FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Ashab-ı Kiram
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1233 Kez Görüntülendi
Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları
Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram
E-Kitap
Ashab-i Kehf
Dini Sohbet
***Müslümanlık Görevimiz***
|
Peygamber Efendimizin bazı Mucizeleri!
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan
1
2
3
4
>
Konu Araçları
15-09-2006
#
1
Profil Bilgileri
keremy
Ashab-ı Kiram
Ashab-ı Kiram başlıklı yazı Mumsema Ashab-ı Kiram Forum Alev
Ashab-ı kirâmın Resûlüllah sevgisi
Enes b
Mâlik (r
a
) anlatıyor:
Uhud günü “Muhammed (s
a
v
) şehid oldu” haberi yayıldığı zaman, Medîne’nin her tarafından çığlıklar koptu
Ensâr kadınlarından Sümeyra bint-i Kays (r
anhâ) kardeşini, oğlunu, kocasını ve babasını karşılamaya çıkmıştı
Cesetlerle karşılaştığı zaman, “Kim bunlar?” diye sordu
“Kardeşin, baban, kocan ve oğlundur!” dediler
Sümeyra (r
anhâ) ise, “Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem ne yapıyor, nasıldır?” diye sordu
“Allâh’a hamdolsun, o istediğin gibi iyidir, ey filanın annesi!” dediler
Hz
Sümeyra, “Onu bana gösterseniz de, bir görsem” dedi
Ona işâret ederek, “önündedir!” dediler
Hz
Sümeyra, Resûlüllah (s
a
v
)’ın yanına kadar gitti
Elbisesinin eteğinden tuttu ve “Babam-anam fedâ olsun yâ Resûllelah! Sen sağ olduktan sonra, her felâket hiç gelir bana!” diyerek, ona olan muhabbet, bağlılık, teslimiyet ve itaatinin derecesinin ne olduğunu ifade etti
Bütün Müslümanlar’a örnek olması dileğiyle
***
ASHÂB-I KİRAM, KÂFİRLERE KARŞI ÇOK ŞİDDETLİYDİ
Uhud Harbi’nde Hazret-i Ebû Bekir (r
a)’in oğlu Abdurrahman, müşrikler safında yer alıyordu
Harp başlamadan önce Abdurrahman, at üstünde meydana çıkarak, Müslümanlar’dan, kendisiyle çarpışacak bir er istedi
Tepeden tırnağa kadar zırha bürünmüştü
Gözlerinden başka bir yeri görünmüyordu
Babası Hz
Ebû Bekir radıyallâhü an zâtihi’l-athar onunla çarpışmak için davranınca, Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz ona hitâben,
“Sok kılıcını kınına, dön yerine! Biz senin vücudundan faydalanmaktayız
Sok kılıcını kınına da, kendini tehlikeye atıp bizi acı içinde bırakma!” buyurdu
Hz
Ebû bekir (r
a
)’in oğlu Abdurrahman, Müslüman olduktan sonra, babasına,
— Eğer, Uhud günü seni göreydim, seninle çarpışmaktan yüz çevirirdim! dedi
Hz
Ebû Bekir (r
a
) ise oğluna buyurdu ki:
— Fakat ben, seninle çarpışmaktan aslâ yüz çevirmezdim!”
***
ASHÂB-I KİRÂMIN BİRİBİRLERİNE HÜRMET VE SAYGILARI
Zeyd b
Sâbit (r
a
) ata biniyordu
Yanında bulunan Abdullah b
Abbas (r
anhümâ) hemen koşup atın üzengisine sarıldı ve binmesine yardım edip hizmetinde bulundu
Bu manzara karşısında Zeyd hazretleri:
— Ne yapıyorsun ey Resûlüllâh’ın amcasının oğlu? diyerek, itirazvâri bir tarzda söylendi
Abdullah b
Abbas (r
anhümâ) ise:
— Biz büyüklerimize hizmet ve hürmetle emrolunduk, diye karşılık verdi
[Zeyd ibn-i Sâbit hazretleri, Abdullah b
Abbas hazretlerinden yaşça büyüktü
]
Bunun üzerine Zeyd ibn-i Sâbit (r
a
):
— Eline bir bakayım ey Abdullah, dedi ve Abdullah b
Abbas hazretleri elini uzatınca hemen dudaklarına yapıştırıp tekrar tekrar öpmeye başladı
Sonra da şöyle dedi:
— Biz de Resûlüllüh (s
a
v
)’ın yakınlarına hürmet ve ta‘zimle emrolunduk ey Abdullah! dedi
Evet, Resûlüllah Efendimiz’in ashâbı yani ilk Müslümanlar böyleydi
Bugünün Müslümanlar’ı olan bizler hangi durumdayız? Karşılıklı münasebetlerimizde sevgi-saygı, ülfet-ünsiyet ve muhabbet mi hâkim, yoksa aksi yönde davranışlar mı?
Unutmamalıyız ki;
Sevgi ve saygının yapamayacağı bir kırık gönül, nefret ve saygısızlığın da yıkamayacağı bir kalp yoktur
Atalarımız boşuna söylememiş; "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır!" O bakımdan saygı duyamayacağımız, tasvip etmeyeceğimiz durumlarda bile, en azından karşımızdaki insana saygısızlık etmemeyi öğrenelim, uygulamaya gayret edelim
_________________
Akıllı ameline dayanır, câhil emeline
Alim kalbiyle-gönlüyle görür; câhil, gözüyle bakar
(Hz
Ali kerramallâhü vecheh)
Dantel
Mumsema
Frmacil
15-09-2006
#
2
Profil Bilgileri
keremy
Hz Alİ Bİn Ebu Talİp(ra)
Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife
Babasi Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir
Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir
Ayrica 'Allah'in Arslani' ünvaniyla da anilir
Hz
Ali küçük yasindan beri Resulullah'in yaninda büyüdü
On yasinda islâm'i kabul ettigi bilinmektedir
Hz
Hatice'den sonra müslümanligi ilk kabul eden odur
Hz
Peygamber ile Hz
Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz
Ali'ye Peygamberimiz sirkin kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz
Ali hemen müslüman olmustu
Mekke döneminde her zaman Resulullah'in yanindaydi
Kâbe'deki putlari kirmasini söyle anlatir: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik
Resul-u Ekrem omuzuma çikmak istedi
Kalkmak istedigim zaman kalkamayacagimi anladi, omzumdan indi, beni omsuzuna çikardi ve ayaga kalkti
Kendimi istesem ufuklari tutacak saniyordum
Kâbe'nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim
Put düstü, parça oldu
Resulullah'in omuzlarindan indim
ikimiz geri döndük
" (Ahmed b
Hanbel, Müsned, I, 384)
Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alinca onlari Safa tepesinde toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay etmisti
ikinci toplantiyi yapmasini Hz
Ali (r
a
)'ye birakti, Ali de bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti
Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum
Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi
Yalniz Ali (r
a
) kalkti ve orada Resulullah'a onun istedigi sözlerle bey'at etti
Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardesimsin ve vezirimsin " diyerek Hz
Ali'yi taltif etti
Hz
Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye birakti ve o gece Hz
Ali, Resulullah'in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti
Böylece Hz
Ali, Hz
Peygamber'i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber'e hicreti sirasinda zaman kazandirmistir
Hz
Ali, Peygamberimizin kendisine biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti
Medine'de de Hz
Peygamber'in devamli yaninda bulundu, bütün cihat harekâtlarina katildi, Uhud'da gâzî oldu
Bedir'de sancaktardi
Ayni zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tespit ederek Hz
Peygamber'e bildirdi
Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir'de önemli bir savas harekâtini basariya ulastirdi
Bedir gazasinin baslamasindan önce, Kureysliler'le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi
Bu dügüste, hasmi Velid b
Mugire'yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz
Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da öldürdü
Kendisine "Allah'in Arslani" lâkabi ve Bedir ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi
Hz
Ali, Bedir savasindan sonra Hz
Peygamber'in kizi Hz
Fâtima ile evlendi
Nikâhini Hz
Peygamber kiydi
O zamana kadar Rasulullah’la oturan Hz
Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi
Hz
Ali'nin, Hz
Fâtima'dan üç oglu, iki kiki dünyaya geldi
Hicret'in üçüncü yilinda Uhud savasinda, Müslüman okçularin hatasi yüzünden müsrikler Müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz
Peygamber de yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti
Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz
Ali, Hz
Peygamber'in içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti
Iki tarafin da kazanamadigi bu savasta Hz
Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu
Uhud savasindan sonra Hz
Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti
Bütün çarpismalarda Hz
Ali kahramanca dügüsmüs ve müsriklerin en meshur savasçilarini öldürmüstür
Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin yazilmasinda o memur edildi
Hz
Ali, sulh nameyi yazmaya söyle basladi: "Bismillâhirrahmânirrahîm
Muhammed Resulullah
" Ancak müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler
Hz
Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b
Abdullah" yazmasini Hz
Ali'ye söylemis fakat Hz
Ali "Resulullah" ifadesinin yaziminda israr etmistir
Hz
Ali Mekke'nin fethi sirasinda yine sancaktardi
"Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi
Mekke kan dökülmeden fethedildi
Hz
Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putlari kirdilar
Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b
Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi
Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarindan, "müslüman olduk" anlamindaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dedigi için Hâlid b
Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti
Hz
Peygamber olayi duyunca çok üzüldü
Hz
Ali'yi bu hatayi telâfi ile görevlendirdi
Hz
Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi etmisti
Huneyn gazasinda Müslümanlar bir ara bozulup dagildilar
Sayilari binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip dayanabildi
Hz
Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla Islâm ordusunun kendi safinda toparlanmasini sagladi
Resulu Ekrem hicretin 9
yilinda Tebük seferine çikarken Hz
Ali'yi ehl-i beytin muhafazasi için Medine'de birakti, ancak bu sefere katilamadigi için müteessir oldu
Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?" dedi
Ali, bu iltifattan çok memnun oldu
Resulullah Hz
Ali'yi Mekke'ye gönderdi
Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi
Yemen bölgesinin Islâm’a girmesi zordu
Görev yine Ali b
Ebi Talib'e verildi
Hz
Ali "Bu çok güç bir is" dedi
Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümani, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kisa süren irsatlari sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi Müslüman oldu
Hz
Peygamber'in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda geliyordu
Hz
Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz
Ali Resulullah'in hücresinde tekfin ile mesgul idi
Hz
Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta Islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti
Hz
Ömer'in sahâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan iki adaydan biri oldu
Hz
Osman’in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte Islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri hep Hz
Osman'a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti
Hz
Osman’i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti sarfetti
Hz
Osman’in sahâdetinden sonra Islâm’in ileri gelen sahsiyetleri ona bey'at ettiler
Ancak onun bu dönemi Allah’in bir takdiri olarak son derece karisik bir dönem oldu
Hilâfete geçtigin de hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi
Bu karisikliklar Cemel ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu
Islâm devleti bünyesindeki bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler gösterdi
Nihayet, Kûfe'de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b
Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi
Bu yaranin etkisiyle sehid oldu
Hz
Ali devamli olarak Hz
Peygamber (s
a
s
)'in yaninda bulundugu için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir
Hatta Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapisi" olarak ümmetin en bilgini idi
Hz
Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için büyük gayretler sarf etmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla dolu olmasina ragmen Islâm’in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda büyük katkilari olmustu
Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra ögretim için merkezde bir okul kurdu
Arapça gramerin ögretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve ögretme isini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl b
Ziyâd'a verdi
Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de Ubade b
esSamit, ve Ömer b
Seleme'yi görevlendirdi
Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayirarak yürütüyordu
Malî isleri, dagitma ve toplama diye iki kisma ayirmazdi
Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi
Kendisine bir pay ayirima noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi
Kendisini Kûfe'de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir titreyerek camiye gittigini aktarirlar
Devlet yönetici ve memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi hazirlamisti
1
Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin
Onlara bir canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin
2
Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin
Müslümanlar kardesleriniz, Müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir
3
Affetmekten utanmayin
Cezalandirmada acele etmeyin
Emriniz altinda bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin
4
Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin
Bu tür davranislar sizi zulme ve despotluga çeker
5
Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina dikkat edin
6
Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve korkmadan açi gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin
7
Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin
8
Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza yeterince maas ödeyin
10
Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin
11
Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize kendilerini inan dirin
12
Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin
13
Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin
14
El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat standardini artirir
15
Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi korunmalidir
16
Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç aklinizdan çikarmayin
Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü davranmasin
Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin
17
Kan dökmekten kaçinin, Islâm’in hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin
Hz
Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi
Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve sikintilarla geçmisti
Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehit oldu
Hz
Ali Islâm’in bütün güzelliklerine vakifti
Çünkü o, Resulullah'in daima yaninda bulunmustu
Vahiy kâtibiydi, hâfiz, müfessir ve muhaddisti
Hz
Peygamber'den bes yüzden fazla hadis rivayet etti
Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi: "Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz
Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demistir
Hz
Ali'nin, Hz
Fâtima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu
Hz
Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son derece cömertti
Medine'de Müslümanlarin durumu düzeldikten sonra, Hz
Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti
Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayirlisini haber vereyim
Yatarken otuz üç kere Allahü Ekber, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere de Subhanallah deyin" buyurdu
Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz
Ali ile ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar da yemegi dilenciye verdiler
Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler
Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "süphesiz en iyiler mizaci kâfur olan bir tastan içerler
Allah’in kullarinin tasira tasira içecegi bir kaynak
Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir günden korkarlar
içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve esire yedirirler
'Biz sizi ancak Allah’in rizasi için doyuruyoruz, sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz”
Hz
Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meshur bir kilici vardi
Kilicin agzi iki çatalli idi ve Hz
Ali'ye Resulullah tarafindan hediye edilmisti
Hz
Ali'nin cömertligi, insanîligi, Resulullah'a olan yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür
Bir gün onun dört dirhemi vardi
Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: "Mallarini gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler
Onlar için Rabbleri ketinde karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir
" (el-Bakara, 2/274)
Hz
Ali'nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler: "Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi için istigfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allah’a Telâ’ya istigfar ederse Allah'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur' buyurmaktadir
"
"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile kilarsa bos yere zahmet çekmis olur
Bu kimse, kazasini ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez
"
"Malinizin zekâtini veriniz
Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani yoktur
"
Peygamberimiz (s
a
s
) Hz
Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut alti yüz bin altin mi veya alti yüz bin nasihat mi istersin ? " Hz
Ali dedi: "Alti yüz bin nasihat isterim
" Peygamberimiz buyurdu: "su alti nasihate uyarsan alti yüz bin nasihate uymus olursun:
1
Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et
Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et
2
Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yi hatirla
islâm'a uygun yasa; Islâm’a uygun kazan; Islâm’a uygun harca
3
Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara
Kendi ayiplarinla mesgul ol
4
Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir
5
Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin rizasini gözetirken sen Hakk'in rizasini gözet; hakka yaklastirici sebep ve vasitalari ara
6
Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et
"
Hz
Ali buyurdu:
"Kisi dili altinda saklidir
Konusturunuz, kiymetinden neler kaybettigini anlarsiniz
"
"Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsiz Cennet'e girmesinden daha hayirlidir
"
"Kul ümidini yalniz Rabbi'ne baglamali ve yalniz günahlari kendini korkutmalidir
"
"Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin
Âlim, içinden çikamayacagi bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakinmasin
"
"Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve uzun emelli olmak gelir
Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise ahreti unutturur
"
"Amellerin en zoru üçtür
Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda bulunabilmektir
"
"Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir
"
"Kalpler, kaplara benzer
Hayirli olani, hayirla dolu olanidir
"
"Bana bir harf ögretenin kölesi olurum
"
Hz
Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak Islâm’in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir
15-09-2006
#
3
Profil Bilgileri
keremy
ÖMER B. HATTAB (r.a) efendimiz:
İkinci Raşid Halife
İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s
a
s)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri
Hz
Ömer (r
a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur
Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146)
Babası, Hattab b
Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s
a
s) ile birleşmektedir
Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir (bk
a
g
e
, 145)
Kaynaklar Hz
Ömer (r
a)'in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler
Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir
O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H
İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210)
Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi
Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi
Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146)
Hz
Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı
Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (s
a
s)'ı öldürmeye karar vermişti
Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu
Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r
a)'in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (s
a
s)'ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b
Abdullah ile karşılaştı
Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (s
a
s)'i öldürmeye gittiğini söylemişti
Nuaym, Ömer'in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi
Bunu öğrenen Ömer (r
a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi
Kapıya geldiğinde içerde Kur'an okunmaktaydı
Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur'an sayfalarını sakladılar
İçeri giren Ömer (r
a), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı
Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti
Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r
a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s
a
s)'ın nerede olduğunu sordu
O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (r
a)'ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı
Resulullah (s
a
s)'ın Daru'l-Erkam'da olduğunu öğrenen Ömer (r
a), doğruca oraya gitti
Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar
Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu
Hz
Hamza: "Bu Ömer'dir
İyi bir niyetle geldiyse mesele yok
Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır" diyerek kapıyı açtırdı
Resulullah (s
a
s), Ömer (r
a)'ın iki yakasını tutarak;
"Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!" dediğinde, Ömer (r
a), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd
)
Rivayetlere göre Ömer (r
a)'ın müslüman oluşu, Resulullah (s
a
s)'ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b
el-Hattab veya Amr b
Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt" şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bağdat t
y
, II, 518; İbn Sa'd, aynı yer; Suyûtî, a
g
e
, 125)
Ömer (r
a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur
O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa'd, aynı yer)
Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı
Ömer (r
a) müslüman olunca doğruca Beytullah'ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı
Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi
Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu
Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı
Abdullah İbn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman oluşu bir fetihti" (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa'd, a
g
e
, III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır
Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz
Ömer (r
a) olmuştur (Suyûtî, a
g
e
,129)
Ömer (r
a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu
Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı
Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s
a
s)'ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir
O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur
İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine'ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye başladıklarında, Hz
Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı
Ömer (r
a), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine'ye doğru yola çıkmıştı
Hz
Ali (r
a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: "Ömer'den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum
O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ'be'ye gitti
Kureyş'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler
O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kıldı
Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; "Yüzler pisleşti
Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin" dedi
Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, a
g
e
, 130)
Bunun içindir ki İbn Mes'ud;
"Onun hicreti bir zaferdi" (İbn Sa'd, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir
Ömer (r
a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir
Resulullah (s
a
s)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r
a) gelir
Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu
Resulullah (s
a
s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151)
Ömer (r
a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb
gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır
Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler'e karşı gönderilen seriyyedir
Ömer (r
a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır
Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur
Hudeybiye'de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir
Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ'nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı
Resulullah (s
a
s)'ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz
Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz
Ömer büyük rol oynamıştır
Hz
Ebû Bekir'in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r
a) olmuştur
Hz
Ebû Bekir (r
a) vefat edeceğini anladığında, Hz
Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu
Herkes Ömer (r
a)'ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı
Hatta Talha (r
a) ve diğer bazı sahabiler ona; "Rabbin seni Ömer'i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir" demişlerdi
Hz
Ebû Bekir onlara; "Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım" karşılığını vermişti
Sonra da Hz
Osman'ı çağırarak bir kâğıda Hz
Ömer'i halife tayin ettiğini yazdırdı
Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz
Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey'at edilmesini istedi
Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz
Ömer'in II
Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü'l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, a
g
e
, III, 274 vd
; Suyûtî a
g
e
, 92-94)
Hz
Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler
Resulullah (s
a
s)'ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi
Bunun peşinden Resulullah (s
a
s), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı
Ebû Bekir (r
a), Resulullah (s
a
s)'ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti
Hz
Ömer (r
a)'in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti
Hz
Ömer bir taraftan Suriye'nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu
Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı
Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam'ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti
Kuzeye yönelen Muğîre b
Şu'be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti
Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı
Suriye'nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı
Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı
Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar
Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi
Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz
Ömer (r
a)'a bildirildi
Hz
Ömer (r
a) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine'den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye'ye doğru yola çıktı
Cabiye'de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz
Ömer, bizzat Kudüs'e kadar giderek şehri teslim aldı (H
16-M
637)
Hz
Ömer (r
a) kısa bir müddet Kudüs'te kaldıktan sonra Medine'ye geri döndü
Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı
Hz
Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi
Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan'a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı
Öte taraftan Amr b
el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır'ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır'dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H
21)
Böylece Suriye'den sonra, Mısır'da da Bizans'ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz
Ömer ve Devlet İdaresi, Terc
Talip Yasar Alp, İstanbul t
y
, I, 285-286)
İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı
Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı
Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı
Hz
Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu
Hz
Ömer'den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı
Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı
İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu
Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu
O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği "divan" teşkilatını kurdu
Ayrıca, Suriye ve Irak'ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır
Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler
Suriye ve Irak'taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine'de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur
Hz
Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur
Hz
Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir
O, Kufe'ye, Şureyh b
el-Haris'i, Mısır'a da Kays b
Ebil-As es-Sehmî'yi kadı tayin etmiştir
Onun Medine'deki kadısı Ebû Derda (r
a)'dır
Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari'dir
Hz
Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177)
Hz
Ömer (r
a)'ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi
O, mevki, rütbe, soyluluk vb
hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır
Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur
O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı
O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur
Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır
Hz
Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur'an-ı Kerim'i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir
İslâm'ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir
Kur'an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır
Hz
Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti
Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc
Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317)
İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz
Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H
16)
İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı
Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı
Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi
Hz
Ömer'in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi
O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü
Ayrıca Halid b
Velid'in Taberiye'de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15)
Hz
Ömer (r
a), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir
İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu
Bu şehrin mevkii bizzat Hz
Ömer tarafından tesbit edilmiştir
O, bu iş için Utbe b
Gazvan'ı görevlendirmişti
Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H
14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı
Sa'd b
Ebi Vakkas, Kadisiye'de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı
Onun ordusu Medâin'de bulunmaktaydı
Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz
Ömer, Sa'd'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi
Bu iş için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular
H
17 de kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa edildi
Amr b
el-As, Mısır'ı fethettikten sonra İskenderiye'yi karargah edinmek için Hz
Ömer (r
a)'dan izin istedi
Hz
Ömer (r
a), haberleşme açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır'daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını kabul etmedi
Amr, Nil'in doğu yakasına geçerek burada Fustat adlı şehri kurdu (H
21)
Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı merkezler de oluşturulmuştur
Hz
Ömer'in idare anlayışı Hz
Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi
O "istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur" demekteydi
İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler'in düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı
Böylece en isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu
Hz
Ömer, müslümanların yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi
Başka dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi
Bu durum Hz
Ömer'in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır
Hz
Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı
Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu
O bu hassasiyetini: "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer'den sorar diye korkarım" sözü ile ortaya koymaktadır
Hz
Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti
O, insanların çeşitli dertlerini uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe ediyordu
Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti
İslâm tarihinde adâletin timsali olarak yerini alan Hz
Ömer (r
a) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir
Bir defasında Eslem'le birlikte Harra taraflarında (Medine'nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem'e; "Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var
Haydi onların yanına gidelim" dedi
Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler
Hz
Ömer, onlara; "Işıklı aileye selâm olsun" dedi
Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz
Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu
Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz
Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu
Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; "Allah bunu Ömer'den elbette soracaktır" diye ekledi
Hz
Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sorduğunda kadın;
"Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu" karşılığını verdi
Hz
Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem'le birlikte doğruca erzak deposuna gitti
Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi
Ancak Hz
Ömer (r
a); "Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin
Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım" diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü
Orada bizzat yemeği Hz
Ömer (r
a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu
Eslem; "O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum" demektedir
Hz
Ömer oradan ayrılırken kadın; "Siz bu işe Ömer'den daha layıksınız" dedi
Hz
Ömer;
"Ömer'e dua et
Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi
Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir
İlmi
Hz
Ömer'in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır
O, her yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret sarfediyordu
Fıkıh usulünün oluşumu Hz
Ömer (r
a) ile başlar
Fıkıh ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır
Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır
Hz
Ömer'in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve Resulullah (s
a
s)'ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal'acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b
el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz
Ömer'in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir)
Hz
Ömer (r
a), Hadis rivayeti konusunda çok titiz davranmıştır
O, Peygamber (s
a
s)'den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti
Hz
Ömer'in kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, a
g
e
, 123)
Ayrıca o, Kur'an-ı Kerim'in te'vil ve tefsirinde ilim sahibiydi
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (s
a
s) hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: "Ebu Bekir ve Ömer'den başkasının fetva verdiğini bilmiyorum" karşılığını vermişti (H
İ
Nasan, İslâm Tarihi, İstanbul 1985, I, 319)
Şahsiyeti Hz
Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır
O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti
Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm'ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir
Hz
Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir
O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı
Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; "Şunu ve şunu yasakladım
İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler
Allah'a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım"
Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı
Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır
Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi
Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı
Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu
Hz
Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu
Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi
Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi
Hz
Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir
Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır
Hz
Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi
Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; "ve namazı ailene emret" (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı
O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke'ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi
Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi
O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:
"Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum" (Şıblî, a
g
e
, II, 373)
Hz
Ömer (r
a)'in, şahsi hayatı oldukça sadeydi
Hz
Ömer (r
a), Bizans ve İran'a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır
Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir
O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid'in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu
Medine'den Mekke'ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir
Yine bir gün, Ahnef b
Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz
Ömer (r
a)'i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu
Ömer (r
a), Ahnef'i gördüğünde ona; "Gel de kovalamaya katıl
Devlete ait bir deve kaçtı
Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun" dedi
Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; "Benden daha iyi köle kimmiş?" diyerek karşılık vermiştir (Şıblî, a
g
e
, I, 384-385)
Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz
Ömer (r
a)'ın ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur
Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir
Hz
Ömer (r
a)'a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm'ı yeryüzüne hakim kılma yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır
Hz
Ömer (r
a) geçimini ticaretle temin ederdi
Bunun yanında Peygamber (s
a
s)'in Medine'de ona bazı tarlalar verdiği de bilinmektedir
Hayber'in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti
Ancak, Hz
Ömer (r
a) kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: "Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır
Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur" (Buharî, Şurût, 19)
İslâmda ilk vakıf olayı budur
Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için Ashab'a müracaat etmiş, Hz
Ali (r
a)'ın teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı
H
15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab'a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti
Ancak onun günlük gideri çok mütevazi meblağdı
Ömer (r
a), yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke
Hz
Ömer (r
a)'ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır
Hz
Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi
Bir defasında Resulullah (s
a
s)'in yanına gitti
Resulullah (s
a
s)'dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz
Ömer'in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler
Hz
Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s
a
s) gülüyordu
Hz
Ömer ona; "Allah yaşını güldürsün ya Resulullah" dedi
Bunun üzerine Resulullah (s
a
s); "Şu benim yanımda olanlara şaşarım
Senin sesini işitince perdeye koştular" dediğinde Hz
Ömer; "Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın" dedi
Sonra da kadınlara dönerek; "Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (s
a
s)'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diyerek onlara çıkıştı
Kadınlar; "Evet
Sen Resulüllah (s
a
s)'den sert ve haşinsin" dediler
Resulullah (s
a
s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 22)
Başka bir rivayette Resulullah (s
a
s) onun için şöyle buyurmuştu:
"Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer'e saygı duymasın
Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer'den kaçmasın" (Suyûtî, a
g
e
, 133)
Resulullah (s
a
s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r
a)'ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: "Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu
Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b
Hattab onlardandır" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, II)
Bu, Hz
Ömer (r
a)'ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir
Nitekim Resulullah (s
a
s); Allah doğruyu Ömer'in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir
Bir defasında da Hz
Ömer'i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır" (Suyûtî, aynı yer)
Ömer (r
a)'ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te'yid etmektedir
Hz
Ömer şöyle demiştir: "Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim'de, hicab'da ve Bedir esirlerinde" (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II)
Hz
Ömer ötekileri zikretmemiştir
Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah (s
a
s)'e inen ayet bunlardan biridir (bk
Müslim, aynı bab; Hz
Ömer (r
a)'ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk
Suyûtî, a
g
e
, 137-140)
15-09-2006
#
4
Profil Bilgileri
keremy
Peygamber efendimizin müezzini:
BİLÂL-İ HABEŞÎ
Bilâl-i Habeşî hazretleri, ilk îmân edenlerden olup, müşriklere karşı Müslüman olduğunu açıkça bildiren yedi kişiden biridir
Müslüman olmadan önce, Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden Ümeyye'nin kölesi idi
O zamanlar, her yerde olduğu gibi, Arabistan'da da korkunç bir câhiliyet vardı
İçki, kumar, zinâ, hırsızlık, zayıfları ezme, zulüm ve ahlâksızlık nâmına ne varsa hepsi yapılıyordu
Güçlü kimseler, zayıf kimseleri köle olarak kullanıyorlardı
İşte bu kölelerden birisi de, Bilâl-i Habeşî idi
Fakat bunun diğerlerinden farklı bir hâli vardı
Son derece mert ve dürüst idi
Bunun için Ümeyye, bunu kervanının başını koyar, mallarını bunun vâsıtasıyla uzak yerlere gönderirdi
Bilâl-i Habeşî hazretlerinin diğer bir özelliği de, sesinin çok güzel olmasıydı
Bunun için düğün ve şenliklerde aranan bir kimseydi
Hür insan gibi yaşardı
Ticâret için uzun yol giden kervan yorgunluktan yürüyemez hâle gelince, bunun na'meleri ile canlanır, develer bile bunun güzel sesini işitince, coşup çatlarcasına yol alırlardı
Onun bu özelliklerini bilen sâhibi Ümeyye, ona diğer kölelerden ayrı muâmele yapardı
Sanki köle değil hür bir insan gibi yaşardı
Bilâl-i Habeşî yine birgün, bir kervanla Şam'a gitmişti
Bu kervanda, Hz
Ebû Bekir de vardı
İkisi arasındaki dostluk bu yolculukta meydana gelmişti
Bu sırada Mekkelilerin tek gelir kaynağı ticâretti
İslâm güneşinin doğmasına ve âlemi aydınlatmasına çok az bir zaman varken, işte bu yolculuk yapılmıştı
Hz
Ebû Bekir bu yolculukta gördüğü bir rü'yâ sebebiyle sefer dönüşü îmân nûru ile şereflenmişti
Bir gece yarısı Bilâl-i Habeşî hazretlerinin kapısı çalındı
Uyandığında, kapıdan fısıldayan bir ses duydu:
- Bilâl! Bilâl!
"Gecenin bu saatinde bu ses nedir" diye düşünürken, aynı ses tekrar etti:
- Bilâl! Bilâl!
Karanlıkta korkuyla sesin geldiği tarafa yöneldi
Sesin geldiği tarafa yaklaşıp sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Ebû Bekir
- Gecenin bu saatinde ne istiyorsun? Söyliyeceklerini sabah söyliyemez miydin? Acelen nedir?
- Sabahı beklemeden, sâhibin duymadan söylemem lâzımdı, onun için geldim
- Beni meraklandırdın! Söyliyeceğini hemen söyle!
- Yâ Bilâl! Bu ümmetin peygamberi geldi
- Kimdir?
- Ebü'l-Kâsım
- Peki peygamber olduğunu nasıl anladın?
Bunun üzerine Hazret-i Ebû Bekir şöyle cevap verdi:
- Şam yolculuğunda gördüğüm rü'yâyı anlattıktan sonra kendisine, "Yâ Ebe'l Kâsım, sen Allahın Resûlü olduğunu söylüyor, îmâna da'vet ediyormuşsun, öyle mi?" diye sordum
O da, (Evet yâ Ebâ Bekir! Rabbim insanlara müjdeleyici ve korkutucu olarak, Hazret-i İbrâhim'i gönderdiği gibi beni de bütün insanlara peygamber olarak gönderdi) dedi
Ben de, "Sen bugüne kadar yalan söylemedin
İnanıyorum ki sen Allahın Resûlüsün" deyip huzûrunda Müslüman oldum
Senin de Müslüman olmanı, ebedî saâdete kavuşmanı istiyorum,
Hz
Ebû Bekir'in bu cevâbı üzerine, onu yakînen tanıyan, samîmiyetinden hiç şüphesi olmıyan Bilâl-i Habeşî hazretleri, Kelime-i şehâdeti getirip Müslüman oldu
Bilâl-i Habeşî, Müslüman olduktan sonra hayâtında bambaşka bir safha başladı
Artık o, hak ile bâtıl arasında vukû bulmak üzere olan çetin bir mücâdelenin azimli bir kahramanı, yalnız bir mücâhidi olmuştu
Zâlim Ümeyye; O'nun Müslüman olduğunu anladığı zaman, daha da hâinleşti
Çâresiz kölesini sırtüstü veya yüzükoyun, kızgın çöllere yatırırdı
Sonra da çıplak vücuduna, kocaman kaya parçaları koyar ve Peygamber efendimizi inkâr etmesini emrederdi
Taş yürekliler
Ama o Habeşli Mü'min, alnındaki boncuk boncuk terlerle inleyerek seslenirdi:
- Allah birdir, Allah birdir
Muhammed, O'nun elçisidir
Ey topraklar, ey taşlar, ey taş yürekliler! Allah birdir ve O'ndan büyük yoktur
Bütün bu işkencelerle hıncını alamayan Ümeyye , onu böylece bîtap düşürdükten sonra da, boynuna bir ip takıp çocukların elinde Mekke sokaklarında dolaştırırdı
Müşrikler onunla alay ederlerdi
Bilâl-i Habeşî garip ve kimsesiz olduğu için, diğer müşriklerden de işkence görürdü
Ona ağır işkence yapanlardan biri de Ebû Cehil'dir
Bilâl-i Habeşî onun ağır işkenceleri karşısında da, "Allah birdir, Allah birdir" diyerek, dînindeki sebâtını gösterirdi
Ümeyye bin Halef yine bir gün Bilâl-i Habeşî'ye işkence yapmak için dışarı çıkarmıştı
Üzerindeki elbiselerini çıkarıp sadece bir don ile, yakıcı sıcakta kızgın kumlar üzerine yatırıp, üzerine taşlar yığmıştı
Müşrikler toplanıp ağır işkenceler yapıyorlar, "Ya dîninden dönersin veya seni öldüreceğiz" diyorlardı
Bilâl-i Habeşî bu tahammülü zor işkenceler altında yine, "Allah birdir, Allah birdir" diyor başka bir şey söylemiyordu
Bu sırada sevgili Peygamberimiz oradan geçiyordu
Bilâl-i Habeşî'nin halini görerek üzülerek buyurdu ki:
- Allahü teâlânın ismini söylemek seni kurtarır
Evine döndükten biraz sonra da Hz
Ebû Bekir yanına geldi
Peygamberimiz, Bilâl-i Habeşî'nin çektiği işkenceyi Hz
Ebû Bekir'e söyleyip, "Çok üzüldüm" buyurdu
Hz
Ebû Bekir hemen Bilâl-i Habeşî'ye işkence yapılan yere gitti
Müşriklere dedi ki:
- Bilâl'e böyle yapmakla elinize ne geçer? Bunu bana satınız!
Müşrikler cevap verdiler:
- Dünya dolusu altın versen satmayız
Fakat, senin kölen Âmir ile değişiriz
Bilâl için size verdim
Hz
Ebû Bekir'in kölesi Âmir, onun ticaret işlerini yapardı
Çok para kazanırdı
Yanında şahsî malından başka, on bin altını vardı
Ebû Bekir-i Sıddîk'ın önemli bir yardımcısı olup, her işini yürütürdü
Fakat, kâfir idi
Îmân etmiyordu
Bunun üzerine Hz
Ebû Bekir buyurdu ki:
- Âmir'i bütün malı ve paraları ile, Bilâl için size verdim
Ümeyye bin Halef ve diğer müşrikler çok sevinip, "Ebû Bekir'i aldattık" dediler
Hz
Ebû Bekir, hemen Bilâl-i Habeşî'nin üzerine koydukları ağır taşları üzerinden alıp, ayağa kaldırdı
Ağır işkenceler sebebiyle çok halsizleşmişti
Elinden tutup doğruca sevgili Peygamberimizin huzuruna getirerek dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Bilâl'i bugün Allah rızâsı için âzâd ettim,
Resûlullah efendimiz çok sevindi
Ebû Bekir-i Sıddîk'a çok duâ buyurdu
Hürriyetine kavuşan Bilâl-i Habeşî hazretleri, derhal Allahü teâlânın Resûlünün hizmetine koştu
Vefâtlarına kadar da, hizmetlerinden ayrılmadı
İzin verildiği halde, Habeşistan'a gitmedi
Ancak sevgili Peygamberimizle birlikte, Medine'ye hicret (göç) ettiler
Hicretten sonra Bilâl-i Habeşî hazretleri, birgün Mescid-i Nebî'de iken büyük bir neş'e içinde coşuyor, yerinde duramıyor, oynuyordu
Hz
Ömer bu hâlini görünce sordu:
- Yâ Bilâl, bu hâlin nedir? Burasının mescid olduğunu unuttun mu?
- Benim hâlimde ne var ki? İstersen gidip hâlimi Resûlullaha arz edelim, yanlışım varsa tevbe ederim ve bir daha yapmam
Ben oynamayım da
Beraberce Resûlullahın huzûruna gittiler
Hz
Ömer, Peygamber efendimize durumu arz etti:
- Yâ Resûlallah, Bilâl, mescidin huşû'unu bozuyor
Burada neş'elenip coşuyor, oynuyor
Peygamber efendimiz Hz
Bilâl'e sordu:
- Yâ Bilâl, böyle neş'eli olmanın sebebi nedir?
- Yâ Resûlallah, cenâb-ı Hak bana hidâyet nasip etti
Ben bir köleydim
Mekke'nin ileri gelenlerinden nice kimseler bu saâdete eremediler
Ebedî saâdetten mahrûm kaldılar
Onlara hidâyet nasip olmadı
Ben neş'elenmiyeyim de kim neş'elensin? Ben oynamıyayım da kim oynasın?
- Bilâl'e dokunmayın! Sevinip neş'elensin
Ezândan rahatsız olan Yahudîler
Hz
Bilâl'in okuduğu ezânı işiten Müslümanlar, ne kadar aşka, şevke geliyorlarsa, Medîne'deki Yahûdîler de o kadar kahroluyorlardı
Ezânı dinlememek için kendilerini zorluyorlar, fakat buna muvaffak olamıyorlardı
İster istemez, durup dinliyorlardı
Dinledikçe de kahroluyorlardı
Bunu engellemek için çâreler aramaya başladılar
Yahûdînin biri birgün Hz
Bilâl'i sıkıntı içinde görünce dedi ki:
- Yâ Bilâl, ben sana istediğin kadar para vereyim, yeter ki sen sıkıntı çekme
Maksadı başkaydı
Hz
Bilâl de sıkıntıda olduğu için ondan çokça borç aldı
Yahûdî parayı verirken ilâve etti:
- Eğer bu parayı ödeyemezsen, seni köle olarak alırım
Aradan bir zaman geçtikten sonra, Yahûdî gelip parasını istedi
Bilâl-i Habeşî hazretleri, özür beyân ederek dedi ki:
- Bana bir ay daha müsâade et, yine ödeyemezsem, beni köle olarak alıp götürürsün
Son günü geldiği hâlde borcunu ödiyemiyen Hz
Bilâl, çâresiz kalıp, Resûlullahın huzûruna gidip durumu arz etti
Peygamber efendimiz birşey buyurmadı
Ümitsiz bir şekilde evine dönen Hz
Bilâl o gece uyuyamadı
Artık ezân okuyamıyacağım
Kendi kendine, "Artık bundan sonra ezân okuyamıyacağım" diye derin derin düşünüyordu
Bu düşünceler içinde kendinden geçmiş hâldeyken kapı çalındı
Gelen kimse seslendi:
- Resûlullah seni çağırıyor, acele gel!
Hemen kendini toparlayıp, huzûra koştu
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Yâ Bilâl ticaretten dönen bir kervan var
Kervana git, onların arasında üzerindeki yükleriyle beraber bana hediye edilmiş olan üç deve var, onları al senin olsun! Borcunu öde!
Hz
Bilâl emredileni hemen yaptı
Rahat ve huzûr içinde, gidip sabah ezânını okudu
Namazdan sonra, mescidin kenarında onu köle olarak alıp götürmek için bekliyen Yahûdîyi gördü
Namazdan çıkınca, yüksek sesle konuştu:
- Bende alacağı olan kimseler gelsin, borcumu ödeyeceğim!
Bunun üzerine Yahûdînin bütün hayâlleri yıkıldı
Perişan oldu
Parasını aldığı gibi oradan uzaklaştı
Bilâl-i Habeşî hazretleri, Peygamber efendimizin vefâtından sonra, ayrılık acısına dayanamaz hâle geldi
Resûlullaha olan muhabbetiyle, yanıp tutuşuyor, devamlı gözyaşı döküyordu
Medîne'de kaldığı müddetçe bu acının daha da artacağını biliyordu
Çünkü, gördüğü her şey Resûlullahı hatırlatıyor, kendini tutamayıp ağlıyordu
Bu sebeple Şam'a gitmeye karar verdi
Hz
Ebû Bekir'den izin aldı
Medîne'den, ayrılıp Şam'a yerleşti
Hz
Ömer'in hilâfetine kadar orada kaldı
Hz
Ömer ordusuyla Şam'a gelince, onlara katılıp orduyla beraber Kudüs'e gitti
Ayrılık yetmedi mi?
Bir gece Rü'yâsında Resûlullah efendimizi gördü
Sevgili Peygamberimiz kendisine sitem ettiler:
- Bunca ayrılık yetmedi mi, yâ Bilâl? Hâlâ Kabrimi, ziyâret etmiyecek misin?
Zavallı yüreği, duracak hâle geldi
Heyecan ve ter içinde uyandı
Hemen hazırlığa başladı
Şafak sökerken, ince, uzun ve garip deveciğiyle; mübârek Medîne yollarına düştü
Biricik Efendisine yaklaştıkça havayı kokluyor, taşları toprakları okşuyor ve gözyaşı döküyordu
Issız çölleri yara yara, Medîne'ye ulaştı
O'na rastlıyanlar, selâm veriyorlardı
Sonra da yanındakilere diyorlardı ki:
- İşte Bilâl, Bilâl-i Habeşî hazretleri
Peygamberin Müezzini
O'nun gibi ezân okuyan, bu dünyaya gelmemiştir
Fakat O, hiçbirini duymuyor, görmüyordu
Sanki çok kuvvetli bir mıknatıs, onu kendisine çekiyordu
Peygamber efendimizin mübârek kabirlerine doğru ilerledi
Yüce mâkâma erişirken; Kur'ân-ı kerîm okudu, okudu, okudu
En sonunda, sevgilisinin kabrine kapaklandı, bayıldı
Katmerli gül kokularıyla ayıldığı zaman, başucunda, sevgilisinin sevgililerini görmez mi? Peygamber efendimizin torunları, Hasan ve Hüseyin hazretleri; saçlarını okşuyorlardı
Sanki dünyalar onun oldu
Sarıldılar, kucaklaştılar
- Ah yavrularım! Ne kadar da Dedeniz gibi kokuyorsunuz! diye inledi
Sonra biraz toparlandı:
- Babanız (Hz
Ali) nasıl?
- Babamız seni görmek diler, dediler
Sonra Hz
Hasan sordu:
- Dedemiz seni de çok severdi
Acaba O'nun hatırı için, bir şey istesek yapar mısın?
Hz
Bilâl çok şaşırdı:
- Bu ne biçim söz! Bu kölenizden ne emredersiniz de, yerine getirmem!
- Bin defa estagfirullah! Fakat bütün Medîneliler gibi, biz de senden, bir defa da olsa ezân dinlemek istiyoruz
Ricâmız sadece buydu
- Anam, babam sizlere fedâ olsun! Başım, gözüm üstüne!
Medîneliler ayağa kalktı
Ertesi sabah Bilâl-i Habeşî, son Ezânını Mescid-i Nebevî'de okudu
Yanık ve hasret dolu sesiyle:
"Allahü ekber! Allahü ekber!" dediği zaman; bütün Medîne halkı ayağa kalktı
"Eşhedü en lâ ilâhe illallah!" ve "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah!" deyince kadın-erkek, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk, hattâ yataklarındaki hastalar bile, sokaklara fırladılar
Sanki, Peygamber efendimiz yaşıyor zannettiler
O günden beri dünyada, bir daha öyle ezân okunmadı
Bilâl-i Habeşî hazretleri de başka ezân okumadı
641 senesinde Şam'da vefât etti
15-09-2006
#
5
Profil Bilgileri
keremy
Meşhur İslâm kumandanlarından: iKRİME BİN EBİ CEHİL
İkrime bin Ebî Cehil, meşhûr İslâm düşmanı Ebû Cehil’in oğludur
Önce İslâma büyük düşman idi
Mekke’nin fethedildiği gün, öldürülmesi emir buyurulan altı kişiden biri de o idi
İkrime, o gün Yemen’e kaçmak için gemiye bindi
Yolda fırtına çıkıp, gemi batmak üzereyken, “Kurtulursam Muhammed’in ayaklarına
kapanacağım” diye niyet etti
Kurtulup, Yemen’e varınca, Müslüman olmaya karar verdi
Ona taarruz etmeyin!
Hanımı ve amcasının kızı olan Ümmü Hakîm, Mekke’nin fethedildiği gün îman edip, onun için de Peygamberimizden emân (af) almıştı
Yemen’e giderek ona müjdeyi verdi:
- İnsanların en üstünü, en halimi ve en kerimi olan zat tarafından sana emân getirdim
Senin için Resûlullahtan emân istedim
Eshâbına, “Allahü teâlânın emânında olsun, kimse ona taarruz eylemesin!" buyurdu
İkrime, hanımı ile Mekke’ye dönüp, Resûlullahın huzûruna geldi
Resûl-ı ekrem, İkrime’nin geldiğini görünce, ona doğru gelerek ayakta karşıladı, kucaklaştılar
Sonra Peygamber efendimiz oturdular
Emir buyurunca, İkrime ve hanımı da oturdular
Zevcesinin yüzü kapalıydı
Bundan sonra İkrime, Peygamberimize dedi ki:
- Zevcem, benim için sizden emân aldığını söyledi
Bu sebeple geldim
Resûl-ı ekrem efendimiz buyurdu ki:
- Zevcen doğru söylemiş, sen emniyettesin
İkrime bunun üzerine dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Önceki yaptıklarıma pişman oldum
Bana İslâmiyeti öğretir misiniz?
Resûlullah efendimiz ona İslâmi öğrettiler
İkrime de, “Allahtan başka ilâh olmadığına, Peygamberimizin de Allahın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ediyorum” diyerek Müslüman oldu
Peygamber efendimiz de Cenâb-ı Hakka duâ ederek, onun için af ve mağfiret talebinde bulundu
Hz
İkrime, Müslüman olduktan sonra, Resûl-i ekrem ile beraber Medîne’ye gitti
Oraya yerleşti
Hicretin onuncu yılında Resûlullah efendimiz tarafından Hevazin’e zekât toplayıcı olarak gönderildi
Mürtedleri temizledi
Hz
Peygamberin vefâtında Hz
İkrime, Yemen’in Tebâle şehrinde bulunuyordu
Bu sebeple Resûl-i ekremin vefâtında Medîne’de bulunamamıştı
Hz
Ebû Bekir devrinde İkrime, bir ordu ile Yemâme’de bulunan ve yalancı Peygamberlik dâvâsına kalkışan Müseylemetül-Kezzâb üzerine gönderildi
Fakat yardımcı kuvvetleri beklemeden Müseyleme’ye hücum edince mağlup oldu
Bunun üzerine Hz
Ebû Bekir, onu, önce Umman tarafında bulunan Huzeyfe’nin yanına yardımcı kuvvet olarak gönderdi
Burada vazifesini yaptıktan sonra Mehre’ye yolladı
Mehre halkının İslâmiyeti kabûlünden sonra, Hz
İkrime ordusu ile birlikte Yemen’e gönderildi
Yemen’deki bütün mürtedleri ortadan kaldırdı
Daha sonra Medîne’ye geri döndü
Hz
Ebû Bekir, Yemen’deki mürtedleri temizleyen Hz
İkrime’yi, bir ordu ile birlikte Suriye tarafına gönderdi
Burada Ecnadın’de Bizanslılarla savaştı
Bu savaşta ağır yaralandı
Sonra Medîne’ye geri döndü
Daha sonra 636 yılında, Yermük savaşına katıldı
Hz
Huzeyfe şöyle anlatıyor:
“Yermük muharebesinde idi
Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı
Bu arada ben de, güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım
Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum
Su istiyor musun?
Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu
Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek dedim ki:
- Su istiyor musun?
Belli ki, istiyordu
Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu
Göz işareti ile, "Çabuk, hâlimi görmüyor musun?" der gibi bana bakıyordu
Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötede yaralıların arasında Hz
İkrime’nin sesi duyuldu:
- Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun, su!
Amcamın oğlu Hâris, bu feryâdı duyar duymaz, göz ve kaş işaretleriyle suyu hemen Hz
İkrime’ye götürmemi istedi
Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa, Hz
İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım
İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken, Hz
Iyas’ın iniltisi duyuldu:
- Ne olur bir damla su verin! Allah rızâsı için bir damla su!
Bu feryâdı duyan Hz
İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyas’a götürmemi işaret etti
Suyu o da içmedi
Hepsi şehit oldular
Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa dolaşa, Hz
Iyas’a yetiştiğim zaman, son nefesini Kelime-i Şehâdet getirerek tamamladı
Derhal geri döndüm, koşa koşa Hz
İkrime’nin yanına geldim
Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim? Onun da şehit olduğunu müşâhede ettim
Bâri dedim, amcamın oğlu Hz
Hâris’e yetiştireyim
Koşa koşa ona geldim, ne çâre ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula rûhunu teslim eylemişti
Hayatımda birçok hâdise ile karşılaştım
Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı
Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirine karşı bu derece fedakâr ve şefkatli hâlleri gıpta ile baktığım en büyük îman kuvveti tezâhürü olarak hâfızama âdeta nakşoldu!” Hz
İkrime şehit olduğunda, üzerinde 70’den fazla kılıç ve mızrak yarası vardı
Hz
İkrime, İslâmiyetle şereflenince, çok samimi bir Müslüman olmuştur
Bu ihlâsinin nişânesi olarak, savaştan savaşa at sırtında yıldırım gibi koşmuştur
Cesâretli ve çok iyi bir kumandandı
Müslümanlığa gönülden bağlanmıştı
Kur’an-ı kerimi eline alınca, önce alnına koyar, sonra ağlamaya başlardı
15-09-2006
#
6
Profil Bilgileri
keremy
Allahın kılıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî:
HÂLİD BİN VELİD
Hâlid bin Velid, Kureyş arasında süvâriliği ve askerliği ile tanınırdı
Bedir ve Uhud savaşlarında henüz Müslüman olmadığından düşman birliklerinden birinin kumandanıydı
Hudeybiye’de de düşman tarafında idi
Kardeşi Velid, Bedir’de esir edildi
Fidye karşılığında serbest bırakılıp, Mekke’ye dönünce, îmâna geldi ve tekrar Medîne’ye döndü
Oradan, Hz
Hâlid bin Velid’in Müslüman olması için, teşvik edici mektuplar gönderdi
Resûlullah efendimiz de teşvik edici sözler söyledi
İslâma meyli arttı
Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin sözlerini haber alınca, İslâma meylı arttı
Peygamberimizin yanına gitmek için hazırlandı
Bu durumu kendisi şöyle anlatıyor:
"Allahü teâlâ, benim hayrımı dilediği zaman, kalbime İslâmiyet sevgisini düşürdü
Beni, hayır ve şerri anlayacak hâle getirdi
Kendi kendime dedim ki:
- Ben, Muhammed’e karşı her savaş yerinde bulundum
Bulunduğum savaş yerlerinden hiçbiri yoktur ki, dönerken, aykırı ve yanlış bir iş üzerinde bulunduğumu ve Muhammed’in, muhakkak gâlip geleceğini içimde sezmiş olmayayım!
Resûlullah efendimiz, Hudeybiye’ye çıkıp geldiği zaman, ben de, müşrik süvârilerinin başında yola çıktım
Usfan’da, Resûlullah efendimizle Eshâbına yaklaşıp gözüktüm
Resûlullah efendimiz, bizden emîn bir sûrette Eshâbına öğle namazını kıldırıyordu
Üzerlerine, birden baskın yapmayı düşündükse de, gerçekleşmedi
Böyle olması da, hayırlı oldu
Resûlullah efendimiz, kalbimizden geçenleri sezmiş olmalı ki, ikindi namazını, Eshâbına korku namazı olarak kıldırdı
Bu, bana çok tesir etti
Kendi kendime, “Bu zât, herhâlde, Allah tarafından korunuyordur” dedim
Mekke’ye döndüğümde, çeşitli düşünceler içinde bocalıyordum
Ertesi sene, Resûlullah efendimiz umre için Mekke’ye gelip girince, Ondan gizlendim
Kendisinin Mekke’ye girişini görmedim
Üstün tutardık
Kardeşim, Velid bin Velid de umre için gelip Mekke’ye girmişti
Beni arayıp bulamayınca, bana bir mektup yazmış ve mektubunda şöyle demişti:
(Doğrusu, ben, senin İslâmiyetten böyle tedirgin olmak ve yüz çevirip gitmekteki görüşün kadar şaşılacak bir görüş görmedim! Hâlbuki, eğri yola gitmekten seni alıkoyacak bir aklın da var! Aklını kullansan ya! İslâmiyet gibi bir dîni, kim bilmez ve tanımaz olabilir?!
Resûlullah efendimiz, seni, bana sordu
"Hâlid nerededir?" dedi
Ben de, "Allah, onu getirir" dedim
Resûlullah efendimiz bunun üzerine buyurdu ki:
- Onun gibi bir adam, İslâmiyeti bilmez ve tanımaz olabilir mi? Keşke o, bütün savaş ve çabalarını Müslümanların yanında, müşriklere karşı gösterseydi, kendisi için ne kadar hayırlı olurdu! Biz, kendisini başkalarına tercih eder, üstün tutardık!
Ey kardeşim! En elverişli, en yararlı yerlerde kaçırmış bulunduğun firsatlara acele yetiş!)
Bana, kardeşimin bu mektubu gelince, gitmek için, acele ettim
İslâmiyete olan isteğim de arttı
Resûlullah efendimizin söyledikleri ise, beni çok sevindirdi, ferahlattı
”
Hâlid bin Velid söyle anlatır: Kardeşimin mektubu bana ulaşınca, Müslüman olma arzûsu bende çok kuvvetlendi
Gitmek için acele ediyordum
Resûlullahın söyledikleri beni çok sevindirmişti
O gece uyurken, rüyâmda sıkıntılı dar ve çöl gibi susuz yerlerden, yemyeşil geniş ve ferah bir yere çıkmıştım
Medîne’ye varınca, bu rüyâmı Hz
Ebû Bekir’e anlatıp, tâbirini ondan sormaya karar verdim
Bana kim arkadaş olabilir?
Ben Resûlullaha gitmek için hazırlanırken, “Acaba oraya giderken bana kim arkadaş olabilir” diye düşünüyordum
Safvân bin Ümeyye’ye rastladım
Vaziyeti ona anlattım
O teklifimi reddetti
Daha sonra Ikrime bin Ebû Cehil’e rastladım
O da aynı şekilde dâvetimi reddedince, evime gittim
Hayvanıma binip, Osman bin Talha’nın yanına gittim
Ona da aynı şekilde, Müslüman olmak üzere, Peygamberimize gideceğimi, kendisinin de gelmesini söyledim
Tereddütsüz kabul etti ve ertesi günü seher vakti beraberce yola çıktık
Hadde denilen yere vardığımızda, Amr bin Âs ile karşılaştık
O da Müslüman olmak için Medîne’ye gidiyordu
Hep beraber Medîne’ye vardık
Elbisenin en güzelini giyip, Resûlullah efendimizle görüşmeye hazırlandım
O sırada kardeşim Velid geldi ve dedi ki:
- Acele et! Çünkü Peygamberimize sizin geldiğiniz haber verilmiş ve O da çok sevinmiştir
Şimdi sizi bekliyor
Ben de acele ile O yüce Peygamberin huzuruna vardım
Gülümsüyordu
Selâm verip dedim ki:
- Allahtan başka ilâh olmadığına ve senin de Allahın Peygamberi olduğuna sehâdet ediyorum
- Sana hidâyet veren, doğru yolu gösteren Allaha hamd olsun
Senin akıllı olduğunu biliyor, bunun, er veya geç seni selâmet ve hayra ulaştıracağını umuyordum
Günahlarını bağışla!
Sonra günahlarımın affı için, Allahü teâlâya duâ etmesini istedim
Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:
- İslâmiyet, kendisinden önce işlenmiş olan günahları söküp atar
Sonra da ellerini açarak duâ buyurdular:
- Yâ Rabbî! Hâlid’in, kullarını, senin yolundan çevirmek için gösterdiği bütün çabalarından ileri gelen günahlarını bağışla!
Peygamber efendimiz, bana, kendi evinin yanında bir yer verdi
Beni savaşta hep süvâri birliklerinin başına kumandan tâyin etti
Daha sonra Mekke’de iken gördüğüm rüyâyı Hz
Ebû Bekir’e anlattım
O da buyurdu ki:
- Görmüş olduğun o ferahlık yer, Allahü teâlânın, seni, müşriklikten İslâmiyete erdirmesidir
Hz
Hâlid bin Velid’in Müslüman olması, hicretin sekizinci yılında oldu
Müslüman olduktan sonra Medîne’de yerleşti
Hz
Hâlid bin Velid, Müslüman olduktan sonra, ilk olarak Mûte gazâsında bulundu
İslâm askeri Mûte’ye hareket ederken, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Cihâda çıkacak olan şu insanlara Hz
Zeyd bin Hârise’yi kumandan tâyin ettim
Eğer o şehîd olursa, yerine Ca’fer bin Ebî Tâlib geçsin
O da şehîd olursa, yerine Abdullah bin Revâha geçsin
Eğer o da şehid olursa, aranızda münâsip gördüğünüz birini seçip, ona tâbi olursunuz
Birini kumandan seçin!
Mûte harbi başladı
Şiddetli çarpışma olurken; Hz
Zeyd bin Hârise, Hz
Ca’fer ve Hz
Abdullah bin Revâha sırasıyla şehîd oldular
Sonra sancak Hz
Sâbit bin Akrem’e verildi
O, sancağı bir yere dikip, mücâhidleri yanına çağırdı
Herkes toplanınca dedi ki:
- Aranızdan birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve ona tâbi olunuz!
Ona dediler ki:
- Biz seni kumandan seçtik
Bunun üzerine, “Ben bu işi yapamam” dedi ve Hz
Hâlid bin Velid’e dönerek dedi ki:
- Yâ Hâlid! Senin savaş tecrüben, askerî bilgin, askeri heyecanlandırarak harekete geçirmen benden fazladır
Sancağı acele al! Savaş devam ederken bu işlerle oyalanmamız bizim aleyhimize oluyor!
Böylece Hz
Hâlid bin Velid sancağı aldı
Akşam vakti yaklaşmış idi
Güneş batıncaya kadar pek müthiş çarpıştı
Onun bu mahâretine kâfirler bile şaşırdılar
Akşam oldu
Sabahleyin tekrar saldırılacaktı
Hz
Hâlid bin Velid, şaşılacak derecede askerî dehâya ve savaş tecrübelerine sahip bir kahramandı
Sabah olunca, İslâm askerinin düzenini değiştirdi
Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arka tarafa ve arka taraftakileri ön tarafa aldı
Rum askerleri, daha önce tanımış oldukları kişilerle karşılaşmayınca, hepsi birden şaşırdılar
“Demek ki, bunlara yardımcı kuvvetler gelmiş” diyerek korkuya kapıldılar
Hz
Hâlid bin Velid’in kumandasındaki mücâhidler, Rum askerlerinin morallerinin bozulmasından istifade edip, hücûma geçtiler
Üç bin kişilik İslâm askeri, Heraklius’un yüzbin kişilik ordusunu bozguna uğrattı
Başarının sırrı
Başkumandan Hz
Hâlid bin Velid’in elinde, o gün dokuz kılıç parçalandı
Rum askerinin çoğu kılıçtan geçirildi
Peygamber efendimiz, Hz
Hâlid bin Velid’in, bu fevkalâde başarısını haber aldığı zaman, onu “Seyfullah = Allahın kılıcı” lâkabı ile şereflendirdi
Hâlid bin Velîd hazretleri, başında sarığı arasında bir sakal-ı şerîf taşırdı
Bunu taşıdığı her muhârebede zafer kazanırdı
Bütün savaşlarda muzaffer olmasının sebebini sorduklarında, sarığını çıkarıp, içindeki mübârek sakal-ı şerîfi gösterir ve onun sayesinde zafer kazandığını söylerdi
Peygamber efendimiz Hz
Hâlid bin Velid’i Benî Huzeyme kabîlesini İslâma dâvet için gönderdi
Onlarla anlaşma yaptı
Hicretin onuncu senesinde, yine Hz
Hâlid bin Velid’i, Hâris bin Kâ’b oğullarına gönderdi
Peygamber efendimiz, ilk üç gün kılıç kullanılmamasını tenbih etmişti
Bunun için Hz
Hâlid bin Velid, tatlılıkla işi halletti ve onlar da İslâmı kabul ettiler
Allaha hamd ederim
Hz
Hâlid bin Velid, Hâris bin Kâ’b oğullarının İslâma gelmesi üzerine, Peygamber efendimize bir mektup gönderdi
Bu mektup şöyledir:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Hâlid bin Velid tarafindan, Allahü teâlânın Resûlü Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma, Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!
Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya hamd ederim
Yâ Resûlallah, beni, Hâris bin Kâ’b Kabîlesine gönderdiniz
Onlarla üç gün savaşmamamı ve onları İslâma dâvet etmemi, Müslüman olurlarsa, aralarında kalmamı ve İslâmın esaslarını, Allahü teâlânın kitabını ve Resûlünün sünnetini öğretmemi, eğer Müslüman olmazlarsa savaşmamı emir buyurmuştunuz
Ben de, emr-i şerîfleriniz üzere hareket ederek, Hâris bin Kâ’b oğullarına üçgün nasîhat edip, İslâmı tebliğ ettim
Süvârilerim, “Ey Benî Hârisler! Selâmete ermek isterseniz, Müslüman olunuz!” diye onları İslâma dâvet ettiler
Onlar, hiç çarpışmadan Müslüman oldular
Ben de onlara, Allahü teâlânın emirlerini, Resûl aleyhisselâmın sünnet-i şerîflerini öğrettim
Yâ Resûlallah! Bundan sonra, nasıl hareket etmem gerektiği hakkında ikinci bir emr-i şerîfiniz gelinceye kadar burada bekleyeceğim
Esselâmü aleyke yâ Resûlallah
Peygamber efendimiz de, Hz
Hâlid bin Velid’in mektubuna şöyle cevap yazdırdılar:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahü teâlânın Resûlü Muhammed aleyhisselâmdan, Hâlid bin Velid’e, Esselâmü aleyke Yâ Hâlid! Allahü teâlâya hamd ederim
Benî Hâris bin Kâ’blıların kendileriyle çarpışmanıza ihtiyaç kalmadan Müslüman olup, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed’in, O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ettiklerini ve hidâyete kavuştuklarını haber veren mektubunu elçiniz bana getirdi
Âhiret azâbıyla korkut!
Allahü teâlânın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ederlerse, onları âhiret nîmetleriyle müjdele! Eğer aykırı hareket ederlerse âhiret azâblarıyla korkut! Sonra buraya gel! Onların elçileri de seninle beraber gelsin!
Vesselâmü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtühü
"
Hz
Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtlarından sonra, Hz
Ebû Bekir devrinde ortaya çıkan ve Peygamberlik iddiasında bulunan bâzı kimseler üzerine yürüdü
Bunlardan Tuleyha ve avânesini öldürdü ve Ayniye bin Husayn’i yakalayıp Medîne’ye getirdi
Yemâme’de Müseylemet-ül-Kezzab’in ordusunu dağıttı
Bu muharebede Müseyleme’nin ordusundan 20 bin kişi, Müseyleme de Hz
Vahşî tarafından öldürüldü
İslâm ordusundan 2000 asker şehîd oldu
Hâlid bin Velid, Peygamber efendimizin vefâtından sonra mürted olanlarla ve zekât vermek istemeyenlerle uğraştı
Hâlid bin Velid, Hz
Ebû Bekir tarafından, İslâmın yayılması için, Irak tarafina gönderildi
Muzar muharebesinde 30
000 İran askeriyle çarpıştı
Galip geldi
Çoğunu nehre döktü
İranlı kumandan Hürmüz’le müthiş çarpışmalar oldu
Hz
Hâlid bin Velid’in kumandanlarından Hz
Ka’ka bin Amr fevkalâde kahramanlıklar gösterdi ve kalın zincirlerle yapılmış istihkâmları kırdı
İran ordusuna karşı muzaffer oldular
Hz
Hâlid bin Velid, Kesker’de, İran’ın büyük bir ordusunu âni gece baskınıyla hezimete uğrattı
İran kumandanı, kederinden öldü
Hz
Hâlid bin Velid, Elis’te de İranlılarla yapılan savaşta, gösterdiği kahramanlıklarla askerini coşturdu
Bu savaşta da gâlip geldi
İslâma dâvet ediyorum
Hâlid bin Velid, Hîre üzerine yürüdü
Kaleyi kuşattı
Görüşmek üzere bir kimse istedi
Hîreliler dediler ki:
- Öldürmezseniz göndeririz!
Hz
Hâlid bin Velid öldürmeyeceklerini söyleyince, Abdülmesih bin Hayyam ile Hîre vâlisi, Hz
Hâlid’in huzuruna geldiler
Hz
Hâlid onlara dedi ki:
- Sizi Allaha ve İslâma dâvet ediyorum
Eğer Müslüman olursanız, Müslümanlara âit olan haklara sâhip olursunuz ve Müslümanın yapacağı vazifeleri de yaparsınız
Bunu kabul etmezseniz, cizye verirsiniz
Bunu da kabul etmezseniz, sizin yaşamaya karşı olan hırsınızdan daha fazla şehîd olmaya karşı istekli olan bir orduyla geldim
Bunları söylerken Abdülmesih’in elinde bir şişe görerek, şişedekinin ne olduğunu sordu
Abdülmesih söyle cevap verdi:
- Yâ Hâlid! Bu zehirdir
Eğer sen, bizim arzûlarımıza uygun bir anlaşma yaparsan ne âlâ
Milletimin arzûlarına uygun olmayan bir anlaşma ile gitmektense, bu zehiri içerek hayatıma son vereceğim
Hâlid bin Velid, zehiri Abdülmesih’in elinden aldı ve “Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihi sey’ün fil’erdi velâ fissemâi ve hüves-semî’ul-alîm" diyerek sonuna kadar içti
Cizye vermeye hazırız!
Abdülmesih ve Hîre vâlisi, Hâlid bin Velid’i hemen ölecek diye boş yere beklediler
Sonra Abdülmesih ve vâli anlaşma şartlarını görüşmek üzere kaleye girdiler
Halk onları merakla bekliyordu
Abdülmesih onlara dedi ki:
- Ben, kendilerine zehir tesir etmeyen bir kavmin yanından geliyorum
Sonra kavmiyle istişâre edip, tekrar Hz
Hâlid bin Velid’in yanına gelerek dedi ki:
- Biz, sizinle harp edemeyiz, fakat dîninize de giremeyiz! Size cizye vermeye hazırız!
Bundan sonra, 90 bin dinar üzerinden sulh anlaşması yaptılar
Hz
Hâlid bin Velid buraları emniyet altına aldıktan sonra, Anbar kalesini muhasara etti
Sulh yoluyla şehri ele geçirdi
Bundan sonra, Mehran’ın, Müslümanlarla savaşmak üzere Aynüttemr’de hazırlık yaptığını haber aldı
Üzerine giderek bu kaleyi de fethetti
Hz
Hâlid bin Velid, Hîrelilerle yaptığı sulhnâmeyi bitirince, İran hükümdarına ve erkânına bir mektup yazdı
Bu mektup aynen söyledir:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Hâlid bin Velid’den, Rüstem, Mihran ve Acem reislerine
Selâm, hidâyete kavuşanlara olsun! Allahü teâlâya hamdederim
O’nun kulu ve Resûlü olan Muhammed aleyhisselâma salâtü selâm olsun
Yaptığınız bütün çalışmalarınızı dağıtan, topluluğunuzu parçalayan, sözlerinizde sizi ihtilâfa düşüren, gücünüzü, kuvvetinizi zayıflatan, mülk ve hâkimiyetinizi elinizden alan Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun
”
Fırat’a yöneldi
Bu mektubu, İran’a gönderilmek üzere Hîrelilere teslim etti
Hz
Hâlid bin Velid, bundan sonra, yavaş yavaş Fırat tarafına ilerledi
Burası, asker sevkiyatı için çok mühim bir mevki idi
Fırat nehri kenarında, gayri müslim Araplar, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe oldu
Bu büyük zaferin elde edilmesi ile Irak’ın her tarafı Müslümanların hâkimiyetine girmiş oldu
Bundan sonra, Halîfe Hz
Ebû Bekir, Hâlid bin Velid’e, Şam tarafına hareket etmesini emretti
Bunun üzerine Hâlid bin Velid hazretleri, derhal yola çıktı
Birçok yerleri ele geçirerek Busra’ya ulaştı
Busralılar, Müslüman ordusu karşısında aman dilediklerinden, onlarla cizye ve haraç vermek şartıyla sulh yapıldı
Böylece Busralılar can ve mallarını teminat altına aldılar
Bu İslâm ordusu, Ecnadeyn’de yapılan savaşta da galip geldikten sonra, Şam civarına geldiler
Şehir üç taraftan kuşatıldı
Üç ay süren kuşatmadan netice alınamadı
Şehirde bir gün, patriklerden birinin bir oğlu dünyaya geldi
Halk her şeyi unutup, bayram yapmaya başladılar
Hâlid bin Velid geceleri uyumayıp vaziyeti araştırırdı
Askerî dehâsı ve halkın bu zaafından istifâde edip, ordusuna hücum emri verdi ve ordu şehre girdi
Fahl mevkiinde Rumlarla yapılan savaşta, Rum orduları perişan edilerek zafer kazanıldı
Şam’da yapılan ikinci karşılaşmada, Rumların bütün orduları yok edilinceye kadar savaş devam etti
Arka arkaya yenilen Rumlar, Anadolu’da papazlar vasıtasıyla köy köy dolaşarak asker topladılar
Büyük bir Haçlı seferi düzenlediler
240 bin Rum askeri Yermük’te toplandı
Buna karşılık, 46 bin kişilik Müslüman ordusu vardı
Yermük zaferi
Müslüman kumandanlar, Hâlid bin Velid’i başkumandan seçtiler
Hâlid, ordusunu biner kişilik bölüklere ayırdı
Her bölüğe kumandanlar tâyin etti
Askerin mâneviyatını kuvvetlendiren konuşmalar yaptıktan sonra, hücum emrini verdi
Bu savaş, tarihte eşine ender rastlanan kahramanlıklara sahne oldu
Rum kumandanlarından Yorgi, Hz
Hâlid bin Velid’e gelip Müslüman oldu
O da kâfirlere karşı çarpışmaya başladı ve şehîd oldu
Harbin şiddetinden öğle ve ikindi namazlarını îmâ ile kıldılar
Bu harpte İslâm kadınları bile fevkalâde cenk ettiler
Allahın kılıcı Hz
Hâlid, bütün gücü ile Haçlı ordusunun merkezine yüklendi
Merkezdeki kuvvetlerini dağıtınca, Rum ordusu kaçmaya başladı
Bu savaşta kan gövdeyi götürdü
100 binden ziyade Haçlı askeri öldürüldü
Buna karşılık 3000 Müslüman şehîd oldu
Hâlid bin Velid, 642 yılında Humus’ta hastalandı
Yanında silah arkadaşları vardı
Vefât edeceği sırada kılıcını istedi
Kabzasını tutarak şefkatle okşadı
Sonra buyurdu ki:
“- Nice kılıçlar elimde parçalandı
İşte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır
Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir
Garip olarak şehîd oldular
Resûlullahın hiçbir Eshâbı, rahat yatağında ölmedi
Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde Dîn-i İslâmı yayarken garip olarak şehîd oldu
Ah Hâlid! Şehîd olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi
Şehîdlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı
Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın
Ömrü, Dîn-i İslâmı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehîd olarak beklerdim
”
Hz
Hâlid bundan sonra Yermük savaşını hatırlayarak buyurdu ki:
“- Ah Yermük günü! İnsan kanlarının vâdide sel gibi aktığı Yermük! Şiddetli bir kırağının olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum
O gece Muhâcirlerden kurulu akıncı birliğimle baskın yapmak için sabahı zor etmiştik
Ah Yermük harbi! Üç bin yiğitle, yüzbin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun!
Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâd etmekle korunabilir
Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük savaştır
Bundan sonra, daha nice savaşlar birbirini takip edecektir
Sakin gaflete düşmeyin!
Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum
Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim
”
Beni ayağa kaldırın!
Hz
Hâlid biraz sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın!” deyince, ayağa kaldırdılar
“Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı
Bundan sonra, “Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım
Öldüğüm zaman, atımı, savaşta tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz! Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim
Mezarımı, bu kılıcımla kazınız! Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır” dedi ve yatağına düşüp Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti
15-09-2006
#
7
Profil Bilgileri
keremy
Evi ilk vakıf olan sahâbî: ERKAM BİN EBİ'L ERKAM
Erkam'ın ataları, Mekke'nin sayılı zengin ve reisleri idiler
Bu sebeple, eskiden beri saygı ve i'tibâr görürlerdi
Kâ'be-i muâzzamanın batı taraflarında, yüksek bir evleri vardı
Beytullahı ziyâret edenler mutlaka, onların evi önünden geçmeye mecburdular
Safâ tepesinde bulunduğu için, uzaktan bile Kâ'be'yi görmek mümkündü
Evim evinizdir
Hz
Erkam Müslüman olduktan sonra, sevgili Peygamberimizi evlerine da'vet etti
Peygamber efendimiz de münâsip bir zamanda, Hz
Ebû Bekir'le birlikte şeref verdiler
Evin geniş ve ferah salonlarında, topluca namaz kıldılar
Huzûr içinde sohbet ettiler, uzun uzun konuştular
Bir ara Hz
Erkam dedi ki:
- Yâ Resûlallah, evim, evinizdir
Emrinizdedir
Nasıl, ne zaman ve ne kadar arzû ederseniz, kullanabilirsiniz
O sırada ilk Müslümanlar gerçekten, büyük baskı ve tehdit altındaydılar
En yakın akrabâları bile onlara, eziyet ediyorlardı
Abdestlerini gizli alıyor, namazlarını gizli kılıyorlardı
Çünkü müşrîkler, puta tapanlar; büyük bir kin ve nefretle doluydular
Hz
Erkam'ın teklifi bu yüzden, sevgili Peygamberimizi çok ferahlattı
Hz
Erkam'ın tertemiz evi, Müslümanlar için gerçek bir kurtuluş kalesi oldu
Bir dâr-ül İslâm ya'nî İslâm yuvası hâline geldi
Peygamber efendimiz, sayıları 10-15'i geçmeyen mü'minler ile birlikte oraya yerleştiler
Rahatça ibâdet etmeye, İslâm için çalışmaya devam ettiler
İki Cihân Güneşi ve sevgili arkadaşları üç yıl kadar, bu ilk İslâm Kalesinde bulundular
Birçok âyet-i kerîme, orada nâzil oldu
Birçok meşhur kimse, orada hidâyete erdiler, Müslüman oldular
Sayıları kırka yaklaştığı bir gün, Hz
Ebû Bekir sordu:
- Yâ Resûlallah! İnsanları açıkça İslâma da'vet zamanı, daha gelmedi mi?
Peygamber efendimiz de buyurdu ki::
- Henüz, sayımız azdır
Fakat Hz
Ebû Bekir ısrar etti
Bunun üzerine hep beraber, Kâ'be civârına çıktılar
Hz
Ebû Bekir ayağa kalkıp, orada bulunanlara konuşmaya başladı:
- Ey Kureyşliler! Allahü teâlâ birdir
Muhammed aleyhisselâm, O'nun Resûlüdür
Gelin, birlikte İslâma dönelim
Felâha, kurtuluşa erelim
Utbe'yi sağ bırakmayız
Sevgili Peygamberimiz de onu dinliyorlardı
Hz
Ebû Bekir, daha sözünü bitirmeden, müşrikler hücûm ettiler
Hem Hz
Ebû Bekir'e, hem de ötekilere saldırıyorlardı
Hâinliğiyle tanınmış Rebîa'nın oğlu Utbe yamalı ayakkabısıyla, yüzüne gözüne vuruyordu
Her tarafı şişen Hz
Ebû Bekir sonunda düştü, bayıldı
Gürültüyü işiten Teymoğulları kabîlesi, koşarak geldiler
Saldırganları dağıtıp, akrabâlarını kurtardılar
Çünkü Hz
Ebû Bekir, aynı kabîleden idi
O zamanlar kabîle mensupları, Müslüman olsun, müşrik olsun, birbirlerini koruyorlardı
Hz
Ebû Bekir'i, bir çarşaf içinde evine götürürlerken dediler ki:
- Eğer akrabâmız ölürse; and olsun ki biz de, Utbe'yi sağ bırakmayız!
Hz
Ebû Bekir'i müşriklerin elinden alıp evine götüren Teymoğulları ve anacığı, Akşama kadar yatağı ucunda beklediler
Nihayet hava kararırken Hz
Ebû Bekir gözlerini açtı
İlk sözü:
- Allahü teâlânın Resûlü nasıllar ,oldu
Kabîle büyükleri çıkıştılar:
- Sen bu hâle, O'nun yüzünden düştün! Kendine bakmıyor da, hâlâ O'nu mu soruyorsun?
Anası Ümm-ül Hayr, başında gürültü yapanları kovaladı
Bütün gayretiyle, sevgili oğluna bir şeyler yedirmeye çalışıyordu
O ise, hep soruyordu:
- Resûlullah efendimiz nasıldır?
Onun, ısrarlı soruları karşısında anası dedi ki:
- Yemîn ederim ki, benim hiç haberim yok!
- Öyleyse sorup, öğreniver!
Müjde oğlum!
Annesi yalvaran oğlunun hatırı için, evden çıktı
Epeyce sonra geldi
Yüzü gülüyordu:
- Müjde oğlum! Merak ettiğin zât, Erkam'ın evinde bulunuyorlarmış
Hz
Ebû Bekir'in gözleri parladı
Sanki dünyalar onun olmuştu
Anacığı ise, elinde yiyecek bir şeyler uzatıyordu
- Yine de gidip O'nu kendim görmedikçe, ahdim olsun, boğazımdan ne su, ne yemek geçmiyecektir, deyince, kadıncağız şaşırdı
Ortalık kararıp, herkes evlerine kapanıncaya kadar beklediler
Sonra, Hz
Ebû Bekir'in koltuklarına girip, sokağa çıktılar
Doğruca Hz
Erkam'ın evine yollandılar
Peygamber efendimizi sağ-sâlim görünce; sarılıp öpmeye, koklamaya başladı
Dâr-ül Erkam'da bulunan Müslümanlar da, onu öpüyorlardı
Bu göz yaşartıcı sahne, uzun zaman devam etti
Annem de hidâyete erse
Peygamber efendimizin şefkatli bakışlarından, kendisine çok acıdığını hisseden Hz
Ebû Bekir ricâda bulundu:
- Yâ Resûlallah! Anam, babam, size fedâ olsun
Lütfen, benim için üzülmeyiniz
Çünkü o kâfirler, yüzüme biraz fazlaca vurdular, o kadar
Fakat şu benim vefâlı anacığım, çocukları için çok merhametlidir
Onun için Allaha duâ buyursanız da, hidâyete kavuşsa ve böylece de, Cehennem ateşinden kurtulmuş olsa?
Sevgili Peygamberimiz tebessüm ettiler
Sonra, Allahü teâlâya duâda bulundular
Ümm-ül Hayr hazretlerine, îmân ve İslâmı teklif ettiler
O temiz kalbli ana, hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu
Kurtuluşa erdi
Böylece Hz
Erkam'ın evi, bir kere daha bereketini gösterdi
Çok geçmeden Hz
Hamza da, Müslümanlar arasına katılınca; sayıları 39'a yükseldi
Peygamber efendimizin o bahadır amcaları ile, Müslümanların gücü çok yükseldi
Çünkü onun kılıcının keskinliği, herkes tarafından iyi bilinmekteydi
Bütün Mekkeliler, Hz
Hamza'nın cesâret ve kahramanlığından korkarlardı
Hz
Hamza Müslüman olduktan sonra bir ikindi vakti, inananlar, yine Hz
Erkam'ın kutlu evinde toplanmışlardı
Namaz kılınmış, sohbet ediyorlardı
Kapı hızlı hızlı çalındı
Gidip bakan zât, haber verdi:
- Yâ Resûlallah, Hattâb'ın oğlu Ömer gelmiş
Kılıcı da elinde bulunuyor
Bunun üzerine ba'zıları dediler ki:
- Kapıyı açmıyalım!
Ba'zıları da, aksini söylediler
İşte o zaman yiğit Hz
Hamza, sevgili Peygamberimize dönerek dedi ki:
- Bırakınız, yâ Resûlallah! Şâyet hayır için geldiyse, hayır görür
Şer, kötülük için geldiyse, kendi kılıcıyla kellesini uçururum
Hâlâ vazgeçmiyecek misin?
Kapı açıldı
Ve bütün heybetiyle Hattâb'ın oğlu içeri girdi
İki Cihân Sultânı ayağa kalktılar
Önlerine gelince, onu omuzlarından tutup sarstılar:
- Ey Ömer! Hâlâ vazgeçmiyecek misin?
Hattâb'ın oğlu, tâ iliklerine kadar sarsıldı
Ve olanca gücüyle dedi ki:
- Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!
O anda, Müslümanlık şerefine erişti
Hz
Ömer oldu
Bütün Eshâb-ı kirâm, yüksek sesle:
- Allahü ekber! Allahü ekber! Vallahü ekber! Tekbîrleriyle yeri, göğü inletmeye başladılar
O kadar ki, Mekke'nin en uzak yerindekiler bile işittiler
Çünkü Müslümanların sayısı, 40'a yükselmişti
Bunu öğrenen Hz
Ömer:
- Ey Allahın Resûlü! Müsâade buyurunuz da, gidip hep birlikte, Beytullahın içinde namaz kılalım, teklifinde bulundu
Peygamber Efendimiz kabûl ettiler
İşte o gün, Hz
Erkam'ın sırlarla dolu güzel evi Dâr-ül Erkam; vazîfesini tamamlamış oldu
Çünkü o günden sonra Müslümanlar, ibâdetlerini artık açıkça ve her yerde yapmaya başladılar
Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz, Medîne'ye Hicret ettikleri zaman; Hz
Erkam da fazla gecikmedi
Herkes gibi o da; Mekke'deki güzel evlerini, topraklarını, akrabâlarını terketti
Peygamber Efendimiz Medîne'de onu, Hz
Zeyd bin Sehl ile din kardeşi yaptılar
Huzur içinde yaşıyabilmesi için, Beni Züreyk mahallinde bir miktar arazi verdirdiler
Ne tarafa gidiyorsun?
Hz
Erkam fevkalâde dindar, ahlâklı ve cömert bir Müslümandı
Bilhassa, namaza çok önem veriyordu
Bir gün yol kıyâfetiyle Peygamber efendimizin huzûrlarına girip, selâm verdi
Sevgili Peygamberimiz selâmını aldıktan sonra sordular:
- Ne tarafa gidiyorsun?
O da eliyle, Beyt-i Makdîs'i, Kûdüs taraflarını işâret etti
Peygamber Efendimiz tekrar sordular:
- O tarafa seni sevkeden nedir, ticâret mi?
- Hayır ey Allahın Resûlü
Maksadım, ticâret değildir
Sâdece Beyt-i Makdîs'te namaz kılmak istiyorum
Sevgili Peygamberimiz, Mekke taraflarını işâret ederek buyurdu ki:
- Mescîd-i Harâm'da kılınan bir namaz; oradan başka mescîdlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır
Medîne'de parlayan İslâm Güneşi, ışıklarını; önce yakınlara, sonra uzaklara yaymaya başladı
Allah rızâsı için, Allahın dîni olan İslâmı yaymak için, savaşlar yapıldı
Önce büyük Bedir, sonra ibretli Uhud, daha sonra Hendek ve öteki gazâlar kazanıldı
Nihâyet İslâmın doğduğu mübârek belde olan Mekke, müşrikliğin merkezi durumundan kurtarıldı ve fethedildi
Oradan da, dünyanın dört bir yanına dağıldılar
Hz
Erkam'ın nûrlu evinde, Dâr-ül İslâmda yetişen, 40 büyük" sahâbî bugün yeryüzünde yaşayan 400 milyon Müslümanın yıldızları, önderleri, ataları oldular
Tam bir sığınak oldu
Hz
Erkam'ın evi, İslâm târihinde çok önemli bir rol oynamıştır
İlk Müslümanlar, kendilerine yapılan eziyet ve işkencelerden kurtulmak için, bu eve sığınmışlardı
Hz
Ömer'in katılmasıyla 40 kişi oluncaya kadar, Dâr-ül Erkam onlara, tam bir sığınak oldu
Ayrıca birçok âyet-i kerîme de, burada nâzil oldu
Hz
Erkam'ın evi Dâr-ül İslâm olarak; uzun müddet önemini korudu
Çocuklarına vakfettiği için, onlar da satmadılar
Fakat Halîfe Mansûr zamanında, devletin eline geçti
Yıkılmaktan kurtarmak için, ta'mir edildi
O zaman da evin aslı kayboldu
Bu mübârek eve fazla kıymet vermemiz; şüphesiz, onun taşına toprağına değildir! İslâmiyet zâten böyle bir şeye, izin vermez
Saygımız sâdece, orada toplanan ve İslâm ve îmânları için her fedâkârlığı göze alan ilk Müslümanların hâtırâları sebebiyledir
Erkam'ın babası; Ebî'l Erkam, anası; Ümeyme, kabîlesi; Mahzûmoğulları, künyesi; Ebû Abdullah'tır
İslâmiyeti ilk kabûl edenlerin 7
veya 11
'sidir
Ailesi, Mekke'nin sayılı asîllerinden idi
Bu sebeple Müslüman olmadan önce de, çok saygı görürlerdi
Mazlûmun hakkını arayanlar
Hz
Erkam aynı zamanda; Mekke'de, Mekkelilerden ve onlar dışında Mekke'ye girecek olan sâir insanlardan zulme ve haksızlığa uğramış kimse bırakmamak; mazlûmun hakkı geri alınıncaya kadar, zâlime karşı, mazlûmla birlikte hareket etmek üzere ahidleşen; denizlerin, bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hirâ ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, bu ahid ve sözlerine bağlı kalacaklarına yemin eden Hılfül fudûl eshâbından idi
Hz
Erkam, Bedir, Uhud ve diğer gazâlara katıldı
Hepsinde büyük yararlıklar gösterdi
Allahü teâlânın Resûlü zaman zaman onu, zekât toplamakla vazifelendirdiler
Her zaman olduğu gibi bu vazifeyi de, severek ve başarıyla yaptı
Geçimini, ziraat ve ticâretle temin ederdi
Kimseye muhtaç olmadan yaşadı
Dürüstlük ve dindarlık; ahlâkının temel taşlarıydı
İki oğlu vardı: Abdullah ve Osman
Kızları: Meryem, Safiyye ve Ümeyye adlarını taşıyordu
Hicretin 53
yılında, 83 yaşlarında, Medîne'de vefât eyledi
Namazını, vasiyeti üzerine aynı günlerde Müslüman oldukları; Hz
Sa'd bin Ebî Vakkâs kıldırdı
Bakî' kabristanına defnolundu
15-09-2006
#
8
Profil Bilgileri
keremy
Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî: SELMÂN-I FÂRİSİ
Eshâb-ı kirâmdan olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, İslâmiyeti bulmasını ve ebedî saâdete kavuşmasını şöyle anlatmıştır:
Ben İran'ın, İsfehan şehrinin Cey köyündenim
Babam köyün en zengini olup, arazimiz ve malımız çoktu
Babamın tek çocuğu idim
Beni herkesten çok severdi
Bunun için benim üzerime titrerdi
Evden çıkmama izin vermezdi
Sâhibi sen olacaksın
Babam Mecûsî (ateşperest) olduğu için, Mecûsîliği de bana, evde, tam olarak öğretti
Evde devamlı bir ateş yanar, biz ona tapar, secde ederdik
Babamın malı ve mülkü çok olduğu için, beni bir ara dışarıya çıkardı ve dedi ki:
- Yavrum, ben öldüğüm zaman, bu malların sâhibi sen olacaksın
Onun için, git, mallarını ve arazilerini tanı!
Bir gün tarlalara bakmaya gittiğimde, bir Hıristiyan kilisesine rastladım
Onların seslerini işittim
Gidip baktım ki, içerde ibâdet ediyorlar
Ben, daha önce öyle bir şey görmediğim için, çok hayret ettim
Zîrâ bizlerin ibâdeti bir miktar ateş yakıp, ona secde etmekti
Fakat onlar, görünmeyen bir Allaha ibâdet ediyorlardı
Kendi kendime, “Vallahi bunların dîni haktır ve bizimkisi bâtıldır” dedim
Onun için akşama kadar onları seyrettim
Tarlalarımıza da gitmedim, akşam oldu
Kilisedekilere dedim ki:
- Bu dînin aslı, merkezi nerededir?
- Bu dînin aslı, merkezi şam'dadır
- Peki, ben de Şam'a gitsem, beni de bu dîne kabûl ederler mi?
- Evet kabûl ederler
- Sizlerden yakında Şam'a gidecek kimseler var mıdır?
- Bir müddet sonra bir kervanımız Şam'a gidecektir
(İsfehan'daki bu Hyristiyanlar, İsfehan'a Şam'dan gelmişlerdi ve sayıları da az idi
)
Allaha îmân ediyorlar
Ben bunlarla meşgul olurken, vakit geç oldu
Babam benim dönmediğimi görünce, beni aramak için adam göndermiş
Beni aramışlar, bulamamışlar ve bulamadıklarını babama söylemişler
Tam bu sırada, ben de eve döndüm
Babam dedi ki:
- Bu zamana kadar nerede kaldın? Seni aramadığımız yer kalmadı
- Babacığım, ben bugün tarlaları dolaşmak için yola çıktım, fakat yolda karşıma bir Nasrânî kilisesi çıktı
Ben de içeri girdim
Baktım ki; görmedikleri ve herşeye hâkim ve kâdir olan bir Allaha îmân ediyorlar
Onların ibâdetlerine şaştım kaldım
Akşama kadar onları seyrettim
Anladım ki, onların dîni haktır
- Yavrum, yanlış düşünüyorsun
Senin babalarının ve dedelerinin dîni, onların dîninden daha doğrudur
Onların dîni bozuktur
Sakın onlara aldanma, inanma!
- Hayır babacığım, onların dîni bizimkinden daha hayırlıdır ve onların dîni haktır
Bizimki (ateşperestlik) ise bâtıldır
Babam bu sözüme çok kızdı ve beni el ve ayaklarımdan başlayıp eve hapsetti
Babam beni, “Nasrânîlik haktır” dediğim için, elimi, ayağımı bağlamış ve eve hapsetmişti
Ben daha önce kilisedeki Hıristiyan rahiplere; bu dînin aslının nerede olduğunu sormuştum
Onlar da şam'da olduğunu söylemişlerdi
Ben evde hapis iken, devamlı şam'a gidecek olan kervanı beklerdim
Şam'a gittim
Nihâyet Hıristiyan rahipler, şam'a gidecek kervanı hazırlamışlardı
Bunu haber alınca, iplerimi çözüp kaçtım ve kervanın bulunduğu yere gittim
Kervandakilere, buralarda duramayacağımı söyleyerek, o kervanla şam'a gittim
Şam'da Hıristiyan dîninin en büyük âlimini sordum
Bana bir âlimi ta'rif ettiler
Onun yanına giderek, durumu anlattım
Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip, ondan, bana Nasrânîliği öğretmesini, Allahü teâlâyı tanıtmasını rica ettim
O da kabûl etti
Fakat sonradan, onun kötü kimse olduğunu anladım
Çünkü Hıristiyanların fakirlere vermesi için getirdikleri altın ve gümüş sadakaları, kendine alır, fakirlere vermezdi
Böylece şahsına yedi küp altın ve gümüş biriktirmişti
Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi
Bir müddet sonra o âlim vefât etti
Nasrânîler onu defnetmek için toplandılar
Onlara dedim ki:
- Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete lâyık bir insan değildir
- Sen bunu nereden çıkarıyorsun?
Ben de biriktirdiği altınların yerini bildiğim için, onlara gösterdim
Nasrânîler yedi küp altını ve gümüşü çıkardılar ve “Bu, defin ve techîze lâyık bir kimse değildir” dediler ve bir yere atıp üzerini taşla kapattılar
Sizi çok sevdim
Sonra onun yerine başka bir âlim geçti
Çok âlim, zâhid bir kimse idi
Dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi
Gece-gündüz hep ibâdet ederdi
Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım
Onun ve kilisenin hizmetini yapar ve onunla ibâdet ederdim
Vefât zamany geldi ve ona sordum:
- Ey benim efendim, uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim
Çünkü siz, dînin emirlerine itâat ediyorsunuz ve men ettiklerinden kaçıyorsunuz
Siz vefât ettiğiniz zaman, ben ne yapayım? Bana ne tavsiye edersiniz?
- Oğlum, Şam'da insanları ıslâh edecek bir kimse yoktur
Kime gitsen seni ifsâd ederler
Fakat Musul'da bir zât vardır
Ona gitmeni tavsiye ederim
Ben de “Peki efendim” dedim ve o zât vefât edince, Şam'dan Musul'a gittim
Onun ta'rif ettiği zâtı bulup, başımdan geçenleri anlattım
Beni hizmetine kabûl etti
O da diğer zât gibi çok kıymetli, zâhid, âbid bir kimse idi
Onun vefât zamanı, aynı soruları ona da sordum
O da bana Nusaybin'de bir zâtı tavsiye etti
Musul'da hizmet ettiğim zât da vefât ettikten sonra derhal Nusaybin'e gittim
Bahsedilen kimseyi bulup, yanında kalmak istediğimi söyledim
İsteğimi kabûl etti ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum
Bu zâta da vefât etmek üzere iken, beni başka birine göndermesini söyledim
Bu sefer bana Amuriye'deki bir Rum şehrinde bulunan başka bir kimseyi ta'rif etti
Gelmesi yakındır
Vefâtından sonra da oraya gittim
Ta'rif edilen bu son şahsı da bulup, hizmetine girdim
Uzun bir zaman da onun yanında kaldım
Artık onun da vefâtı yaklaşmıştı
Ona da beni birine havâle etmesini ricâ edince, dedi ki:
- Vallahi şimdi böyle bir kimse bilmiyorum
Fakat âhir zaman Peygamberinin gelmesi yaklaştı
O, Araplar arasından çıkacak, vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok bir şehre yerleşecek
Alâmetleri şunlardır: Hediyeyi kabûl eder, sadakayı kabûl etmez, iki omuzu arasında nübüvvet mührü vardır
Böylece alâmetlerini saydı
Yanında bulunduğum bu zât da vefât edince, onun tavsiyesi üzerine, Arap diyârına gitmeye hazırlandım
Amuriye'de çalışıp, birkaç öküz ile bir miktar koyun sâhibi olmuştum
Benî Kelb kabîlesinden bir kâfile Arap beldesine gitmek üzere idi
Onlara dedim ki:
- Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun, beni Arap vilâyetine götürün
Kabûl edip beni kâfilelerine aldılar
Vâdiyül Kurâ denilen yere gelince, bana ihânet edip, “Köledir” diyerek beni bir Yahûdîye sattılar
Yahûdînin bulunduğu yerde hurma bahçeleri gördüm
“Âhir zaman Peygamberinin hicret edeceği yer, herhalde burasıdır” diye düşündüm
Fakat kalbim oraya ısınmadı
Bir müddet Yahûdînin hizmetinde kaldım
Sonra beni köle olarak amcasının oğluna sattı
O da alıp Medîne'ye getirdi
Medîne'ye varınca, sanki bu beldeyi önceden görmüş gibiydim
Hemen ısındım
Artık günlerim Medîne'de geçiyor, beni satın alan Yahûdînin bağında, bahçesinde çalışıp, ona hizmetçilik yapıyordum
Bir taraftan da asıl maksadıma kavuşma arzusuyla bekliyordum
Peygamber olduğunu söylüyor
Bir gün beni satın alan Yahûdînin bahçesinde, bir hurma ağacı üzerinde çalışıyordum
Sâhibim, yanında biri ile bir ağaç altında oturup konuşmakta idi
Bir ara o kimse dedi ki:
- Mekke'den bir kimse geldi
Peygamber olduğunu söylüyor
Ben bu sözleri işitince, kendimden geçip az kalsın ağaçtan yere düşüyordum
Hemen aşağı inip, o şahsa dedim ki:
- Ne diyorsun?
Sâhibim bana bir tokat vurdu ve dedi ki:
- Senin nene lâzım ki soruyorsun, sen işine bak!
Âhir zaman Peygamberinin geldiğini işittiğim gün, akşam olunca, bir miktar hurma alıp, hemen Kubâ'ya vardım
Resûlullahın yanına girip dedim ki:
- Sen sâlih bir kimsesin, yanında fakirler vardır
Bu hurmaları sadaka getirdim
Resûlullah, yanında bulunan Eshâba buyurdu ki
- Geliniz, hurma yiyiniz!
Onlar da yediler
Kendisi aslâ yemedi
Kendi kendime, “İşte, birinci alâmet budur
Sadaka kabûl etmiyor” dedim
Bu hurmalar hediyedir
Eve döndüm
Bir miktar hurma daha aldım ve Resûlullaha getirip dedim ki:
- Bu hurmalar hediyedir
Bu defa yanındaki Eshâbı ile birlikte yediler
Kendi kendime, “İşte, ikinci âlamet budur” dedim
Götürdüğüm hurma yirmibeş tane kadar idi
Hâlbuki yenen hurma çekirdekleri bin kadardı
Resûlullahın mu'cizesiyle hurma artmıştı
Kendi kendime, “Bir âlameti daha gördüm” dedim
Resûlullahın yanına ikinci defa varışımda, bir cenâze defnediyorlardı
Nübüvvet mührünü görmeyi arzu ettiğim için yanına yaklaştım
Benim murâdımı anlayıp, gömleğini kaldırdı
Mübârek sırtı açılınca, Nübüvvet mührünü görür görmez, varıp öptüm ve ağladım
O anda Kelime-i Şehâdeti söyleyerek Müslüman oldum
Sonra da Resûlullah efendimize, uzun yıllardan beri başımdan geçen hâdiseleri bir bir anlattım
Hâlime taaccüb edip, bunu Eshâb-ı kirâma da anlatmamı emir buyurdu
Eshâb-ı kirâm toplandı, ben de başımdan geçenleri bir bir anlattım
Selmân-ı Fârisî hazretleri îmân ettiği zaman, Arap lisanını bilmediği için tercüman istemişti
Gelen Yahûdî tercüman, Selmân-ı Fârisî'nin Peygamberimizi methetmesini aksi şekilde söylüyordu
O esnâda Cebrâil aleyhisselâm gelip, Selmân'ın sözlerini doğru olarak Resûlullaha bildirdi
Durumu Yahûdî de anlayınca, Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu
Selmân-ı Fârisî hazretleri, Müslüman olduktan sonra, köleliği bir müddet daha devam etti
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Yâ Selmân! Kendini kölelikten kurtar!
Bunun üzerine, sâhibine gidip, azâd olmak istediğini söyledi
Kardeşinize yardım ediniz!
Yahûdî, hurma verecek duruma gelmiş üçyüz fidan getirmesi ve kırk ukiye altın (o zamanki ölçüye göre belli bir miktar altın) vermesi şartıyla kabûl etti
Bunu Resûlullaha haber verdi
Resûlullah Eshâbına buyurdu ki:
- Kardeşinize yardım ediniz!
Onun için üçyüz hurma fidanı topladılar
Resûlullah efendimiz, “Bunların çukurlarını hazır edip, tamam olunca bana haber veriniz” buyurdu
Çukurları hazırlayıp haber verince, Resûlullah efendimiz teşrif edip, kendi eliyle o fidanları dikti
Bir tanesini de Hz
Ömer dikmişti
Hz
Ömer'in diktii hariç, hepsi, Allahü teâlânın izni ile, o sene hurma verdi
O bir taneyi de söküp, kendi mübârek eli ile yeniden dikti ve diktiği anda hurma verdi
Selmân-ı Fârisî anlatır: “Bir gün bir zât beni arıyor ve, “Efendisi ile hürriyetine kavuşmak için belli miktarda anlaşan köle Selmân-ı Fârisî nerededir?” diye soruyordu
Beni buldu ve elindeki yumurta büyüklüğündeki altını bana verdi
Ben de Peygamber efendimize gittim ve durumu arzettim
Borcunu öde!
Resûlullah efendimiz bana, “Bu altını al, borcunu öde!” buyurdu
Bunun üzerine ben, “Yâ Resûlallah, bu altın Yahûdînin istediği ağırlıkta değil” diye arzettim
Resûlullah efendimiz, o altını alıp, mübârek dilinin üzerine sürdü ve sonra buyurdu ki:
- Al bunu! Allahü teâlânın izniyle bu senin borcunu edâ eder
Daha sonra, Allah hakkı için o altını tarttım, tam istenilen miktarda geldi
Götürüp onu da sâhibime verdim
Böylece kölelikten kurtuldum
” Bundan sonra azâd olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, Ehl-i soffa arasına katıldı
Uzak diyarlardan geldiği için, Eshâb-ı kirâmdan biriyle kardeşlik kurması emir buyurulunca, Hz
Ebüdderdâ ile kardeş oldu
Hendek savaşından itibaren bütün gazâlara katıldı
Bedir ve Uhud savaşından sonra, Medîne üzerine üçüncü defa yürüyen müşriklere karşı, nasıl bir savunma yapılması gerektiği istişâre ediliyordu
Bütün müşriklerin birleşerek hücum ettiği bu savaşta, Selmân-ı Fârisî hazretleri, Resûlullaha hendek kazmak suretiyle savunma yapmayı söyledi
Onun bu teklifi kabûl edilip, hendek kazıldı
Bu sebeple bu savaşa, Hendek savaşı denildi
Selmân-ı Fârisî, içlerinde Amr bin Avf, Huzeyfe bin Yemân, Nu'mân bin Mukarrin ile Ensârdan altı kişinin bulunduğu bir grupla beraber bulunuyordu
Kendisi güçlü ve kuvvetli bir zât idi
Hendek kazma işinde gayet mâhir ve becerikli idi
Yalnız başına on kişinin kazdığı yeri kazardı
Câbir bin Abdullah hazretleri buyurmuştur ki:
- Selmân'ın kendisine ayrılan beş arşın uzunluğunda, beş arşın derinliğinde yeri, vaktinde kazıp bitirdiğini gördüm
Hendek savaşındaki gayret ve hizmetinden dolayı Selmân-ı Fârisî'ye Peygamberimiz “Selmân-ül hayr (hayırlı Selmân)” buyurdu
Bizden fazla kalırdı
Selmân-y Fârisî hazretleri hanımı ile de gâyet zâhidâne bir hayat sürdüler
Eshâb-ı Soffa içerisinde Resûl aleyhisselâmın önünde, İslâm ilimlerini öğreniyordu
Selmân hazretleri senelerce fakirlik ve kölelik içerisinde çektiği sıkıntıları, vahiy pınarının berrak sularından, kana kana içip gideriyordu
Ehl-i Soffa içerisinde Resûl aleyhisselâma en yakın olan Selmân-ı Fârisî hazretleri idi
Hz
Âişe buyuruyor ki:
- Selmân-ı Fârisî geceleri uzun zaman Resûl aleyhisselâm ile beraber kalır ve sohbetinde bulunurdu
Neredeyse Resûlullahın yanında bizden fazla kalırdı
Hz
Ebû Bekir devrinde Medîne'den ve Hz
Ebû Bekir'in sohbetinden bir an ayrılmayan Hz
Selmân, Hz
Ömer zamanında İran fethine katılmıştır
İslâm ordusunun büyük zaferlere kavuştuğu bu seferlerde, Selmân-ı Fârisî'nin çok büyük hizmetleri olmuştur
İranlılar hakkında büyük malûmat sâhibi idi
Çünkü kendisi İranlıydı
İranlıları dîne da'vet etti
İranlıları kendi lisanlarıyla dîne da'vet ediyor, onlara İslâmiyeti anlatıyordu
İranlılar, savaşlarında fil kullanıyorlardı
Müslümanlar o zamana kadar fil görmedikleri için çok şaşırdılar
Hz
Selmân fillerle nasıl çarpışılacağını ve nasıl öldürüleceğini İslâm askerlerine gösterdi
İran'ın Medâyin şehri alınınca, Hz
Ömer, onu şehre vâli tayin etti
İlmi, basireti, vazifesindeki adâleti ve nezâketi ile Medâyin halkı tarafından çok sevilip sayıldı
Böylece İslâmiyet orada süratle yayıldı
Selmân-ı Fârisî hazretleri, Hz
Ömer zamanında Medâyin vâlisi iken, maaşını aldığında, ondan hiçbir şey harcamaz, hepsini fakirlere dağıtırdı
Kendi el emeği ile geçinirdi
Topraktan tabak çanak yapar, üç dirheme satardı
Onun bir dirhemi ile bir daha tabak yapmak için malzeme alır, bir dirhemini sadaka verir, bir dirhemiyle de evinin ihtiyacı olan şeyleri alırdı
Medâyin'de vâli iken, Şam'dan bir kimse geldi
Yanında bir çuval incir vardı
Selmân-ı Fârisî'yi tek bir hırka ile görünce, işçi zannetti ve dedi ki:
- Gel şunu taşı!
Hz
Selmân çuvalı yüklendi ve yürümeye başladı
Hz
Selmân'ı tanıyanlar, adama dediler ki:
- Sen ne yapıyorsun, bu vâlidir
Adam, Hz
Selmân'a dönüp özür diledi:
- Kusûrumu bağışlayınız, sizi tanıyamadım
Çuvalı sırtınızdan indirin
- Hayır, niyet ettim gideceğin yere kadar götüreceğim
Çuvalı adamın evine kadar götürdü
Hz
Selmân böylesine de tevâzu sâhibi idi
Kâsım bin Muhammed'i yetiştirdi
Çok sâde bir hayat yaşayan Selmân-ı Fârisî hazretleri, Hz
Osman devrinde 655 senesinde hastalandı
Kendisini ziyârete gelen Eshâb-ı kirâm nasîhat isteyince, onlara hasta olduğu hâlde, devamlı nasîhatte bulunuyordu
Bu hastalığı neticesinde Medâyin'de vefât etti
Vefât ettiğinde ikiyüzelli yaşında bulunuyordu
Selmân-ı Fârisî hazretleri, Peygamberimizden altmış civârında hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir
Bunlardan otuz kadarında Buhârî ve Müslim ittifak edip, kitaplarına almışlardır
İlim öğretmeyi çok severdi
Çok âlim yetiştirmiştir
Ebû Hüreyre ondan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir
Tâbiînin büyüklerinden ve o zaman Medîne'de Fukahâ-i Seb'a denilen, yedi büyük âlimden biri olan Kâsım bin Muhammed de Selmân-ı Fârisî'nin talebelerindendir
Onun derslerinde ve sohbetlerinde kemâle gelmiştir
Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, gâyet az yerdi
Bir sofrada kendisine çok yemesi için ısrar edilince, Peygamber aleyhisselâmın kendisine, “İnsanların âhirette çok açlık çekecek olanları, dünyada doyuncaya kadar yemek yiyenlerdir” buyurduğunu haber verdi
Kendim götüreceğim
Çok cömert olan Selmân-ı Fârisî hazretleri, günlük gelirinin çoğunu dağıtırdı ve el emeği ile geçinirdi
Fakirleri dâimâ doyurur, onlarla beraber yerdi
Kendisi çok ihtiyar olduğu hâlde, kendi işini kendi görürdü
Birşey taşırken elleri titredi
Halk etrafına toplanır, “Eşyalarını biz taşıyalım” deyince, onlara, “Hayır ben kendim götüreceğim” derdi
Hâlbuki emrinde çok kişi vardı
Yaşlı hâline rağmen, her zaman ilim öğrenirdi
Bunun sebebini sorduklarında buyurdu ki:
- İlim çoktur, fakat ömür kısadır
O hâlde önce dinde zarûrî lâzım olan ilimleri öğren! Kalb ile bedenin hâli, kör ve topal bir kimsenin hâli gibidir
Kör bir ağacın altına gider, fakat onda meyve olduğunu göremez
Topal, ağaçtaki meyveyi görür fakat alamaz
İlâhî ni'metleri kalb bilmeli, inanmalı, beden de onunla âmil olmalı ki, âhiretteki sonsuz ni'metlere kavuşmak nasip olsun
Çok ağlamasının sebebini sorduklarında buyurdu ki:
- Üç şey beni devamlı ağlatır: Birincisi, Resûl aleyhisselâmın vefâtı
Bu ayrılığa dayanamadım ve durmadan ağlıyorum
İkincisi, kabirden kalktığım zaman, hâlim ne olur bilmediğim için ağlıyorum
Üçüncüsü, Allahü teâlâ beni hesaba çektiği zaman, Cennetlik miyim, Cehennemlik miyim bilemiyorum
O zaman hâlim ne olur bilemiyorum, onun için ağlıyorum
Selmân-ı Fârisî hazretleri birgün bir deve yükü nafaka satın aldı
Bir kimse onu gördü ve sordu:
- Yâ Selmân, bu kadar nafakayı ne yapacaksın? Bunu bitirecek kadar ömrün olduğunu biliyor musun?
Selmân hazretleri buyurdu ki:
- Nefs nafakasını aldığı zaman, insan rahat olur
Ondan sonra, nafaka ve başka birşey düşünmeden, Allahü teâlânın zikri ile meşgûl olabilir
İnsan nafakası tamam olunca, vesveselerden emin olur
Selmân-ı Fârisî hazretleri, arkasından bir kimsenin yürüdüğünü gördüğü zaman, “Bu hâl, sizin için hayırlı, fakat benim için fenadır” buyurur, hiç kimsenin, arkasından yürümesini istemezdi
Kanâat etseydin!
Ebû Vâil diyor ki:
“Bir arkadaşımla Selmân hazretlerinin ziyâretine gittim
Bize bir miktar arpa ekmeği ile biraz da tuz getirdi
Arkadaşım dedi ki:
- Şu tuzun yanında biraz da sağter (kekik gibi bir ot) olsaydı
Bunun üzerine Selmân hazretleri, matarasını rehin vererek o otu aldı, geldi
Yemeği bitirince arkadaşım dedi ki:
- Bize verdiği ni'mete kanâat ettiğimiz için Allahü teâlâya hamdederiz
Selmân hazretleri buyurdu ki:
- Eğer kanâat etseydin, benim matara rehin olmazdı
”
15-09-2006
#
9
Profil Bilgileri
keremy
HZ
SELEME İBNİ EVKA (r
anh)
Seleme İbni Ekva radıyallahu anh sayılı arap okçularından
Sahabe arasında secaat ve cesareti ile şöhret kazanmış bir yiğit
Ok ve mızrak atışıyle, ata binişiyle usta bir süvari
Yaya olarak düşmanı takip eden piyadelerin kahramanı
O, hicretin 6
senesinden önce islam'la şereflendi
Çoluk çocuğunu Mekke'de bırakıp Medine'ye hicret etti
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'den aldığı nurla gönlünü yıkadı ve orada hiçbir şirk kalıntısı bırakmadı
İslam'a ihlasla sarıldı
Kahramanlıkda, cömertlikte, hayır işlerde yarışan bir cihad eri oldu
Seleme (r
a
) Medine'ye geldikten sonra bütün gazvelere katıldı
İlk önce Hudeybiye gazvesine iştirak etti
Bu gazvede cesaret ve secaatiyle kendini gösterdi
İslam tarihinde muhim bir yeri olan Rıdvan bey'ati de bu gazvede gerçekleşti
Seleme (r
a
), burada Efendimize iki defa bey'at etti
Bu tarihi hadise şöyle oldu:
"Sevgili Peygamberimiz ve ashabı hicretin altıncı yılında Kabe'yi ziyaret maksadıyla yola çıkmıştı
Kureyş buna engel oldu
Rasul-i Ekrem (s
a
) efendimiz onlara, savaşmaya değil ziyarete geldiğini Umre yapmak istediklerini haber vermek üzere Osman İbni Affan (r
a
)'i gönderdi
Kureyşliler Osman (r
a
)'a:"İstersen sen beyti tavaf et fakat hepinizin girmesine yol yok" dediler
Hz
Osman (r
a
) da: "Rasulullah (s
a
) tavaf etmedikçe ben tavaf edemem
" dedi
Bunun üzerine Osman (r
a
)'ı tutuklayıp göz hapsine aldılar
Dönüşü gecikince ashab telaşa düştü
Bu arada onun öldürüldüğü haberi yayıldı
Bunun üzerine iki Cihan Güneşi efendimiz: "O kavimle çarpışmadan gitmeyiz
" buyurdu
Sahabeden ölünceye kadar savaşmak ve kaçmamak üzere bey'at aldı
Ashab teker teker gelip bey'at ettiler
Seleme (r
a
) kendi bey'atını şöyle anlatıyor:"Ben Rasulullah'a ağacın altında bey'at ettim
Ölünceye kadar savaşmak ve kaçmamak üzere
Sonra bir kenara çekildim seyrediyordum
Bey'at edenler azalınca Rasul-i Ekrem (s
a
) bana: "Seleme! Sana ne oluyor da bey'at etmiyorsun?" dedi
Ben de: Ya Rasulallah bey'at ettim, dedim
"Yine bey'at et!" buyurdu
Tekrar koştum bey'at ettim
"
Muhtelif vesilelerle üç kere bey'at eden Seleme (r
a
) Rasulullah (s
a
) ile birlikte yedi gazveye katıldı
O, piyadelerin kahramanı idi
Nerde biri gözetlenecekse onu gözler, nerde biri takib edilecekse onu takib eder yakalardı
Rasul-i Ekrem (s
a
) efendimiz Hudeybiye dönüşünde konaklarken Seleme'ye gözcülük vazifesi vermişti
O, ok ve mızrak atmakta da ustaydı
Onun savaş tekniği bu günkü gerilla savaşlarındaki usûle benzerdi
Düşmanı kendisine saldırdığında onun önünden çekilir, düşman geri çekildiğinde veya dinlenmek üzere durduğunda süratle ona saldırırdı
O, bu usulle Zu Kared gazvesinde ve bazı seriyyelerde düşman kuvvetlerini tek başına püskürtmeyi başardı
Onun secaat ve kahramanlığı Zu Kared gazvesinde daha bariz bir şekilde görüldü
Şöyle ki:
"Rasul-i Ekrem (s
a
) efendimizin sağmal ve doğurmaları yaklaşmış yirmi devesi Gabe-Zu Kared mevkiinde otlatılıyordu
Burası Gatafan kabilesinin mıntıkası idi
Seleme (r
a
)sabahları erkenden, develerin sütlerini efendimize getirmek üzere atla buraya gelirdi
Birgün Gabe dağının eteklerine vardığında Abdurrahman İbni Avf (r
a
)'ın kölesi onu gördü ve koşarak yanına geldi
Çok heyecanlıydı
Kendisi anlatıyor: Ne oldu sana? dedim
O da:Rasulullah (s
a
)'ın çobanı Zerr şehid edildi, develeri de götürüldü! dedi
Kim götürdü diye sordum
Gatafanoğulları dedi
Bu hadiseden cok muteessir oldum
Hiç vakit kaybetmeden, derhal Medine'ye haber ulaştırdım
Yardımcı kuvvet gönderilmesini istedim
Kendim de tek başıma Gatafanoğullarının peşini takib ettim
Süratle onlara yetiştim
Hemen yayıma ok yerleştirip onlara ok yağdırmaya başladım
Okları atarken de: "Ben Ekva'ın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür!" diyor onları oyalıyordum
Vallahi onlara, durmadan ok atıyor ve onları öldürüyordum
Bana yönelip de öldürmediğim hiçbir atlı yoktu
Dağ yolu daraldı
Müşrikler boğazın dar geçidindeyken ok yetişmez oldu
Dağın üzerine çıktım onlara tekrar atmaya başladım
Baskıncı müşrikler güneş batmadan önce Zu Kared denilen sulu bir vadiye saptılar
Çok susamışlardı
Su içmek istediler
Onları orada da tedirgin edip uzaklaştırdım
Bu arada Rasulullah (s
a
)sahabileriyle yetişti
Onlarla birlikte peşlerini takibe başladım
Yaya olarak tek başıma baskıncılara o kadar yaklaşmıştım ki; ashab ordusunu arkamda göremiyordum
Sabahdan akşama kadar kaçmaktan yorulan müşrikler beni arkalarında görünce çok şaşırdılar
Nihayet develeri bırakarak kaçmak zorunda kaldılar
" İşte o gün Rasul-i Ekrem (s
a
) efendimiz ashabına: "Süvarilerin en iyisi Ebu Katade, piyadelerin en hayırlısı Seleme İbni Ekva'dır" buyurdu
Seleme (r
a
)'ın kahramanlıkları her gazvede görülürdü
Sakif ve Hevazin gazvelerinde bir adam islam ordugahına gelmiş işbirligi yapmayı teklif ediyordu
Sonra sıvışıp gittiği anlaşıldı
Seleme onu takip etti ve yakalanacağı sırada vuruşarak onu öldürdü
Devesini, silahını eşyasını alıp getirdi
Hadise Rasul-i Ekrem efendimize arzedilince alınan ganimetlerin hepsinin Seleme'ye ait olduğunu söyledi ve onu bu şekilde taltif buyurdu
O, Hz
Ebu Bekir (r
a
)'in başkanlığında Beni Kilab seriyyesinde de bulundu
Tek başına yedi aileyi dağıtan Seleme (r
a
) çoluk-cocuk, kadın-erkek hepsini toplayıp esir alarak getirdi
Hz
Ebu Bekir (r
a
) kadın ve cocukları niçin getirdin deyince müslüman esirlerin kurtarılması için dedi
Müşriklerle anlaşma yapıldı ve onlar da serbest bırakıldı
O, cömertlikte de kahramandı
Allah için istendiğinde, olduğundan daha fazla verirdi
Halk onun bu özelliğini bildiği için; "Allah rızası için senden istiyorum
" derdi
Seleme (r
a
) da "Allah rızası için istemeyen ne için ister ki?" diye onların gönüllerini hoş eylerdi
Tanımadıklarına bile ikramda bulunurdu
Kendisinden bir şey isteyen kimseyi reddetmezdi
Herkese de böyle öğüt verirdi
Seleme İbni Ekva (r
a
) 77 hadis rivayet etti
Hz
Osman (r
a
)'ın şehadetinden sonra Rebeze'ye yerleşti
Hicretin 74
yılında Medine'ye ziyaret için geldiğinde vefat etti ve sevgilisinin toprağına defnedildi
Rabbimizden şefaatlerini niyaz ederiz
Amin
15-09-2006
#
10
Profil Bilgileri
keremy
Akabebîatlerindekavminin temsilcisiolan sahâbîUBÂDE BİNSAMİT
Resûlullah efendimiz hicretten sonra Medîne'de, Yahûdîlerle antlaşma yapmışlardı
Buna göre Yahûdîler, Müslümanlara saldırmıyacaklar, onların düşmanlarına yardım etmiyeceklerdi!
Buna rağmen, Yahûdîler sözlerinde durmadılar ve Müslüman kanı dökmekten çekinmediler
Medîneli Yahûdîler, üç kabîle hâlinde yaşıyorlardı
Kureyzâ, Nâdir ve Kaynukaoğulları
En cesûrları, Kaynuka Yahûdîleriydi
Pek sağlam bir kalede oturuyorlardı
Kuyumculuk ve tefecilikle geçinirlerdi
Savaşmasını bilmiyenler
Müslümanların Bedir zaferinden sonra, hepsi de hırslarından kuduracak hâle geldiler
Bir Müslüman kadınına saldırmaları üzerine, Resûlullah efendimiz Yahûdîlere, bu kadar şımarmamalarını, aradaki antlaşmaya saygılı olmalarını, aksi davranışları devam ederse; Bedir günü, Müslümanlara eziyet eden Kureyş müşriklerinin başına gelenlerin, onlara da gelebileceğini ihtâr ettiler
Yahûdîler işi, daha da ileri götürerek dediler ki::
- Savaşmasını bilmeyen kimselere ya'nî Kureyş'e karşı kazanılan zafer, önemli değildir
Şâyet Müslümanlar bir gün bizlerle çarpışırlarsa, o zaman harb etmenin tadını öğrenirler!
Artık onlara, bir ders gerekliydi
Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâma hareket emrini verdiler
Kaynukaoğulları, o çok sağlam kalelerine çekildiler
Müslümanlar da 15 gün müddetle, onları muhasara ettiler
Sonunda kaçacak delik bulamayan Yahûdîler, teslim olmaya mecbur kaldılar
Sevgili Peygamberimizden eman dileyip, merhâmetine sığındılar
Sevgili Peygamberimiz her zaman olduğu gibi, Eshâbıyla istişâre ettiler
Yahûdîlere, nasıl bir cezâ verilmesini, Eshâbına da sordular
Münâfıkların başı İbni Selül, söz aldı:
- Yahûdilerle benim, anlaşmalarım vardır
Ben, onların dostluğunu bırakamam!
deyince, Hz
Ubâde bin Sâmit de söz istedi ve dedi ki:
- Yâ Resûlullah! Benim Kabîlem de Yahûdîlerle dostluk anlaşması yapmıştır
Fakat onlar, bütün sözlerini; ayaklar altına aldılar
Antlaşmalarını bozdular
Artık bundan sonra benim, Allah ve Peygamberinden başka dostum yoktur
Allah ve Resûlüne sığınıyor, emirlerini bekliyorum
Onlardan sayılır
Sevgili Peygamberimiz ikisine de ayrı ayrı bakarak buyurdu ki:
- Ey İbni Selül! Kendin için seçtiğin Yahûdîlerin dostluğu senin olsun! Ubâde'nin seçtiği, Allah ve Resûlünün dostluğu da, Onun olsun!
Bunun üzerine, Kur'ân-ı kerîm'in Mâide sûresi, 51
âyeti nâzil oldu
Meâlen şöyledir:
(Ey îmân edenler! Sizler, Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin
Zîrâ onlar ancak, birbirlerinin dostlarıdırlar
Sizden kim, onları dost edinirse; onlardan sayılır
Allah zâlimleri, doğru yola eriştirmez
)
Peygamber efendimiz onlara karşı, pek merhâmetli davrandılar
Kaynukaoğullarının, canlarını bağışladılar
Sâdece, Medîne'den çıkarılmalarını emrettiler
Bu vazifeyi de, Hz
Ubâde'ye verdiler
O da bu vazîfeyi hakkıyla yapmıştır
Ubâde bin Sâmit hazretleri, şöyle anlatır:
Ben birinci Akabe'de hazır bulunanlar içindeydim
Oniki kişi idik
Resûlullah efendimiz ile şunun üzerine bî'at ettik ki:
Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmayalım, hırsızlık etmiyelim, zinâ yapmayalım, çocuklarımızı öldürmeyelim, dillerimizle yalan söyleyerek iftirâ etmeyelim, herhangi bir iyilik husûsunda O'na âsi olmayalım
Bundan sonra, Peygamberimiz buyurdu ki:
- Eğer ahdinizde, sözünüzde durursanız sizin için Cennet vardır
Eğer onlardan bir şeyi örtbas ederseniz sizin işiniz Allahü teâlâya âittir, dilerse azâb eder, dilerse affeder
Oniki temsilciden biri idi
Ubâde bin Sâmit, bîsetin 12
senesi hac mevsiminde Mekke'de yapılan ikinci Akabe bî'atinde de bulunan Hazrec kabîlesinin oniki temsilcisinden biridir
Bî'atte dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınaması beni tutmamak, yolumdan alıkoymamak üzere, sana bî'at ediyorum
Ubâde bin Sâmit'in annesi de İslâmiyet ile şereflenip, çok kimsenin Müslüman olmasına vesîle oldu
Hicretten sonra Mekke'den göç eden Müslümanlardan Ebû Mersed ile kardeş oldu
Hz
Ümmü Hıram ile evlendi
Nikâhını Resûlullah efendimiz kıydı
İslâm güneşi parladıkça, Medîne'ye hicret edenler de çoğalıyordu
Muhtaç olanları sevgili Peygamberimiz, ba'zı âilelerin yanına misâfir ediyorlardı
Kabiliyetli olanlara, Kur'ân-ı kerîm öğretilmesini de istiyorlardı
Onlardan biri, Hz
Ubâde'nin misâfiri oldu
Kur'ân-ı kerîmi iyice öğreninceye kadar yedi, içti, ağırlandı
Ayrılık vakti gelince O da, Hz
Ubâde'ye bir karşılık vermek istedi
Elinde, çok güzel bir yay tutuyordu
Hem ağacı, hem kirişi, hem işçiliği fevkalâde idi
Dedi ki:
- Bana verdiğin emeklere karşı, lütfen bu yayı kabûl et!
Hz
Ubâde vaziyeti Peygamber efendimize arzetti
Allahü teâlânın Resûlü buyurdu ki:
- Eğer o yayı kuşanırsan; omuzların arasında bir ateş közü taşımış olursun
Böylece öğrenmiş oluyoruz ki, ba'zı şeyler, bilhassa, Kur'ân kerim öğretilmesi; yalnız Allah rızâsı için yapılmalıdır
Karşılığında, herhangi bir şey almak, doğru değildir
Şehîdler kimdir?
Ubâde bin Sâmit şöyle anlatır:
Birgün hasta idim
Peygamber efendimiz, Ensârdan ba'zı zâtlarla beni görmeye geldi
Resûlullah efendimiz, şehîdlerden bahsederek;
- Şehîdlerin kim olduğunu biliyor musunuz? diye sordu
Herkes susmuştu
Resûlullah suâli üç defa tekrarladı
Beni kaldırdılar
Şöyle cevap verdim:
- Şehîd, İslâmiyeti kabûl eden, hicret eden, sonra Allah yolunda ölendir
Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:
- O zaman ümmetimin şehîdleri çok az olur
Allah yolunda ölen şehîddir
Denizde boğulanlar şehîddir, karın ağrısından ölenler şehîddir, lohusalıktan ölen kadın şehîddir
Ubâde bin Sâmit, talebelerinden Sanabic'in hastalığına üzülüp, ağladığını görünce:
- Ne ağlıyorsun, eğer mahşerde sana şehâdet etmeme ve şefâ'at etmeme müsâade edilirse, şehâdet ve şefâ'at ederim
Bu Resûl-i ekremden işittiğim bir hadîstir
Size şimdi de Resûl-i ekremin diğer bir hadîs-i şerîfini rivâyet ediyorum
Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
(Kim ki Allahtan başka tapacak bir ma'bûd bulunmadığına, Muhammed aleyhisselâmın, Resûlullah olduğuna şehâdet ederse, onun cesedi Cehenneme harâm olur
)
Sabır ve iyilik severler
Ubâde bin Sâmit şöyle anlatır:
Birgün bir zât Peygamber efendimize gelerek sordu:
- Yâ Resûlallah, amellerin en üstünü nedir?
- Allahü teâlâya îmân ile O'nu tasdik, O'nun yolunda cihâddır
- Yâ Resûlallah, daha kolayı yok mu?
- O hâlde, sabırlı ve iyilik sever ol!
- Yâ Resûlallah, daha da kolayını istiyorum
- O hâlde, Allahü teâlâ sana ne kısmet etmiş ise ona râzı ol!
Başka bir zamanda da Resûlullah efendimiz o'na şöyle buyurdu:
- Ben sizin benden sonra şirke düşeceğinizden korkmam
Sizin için korktuğum mala meyl ve rağbet etmenizdir
Birisi Ubâde bin Sâmit'e dedi ki:
- Ben harb ederken Allahü teâlânın rızâsını murâd ettiğim gibi, başkalarının beni övmesini de isterim
Bunun üzerine Ubâde hazretleri buyurdu ki:
- Sana bundan kâr yok
Adam üç kere aynı sözü tekrar edince, Ubâde hazretleri, şu hadîs-i şerîfi okudu:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Ben ortaklıktan müstagnî olanların en müstagnîsiyim
Kim ki benim için amel eder ve başkasını da bu amele katarsa, hissemi o ortağıma devrederim
)
Ubâde bin Sâmit, Eshâb-ı kirâmın en fazîletlerinden biri idi
Peygamber efendimiz zamanında Kur'ân-ı kerîmi tamamen ezberlemiş, ayrıca bir de Kur'ân-ı kerîm yazmıştı
Cehennemin yedi kapısı
Buyurdu ki:
"Cehennemin yedi kapısı vardır; üçü zenginler, üçü kadınlar, birisi de fakirler içindir
"
"Yapacağın işin sonunu düşün, salâh ve iyilik ise onu yap
Azgınlık ise ondan vaz geç
"
Allahü teâlânın rızâsı için yaşıyan Peygamber efendimiz, vazîfelerini tamamladıktan sonra; bu dünyadan ebedî âleme göçtüler
Birinci halîfesi, Hz
Ebû Bekir de ömrünü tamamladı
Arkasından, Hz
Ömer halîfe seçildi
Onun zamanında İslâm orduları, büyük fetihler yaptılar
Şunu iyi bil ki
Hz
Amr ibni Âs kumandasında bir ordu, Mısır seferine çıktı
Epeyce zaman geçmesine rağmen, zafer haberi gelmiyordu
Nihâyet bir mektup geldi
Mısır için, yardım isteniyordu!
Bunun üzerine Hz
Ömer de, bir mektup yazdı:
Ey Amr! Şunu bil ki Cenâb-ı Allah, hiçbir millete doğru niyetli olmadıkça, yardım etmez
Sana yardım için, dört Müslüman gönderiyorum
Bildiğim kadarıyla bunlardan her biri, bin kişiye bedeldir
Mektubumu aldığın zaman, askerlerini topla
Onlara güzel bir şekilde hitâb et
Yolladığım dört Müslümanı, onlara tanıt
Askerlerine evvelâ niyetlerini düzeltmelerini; sonra da, düşman karşısında sabır ve sebatla savaşmalarını söyle
Cum'a Günü, zevâlden sonra hücûm emrini ver
Çünkü o saatte, duâlar kabûl olunur ve Allahın rahmeti yağar
Bütün mücâhidler yüksek sesle Tekbîr getirip, Allahü teâlâdan yardım dilesinler
Sonra da, hücûma kalksınlar!
Hem âlim hem cengâver
Mısır Başkumandanı bu mektubu alır almaz, askerlerini topladı
Önce Halîfenin yazdıklarını, saygıyla okudu
Sonra da şöyle konuştu:
- Ey mücâhid gâziler
Emîr-ül Mü'minîn, Ömer bin Hattâb hazretlerinin; bizlere yardım için yolladığı bahâdırları, işte sizlere tanıtıyorum:
Bu zât: Cennetle müjdelenmiş, 10 büyük Müslümandan, sevgili Peygamberimizin öz halasının oğlu, Zübeyr bin Avvâm'dır
Şu kahraman; "Resûlullahın süvârisi" ve Bedir savaşını yaşayan kahramanlarından, Mikdâd bin Esved'dir
Bu genç ise; Peygamber efendimizin duâlarına mazhâr olan, meşhur Mesleme bin Muhalled'dir
Sonuncu Müslüman da; hem âlim, hem hâfız, hem cengâver ve de Akabe Bî'atlarının reislerinden, Ubâde bin Sâmit hazretleridir
Bu konuşmadan sonra mücâhidler gerçekten coştular
Hz
Ömer'in dediklerini aynen yapmaya başladılar
Mübârek Cum'a vaktinde, herkes güzelce abdestlerini aldı
Namazlarını kıldılar ve zafer için, Cenâbı Hakka duâ ettiler
Sonra da tekbîrlerle, hücûma geçtiler
İşte bu îmânlı hücûmlar sonunda, duâlar nihâyet kabûl oldu
Mısır topraklarına da, İslâm güneşi doğdu
Hz
Ubâde, dirâyetli, üstün kabiliyetli bir kimseydi
Hz
Ebû Bekir, hilâfeti zamanında Bizans Kralı Herakliyus'a elçi olarak Haşim bin Âs ile Ubâde bin Sâmit'i gönderdi
Bu iki zât, Şam'a uğradıktan ve uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a vardılar
Boyunlarında kılıçları olduğu hâlde atlarının üzerinde kralın sarayına kadar yaklaştılar
İstanbul halkı onları hayret ve hayranlıkla seyrediyordu
Hayvanlarından inerken;
- Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber, deyince, sarayın, hurma ağacı gibi sallandığını gördüler
En büyük kelâm
Kralın huzuruna çıktılar
Kral kendilerine, Peygamberimiz ve İslâmiyet hakkında bir hayli suâl sordu
Aralarında şu konuşmalar geçti:
- Sizin yanınızda en büyük kelâmınız nedir?
- Lâ ilâhe illallahu vallahü ekber'dir
- Siz evinizde, memleketinizde bunu söylediğiniz zaman evleriniz sarsılıp, tavanlarınız üzerlerinize çökmüyor mu?
- Hayır, biz bu sözün hiçbir zaman öyle yaptığını görmedik
Ancak senin yanında gördük
O, bize öğütten başka birşey değildir
- Vallahi mülkümden çıkmaktan nefsim hoşlansaydı size tâbi olurdum, ölünceye kadar da sizin hakîr bir köleniz olmayı isterdim
Kral, bu itiraftan sonra elçileri kıymetli hediyelerle gönderdi
Hz
Ubâde 655 yılında yetmişiki yaşlarında iken Remle'de hastalandı
Çok sevilen ve sayılan bir sahâbî olduğu için, bütün mü'minler ziyâretine koşuyorlardı
Hasta yatağında bile, Peygamber efendimizin hadîs-i şerîflerini ve mübârek Kur'ân-ı kerîm âyetlerini açıklıyor; güzel nasîhatlerde bulunuyordu
Bir keresinde oğlu Velid dedi ki:
- Babacığım! Bana da bir nasîhatta bulunur musun? Fakat lütfen en önemlisi hangisiyle, onu söyleyiniz
- Beni yatağımda doğrultun, oturayım!
Dediğini yaptılar
Sonra şunları söyledi:
- Oğlum! Eğer sen, kaderin hayrına ve şerrine inanmazsan; îmânın tadına eremezsin
- Fakat Babacığım, kaderin, hayrını ve şerrini nasıl anlıyabilirim?
- Şöyle inanmalısın ki: kaderinde olmayan şey, seni aslâ bulamaz
Kaderinde yazılı olandan da, aslâ kaçamazsın
Son nasîhat
Hz
Ubâde'nin hastalığı ziyâdeleşti
Vefât edeceğini anlayınca dedi ki:
- Ne kadar akrabam, azatlı, hizmetli ve komşularım varsa; toplayıp getirin!
Hepsi gelince, onlara;
- Sanıyorum bugün; dünyadaki son günüm, âhiretteki ilk gecem olacaktır
Ba'zılarınızı, elimle veya dilimle incitmiş olabilirim
İşte şimdi bana, kısas yapın
Çünkü bu dünyada kısas yapmazsanız, yemin ederim ki öbür dünyada, hakkınızı benden alacaksınız, dedi
Etrafındakilerle helâlleşti
Sonra son vasiyetini yaptı:
- Rûhumu teslim eder etmez, hepiniz kalkıp güzelce abdest alın
İkişer rek'at namaz kılıp; hem kendinize, hem de şu garip Ubâde'ye duâ edin
Çünkü cenâbı Hak, yüce Kitâbında (Sabır ve namazla, Allaha sığının!) buyurmuştur
Daha sonra hiç bekletmeden, beni kabrime götürün
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan
1
2
3
4
>
Tags
:
ashabi
,
kiram
Ashab-ı Kiram ile ilgili Benzer Konular
1233 Kez Görüntülendi
Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.s.)’ı Anlatıyor
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Baskı Ve Zulümle Karşılaşan Sahabe-i Kiram’ın şerefli Yaşamları
Sahabeler ve Alimler
Eshab-I Kiram
E-Kitap
Ashab-i Kehf
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
23:15
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542