Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimizin Hayatı(yazı) ile ilgili Benzer Konular
1848 Kez Görüntülendi

Peygamer Efendimizin Hayatı Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin İşaret Ettiği Uzaylılar Mı ? Uzay
Hz.Muhammed(s.a.v) Efendimizin Hayatımıza Yön Veren Hadisleri‏ Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimizin Hayatı Dini Programlar

Dört şey vardır ki, dört şeyle tamam olur :) | Peygamberlerin Sıfat ve Faziletlerinden Bazıları
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 18-06-2006   #11
Profil Bilgileri
Standart

konulu ikinci sayfa görüntüleniyor Mumsema.net


HABEŞİSTAN'A HİCRET

"Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz Âhiret ecri ise daha büyüktür"

(en-Nahl Sûresi, 41)

a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M)

Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı Bu sebeple Rasûlullah (sas) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi

Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler Başlarında bir reisleri yoktu Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler İçlerinde, Hz Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b Avvâm, Abdurrahman b Avf ve Abdulllah b Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı(79)

b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M)

İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz Peygamber (sas) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu Bitince, sûrenin sonunda "secde âyeti" bulunduğu için, Allah'a secde etti Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müşriklerin putlarından "Lât, Uzza ve Menât'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz Peygamber (sas)'le birlikte putları için secde etmişlerdi Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi(80) Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar'dı(81)

c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara

Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi'si (82) Ashame'ye kıymetli hediyelerle Amr b Âs ile Abdullah b Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı Müslümanlara:

-"Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:

-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?"

Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr bÂs) cevâp veriyordu:

-Hayır, hepsi hürdür

-Onlara borcumuz mu var?

-Hayır, hiç birinde alacağımız yok

-Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?

-Öyle bir isteğimiz yok

-O halde bizden ne istiyorlar?

Amr cevap verdi:

-"Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular"

Bu iddialara karşı Câfer:

-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk Hak hukuk tanımıyorduk Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu

Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi O bizi puta tapma zilletinden kurtardı Tek, Allah'ı tanıttı Yalnız O'na kulluğa çağırdı Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı

Biz O'na inandık O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık Fakat dinimizden dönmedik Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık" dedi Kur'ân-ı Kerim'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı(84) Hz İsâ ve Meryem'le ilgili olarak:

"Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın Ey Harûn'un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi dediler Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz dediler Çocuk: Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun dedi"

İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur" (Meryem Sûresi, 27, 34)

Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:

-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz İsây'a gelen sözlerle aynı kaynaktan," dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti(85)

Ertesi gün, Amr Necâşi'nin huzuruna çıkarak:

-"Onlar Hz İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar", diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı

Bu idiaya karşı Câfer:

-"Biz, Hz İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur'ân'da ne bildirmişse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu

"Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah'ın Peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesidir O, Allah tarafından bir rûhdur" (en-Nisâ Sûresi, 171)

Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:

"-Hz İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir O'nu Hz İsâ müjdelemişti" dedi Sonra, Kureyş elçilerine:

"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi(86)

Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M) Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar (628 M) Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü (628 M)

(79) İbn Hişâm, 2/344-353; İbnü'l-Esir, age, 2/76-77; Zâdü'l-Meâd, 2/117

(80) İbnü'l-Esîr, age, 2/77; İbn Hişâm, 2/3; Zâdü'l-Meâd, 2/118

(81) İbnü'l-Esîr, age, 2/78

(82) "Necâşi", Habeş hükümdârlarının ünvanıdır

(83) İbn Hişâm, 1/356-357; İbnü'l-Esîr, 2/79; Zâdü'l-Meâd, 2/121

(84) İbn Hişâm, 1/359-360; İbnü'l-Esîr, age, 2/79-81; Târih-i Din-i İslâm, 2/216-218

(85) İbn Hişâm, 1/360; Târih-i Din-i İslâm, 2/221

(86) İbn Hişâm, 1/361-362; İbnü'l-Esîr, 2/81

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #12
Profil Bilgileri
Standart



HZ HAMZA VE HZ ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLMALARI

a) Hz Hamza'nın Müslüman Olması

Hamza, Peygamberimizin amcalarındandır Süveybe'den O da emdiği için, Rasûlullah (sas) ile süt kardeştir Mekke Devri'nin 6'ıncı (616 M) yılında Müslüman olmuştur

Peygamberimiz bir gün "Safâ" tepesinde otururken yanından Ebû Cehil geçti Rasûlullah (sas)'e çirkin sözlerle hakarette bulundu Peygamberimiz hiç bir karşılık vermedi

Hamza o gün ava gitmişti Dönüşünde, bir câriye, olayı Hamza'ya anlattı Hamza henüz Müslüman olmamıştı Yeğenine hakaret edilmesine dayanamadı, silahını çıkarmadan, derhal Kureyşin toplantı yerine gitti "Kardeşimin oğluna hakaret eden sen misin?" diyerek yayı ile Ebû Cehil'in kafasına vurup yaraladı Ebû Cehil, "Hamza Müslüman oluverir" korkusu ile ses çıkarmadı (87) Ebû Cehil'den, Peygamberimize yaptığı hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (sas)'e giderek O'nu teselli etmek istedi Rasûlullah (sas)'in ancak imân etmesi ile memnûn olacağını söylemesi üzerine, şehâdet getirip Müslüman oldu(88)

Hz Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakınmaz bir kişiydi Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu Bu ikisinin Müslüman olmalarıyla, Müslümanlar büyük destek buldular

b) Hz Ömer'in Müslüman Olması

Hz Hamza'nın İslâm'ı kabûlü, Müslümanları sevindirmiş fakat müşrikleri telaşlandırmıştı Kureyş ileri gelenleri "Dârü'n-Nedve" de toplandılar "Bunlar gittikce çoğalıp kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacağımız tehlikeler doğar Buna kesin çâre bulmalayız" dediler Çeşitli teklifler ortaya atıldı Ebû Cehil:

"-Muhammed (sas)'i öldürmekten başka çıkar yol yok Bu işi yapana şu kadar deve ve altın verelim," deyince Ömer ayağa kalktı:

"-Bu işi ancak Hattâb oğlu yapar"? dedi Ömer alkışlar arasında yola çıktı Silahlarını kuşanıp giderken yolda Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı Nuaym:

"-Nereye böyle ya Ömer"? diye sordu Ömer:

"-Araplar arasına ayrılık sokan Muhammed'in vücûdunu ortadan kaldırmağa" diye cevâp verdi

"-Ya Ömer, sen çok zor bir işe kalkışmışsın Müslümanlar Muhammed (sas)'in etrafında pervane gibi dönüyor, seni O'na yaklaştırmazlar Yapabildiğini kabûl etsek, Hâşimoğulları seni yaşatmazlar" dedi Ömer bu sözlere kızdı

"-Yoksa sen de mi onlardansın"? diye çıkıştı Nuaym:

"-Sen benden önce kendi yakınlarına bak Enişten Saîd ile kız kardeşin Fâtıma Müslüman oldular," dedi

Ömer buna hiç ihtimâl vermedi Fakat içine düşen şüpheyi gidermek için, yolunu değiştirip doğru eniştesi Saîd b Zeyd'in evine vardı Bu esnâda içeride Kur'ân-ı Kerîm okunuyordu Ömer, kapı önünde okunanları işitti Kapıyı kırarcasına vurdu

İçerdekiler Ömer'i görünce telaşlandılar Ömer'in İslâm'a olan düşmanlığını biliyorlardı Hemen Kur'ân sahifesini sakladılar ve kapıyı açtılar Ömer:

-"Nedir o okuduğunuz şey"? diye bağırdı Eniştesi:

-"Bir şey yok", diye cevap verdi Ömer:

-"İşittiklerim doğruymuş" diyerek, hiddetle eniştesinin üzerine atıldı Araya giren kız kardeşinin, bir tokatla yüzünü kan içinde bıraktı Canı yanan kızkardeşi Fâtıma:

-"Ya Ömer, Allah'tan kork Ben ve eşim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz Öldürsen de dinimizden dönmeyiz" dedi ve şehâdet getirdi Yüzü kan içindeki kız kardeşinin bu hâli ve sözleri Ömer'i sarstı, kalbinde bir yumuşama başladı, âdeta yaptıklarına pişmandı Olduğu yere oturdu:

-"Hele şu okuduğunuz şeyi getirin, göreyim", dedi Kız kardeşi Kur'ân-ı Kerîm sahifesini O'na verdi Bu sahife "Tâ Hâ" veya "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi okumaya başladı

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ı tesbîh ederler Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur, hem diriltir, hem öldürür O her şeye hakkıyla kâdirdir O her şeyden öncedir Kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı Son'dur, varlığı aşikârdır, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her şeyi bilir" (el- Hadîd Sûresi, 1-3)

Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düşünceye daldı Allah Kelâmı'nın yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine işlemişti "Göklerde ve yerde olan şeyler hepsi Allah'ın, bizim putlarımızın bir şeyi yok," diye düşündü "Beni Rasûlullah (sas)'in yanına götürün" dedi O esnada Hz Peygamber (sas) Safâ semtinde Erkâm'ın evindeydi

Ömer'in silahlı olarak geldiğini gören Müslümanlar telaşlandılar Yalnızca, Hz Hamza:

-İyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde geleceği varsa, göreceği de var, telâşa gerek yok dedi Sağından ve solundan iki kişi tutarak Rasûlullah (sas)'in huzuruna götürdüler Ömer, Hz Peygamber (sas)'in önünde diz çökerek şehâdet getirdi Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler Safâ tepesinde yükselen "Allâhü Ekber" sadâsı ile Mekke ufuklarını çınlattılar(89)

Ömer:

-"Kaç kişiyiz"? diye sordu

-"Seninle 40 olduk," dediler Ömer:

-"O halde ne duruyoruz"? Hemen çıkalım, Harem-i Şerîf'e gidelim, dedi Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe'ye gittiler

Kureyş, Dâru'n-Nedve'de sonucu merak içinde beklemekteydi Müslümanların toplu halde Harem-i Şerîf'e ilerlediğini görünce:

-"İşte Ömer, hepsini önüne katmış getiriyor " dediler

Ömer Kureyşlileri görünce:

-"Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer'im İşte Müslüman oldum" dedi ve şehâdet getirdi Kureyşliler şaşkına döndüler Her biri bir tarafa savuştu

Müslümanlar ilk defa Harem-i Şerîfte saf olup topluca namaz kıldılar(90)

Hamza ve Ömer'in Müslüman olmalarıyla, İslâm'ın yayılması hız kazandı Daha önce 6 yılda sayıları ancak 40 kişiye ulaşabilmişken bir yıl sonra Müslümanların sayısı 300'ü geçmiş, bunlardan 90 kişi Habeşistan'a hicret etmişti

(87) İbn Hişâm, 311-312; İbnü'l-Esîr, 2/83

(88) Târih-i Dini İslâm, 2/228

(89) İbn Hişâm, 1/366-371; İbnü'l-Esîr, age, 2/84-87

(90) Târih-i Din-i İslâm, 2/238-239

5- MÜŞRİKLERİN BOYKOT İLÂNI

a) Müslümanların Muhâsaraya Alınması (616 M)

Mekke müşrikleri, İslâm nûrunun sönmesi için , ellerinden gelen her şeyi yaptılar Alay, hakaret ve işkencenin her çeşidini denediler Bütün bunlar İslâm'ın yayılmasına, Müslümanların sayılarının günden güne artmasına engel olamıyordu

Mekke Devri'nin 7'nci yılı (616 M) Muharrem ayında Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil'in başkanlığında toplandılar Hâşim oğullarıyla alış-veriş yapmamağa, kız alıp-vermemeğe, görüşüp buluşmamağa, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeğe karar verdiler Bu kararı bir ahidnâme şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe'nin içine astılar Böylece Müslümanları canlarından bezdirip Hz Peygamberin kendilerine teslim edileceğini umdular Karara aykırı hiç bir şey yapmayacaklarına dâir yemin ederek karar hükümlerini müsâmahasız uygulamağa başladılar(91)

Bu karardan sonra, şurada-burada dağınık halde olan bütün Müslümanlar Ebû Tâlib mahallesi'nde Hâşimî'lerle birleştiler Ebû Leheb, Hâşimî'lerden olduğu halde, müşriklerle beraber oldu ve mahalleden çıktı Ebû Tâlib, Müslüman olmadığı halde, Müslümanların başına geçti Hz Peygamber de üç yıldan beri ikamet etmekte olduğu Erkâm'ın evinden, Ebû Tâlib Mahallesine taşındı Müslümanlar burada üç yıl (616-619 M) abluka altında kaldılar

b) Acıklı Günler

Müslümanlar abluka altında kaldıkları bu üç yıl içinde çok sıkıntı çektiler Yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açlıktan ağaç yapraklarını yediler Bazı küçük çocuklar, gıdasızlıktan öldü Ebû Cehil gece-gündüz Ebû Tâlib Mahallesi'ne girip çıkanları kontrol ediyor, mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasına imkân vermiyordu Hamza ve Ömer gibi cesûr olanların dışında kimse çarşıya çıkıp alış-veriş yapamıyordu Sa'd İbn Ebî Vakkas, bir defa bulduğu bir deri parçasını ıslatmış, ateşte kavurarak yemişti Kadınların ve çocukların açlıktan feryatları mahalle dışından duyuluyordu Müslümanlar yıllık yiyecek ve diğer ihtiyâçlarını ancak "eşhür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak dört ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) temin etmeğe çalışıyorlardı Peygamber Efendimiz de dâvet ve tebliğ vazifesini, özellikle Mekke'ye dışarıdan gelenlere ancak bu aylarda yapabiliyordu Müslümanlar üç yıl süren bu boykot esnâsında dayanılmaz sıkıntılara katlandılar Fakat Kureyş bundan da hiç bir netice alamadı

c) Boykot Anlaşması'nın Yırtılması

Müslümanların bu acıklı durumu müşriklerden bazı insaflı kimseleri de rahatsız etmeğe başladı Hişâm b Amr, Züheyr b Ebî Ümeyye, Mut'im b Adıy, Ebu'l-Bahterî, Zem'a b Esved ve Adıy b Kays bu kararı bozmak üzere anlaştılar(92) Kureyş'in toplu bulunduğu bir anda Harem-i Şerîf'e gittiler İçlerinden Züheyr:

-"Ey Kureyş topluluğu, şu yaptığımız şey, insanlığa yakışmaz Biz her imkândan yararlanırken, bizim kabilemizin bir kolu olan Hâşimoğullarının aç bırıkılması insâfla bağdaşmaz Bu kararın bozulması gerekir Yemin ederim ki bu zâlim ahidnâme yırtılmadıkça buradan ayrılmıyacağım" diye söze başladı Ebû Cehil, Züheyr'i susturmak istediyse de, diğerleri de onu destekledikleri için muvaffak olamadı(93)

Esâsen Kâbe' ye astıkları bu ahidnâmenin ağaç kurtları tarafından yendiğini Hz Peygamber (sas) haber vermişti Bir köşede oturmakta olan Ebû Tâlib de:

-"Gidin, bakın Eğer yeğenimin sözü doğru çıkmazsa ben her istediğinize râzıyım Ama doğru ise sizin de bu zulme son vermeniz gerekir" demiş, bu haber bütün Mekke'de yayılmıştı Gerçekten, ahidnâmeyi yırtmak için ellerine aldıklarında, bütün yazıların kurtlar tarafından yenilmiş olduğunu gördüler(94) Müslümanlar Mekke Devri'nin 10'uncu yılında böylece bu korkunç boykottan kurtulmuş oldular

(91) el-Buhârî, 2/158; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786); İbnü'l-Esîr, 2/87; Târih-i Din-i İslâm, 2/243-246; İbn Kayyım, Zâdü'l-Meâd, 2/122

(92) İbn Hişâm, 2/14-17; İbnü'l-Esîr, 2/ 88; Târih-i Din-i İslâm, 2/200-252

(93) İbn Hişâm, 2/15-16; İbnü'l-Esîr, 2/89

(94) İbn Hişâm, 2/16; İbnü'l-Esîr, 2/89-90; Zâdü'l-Meâd, 2/123; Tecrid Tercemesi, 6/133

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #13
Profil Bilgileri
Standart



HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10Yılı)

IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10Yılı)

1- İKİ BÜYÜK ACI;

EBÛ TÂLİB VE Hz HATİCE'NİN VEFATLARI

Müslümanlar ablukadan kurtuldukları için sevindiler Çektikleri sıkıntıları unutmağa başladılar Fakat sevinçleri uzun sürmedi Boykotun kalkmasından 8 ay kadar sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar Mekke Devri'nin 10'uncu yılı Şevvâl ayında önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz Hatice vefât etti(95/1)

Ebû Tâlib, Müslüman olmamıştı(95/2) Fakat Hz Peygamber (sas)'e son derece bağlıydı O'nu çok seviyor, bu yüzden her fedâkârlığa katlanarak, müşriklerden gelecek kötülüklere karşı O'nu koruyordu Ölürken bile, Hâşimoğullarına, "O'na bağlı kalmalarını, uğrunda her fedâkârlığı yapmalarını, sözünden çıkmamalarını" vasiyyet etmişti

Hz Hatice O'nun gam ortağı, şefkatli bir hayat arkadaşıydı En sıkıntılı anlarında O'nu teselli ediyor, bütün varlığı ile O'na destek oluyordu

En büyük desteği olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (sas) çok üzüldü Bu sebeple Mekke Devri'nin 10'uncu yılına "Senetü'l-huzn" (Hüzün yılı ) denildi

Müşrikler, Ebû Tâlib'in sağlığında, Hz Peygamber (sas)'in şahsına pek ilişemiyorlardı O'nun ölümünden sonra, Rasûlullah (sas)'in şahsına da her türlü kötülüğü yapmağa başladılar Bir defa, Kâbe'de namaz kılarken, Ebû Cehil'in teşvîki ile Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin barsaklarını getirip, secdede iken üzerine koymuş, Rasûlullah (sas) başını secdeden kaldıramamıştı Kızı Fâtıma yetişerek, üzerini temizlemiş, Rasûlullah (sas) namazını bitirdikten sonra etrâfında gülüşen müşrikleri işâret ederek üç defa:

-"Allah'ım Kureyşten şu zümreyi sana havâle ediyorum" dedikten sonra:

"Ebû Cehil'i, Ebû Muayt oğlu Ukbe'yi, Haccâc oğlu Şu'be'yi, Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'yi, Halef'in oğulları Übeyy ve Ümeyye'yi, sana havâle ediyorum" diye isimlerini birer birer saymıştı Rasûlullah (sas)'in isimlerini saydığı bu azılı müşriklerin hepsi de Bedir Savaşı'nda katledilip, leşleri Bedir'deki "Kalîb" denilen kuyuya atılmıştır(96)

2- TÂİF YOLCULUĞU (620 M)

a) Hz Peygamber'in Tâif'te Karşılanışı

Kureyş'in zulümleri artık katlanılamaz bir duruma gelmişti Bu yüzden Hz Peygamber (sas) Mekke Devri'nin 10'uncu yılı (620 M) Şevvâl ayında, yanına evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd'i de alarak Tâif'e gitti Tâiflileri "Hak Din"e dâvet edecekti

Tâif'te Sakiyf Kabîlesi vardı, onlar da putperestti Rasûlullah (sas) 10 gün kadar, onlara İslâm'ı anlatmağa çalıştı, ileri gelenleri ile görüştü Hiç biri Müslüman olmadığı gibi, "Senden başka Peygamberlik gelecek kimse kalmadı mı?" diye alay ettiler "Memleketimizden çık da nereye gidersen git" diye Allah sevgilisini kovup hakaret ettiler Tâif'ten ayrılırken de çoluk çocuğu ve ayak takımı düşük tabîatlı kişileri yolun iki tarafına sıralayıp taşlattılar Rasûlullah (sas)'in ayakları, atılan taşlarla yara-bere içinde kaldı, ayakkabıları kanla doldu Ayaklarındaki yaraların verdiği acıdan yürüyemez hâle gelip oturmak istedikçe, zorla kaldırıp yaralı ayaklarını taşlamağa devâm ediyorlar, bu yürekler parçalayan acıklı hâline gülüp eğleniyorlardı Vucûdunu atılan taşlara siper eden evlâtlığı Zeyd, bir kaç yerinden yaralandı Rasûlullah (sas) hayâtı boyunca karşılaştığı sıkıntılardan en büyüğünü o gün yaşamıştı Nihâyet Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak ayak takımının tâkiplerinden kurtulabildi Burada bir çardağın gölgesinde, ellerini kaldırıp şu hazîn duâyı yaptı:

-"İlâhi, kuvvetimin za'fa uğradığını, çâresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakîr görüldüğümü ancak sana arzederim Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği bîçârelerin Rabbı sensin, İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin

Yâ Rabb, eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir

Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrûm kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nûruna sığınırım Râzı oluncaya kadar işte affını diliyorum Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir" (97)

Görüldüğü üzere yapılan bunca ezâ ve cefâya rağmen bedduâ etmemiş, hatta yolda Mekke'ye iki konak mesâfede "Karn" denilen yerde kendisine Cebrâil gelerek:

-"Ey Allah'ın Rasûlü, Allah kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü, sana şu Dağlar Meleği'ni gönderdi Kavmin hakkında ne dilersen, bu meleğe emredebilirsin" dedi Dağlar emrine verilmiş olan melek de kendisini selâmladıktan sonra:

-"Ya Muhammed, emrine hazırım (Ebû Kubeys ile Kayakan denilen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine devrilip, birbirine kavuşarak müşrikleri tamâmen ezmelerini istersen emret" dedi Fakat Rasûlullah (sas):

-"Hayır, onların ezilip yok olmalarını değil, Rabbımın bu müşriklerin sulbünden, O'na hiç bir şeyi ortak kılmayan ve yalnız Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini istiyorum" demiştir(98)

Rabîa'nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler Hıristiyan köle Addâs ile O'na bir salkım üzüm gönderdiler Rasûlullah (sas) "Bismillah" diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle:

-"Bu bölge halkı böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar", dedi Hz Peygamber ona nereli olduğunu sordu Addâs:

-"Ninovalıyım, Hıristiyanım", diye cevâp verdi Rasûlullah(sas):

-"Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin" dedi Addâs:

-Sen Yûnus'u nerden biliyorsun? diye sordu Rasûlullah (sas):

-Yûnus benim kardeşim, O'da benim gibi Peygamberdi, dedi Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs'a İslâmiyeti anlattı Addâs da orada Müslüman oldu(99)

Hz Muhammed (sas) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu

b) Mekke'ye Dönüş

Rasûl-i Ekrem'in himâyesiz Mekke'ye girmesi imkânsızdı Esasen, hayâtı tehlikede olduğu için Mekke'den Tâif'e gitmişti Bu sebeple dönüşte, Hira (Nûr) Dağına çıkarak, Kureyşin hatırı sayılır büyüklerinden Adiyy oğlu Mut'im'e haber gönderdi O'nun himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi Kâbe'yi tavâf edip Hârem-i Şerif'de iki rek'at namaz kıldıktan sonra evine döndü Arap âdetlerine göre, bir kimse himâyesine aldığı kişiyi korumağa mecburdu Bu sebeple, Mut'im ve çocukları silahlanıp Kâbe'nin dört bir tarafını tuttular Peygamber Efendimizin Mekke'ye girip serbestçe tavâf etmesini ve evine gitmesini sağladılar(100) (620 M)

Mut'im, Bedir savaşında müşrik olarak öldü Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiliğini unutmamış, Bedir esirlerinin kurtarılması için Medine'ye gelen oğlu Cübeyr b Mut'im'e:

- "Eğer senin o ihtiyar baban, sağ olsaydı da bu murdar herifleri benden isteseydi, hepsini ona bağışlardım" demişti (101)

(95/1) Zâdü'l-Meâd, 2/123; İbn-Hişâm, 2/57-58; İbnü'l-Esîr, 2/90-91 (Hz Hatice'nin Ebû Tâlib'den 50-55 gün kadar sonra vefât ettiği rivâyeti de vardır)

(95/2) Ebû Talib ile Hz Peygamber (sas)in anne ve babasının ehli necattan olup olmadığı hakkında bkz Tecrid Tercemesi 4/679-703 (Hadis No: 665 ve izahı) ve 10/57-59 (Hadis No: 1549)

(96) Bkz el- Buhârî 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 2/377 (Hadis No : 314) ve 10/45, (Hadis No: 1544)

(97) Bkz Tecrid Tercemesi, 2/614 (431 No'lu Hadis ve açıklaması) İbn; Hişâm, 2/61; İbnü'l-Esîr, 2/91-92; Zâdü'l-Meâd, 2/123-124

(98) Bkz el-Buhârî 4/83; Tecrid Tercemesi, 9/ 35 (Hadis No: 1333); Zâdü'l Meâd, 2/124

(99) İbn-Hişâm, 2/62; İbnü'l-Esîr, age, 2/92

(100) İbnü'l-Esîr, age, 2/92-93; Zâdü'l-Meâd, 2/124; Târih-i Din-i İslâm, 2/278-279

(101) Buhârî, 5/20; Tecrid Tercemesi, 10/170 (Hadis No: 1574)

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #14
Profil Bilgileri
Standart



KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI

1- AKABE BİATLARI Zilhicce (621 ve 622 M)

a) Akabe Görüşmeleri

Peygamber (sas) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakınlarında kurulan panayırlara gelen, Kâbe'yi ve putlarını ziyâret eden kabîleler arasında dolaşıyor, onlara Kur'ân okuyor, onları İslâm'a dâvet ediyordu Bir gün Mekke'nin kuzeyinde, Mekke ile Mina arasında "Akabe" denilen bir tepede altı kişilik bir topluluğa rastladı Bunlar, Medine'den "Hazrec" kabîlesinden idiler(104) Rasûlullah (sas) onlarla konuştu Kur'an-ı Kerîm okudu, İslâm Dini'ni anlattı ve onları Müslümanlığa dâvet etti

Medine'deki "Evs" ve Hazrec" adlı Arap kabîleleri ile "ehl-i kitâb" olan Yahûdiler arasında eskiden beri geçimsizlik vardı Ne zaman aralarında bir tartışma veya kavga çıksa, putperest olan Evs ve Hazreçlilere Yahûdîler:

Yakında bir Peygamber gelecek, biz O'na uyar, kuvvetleniriz, öcümüzü sizden o zaman alırız derlerdi Medine'liler yakında bir Peygamber geleceğini yaşlı kimselerden de sık sık duyuyorlardı Hz Peygamber (sas), onları yeni dine dâvet edince birbirlerine bakıştılar "Yahûdilerin bekleyip durdukları, yaşlıların haber verdikleri Peygamber işte budur, biz Yahûdîlerin önüne geçelim" diyerek, kelime-i şehâdet getirip, hemen Müslüman oldular(105)

Mekke Devri'nin 10'uncu yılının Zilhicce ayında (Nisan 620 M) gerçekleşen bu olaya "Birinci Akabe Görüşmesi", burada İslâm'ı kabûl eden altı kişiye de "İlk Medineli Müslümanlar" denir(106)

Hz Peygamber (sas) ile Medine'liler arasında, hac mevsimlerinde "Akabe" tepesinde yapılan görüşmeler, Mekke Devri'nin 10-11 ve 12'inci yıllarında olmak üzere üç defa oldu 11 ve 12'inci yıllardaki görüşmelerde "Bîat" da yapıldı Bu sebeple, Akabe görüşmelerinin sayısı üç; Akabe Bîatları'nın sayısı iki'dir

b) Birinci Akabe Bîatı (Zilhicce 621 M)

Akabe Tepesinde Hz Peygamber (sas)'le görüşüp Müslüman olan bu 6 kişi, hac mevsimi sonunda Medine'ye döndüler Gördüklerini, yakınlarına ve dostlarına anlatarak, Medine'de Müslümanlığı yaymağa başladılar

Bir sene sonra, hac mevsiminde Hz Peygamber (sas) ile görüşmek üzere Medine'den Mekke'ye 10'u Hazrec, 2'si Evs kabîlesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi Bunlardan 5'i, bir yıl önceki ilk Akabe görüşmesinde bulunanlardandı Başkanları yine, birinci görüşmede olduğu gibi "Zürâre oğlu Es'ad"tı Mekke Devri'nin 11'inci yılı Zilhicce ayında Rasûlullah (sas) ile buluştular Bu ikinci buluşmada Medine'li 12 Müslüman(107) "Allah'a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zinâ yapmayacaklarına, (kız) çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ etmeyeceklerine, Allah ve Peygamberine itâatten ayrılmayacaklarına" dâir Rasûlullah (sas)'e taahhütte bulundular; Hz Peygamber (sas)'in elini tutarak bîat ettiler(108)

Medine'li Müslümanlar, bu görüşme ve bîattan sonra, Müslümanlığın yayılmasına gayret etmek üzere, memleketlerine döndüler Rasûlullah (sas)'in Medine'de Müslümanlığı ve Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmek üzere öğretmen olarak görevlendirdiği "Umeyr oğlu Mus'ab"ı da berâberlerinde götürdüler(109)

Mus'ab, Akabe'de bîat edenlerin reisi Hazrec kabîlesinden Es'ad b Zürâre'nin evinde misâfir olmuştu Evs ve Hazrec kabîlesi'nden Müslümanlığı kabûl edenlerin evlerine birer birer giderek, onlara Kur'ân-ı Kerîm ve din bilgileri öğretiyor, güzel ahlâkı, nezâketi ve kibarlığı ile herkesi İslâm'a bağlıyordu

Es'ad b Zürâre ve Mus'ab b Umeyr'in gayretleriyle Medine'de Müslümanların sayısı hızla artıyordu Yalnız Evs kabîlesi reislerinden Sa'd b Muâz ile Üseyd b Hudayr Müslümanlığı henüz kabûl etmemişlerdi Bir gün Esâd ile Mus'ab çevrelerine toplananlara Müslümanlığı anlatırken Üseyd yanlarına geldi, maksadı onlara mâni olmaktı

- Siz ne yapmak istiyorsunuz? Halkı atalarının yolundan saptırıyorsunuz diye söylendi Mus'ab O'na çok nâzik davrandı Kurân-ı Kerîm okudu Kısaca Müslümanlığı anlattı Üseyd, Kur'ân-ı Kerîm 'in tesirinde kaldı, "Bu ne güzel şey" diyerek Müslüman oldu ve şöyle dedi:

- Ben gidip Sa'd b Muâz'ı göndereyim Eğer o da Müslümanlığı kabûl ederse, bu memlekette Müslüman olmayan hiç kimse kalmaz

Sa'd, Medine'de Müslümanlığın yayılmasından memnûn değildi Es'ad ve Mus'ab'ın yanlarına öfke ile gitti

Ey Es'ad, seninle aramızda akrabalık bağları olmasaydı, kabilemiz arasına bu ayrılık tohumlarını sokmana katlanmazdım diyerek çıkıştı Mus'ab ona da son derece yumuşak ve kibar davrandı Kısaca Müslümanlığı anlattı Kur'ân-ı Kerîm okudu Neticede Sa'd b Muâz da Müslüman olarak oradan ayrıldı Bu iki reisin tesiriyle Evs ve Hazrec kabîleleri içinde hemen hemen Müslüman olmayan kimse kalmadı(110)

Mus'ab, Medine'deki bu memnûniyet verici gelişmeleri Hz Peygamber (sas)'e bildirdi Rasûlullah (sas) ve Müslümanlar bu duruma çok sevindiler Bundan dolayı bu seneye "Senetü'l İbtihâc" (Sevinç yılı) denildi(111)

c) İkinci Akabe Bîatı (Zilhicce 622 m)

Mekke Devri'nin 12'inci yılı hac mevsiminde, Medine'den Mekke'ye gelen ziyâretçiler arasında (73'ü erkek, 2'si kadın) 75 Müslüman vardı Bunlar hac'dan sonra (eyyâm-ı teşrik'in 2'nci gecesi), gece yarısı Hz Peygamber (sas) ile gene Akabe tepesi'nde gizlice buluştular Dikkati çekmemek için, her biri, değişik zamanlarda ve ayrı yollardan gelerek burada toplandılar İçlerinde, Hz Peygamber (sas)'in Medine'li akrabası Neccâr oğullarından Zeyd oğlu Hâlid (Ebû Eyyûb el-Ensârî) de vardı

Rasûlullah (sas) toplantıya amcası Abbâs'la birlikte geldi Abbâs henüz Müslüman olmamıştı Fakat yeğenine son derece bağlıydı Ebû Tâlib'in ölümünden sonra, Arab âdetine göre O'nu himâyesine almıştı Bu sebeple önce toplantıda Abbâs konuştu:

- Ey Hazrec ve Evs Cemaati,

Siz de bilirsiniz ki, Hz Muhammed (sas)'in aramızda üstün bir yeri vardır Biz, O'nu şimdiye kadar, düşmanlarına karşı koruduk, yine de koruyacağız Siz şimdi O'nu, Medine'ye dâvet ediyor, orada kalmasını istiyorsunuz Kendisi de böyle arzu ediyor

Ancak siz O'nu düşmanlarına karşı koruyabilecekseniz, götürünüz O'nu ele verecekseniz, bundan şimdiden vazgeçiniz" dedi(112) Medineliler Abbâs'ı dinledikten sonra:

- Yâ Rasûlallah, siz de konuşunuz Bizden, Allah için, kendiniz için istediğiniz andı alınız Hazırız dediler

Hz Peygamber (sas) bir mikdâr Kur'ân-ı Kerim okuduktan sonra:

- Sevinçli hâlinizde de, kederli hâlinizde de din işinde kusur etmeyeceğinize, hakkın yerine getirilmesi için hiç bir şeyden çekinmeyeceğinize, yurdunuza hicret ettiğimde beni âileleriniz ve çocuklarınız gibi koruyacağınıza sizden söz (and) istiyorum" dedi Medineli Zürâreoğlu Es'ad:

Yâ Rasûlallah, biz buraya sana bîat etmeğe geldik Sen nasıl emredersen öyle yaparız Çocuklarımızı, âilelerimizi nasıl korursak, seni daha fazla koruruz Sözümüzde dururuz İnâyet Allah'tandır dedi Medineliler:

- Yâ Rasûlallah, Senin uğrunda, gösterdiğin yolda ölürsek bize ne var? diye sordular

Hz Peygamber (sas):

- Ahirette mükâfat olarak Cennet, dedi

- Öyleyse ver elini, dediler Hepsi de Hz Peygamber (sas)'in elini tutarak, "İslâm yolunda gerekirse öleceklerine" and verip bîat ettiler(113)

Hz Peygamber (sas)'in ve Müslümanların Medine'ye hicreti de bu görüşmede kararlaştırıldı Toplantı bittikten sonra, müslümanlar, geldikleri gibi, gene gizlice ayrı ayrı yollardan dağıldılar

Kureyşliler 2'nci Akabe Bîatını, ancak kabîleler Mekke'den ayrıldıktan sonra duyabildiler

(102) İbn Hişâm, 1/288-289; Târih-i Din-i İslâm, 2/188-192

(103) Bkz İbn-Hişâm, 2/63-65; İbnü'l-Esîr, 2/93-94

(104) Hz Peygamber (sas)'in dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selma hatunun Hazrec kabilesinden oluşu sebebiyle, Rasûlüllah (sas) ile Hazrecliler arasında akrabalık vardı

(105) İbni Hişâm, 2/70-71; İbnü'l-Esîr, age, 2/95; Zâdü'l-Meâd, 2/131

(106) Hepsi de Hazrec kabîlesinden olan bu altı kişi şunlardır Zürâre oğlu Es'ad, Mâlik oğlu Râfi, Hâris oğlu Avf, Âmir oğlu Kutbe, Âmir oğlu Ukbe, Abdullah oğlu Câbir (İbn Hişâm, 2/71-72; Zâdü'l-Mead 2/132)

(107) İsimleri: Es'ad b Zürâre, Râfi b Mâlik, Avf b Hâris, Kutbe b Âmir, Ukbe b Âmir, Muâz b Hâris, Zekvân b Abd-i Kays, Ubâde b Sâmit, Yezid b Sa'lebe, Abbas b Ubâde, Ebu'l Heysem b Teyyihan, Uveym b Sâide, (İbn Hişâm, 2/ 73-75; Zâdül-Meâd, 2/132)

(108) Bkz El-Mümtehine Sûresi, 12; el-Buhârî, 1/10; Tecrid Tercemesi, 1/29; (Hadis No: 18); İbn Hişâm, 2/75

(109) İbn Hişâm, 2/76; İbnü'l-Esîr, age, 2/96

(110) İbn Hişâm, 2/77-79; İbnü'l-Esîr, age, 1/97-98

(111) Târih-i Din-i İslâm, 2/313

(112) İbn Hişâm, 2/84; İbnü'l-Esîr, age, 2/98-99

(113) İbn Hişâm, 2/84-85; İbnü'l Esîr, age, 2/100

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #15
Profil Bilgileri
Standart



İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ (Receb 621 M)

a) Hz Peygamber (sas)'in Mîrâcı

İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yılı Recep ayının 27'inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin "İsrâ ve Mîrâc" mûcizesi gerçekleşti

İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (sas) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye "İsrâ ve Mîrâc" denilmiştir

Kur'ân-ı Kerîm'de el-İsrâ Sûresi'nin 1'inci âyetinde:

"Kulu Muhammed (sas)'i, bir gece Mescid-i Harâm'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir Doğrusu O işitir ve görür" buyrulmuştur

Rasûl-i Ekrem (sas)'in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile sâbittir Mescid-i Aksâ'dan semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti şöyledir(114)

Rasûlullah (sas) bir gece Kâbe'nin "Hatîm" denilen kısmında iken, Cebrail'in getirdiği "Burak" denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ'ya gelip burada namaz kılmıştır Buradan da "Mîrâc" denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir 1'inci semâda Hz Âdem, 2'inci semâda Hz Yahyâ ve Hz İsâ, 3'üncü semâda Hz Yûsuf, 4'üncü semâda Hz İdrîs, 5'inci semâda Hz Harûn, 6'ıncı semâda Hz Mûsâ ve 7'inci semâda Hz İbrâhim ile görüştü Bunlardan her biri Rasûlullah (sas) 'i selâmlayıp tebrik ettiler, "hoşgeldin sâlih kardeş," dediler

Daha sonra "Sidretü'l-müntehâ"ya yükseldi Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu Sidretü'l-müntehâ'dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil de buradan öteye geçememiş, "benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım" demiştir

Mîrâcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti Bu makamda Hz Peygamber (sas)'e üç şey verildi(115)

1) Beş vakit namaz farz kılındı(116)

2) Bakara Sûresi'nin son iki âyeti (Amene'r-rasûlü) vahyedildi

3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet'e girecekleri müjdesi verildi

b) Mîrâc Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu

Peygaber Efendimiz, mîrâcı ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlattı Mü'minler Rasûlullah (sas)'i tasdik ve tebrik ettiler Müşrikler ise inkâr ettiler Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkânsız bir şey, dediler İçlerinde Kudüs'e gitmiş ve Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar vardı

- Mescid-i Aksânın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (sas)'i soru yağmuruna tuttular(117)

Hz Peygamber bu konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:

"Kureyş bana seyâhat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle şeyler sordular ki, İsrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemiştim Fakat Cenâb-ı Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasındaki mesâfeyi kaldırdı Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim"(118)

Bu durumda ne yapacaklarını şaşıran müşrikler Hz Ebû Bekir'e koştular Muhammed dün gece Kudüs'e gidip geldiğini, göklere çıktığını söylüyor Buna da mı inanacaksın, dediler Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:

"Bunu O söylemişse inandım gitti Ben O'nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum" dedi Bu yüzden Hz Ebû Bekir'e "Sıddîk" denildi

Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (sas) 'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır(119)

c) Mîrâc'ta Teşri Kılınan Hükümler

Kur'ân-ı Kerîm'de, Mirâc'ın en yüksek hâli anlatılırken:

"(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu Allah Kulu'na vahyettiğini o anda vahyetti" (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır

Bu âyetlerden Rasûlullah (sas)'e, Mîrâc'ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır

Baştan sona Mîrâc ve Mîrâc'ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi'nin 80'inci âyetinde Hz Peygamber (sas)'e: "Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar" diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 'inci âyetinde ise:

"De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur" buyurularak çok yakında İslâm'ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke'nin Rasûlullah (sas) tarafından fethedilip Kâbe'nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur Yine aynı sûrenin 23-29'uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır Bu âyetlerin anlamları şöyledir:

"Rabb'ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin Ana-babaya iyilik edin Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara "öf" bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle Onlara şefkatle tevâzu kanadını ger ve 'Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge' diye onlar için duâ et

Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar

Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır Şeytân ise Rabb'ına karşı son derece nankördür

Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert davranma)

Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,

Şüphesiz Rabb'n, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır

Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin Onları da sizi de Biz rızıklandırırız Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur

Sakın zinâya yaklaşmayın Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur

Allah'ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür

Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır

Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir

Bilmediğin şeyin ardına düşme Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin) Rabb'ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir

Bunlar Rabb'ının sana bildirdiği hikmetlerdir Sakın Allah'la beraber bir başka tanrı edinme Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem'e atılırsın" (İsra Sûresi, 23-29)

Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:

1) Allah'tan başkasına kulluk etmeyin,

2) Anne-babaya iyi muâmele edin,

3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,

4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,

5) Çocuklarınızı öldürmeyin,

6) Zinâya yaklaşmayın,

7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,

8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,

9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,

10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,

11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,

12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun

(114) Bkz Buhârî, 1/91-93 ve 4/247-250; Tecrid Tercemesi, 218-232 (Hadis No: 227) ve 10/60-80; (Hadis No: 1550-1552)

(115) Müslim, 1/157, (Kel-İmân, B,76, Hadis No: 173/279)

(116) Mîrâc'dan önce namaz, akşam va sabah olmak üzere günde iki vakit kılınıyordu "Ey örtüsüne bürünen Peygamber! Kalk, azâb ile korkut Rabbinin adını (namazda tekbir ile) yücelt" (Müddessir Sûresi, 1-3) anlamındaki âyetler inince, Rasûlüllah (sas) Cibril (as)'ın târifi ile abdest alıp namaz kılmıştır Rasûlüllah (sas)'in Cibril'e uyarak kıldığı bu ilk namaz, sabah vaktinde kılınmıştır Aynı gün akşam namazını Hz Hatice ile cemâatle kıldılar Ertesi gün bu cemâate Hz Ali, daha sonra Hz Ebû Bekir ve Zeyd b Hârise de katıldı Böylece, (Mîrâc'da 5 vakit namaz farz kılınmadan önce) Risâletin başlangıcından itibâren Rasûlüllah (sas) ve Müslümanlar, akşam ve sabah olmak üzere, günde iki vakit namaz kılıyorlardı

Bu iki vakit namazdan başka, "Müzzemmil Sûresi"nin ilk âyetleri ile "gece namazı" farz kılınmıştı Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyorlardı Gece namazı bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, aynı sûre'nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nâfile (tatavvu) namaz oldu Mîrâc'da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldırıldı Ancak, Hz Peygamber (sas)'e hâs, ona âit olmak üzere gece namazının farziyeti devâm etti (Bkz İsrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231-232, Hadis No: 227'nin açıklaması; Tahir Olgun, İbâdet Târihi, 28-38, İst, 1946)

(117) Tecrid Tercemesi, 10/64

(118) Buhârî, 4/248;Müslim, 1/157; (Kel-İmân, B, 75); Tecrid Tercemesi, 10/63 (Hadis No: 1550)

(119) Bkz Zâdü'l-Meâd, 2/126-127

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #16
Profil Bilgileri
Standart



MEDİNE'YE HİCRET

"Rabb'ım, beni şerefli bir girişle (Medineye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar"

(el-İsrâ Sûresi, 80)

1- MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE HİCRETLERİ

Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatında Hz Peygamber (sas) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı Rasûlullah (sas) "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi"(120) diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi 2'inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (sas)'in amcası Abbâs'tır

Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Rasûlullah (sas)'in müsâdesiyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirûn" adı verilmiştir

Medine'de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "Ensâr" denilmiştir Muhâcirûn ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok vesîlelerle övülmüşlerdir(122)

Muharrem ve safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler Ensâr tarafından Medine civârındaki "Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler

Hz Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti Bütün müşriklere meydan okuyarak:

İşte ben Medine'ye gidiyorum Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün dedi Ömer'in hicreti Hz Peygamber (sas)'in hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu

Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti Yalnızca Hz Ebû Bekir ile Hz Ali'yi Rasûlullah (sas) Mekke'de alıkoymuştu(123) Ebû Bekir hicret için izin istediğinde, Rasûlullah (sas):

"Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek" diyerek hicretini geciktirmiştil(124) Mekke'de müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı Rasûlullah (sas) düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu

(120) el-Buhârî, 4/ 255; Tecrid Tercemesi, 10/86

(121) İbn Hişâm, 2/112; Zâdü'l-Meâd, 2/136; Tarîh-i Din-i İslâm, 2/320

(122) Bkz el-Enfâl Sûresi 72, 74; Tevbe Sûresi, 20, 100; Nahl Sûresi, 41,110; Hac Sûresi, 58; Haşr Sûresi, 9; Fetih Sûresi, 10,18, 29,

(123) Zâdü'l-Meâd, 2/136

(124) el-Buhârî, 4/255; İbn Hişâm, 2/ 124; İbnü'l-Esîr, age, 2/101

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #17
Profil Bilgileri
Standart



HZ PEYGAMBER (SAS)'İN HİCRETİ

a) Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı

Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı Üstelik Mekke'deki Müslümanlar da Medine'ye göç etmişlerdi Şimdi Hz Muhammed (sas)'de Medine'ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke'lilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine ender rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı Bunlar Medine'lilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi Esâsen Mekke'lilerle Medine'liler arasında, öteden beri geçimsizlik vardı Çünkü Mekke'liler Adnânîlerden; Medine'liler ise Kâhtânîlerdendi Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke'de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu'l-Bahterî, Utbe b Rabîa, Cübeyr b Mut'im, Nadr bHâris, Ümeyye bHalef, Hakim bHızâm gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler İçlerinden Ebûl Bahteri:

- Muhammed (sas)'i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi Amr oğlu Hişâm:

- O'nu bir deveye bindirip Mekke'den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi Ebû Cehil ise:

- Kureyş'in bütün kollarından birer temsilci seçelim Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (sas)'i bir hamlede öldürsünler Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar Bu iş böylece kapanır dedi Ebû Cehil'in teklifi ittifakla kabûl edildi Diğer teklifler beğenilmedi Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler(125)

Müşriklerin Dâru'n-Nedve'deki bu konuşma ve plânları el-Enfâl Sûresi'nin 30'uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir

"Ya Muhammed, hatırla şu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke'den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu Allah tuzakların en iyisini kurar"

b) Rasûlullah (sas)'in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması

Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (as) Peygamber Efendimize haber verdi "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin" dedi Böylece Rasûlullah (sas)'e de hicret için izin verildi Rasûl-i Ekrem (sas) Hz Ali'yi çağırdı

"Ben Medine'ye gidiyorum Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver(126) Ondan sonra sen de hemen gel" dedi

Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar(127) Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi Hz Ali, Rasûlullah (sas)'in yatağına yattı Hz Peygamber (sas) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı Rasûlullah (sas) "Yâ-Sîn Sûresi"nin başından:

"Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik Onlar artık elbette görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti(128) Müşrikler Hz Muhammed (sas)'in yatağında yattığını sanıyorlardı Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler Hemen her tarafı aramağa koyuldular Mekke'yi alt üst ettiler Fakat Hz Peygamber yoktu

Muhammed (sas)'i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz Peygamber (sas)'i arıyorlardı

Rasûlullah (sas), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti "Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi(129) Ertesi gün öğle sıcağında Hz Ebû Bekir'in evine vardı Allah'ın emri ile, berâber hicret edeceklerini bildirdi Hz Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret ederek:

Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi Rasûlullah (sas) bedelini ödeyerek devenin birini aldı

Rasûlullah (sas) ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu Ebû Bekir'in kızı Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını bağladığı için Esma'ya "Zâtü'n-nitâkayn" (iki kemerli) ünvânı verild(130/1)

c) Mağarada Gizlenmesi

Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler 15 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar Kureyşin araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler

Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene Mekke'ye dönüyordu Kölesi Âmr b Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu

Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu Hz Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:

-"Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

-"Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir(130/2) İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu(131)

Tâkipçiler Sevr dağı'na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler(132)

Kureyşlilerin aramaları üç gün sürdü Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke'de iken Abdullah b Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir şahsı kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi(133) Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi Devenin birine Rasûlullah (sas) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir'in kölesi Âmir b Füheyre bindiler Sâhili takibederek Medine'ye doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba'ya ulaştılar

Rasûlullah (sas)ilk vahiy Hîra (Nûr) dağı'ndaki mağarada gelmişti Hira'daki mağara ile Sevr'deki mağara arasında geçen müddet, Rasûlullah (sas) 'in Peygamberlik hayatının Mekke Devri'ni teşkil etmişti Sevr dağı'ndaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke Devri'nin sonu, Medine Devri'nin başı olmaktaydı

d) Rasûlullah (sas)'i Tâkibedenler

Hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz iki önemli takiple karşılaştı

Müdliçoğullarından Sürâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret kafilesini tâkibe koyuldu Atını dört nala sürerek Rasûlullah (sas) ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp kapaklandı Kendisi de yere yuvarlandı Yeniden atına binip koşturdu Tam yaklaştığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü Atını zorlukla kurtardı Sürâka'nın morali iyice bozulmuştu Rasûlullah (sas)'den özür diledi Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok" diyerek geri çevirdi(134)

Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyşin ilân ettiği mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah'ı tâkibe başlamıştı Fakat ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı "Sizin gibi şanlı bir kafile bayraksız gitmez İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek ta Kuba Köyü'ne kadar Rasûlullah (sas)'e bayraktarlık yaptı

Daha sonra, Şam'dan Mekke'ye dönmekte olan bir ticâret kafilesine rastladılar Kafilede bulunan, ilk 8 Müslümandan Avvâm oğlu Zübeyr, Rasûlullah (sas) ve Ebû Bekir'e beyaz elbiseler giydirdi(135) Ve Medine'lilerin kendilerini sabırsızlıkla beklediklerini haber verdi

Rasûlullah (sas)'ın yola çıktığı Medine'de duyulmuştu Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (sas)'i karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:

İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı

(125) Bkz İbn Hişâm, 2/125-126, İbnü'l-Esîr, age, 2/102; Zâdü'l-Meâd, 2/ 136-137; Tecrid Tercemesi, 10/87-88

(126) Mekke'de en güvenilir kimse olduğu için, bütün Mekkeliler en değerli şeylerini Hz Peygamber (sas)'e emânet ederlerdi Bu güvenirliği yüzünden O'na "Muhammedü'l-Emin" diyorlardı (İbn Hişâm, 2/129)

(127) Bu câniler arasında:Ebû Cehil, Hakem bel-Âs, Ukbe b Ebî Muayt, Nadr b Hâris, Ümeyye b Halef, Zem'a bEsved ve Ebû Leheb de vardı (Tecrid Tercemesi, 10/88; Târih-i Din-i İslâm,2/32)

(128) Kur'ân-ı Kerîm'de bu olaya işâretle: (Habibim, bir avuç kumu onların üzerine) attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı, hedeflerine O ulaştırdı (el-Enfâl Sûresi, 17) buyrulmuştur

(129) İbn Mâce, 2/1037 (Hadis No: 3108), Kahire, 1378/1953; Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925), Kahire, 1385/1965; Asr-ı Saâdet, 1/294

(130/1) Tecrid Tercemesi, 8/415 (Hadis No: 125) ve 10/100 (Hadis No : 1ğ)

(130/2) et-Tevbe Sûresi, 40

(131) el-Buhârî, 4/263; Tecrid Tercemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)

(132) Zâdü'l-Meâd, 2/137; Târih-i Din-i İslâm 2/330; M Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 1/124

(133) Zâdü'l-Meâd, 2/137

(134) el-Buhârî, 4/256-257; Tecrid Tercemesi, 10/102-104; (Hadis No: 1ğ)

(135) el-Buhârî, 4/257; Tecrid Tercemesi, 10/105 (Hadis No: 1ğ)

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #18
Profil Bilgileri
Standart



MEDİNE'YE VARIŞ

a) Hz Peygamber (sas) Kuba'da

Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler Rasûlullah (sas)'i Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar Rasûlullah (sas) burada Amr b Avf Oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı(136) Bu esnâda Kur'ân-ı Kerîm'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kuba Mescidi'ni binâ etti ve burada namaz kıldı(137)

Rasûlullah (sas)'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz Ali de, gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kuba'da iken kafileye yetişti

b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe

14 gün sonra, bir cuma günü Hz Peygamber (sas) Efendimiz devesine bindi Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti Yolda "Sâlim b Avf oğulları"na âit "Rânûnâ Vâdisi"nde öğle vakti oldu Rasûlullah (sas) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı

İlk hutbede Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra:

Ey nâs, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr elde edersiniz

Biliniz ki, Cenab-ı Hakk, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin Biliniz ki, böylesinin, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder(138)

Ey Nâs, kendinize âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız Sonra Rabbınız, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın- bizzat:

- Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsânda bulunmuştum Sen bunlardan âhiretin için ne gönderdin? diye soracaktır O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir şey göremeyecek Sonra önüne bakacak, orada Cehennem'i görecek Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumağa gücü yeten, bunu yapsın Buna gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun(139)

Rasûlullah (sas) birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir

Hamd Allah'a mahsustur O'na hamdeder O'ndan yardım dileriz Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a sığınırız Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz O'nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz

Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim O birdir, eşi , ortağı ve benzeri yoktur

Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur'ân-ı Kerîm) dir Allah'ın kalbini Kur'ân ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'ân'ı diğer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup kurtulmuştur

Allah'ın sevdiğini seviniz Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz Allah Kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden usanmayınız

Allah'ın Kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın

Yalnız Allah'a kulluk edip ibâdetinizde O'na hiç bir şeyi ortak yapmayınız O'ndan hakkıyla sakınınız Yaptığınız iyi şeyleri dilinizle doğrulayınız Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun(140)

c) Hz Peygamber (sas)'in Medine'de Karşılanışı

Cuma namazından sonra Rasûlullah (sas) Medine'ye hareket etti(141) Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu Halk bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar "Rasûlullah geldi, Rasûlullah geldi" diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı Medine halkı, Rasûlullah (sas)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı

Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde misâfir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz "diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı Rasûlullah (sas) ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı

- "Siz deveyi kendi hâline bırakınız O memurdur, emrolunduğu yere gider," diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu Nihâyet deve, hâlen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlullah (sas) inmedi Deve kalkarak bir kaç adım gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı Rasûlullah (sas) üzerinden inerek:

- "Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrâfındakilere sordu Zeyd oğlu Hâlid(142)

- İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlallâh diyerek Rasûlullah (sas)'i dâvet etti Peygamber Efendimiz böylece Hz Hâlid'in misâfiri oldu Bu misâfirlik "Mescidü'n-Nebî"nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam etti(143)

(136) el-Buhârî, 1/11; Tecrid Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270

(137) (Hicretin) ilk gününde, takva temeli üzerine kurulan (Kuba'daki)Mescidde namaz kılman daha uygundur Bu mescidde temiz olmayı sevenler vardır Allah da temiz olanları sever (et-Tevbe Sûresi, 108)

(138) İbn Mâce, es-Sünen, 1/343, (Hadis No: 1081); Tecrid Tercemesi, 3/63, (Hadis No: 487'nin izâhı)

(139) İbn Hişâm, 2/146; Şerafettin Yaltkaya, Hatiplik ve Hutbeler, 22; Kısas-ı Enbiyâ, 1/176; Asr-ı Saâdet, 2/828

(140) İbn Hişâm, 2/147; Hatiplik ve Hutbeler, 22, 24; Kısıs-ı Enbiyâ, 1/177; Asr-ı Saâdet, 2/829

(141) Medine'nin eski adı Yesrib'ti Rasûlüllah (sas) hicret edip yerleştikten sonra "Peygamber Şehri" anlamında "Medinetü'n-Nebî" denildi Daha sonra kısaltılarak sâdece Medinetü'l Münevvere denilmiştir

(142) Hâlid b Zeyd Ebû Eyyûb el– Ensâri, Neccâr oğullarından ve Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selmâ Hatun'un âilesindendir Müslüman Araplar tarafından yapılan ilk İstanbul kuşatmasında bulunmuş ve şehit düşmüştür Fâtih, İstanbul'u fethedince Hz Hâlid'in kabrini buldurmuş, hâlen ziyâret edilmekte olan türbesini yaptırmıştır İstanbul'da türbenin bulunduğu semt (Eyyüb), adını onun isminden almıştır

(143) İbn Hişâm, 2/143

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #19
Profil Bilgileri
Standart



MEDİNE DEVRİ

"Doğrusu inanıp hicret edenler Allah Yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler ve muhâcirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostudurlar"

(el-Enfâl Sûresi, 72)

1- MEDİNE'DE GENEL DURUM

Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafı dağlarla çevrili, güneyi ise ovalık bir şehirdir Havası güzel, toprağı zirâate elverişli, hurmalıkları boldur

Rasûlullah (sas)'in hicreti esnâsında, Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kâbilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise, Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleşmişlerdi

Başlangıçta, bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmişlerse de, Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden zamanla araları açılmış, Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma gelmişlerdi Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikaları ile birbirlerine düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar Bu savaşların en sonuncusu Buâs Harbi'dir Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona eren ve bazı fâsılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir Bu yüzden, Hicret esnâsında Yahûdîler, özellikle iktisâdî yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardı

Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarındaki bu düşmanlığın ancak Rasûlullah (sas)'in hakemliği, İslâm'ın getirdiği adâlet, sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa sımsıkı bağlandılar Gerçekten Hz Peygamber (sas)'in Medîne'ye gelmesiyle, bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve düşmanlıktan eser kalmamıştır(144)

2- MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI

Hicret esnâsında Medîne'de câmi yoktu Rasûlullah (sas) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı İlk mescid, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı

Hicret sırasında, Rasûlullah (sas)'in devesinin çöktüğü, Halid b Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescid yapılacaktı Neccâroğullarından iki yetim çocuğa âit olan bu arsayı, Neccâroğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (sas) Efendimiz kabûl etmedi Bedeli olan 10 miskal (409 gr) altını Hz Ebû Bekir ödedi

Arsada müşrik kabirleri, yabâni hurmalar ve engebeler vardı Kabirler başka yere nakledildi Hurma ağaçları kesildi, çukurlar düzlendi Mescid'in yapımında bizzât Rasûlullah (sas)'de bir işçi gibi çalıştı Temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma ağaçlarından yapıldı Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescid'in, biri mihrab'ın karşısındaki ana kapı, biri Rasûlullah (sas)'in evine açılan kapı, diğeri de "Bab-ı Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı Kıble'nin değişmesinden sonra, ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler(145/1)

3- HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve RASÛLÜLLAH (SAS)'İN HZ ÂİŞE İLE EVLENMESİ

İnşâsı 7 ay süren Mescid'in bir tarafına Rasûlullah (sas) ve âilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapıldı Bu odaların sayısı daha sonra dokuza çıkmıştır Odalardan her birinin genişliği 3-3,5 arşın, uzunluğu 5 arşın, yüksekliği ise bir adam boyu kadardı Hz Aişe, Safiyye ve Sevde'nin odaları Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Meymûne, Cüveyriye, Zeyneb bt Cahş ve Zeyneb bt Huzeyme'nin odaları ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu Rasûlullah (sas)'in hâlen "Kabr-i Saâdet"inin bulunduğu yer, Hz Âişe'ye tahsis edilen oda idi

Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca, Hz Peygamber (sas) misâfir kaldığı Halid b Zeyd'in evinden buraya taşındı Evlâtlığı Zeyd b Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti Kendi âilesi, Hz Hatice'nin vefâtından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz Sevde ile kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz Osman'la birlikte hicret etmişti Diğer kızı Zeyneb, kocası henüz müşrik olduğu için gelemedi(145/2) (Zeyneb, Bedir savaşından sonra hicret edebildi)

Ebû Bekir'in âilesi ise, karısı Ümmü Rumân ile çocukları Abdullah, Esmâ ve Âişe'den ibâretti Bunlarla berâber Zeyd b Hârise'nin eşi Ümmü Eymen ile oğlu Üsâme de Medine'ye geldiler

Hz Ebû Bekir'in kızı Âişe ile Rasûl-i Ekrem (sas) hicretten önce Mekke'de iken nişanlanmışlardı Hicretten 8 ay sonra, Şevval ayında Medine'de evlendiler Böylece, Rasûlullah (sas) ile Hz Ebû Bekir arasındaki mânevi bağ, akrabalık bağı ile daha da kuvvetlenmiş oldu

Hz Âişe son derece zeki, bilgili ve kültürlü bir hanımdı Dinî hükümlerin, Müslüman kadınlara öğretilmesinde büyük gayreti yanında, özellikle Rasûlullah (sas)'in ev ve âile hayatıyla ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öğrenmişlerdir Kendisinden 2210 hadis rivâyet edilmiştir

4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)

Mescid'in bir tarafına da, etrâfı açık, üstü hurma dallarıyla örtülü bir gölgelik, (çardak, suffe) yapıldı Evi ve âilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldıkları için onlara "Ashâb-ı Suffe" denilmiştir

Suffe ashâbı son derece fakirdi İş buldukları zaman çalışırlar, diğer zamanlarda Mescidde ilim ve ibâdetle meşgul olurlardı Burası İslâm Târihinde ilk yatılı öğretmen okulu durumundaydı Bu okulun dershanesi mescid, yatakhanesi suffe, öğrencileri suffe ashâbı, öğretmenleri de bizzat Rasûlullah (sas) idi Medine'nin dışında yeni Müslüman olan topluluklara İslâm'ı öğretmek üzere bir öğretmen göndermek gerektiğinde, bunlar arasından gönderiliyordu Sayıları 70 ile 400 arasında değişen Suffe ashâbının ihtiyaçları, ashâbın zenginleri tarafından karşılanıyordu Rasûlullah (sas) her akşam bunlardan bir kısmını kendi sofrasına alır, bir kısmını da ashâb arasına dağıtırdı Getirilen sadakaları tamamen bunlara gönderir, kendisine gelen hediyelerden de suffe ashâbı için hisse ayırırdı(146/1) Rasûlullah (sas)'den en çok hadis rivâyet etmiş olan Ebû Hüreyre de suffe ashâbındandı

5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI

Mirâctan önce Müslümanlar akşam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı Beş vakit namaz mirâcta farz kılındı Ancak, Hicretten önce, akşam namazının farzı üç rekât, diğer vakitlerin hepsi de ikişer rekâttı, Hicretten sonra, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rekâta çıkarıldı Sefer zamanlarında ise ilk farz kılındığı sayıda bırakıldı(146/2)

6- EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ

Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı

Rasûlullah (sas) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi(147) Bu konuda yapılan istişâre esnâsında, namaz vakitlerinin "çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması" teklifleri yapıldı Rasûlullah (sas), "çan çalmak Hristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir" diyerek kabûl etmedi Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi

Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında elinde nâkûs (çan) bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu nâkûsu satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:

-"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezân lafızlarını söylemiş Abdullah uyanınca, Rasûlullah (sas)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi Rasûl-i Ekrem (sas):

-"İnşâllah hak rüyâdır Bilâl'in sesi seninkinden gür Gördüğünü ona öğret Namaz vaktinde ezânı o okusun", buyurdu Bilâlin okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından duyuldu Aynı rüyâyı Hz Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti(148) Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır) cümlesini de eklemiştir

Ezân, şeâir-i İslâmiye'dendir Vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnetdir Yalnız rüyâ ile değil, Rasûlullah (sas)'in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir(149)

7- ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA KARDEŞLİK

Mekke'li Müslümanlar, dinleri uğrunda bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar, Medine'ye hicret ederek muhâcir olmuşlardı Medineli Müslümanlar, onları kendi nefislerine bile tercih ederek, her türlü yardımı yapmışlar, onların bütün ihtiyâçlarını karşılamışlardı(150) Fakat muhâcirler, ensâr'a yük oluyoruz, kendi kazancımız yok, diye üzülüyorlardı

Rasûlullah (sas) muhâcirlerin bu üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayında muhâcirlerle ensârı, Mâlik oğlu Enes'in evinde topladı(151) Burada, bir muhâciri, bir ensârla kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu(152) Ensâr, muhâcir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler Mallarına ortak ettiler Rasûl-i Ekrem (sas)'e başvurarak:

-Ya Rasûlallah, hurmalıklarımızı, muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır dediler Rasûlullah (sas):

-Hayır, mülkiyet size âit Muhâcir kardeşlerinizle birlikte çalışacak, mahsûlü paylaşacaksınız buyurdu(153/1) İki taraf buna râzı oldular Kardeşler birbirlerine o derece bağlandılar ki, başlangıçta, zev'il-erhâmdan önce birbirlerine mirâsçı bile oldular(153/2)

Ensâr'dan Reb'i oğlu Sa'd, muhâcir Avf oğlu Abdurrahman'a:

-Ben malca ensârın en zenginiyim Rasûlullah (sas) ikimizi kardeş yaptı Malımın yarısı senindir İki zevcem var, dilediğini boşayacağım Onu da nikâhlarsın dedi Abdurrahman:

-Allah malını da, zevceni de sana mübârek kılsın Benim bunlara ihtiyâcım yok Sen bana çarşıyı göster dedi(154)

Abdurrahman ticârete başladı, kısa zamanda zengin oldu Muhâcirlerin büyük kısmı ticâretle hayatlarını kazandılar

Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler arasında Hz Peygamber tarafından yapılan kardeşlik, daha sonra "Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucurât Sûresi, 10) âyet-i celîlesiyle genişledi Fakat bu kardeşliğin, mirâsla ilgili hükmü, Bedir Savaşı'ndan sonra "Akraba olanlar (mîrâs hususunda) Allah'ın Kitabında mü'minlerden ve muhâcirlerden daha yakındır" (el-Ahzâb Sûresi, 6) ve "Allah'ın Kitâbında (mirâs hususunda) hısımlar birbirlerine daha yakındır" (el-Enfâl Sûresi, 75) ayet-i kerimeleri ile kaldırıldı(155/1) Çünkü muhâcirler, çalışıp ticâret yaparak ilk sıkıntılı günlerinden kurtuldular Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan sonra, artık ensârın yardımına ihtiyaçları kalmadı

8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAŞLIK ANLAŞMASI

Rasûlullah (sas) Mekkeli muhâcirlerle, Medineli ensârı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra, Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muhâcirler, ensâr ve Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması" yaptı Bu anlaşmaya göre:

a) Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduğu şekilde devam edecek:

b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;

c) Müslümanlarla Yahûdîler, barış içinde yaşayacaklar,

d) İki taraftan biri, üçünçü bir tarafla savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacak,

e) Taraflardan biri Kureyşle dostluk kurmayacak ve onları himâyesine almayacak,

f) Dışardan bir tecâvüz olursa, Medine müştereken savunulacak,

g) İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla sulh yaparsa, diğer taraf bu sulhü tanıyacak,

h) Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta Hz Peygamber (sas) hakem kabûl edilecekti (155/2)

9- MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata kavuşmuş olmadılar Bir bakıma tehlike ve düşmanları daha da çoğaldı Hicretten önce karşılarında düşman olarak yalnızca Mekke müşrikleri vardı Hicretten sonra puta tapıcı müşrikler, münâfıklar ve Yahûdîler olmak üzere üç sınıf düşmanla karşı karşıya geldiler

a) Puta tapıcı müşrik Arablar: Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde Kâbe'yi ve putlarını ziyârete gelen Arab kabîleleri sâyesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler, maddî çıkarlarını putperestliğin yaşamasında gördükleri için, Müslümanlığa düşman olmuşlar, Müslümanları yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı Müslümanlığın, Şam ticâret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayılması da onların işine gelmedi Bu sebeple hicretten sonra, Müslümanların peşini bırakmadılar Müslümanlığı henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her tedbire başvurdular

b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onları zayıf düşürüp, Medine'de ekonomik yönden hâkim duruma gelen Yahûdîlerin de, Müslümanlık menfaatlerine uygun gelmemişti Hz peygember (sas) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı Fakat, bunlar anlaşmalara sâdık kalmıyorlar, Kureyş kabîlesi ve Müslümanlara düşman olan diğer unsurlarla işbirliği yapıyorlardı

c) Münâfıklar: Hicretten önce Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oğlu Abdullah'ın (Abdullah b Übeyy b Selûl) Hazrec kabîlesine reis olması kararlaştırılmıştı Taraftarları ona süslü bir taç bile hazırlamışlardı Müslümanlığın Medine'de süratle yayılması ve Rasûlullah (sas)'in hicret etmesi, Abdullah'ın reisliğine engel oldu Bu yüzden Abdullah ve taraftarları Müslümanlığa düşman oldular Fakat mücâdele ve bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için, imân etmedikleri halde Müslüman göründüler Böylece bir de "Münafıklar zümresi" meydana geldi Peygamber Efendimiz (sas) bunları bilyor, fakat ayıplarını yüzlerine vurmuyordu

Mekkeli müşrikler, Medine'deki Yahûdîlerle münâfıkları, Müslümanlara karşı el altından devâmlı teşvik ve tahrik ediyorlar, Medine etrafındaki müşrik Arab kabîleleriyle anlaşmalar yaparak Medine'ye baskın yapmağa hazırlanıyorlardı Münâfıkların reisi Übeyy oğlu Abdullah'a bir mektup yazarak:

"Siz Muhammed (sas)'in yurdunuzda barınmasına izin verdiniz O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez, yahut da Medine'den çıkarmazsanız hepinizi öldürmek, esir etmek ve kadınlarınıza tecâvüzde bulunmak üzere Medine'yi basacağız" (156/1) diye münâfıkları bile tehdit etmişlerdi Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara yardımcı olmaktan vazgeçirmek için bir defa da Câbir oğlu Kürz komutasındaki bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarını sürüp götürmüşlerdi

Görüldüğü üzere Müslümanlar, Medine'ye hicretten sonra da güven içinde olmadılar Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sas) Medine'nin savunmasıyla ilgili bütün tedbirleri aldı Medine'deki Yahûdîler ve Medine etrâfındaki müşrik Arab kabîleleri ile saldırmazlık anlaşmaları yaptı Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek, düşmanın hareketlerini kontrol altına aldı Mekkelilerin Şam ticâret yolunu kapattı Müşriklerin gece baskını ihtimâline karşı geceleri Medine sokaklarında ashâb nöbet tuttu Peygamber Efendimiz (sas) bile ancak kapısında nöbet beklendiği zamanlarda endişesiz uyuyabiliyordu(156/2)

10- İLK NÜFUS SAYIMI

Savunma ile ilgili alınan tedbirler arasında, Müslümanların sayısını bilmeğe de lüzûm görüldüğünden, Rasûlullah (sas) "Bana Müslüman olduklarını söyleyenlerin isimlerini yazınız," buyurmuştur Sayım sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduğu anlaşılmıştır(157)

11- İLK SERİYYELER

Rasûlullah (sas) düşmanın hareketini kontrol altında tutmak, Medine'yi muhtemel bir tecâvüzden korumak için, civârdaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş, fakat kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir

Hicretin ilk yılında üç seriyye gönderilmiştir İlk seriyye, Hz Peygamber (sas)'in amcası Hz Hamza komutasındaki 30 kişilik seriyyedir İslâm'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiştir

2'inci seriyye, Rasûlullah (sas)'in amcalarından Hâris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b Ebî Vakkas komutasında gönderilmiştir

Bunlar Kureyş kervanlarını takip için gönderilmişlerdi İlk iki seriyyede karşılaşma olduğu halde çarpışma olmamıştır Sadece Sa'd b Ebî Vakkas, ikinci seriyye'de bir ok atmıştır ki İslâm'da Allah yolunda atılan ilk ok budur

Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan, Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir

Seriyye: Rasûlullah (sas)'in kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir Rasûlullah (sas)'in katıldığı ve bizzât idare ettiği askeri harekâta ise "Gazve" denir Seriyyeler, genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen askeri birliklerdir Gazvelerin sayısı 19'dur Seriyyelerin sayısı daha çoktur

(144) "Hepiniz, toptan sımsıkı Allah'ın ipine (İslâm Dini'ne ve Kur'ân-ı Kerîm'e) sarılın Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de O, kalblerinizi birleştirmişti İşte O'nun bu nimeti sâyesinde kardeş olmuştunuz Siz bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan da O kurtarmıştı" (Âl-i İmrân Sûresi, 103)

(145/1) el-Buhârhi, 1/ 111; Tecrid Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270); Zâdü'l-Meâd, 2/145-146; Tarih-i Din-i İslâm, 3/21-26

(145/2) Târih-i Din-i İslâm, 3/14

(146/1) Tecrid Tercemesi, 12/202-207 (Hadis No: 2027);Târih-i Din-i İslâm, 3/26-27

(146/2) Bkz el-Buhârî, 1/93; Tecrid Tercemesi, 2/233, (Hadis No: 228); İbn Hişâm, 260

(147) Bkz Âl-i İmrân Sûresi, 159

(148) Bkz Ebû Dâvud, es-Sünen, 1/116 (Hadis No: 499), Mısır, 1371/1952; Tecrid Tercemesi, 2/451, (Hadis No: 358);

(149) Bkzel-Mâide Sûresi, 58; el-Cum'a Sûresi,9; Tecrid Tercemesi, 2/451 (358 No lu hadisin açıklaması)

(150) Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imânı yerleştirmiş olan kimseler (ensâr), kendilerine hicret eden muhâcirleri severler, onlara verilen şeylerden dolayı, içlerinde bir çekememezlik duymazlar, zaruret içinde olsalar bile, muhacirleri kendilerine tercih ederler (el-Hâşr Sûresi,9)

(151) Tecrid Tercemesi, 7/99 (Hadis No: 1035); Zâdü'l-Meâd, 2/146

(152) Kimin kime kardeş olduğu için bkz İbn Hişâm, 2/150-153; Tecrid Tercemesi, 7/102-106

(153/1) Tecrid Tercemesi, 8/66-69, (Hadis No: 1145)

(153/2) İmân idip hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihâd eden muhâcirlerle, bu muhâcirleri barındırıp onlara yardımcı olanlar (ensâr) bir birlerinin velisidir (el-Enfâl Sûresi, 72)

(154) Bkz el-Buhârî 3/3 Tecrid Tercemesi, 6/407, (Hadis No:958)

(155/1) Tecrid Tercemesi, 7/99-106 (1035 numaralı hadisin izahı); Zâdü'l-Meâd, 2/146

(155/2) 47 maddelik bu yazılı antlaşmanın tam metni için bkz İbn Hişâm, es Sîretü'n-Nebeviyye, 2/147-150; Tuğ, DoçDrSalih, İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, 31-40, İst, 1969; M Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 1/131-134, İst, 1966

(156/1) Asrı Saâdet, 1/327

(156/2) Bkz el-Buhârî, 4/İ; Tecrid Tercemesi, 8/372 (Hadis No: 1217)

(157) Bkz el-Buhârî, 4/34; Tecrid Tercemesi, 8/483 (Hadis No: 1277)

 

SHADOW is offline  
Alt 18-06-2006   #20
Profil Bilgileri
Standart



HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M)

"Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın Aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez"

(el- Bakara Sûresi, 190)

1- SAVAŞA İZİN VERİLMESİ

İslâm'da asıl olan barıştır Savaş, zulmün önlenmesi, hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû kılınmıştır 13 seneye yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında, müşriklerden gördükleri bunca zulüm, işkence ve haksızlığa rağmen, mü'minlere sabırlı olmaları, Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları emredilmiş(158), savaşa izin verilmemişti Müslümanlardan:

-Ey Allah'ın Rasûlü, nedir bu çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim, diye izin istiyenlere Hz Peygamber (sas):

-Henüz savaş izni verilmedi, sabredin Allah'ın yardımı yakındır, çektiğiniz çilelerin mükâfâtını göreceksiniz, diye cevap vermişti

Hicretten sonra Müslümanlar, giderek müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler Üstelik Müslümanların düşmanları çoğaldı, sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün değildi Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;

"Zulüm ve haksızlığa uğratılarak, kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş izni verildi Allah onlara yardım etmeğe elbette Kâdirdir Onlar, 'Rabbımız Allah'tır' dediler diye, haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar" (el-Hacc Sûresi, 39-40) anlamındaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini savunmak üzere savaş izni verildi

2-İLK GAZVELER

Mekke müşrikleri, Medine'ye baskın hazırlığı içindeydiler Rasûlullah (sas) düşmanın hazırlıkları hakkında bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiği gibi, Medine ile Mekke arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar yapmak, kureyş'in planladığı yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüşlere katıldı Rasûlullah (sas)'in katılıp bizzât idâre ettiği askeri harekâta "Gazve" denir

Rasûlullah (sas)'in ilk gazvesi, 60 kişilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapılan gazvedir(159) Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış, kan dökülmemiştir Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur

3- KIBLENİN DEĞİŞMESİ

İslâm'ın ilk yıllarında namaz, Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu Ancak, Hicret'ten önce Rasûlullah (sas) Mekke'de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe'yi arkasına almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu Böylece hem Kâbe'ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu Hicretten sonra Medine'de Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (sas) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu(160) Çünkü Kâbe, atası Hz İbrahim'in kıblesiydi

Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban ayının 15'inci günü Hz Peygamber (sas) Medine'de Selemeoğulları Yurdu'nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek'atın sonunda;(161)

"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz Hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz" (el-Bakara Sûresi, 144) anlamındaki âyet nâzil oldu Hz Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i Harâm'a çevirdi Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler Kudüs'e doğru başlanılan namazın, son iki rek'atı, Kâbe'ye yönelinerek tamamlandı Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) denilmiştir

4- CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI

Medine'ye baskın hazırlığı yapan Kureyş'in harekâtından haber almak üzere, Peygamber Efendimiz, Recep ayının son günlerinde, Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında, 8 kişilik bir seriyye gönderdi İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'a bir de mektup vermişti Mektupta, Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vâdisi'ne kadar gidilmesi, Kureyş'in faâliyetleri konusunda bilgi toplanması isteniyordu(162)

Nahle Vâdisinde, Kureyş'in Tâif'ten dönmekte olan bir kervanına rastladılar Kervanın reisi Hadramî oğlu Amr'ı öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye döndüler Rasûlullah (sas) bu olayı hoş karşılamadı Çünkü kendilerine çarpışma izni verilmemişti Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak sayılan "eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti Mekke müşrikleri bu olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş hazırlıklarını hızlandırdılar "Muhammed harâm aylara bile saygı göstermiyor, harâm aylarda kan döküyor, yağma yapıyor" diye de yaygara kopardılar(163)

5- BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M)

"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti"

(Âl-i İmran Sûresi, 123)

a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan

Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah (sas)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû Süfyân'ın başkanlığında büyük bir ticâret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi Nahle Vâdisinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir, Mekke sokaklarında çırılçıplak:

-"Vâh Emrâh, vâh Amrâh" diyerek dolaşıyor, halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu Kervan döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi

Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz Peygamber (sas), Mekke'de olup bitenleri, yapılan hazırlıkları tamâmen öğrenmişti Ebû Süfyân'ın idâresindeki ticâret kervanından elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapılacak savaş için kullanılacaktı Bu yüzden Rasûlullah (sas) Şam'a giderken engel olmak üzere "Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı tâkip etmiş fakat yetişememişti Dönüşünü haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b Ümmi Mektûm'u imâm bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı Yolda ensârdan Ebû Lübâbe'yi Medineye muhâfız tâyin ederek, geri çevirdi 8 kişi de mâzeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhâcir, diğerleri de ensârdan omak üzere 305 kişi kaldılar 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70 develeri vardı Binek yetişmediği için develere nöbetleşe biniyorlardı

Ebû Süfyan, dönüşte Müslümanların kervana saldırma ihtimâline karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım istemişti Esâsen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler Ebû Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü develi, diğerleri de yaya idi Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş âlet ve silahları tamamdı Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine bedel göndermişti

b) İki Tâifeden Biri

Kervanı araştırdığı esnâda, yolda Safrâ yakınlarında Zefiran Vâdisi'nde Kureyş'in büyük bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber alan Rasûlüllah (sas) durumu Müslümanlara anlatarak:

-Kureyş Mekke'den çıkmış, üzerimize doğru geliyor Kervanı mı tâkip edelim, yoksa kureyş ordusunu mu karşılayalım, diye istişârede bulundu Medine'den savaş hazırlığı ile çıkılmadığı için, çoğunluk kervanın tâkibini istiyordu(164)

Rasûlullah (sas)'in bu duruma üzüldüğünü gören Hz Ebû Bekir ve Hz Ömer sıra ile ayağa kalkarak, Kureyş ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular Hz Peygamber (sas) bu konuda ensâr'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu Sonra ilk Müslümanlardan Mikdad b Esved, Muhâcirler adına söz alarak:

-Biz, kavminin Hz Musa'ya "Sen ve Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın Biz burada oturup bekleyelim,(165) dedikleri gibi demeyiz Biz senin sağında, solunda, önünde arkanda çarpışırız Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz Sen nereye gidersen oraya gideriz,(166) dedi Ensar adına konuşan Sa'd b Muâz da:

-"Ey Allah'ın Rasûlü, biz sana imân ettik Getirdiğin Kur'ân'ın hakk olduğuna şehâdet ettik, sözlerini dinlemeğe ve itâat etmeğe, düşmana karşı seni korumağa söz verdik Sen nasıl istersen öyle yap Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarız, hiç birimiz geri dönmeyiz Biz düşmanla savaşmayı, harpte sebât göstermeyi biliriz Allah'a güvenerek düşman ordusunun üzerine gidelim" (167) dedi Rasûlullah (sas) bu konuşmadan son derece memnun oldu

-Öyleyse haydi Allah'ın bereketine yürüyünüz Size müjdelerim ki, "Allah iki tâifeden birini (kervanın ele geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize vâdetti"(168) Zaferimiz kesindir Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim, buyurdu Sonra da Bedir'e doğru hareket etti(169)

Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü Her yıl burada panayır kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu Ebû Süfyân idâresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den çıktıkları sıralarda, sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış, Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaşmak istiyordu Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada karargâh kurmuşlardı

c) İki tarafın durumu

17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M Cuma sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı Araplar ötedenberi hep kabîlecilik gayretiyle savaşmışlardı Bu savaşta ise din uğrunda aynı kabîlenin insanları birbirleriyle çarpışacak, kardeş, amca, yeğen, hatta, baba-oğul birbirlerini öldüreceklerdi(170/1)

Müslümanların sancaktarı Mus'ab b Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz, Kureyş'in bayraktarıydı Utbe b Rabîa'nın oğullarından Velîd kendi yanında, ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin arasındaydı Hz Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber, diğer oğlu Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı Rasûlullah (sas)'in amcalarından Hz Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbâs ise karşı tarafta yer almıştı Hz Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiş olan amcası Ebû Tâlib'in bir oğlu Hz Ali Müslümanlar içinde, diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise müşrikler safında bulunuyordu Rasûlullah (sas)in ilk hanımı Hz Hatice'nin kardeşi Nevfel ile damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler içinde yer almışlardı(170/2)

Düşman ordusu sayı, silah, tecrübe ve maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü Bulundukları yer de savaş için daha elverişliydi Ancak, sabaha karşı yağan yağmur, üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların su ihtiyacını gidermişti Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş, Allahın yardımına sonsuz güven duymaya başlamışlardı Kendileri için ölüm-kalım demek olan bu savaşta, İslâm'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar, Allah'a duâ ediyorlardı

d) Savaş Başlıyor

Kureyş adım adım Müslümanlara yaklaşıyordu Manzara pek hazîndi Bir avuç Müslüman, "Allah adını yüceltmek için", tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına çıkıyordu Rasûlullah (sas) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekildi, ellerini semâya kaldırıp:

-Yâ Rabb, işte Kureyş bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi Sana meydan okuyor, Peygamberini yalanlıyor Yâ Rabb, peygamberlerine yardım edeceğine dâir ahdini, bana verdiğin zafer va'dini lütfet Şu bir avuç mü'min telef olup yok olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse kalmayacak "diye dua ediyordu

Rasûl-i Ekrem (sas) vecd içinde, kendinden geçerek, o kadar çok duâ etmiş ve ellerini öylesine semâya kaldırmıştı ki, sırtından ridâsının düştüğünün farkına varmamıştı Hz Ebû Bekir ridâsını örttü, elinden tutarak:

-Ey Allah'ın Rasûlü, yetişir artık, duan arşı titretti, Allah va'dini yerine getirecektir, dedi Rasûlullah (sas)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan ağlıyorlardı Nihâyet Rasul-i Ekrem (sas): "Taplulukları bozulacak, arkalarını dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamındaki âyet-i kerîmeyi okuyarak çadırdan çıktı(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş, zaferin Müslümanların olacağını bildirmişti(172)

Savaşı Kureyş başlattı Batn-ı Nahl'e de kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok, Hz Ömer'in azatlısı Mihca'a isâbet ederek şehit etti

Savaştan önce, her iki taraftan birer ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması âdetti Buna "mübâreze" denirdi Kureyş reislerinden Utbe b Rabîa, kardeşi Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler Müslümanlardan kendilerine karşı çıkacak er dilediler Bunlara karşı Hz Peygamber (sas)'in emri ile Ubeyde, Hamza ve Ali çıktılar Hamza Şeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini bitirdiler(173)

e) Sonuç: Hakk'ın Bâtıla Zaferi

Artık savaş kızışmıştı, müşrikler saldırıya geçtiler, mü'minler kahramanca karşı koydular, Allah'ın yardımı ile müşrik ordusunu bozguna uğrattılar(174) Müşrikler savaş alanında 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtılar Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler arasındaydı(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muhâcirlerden, 8'i de ensârdan olmak üzere 14 kişiydi (175/2)

Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi Mekke ise mâteme büründü Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü Fakat Kureyşîler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadılar

Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (sas) Bedir'de üç gün daha kaldı Şehitler defnedildi Meydanda kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü

Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesetleri ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı Rasûlullah (sas) Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp, içindeki cesetlerin herbirinin adını söyleyerek:

-Ey filân oğlu filân, biz Rabb'ımızın bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk, siz de rabbınızın size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslendi (176) Hz Ömer:

-Ey Allah'ın Rasûlü, ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde, Rasûlullah (sas):

-Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, buyurdu(177)

f) Bedir Esirleri

Hz Peygamber (sas) yolda Safra denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak paylaştırdı Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemişti Medine'ye gelince Rasûlullah (sas) bu konuyu ashâbıyla istişâre etti Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluş bedeli) karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz Ömer ise hepsinin boyunları vurularak öldürülmelerini istedi Rasûl-i Ekrem (sas) ve ashâbın çoğunluğu Hz Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular(178) Esirlerden fidyelerini ödeyenler, hemen serbest bırakıldı, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10 çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı

Bu olay, dinimizin ilme ve okuyup yazmağa ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (sas)'in, Müslümanların düşmanı olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca görmediğini göstermektedir

6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Şevval 2 H/Nisan 624 M)

Hz Peygamber (sas) Medine'de Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak istemişti Fakat Yahûdiler dâima düşmanca bir davranış içinde oldular Her fırsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp, Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah inancında oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" (179) dediler Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek(180), Müslümanlarla alay ettiler Hz Peygamber (sas) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz Muhammed (sas)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar(181), buna rağmen düşmanlık ediyorlardı

Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları oldu (182)

Müslümanlardan bir kadın, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir Yahûdî, kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek isteyince her tarafı açılıvermişti Kadının feryâdı üzerine yetişen bir Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı(183) Rasûlullah (sas) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna yanaşmadılar

-"Sen bizi, savaş bilmeyen Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız" dediler(184) Rasûlullah (sas) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı ortalarında ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti Kuşatma 15 gün sürdü Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve münâfıklardan bekledikleri yardımı göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular Muâhedeyi bozdukları, vatana ihânet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu Kaynukaoğulları daha önce Hazrec kabîlesinin himâyesindeydi Hazrec kabîlesi eşrâfından, münâfıkların başı Ubeyy oğlu Abdullah, bunu bahâne ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar ettiğinden, Rasûlullah (sas) Medine'den çıkarılmalarını emretti Böylece, 700 kişiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Şam tarafına sürüldüler(185) Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-mâle (Devlet hazinesine) ayrıldı(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı Toprakları da, topraksız Müslümanlara verildi Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular

7-SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H/Mayıs 624 M2)

Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti Ebû Süfyan, Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti 200 atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne gelmiş, çift sürmekte olan ensârdan Sa'd b Âmir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp kaçmıştır

Hz Peygamber (sas) bu durumu duyunca 80 süvâri, 120 yaya ile hemen tâkibe çıkmış ise de Ebû süfyân sür'atle kaçtığı için yetişememiştir Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un, kavut) Gazası denilmiştir(187)

8- HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER OLAYLAR

Medine Devri'nin 2'nci yılında, Bedir Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz kılındı Zekât da hicretin 2'inci yılında farz kılınmıştır Bazı İslâm bilginleri, zekâtın Mekke devride farz kılındığı, Medine Devrinde ise, zekâtın verileceği yerlerin belirlendiği görüşündedir(188) Gene bu yılda Ramazan ve Kurban bayramları namazları ile fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû kılınmıştır(189)

Rasûlullah (sas)'in kızı Hz Osman'ın zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsında Medine'de vefât etmiştir Eşinin hastalığı sebebiyle Hz Osman Bedir Savaşı'na katılamamıştır

Rasûlullah (sas)'e ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz Fâtıma ile HzAli bu yılda evlenmişlerdir Evleninceye kadar Hz Ali Rasûlullah (sas)'in yanında kalmış ve O'nun elinde yetişmişti Evliliğinden sonra ayrı bir eve çıktılar Rasûlullah (sas)'in en sevgili kızı Fâtıma'ya çeyiz olarak verdiği eşya, bir yatak, bir şilte, (minder), bir su tulumu, bir el değirmeni, iki su ibriği ve bir su kabından ibârettir

Bedir esirleri arasında Hz Paygamber (sas)'in damadı, Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da bulunuyordu Zeyneb, eşinin fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz Hatice'nin düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah (sas) ve ashâbı, Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest bırakmışlar, Zeyneb'in gerdanlığını da geri göndermişlerdir Ancak Rasûl-i Ekrem (sas) Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadığını, bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi Böylece Rasûlullah (sas)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde Medine'ye hicret etmiştir(190)

(158) "Rabbının yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde tartış" (en-Nahl Sûresi, 125)

(159) İbn Hişâm, 2/241

(160) Zâdü'l-Meâd, 2/147

(161) Bkz el-Buhârî, 1/15; Tecrid Tercemesi, 1/41 (Hadis No: 38); İbnü'l-Esîr, age, 3/252; Târih-i Din-i İslâm 3/65; Tahir Olgun, İbâdet Tarihi, s 80, İst, 1946; M Zihni Efendi, Kitabü's-Salât, s75, İst,1326

(162) İbn Hişâm, 2/252; İbü'l-Esîr, age,2/113

(163) İbn Hişâm, 2/254; Yahûdîlerin ve Kureyşin "Muhammed harâm aylara saygı göstermedi" yaygaraları üzrine inen âyet-i kerime'de şöyle buyrulmuştur

"Sana harâm ayı ve o ayda yapılan savaşı sorarlar De ki: O ayda savaşmak, büyük günah ise de, insanları Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid'i Harâm'ın ziyâretlerine engel olmak, halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır" (el-Bakara Sûresi, 217)

(164) Bkz el-Enfâl Sûresi, 5-6

(165) Mâide Sûresi, 24

(166) Bkz El-Buhârî, 5/4; Tecrid Tercemesi, 10-146 (Hadis No: 1562); İbn Hişâm 2/266; İbnü'l-Esîr, age, 2/120

(167) İbn Hişâm, 2/267; İbnü'l-Esîr, age, 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis No: 1779) Kahire 1375/1955

(168) Enfâl Sûresi, 7

(169) İbn Hişâm, 2/267; Zâdü'l-Meâd, 2/217; Tecrid Tercemesi, 10/148-149

(170/1) Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır Bunlardan biri Allah yolunda savaşan topluluk, diğeri ise onları (müslümanları) kendilerinin iki katı gören kâfir topluluk Allah dilediğini yardımıyla destekler Bunda gerçeği görebilenler için ibret vardır (Âl-i İmrân Sûresi,13)

(170/2) Bkz Târih-i Din-i İslâm, 3/100-101

(171) Bkz el-Buhârî, 3/230; Müslim, 3/1384, (Hadis No: 1763) İbn Hişâm, 2/ 279; İbn'ül-Esîr, age, 2/125; Tecrid Tercemesi, 8/385 (Hadis No:1228)

(172) "Rabbın meleklere 'Ben sizinleyim, mü'minleri destekleyin' diye vahyetti ve 'ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım, artık onların boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın' dedi" (el-Enfâl Sûresi, 12) " (Bedir'de) Rabbınızın yardımına sığınıyordunuz O, 'Ben size birbiri peşinden bin melekle yardım edeceğim' diye cevap vermişti" (el-Enfâl Sûresi,9)

(173) İbn Hişâm, 2/277; İbnü'l-Esîr, age, 2/125

(174) Siz Bedir'de düşkün bir durumda iken, Allah size yardım etmişti (Âl-i İmrân Sûresi, 123)

(175/1) Bkz Tecrid Tercemesi, 8/ 507-509 (Hadis No:1298)

(175/2) İbnü'l-Esîr, age, 2/136

(176) el-Bûharî; 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/ 377-378 (Hadis No: 314)

(177) Bkz el-Buhârî 5/8; Tecrid Tercemesi, 4/734, (Hadis No: 673) ve 10/160 (Hadis No: 1567); İbn Hişâm, 2/292; İbnü'l-Esîr, 2/129

(178) İbnü'l-Esîr, 2/136 "Yeryüzünde düşmanı yere sermeden esir almak, hiç bir peygambere yaraşmaz Siz dünya malını istiyorsunuz Oysa Allah, âhireti kazanmanızı ister Allah azizdir, hakîmdir Eğer Allah'ın geçmiş bir yazısı olmasaydı, aldığınız fidyelerden dolayı size büyük bir azab dokunurdu" (el-Enfâl Sûresi, 67-68)

(179) Bkz en-Nisâ Sûresi, 51

(180) Bkz Âl–i İmrân Sûresi, 72

(181) Bkz el–Bakara Sûresi, 146

(182) İbnü'l-Esîr, age, 2/137

(183) İbn Hîşâm, 3/51; İbnü'l-Esîr, age, 2/138

(184) İbn Hîşâm, 3/50; İbnü'l-Esîr age, 2/137

(185) Zâdü'l-Meâd, 2/230

(186) Bkz el-Enfâl Sûresi, 41; İbnü'l-Esîr age, 2/138

(187) İbn Hişâm, 3/47-48; İbnü'l-Esîr, age, 2/139-140; Zâdü'l-Meâd, 2/229

(188) Bkz Yazır, M Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5438, İst,1938

(189) İbnü'l-Esîr, age, 2/115 ve 2/138

(190) İbn Hişâm, 2/306-308

 

SHADOW is offline  
Cevapla
Tags: efendimizin, hayatiyazi, muhammed, sas


Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimizin Hayatı(yazı) ile ilgili Benzer Konular
1848 Kez Görüntülendi

Peygamer Efendimizin Hayatı Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin İşaret Ettiği Uzaylılar Mı ? Uzay
Hz.Muhammed(s.a.v) Efendimizin Hayatımıza Yön Veren Hadisleri‏ Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimizin Hayatı Dini Programlar


Saat 23:54.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552