nefretle doluydular Hz Erkam'ın teklifi bu yüzden, sevgili Peygamberimizi çok ferahlattı

Hz Erkam'ın tertemiz evi, Müslümanlar için gerçek bir kurtuluş kalesi oldu Bir dâr-ül İslâm ya'nî İslâm yuvası hâline geldi Peygamber efendimiz, sayıları 10-15'i geçmeyen mü'minler ile birlikte oraya yerleştiler Rahatça ibâdet etmeye, İslâm için çalışmaya devam ettiler

İki Cihân Güneşi ve sevgili arkadaşları üç yıl kadar, bu ilk İslâm Kalesinde bulundular Birçok âyet-i kerîme, orada nâzil oldu Birçok meşhur kimse, orada hidâyete erdiler, Müslüman oldular Sayıları kırka yaklaştığı bir gün, Hz Ebû Bekir sordu:

- Yâ Resûlallah! İnsanları açıkça İslâma da'vet zamanı, daha gelmedi mi?

Peygamber efendimiz de buyurdu ki::

- Henüz, sayımız azdır

Fakat Hz Ebû Bekir ısrar etti Bunun üzerine hep beraber, Kâ'be civârına çıktılar Hz Ebû Bekir ayağa kalkıp, orada bulunanlara konuşmaya başladı:

- Ey Kureyşliler! Allahü teâlâ birdir Muhammed aleyhisselâm, O'nun Resûlüdür Gelin, birlikte İslâma dönelim Felâha, kurtuluşa erelim

Utbe'yi sağ bırakmayız

Sevgili Peygamberimiz de onu dinliyorlardı Hz Ebû Bekir, daha sözünü bitirmeden, müşrikler hücûm ettiler Hem Hz Ebû Bekir'e, hem de ötekilere saldırıyorlardı Hâinliğiyle tanınmış Rebîa'nın oğlu Utbe yamalı ayakkabısıyla, yüzüne gözüne vuruyordu Her tarafı şişen Hz Ebû Bekir sonunda düştü, bayıldı

Gürültüyü işiten Teymoğulları kabîlesi, koşarak geldiler Saldırganları dağıtıp, akrabâlarını kurtardılar Çünkü Hz Ebû Bekir, aynı kabîleden idi O zamanlar kabîle mensupları, Müslüman olsun, müşrik olsun, birbirlerini koruyorlardı

Hz Ebû Bekir'i, bir çarşaf içinde evine götürürlerken dediler ki:

- Eğer akrabâmız ölürse; and olsun ki biz de, Utbe'yi sağ bırakmayız!

Hz Ebû Bekir'i müşriklerin elinden alıp evine götüren Teymoğulları ve anacığı, Akşama kadar yatağı ucunda beklediler Nihayet hava kararırken Hz Ebû Bekir gözlerini açtı İlk sözü:

- Allahü teâlânın Resûlü nasıllar ,oldu

Kabîle büyükleri çıkıştılar:

- Sen bu hâle, O'nun yüzünden düştün! Kendine bakmıyor da, hâlâ O'nu mu soruyorsun?

Anası Ümm-ül Hayr, başında gürültü yapanları kovaladı Bütün gayretiyle, sevgili oğluna bir şeyler yedirmeye çalışıyordu O ise, hep soruyordu:

- Resûlullah efendimiz nasıldır?

Onun, ısrarlı soruları karşısında anası dedi ki:

- Yemîn ederim ki, benim hiç haberim yok!

- Öyleyse sorup, öğreniver!

Müjde oğlum!

Annesi yalvaran oğlunun hatırı için, evden çıktı Epeyce sonra geldi Yüzü gülüyordu:

- Müjde oğlum! Merak ettiğin zât, Erkam'ın evinde bulunuyorlarmış

Hz Ebû Bekir'in gözleri parladı Sanki dünyalar onun olmuştu Anacığı ise, elinde yiyecek bir şeyler uzatıyordu

- Yine de gidip O'nu kendim görmedikçe, ahdim olsun, boğazımdan ne su, ne yemek geçmiyecektir, deyince, kadıncağız şaşırdı

Ortalık kararıp, herkes evlerine kapanıncaya kadar beklediler Sonra, Hz Ebû Bekir'in koltuklarına girip, sokağa çıktılar Doğruca Hz Erkam'ın evine yollandılar Peygamber efendimizi sağ-sâlim görünce; sarılıp öpmeye, koklamaya başladı Dâr-ül Erkam'da bulunan Müslümanlar da, onu öpüyorlardı Bu göz yaşartıcı sahne, uzun zaman devam etti

Annem de hidâyete erse

Peygamber efendimizin şefkatli bakışlarından, kendisine çok acıdığını hisseden Hz Ebû Bekir ricâda bulundu:

- Yâ Resûlallah! Anam, babam, size fedâ olsun Lütfen, benim için üzülmeyiniz Çünkü o kâfirler, yüzüme biraz fazlaca vurdular, o kadar Fakat şu benim vefâlı anacığım, çocukları için çok merhametlidir Onun için Allaha duâ buyursanız da, hidâyete kavuşsa ve böylece de, Cehennem ateşinden kurtulmuş olsa?

Sevgili Peygamberimiz tebessüm ettiler Sonra, Allahü teâlâya duâda bulundular Ümm-ül Hayr hazretlerine, îmân ve İslâmı teklif ettiler O temiz kalbli ana, hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu Kurtuluşa erdi Böylece Hz Erkam'ın evi, bir kere daha bereketini gösterdi

Çok geçmeden Hz Hamza da, Müslümanlar arasına katılınca; sayıları 39'a yükseldi Peygamber efendimizin o bahadır amcaları ile, Müslümanların gücü çok yükseldi Çünkü onun kılıcının keskinliği, herkes tarafından iyi bilinmekteydi Bütün Mekkeliler, Hz Hamza'nın cesâret ve kahramanlığından korkarlardı

Hz Hamza Müslüman olduktan sonra bir ikindi vakti, inananlar, yine Hz Erkam'ın kutlu evinde toplanmışlardı Namaz kılınmış, sohbet ediyorlardı Kapı hızlı hızlı çalındı Gidip bakan zât, haber verdi:

- Yâ Resûlallah, Hattâb'ın oğlu Ömer gelmiş Kılıcı da elinde bulunuyor

Bunun üzerine ba'zıları dediler ki:

- Kapıyı açmıyalım!

Ba'zıları da, aksini söylediler

İşte o zaman yiğit Hz Hamza, sevgili Peygamberimize dönerek dedi ki:

- Bırakınız, yâ Resûlallah! Şâyet hayır için geldiyse, hayır görür Şer, kötülük için geldiyse, kendi kılıcıyla kellesini uçururum

Hâlâ vazgeçmiyecek misin?

Kapı açıldı Ve bütün heybetiyle Hattâb'ın oğlu içeri girdi İki Cihân Sultânı ayağa kalktılar Önlerine gelince, onu omuzlarından tutup sarstılar:

- Ey Ömer! Hâlâ vazgeçmiyecek misin?

Hattâb'ın oğlu, tâ iliklerine kadar sarsıldı Ve olanca gücüyle dedi ki:

- Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!

O anda, Müslümanlık şerefine erişti Hz Ömer oldu Bütün Eshâb-ı kirâm, yüksek sesle:

- Allahü ekber! Allahü ekber! Vallahü ekber! Tekbîrleriyle yeri, göğü inletmeye başladılar O kadar ki, Mekke'nin en uzak yerindekiler bile işittiler Çünkü Müslümanların sayısı, 40'a yükselmişti Bunu öğrenen Hz Ömer:

- Ey Allahın Resûlü! Müsâade buyurunuz da, gidip hep birlikte, Beytullahın içinde namaz kılalım, teklifinde bulundu Peygamber Efendimiz kabûl ettiler

İşte o gün, Hz Erkam'ın sırlarla dolu güzel evi Dâr-ül Erkam; vazîfesini tamamlamış oldu Çünkü o günden sonra Müslümanlar, ibâdetlerini artık açıkça ve her yerde yapmaya başladılar

Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz, Medîne'ye Hicret ettikleri zaman; Hz Erkam da fazla gecikmedi Herkes gibi o da; Mekke'deki güzel evlerini, topraklarını, akrabâlarını terketti

Peygamber Efendimiz Medîne'de onu, Hz Zeyd bin Sehl ile din kardeşi yaptılar Huzur içinde yaşıyabilmesi için, Beni Züreyk mahallinde bir miktar arazi verdirdiler

Ne tarafa gidiyorsun?

Hz Erkam fevkalâde dindar, ahlâklı ve cömert bir Müslümandı Bilhassa, namaza çok önem veriyordu Bir gün yol kıyâfetiyle Peygamber efendimizin huzûrlarına girip, selâm verdi Sevgili Peygamberimiz selâmını aldıktan sonra sordular:

- Ne tarafa gidiyorsun?

O da eliyle, Beyt-i Makdîs'i, Kûdüs taraflarını işâret etti Peygamber Efendimiz tekrar sordular:

- O tarafa seni sevkeden nedir, ticâret mi?

- Hayır ey Allahın Resûlü Maksadım, ticâret değildir Sâdece Beyt-i Makdîs'te namaz kılmak istiyorum

Sevgili Peygamberimiz, Mekke taraflarını işâret ederek buyurdu ki:

- Mescîd-i Harâm'da kılınan bir namaz; oradan başka mescîdlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır

Medîne'de parlayan İslâm Güneşi, ışıklarını; önce yakınlara, sonra uzaklara yaymaya başladı Allah rızâsı için, Allahın dîni olan İslâmı yaymak için, savaşlar yapıldı

Önce büyük Bedir, sonra ibretli Uhud, daha sonra Hendek ve öteki gazâlar kazanıldı Nihâyet İslâmın doğduğu mübârek belde olan Mekke, müşrikliğin merkezi durumundan kurtarıldı ve fethedildi Oradan da, dünyanın dört bir yanına dağıldılar

Hz Erkam'ın nûrlu evinde, Dâr-ül İslâmda yetişen, 40 büyük" sahâbî bugün yeryüzünde yaşayan 400 milyon Müslümanın yıldızları, önderleri, ataları oldular

Tam bir sığınak oldu

Hz Erkam'ın evi, İslâm târihinde çok önemli bir rol oynamıştır İlk Müslümanlar, kendilerine yapılan eziyet ve işkencelerden kurtulmak için, bu eve sığınmışlardı

Hz Ömer'in katılmasıyla 40 kişi oluncaya kadar, Dâr-ül Erkam onlara, tam bir sığınak oldu Ayrıca birçok âyet-i kerîme de, burada nâzil oldu

Hz Erkam'ın evi Dâr-ül İslâm olarak; uzun müddet önemini korudu Çocuklarına vakfettiği için, onlar da satmadılar Fakat Halîfe Mansûr zamanında, devletin eline geçti Yıkılmaktan kurtarmak için, ta'mir edildi O zaman da evin aslı kayboldu

Bu mübârek eve fazla kıymet vermemiz; şüphesiz, onun taşına toprağına değildir! İslâmiyet zâten böyle bir şeye, izin vermez Saygımız sâdece, orada toplanan ve İslâm ve îmânları için her fedâkârlığı göze alan ilk Müslümanların hâtırâları sebebiyledir

Erkam'ın babası; Ebî'l Erkam, anası; Ümeyme, kabîlesi; Mahzûmoğulları, künyesi; Ebû Abdullah'tır İslâmiyeti ilk kabûl edenlerin 7 veya 11'sidir Ailesi, Mekke'nin sayılı asîllerinden idi Bu sebeple Müslüman olmadan önce de, çok saygı görürlerdi

Mazlûmun hakkını arayanlar

Hz Erkam aynı zamanda; Mekke'de, Mekkelilerden ve onlar dışında Mekke'ye girecek olan sâir insanlardan zulme ve haksızlığa uğramış kimse bırakmamak; mazlûmun hakkı geri alınıncaya kadar, zâlime karşı, mazlûmla birlikte hareket etmek üzere ahidleşen; denizlerin, bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hirâ ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, bu ahid ve sözlerine bağlı kalacaklarına yemin eden Hılfül fudûl eshâbından idi

Hz Erkam, Bedir, Uhud ve diğer gazâlara katıldı Hepsinde büyük yararlıklar gösterdi Allahü teâlânın Resûlü zaman zaman onu, zekât toplamakla vazifelendirdiler Her zaman olduğu gibi bu vazifeyi de, severek ve başarıyla yaptı

Geçimini, ziraat ve ticâretle temin ederdi Kimseye muhtaç olmadan yaşadı Dürüstlük ve dindarlık; ahlâkının temel taşlarıydı İki oğlu vardı: Abdullah ve Osman Kızları: Meryem, Safiyye ve Ümeyye adlarını taşıyordu

Hicretin 53 yılında, 83 yaşlarında, Medîne'de vefât eyledi Namazını, vasiyeti üzerine aynı günlerde Müslüman oldukları; Hz Sa'd bin Ebî Vakkâs kıldırdı Bakî' kabristanına defnolundu

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #8
Profil Bilgileri
Standart Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî: SELMÂN-I FÂRİSİ



Eshâb-ı kirâmdan olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, İslâmiyeti bulmasını ve ebedî saâdete kavuşmasını şöyle anlatmıştır:

Ben İran'ın, İsfehan şehrinin Cey köyündenim Babam köyün en zengini olup, arazimiz ve malımız çoktu Babamın tek çocuğu idim Beni herkesten çok severdi Bunun için benim üzerime titrerdi Evden çıkmama izin vermezdi

Sâhibi sen olacaksın

Babam Mecûsî (ateşperest) olduğu için, Mecûsîliği de bana, evde, tam olarak öğretti Evde devamlı bir ateş yanar, biz ona tapar, secde ederdik Babamın malı ve mülkü çok olduğu için, beni bir ara dışarıya çıkardı ve dedi ki:

- Yavrum, ben öldüğüm zaman, bu malların sâhibi sen olacaksın Onun için, git, mallarını ve arazilerini tanı!

Bir gün tarlalara bakmaya gittiğimde, bir Hıristiyan kilisesine rastladım Onların seslerini işittim Gidip baktım ki, içerde ibâdet ediyorlar Ben, daha önce öyle bir şey görmediğim için, çok hayret ettim Zîrâ bizlerin ibâdeti bir miktar ateş yakıp, ona secde etmekti

Fakat onlar, görünmeyen bir Allaha ibâdet ediyorlardı Kendi kendime, “Vallahi bunların dîni haktır ve bizimkisi bâtıldır” dedim Onun için akşama kadar onları seyrettim Tarlalarımıza da gitmedim, akşam oldu Kilisedekilere dedim ki:

- Bu dînin aslı, merkezi nerededir?

- Bu dînin aslı, merkezi şam'dadır

- Peki, ben de Şam'a gitsem, beni de bu dîne kabûl ederler mi?

- Evet kabûl ederler

- Sizlerden yakında Şam'a gidecek kimseler var mıdır?

- Bir müddet sonra bir kervanımız Şam'a gidecektir

(İsfehan'daki bu Hyristiyanlar, İsfehan'a Şam'dan gelmişlerdi ve sayıları da az idi)

Allaha îmân ediyorlar

Ben bunlarla meşgul olurken, vakit geç oldu Babam benim dönmediğimi görünce, beni aramak için adam göndermiş Beni aramışlar, bulamamışlar ve bulamadıklarını babama söylemişler Tam bu sırada, ben de eve döndüm Babam dedi ki:

- Bu zamana kadar nerede kaldın? Seni aramadığımız yer kalmadı

- Babacığım, ben bugün tarlaları dolaşmak için yola çıktım, fakat yolda karşıma bir Nasrânî kilisesi çıktı Ben de içeri girdim Baktım ki; görmedikleri ve herşeye hâkim ve kâdir olan bir Allaha îmân ediyorlar Onların ibâdetlerine şaştım kaldım Akşama kadar onları seyrettim Anladım ki, onların dîni haktır

- Yavrum, yanlış düşünüyorsun Senin babalarının ve dedelerinin dîni, onların dîninden daha doğrudur Onların dîni bozuktur Sakın onlara aldanma, inanma!

- Hayır babacığım, onların dîni bizimkinden daha hayırlıdır ve onların dîni haktır Bizimki (ateşperestlik) ise bâtıldır

Babam bu sözüme çok kızdı ve beni el ve ayaklarımdan başlayıp eve hapsetti

Babam beni, “Nasrânîlik haktır” dediğim için, elimi, ayağımı bağlamış ve eve hapsetmişti Ben daha önce kilisedeki Hıristiyan rahiplere; bu dînin aslının nerede olduğunu sormuştum Onlar da şam'da olduğunu söylemişlerdi Ben evde hapis iken, devamlı şam'a gidecek olan kervanı beklerdim

Şam'a gittim

Nihâyet Hıristiyan rahipler, şam'a gidecek kervanı hazırlamışlardı Bunu haber alınca, iplerimi çözüp kaçtım ve kervanın bulunduğu yere gittim Kervandakilere, buralarda duramayacağımı söyleyerek, o kervanla şam'a gittim

Şam'da Hıristiyan dîninin en büyük âlimini sordum Bana bir âlimi ta'rif ettiler Onun yanına giderek, durumu anlattım Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip, ondan, bana Nasrânîliği öğretmesini, Allahü teâlâyı tanıtmasını rica ettim O da kabûl etti

Fakat sonradan, onun kötü kimse olduğunu anladım Çünkü Hıristiyanların fakirlere vermesi için getirdikleri altın ve gümüş sadakaları, kendine alır, fakirlere vermezdi Böylece şahsına yedi küp altın ve gümüş biriktirmişti Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi

Bir müddet sonra o âlim vefât etti Nasrânîler onu defnetmek için toplandılar Onlara dedim ki:

- Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete lâyık bir insan değildir

- Sen bunu nereden çıkarıyorsun?

Ben de biriktirdiği altınların yerini bildiğim için, onlara gösterdim

Nasrânîler yedi küp altını ve gümüşü çıkardılar ve “Bu, defin ve techîze lâyık bir kimse değildir” dediler ve bir yere atıp üzerini taşla kapattılar

Sizi çok sevdim

Sonra onun yerine başka bir âlim geçti Çok âlim, zâhid bir kimse idi Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi Gece-gündüz hep ibâdet ederdi Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım Onun ve kilisenin hizmetini yapar ve onunla ibâdet ederdim Vefât zamany geldi ve ona sordum:

- Ey benim efendim, uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim Çünkü siz, dînin emirlerine itâat ediyorsunuz ve men ettiklerinden kaçıyorsunuz Siz vefât ettiğiniz zaman, ben ne yapayım? Bana ne tavsiye edersiniz?

- Oğlum, Şam'da insanları ıslâh edecek bir kimse yoktur Kime gitsen seni ifsâd ederler Fakat Musul'da bir zât vardır Ona gitmeni tavsiye ederim

Ben de “Peki efendim” dedim ve o zât vefât edince, Şam'dan Musul'a gittim Onun ta'rif ettiği zâtı bulup, başımdan geçenleri anlattım Beni hizmetine kabûl etti

O da diğer zât gibi çok kıymetli, zâhid, âbid bir kimse idi Onun vefât zamanı, aynı soruları ona da sordum O da bana Nusaybin'de bir zâtı tavsiye etti

Musul'da hizmet ettiğim zât da vefât ettikten sonra derhal Nusaybin'e gittim Bahsedilen kimseyi bulup, yanında kalmak istediğimi söyledim İsteğimi kabûl etti ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum Bu zâta da vefât etmek üzere iken, beni başka birine göndermesini söyledim Bu sefer bana Amuriye'deki bir Rum şehrinde bulunan başka bir kimseyi ta'rif etti

Gelmesi yakındır

Vefâtından sonra da oraya gittim Ta'rif edilen bu son şahsı da bulup, hizmetine girdim Uzun bir zaman da onun yanında kaldım Artık onun da vefâtı yaklaşmıştı Ona da beni birine havâle etmesini ricâ edince, dedi ki:

- Vallahi şimdi böyle bir kimse bilmiyorum Fakat âhir zaman Peygamberinin gelmesi yaklaştı O, Araplar arasından çıkacak, vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok bir şehre yerleşecek Alâmetleri şunlardır: Hediyeyi kabûl eder, sadakayı kabûl etmez, iki omuzu arasında nübüvvet mührü vardır

Böylece alâmetlerini saydı Yanında bulunduğum bu zât da vefât edince, onun tavsiyesi üzerine, Arap diyârına gitmeye hazırlandım Amuriye'de çalışıp, birkaç öküz ile bir miktar koyun sâhibi olmuştum Benî Kelb kabîlesinden bir kâfile Arap beldesine gitmek üzere idi Onlara dedim ki:

- Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun, beni Arap vilâyetine götürün Kabûl edip beni kâfilelerine aldılar Vâdiyül Kurâ denilen yere gelince, bana ihânet edip, “Köledir” diyerek beni bir Yahûdîye sattılar

Yahûdînin bulunduğu yerde hurma bahçeleri gördüm “Âhir zaman Peygamberinin hicret edeceği yer, herhalde burasıdır” diye düşündüm Fakat kalbim oraya ısınmadı Bir müddet Yahûdînin hizmetinde kaldım

Sonra beni köle olarak amcasının oğluna sattı O da alıp Medîne'ye getirdi Medîne'ye varınca, sanki bu beldeyi önceden görmüş gibiydim Hemen ısındım Artık günlerim Medîne'de geçiyor, beni satın alan Yahûdînin bağında, bahçesinde çalışıp, ona hizmetçilik yapıyordum Bir taraftan da asıl maksadıma kavuşma arzusuyla bekliyordum

Peygamber olduğunu söylüyor

Bir gün beni satın alan Yahûdînin bahçesinde, bir hurma ağacı üzerinde çalışıyordum Sâhibim, yanında biri ile bir ağaç altında oturup konuşmakta idi Bir ara o kimse dedi ki:

- Mekke'den bir kimse geldi Peygamber olduğunu söylüyor

Ben bu sözleri işitince, kendimden geçip az kalsın ağaçtan yere düşüyordum Hemen aşağı inip, o şahsa dedim ki:

- Ne diyorsun?

Sâhibim bana bir tokat vurdu ve dedi ki:

- Senin nene lâzım ki soruyorsun, sen işine bak!

Âhir zaman Peygamberinin geldiğini işittiğim gün, akşam olunca, bir miktar hurma alıp, hemen Kubâ'ya vardım Resûlullahın yanına girip dedim ki:

- Sen sâlih bir kimsesin, yanında fakirler vardır Bu hurmaları sadaka getirdim

Resûlullah, yanında bulunan Eshâba buyurdu ki

- Geliniz, hurma yiyiniz!

Onlar da yediler Kendisi aslâ yemedi Kendi kendime, “İşte, birinci alâmet budur Sadaka kabûl etmiyor” dedim

Bu hurmalar hediyedir

Eve döndüm Bir miktar hurma daha aldım ve Resûlullaha getirip dedim ki:

- Bu hurmalar hediyedir

Bu defa yanındaki Eshâbı ile birlikte yediler Kendi kendime, “İşte, ikinci âlamet budur” dedim

Götürdüğüm hurma yirmibeş tane kadar idi Hâlbuki yenen hurma çekirdekleri bin kadardı Resûlullahın mu'cizesiyle hurma artmıştı Kendi kendime, “Bir âlameti daha gördüm” dedim

Resûlullahın yanına ikinci defa varışımda, bir cenâze defnediyorlardı Nübüvvet mührünü görmeyi arzu ettiğim için yanına yaklaştım Benim murâdımı anlayıp, gömleğini kaldırdı Mübârek sırtı açılınca, Nübüvvet mührünü görür görmez, varıp öptüm ve ağladım O anda Kelime-i Şehâdeti söyleyerek Müslüman oldum

Sonra da Resûlullah efendimize, uzun yıllardan beri başımdan geçen hâdiseleri bir bir anlattım Hâlime taaccüb edip, bunu Eshâb-ı kirâma da anlatmamı emir buyurdu Eshâb-ı kirâm toplandı, ben de başımdan geçenleri bir bir anlattım

Selmân-ı Fârisî hazretleri îmân ettiği zaman, Arap lisanını bilmediği için tercüman istemişti Gelen Yahûdî tercüman, Selmân-ı Fârisî'nin Peygamberimizi methetmesini aksi şekilde söylüyordu O esnâda Cebrâil aleyhisselâm gelip, Selmân'ın sözlerini doğru olarak Resûlullaha bildirdi

Durumu Yahûdî de anlayınca, Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu

Selmân-ı Fârisî hazretleri, Müslüman olduktan sonra, köleliği bir müddet daha devam etti Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Yâ Selmân! Kendini kölelikten kurtar!

Bunun üzerine, sâhibine gidip, azâd olmak istediğini söyledi


Kardeşinize yardım ediniz!

Yahûdî, hurma verecek duruma gelmiş üçyüz fidan getirmesi ve kırk ukiye altın (o zamanki ölçüye göre belli bir miktar altın) vermesi şartıyla kabûl etti

Bunu Resûlullaha haber verdi Resûlullah Eshâbına buyurdu ki:

- Kardeşinize yardım ediniz!

Onun için üçyüz hurma fidanı topladılar Resûlullah efendimiz, “Bunların çukurlarını hazır edip, tamam olunca bana haber veriniz” buyurdu Çukurları hazırlayıp haber verince, Resûlullah efendimiz teşrif edip, kendi eliyle o fidanları dikti Bir tanesini de Hz Ömer dikmişti Hz Ömer'in diktii hariç, hepsi, Allahü teâlânın izni ile, o sene hurma verdi O bir taneyi de söküp, kendi mübârek eli ile yeniden dikti ve diktiği anda hurma verdi

Selmân-ı Fârisî anlatır: “Bir gün bir zât beni arıyor ve, “Efendisi ile hürriyetine kavuşmak için belli miktarda anlaşan köle Selmân-ı Fârisî nerededir?” diye soruyordu

Beni buldu ve elindeki yumurta büyüklüğündeki altını bana verdi Ben de Peygamber efendimize gittim ve durumu arzettim

Borcunu öde!

Resûlullah efendimiz bana, “Bu altını al, borcunu öde!” buyurdu Bunun üzerine ben, “Yâ Resûlallah, bu altın Yahûdînin istediği ağırlıkta değil” diye arzettim Resûlullah efendimiz, o altını alıp, mübârek dilinin üzerine sürdü ve sonra buyurdu ki:

- Al bunu! Allahü teâlânın izniyle bu senin borcunu edâ eder

Daha sonra, Allah hakkı için o altını tarttım, tam istenilen miktarda geldi Götürüp onu da sâhibime verdim Böylece kölelikten kurtuldum” Bundan sonra azâd olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, Ehl-i soffa arasına katıldı

Uzak diyarlardan geldiği için, Eshâb-ı kirâmdan biriyle kardeşlik kurması emir buyurulunca, Hz Ebüdderdâ ile kardeş oldu Hendek savaşından itibaren bütün gazâlara katıldı Bedir ve Uhud savaşından sonra, Medîne üzerine üçüncü defa yürüyen müşriklere karşı, nasıl bir savunma yapılması gerektiği istişâre ediliyordu

Bütün müşriklerin birleşerek hücum ettiği bu savaşta, Selmân-ı Fârisî hazretleri, Resûlullaha hendek kazmak suretiyle savunma yapmayı söyledi Onun bu teklifi kabûl edilip, hendek kazıldı Bu sebeple bu savaşa, Hendek savaşı denildi

Selmân-ı Fârisî, içlerinde Amr bin Avf, Huzeyfe bin Yemân, Nu'mân bin Mukarrin ile Ensârdan altı kişinin bulunduğu bir grupla beraber bulunuyordu Kendisi güçlü ve kuvvetli bir zât idi Hendek kazma işinde gayet mâhir ve becerikli idi Yalnız başına on kişinin kazdığı yeri kazardı Câbir bin Abdullah hazretleri buyurmuştur ki:

- Selmân'ın kendisine ayrılan beş arşın uzunluğunda, beş arşın derinliğinde yeri, vaktinde kazıp bitirdiğini gördüm

Hendek savaşındaki gayret ve hizmetinden dolayı Selmân-ı Fârisî'ye Peygamberimiz “Selmân-ül hayr (hayırlı Selmân)” buyurdu

Bizden fazla kalırdı

Selmân-y Fârisî hazretleri hanımı ile de gâyet zâhidâne bir hayat sürdüler Eshâb-ı Soffa içerisinde Resûl aleyhisselâmın önünde, İslâm ilimlerini öğreniyordu

Selmân hazretleri senelerce fakirlik ve kölelik içerisinde çektiği sıkıntıları, vahiy pınarının berrak sularından, kana kana içip gideriyordu Ehl-i Soffa içerisinde Resûl aleyhisselâma en yakın olan Selmân-ı Fârisî hazretleri idi Hz Âişe buyuruyor ki:

- Selmân-ı Fârisî geceleri uzun zaman Resûl aleyhisselâm ile beraber kalır ve sohbetinde bulunurdu Neredeyse Resûlullahın yanında bizden fazla kalırdı

Hz Ebû Bekir devrinde Medîne'den ve Hz Ebû Bekir'in sohbetinden bir an ayrılmayan Hz Selmân, Hz Ömer zamanında İran fethine katılmıştır İslâm ordusunun büyük zaferlere kavuştuğu bu seferlerde, Selmân-ı Fârisî'nin çok büyük hizmetleri olmuştur İranlılar hakkında büyük malûmat sâhibi idi Çünkü kendisi İranlıydı

İranlıları dîne da'vet etti

İranlıları kendi lisanlarıyla dîne da'vet ediyor, onlara İslâmiyeti anlatıyordu İranlılar, savaşlarında fil kullanıyorlardı Müslümanlar o zamana kadar fil görmedikleri için çok şaşırdılar Hz Selmân fillerle nasıl çarpışılacağını ve nasıl öldürüleceğini İslâm askerlerine gösterdi

İran'ın Medâyin şehri alınınca, Hz Ömer, onu şehre vâli tayin etti İlmi, basireti, vazifesindeki adâleti ve nezâketi ile Medâyin halkı tarafından çok sevilip sayıldı Böylece İslâmiyet orada süratle yayıldı

Selmân-ı Fârisî hazretleri, Hz Ömer zamanında Medâyin vâlisi iken, maaşını aldığında, ondan hiçbir şey harcamaz, hepsini fakirlere dağıtırdı Kendi el emeği ile geçinirdi Topraktan tabak çanak yapar, üç dirheme satardı Onun bir dirhemi ile bir daha tabak yapmak için malzeme alır, bir dirhemini sadaka verir, bir dirhemiyle de evinin ihtiyacı olan şeyleri alırdı

Medâyin'de vâli iken, Şam'dan bir kimse geldi Yanında bir çuval incir vardı Selmân-ı Fârisî'yi tek bir hırka ile görünce, işçi zannetti ve dedi ki:

- Gel şunu taşı!

Hz Selmân çuvalı yüklendi ve yürümeye başladı Hz Selmân'ı tanıyanlar, adama dediler ki:

- Sen ne yapıyorsun, bu vâlidir Adam, Hz Selmân'a dönüp özür diledi:

- Kusûrumu bağışlayınız, sizi tanıyamadım Çuvalı sırtınızdan indirin

- Hayır, niyet ettim gideceğin yere kadar götüreceğim

Çuvalı adamın evine kadar götürdü Hz Selmân böylesine de tevâzu sâhibi idi

Kâsım bin Muhammed'i yetiştirdi

Çok sâde bir hayat yaşayan Selmân-ı Fârisî hazretleri, Hz Osman devrinde 655 senesinde hastalandı

Kendisini ziyârete gelen Eshâb-ı kirâm nasîhat isteyince, onlara hasta olduğu hâlde, devamlı nasîhatte bulunuyordu Bu hastalığı neticesinde Medâyin'de vefât etti Vefât ettiğinde ikiyüzelli yaşında bulunuyordu

Selmân-ı Fârisî hazretleri, Peygamberimizden altmış civârında hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir Bunlardan otuz kadarında Buhârî ve Müslim ittifak edip, kitaplarına almışlardır

İlim öğretmeyi çok severdi Çok âlim yetiştirmiştir Ebû Hüreyre ondan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir

Tâbiînin büyüklerinden ve o zaman Medîne'de Fukahâ-i Seb'a denilen, yedi büyük âlimden biri olan Kâsım bin Muhammed de Selmân-ı Fârisî'nin talebelerindendir Onun derslerinde ve sohbetlerinde kemâle gelmiştir

Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, gâyet az yerdi Bir sofrada kendisine çok yemesi için ısrar edilince, Peygamber aleyhisselâmın kendisine, “İnsanların âhirette çok açlık çekecek olanları, dünyada doyuncaya kadar yemek yiyenlerdir” buyurduğunu haber verdi

Kendim götüreceğim

Çok cömert olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, günlük gelirinin çoğunu dağıtırdı ve el emeği ile geçinirdi Fakirleri dâimâ doyurur, onlarla beraber yerdi Kendisi çok ihtiyar olduğu hâlde, kendi işini kendi görürdü Birşey taşırken elleri titredi Halk etrafına toplanır, “Eşyalarını biz taşıyalım” deyince, onlara, “Hayır ben kendim götüreceğim” derdi Hâlbuki emrinde çok kişi vardı

Yaşlı hâline rağmen, her zaman ilim öğrenirdi Bunun sebebini sorduklarında buyurdu ki:

- İlim çoktur, fakat ömür kısadır O hâlde önce dinde zarûrî lâzım olan ilimleri öğren! Kalb ile bedenin hâli, kör ve topal bir kimsenin hâli gibidir Kör bir ağacın altına gider, fakat onda meyve olduğunu göremez Topal, ağaçtaki meyveyi görür fakat alamaz İlâhî ni'metleri kalb bilmeli, inanmalı, beden de onunla âmil olmalı ki, âhiretteki sonsuz ni'metlere kavuşmak nasip olsun

Çok ağlamasının sebebini sorduklarında buyurdu ki:

- Üç şey beni devamlı ağlatır: Birincisi, Resûl aleyhisselâmın vefâtı Bu ayrılığa dayanamadım ve durmadan ağlıyorum İkincisi, kabirden kalktığım zaman, hâlim ne olur bilmediğim için ağlıyorum Üçüncüsü, Allahü teâlâ beni hesaba çektiği zaman, Cennetlik miyim, Cehennemlik miyim bilemiyorum O zaman hâlim ne olur bilemiyorum, onun için ağlıyorum

Selmân-ı Fârisî hazretleri birgün bir deve yükü nafaka satın aldı Bir kimse onu gördü ve sordu:

- Yâ Selmân, bu kadar nafakayı ne yapacaksın? Bunu bitirecek kadar ömrün olduğunu biliyor musun?

Selmân hazretleri buyurdu ki:

- Nefs nafakasını aldığı zaman, insan rahat olur Ondan sonra, nafaka ve başka birşey düşünmeden, Allahü teâlânın zikri ile meşgûl olabilir İnsan nafakası tamam olunca, vesveselerden emin olur

Selmân-ı Fârisî hazretleri, arkasından bir kimsenin yürüdüğünü gördüğü zaman, “Bu hâl, sizin için hayırlı, fakat benim için fenadır” buyurur, hiç kimsenin, arkasından yürümesini istemezdi

Kanâat etseydin!

Ebû Vâil diyor ki:

“Bir arkadaşımla Selmân hazretlerinin ziyâretine gittim Bize bir miktar arpa ekmeği ile biraz da tuz getirdi Arkadaşım dedi ki:

- Şu tuzun yanında biraz da sağter (kekik gibi bir ot) olsaydı

Bunun üzerine Selmân hazretleri, matarasını rehin vererek o otu aldı, geldi Yemeği bitirince arkadaşım dedi ki:

- Bize verdiği ni'mete kanâat ettiğimiz için Allahü teâlâya hamdederiz

Selmân hazretleri buyurdu ki:

- Eğer kanâat etseydin, benim matara rehin olmazdı

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #9
Profil Bilgileri
Standart



HZ SELEME İBNİ EVKA (ranh)


Seleme İbni Ekva radıyallahu anh sayılı arap okçularından Sahabe arasında secaat ve cesareti ile şöhret kazanmış bir yiğit Ok ve mızrak atışıyle, ata binişiyle usta bir süvari Yaya olarak düşmanı takip eden piyadelerin kahramanı

O, hicretin 6 senesinden önce islam'la şereflendi Çoluk çocuğunu Mekke'de bırakıp Medine'ye hicret etti Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'den aldığı nurla gönlünü yıkadı ve orada hiçbir şirk kalıntısı bırakmadı İslam'a ihlasla sarıldı Kahramanlıkda, cömertlikte, hayır işlerde yarışan bir cihad eri oldu

Seleme (ra) Medine'ye geldikten sonra bütün gazvelere katıldı İlk önce Hudeybiye gazvesine iştirak etti Bu gazvede cesaret ve secaatiyle kendini gösterdi İslam tarihinde muhim bir yeri olan Rıdvan bey'ati de bu gazvede gerçekleşti Seleme (ra), burada Efendimize iki defa bey'at etti Bu tarihi hadise şöyle oldu:

"Sevgili Peygamberimiz ve ashabı hicretin altıncı yılında Kabe'yi ziyaret maksadıyla yola çıkmıştı Kureyş buna engel oldu Rasul-i Ekrem (sa) efendimiz onlara, savaşmaya değil ziyarete geldiğini Umre yapmak istediklerini haber vermek üzere Osman İbni Affan (ra)'i gönderdi Kureyşliler Osman (ra)'a:"İstersen sen beyti tavaf et fakat hepinizin girmesine yol yok" dediler Hz Osman (ra) da: "Rasulullah (sa) tavaf etmedikçe ben tavaf edemem" dedi Bunun üzerine Osman (ra)'ı tutuklayıp göz hapsine aldılar Dönüşü gecikince ashab telaşa düştü Bu arada onun öldürüldüğü haberi yayıldı Bunun üzerine iki Cihan Güneşi efendimiz: "O kavimle çarpışmadan gitmeyiz" buyurdu Sahabeden ölünceye kadar savaşmak ve kaçmamak üzere bey'at aldı Ashab teker teker gelip bey'at ettiler Seleme (ra) kendi bey'atını şöyle anlatıyor:"Ben Rasulullah'a ağacın altında bey'at ettim Ölünceye kadar savaşmak ve kaçmamak üzere Sonra bir kenara çekildim seyrediyordum Bey'at edenler azalınca Rasul-i Ekrem (sa) bana: "Seleme! Sana ne oluyor da bey'at etmiyorsun?" dedi Ben de: Ya Rasulallah bey'at ettim, dedim "Yine bey'at et!" buyurdu Tekrar koştum bey'at ettim"

Muhtelif vesilelerle üç kere bey'at eden Seleme (ra) Rasulullah (sa) ile birlikte yedi gazveye katıldı O, piyadelerin kahramanı idi Nerde biri gözetlenecekse onu gözler, nerde biri takib edilecekse onu takib eder yakalardı Rasul-i Ekrem (sa) efendimiz Hudeybiye dönüşünde konaklarken Seleme'ye gözcülük vazifesi vermişti

O, ok ve mızrak atmakta da ustaydı Onun savaş tekniği bu günkü gerilla savaşlarındaki usûle benzerdi Düşmanı kendisine saldırdığında onun önünden çekilir, düşman geri çekildiğinde veya dinlenmek üzere durduğunda süratle ona saldırırdı O, bu usulle Zu Kared gazvesinde ve bazı seriyyelerde düşman kuvvetlerini tek başına püskürtmeyi başardı Onun secaat ve kahramanlığı Zu Kared gazvesinde daha bariz bir şekilde görüldü Şöyle ki:

"Rasul-i Ekrem (sa) efendimizin sağmal ve doğurmaları yaklaşmış yirmi devesi Gabe-Zu Kared mevkiinde otlatılıyordu Burası Gatafan kabilesinin mıntıkası idi Seleme (ra)sabahları erkenden, develerin sütlerini efendimize getirmek üzere atla buraya gelirdi Birgün Gabe dağının eteklerine vardığında Abdurrahman İbni Avf (ra)'ın kölesi onu gördü ve koşarak yanına geldi Çok heyecanlıydı Kendisi anlatıyor: Ne oldu sana? dedim O da:Rasulullah (sa)'ın çobanı Zerr şehid edildi, develeri de götürüldü! dedi Kim götürdü diye sordum Gatafanoğulları dedi Bu hadiseden cok muteessir oldum Hiç vakit kaybetmeden, derhal Medine'ye haber ulaştırdım Yardımcı kuvvet gönderilmesini istedim Kendim de tek başıma Gatafanoğullarının peşini takib ettim Süratle onlara yetiştim Hemen yayıma ok yerleştirip onlara ok yağdırmaya başladım Okları atarken de: "Ben Ekva'ın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür!" diyor onları oyalıyordum Vallahi onlara, durmadan ok atıyor ve onları öldürüyordum Bana yönelip de öldürmediğim hiçbir atlı yoktu Dağ yolu daraldıMüşrikler boğazın dar geçidindeyken ok yetişmez oldu Dağın üzerine çıktım onlara tekrar atmaya başladımBaskıncı müşrikler güneş batmadan önce Zu Kared denilen sulu bir vadiye saptılar Çok susamışlardı Su içmek istediler Onları orada da tedirgin edip uzaklaştırdım Bu arada Rasulullah (sa)sahabileriyle yetişti Onlarla birlikte peşlerini takibe başladımYaya olarak tek başıma baskıncılara o kadar yaklaşmıştım ki; ashab ordusunu arkamda göremiyordum Sabahdan akşama kadar kaçmaktan yorulan müşrikler beni arkalarında görünce çok şaşırdılar Nihayet develeri bırakarak kaçmak zorunda kaldılar" İşte o gün Rasul-i Ekrem (sa) efendimiz ashabına: "Süvarilerin en iyisi Ebu Katade, piyadelerin en hayırlısı Seleme İbni Ekva'dır" buyurdu

Seleme (ra)'ın kahramanlıkları her gazvede görülürdü Sakif ve Hevazin gazvelerinde bir adam islam ordugahına gelmiş işbirligi yapmayı teklif ediyordu Sonra sıvışıp gittiği anlaşıldı Seleme onu takip etti ve yakalanacağı sırada vuruşarak onu öldürdü Devesini, silahını eşyasını alıp getirdi Hadise Rasul-i Ekrem efendimize arzedilince alınan ganimetlerin hepsinin Seleme'ye ait olduğunu söyledi ve onu bu şekilde taltif buyurdu

O, Hz Ebu Bekir (ra)'in başkanlığında Beni Kilab seriyyesinde de bulundu Tek başına yedi aileyi dağıtan Seleme (ra) çoluk-cocuk, kadın-erkek hepsini toplayıp esir alarak getirdi Hz Ebu Bekir (ra) kadın ve cocukları niçin getirdin deyince müslüman esirlerin kurtarılması için dedi Müşriklerle anlaşma yapıldı ve onlar da serbest bırakıldı

O, cömertlikte de kahramandı Allah için istendiğinde, olduğundan daha fazla verirdi Halk onun bu özelliğini bildiği için; "Allah rızası için senden istiyorum" derdi Seleme (ra) da "Allah rızası için istemeyen ne için ister ki?" diye onların gönüllerini hoş eylerdi Tanımadıklarına bile ikramda bulunurdu Kendisinden bir şey isteyen kimseyi reddetmezdi Herkese de böyle öğüt verirdi

Seleme İbni Ekva (ra) 77 hadis rivayet etti Hz Osman (ra)'ın şehadetinden sonra Rebeze'ye yerleşti Hicretin 74 yılında Medine'ye ziyaret için geldiğinde vefat etti ve sevgilisinin toprağına defnedildi Rabbimizden şefaatlerini niyaz ederiz Amin

 

keremy is offline  
Alt 15-09-2006   #10
Profil Bilgileri
Standart Akabebîatlerindekavminin temsilcisiolan sahâbîUBÂDE BİNSAMİT



Resûlullah efendimiz hicretten sonra Medîne'de, Yahûdîlerle antlaşma yapmışlardı Buna göre Yahûdîler, Müslümanlara saldırmıyacaklar, onların düşmanlarına yardım etmiyeceklerdi!

Buna rağmen, Yahûdîler sözlerinde durmadılar ve Müslüman kanı dökmekten çekinmediler

Medîneli Yahûdîler, üç kabîle hâlinde yaşıyorlardı Kureyzâ, Nâdir ve Kaynukaoğulları En cesûrları, Kaynuka Yahûdîleriydi Pek sağlam bir kalede oturuyorlardı Kuyumculuk ve tefecilikle geçinirlerdi

Savaşmasını bilmiyenler

Müslümanların Bedir zaferinden sonra, hepsi de hırslarından kuduracak hâle geldiler Bir Müslüman kadınına saldırmaları üzerine, Resûlullah efendimiz Yahûdîlere, bu kadar şımarmamalarını, aradaki antlaşmaya saygılı olmalarını, aksi davranışları devam ederse; Bedir günü, Müslümanlara eziyet eden Kureyş müşriklerinin başına gelenlerin, onlara da gelebileceğini ihtâr ettiler

Yahûdîler işi, daha da ileri götürerek dediler ki::

- Savaşmasını bilmeyen kimselere ya'nî Kureyş'e karşı kazanılan zafer, önemli değildir Şâyet Müslümanlar bir gün bizlerle çarpışırlarsa, o zaman harb etmenin tadını öğrenirler!

Artık onlara, bir ders gerekliydi Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâma hareket emrini verdiler

Kaynukaoğulları, o çok sağlam kalelerine çekildiler Müslümanlar da 15 gün müddetle, onları muhasara ettiler Sonunda kaçacak delik bulamayan Yahûdîler, teslim olmaya mecbur kaldılar Sevgili Peygamberimizden eman dileyip, merhâmetine sığındılar

Sevgili Peygamberimiz her zaman olduğu gibi, Eshâbıyla istişâre ettiler

Yahûdîlere, nasıl bir cezâ verilmesini, Eshâbına da sordular

Münâfıkların başı İbni Selül, söz aldı:

- Yahûdilerle benim, anlaşmalarım vardır Ben, onların dostluğunu bırakamam! deyince, Hz Ubâde bin Sâmit de söz istedi ve dedi ki:

- Yâ Resûlullah! Benim Kabîlem de Yahûdîlerle dostluk anlaşması yapmıştır Fakat onlar, bütün sözlerini; ayaklar altına aldılar Antlaşmalarını bozdular Artık bundan sonra benim, Allah ve Peygamberinden başka dostum yoktur Allah ve Resûlüne sığınıyor, emirlerini bekliyorum

Onlardan sayılır

Sevgili Peygamberimiz ikisine de ayrı ayrı bakarak buyurdu ki:

- Ey İbni Selül! Kendin için seçtiğin Yahûdîlerin dostluğu senin olsun! Ubâde'nin seçtiği, Allah ve Resûlünün dostluğu da, Onun olsun!

Bunun üzerine, Kur'ân-ı kerîm'in Mâide sûresi, 51 âyeti nâzil oldu Meâlen şöyledir:

(Ey îmân edenler! Sizler, Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin Zîrâ onlar ancak, birbirlerinin dostlarıdırlar Sizden kim, onları dost edinirse; onlardan sayılır Allah zâlimleri, doğru yola eriştirmez)

Peygamber efendimiz onlara karşı, pek merhâmetli davrandılar Kaynukaoğullarının, canlarını bağışladılar Sâdece, Medîne'den çıkarılmalarını emrettiler Bu vazifeyi de, Hz Ubâde'ye verdiler O da bu vazîfeyi hakkıyla yapmıştır

Ubâde bin Sâmit hazretleri, şöyle anlatır:

Ben birinci Akabe'de hazır bulunanlar içindeydim Oniki kişi idik Resûlullah efendimiz ile şunun üzerine bî'at ettik ki:

Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmayalım, hırsızlık etmiyelim, zinâ yapmayalım, çocuklarımızı öldürmeyelim, dillerimizle yalan söyleyerek iftirâ etmeyelim, herhangi bir iyilik husûsunda O'na âsi olmayalım

Bundan sonra, Peygamberimiz buyurdu ki:

- Eğer ahdinizde, sözünüzde durursanız sizin için Cennet vardır Eğer onlardan bir şeyi örtbas ederseniz sizin işiniz Allahü teâlâya âittir, dilerse azâb eder, dilerse affeder

Oniki temsilciden biri idi

Ubâde bin Sâmit, bîsetin 12 senesi hac mevsiminde Mekke'de yapılan ikinci Akabe bî'atinde de bulunan Hazrec kabîlesinin oniki temsilcisinden biridir Bî'atte dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınaması beni tutmamak, yolumdan alıkoymamak üzere, sana bî'at ediyorum

Ubâde bin Sâmit'in annesi de İslâmiyet ile şereflenip, çok kimsenin Müslüman olmasına vesîle oldu Hicretten sonra Mekke'den göç eden Müslümanlardan Ebû Mersed ile kardeş oldu Hz Ümmü Hıram ile evlendi Nikâhını Resûlullah efendimiz kıydı

İslâm güneşi parladıkça, Medîne'ye hicret edenler de çoğalıyordu Muhtaç olanları sevgili Peygamberimiz, ba'zı âilelerin yanına misâfir ediyorlardı Kabiliyetli olanlara, Kur'ân-ı kerîm öğretilmesini de istiyorlardı

Onlardan biri, Hz Ubâde'nin misâfiri oldu Kur'ân-ı kerîmi iyice öğreninceye kadar yedi, içti, ağırlandı Ayrılık vakti gelince O da, Hz Ubâde'ye bir karşılık vermek istedi Elinde, çok güzel bir yay tutuyordu Hem ağacı, hem kirişi, hem işçiliği fevkalâde idi Dedi ki:

- Bana verdiğin emeklere karşı, lütfen bu yayı kabûl et!

Hz Ubâde vaziyeti Peygamber efendimize arzetti Allahü teâlânın Resûlü buyurdu ki:

- Eğer o yayı kuşanırsan; omuzların arasında bir ateş közü taşımış olursun

Böylece öğrenmiş oluyoruz ki, ba'zı şeyler, bilhassa, Kur'ân kerim öğretilmesi; yalnız Allah rızâsı için yapılmalıdır Karşılığında, herhangi bir şey almak, doğru değildir

Şehîdler kimdir?

Ubâde bin Sâmit şöyle anlatır:

Birgün hasta idim Peygamber efendimiz, Ensârdan ba'zı zâtlarla beni görmeye geldi Resûlullah efendimiz, şehîdlerden bahsederek;

- Şehîdlerin kim olduğunu biliyor musunuz? diye sordu

Herkes susmuştu Resûlullah suâli üç defa tekrarladı Beni kaldırdılar Şöyle cevap verdim:

- Şehîd, İslâmiyeti kabûl eden, hicret eden, sonra Allah yolunda ölendir

Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:

- O zaman ümmetimin şehîdleri çok az olur Allah yolunda ölen şehîddir Denizde boğulanlar şehîddir, karın ağrısından ölenler şehîddir, lohusalıktan ölen kadın şehîddir

Ubâde bin Sâmit, talebelerinden Sanabic'in hastalığına üzülüp, ağladığını görünce:

- Ne ağlıyorsun, eğer mahşerde sana şehâdet etmeme ve şefâ'at etmeme müsâade edilirse, şehâdet ve şefâ'at ederim

Bu Resûl-i ekremden işittiğim bir hadîstir Size şimdi de Resûl-i ekremin diğer bir hadîs-i şerîfini rivâyet ediyorum Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:

(Kim ki Allahtan başka tapacak bir ma'bûd bulunmadığına, Muhammed aleyhisselâmın, Resûlullah olduğuna şehâdet ederse, onun cesedi Cehenneme harâm olur)

Sabır ve iyilik severler

Ubâde bin Sâmit şöyle anlatır:

Birgün bir zât Peygamber efendimize gelerek sordu:

- Yâ Resûlallah, amellerin en üstünü nedir?

- Allahü teâlâya îmân ile O'nu tasdik, O'nun yolunda cihâddır

- Yâ Resûlallah, daha kolayı yok mu?

- O hâlde, sabırlı ve iyilik sever ol!

- Yâ Resûlallah, daha da kolayını istiyorum

- O hâlde, Allahü teâlâ sana ne kısmet etmiş ise ona râzı ol!

Başka bir zamanda da Resûlullah efendimiz o'na şöyle buyurdu:

- Ben sizin benden sonra şirke düşeceğinizden korkmam Sizin için korktuğum mala meyl ve rağbet etmenizdir

Birisi Ubâde bin Sâmit'e dedi ki:

- Ben harb ederken Allahü teâlânın rızâsını murâd ettiğim gibi, başkalarının beni övmesini de isterim

Bunun üzerine Ubâde hazretleri buyurdu ki:

- Sana bundan kâr yok

Adam üç kere aynı sözü tekrar edince, Ubâde hazretleri, şu hadîs-i şerîfi okudu:

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Ben ortaklıktan müstagnî olanların en müstagnîsiyim Kim ki benim için amel eder ve başkasını da bu amele katarsa, hissemi o ortağıma devrederim)

Ubâde bin Sâmit, Eshâb-ı kirâmın en fazîletlerinden biri idi Peygamber efendimiz zamanında Kur'ân-ı kerîmi tamamen ezberlemiş, ayrıca bir de Kur'ân-ı kerîm yazmıştı

Cehennemin yedi kapısı

Buyurdu ki:

"Cehennemin yedi kapısı vardır; üçü zenginler, üçü kadınlar, birisi de fakirler içindir"

"Yapacağın işin sonunu düşün, salâh ve iyilik ise onu yap Azgınlık ise ondan vaz geç"

Allahü teâlânın rızâsı için yaşıyan Peygamber efendimiz, vazîfelerini tamamladıktan sonra; bu dünyadan ebedî âleme göçtüler Birinci halîfesi, Hz Ebû Bekir de ömrünü tamamladı Arkasından, Hz Ömer halîfe seçildi Onun zamanında İslâm orduları, büyük fetihler yaptılar

Şunu iyi bil ki

Hz Amr ibni Âs kumandasında bir ordu, Mısır seferine çıktı Epeyce zaman geçmesine rağmen, zafer haberi gelmiyordu Nihâyet bir mektup geldi Mısır için, yardım isteniyordu!

Bunun üzerine Hz Ömer de, bir mektup yazdı:

Ey Amr! Şunu bil ki Cenâb-ı Allah, hiçbir millete doğru niyetli olmadıkça, yardım etmez Sana yardım için, dört Müslüman gönderiyorum Bildiğim kadarıyla bunlardan her biri, bin kişiye bedeldir

Mektubumu aldığın zaman, askerlerini topla Onlara güzel bir şekilde hitâb et Yolladığım dört Müslümanı, onlara tanıt Askerlerine evvelâ niyetlerini düzeltmelerini; sonra da, düşman karşısında sabır ve sebatla savaşmalarını söyle

Cum'a Günü, zevâlden sonra hücûm emrini ver Çünkü o saatte, duâlar kabûl olunur ve Allahın rahmeti yağar Bütün mücâhidler yüksek sesle Tekbîr getirip, Allahü teâlâdan yardım dilesinler Sonra da, hücûma kalksınlar!

Hem âlim hem cengâver

Mısır Başkumandanı bu mektubu alır almaz, askerlerini topladı Önce Halîfenin yazdıklarını, saygıyla okudu Sonra da şöyle konuştu:

- Ey mücâhid gâziler Emîr-ül Mü'minîn, Ömer bin Hattâb hazretlerinin; bizlere yardım için yolladığı bahâdırları, işte sizlere tanıtıyorum:

Bu zât: Cennetle müjdelenmiş, 10 büyük Müslümandan, sevgili Peygamberimizin öz halasının oğlu, Zübeyr bin Avvâm'dır

Şu kahraman; "Resûlullahın süvârisi" ve Bedir savaşını yaşayan kahramanlarından, Mikdâd bin Esved'dir

Bu genç ise; Peygamber efendimizin duâlarına mazhâr olan, meşhur Mesleme bin Muhalled'dir

Sonuncu Müslüman da; hem âlim, hem hâfız, hem cengâver ve de Akabe Bî'atlarının reislerinden, Ubâde bin Sâmit hazretleridir

Bu konuşmadan sonra mücâhidler gerçekten coştular Hz Ömer'in dediklerini aynen yapmaya başladılar Mübârek Cum'a vaktinde, herkes güzelce abdestlerini aldı Namazlarını kıldılar ve zafer için, Cenâbı Hakka duâ ettiler Sonra da tekbîrlerle, hücûma geçtiler İşte bu îmânlı hücûmlar sonunda, duâlar nihâyet kabûl oldu Mısır topraklarına da, İslâm güneşi doğdu

Hz Ubâde, dirâyetli, üstün kabiliyetli bir kimseydi Hz Ebû Bekir, hilâfeti zamanında Bizans Kralı Herakliyus'a elçi olarak Haşim bin Âs ile Ubâde bin Sâmit'i gönderdi

Bu iki zât, Şam'a uğradıktan ve uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a vardılar Boyunlarında kılıçları olduğu hâlde atlarının üzerinde kralın sarayına kadar yaklaştılar İstanbul halkı onları hayret ve hayranlıkla seyrediyordu Hayvanlarından inerken;

- Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber, deyince, sarayın, hurma ağacı gibi sallandığını gördüler

En büyük kelâm

Kralın huzuruna çıktılar Kral kendilerine, Peygamberimiz ve İslâmiyet hakkında bir hayli suâl sordu Aralarında şu konuşmalar geçti:

- Sizin yanınızda en büyük kelâmınız nedir?

- Lâ ilâhe illallahu vallahü ekber'dir

- Siz evinizde, memleketinizde bunu söylediğiniz zaman evleriniz sarsılıp, tavanlarınız üzerlerinize çökmüyor mu?

- Hayır, biz bu sözün hiçbir zaman öyle yaptığını görmedik Ancak senin yanında gördük O, bize öğütten başka birşey değildir

- Vallahi mülkümden çıkmaktan nefsim hoşlansaydı size tâbi olurdum, ölünceye kadar da sizin hakîr bir köleniz olmayı isterdim

Kral, bu itiraftan sonra elçileri kıymetli hediyelerle gönderdi

Hz Ubâde 655 yılında yetmişiki yaşlarında iken Remle'de hastalandı Çok sevilen ve sayılan bir sahâbî olduğu için, bütün mü'minler ziyâretine koşuyorlardı

Hasta yatağında bile, Peygamber efendimizin hadîs-i şerîflerini ve mübârek Kur'ân-ı kerîm âyetlerini açıklıyor; güzel nasîhatlerde bulunuyordu Bir keresinde oğlu Velid dedi ki:

- Babacığım! Bana da bir nasîhatta bulunur musun? Fakat lütfen en önemlisi hangisiyle, onu söyleyiniz

- Beni yatağımda doğrultun, oturayım!

Dediğini yaptılar Sonra şunları söyledi:

- Oğlum! Eğer sen, kaderin hayrına ve şerrine inanmazsan; îmânın tadına eremezsin

- Fakat Babacığım, kaderin, hayrını ve şerrini nasıl anlıyabilirim?

- Şöyle inanmalısın ki: kaderinde olmayan şey, seni aslâ bulamaz Kaderinde yazılı olandan da, aslâ kaçamazsın

Son nasîhat

Hz Ubâde'nin hastalığı ziyâdeleşti Vefât edeceğini anlayınca dedi ki:

- Ne kadar akrabam, azatlı, hizmetli ve komşularım varsa; toplayıp getirin!

Hepsi gelince, onlara;

- Sanıyorum bugün; dünyadaki son günüm, âhiretteki ilk gecem olacaktır Ba'zılarınızı, elimle veya dilimle incitmiş olabilirim İşte şimdi bana, kısas yapın Çünkü bu dünyada kısas yapmazsanız, yemin ederim ki öbür dünyada, hakkınızı benden alacaksınız, dedi

Etrafındakilerle helâlleşti Sonra son vasiyetini yaptı:

- Rûhumu teslim eder etmez, hepiniz kalkıp güzelce abdest alın İkişer rek'at namaz kılıp; hem kendinize, hem de şu garip Ubâde'ye duâ edin Çünkü cenâbı Hak, yüce Kitâbında (Sabır ve namazla, Allaha sığının!) buyurmuştur Daha sonra hiç bekletmeden, beni kabrime götürün

 

keremy is offline  
Cevapla
Tags: ashabi, kiram


Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1233 Kez Görüntülendi

Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram E-Kitap
Ashab-i Kehf Dini Sohbet


Saat 23:15.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542