FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimizin Hayatı(yazı)
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimizin Hayatı(yazı) ile ilgili Benzer Konular
1843 Kez Görüntülendi
Peygamer Efendimizin Hayatı
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin İşaret Ettiği Uzaylılar Mı ?
Uzay
Hz.Muhammed(s.a.v) Efendimizin Hayatımıza Yön Veren Hadisleri
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Peygamber Efendimizin Hayatı
Dini Programlar
Dört şey vardır ki, dört şeyle tamam olur :)
|
Peygamberlerin Sıfat ve Faziletlerinden Bazıları
Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan
<
1
2
3
4
>
Konu Araçları
18-06-2006
#
21
Profil Bilgileri
SHADOW
ile ilgili üçüncü sayfa Mumsema.com
HİCRETİN ÜÇÜNÇÜ YILI
1- UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H
/27 Mart 625 M
)
"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inan-mışsanız üstün gelecek sizsiniz
(Âl-i İmrân Sûresi, 139)
a) Savaşın Sebebi
Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü
Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b
Hişâm gibi Kureyş'in önde gelen simâları vardı
Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı
Bedir'de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler
Mekke reisi Ebû Süfyân'a başvurdular
Dârun'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler
(191)
Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine, şâirler, hatipler gönderdiler
Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler
50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar
Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler
Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı
Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân'ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı
b) Abbâs'ın Mektubu
Rasûlullah (s
a
s
)'in Mekke'deki amcası Abbâs, Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizlemişti
Bedir'de çok zarar gördüğünü bahâne ederek, bu orduya katılmadı
Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan Rasûlullah (s
a
s
)'i haberdar etti
Gönderilen keşif kolları da, Kureyş ordusunun Medine'ye yaklaştığını haber verdiler
Vahiy gelmeyen konularda, karâr vermeden önce Rasûlullah (s
a
s
) ashâbla istişâre ederdi
Muhâcirleri ve ensârı toplayarak:
-Düşmanı Medine dışında mı karşılayalım, yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım? diye istişârede bulundu
Peygamber Efendimiz, bir gece önce rüyâsında, kılıcında bir gedik açıldığını,yanında bir sığırın boğazlandığını ve mübârek elini zırhı içinde muhâfaza ettiğini görmüştü
Kılıcında açılan gediği, ehl-i beytinden birinin şehid olması; sığırın boğazlanmasını, ashâbından bazılarının şehit düşmeleri; zırhı da Medine ile tâbir etmiş, bu yüzden Medine dışına çıkılmayarak, şehirde savunma yapılmasını uygun görmüştü
(192) Hz
Ebû Bekir, Sa'd b
Muâz gibi ashâbın büyükleriyle münâfıkların başı Übeyy oğlu Abdullah da bu görüşteydiler
Fakat ashâbın çoğunluğu, bilhassa Bedir savaşı'nda bulunamamış olan genç Müslümanlarla Hz
Hamza:
- Biz böyle bir günü beklemekteydik, düşmanla Medine dışında savaşalım, diye isrâr ettiler
(193) Rasûlullah (s
a
s
) çoğunluğun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zırh giyip, miğferini başına geçirerek hâne-i saâdetinden çıktı
Medine dışında savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydılar
Fakat Rasûlullah (s
a
s
):
c) Peygamber Zırhını Giydikten Sonra
-"Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz
"(194) Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi
Kureyş ordusu, Medine'nin 5 km
kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu
Rasûlullah (s
a
s
) Abdullah b
Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine'den çıktı
O gün Uhud'a kadar ilerlemeyip geceyi "Şeyheyn" denilen yerde geçirdi
Sabahleyin şafakla beraber Uhud'a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti
Yolda Übeyy oğlu Abdullah, "Muhammed (s
a
s
) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu
Ben meydan savaşını uygun görmemiştim
" bahânesiyle, kendisine bağlı 300 münâfıkla, ordudan ayrıldı
Böylece Müslümanların sayısı 700'e düştü
d) Rasûlullah (s
a
s
)'in Savaş Düzeni
Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı'na vererek Medine'ye karşı saf yaptı
Solundaki Ayneyn tepesi'ne "Cübeyr oğlu Abdullah" komutasında 50 okçu yerleştirdi
-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler
Oklarınızla onları buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi
(195) Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı
Üstelik bunlardan 700'ü zırhlı, 200'ü atlıydı
Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı
Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmişti
Rasûlullah (s
a
s
) ise ortada bulunuyordu
Ebû Süfyân komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol kanadına Ebû Cehil'in oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu
Kureyşli kadınlar, Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı
Savaş, o devrin âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı
Kureyş'in bayrağını taşıyan Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından öldürüldü
Rasûlullah (s
a
s
) elindeki kılıcı göstererek:
-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu
Ensârdan Ebû Dücâne:
-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu
Rasûlullah (s
a
s
):
-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi
Ebû Dücâne bu şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi
(196) Hamza, Ali, sa'd b
Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20'den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı
İman kuvveti karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı
e) Okçular Yerlerini terkedince
Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı kazandılar
Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular
Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler
Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:
-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler
(197) Abdullah b
Cübeyr:
-Arkadaşlar, Rasûlullah (s
a
s
)'in emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız
diye ısrâr ettiyse de dinlemediler
(198) Abdullah'ın yanında sadece 8 okçu kaldı
Düşmanın sağ kanat komutanı Hâlid b
Velîd, Rasûlullah (s
a
s
)'in okçularla koruduğu Ayneyn vâdîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için başaramamıştı
Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süvârilerle hücûma geçti
Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi
Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler
Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya indiler
Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar
Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar
Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına düştüler
(199)
f) Hz
Hamza'nın Şehid Düşmesi
Bedir Savaşı'nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe'yi kaybetmiş olan Ebû Süfyân'ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu
Hamza'nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b
Mut'im'in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli Vahşî'ye Hamza'yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti
Vahşî, Hamza'nın karşısına çıkmaya cesâret edemedi
Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza'nın önünden geçmesini bekledi
Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu
O gün tam 8 müşrik öldürmüştü
Bunlardan Abdu'l-Uzza oğlu-Sibah'ı öldürdüğü sırada, Vahşî'nin tam önünde bulunuyordu
Vahşî fırsatı kaçırmadı
Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza'yı kasığından vurarak şehit etti
(200) Hamza'nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi
Karnını yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı
Vahşi'yi mükâfatlandırdı ve kölelikten kurtardı
Savaşın en şiddetli anında Hz
Hamza'nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu
Esâsen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı
Bir ara, Rasûlullah (s
a
s
)'in etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi
(201)
g) Rasûlullah (s
a
s
)'in Öldüğü Şâyiası
İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik, Hz
Peygamber (s
a
s
)'e benzeterek, İslâm ordusunun sancaktarı Mus'ab b
Umeyr'i şehit etmiş ve Muhammed (s
a
s
)'i öldürdüm, diye ilân etmişti
(202) Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı
Rasûlullah (s
a
s
):
-Ey Allah'ın kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu duymuyordu
Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı
l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah bâkidir
O'nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm edenler
Enes b
Nadr (Enes b
Mâlik'in amcası) bunlardandı
Yetmişten fazla yara aldıktan sonra şehid düşmüştür
2) Rasûlullah (s
a
s
)'in etrâfını çevirip, vücûdlarıyla O'na siper olan, O'nu düşman saldırısına karşı koruyanlar
Bunlar "14" kişi kadardı
Hz
Ebû Bekir, Hz
Ömer, Hz
Ali, Abdurrahman b
Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b
Ebî Vakkas, Ebû Dücâne bunlardandır
3) Rasûlullah şehid olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar
(203) Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine'ye dönmüşlerdi
Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s
a
s
)'in yanına kadar sokuldular
Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie'nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı
Zırhından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı
(204)
Ashâb-ı kirâm, savaş alanında Rasûlullah (s
a
s
)'i bir türlü bulamıyordu
Halbuki, Rasûlullah(s
a
s
) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı
Nihâyet Hz
Peygamber Efendimizi Ka'b b
Mâlik gördü ve:
-Ey mü'minler, Rasûlullah (s
a
s
) burada, diye haykırdı
Ka'b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s
a
s
)'in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular
(205)
h) Ebû Süfyân'la Hz
Ömer Arasında Geçen Muhâvere
Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi
Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti
Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak içindeydi
Bu sebeple yüksek sesle üç defa:
-İçinizde Muhammed (s
a
s
) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi
Rasûlullah (s
a
s
) cevap verilmemesini emretmişti
Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:
-"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş
Artık iş bitmiştir, diye söylendi
Hz
Ömer dayanamadı
-"Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi
Ebû Süfyân:
-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir'in öcünü aldık, üstünlük bizde
diye gururlandı
Ömer:
-Bizden ölenler Cennet'de, sizinkiler ise Cehennem'de diye cevâp verdi
-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle
Biz Muhammed (s
a
s
) 'i öldürdük mü?
-Rasûlullah (s
a
s
) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor
-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie'nin sözünden daha çok inanırım
Ölülerinize yapılan fenâlıkları ben emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim
Gelecek yıl Bedir'de buluşalım, dedi
Hz
Ömer de:
-"İnşallah, diye cevap verdi
(207) Hz
Ömer'le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud'dan ayrıldılar
Onlar, Hz
Muhammed (s
a
s
)'i öldürmek, Medine'yi basıp müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke'den gelmişlerdi
Fakat Allah kalblerine korku saldı
Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s
a
s
)'in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe cesâret edemediler
Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler
l) Uhud Savaşı'ndan Üç Safha
Uhud Savaşı'nda üç safha yaşandı:
İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar
İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s
a
s
)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler
Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s
a
s
)'in etrâfında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular
Müşriklerin Uhud'dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s
a
s
) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi
(208) Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra kıldı
(209)
2- HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESİ
Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişmân oldular
Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı konuştular
Rasûlullah (s
a
s
) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine'den 16 km
kadar uzakta "Hamrâ'ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri takibetti
Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı
Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye döndüler
(210/1)
3- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ YILINDA DİĞER OLAYLAR
a) Rasûlullah (s
a
s
)'in Hz
Hafsa ve Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi
Hz
Ömer'in kızı Hafsa'nın ilk eşi Huneys b
Huzâfe, Kureyş ileri gelenlerinden ve Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardandı
Sonra Medine'ye hicret etmiş, Bedir ve Uhud Savaşlarına katılmıştı
Uhud Savaşında aldığı bir yaradan, Medine'de vefât etti
Hz
Ömer, Rasûlullah (s
a
s
) ile kızı Hafsa'nın evlenmesini şöyle anlatmıştır:
-Hafsa dul kalınca, Osman'a onunla evlenmesini teklif ettim
Hele bir düşüneyim, diye cevap verdi
Sonra kaşılaştığımızda, şu sırada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi
Bunun üzerine Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yı sana vereyim, dedim
Ebû Bekir sustu
Müsbet veya menfi cevap vermedi
Ebû Bekir'in susmasına Osman'ın teklifimi geri çevirmesinden daha çok üzüldüm
Keyfiyeti Rasûlullah (s
a
s
)'e arzedince:
-Üzülme yâ Ömer, Hafsa'yı Osman'dan hayırlısı alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile evlenecek(210/2), buyurarak, Hafsa'nın izdivâcına tâlip oldu; Osman'ı da kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi
Sonra Ebû Bekir bana rastladığında:
-Sanıyorum, Hafsa'yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin
Ben Hafsa'yı Rasûlullah(s
a
s
)'in alacağını biliyordum
(Bana bunu söylemişti
) Rasûlullah (s
a
s
)'in sırrını ifşâ etmeyi uygun bulmadağım için sana cevap vermedim
Eğer böyle olmasaydı, teklifini kabûl ederdim, dedi
(211)
Rasûlullah (s
a
s
) Hz
Hafsa ile evlenerek, hem en yakın arkadaşlarından Hz
Ömer'in üzüntüsünü giderdi, hem de Hz
Ebû Bekir gibi Hz
Ömer'i de akrabalık bağı ile kendisine bağlamış oldu
(Şaban 3 H / Ocak 625 M)
Hilâloğullarından Huzeyme kızı Zeyneb, ilk kocasından ayrılmış; Rasûlullah (s
a
s
)'in halasının oğlu olan ikinci kocası Cahşoğlu Abdullah ise, Uhud Savaşı'nda şehid düşmüştü
Zeyneb genç ve güzel değildi, orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı
Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri gözettiği için, kendisine "Ümmü'l-mesâkin" ünvânı verilmişti
Eşinin şehit düşmesiyle himayeye muhtaç kalan bu şefkatli hanımı Rasûlullah (s
a
s
) nikâhladı
Fakat Zeyneb çok yaşamadı, evlenmesinden üç ay kadar sonra vefât etti
Rasûlullah (s
a
s
)'in torunu Hz
Hasan da bu yıl Ramazan ortalarında doğmuştur
(212)
b) Rasûlullah (s
a
s
)'in kızı Ümmü Gülsüm'ün Hz
Osmanla Evlenmesi
Hz
Osman, Rasûlullah (s
a
s
)'in ikinci kızı Rukiyye ile evliydi
Rukiyye, Bedir Savaşı esnâsında vefât etmişti
Bir yıl sonra, Rasûlullah (s
a
s
) Hz
Osman'ı üçüncü kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi
Rasûlullah (s
a
s
)'in iki kızı ile evlenmiş olduğu için Hz
Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr sâhibi) denilmiştir
(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149
(192) İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232
(193) İbn Hişâm, 3/67
(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/150
(195) Bkz
el
Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/152
(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr, 2/152
(197) Bkz
Âl-i İmrân Sûresi, 152
(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)
(199) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/154
(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn Hişâm, 3/75
(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)
(202) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/155; İbn Hişâm, 3/77
(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir
O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti
Şâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?
" (Âl-i İmran Sûresi, 144)
(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234
(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235
(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı
(207) Bkz
el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238
(208) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246
(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)
(210/1) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/164
(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/51, Kahire, 1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960
(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No
lu hadisin izâhı); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No: 689)
(212) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/166
18-06-2006
#
22
Profil Bilgileri
SHADOW
HiCRETİN DÖRDÜNCÜ YILI
1- RACİ' OLAYI (Safer 4 H
/ Temmuz 625 m
)
Uhud savaşı'ndan sonra müşriklerin cesâretleri arttığı için Medine'de Müslümanların güvenliği geniş ölçüde sarsıldı
Rasûlullah (s
a
s
) bir taraftan gerekli savunma tedbirleri alıyor, bir taraftan da İslâm'ı yaymak için her fırsattan yararlanmağa çalışıyordu
Müslümanlığı kabûl edip, dinin hükümlerini ve Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek isteyen kabîlelere mürşitler gönderiyordu
Adal ve Kare kabîlelerinden bir hey'et, Rasûlullah (s
a
s
)'e başvurarak, kabîlelerine Müslümanlığı ve Kur'an-ı Kerim'i öğretecek mürşidler gönderilmesini istediler
Rasûlullah (s
a
s
) bunlara Sâbit oğlu Âsım başkanlığında, 10 kişi gönderdi
Yolda, Usfan ile Mekke arasında Raci' suyu yakınlarında Hüzeyl kabîlesi'nden 100 kişilik bir çetenin hücûmuna uğradılar
Mürşitlerden 8'i çarpışarak şehid oldu, 2'si teslim oldu
Zeyd b
Desine ve Hubeyb b
Adiy adlarındaki bu iki zâtı Hüzeyl'liler Mekke'ye götürüp sattılar
(213)
Zeyd'i, Bedir Savaşı'nda öldürülen babası Ümeyye'nin öcünü almak için, Ümeyye oğlu Safvan satın almış, öldürülmesini seyretmek üzere bütün Mekke ileri gelenlerini dâvet etmişti
Ebû Süfyân Zeyd'e yaklaşarak:
-Doğru söyle, hayâtının kurtarılması için, senin yerine Muhammed (s
a
s
)'in öldürülmesini istemez miydin? demişti
Zeyd hiç tereddüt göstermeden:
-Asla, Rasûlullah (s
a
s
)'in hayâtı yanında, benim hayâtım hiçtir
Benim kurtulmam için değil O'nun öldürülmesini, Medine'de ayağına bir diken batmasını bile istemem, diye cevap verdi
Bu kuvvetli iman karşısında Ebû Süfyân:
-Gerçek şu ki,hiç kimse, arkadaşları tarafından Muhammed (s
a
s
) kadar sevilmemiştir, demekten kendini alamadı
Hubeyb, Uhud Savaşı'nda Âmir oğlu Hâris'i öldürmüştü
Babasının intikamını almak üzere onu da Haris'in kızı satın almıştı
Hubeyb öldürüldüğü esnâda hiç metânetini kaybetmedi
İzin alarak, 2 rek'at namaz kıldı
Ölümden korktu da uzattı, demeyesiniz diye kısa kestim, dedi
(214) O zamandan beri idâm edilen müslümanların, infâzdan önce namaz kılmaları âdet olmuştur
(215)
Dininden dönersen, serbest bırakacağız, dedikleri zaman:
-Benim için, Müslüman olarak öldürülmek, dinimden dönmekten daha hayırlıdır, diye cevap verdi
Müşrikler tarafından bir direğe asılarak şehid edildi
Olay
Medine'de duyulunca, Rasûlullah (s
a
s
) ve Müslümanlar son derece üzüldüler
Medine'li Şâir Hassân, Zeyd ve Hubeyb için mersiyeler yazdı
Rasûlullah (s
a
s
)'de:
-"Allah lâyık oldukları cezâyı versin" diyerek, cânileri Allah'a havâle etti
2- MEÛNE KUYUSU FÂCİASI (Safer 4 H
/ Temmuz 625 M
)
Necid Şeyhi Ebû Berâ Mâlikoğlu Âmir, Medine'ye gelerek Rasûlullah (s
a
s
)'e:
-Eğer Necid Bölgesine bir irşât hey'eti gönderirseniz, büyük bir kısmının Müslüman olacağını ümüd ediyorum, dedi
Rasûlullah (s
a
s
):
Necid Bölgesi halkına güvenemiyorum, diye cevap verdi
Ebû Berâ, mürşitlerin hayatı için kabîlesi adına kesin teminât verdiğinden, Rasûlullah (s
a
s) Ebû Berâ'nın kardeşinin oğlu Âmir b
Tufeyl'e bir mektup yazdırarak, Münzir b
Amr'ın başkanlığında 70 kişilik bir hey'eti Necid Bölgesine gönderdi
Bunların hepsi de Suffe ashâbındandı
Kafile Medine'den 4 konak uzaklıkta Meûne Kuyusu (Bi'r-i Meûne) denilen yere varınca, içlerinden Harâm b
Milhân ile Rasûlullah (s
a
s
)'in mektubunu Âmir b
Tufey'le gönderdiler
Âmir mektubu bile okumadan Harâm'ı şehid etti
Hey'etin tamamını öldürmek üzere kabîlesini (Âmiroğulların'ı) teşvik ettiyse de onlar "Biz Ebû Berâ'nın emân ve sözünü ayaklar altına alamayız", diyerek ona uymadılar
Âmir b
Tufeyl Süleym Kabîlesi'ne mensûp Usayye, Rı'l, Zekvân ve Lihyânoğuları ile Harâm b
Milhân'ın dönmesini beklemekte olan mürşitler üzerine hücum etti
Hepsi şehid oldu
İçlerinden yalnızca Ka'b b
Zeyd yaralı olarak kurtulmuştu
O da Hendek Savaşı'nda şehid oldu
Rasûlullah (s
a
s
)'i, Cibrîl bu fâciadan haberdar etti
Seriyyedeki bütün ashâbın Rablarına kavuştular, Allah onlardan râzı oldu
diye bildirdi
Rasûlullah (s
a
s
) bu fâciadan son derece elem duydu
Tam 40 sabah Rı'l, Zekvân, Usayye ve Lihyanoğulları için bedduâ etti
(216)
Amr b
Ümeyye ise, olay esnâsında develeri otlatmakla görevli olduğu için esir düşmüş, sonra kurtulmuştu
Medine'ye dönerken, iki Necidliye rastladı
Şehid edilen arkadaşlarının öcünü almak için bunları uyurken öldürdü
Halbuki bunlar, müslümanların himâyesinde olan Âmir oğullarındandı
Bu sebeple bunların âilelerine diyetleri (kan bedelleri) ödendi
3- NADÎROĞULLARI GAZVESİ (Rabiulevvel 4 H
/Ağustos 625 M
)
Benî Nadîr Yahûdîleri Medine'ye iki saatlik bir mesâfede oturuyorlardı
Aralarındaki anlaşma gereğince, Müslümanların ödedikleri diyete, Yahudî kabîlelerinin de katılması gerekiyordu
Âmir oğullarından, Amr b
Ümeyye'nin yanlışlıkla öldürdüğü iki kişinin diyeti ödenecekti
Rasûlullah (s
a
s
) yanına ashâbından 10 kişi alarak, diyetten paylarına düşeni istemek üzere Nadîroğulları yurduna gitti
Yahudîler, Rasûlullah (s
a
s
)'in teklifini kabul etmiş göründüler, fakat ayaklarına kadar gelişini fırsat sayarak, Rasûlullah (s
a
s
)'e sû-i kast yapmayı planladılar
Bir evin gölgesinde oturmakta olan Hz
Peygamber (s
a
s
)'in üzerine, evin saçağından bırakacakları büyük bir taşla O'nu öldürmek istediler
(217)
Cenâb-ı Hakk, peygamberini Yahûdîlerin hazırlığından haberdar etti
Rasûlullah (s
a
s
) oradan ayrılıp Medine'ye döndü
Yahûdîlerin tuzağını ashâbına bildirdi
Bu davranışlarıyla Nadîroğulları anlaşmayı bozmuşlardı
Rasûlullah (s
a
s
), Muhammed b
Mesleme'yi bunlara göndererek 10 gün içinde Medine'yi terk etmelerini, 10 günden sonra kim kalırsa boynunu vuracağını kendilerine bildirdi
Yahûdîler yol hazırlığına başladılar
Fakat, münafıkların başı Übeyyoğlu Abdullah:
-"Medine'den çıkmayın, biz size yardım ederiz, Kurayzaoğulları da yardım edecek, diye gizlice haber gönderdi
(218) Bu sebeple Nadîroğulları yol hazırlığından vazgeçip kendilerini savunmaya karar verdiler
Rasûlullah (s
a
s
) Rabiulevvel'de Nadîroğulları yurdunu kuşattı
Nadîroğulları bir yıllık yiyeceklerini depo ettikleri kalelerinin sağlamlığına güveniyorlard
(219) Kuşatma, 15-20 gün sürdü
Savaş sokaktan sokağa, evden eve atlayarak devâm etti
Rasûlullah (s
a
s
) Yahûdîlere siper olan, savaşı zorlaştıran hurma ağaçlarını kestirdi
(220)
Nadîroğulları, münâfıklardan da, Kurayzaoğullarından da bekledikleri yardımı görmediler
Muhâsaranın kaldırılması için emân dilediler
Berâberlerinde götürebildikleri kadar mal ile Medine'den çıkmalarına izin verildi
600 deve yükü eşya ile Medine'den ayrıldılar
Bir kısmı Şam'a, bir kısmı Filistin'e göç etti
Selâm, Kinâne ve Huyey ismindeki reisleri ise Hayber'e sığındılar
Üzüntülerini belli etmemek için, şarkılar söyleyip, defler çalarak Medine'den ayrıldılar
Bunlar daha sonra Hendek Savaşı'nı hazırladılar
50 zırh, 50 miğfer, 340 kılıç ve diğer bazı mallar ganimet olarak Müslümanlara kaldı
Rasûlullah (s
a
s
) bu ganimetleri muhâcirlere ve yoksullara dağıttı
(221)
Uhud Savaşı'ndan sonra Müslümanların itibârı sarsılmıştı
Nadîroğulları'nın Medine'den çıkarılmasıyla, Medine civârındaki müşrik kabîleleri arasında Rasûlullah (s
a
s
) 'in nüfûzu tekrar kuvvetlenmiş oldu
4- RASÛLULLAH (S
A
S
)'İN HZ
ÜMMÜ SELEME İLE EVLENMESİ
Asıl adı Hind olan Ümmü Seleme, Ebû Ümeyye el-Mahzûmî'nin kızıdır
İlk kocası Ebû Seleme Abdullah b
Abdülesed, Abdülmüttalib'in kızı Berre'nin oğlu olup, Rasûlullah (s
a
s
)'in halazâdesi idi
Kocası ile birlikte Habeşistan'a hicret etmiş, ilk çocuğu Seleme orada doğmuştu
Ümmü Seleme'nin ilk eşi Ebû Seleme, Uhud Savaşı'nda aldığı yara sebebiyle vefât etti
Rasûlullah (s
a
s
) Ebû Seleme'yi çok severdi
Vefâtından sonra dört çocuğu ile kimsesiz ve himâyesiz kalan eşi Ümmü Seleme'yi nikâhlayarak himâyesi altına aldı
Ümmü Seleme, fazilet ve olgunluk yönünden Hz
Aişe'den sonra Ezvâc-ı tâhirâtın en üstünüydü
Ezvâc-ı tâhirât içinde en son vefât eden, Ümmü Seleme olmuştur
Hicretin 59'uncu yılı 84 yaşında vefat etmiş, Baki kabristanına defnedilmiştir
5-İÇKİ VE KUMARIN HARAM KILINMASI
Mekke devrinde içki ve kumar yasaklanmış değildi
Müslümanlardan da içki içen ve kumar oynayanlar vardı
Rasûlullah (s
a
s
) bunlara ses çıkarmıyordu
İçki ve kumarın yasaklanması birden bire değil, tedricen olmuştur
İçki ile ilgili Kur'ân-ı Kerîm'de 4 âyet vardır
Mekke'de inen ilk âyetde:
"Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapar, güzel bir rızık edinirsiniz", (en-Nahl Sûresi, 67) buyrulmuş, içki yasaklanmamıştır
Medine devrinde Hz Ömer ve Muâz gibi bazı sahâbe:
-Ey Allah'ın Rasûlü, içki hakkında bize yol göster, çünkü şarab aklı gideriyor, diye Rasûlullah (s
a
s
)'e baş vurdular: Hicretin 4'üncü yılı Şevvâl ayında:
"Sana içki ve kumarı soruyorlar
De ki: Bunlar da hem büyük günah, hem de insanlara bazı yararlar var, fakat günahları menfaatlerinden daha büyük
" (el-Bakara Sûresi, 219) anlamındaki âyet indi
İçkiyi ilk yasaklayan âyet bu oldu
Fakat bu âyetle içki kesinlikle yasaklanmadığından, "günahı var" diye bırakanlar olduğu gibi, "faydası da var" diye eskisi gibi içenler de vardı
Abdurrahman b
Avf'ın verdiği bir ziyâfette dâvetliler içki de içmişlerdi
Akşam namazında cemâte imâm olan zât "el-Kâfirûn Sûresi"ni sarhoşluk sebebiyle yanlış okudu
Âyetlerin anlamları değişti
Bunun üzerine:
"Ey inananlar, ne söylediğinizi bilecek duruma gelmedikçe, sarhoş iken namaza yaklaşmayın," (en-Nisâ Sûresi, 43) anlamındaki âyet indi
Bir müddet sonra Ensardan Mâlik oğlu Itbâ'nın ziyâfetinde dâvetliler sarhoş oldular
Sa'd b
Ebî Vakkas bir şiir okuyarak kendi soyunu övdü, ensârı ise yerdi
Ensârdan bir zât da, sofrada yedikleri devenin çene kemiğini Sa'd'a vurup başını yardı
Sa'd, Hz
Peygamber (s
a
s)'e şikâyette bulundu
O zaman:
"Ey İnananlar, içki, kumar, tapınılmak için dikilmiş taşlar (putlar), fal okları, ancak şeytanın işinden birer pisliktir
Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz
" (el-Mâide Sûresi, 90) anlamında inen âyetle içki ve kumar kesinlikle yasaklandı
Rasûlullah (s
a
s) bu yasağı hemen ilân ettirdi
Bütün Müslümanlar içkiyi bıraktılar
Evlerinde, dükkânlarında bulunan bütün içkileri sokaklara döktüler
Rasûlullah (s
a
s) Efendimiz içkiyle ilgili olarak:
"Sarhoş edici bütün içkiler haramdır
" (Müslim,3/ 1575-1576; et-Tâc, 3/141)
"Çoğu sarhoşluk veren içkinin azı da haramdır" buyurmuştur
(İbn Mâce, es-Sünen, 2/l124 Hadis No: 3392;et-Tâc 3/142)
"İçki, bütün kötülüklerin anasıdır
" (Keşfü'l Hafâ, l/382 (Hadis No: 1225, Beyrut 1351) buyurmuştur
(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149
(192) İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232
(193) İbn Hişâm, 3/67
(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/150
(195) Bkz
el
Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/152
(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr, 2/152
(197) Bkz
Âl-i İmrân Sûresi, 152
(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)
(199) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/154
(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn Hişâm, 3/75
(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)
(202) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/155; İbn Hişâm, 3/77
(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir
O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti
Şâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?
" (Âl-i İmran Sûresi, 144)
(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234
(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235
(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı
(207) Bkz
el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238
(208) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246
(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)
(210/1) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/164
(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/51, Kahire, 1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960
(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No
lu hadisin izâhı); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No: 689)
(212) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/166
(213) Bkz-el-Buhârî, 5/40; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/167
(214) Bkz
el-Buhârî, 5/41
(215) İbn'ül-Esîr, a
g
e
, 2/168; Tafsilât için bkz
Riyâzü's-Salih'in, 3/97-101, (Hadis No: 1538)
(216) el-Buhârî, 3/204 ve 5/41-42; Tecrid Tercemesi, 8/305, (Hadis No : 1183)
(217) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/173
(218) Bkz
el-Haşr Sûresi, 11
(219) Bkz
el-Haşr Sûresi, 2
(220) Bkz
el-Haşr Sûresi, 5; el-Buhârî, 5/ 23; Tecrid Tercemesi, 10/175 (Hadis No: 1576)
(221) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/174; Târih-i Din-i İslâm, 3/215
18-06-2006
#
23
Profil Bilgileri
SHADOW
HİCRETİN BEŞİNCİ YILI
1- BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSİ' SAVAŞI)
(2 Şabân 5 H
/17 Aralık 626 M
)
Mustalikoğulları Huzâa kabilesindendir
Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleşmişlerdi
Müslümanlarla iyi geçiniyorlardı
Fakat, Kureyşlilerin teşvikiyle kabîle reisi Ebû Dırâr oğlu Hâris çevrede yaşayan bedevi kabîlelerle birleşerek Medine'ye baskın için hazırlığa başladı
Rasûlullah (s
a
s) durumu öğrenince, Medine'de Zeyd b
Hârise'yi kaymakam bıraktı
30'u atlı, 1000 kişilik bir kuvvetle Benî Mustalık üzerine yürüdü
(2 Şabân 5 H
/17 Aralık 626 M
)
Bedevîler, Müslümanların üzerlerine geldiğini duyunca, korkup dağıldılar
Hâris'in etrafında sâdece kendi kabilesi kaldı
Benî Mustalık Müreysi' suyu yanında toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı
Müslüman olmaları teklif edildi, kabûl etmediler
Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı duramayıp bir saat içinde dağıldılar
Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler
Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler
2- RASÛLULLAH (S
A
S
)'IN CÜVEYRİYE İLE EVLENMESİ
Esirler arasında, kabile reisi Hâris'in kızı Cüveyriye de vardı
Kocası Safvan oğlu Müsâfî savaşta ölmüş, kendisi de esir düşmüştü
Ganimetlerin taksiminde, Sâbit b
Kays'ın payına ayrılmıştı
Babası Hâris, Peygamber (s
a
s)'e başvurarak kızının şerefinin korunmasını istedi
Hz
Peygamber (s
a
s), Cüveyriye'nin bedelini Sâbit b
Kays'a ödeyerek onu serbest bıraktı
Cüveyriye kabîlesine dönmedi, kendi isteği ile Rasûlullah (s
a
s)'la evlendi
Bunun üzerine ashâb:
-"Rasûlullah (s
a
s)'in eşinin yakınları esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest bıraktılar
Bu sebeple Hz
Âişe:
-Kavmi için, Cüveyriye kadar hayırlı başka bir kadın bilmiyorum, demiştir
(222/1)
Görüldüğü üzere Peygamber (s
a
s) Efendimizin Cüveyriye ile evlenmesinin amacı siyâsî idi
Bu evlilik sebebiyle,bütün esirler fidye ödemeden serbest bırakıldılar
Mustalıkdğulları daha sonra toptan Müslüman oldu
3- TEYEMMÜMÜN MEŞRÛ KILINMASI
Rasûlullah (s
a
s) her sefere çıkışında, aralarında kur'a çekerek hanımlarından birini yanında götürürdü
Benî Mustalık Gazâsında, Hz
Âişe'yi götürmüştü
Dönüşte, bir gece konak yerinden hareket edileceği sıra Hz
Âişe'nin gerdanlığının kaybolduğu anlaşıldı
Rasûlullah (s
a
s), aranmasını emretti, bu yüzden hareket gecikti
Derken sabah namazı vakti oldu
Oysa abdest için yanlarında yeterli su yoktu
Zamanında hareket edilebilseydi, su başına yetişilecekti
Namaz vakti çıkacak, diye herkes telâş içindeydi
Hz
Ebû Bekir, bu hâle sebep olan kızı Âişe'yi azarlamış hatta hırpalamıştı
İşte Müslümanlar böyle bir sıkıntı içindeyken, su bulunmadığında temiz toprakla teyemmüm yapılacağını bildiren âyet indi
(222/2) Müslümanlar son derece sevindiler, hemen teyemmüm yaparak namazlarını kıldılar
Hareket edileceği sırada, gerdanlık bulundu
Hz
Âişe'nin çökmüş olan devesinin altında kalmıştı
(223)
4- İFK (İFTİRA) OLAYI (224)
Mureysi' Savaşı dönüşünde, bir konaklama sırasında Hz Âişe kazâ-i hâcet için mahfesinden* çıkarak, konaklama yerinden uzaklaşmıştı
Bu sırada Yemen boncuğundan yapılmış gerdanlığı düşmüş, onu ararken gecikmişti
Dönüşünde, kafileyi yerinde bulamadı
O'nu mahfesinde sandıkları için, beklemeyip hareket etmişlerdi
Hz
Aişe, -mahfede olmadığım anlaşılınca,- beni ararlar, diye olduğu yerde beklerken, arkadan askerin bıraktığı şeyleri toplamakla görevlendirilen Safvân b
Muattal geldi
Hz
Âişe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz
Âişe bindi
Safvân deveyi önünden çekerek ilerledi
Öğle sıcağında başka bir konak yerinde kafileye yetiştiler
Münâfıklar bu olayı fırsat bildiler
Hz
Âişe tamâmen örtülü olduğu ve Safvân ile aralarında konuşma bile geçmediği halde, Hz
Âişe'nin iffetine iftirâ etmekten çekinmediler
Rasûlullah (s
a
s) son derece üzüldü
Hz
Âişe kederinden hastalandı
Sonunda masûm olduğu âyetle bildirildi
(225) İftirâcılara da "hadd-i kazf"(iffetli kimselere iftira cezâsı) uygulandı
Her birine 80'er deynek vuruldu
(226)
5- HENDEK SAVAŞI (Şevval 5 H
/ Şubat 627 M
)
Mü'minler, müttefik düşman birliklerini
gördüklerinde, "İşte Allah ve Rasûlünün
bize vâdettiği şey budur
Allah ve Peygamber doğru söylemiştir" dediler
Bu, onların imân ve teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı
"
(el-Ahzâb Sûresi, 22)
Bir taraftan karşı tarafa geçmeyi engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir
Medine'yi savunmak üzere, çevresine hendek kazıldığı için bu savaşa, "Hendek Gazvesi" denildiği gibi, bir çok müşrik ve Yahûdî kabîlesi, Müslümanlara karşı birleştiği için" Ahzâb Harbi" de denilmiştir
"Ahzâb", "hızb" kelimesinin çoğuludur
Hizb, aynı düşünce, inanç ve kanaatı paylaşan insan topluluğu demektir
a) Yahûdîlerin Müşriklerle İşbirliği
Medine'den sürülen Benî Nadîr Yahûdîlerinin reisleri, Hayber'e sağınmışları
Müslümanlardan öc almak istiyorlardı
Başta Ahtaboğlu Huyey olmak üzere, 20 kadar Yahûdî lideri 70 kişilik bir hey'et ile Mekke'ye gittiler
-Müslümanlar gün geçtikçe kuvvetleniyor
Onlara kırşı birlikte hareket etmeliyiz
Biz savaş için hazırız
Medine'deki Benî Kurayzalı kardeşlerimiz de savaşta Müslümanları arkadan vuracak
diye müşriklere işbirliği teklif ettiler
Kendileri "ehl-i kitab" ve tek tanrı inancında oldukları halde, putperest müşriklere hoş görünmek için:
-"Sizin tuttuğunuz yol, (sizin dininiz) Müslümanlarınkinden daha doğru
"(227) dediler
Daha sonra Mekke dışındaki Gatafan, Esed, Kinâne, Süleym, Fezâre, Mürre, Eşca ve Eslem
gibi bedevi Arap kabileleriyle görüştüler
Hayber'in bir yıllık hurma mahsûlünü vermeği va'd ederek, onların da savaşa katılmalarını sağladılar
Mekke'liler 300'ü atlı, 1500'ü develi 4000 kişilik bir kuvvet hazırladılar
Mekke dışındaki bedevî kabîlelerin katılmasıyla ordunun sayısı 10 bine ulaştı
Şimdiye kadar böyle bir kuvvet toplanmamıştı
Medine'yi basıp Müslümanlığı yok edeceklerdi
Ordunun başkomutanı Ebû Süfyân idi
b) Medine Çevresine Hendek Kazılması
Rasûlullah (s
a
s
) Mekke'deki hazırlıkları, Kureyş ordusu henüz hareket etmeden haber aldı
Ashâbını toplayarak, bu korkunç saldırıya nasıl karşı koyacaklarını istişâre etti
Müzâkere sırasında, aslen İranlı olan Selmân (Selmân-ı Fârisî):
-Yâ Rasûlallah, İran'da düşman saldırısından korunmak için, şehrin etrâfına, hendek kazarlar
Biz de öyle yapalım, dedi
Esâsen Medine'nin üç tarafı, evlerin yüksek dış duvarları, yalçın kayalıklar ve sık hurmalıklarla çevrilmişti
Düşman saldırısına karşı, sadece kuzey yönü açıktı
Bu tarafa da, düşmanın geçemeyeceği derinlikte bir hendek kazılırsa, savunma kolaylaşırdı
Arablarca bilinmeyen bu savunma şekli uygun görüldü
Saldırıya elverişli olan kuzey tarafda hendek kazılacak yer işâretlendi
Rasûlullah (s
a
s
), ashâbını 10'ar kişilik gruplara ayırdı
Her grubun kazacağı kısmı belirledi
Mevsim kış, hava soğuktu
Esen rüzgâr, hendekte çalışanların ellerini ayaklarını âdeta donduruyordu
Medine'de kıtlık vardı
Müslümanlar üç gün bir şey yemeden aç çalıştılar
* Rasûlullah (s
a
s
) bile açlıktan karnı üzerine taş bağlamıştı
(228) Ashâbla birlikte Hz
Peygamber (s
a
s
) bizzât toprak kazıyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa karşı gayretlerini artırıcı sözler söylüyordu
Bir ara, sert bir kaya çıkmış, kimse parçalayamamıştı
Rasûlullah (s
a
s
) hendeğe indi, ilk vuruşta, kayanın üçte biri koptu
Hz
Rasûlullah (s
a
s
):
-Allâhü Ekber, bana Şam'ın anahtarları verildi
Şu anda Şam'ın kırmızı köşklerini görmekteyim, dedi
İkinci vuruşta kayanın yarısı daha koptu
Rasûlullah (s
a
s
):
-Allâhü Ekber, bana Fars ülkesinin anahtarları verildi
Şu anda, Kisrânın beyaz köşklerini görmekteyim, buyurdu
Üçüncü darbede kaya, tamâmen parçalandı
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
):
-Allâhü Ekber, bana Yemenin anahtarları verildi
Şimdi ben San'a'a'nın kapılarını görüyorum, buyurarak bütün bu ülkelerin pek yakında Müslümanların olacağını müjdeledi
(229) Münâfıklar, Rasûlullah (s
a
s
)'in bu müjdelerini, hayal sayıyorlardı
"Münafıklar ve kablerinde hastalık olanlar: Allah ve Rasûlü bize sâdece kuru vaadlerde bulundular, diyorlardı
" (Ahzâb Sûresi, 12)
Açlığa, soğuğa ve her türlü sıkıntıya rağmen, yaklaşık 5,5 km, uzunlukta bir atın karşıya sıçrayamayacağı genişlik ve derinlikte kazılan hendek, düşman gelmeden önce, iki hafta içinde tamamlandı
c) Müşriklerin Medine'yi Kuşatması
Müşrikler, Medine önünde, şimdiye kadar benzerini görmedikleri derin bir hendekle karşılaşınca, şaşırdılar
Bir hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanları yok edeceklerini hayâl etmişlerdi
Bunun kolay olmayacağını gördüler
Hendek boyunca, aşağı-yukarı ilerlediler, geçecek bir yer bulamadılar
Sonunda, Kureyşliler hendeğin batı kısmına, Bedevî kabîleler de doğu kısmına karargâh kurdular
Böylece Medine'yi kuşattılar
(Şevvâl 5 H
/Şubat 627M
)
d) Sıkıntılı Günler
10 bin kişlik müşrik ordusu karşısında, Müslümanların sayısı 3 bin kadardı
Yalnızca 36 atları vardı
Önlerinde hendek, arkalarında ise Sel‘ Dağı bulunuyordu
Ancak Benî Kurayza anlaşmayı bozar da müşriklerle işbirliği yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma düşeceklerdi
Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düşmanla uğraşırken, Yahûdîlerin Medine'yi basıp, kadınları ve çocukları kılıçtan geçirmeleri mümkündü
Karşılıklı ok ve taşların atılmasıyla başlayan kuşatma, aralıksız 27 gün sürdü
Müslümanlar açlık ve sefâlet içinde, zor ve sıkıntılı günler geçirdiler
Savaşın en tehlikeli bir ânında, Benî Nadir Reisi Ahtab oğlu Huyey'in teşvikiyle Benî Kurayza Yahûdîleri de anlaşmayı bozup, müşriklerle işbirliğine başladılar
Rasûlullah (s
a
s
)'in nasihat için kendilerine gönderdiği Evs kabilesi Reisi Sa'd b
Muâz'ı dinlemediler
Düşmanlıklarını açıkça bildirdiler
Müslümanlar, hendek önünde 10 bin kişilik müşrik ordusuna karşı durmağa çalışırken, bir yandan da, Medine'yi Yahûdîlerin baskınından korumak zorunda kaldılar
Böyle tehlikeli bir anda, münâfıklar da bozgunculuğa başladılar
Hem savaşı bıraktılar, hem de askerin mâneviyâtını sarsıcı propaganda yaptılar
(230)
Kuşatmanın uzayıp gitmesi, müşrikleri de usandırdı
Mevsim kış, havalar soğuktu
Esâsen onlar, böyle günlerce sürecek bir kuşatma için değil, bir kaç saatte sonuca ulaşılacak bir zafer için gelmişlerdi
İşi bir an önce bitirmek için bütün güçleriyle genel bir hücûma geçtiler
Bir taraftan Müslümanların üzerine ok yağmuru yağdırırken içlerinden (Dırâr, Cübeyre, Nevfel, Amr b
Abdivedd gibi) bir kaç tanesi de, elverişli bir yerden atlarıyla hendeği geçtiler
Bunların her biri, Araplar arasında bin kişiye denk sayılıyordu
En meşhûrları olan Amr b
Abdivedd mübâreze sonuda Hz
Ali tarafından öldürüldü; diğerleri kaçtılar
Nevfel kaçarken hendeğe düştü ve Hz
Ali'nin kılıcıyla can verdi
Ertesi gün, savaşın en çetin günü oldu
Bir taraftan müşrikler, diğer taraftan Benî Kurayza Yahûdîleri hücûma geçtiler, aralıksız akşama kadar ok yağmurunu sürdürdüler
Rasûlullah (s
a
s
) ve Müslümanlar, o gün namaz kılmak için bile fırsat bulamadılar
Öğle, ikindi ve akşam namazlarını, yatsıdan önce, tek ezanla, tertip üzere kazâ ettiler
(231)
e) Harb Hiledir
Gatafan Kabilesinden Nuaym b
Mes'ûd, bu sırada müslüman olmuştu
Bundan kimsenin haberi yoktu
Rasûlullah (s
a
s
)'la gizlice görüşerek, müşriklerle Yahûdîlerin arasını açmak için izin istedi
Rasûlullah (s
a
s
):
-Harp hiledir*, yapabilirsen yap, buyurdu
Nuaym önce Benî Kurayza'ya gitti
-Benim size olan dostluğumu bilirsiniz
Sizin için endişe ediyorum
Mekkeliler bu işten usandı, bırakıp giderlerse, Müslümanlar karşısında yapayalnız kalacaksınız
O zaman hâliniz nice olur? Onlardan bir kaç rehin isteyin, aksi halde yardım etmeyin
dedi
Sonra Ebû Süfyân'a geldi:
-Duydun mu, Benî Kurayza anlaşmayı bozduğuna pişman olmuş
Sizi bırakıp giderler diye, Müslümanlarla yeniden anlaşmaya başlamış
Sizden rehin alıp, onlara teslim etmeği vadetmiş, dedi
Ebû Süfyân esâsen Yahûdîlere pek güvenemiyordu
Ertesi gün, denemek için Yahûdîlerden yardım istedi
Yahûdîler hemen rehin istediler
Ebû Süfyân isteklerini kabûl etmeyince, her iki taraf da:
-Nuaym doğru söylemiş, dediler
Aralarında güven kalmadı
(232)
f) Rasûlullah (s
a
s
)'in Duâsı ve Kuşatmanın Sona Ermesi
Rasûlullah (s
a
s
), o sıkıntılı gün:
-Allah'ım, ey Kur'ân'ı indiren ve hesâbı tez gören Rabbım; Şu Arap kabîlelerini dağıt, topluluklarını boz, iradelerini sars
(233) diye duâ etti
Duâsı bitince, Rasûlullah (s
a
s
)'in yüzünde sevinç eseri görüldü
Rabb'ımın yardım va'dini size müjdelerim, buyurdu
İşte o akşam, âyet-i celîle ve hadis-i şerifte bildirilen "sabâ rüzgârı" esmeğe başladı
(234) Fırtına ve kasırga çadırları söküp uçurdu, yemek kazanları devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karıştı
Müşriklerin ağızları, burunları, gözleri toz-toprakla doldu
Karargâhları alt üst oldu
Ortalığı dehşet kapladı
Neye uğradıklarını bilemediler
Müşriklerin mâneviyâtı iyice bozulmuştu
İçlerine korku düştü
Uzun süren ve hiç bir sonuç alınamayan kuşatmadan usanıp bezmişlerdi
Ebû Süfyân:
-"Ben dönüyorum, siz de gelin, diyerek devesine bindi
Mekke'nin yolunu tuttu
Diğerleri de onu izlediler
Panik pek âni ve şuursuzca olmuştu
Bu yüzden, müşrikler pek çok techizât, gıda maddesi ve eşyayı toplayamadan çekildiler
Sabah olunca, Müslümanlar düşmandan kalan eşyâyı ve sağa-sola dağılan develeri toplayıp ordugâhlarına getirdiler
Ebû Süfyân'ın Yahûdîlerden aldığı 20 deve yükü hurma da ele geçen ganimetler arasındaydı
Böylece, Müslümanlar hem kuşatmadan, hem de açlık sıkıntısından kurtuldular
Kur'an-ı Kerîm'de bu durum şöle anlatılmaktadır:
"Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın
Üzerinize ordular gelmişti, Biz de onların üzerine rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular (Melekler) göndermiştik
" (el-Ahzâb Sûresi
9)
"Allah, kâfirleri hiçbir zafer elde edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi
Savaşta mü'minlere Allah'ın yardımı yetti
Allah yegâne kuvvetli ve galib olandır
" (el-Ahzâb Sûresi, 25)
Bu savaşta, müşriklerden 4 kişi ölmüş, Müslümanlardan 5 kişi şehid düşmüştür
Savaştan sonra Rasûlullah (s
a
s
):
-"Bundan sonra sıra bizde
Müşrikler artık üzerimize gelemeyecek, biz onların üzerine gideceğiz
" buyurdu
(235) Gerçekten de öyle oldu
6- KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M
)
a) Savaşın Sebebi
Rasûlullah (s
a
s
) Medine'deki Yahûdî kabîleleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı
Bunlardan Kaynuka ve Nadîroğullarının, anlaşma hükümlerine uymadıkları için Medine'den çıkarıldıklarını daha önce görmüştük
Kurayza oğulları ise, Uhud Savaş'ından sonra anlaşmayı yeniledikleri için yerlerinde kalmışlardı
Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîleri önce anlaşmaya bağlı kaldılar
Hendek kazılırken, kazma, kürek gibi âletler vererek Müslümanlara yardımcı oldular
Ancak, savaşın en tehlikeli bir ânında, Benî Nadîr Reisi Huyey b
Ahtab'ın teşvikiyle anlaşmayı bozdular
Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmaları gerekirken, müşriklerle birlikte, Müslümanlara karşı savaşa girdiler
(236) Böylece vatana ihânet suçu işlediler
Rasûlullah (s
a
s
)'in nasihat için gönderdiği Evs Kabilesi Reisi Sa'd b
Muâz'ın sözlerine de kulak asmadılar
Hz
Peygamber (s
a
s
) hakkında çirkin sözler söyleyerek düşmanlıklarını açıkça ilân ettiler
Ancak, Benî Kurayza'dan yaptıklarının hesâbı sorulacaktı
Bu sebeple, Hendek Savaşından Medine'ye döner dönmez, Benî Kurayza üzerine sefer emri verildi
Rasûlullah (s
a
s
) Hendek Savaşı'ndan dönmüş silahlarını çıkarmış, üzerindeki toz-toprağı temizlemek için, gusletmek istemişti
Bu esnâda Cibrîl (a
s
) at üstünde ve toz-toprak içnde geldi:
-"Aa, silahını çıkardın mı; vallâhi biz melekler çıkarmadık
Haydi, şunların üzerine yürü", diye Kurayzaoğullarını işâret etti
(237) Rasûlullah (s
a
s
) derhal Benî Kurayza'ya sefer ilân etti
Ashâbın sür'atle yola çıkmalarını sağlamak için,
-Hiç kimse ikindi namazını sakın başka yerde kılmasın, ancak Benî Kurayza yurdunda kılsın, buyurdu
Ashâbın bir kısmı bu emrin zâhirine uyarak, namazlarını Benî Kurayza yurduna varınca kıldılar
Bir kısmı da Peygamber (s
a
s
)'in maksadı, acele etmemizi sağlamaktır, diyerek, vakit çıkmadan yolda kıldılar
Hz
Rasûlullah (s
a
s
) her iki zümrenin yaptığını da hoş gördü
(238)
Müslümanların toplanması yatsıya kadar devâm etti sayıları 3 bini buldu
Müslümanların üzerlerine geldiğini görünce sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nın sayısı 900 kadardı
b) Benî Kurayza'ya Verilen Cezâ
Kuşatma 25 gün sürdü
Kurayzaoğulları anlaşmayı bozduklarına pişman oldular
Diğer Yahudî kabileleri gibi Medine'den çıkıp gitmek için izin istediler
Fakat Hz
Rasûlullah (s
a
s
) kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi
Reisleri Ka'b b
Esed'in başkanlığında toplandılar
Ka'b:
-"Tevratta bildirilen son peygamberin bu olduğu anlaşıldı
Müslüman olup kurtulalım, dedi Yahûdîler:
-Biz Tevrat üzerine başka kitab kabul etmeyiz, dediler, Ka'b:
-Öyleyse,kadınları ve çocukları öldürelim
Sonra kaleden çıkıp çarpışalım, belki başarırız, dedi
Onlar:
-Çoluk-cocuğumuz öldükten sonra, yaşamanın ne önemi var, diye cevâp verdiler
Ka'b:
-O halde, yarın cumartesi, Müslümanlar bizden emîndir
Ansızın hücûm edelim, onları gafil avlayalım, dedi
-Biz cumartesinin hürmetini bozamayız, diye reddettiler
Sonunda kayıtsız şartsız teslim oldular
Ancak haklarında Evs Kabilesi Reisi Sa'd b
Muâz'ın hüküm vermesini istediler
Benî Kurayza, Evs kabilesinin himâyesindeydi
Bu yüzden, Sa'd b
Muâz'ın hakemliğini istiyorlardı
Sa'd, hastaydı
Hendek Savaşı'nda kolundan okla yaralandığı için tedâvi görüyordu
Haberi alınca geldi
-Kur'an-ı Kerîm'e göre mi, yoksa kendi kanunlarına göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu
Yâhudîler, kendi kanunlarına göre hüküm verilmesini istediler
Sa'd da Tevrât'a göre karar verdi
(239)
a) Savaşabilecek durumdaki erkeklerin öldürülmesine,
b) Kadınların ve çocukların esir edilmesine,
c) Bütün mallarının da zaptedilmesine hükmetti
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
):
"Ey Sa'd, Allah'ın rızâsına uygun hükmettin" buyurdu
(240) Yahudiler de karârın Tevrât'a uygun olduğunu itirâf ettiler
Sa'd'in bu hükmü, Tevrât'ın Tesniye kitabının 20
Babının 10-14 üncü âyetlerine uygun düşmüştü
Bu gün de vatana ihânet edenlere ölüm cezâsı verilmektedir
Benî Kurayza hakkındaki hükmü Hz
Ali ve Hz
Zübeyr icrâ ettiler
Kazılan büyük bir hendeğin kenarında 600 kadar Yahûdînin birer birer boyunlarını vurup hendeğe attılar
İçlerinden 4 tanesi Müslüman olup hayatlarını kurtardılar
Benî Nadîr Reisi Huyey b
Ahtab ile Benî Kurayza Reisi Ka'b b
Esed de öldürülenler arasındaydı
Benî Kurayza'nın malları, mücâhidlere paylaştırıldı
Arâzisi ise, ensarın rızâsiyle muhâcirlere verildi
"Allah, Ehl-i Kitab'dan müşrikleri destekleyen (Benî Kurayza Yahûdî)lerini kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı
Onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz
Yerlerini yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı bile basmadığınız toprakları Allah size mirâs olarak verdi
Allah her şeye kadirdir "
(el-Ahzâb Sûresi, 26-27)
7- RASÛLÜLLAH (S
A
S
)'İN CAHŞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ:
Zeyneb, Rasûlullah (s
a
s
)'in öz halası Ümeyme'nin kızıdır
Abdülmuttalib'in torunudur
Hz Peygamber (s
a
s
), Zeyneb'i azadlısı Zeyd b
Hârise'yle evlendirmişti
Dindar olmasına rağmen, azadlı bir kölenin eşi olmak Zeyneb'e ağır geldi
Asâlet ve güzelliğini ileri sürerek, dâima Zeyd'in kalbini kırdı
Bu yüzden, Rasûlullah (s
a
s
)'in:
-"Eşini tut, Allah'tan kork" (241) emrine rağmen, sonunda Zeyd O'nu boşadı
Esâsen gerek Zeyneb, gerek kardeşi Abdullah bu evliliği başlangıçta istememişler, "halanızın kızını azadlınıza mı lâyık görüyorsunuz?" demişlerdi
Fakat:
-"Allah ve Rasûlü, bir şeye hükmettiği zaman, mü'min erkek ve mü'min kadın için muhayyerlik yoktur
" (el-Ahzâb Sûresi, 36) anlamındaki âyet inince, istemeyerek rızâ göstermişlerdi
Çünkü Zeyneb, Kureyş'in Hâşimî kolundandı
Soylu bir kadındı
İslâm'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadın, azadlı da olsa, bir köleyle evlenemezdi
Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s
a
s
)'la evlenmesini istiyorlardı
Oysa İslâm Dini bütün insanları, yaratılış bakımından eşit saymıştı
(242)
Hz
Peygamber (s
a
s
), öz halasının kızı Zeyneb'i azadlısı ve evlâdlığı Zeyd ile evlendirerek, Arapların yanlış anlayışını yıkmış oldu
Diğer taraftan, Rasûlullah (s
a
s
), peygamberliğinden önce Zeyd'i evlâd edinmişti
Arabların örfüne göre, evlâdlık öz çocuk gibi sayılır, evlâd edinen kişinin mirâsçısı ve mahremi olurdu
Bu sebeple, evlâdlığın boşadığı kadın, evlâd edinen kişiyle evlenemezdi
Kur'ân-ı Kerîm Arapların bu örfünü hükümsüz saymış, evlâdlık âdetini kaldırmıştır
(243) Bu sebeple, evlâdlığın dul kalan eşiyle, babalığın evlenmesi helâldir
Rasûlullah (s
a
s
)'in, Arapların bu örfünü de yıkması gerekiyordu
Bu sabeple Zeyd'den boşanan Zeyneb'i Allah'ın emriyle nikâhladı
(244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakınlarını memnûn etmiş oldu
Görüldüğü üzere, Hz
Peygamber (s
a
s
)'in bu evliliği, dinî hükümlerin uygulanması ile ilgilidir
(222/1) İbn Hişâm, 3/308; İbn Sâd, Tabakat, 8/ 177; İbn Hacer, el-İsâbe, 7/565
(222/2) Bkz
en-Nisâ Sûresi, 43 ve el-Mâide Sûresi, 6
(223) Bkz
el-Buhârî, 1/86); Tecrid Tercemesi, 2/201-204 (Hadis No: İ)
(224) Olay hakkında geniş bilgi için bkz
el-Buhârî, 3/154 Tecrid Tercemesi, 8/85-112 (Hadis No: 1151); İbn Hişâm, 3/309-321; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/195-199
(*) Mahfe: Deve ve fil gibi hayvanların üzerinde seyahat edenlerin içine oturdukları kafesli çadır veya sepet
(225) en-Nûr Sûresi, 11-13
(226) en-Nûr Sûresi, 40
(227) Bkz
en-Nisâ Sûresi, 51-52
* bk
Riyâzü's-Sâlihîn, 1/543-548 Hadis No: 522
(228) el-Buhârî, 5/45; Tecrid Tercemesi 10/227 (Hadis No: 1588)
(229) İbn Hişâm, 3/230; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/179; Târih-i Din-i İslâm, 3/258-259
(230) İçlerinden bir güruh (münâfıklar), Ey Medineliler, tutunacak yeriniz yok, hemen geri dönün, demişlerdi
Bir kısmı da Peygamber (s
a
s
)'den evlerimiz düşman saldırısına açık diye izin istemişlerdi
Oysa evleri açık değildi, sadece savaştan kaçmak istiyorlardı
(el-Ahzâb Sûresi, 13)
(231) Bu savaştan başka, hiçbir olayda Rasûlüllah (s
a
s
)'ın namazını geçirdiği nakledilmemiştir
Burada üç vakit namazını kazaya bırakması, Hendek savaşının ne derece sıkıntılı ve meşakkatli geçtiğinin en büyük delilidir
Bu yüzden Hz
Peygamber (s
a
s
):
- "Allah onların dünyada evlerini, âhirette kabirlerini ateşle doldursun
Bize ikindiyi kılacak fırsat vermediler, nihâyet güneş battı" diye bedduâ etmiştir
(el-Buhârî, 5/48 ve 3/233; Tecrid Tercemesi, 2/238 (Hadis No: 353) ve 8/396, (1233 numaralı hadisin izâhı,)
* el-Buhârî, 4/24 (K
el-Cihad, B
157)
(232) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/182-184
(233) el-Buhârî, 3/234 ve 5/49; Tecrid Tercemes, 8/395 (Hadis No: 1233)
(234) Bkz
el-Buhârî, 5/47 "Ben sabâ rüzgarıyle yardım olundum, Ad kavmi ise debur (lodos) rüzgârıyla helâk edildi
" (bkz
el-Hakka Sûresi, 6)
(235) el-Buhârî, 5/48; Tecrid Tercemesi, 10/230 (Hadis No: 1589); İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/184
(236) el-Ahzâb Sûresi, 26
(237) el-Buhârî, 5/49-51; Tecrid Tercemesi, 8/ 325 (Hadis No: 1191)
(238) el-Buhârî, 5/50; Müslim, 3/1391 (Hadis No: 1770)
(239) Bkz
Tevrât, Tesniye Kitabı, Bab: 20, Ayet:10-14
(240) Bkz
el-Buhârî, 5/50; Tecrid Tercemesi, 10/ 245 (Hadis No: 1591)
(241) Bkz
el-Ahzâb Sûresi, 37
(242) "Allah katında en üstününüz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır"
(Hucûrat Sûresi, 13) "Ey insanlar Rabb'ınız birdir, babanız birdir
Arabın Acem'e (Arab olmayana), Acemin Arab'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza veya kızılderiliye üstünlüğü yoktur
Üstünlük ancak takva iledir
" (Müsned-i Ahmed b
Hanbel, 5/ 411; Mecmeu'z-Zevâid, 3/266 ve 8/84)
(243) "Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız gibi tutmanızı meşrû kılmamıştır"
(el-Ahzâb Sûresi 4)
(244) "
Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kestiğinde, onu seninle evlendirdik ki, evlâtlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek hususunda mü'minlere sorumluluk olmadığı bilinsin
" (Ahzâb Sûresi, 37)
18-06-2006
#
24
Profil Bilgileri
SHADOW
HİCRETİN ALTINCI YILI
l– HUDEYBİYE BARIŞI (Zilkade 6 H
/Mart 628 M
)
"Ey Muhammed, Biz sana apaçık bir zafer sağladık
"
(Fetih Sûresi, 1)
a) Müslümanların Kâbe'yi Ziyâret Arzusu
Peygamberimiz Hz
Muhammed (s
a
s
), Medine'ye hicret edeli 6 yıl olmuştu
Bu süre içinde Mekke müşrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasında, sırasıyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları oldu
Mekke müşrikleri Medine'yi basmak, Hz
Rasûlullah (s
a
s
)'i öldürmek, Müslümanlığı yok etmek için her çâreye baş vurdular; bütün imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarına ulaşamadılar
Müslümanların günden güne güçlenmelerine, sayılarının artmasına engel olamadılar
Ancak Medine dışındaki kabîleler, Müslümanlığın ne olduğunu yeterince bilmiyorlardı
Kâbe'nin komşusu ve koruycusu olduğu için saygı duydukları Kureyş kabîlesi, kendi içlerinden çıktığı halde Hz
Muhammed (s
a
s
)'in peygamberliğini kabûl etmemiş,hatta O'nu yurdundan çıkarmışlardı
Bu yüzden, Müslümanlığın Medine dışındaki kabîlelere tanıtılabilmesi ve geniş ölçüde yayılmasının sağlanabilmesi için, Mekke'lilerle barış yapılmasına ihtiyaç vardı
Rasûlullah (s
a
s
), geçici de olsa Mekkelilerle barış yaparak, diğer kabîlelerle serbestçe ilişkiler kurmayı arzu ediyordu
Diğer taraftan, Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi
Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe'yi 6 yıldan beri ziyâret edemiyorlardı
Kâbe'yi ziyâret, bütün Müslümanların en büyük ortak özlemleri olumştu
b) Rasûlullah (s
a
s
)'in Rüyâsı
Hicretin 6'ıncı yılı, Rasûlullah (s
a
s
), gördüğü bir rüyâ üzerine(245) hep birlikte Kâbe'yi ziyâret edeceklerini ashâbına müjdeledi
(246) Hazırlıklar tamamlandı
Savaş yapılması yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H
/14 Mart 628 M
), yerine Mektûm oğlu Abdullah'ı vekil (kaymakam) bırakarak, ashâbından 1400 kişi ile(247) Medine'den ayrıldı
Hanımlarından Ümmü Seleme de berâberinde bulunuyordu
Maksadı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe'yi ziyâret etmekti
Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı
(248) Hac için Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü
Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi kıladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler
(249) Yol güvenliğini sağlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler
c) Mekkelilerin Tepkisi
Mekkeliler, Hz
Peygamber (s
a
s
)'in Kâbe'yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar
Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler
Velîd oğlu Hâlid ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler
Resûlullah (s
a
s
), Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri vasıtasiyle öğrendi
Sağ tarafa sapıp, yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi
(250) Rasûlullah (s
a
s
)'in bindiği "Kasvâ" adlı deve burada çöktü, bütün gayretlere rağmen kalkmadı
Müslümanlar:
-Kasvâ harin oldu, çöktü kalkmıyor, diye söylenmeğe başladılar
Rasûlullah (s
a
s
):
-"Kasvâ harinleşmez, onun çökme huyu da yoktur
Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasvâ'yı ilerletmiyor
Allah'a yemin olsun ki, Kureyş Cenâb-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet ve tâzim kasdıyle benden her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, istediklerini kabûl edeceğim
" buyurdu
(251)
d) Barış Müzakereleri
Bu sırada Huzâa kabîlesi reisi Büdeyl çıkageldi
Kureyşin, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber verdi
(252)
Rasûlullah (s
a
s
) savaş maksadiyle değil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için geldiklerini, daha önce yapılan savaşlarda Kureyş'in uğradığı kayıpları anlattı
-İsterlerse belirli bir süre onlarla barış yapalım
Benimle diğer kabîlelerin arasını serbest bıraksınlar, (karışmasınlar)
Eğer ben üstün gelirde, Araplar İslâmiyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler
Şayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureyş savaş külfeti çekmeden istediğini elde etmiş olur
Aksi halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaşırım, Allah da yardımını gerçekleştirir, dinini üstün kılar, buyurdu
(253)
Büdeyl, Rasûlullah (s
a
s
)'den duyduklarını Kureyş'e iletti
Kureyş ileri gelenleri de savaşa taraftar değildi
Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes'ûd oğlu Urve'yi Hz
Peygamber (s
a
s
)'e gönderdiler
Rasûlullah (s
a
s
) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de anlattı
Urve hem Rasul-i Ekrem (s
a
s
)'le konuşuyor, hem de Müslümanların durumunu ve bütün davranışlarını dikkatle tâkip ediyordu
Dönüşünde gördüklerini özetle şöyle anlattı:
-Bilirsiniz ki ben birçok devlet başkanını ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsı, Habeş Necâşi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum
Yemin ederim ki, Müslümanların Muhammed (s
a
s
)'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bağlılığı bunların hiçbirinin sarayında görmedim
Sözlerini dikkatle dinliyorlar
Bir şey sorunca, alçak (hafif) sesle cevâp veriyorlar
İsteklerini derhal yerine getiriyorlar
Saygılarından yüzüne dikkatle bakamıyorlar
Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarında paylaşıyorlar
Madem ki, bize barış teklif ediyor, kabûl edelim, dedi
Mekkeliler, Urve'nin sözlerinden hoşlanmadılar
Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varılamadı
Rasûlullah (s
a
s
), Kureyş'ten gelen eçilerle sonuca ulaşılamadığını gördü
Kureyş'le görüşmek üzere Hz
Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düşündü
Ömer:
-Yâ Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düşmanlığımı bilirler, himâyesine sığınabileceğim bir yakınım da yok
Osman'ın Mekke'de akrabası çok, Ebû Süfyân ile amcazâde
Osman bu işi benden daha iyi başarır, dedi
Hz
Osman Mekke'ye gitti
Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü
Maksatlarının sâdece Kâbe'yi ziyâret olduğunu anlattı
Mekkeliler:
-Hepinizi Mekke'ye bırakırsak, Araplar, "Kureyş Müslümanlardan korktu," derler
Fakat istersen Kâbe'yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler
Hz
Osman, Kâbe'yi Müslümanlardan ayrı olarak ziyâret etmeği kabûl etmedi
-Rasûlullah (s
a
s
) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti
O'nun bu davranışı Mekkelileri kızdırdı, göz hapsine aldılar ve dönmesine izin vermediler
2- RIDVÂN BÎATI:
"Allah, mü'minlerden ağacın altında sana bîat ederlerken hoşnud olmuştur
Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir
"
(el-Fetih Sûresi, 18-19)
Hz
Osman'ın gecikmesi, Müslümanları telâşlandırdı
Öldürüleceğine dâir söylentiler çıktı
Böyle bir ihtimâle karşı Resûlullah (s
a
s
) gereken tedbirleri aldı
Müslümanları Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir, kendisine bîat etmeğe çağırdı
"Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız," buyurdu
İlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu
"Rasûlullah (s
a
s
)'in gönlündeki muradı ne ise, onun gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum
" dedi
Hudeybiye'de bodur bir ağacın aldında,(254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s
a
s
)in ellerini tutarak bîat ettiler
Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan kaçmamaya söz verdiler
Hz
Peygamber (s
a
s
), Hz
Osman adına da bir elini diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı
Yalnızca Cedd b
Kays adlı münâfık, devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı
Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s
a
s
)'e bîat eden mü'minlerden hoşnud olduğunu bildirmiştir
(255) Bu sebeple, İslâm Târihinde bu bîata "Rıdvân Bîatı" adı verilmiştir
Müslümanların kararlılığını ve Rasûlullah (s
a
s
)'e bağlılıklarını gösteren bu bîatın Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu
Derhal Hz
Osman'ı serbest bıraktılar ve Hz
Peygamber (s
a
s
)'le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey'et gönderdiler
a) Barış Şartları
Uzun müzâkere ve tartışmalardan sonra kabûl edilen barış şartları şunlardır:
1- Müslümanlar bu sene Kâbe'yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler
2- Müslümanlar Kâbe'yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar
3- Müslümanların Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler
4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek
5- Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar
6- Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında tecâvüz ve savaş olmayacak
b) Barış Anlaşmasının Yazılması
Barış şartlarını Rasûlullah (s
a
s) Hz
Ali'ye yazdırdı
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm
Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır
" diye yazılmasına Süheyl itiraz etti
- "Rahmân" sözünü anlamıyoruz, ayrıca senin Rasûlullah olduğunu kabûl etseydik, bu anlaşmaya gerek yoktu "Bismike'llâhümme (Allah'ım, senin adınla)
Bu anlaşma Abdullah'ın oğlu Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır
" diye yazılmasını istedi
(256/1)
-Rasûlullah (s
a
s) mutlaka barışı sağlamak istiyordu
Daha işin başında, "Allah'a yemin olsun ki Kureyş benden Cenab-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet kasdiyle her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, isteklerini kabûl edeceğim," buyurmuştu
Bu sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti
Fakat müslümalar son derece üzgündüler
Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi
Oysa şimdi Kâbe'yi ziyâret edemeden döneceklerdi
Anlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl'in oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zinciri sürükleyerek çıkageldi
Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak hapsetmişti
Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmış, Müslümanlara sığınmağa gelmişti
Süheyl oğlunun geri verilmesinde isrâr etti
Aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi
Bütün çabalara rağmen, inadından dönmedi
Barışın sağlanabilmesi için, Ebû Cendel'in müşriklere teslimi gerekiyordu
Çektiği işkenceleri ve acıklı hâlini anlatarak müşriklerin elinde bırakılmamasını isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah (s
a
s):
-Ey Ebû Cendel, biraz daha sabret, pek yakında Yüce Rabbım sana ve senin gibilere kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti
c) Ashâbın Üzüntüsü
Fakat bu son durum, artık Müslümanların üzüntülerini dayanılmaz hâle getirmişti
Hepsinin sinirleri gergindi
Hz
Ömer dayanamadı
Rasûlullah (s
a
s) 'ın huzuruna gelerek:
-Sen Allah'ın Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabûl ediyoruz, neden? diye söylendi
Hz
Peygamber (s
a
s):
-Evet ben Allah'ın Peygamberiyim
Bu yaptığım işlerde Allah'a isyan etmiş de değilim
O, benim yardımcımdır, diye cevap verdi
Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi devâm ediyordu
-Sen bize Kâbe'yi tavaf edeceğiz
, demedin mi? diye sordu
Rasûlullah (s
a
s):
-Evet, dedim
Fakat bu sene ziyâret edeceğimizi söylemedim, Tekrâr ediyorum, Kâbe'yi hep beraber tavâf ve ziyaaret edeceğiz, buyurdu
(256/2) Anlaşmanın imzalanmasından sonra Rasûlullah (s
a
s) ashâbına:
-Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız, emrini üç defa tekrarladığı halde, hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı
(257) Hz Peygamber (s
a
s), ashâbının bu ilgisizliğine üzülerek, eşi Ümmü Seleme'nin yanına gitti
Ümmü Seleme:
-Yâ Rasûlallah, onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar
Siz kimseyle konuşmadan kendiniz kurbanınızı kesin, tıraş olun
Onlar size uyacaklardır, dedi
Ashâb, Hz
Peygamber (s
a
s) 'in kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, hemen onlar da kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeğe başladılar
(258)
d) Hudeybiye Barışı Aslında Zaferdi
Hudeybiye Barışı'nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu
Fakat barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını Rasûlullah (s
a
s) biliyordu
Bu sebeple,barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır şartları kabûl etmişti
Rasûlullah (s
a
s) barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine'ye döndü
Böylece Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmış oldular
Dönüşte yolda "Fetih Sûresi" indi, Cenâb- Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için zillet ve yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu
(259)
Gerçekten Hudeybiye anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu
Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, dağılıp yok olmağa mahkûm, derme-çatma bir toplululk gözü ile bakıyorlardı
Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet olarak tanımış oldular
Anlaşmadan sonra Müslümanlarla müşrikler arasında görüşme ve temâslar arttı
Hz
Peygamber (s
a
s) İslâm'ı serbestçe yaymağa başladı
Hudeybiye musâlahasından Mekke'nin fethine kadar geçen 21 aylık devrede Müslüman olanların sayısı, İslâm'ın doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar geçen 19 yılda Müslüman olanların sayısından kat kat fazla oldu
Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler, Hudeybiye musâlahasını takibetti
Dört yıl sonra, Rasûlullah (s
a
s)'ın vefâtında Müslümanlık bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu
e) Barış Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi
Hz
Peygamber (s
a
s
) anlaşmaya bağlı kaldı
Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek taraflı kaldırmadı
Kısa bir süre sonra, Kureyş'le aralarında anlaşma bulunan Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adında biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sığındı
Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı
Mekkeliler, arkasından hemen iki kişi gönderip Ebû Basîr'in iâdesini istediler
Rasûlullah (s
a
s):
-Ey Ebû Basîr, biliyorsun ki, biz Kureyşle bir sözleşme yaptık, ahdimizi bozamayız
Biraz daha sabret, Rabb'ım yakında bir kurtuluş yolu açacaktır, diyerek Ebû Basîr'i Kureyşlilere teslim etti
Ebû Basîr, Mekke'ye ölüme götürüldüğünü biliyordu
Bu sebeple, bu adamların elinden kurtulması gerekiyordu
Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular
Ebû Basîr, bunlara saf ve samîmî göründü
Bir ara:
-Kılıcın ne kadar da güzelmiş, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kılıcı aldı, hemen üzerine atılıp onu öldürdü; diğeri ise kaçıp kurtuldu
Ebû Basîr öldürdüğü Kureyşlinin atına bindi, silahını kuşandı, tekrar Medine'ye döndü
Rasûlullah (s
a
s)'ın huzuruna çıkıp:
-"Ey Allah'ın Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz
Beni onlara teslim ettiniz
Fakat Allah beni kurtardı, dedi
Hz
Peygamber (s
a
s) ona anlaşma şartlarına göre Medine'de kalmasının mümkün olmadığını anlattı
Ebû Basîr Medine'den çıktı
Mekke'ye dönemezdi
Medine'de kalamıyordu
Deniz kıyısında, Mekke- Şam yolu üzerinde "İys" denilen bir yere yerleşti
Mekke'de Müslümanlıklarını gizleyenler ve işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr'in yanında toplandılar
Ebû Cendel de kaçıp buraya geldi
Kısa zamanda sayıları 70'e yükseldi, daha sonra 300 oldular
Mekkelilerin Şam ticâretini önleyecek bir kuvvet hâline geldiler
Ebû Basîr'in yanında toplananlar, Hudeybiye anlaşması hükümlerine bağlı değildiler
Kureyşin Şam ticâret yolu tehlikeye girmişti
Mekkeliler telâşlandılar
Anlaşmanın, Medine'ye sığınan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz saymaktan başka çâre yoktu
Baskı ile Müslümanlığın önlenemeyeceğini anladılar
Hemen, Hz Peygamber (s
a
s)'e Ebû Süfyan'ı elçi olarak gönderip, bu maddenin kaldırılmasını ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanların Medine'ye kabûlünü istediler
Anlaşma yapılırken en çok ısrar gösterdikleri bu madde, gene onların isteğiyle kaldırılmış oldu
Peygamber (s
a
s
), Ebû Basîr ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı
Bu sırada Ebû Basîr ölüm yatağında idi
Vefât edince orada defnettiler
Arkadaşlarını Ebû Cendel toplayıp Medine'ye götürdü
Böylece Kureyşin Şam ticâret yolu açıldı
Müslümanlar da anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular
Hudeybiye Barışı 2 yıl devâm etti
Anlaşmayı Kureyş bozdu
İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi
(20 Ramazan 8 H
/11 Ocak 630 M
)
3- RASÛLÜLLAH (S
A
S
)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESİ
Ümmü Habîbe Ebû Süfyân'ın kızıdır
Mekke Devrinde Müslüman olmuş ve kocası Ubeydullah b
Cahş'la birlikte Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye katılmıştı
Alkolik bir adam olan kocası, Habeşistan'da Hristiyan oldu
Ümmü Habîbe Müslümanlıkta sebât edip kocasından ayrıldı
Bu yüzden, yabancı bir ülkede kimsesiz ve himâyesiz kaldı
Henüz müşrik olan babasının yanına da dönemezdi
Rasûlullah (s
a
s), Hicretin 6'ıncı yılı Habeşistan'a bir elçi gönderdi
Habeş Necâşi'sini vekil yaparak Ümmü Habîbe'yi nikâhladı
(261) Nikâh merâsiminde Câfer Tayyar ve diğer Müslümanlar da bulundu
Nikâhtan sonra Necâşi Ümmü Habîbe'yi Medine'ye gönderdi
Bu evlilikten önce şu âyet inmişti:
"Allah'ın, sizinle düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında dostluk ve sevgi yaratması mümkündür
" (el-Mümtehine Sûresi,7)
Gerçekten bu evlilikten sonra Ebû Süfyân'ın, Hz
Peygamber (s
a
s)'e olan düşmanlığında bir yumuşama başlamıştır
(245) "Andolsun ki, Allah peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik etmiştir
Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan, Mescid-i Haram'a gireceksiniz
" (el-Fetih Sûresi, 27)
(246) Medine civârındaki henüz Müslüman olmayan Müzeyne, Cüheyne, Gıfâr, Eslem, Eşca', gibi kabileler de birlikte Kâbe'yi ziyâret için dâvet edilmişlerse de, bunlar Kureyş'ten çekindikleri için, Müslümanlara katılmadılar
(Tecrid Tercemesi, 8/177, 1164 numaralı hadisin izâhı)
(247) el-Buhârî, 5/62-63; Tecrid Tercemesi, 8/ 264 (Hadis No: 1599)
(248) O devirde, çölde yırtıcı hayvanlara ve çapulculara karşı her yolcunun bir kılıç bulundurması âdet ve zarûri idi
(249) Umre, ihrâmlı olarak Kâbe'yi tavâf ve ziyâret etmek, Safâ ile Merve arasında Sa'y yaptıktan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktan ibârettir
Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapılabilir
Hac ise belirli zamanda (ancak hac mevsiminde) yapılır
(250) Hudeybiye, Medine'ye 9 konak, Mekke'ye ise 1 günlük mesâfede küçük bir köydür
Adını, buradaki aynı adı taşıyan bir kuyudan almıştır
(Tecrid Tercemesi, 10/258)
(251) Bkz
el-Buhârî, 3/178; Tercid Tercemesi, 8/178 (Hadis No: 1164) Müslümanların indiği yerdeki "Samed" adlı kuyuda çok az su vardı
Herkes almaya başlayınca, bir anda suyu tükeniverdi
Susuzluktan şikâyet başladı
Rasûlüllah (s
a
s
) ok torbasından çıkardığı bir oku, kuyunun dibine koymalarını emretti
Artık oradan ayrılıncaya kadar su sıkıntısı çekmediler
(bkz
el-Buhârî 3/178 ve 5/62; Tecrid Ter
8/179 Hadis No: 1164 ve 10/261 Hadis No:1598)
(252) Huzâa kabîlesiyle, Hâşimoğulları arasında câhiliyyet devrinde dostluk vardı
Huzâalılar bu dostluğu İslâmdan sonra da devâm ettirdiler
Müslüman olsun müşrik olsun, bütün Huzâalılar, Mekke'de olup biteni Rasûlüllah (s
a
s
)'den gizlemezler, gizlice O'na bildirirlerdi
(253) Bkz
el-Buhârî, 3/79; Tecrid Tercemesi, 8/181 (Hadis No: 1164)
(254) Bu ağaç, müslümanlar arasında zamanla kutsal sayılabilir, düşüncesiyle halifeliği sırasında Hz
Ömer'in emriyle kesilmiştir
(Tecrid Ter
, 10/260)
(255) el-Feth Sûresi, 18
(256/1) Bkz
Tecrid Tercemesi, 8/136-141 (Hadis No: 1158)
(256/2) Hz
Ömer, daha sonra Rasûlüllah (s
a
s
) 'e karşı saygısız davrandım diye bu sözlerinden pişmanlık duymuştur
(el-Buhârî, 5/67; Tecrid Tercemesi, 10/267; Asr-ı Saâdet, 1/427)
(257) Rasûlüllah (s
a
s
)'in emrini ashâbın hemen yerine getirmemesi, muhâlefet için değildi
Şartları ağır olan bu anlaşmanın vahiy ile kaldırılacağını, böylece Kâbe'yi ziyâret edebileceklerini ümit ediyorlardı
(258) İslâm bilginleri bu olaydan, fiilî sünnetin, kavlî (sözlü) sünnetden daha kuvvetli olduğu sonucuna varmışlardır
(259) (Ey Muhammed, Hudeybiye anlaşmasıyla) Biz sana apaçık bir fetih (zafer) verdik
(el-Fetih Sûresi, 1)
(260) Zülhuleyfe Medine'ye bir konak, yaklaşık 10 km
mesâfede bir yerdir
Medineliler ve Medine'ye uğrayarak hac veye umre için Mekke'ye gidenler ihrama burada girerler
Şimdi bu yere "Abâr-ı Ali" denilmektedir
(261) Zâdü'l-Meâd, 2/120
18-06-2006
#
25
Profil Bilgileri
SHADOW
HİCRETİN YEDİNCİ YILI
1- İSLÂMA DAVET İÇİN ELÇİLER GÖNDERİLMESİ
"Ya Muhamed! De ki; doğrusu ben, göklerin ve yerin yegâne mâliki, kendisinden başka ilâh olmayan; dirilten ve öldüren Allah'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim
"
(el-A'raf Sûresi, 158)
Hz
Muhammed (s
a
s), daha önceki peygamberler gibi, sâdece Arapların veya belli bir toplumun peygamberi değildir
O'nun peygamberliği umûmîdir
Kıyâmete kadar gelecek bütün insanlara peygamber ve âlemlere rahmet olmak üzere gönderilmiştir
(262) Bu sebeple İslâm'ı her tarafa yayması, peygamberliğini bütün dünyaya duyurması gerekiyordu
Fakat şimdiye kadar Mekke müşrikleri buna imkân vermemişlerdi
Hudeybiye Anlaşmasıyle iki taraf arasında barış ve güvenlik sağlandı
Artık, Müslümanlığın yayılması için herkese ve her tarafa duyurma zamanı gelmişti
Rasûlullah (s
a
s) Hudeybiye'den dönünce bu konuyu ashâbıyle istişâre etti
Büyük ve komşu devletlerin hükümdarlarıyla bazı Arap beyliklerine mektup ve elçi gönderilmesi kararlaştırıldı
Kaşında "Muhammed Rasûlullah" yazılı gümüş bir yüzük yaptırıldı, mektuplar bununla mühürlendi
(263)
Elçiler ve Gönderildikleri Hükümdarlar
Bizans Kayser'i Hirakliyus'a, Halîfe oğlu Dihyetü'l-Kelbî; İran Kisrâ'sı Hüsrev Perviz'e, Huzâfe oğlu Abdullah; Habeşistan Necâşisi Ashame'ye, Ümeyye oğlu Amr; Mısır (İskenderiyye) Mukavkısı Çüreyc'e, Ebû Beltea oğlu Hâtıb; Gassan Emîri Hâris b
Ebî Şemmer'e, Vehb oğlu Şuca'; Yemâme Emîri Hevze b
Ali'ye de Amr oğlu Salît elçi olarak mektup götürdüler
(264)
2- HZ
PEYGAMBER (S
A
S
)'İN HÜKÜMDARLARA YAZDIRDIĞI MEKTUPLAR
a) Bizans Kayseri'ne Gönderilen Mektûp
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim
Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s
a
s
)'den, Rum'un büyüğü Hirakl'e
Hidâyet yoluna uyanlara selâm olsun
Bundan sonra: Ben seni İslâm'a ve onu yayma hizmetine dâvet ediyorum
Müslüman ol ki, selâmete eresin, Allah da sana ecrini iki kat versin
Eğer kabûl etmezsen, halkının vebâli senin boynundadır
"
"Ey Ehl-i Kitab! Bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin: Ancak Allah'a kulluk edelim
O'na kullukta hiç bir şeyi ortak yapmayalım
Allah'ı bırakıp bir kısmınız diğer kısmınızı Rab edinmesin
Eğer yüz cevirirlerse, 'şâhid olun, biz Müslümanız' deyin" (Âl-i İmrân Sûresi, 64)
(265)
Dihye, Rasûlullah (s
a
s
)'in mektubunu Hirakl'e götürdüğü zaman Hirakl Kudüs'te bulunuyordu
Elçiyi iyi karşıladı
Rasûlullah (s
a
s) hakkında bilgi edinmek için, bölgede bulunan Arap tâcirlerinin huzûruna getirilmesini emretti
Mekke'den bir ticâret kafilesi o sırada bu bölgede bulunuyordu
Kafilede Kureyş'in reisi Ebû Süfyân da vardı
Ebû Süfyan ve arkadaşları getirildiğinde, Bizans'ın ileri gelen din ve devlet adamları, piskoposlar, papazlar İmparator Hirakl'in etrâfında sıralanmışlardı
Kayser tercüman vâsıtasiyle:
-Peygamberlik davasında bulunan bu zâta, içinizde soyca en yakın olan kim? diye sordu
Ebû Süfyân:
-Burada nesebce O'na en yakın benim, diye ilerledi
Kayser Ebû Süfyân'ı arkadaşlarının önüne oturttu
Sorularıma doğru cevâp vermezse, siz düzeltin, dedi
Sonra İmparator ile Ebû Süfyân arasında şu konuşma geçti:
-İçinizde Muhammed (s
a
s
)'in soyu nasıldır?
-Asil bir soydandır
-Memleketinizde ondan önce Peygamberlik davasında bulunan oldu mu?
-Hayır
-Sülâlesinde hükümdar var mı?
-Hayır
-O'nun dinine girenler halkın eşrâfı mı, zayıfları mı?
-Çoğunlukla fakir ve zayıf kimseler
-O'na uyanlar gün geçtikce çoğalıyor mu, azalıyor mu?
-Çoğalıyor
-Dinine girdikten sonra, beğenmeyip ayrılanlar oldu mu?
-Olmadı
-Daha önce yalan söylediği olur muydu?
-Aslâ olmazdı
-Hiç sözünde durmadığı oldu mu?
-Olmadı, ancak şimdi biz onunla barış yaptık
Bu müddet içinde nasıl davranacağını bilmiyoruz
-O'nunla hiç savaştınız mı?
-Evet savaştık
-Netice ne oldu ?
-Bazan biz, bazan O kazandı
-Size ne emrediyor?
-Yalnız Allah'a kuluk edin, O'na hiç bir şeyi ortak yapmayın, dedelerinizin taptığı putları bırakın, diyor
Namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabalık bağını kesmemeyi emrediyor
Bundan sonra imparator sözlerine şöyle devam etti:
Nesebce asîl olduğunu söylediniz
Peygamberler dâima asil soydan gelmiştir
İçinizden daha önce böyle bir davada bulunan olmadığını anlattınız
O'halde eski bir davanın peşinde bir kişi sayılamaz
Soyunda hükümdar yoktur, dediniz
Bu durumda servet ve saltanat peşinde olduğu da söylenemez
Daha önce kesinlikle yalan söylemediğine şehâdet ediyorsunuz
İnsanlara yalan söylemeyen Allah'a karşı da yalan söylemez
O'na imân edenlerin çoğunlukla fakir ve zayıflar olduğunu ifade ettiniz
Peygamberlere ilk uyanlar dâima böyle olmuştur
O'na uyanların gün geçtikçe arttığını söylediniz
Hakk'a uyanlar azalmaz, dâima çağalır
Dinine girdikten sonra dönen hiç yok dediniz
İmân kalbde kökleşince çıkmaz
Sözünde durduğunu, kimseyi aldatmadığını itirâf ettiniz
Peygamberler kimseyi aldatmaz
Sizi ancak Allah'a kulluk etmeğe, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamağa dâvet ettiğini açıkladınız
Eğer bu söyledikleriniz doğru ise, ayaklarımın bastığı şu topraklar, yakında O'nun olacaktır
Ben bir peygamber geleceğini biliyordum ama, sizden çıkacağını sanmazdım
Eğer O'na ulaşabileceğimi bilsem, her zahmete katlanırdım
Yanında olsam, ayaklarını yıkar, hizmet ederdim
dedi
Sonra mektûbu okuttu
İmparatorun Ebû Süfyânla yaptığı konuşma, papazları kızdırmıştı
Mektup okununca salonda gürültü çoğaldı
İmparator işin kötüye varmasından korktu
Elçinin ve Arap tâcirlerin çıkmalarını istedi
Ben sizin dininize bağlılığınızın derecesini anlamak istemiştim, diyerek tutumunu değiştirdi
(266)
Kayser Hirakl'in kalbinde iman kıvılcımı belirmişti
Dünya hırsı ve saltanatını kaybetme korkusu, bu kıvılcımı söndürdü
Fakat elçiye saygısız davranmadı, hediyeler vererek nezâketle geri çevirdi
b) İran Kisrâ'sına Gönderilen Mektup
Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim
Allah'ın kulu ve Peygamberi Muhammed (s
a
s
)'den Fars'ın ulusu Kisrâ'ya
Hidâyete uyanlara, Allah ve Rasûlüne imân edenlere, Allah'tan başka hiç bir ilah olmayıp O'nun bir tek olduğuna, ortağı ve benzeri bulunmadığına, Muhammed (s
a
s
) 'in O'nun kulu ve rasûlü olduğuna şehâdet edenlere selâm olsun
Ey Kisrâ! Seni Allah'ın dinine dâvet ediyorum
Çünkü ben, dirileri (Allah'ın azabıyla) uyarmak, kâfirler üzerine o söz (azab) hak olmak için, bütün insalara Peygamber gönderildim
Ey Kisrâ! müslüman ol ki selâmet bulasın
Eğer olmazsan, mecûsîlerin günâhı boynuna olsun
(267)
Rasûlullah (s
a
s
), mektubun Kisrâ'ya verilmek üzere, Bahreyn emiri Münzir'e teslimini emretmişti
Bahreyn, o zaman İran'a bağlıydı
Münzir mektubu Kisrâ'ya götürdü
Kisrâ mektubu okuyunca yırtıp parçaladı
Rasûlullah (s
a
s
) bundan haberdar olunca:
-Parça parça olsunlar, buyurdu
(268)
Çok geçmeden Kisrâ Hüsrev Perviz, oğlu Şirvehy tarafından karnı deşilerek öldürüldü
Hz
Ömer'in halifeliği sırasında da Kisrâ'nın imparatorluğu parçalandı, Sâsâni Sülâlesi son buldu
Bütün İran toprakları Müslümanların eline geçti
c) Habeşistan Necâşisi'ne Gönderilen Mektup
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm
Allah'ın Rasûlü Muhammed (s
a
s
)'den Habeş Meliki Necâşî'ye
Ey Melik, Müslüman ol
Ben, kendisinden başka ilâh olmayan, Melik, Kuddûs, Selâm, Mü'min, Müheymin (gibi yüce sıfatlarla muttasıf) Allah'ın sana olan nimetlerinden dolayı mesrûrum, senin adına hamdediyorum
Şehâdet ederim ki, Meryem'in oğlu İsâ, Allah'ın ruhu ve kelimesidir
O'nu hiç evlenmemiş, tertemiz ve çok iffetli bir hanım olan Meryem'e ilka etti
Böylece Meryem İsâ'ya hâmile oldu
Âdem'i (anasız-babasız) kudretiyle yarattığı gibi, İsâ'yı da (babasız) olarak ruhundan ve nefhinden yarattı
Ey Melik! Seni eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a itâata, bana uymaya ve bana Allah'tan gelene imâna dâvet ediyorum
Çünkü ben Allah'ın Peygamberiyim
Seni ve askerlerini Allah'ın dinine çağırıyorum
Ben size tebliğ ve nasihat ettim
Nasihatımı kabûl edin
Selâm hidâyete uyanlara
(269)
Habeşistan'a hicret etmiş olan müslümanlardan bir grup ile, Hz
Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar hâlâ dönmemişlerdi
Rasûlullah (s
a
s
) elçisi vâsıtasiyle bunların gönderilmesini ve Ümmü Habîbe'nin de zât-ı risâletlerine nikâh edilerek, gönlünün hoş edilmesini istemişti
Necâşi, Ümmü Habîbeyi Rasûlullah (s
a
s
)'e nikâhladı
Habeşistan'da bulunan Müslüman muhâcirleri gemiye bindirip gönderdi
Rasûl-i Ekrem'e bir mektup yazarak Müslüman olduğunu da bildiridi
Rasûlullah (s
a
s
)'e Habeş Necâşi'sinin Mektubu
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm, Allah'ın Rasûlü Mahammed (s
a
s
)'e Necâşi Ashame tarafından
Ey Allah'ın Peygamberi, kendisinden başka ilâh olmayan Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi üzerine olsun
Ey Allah'ın Rasûlü, Hz
İsâ hakkındaki açıklamayı hâvi mektubunuz bana ulaştı
Göklerin ve yerin Rabbı olan Allah'a yemin ederim ki, Hz
İsa da, kendisiyle ilgili olarak, zikrettiğinizden ziyâde birşey söylememiştir
O'nun söyledikleri de, sizin buyurduğunuz gibidir
Bize tebliğ ettiğiniz şeyleri öğrendik
Amcanız oğlu (Câfer) ve arkadaşlarıyle tanıştık
Ben şehâdet ederim ki sen, Allah'ın geçmiş Peygamberleri tasdik eden, sözünde sâdık Rasûlüsün
Sana bîat ettim, (daha önce) amcanız oğluna bîat ederek, âlemlerin Rabb'ı Allah Teâla'ya imân edip Müslüman olmuştum
(270)
d) Mısır Meliki Mukavkıs'a Gönderilen Mektup
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm
Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s
a
s
)'den Kıbt milletinin büyüğü Mukavkıs'a
Selâm hidâyet yoluna uyanlara
Ben, seni İslâm Dini'ne dâvet ediyorum
Müslüman ol ki selâmete eresin, Allah da ecrini iki kat versin
Kabûl etmez, yüz çevirirsen, Kıbt milletinin günâhı boynuna olsun
" (Mektup, Âl-i İmrân Sûresi'nin 64'üncü âyetiyle son bulmaktadır
(271)
Mısır Mukavkısı Cüreyc, Rasûlullah (s
a
s
)'in elçisine hürmet gösterdi, fakat Müslüman olmadı
Elçiye bir mektup verdi, hediyelerle geri çevirdi
Rasûlullah (s
a
s
)'e Mısır Mukavkısı'nın Mektubu
Bismi'llâhir'r-rahmâni'r-rahîm
Abdullah oğlu Muhammed (s
a
s
)'e, Kıbtın büyüğü Mukavkıs'tan, Selâm sana
Mektubunu okudum
Münderecâtını ve dâvetinizi anladım
Zuhûru beklenen bir peygamber kaldığını biliyordum
Fakat ben O'nun Şam'dan çıkacağını sanırdım
Elçinize ikram ettim
Size Kıbt milleti arasında mevkii yüksek iki câriye ile bir elbise ve binmeniz için de bir ester hediye gönderiyorum
Selâm sana muhterem Peygamber
(272)
Bu câriyelerden Mâriye'yi Rasûlullah (s
a
s
) kendisi aldı
İbrahim adındaki oğlu bundan oldu
Kardeşi Şirin'i ise şâiri, Hassan b
Sâbit'e verdi
Düldül adı verilen beyaz estere de bindi
e)Yemâme Emiri Hevze'ye Gönderilen Mektup
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm
Allah'ın Rasûlu Muhammed (s
a
s
)'den Ali oğlu Hevze'ye
Selâm hidâyet yolunda olanlara
Bil ki, Rabb'ım benim dinimi yakın bir zamanda, dünyanın en uzak ufuklarında parlatacak
Ey Hevze, Müslüman ol da selâmete er
Ben de idâren altındaki yerleri, senin idârende bırakayım
(273)
Hrıstiyan olan Hevze, Müslüman olmadı
Rasûlullah (s
a
s
)'e yazdığı cevapta:
-Beni dâvet ettiğin din çok güzel
Ancak Arablar benim yerime göz koymuşlardır
Beni veliahd yaparsan, sana tâbi olurum, dedi
Rasûllüllah (s
a
s
)'a Hevze'nin cevâbı okununca:
-Bu adam ne söylüyor? Bu şartla O'na bir karış yerin idaresini bile bırakmam, buyurdu
(274) Hevze, Mekkenin fethinden sonra öldü
Çok geçmeden bu bölge Müslüman oldu
f) Gassân Emiri Hâris'e Gönderilen Mektup
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r–rahîm
Allah'ın Rasûlü Muhammed (s
a
s
)'den Ebû Şemmer oğlu Hâris'e
Selâm hidâyete uyan, bana imân edip nübüvvetimi tasdik edenler üzerine olsun
Seni, eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a imân etmeğe dâvet ediyorum
Kabûl ettiğin takdirde, yerinde hümükdar olarak kalacaksın
(275)
Hâris, Rasûlullah (s
a
s
)'in mektubunu küstahca yere attı
Elçiye saygısız davrandı
Hatta, Bizans İmparatorundan Medine üzerine asker sevki istemiş, fakat Kayser reddetmişti
Elçi Şuca', Hâris'in davranışını arzedince Rasûl-i Ekrem (s
a
s
):
-Allah mülkünü elinden alsın, buyurdu
Hâris, Mekke'nin fethi sırasında öldü
Ülkesi Hz
Ömer'in halifeliği sırasında İslâm sınırları içine girdi
3- HAYBER'İN FETHİ (Muharrem 7 H
/Mayıs 628 M
)
a) Savaşın Sebebi
Hayber Medine'nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine'ye 170 km
mesâfede büyük bir Yahûdî şehriydi
Yedi kalesi vardı
Hurmalıklarıyla meşhûr, münbit bir vâha'da kurulmuştu
Hayber, Müslümanlara karşı bir fesâd ocağı hâline gelmişti
Daha önce Medine'den çıkarılmış olan Yahûdîler de oraya yerleşmişlerdi
Müslümanlara karşı, müşrik bedevî Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı
Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu
Rasûlullah (s
a
s
) Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu
Hudeybiye'den döndükten sonra, Ravâha oğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderdi
Fakat Yahûdîler barış teklifini kabûl etmediler
Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine'yi basmak için hazırlanıyorlardı
Hudeybiye Barış Anlaşması'nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti
Münâfıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı
Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karşı Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmişti
Düşman hazırlığını tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu
Rasûlullah (s
a
s
), ashâbına:
-"Cihâdı isteyenler bizimle gelsin" diyerek Hayber üzerine yürüneceğini ilan etti
Hicretin 7'inci yılı Muharrem ayında 2000 atlı ve 1600 piyâde ile Medine'den çıktı
Harekâtını düşmana sezdirmeden, üç günde Raci' Vâdisi'ne ulaştı
(276) Burada ordugâhını kurdu
Böylece Gatafan kabîlesinden, Yahûdîlere gelecek yardımın yolunu kesmiş oldu
b) Hayber'in Kuşatılması
Rasûlullah (s
a
s
) düşman üzerine gece vakti varırsa, hemen baskın yapmaz, sabahı beklerdi
(277) Bu sebeple geceyi Raci'de geçirdi
Sabah namazını kıldıktan sonra, Hayber üzerine yürüdü
Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle işlerine gitmek üzere evlerinden çıkan Yahûdîler, karşılarında Müslüman ordusunu görünce şaşkınlıkla:
-Muhammed, vallâhi Muhammed ve askeri
diye bağrıştılar (278), geri dönüp kalelerine kapandılar
Hayber'de hepsi de gayet sağlam 7 kale vardı
En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi
Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardı
Yahûdîler savaş için hazırlıklıydılar
Bu yüzden Rasûlullah (s
a
s
)'in sulh teklifini kabûl etmediler
c) Son Kale ve Fethin tamamlanması
Yirmi gün kadar devâm eden kuşatma ve savaş sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi
Sadece Kamûs kalesi kaldı
Bu kalenin kumandanlığında, Arablarca bin cengâvere bedel sayılan meşhûr Yahûdî pehlivanı Merhab bulunuyordu
Her gün sıra ile ashabın ileri gelenlerinin komutasında yapılan hücumlardan bir sonuç alınamamıştı
Nihâyet Rasûlullah (s
a
s
) bir gün:
-Yarın sancağı bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber'in fethini O'nun eliyle müyesser kılacak
O kişi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu
Bu yüce şerefin kime nasib olacağı bilinmediğinden, herkes o gece ümitle sabahlamıştı
Hz
Ali'nin gözlerinde şiddetli bir ağrı vardı
Bu yüzden hiç kimsenin hatırından O geçmiyordu
Sabah olunca Hz
Peygamber (s
a
s
):
-Ali nerede? Bana O'nu çağırın, buyurdu
-Yâ Rasûlallah, gözleri ağrıyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
) duâ edip üfledi
Hz
Ali'nin gözleri derhal iyileşti, sanki hiç ağrımamış gibi oldu
Sonra sancağı O'na verdi
(279)
Hz
Ali, Yahûdîleri önce İslâm'a çağırdı; kabûl etmediler
Sulh teklifine de yanaşmayıp, savaşa devâm ettiler
İlk önce Merhab kaleden çıktı
Kahramanlık şiirleri söyleyerek meydan okudu
Karşısına çıkacak er diledi
O'na karşı bizzât Hz
Ali çıktı, kahramanca dövüşerek bu güçlü Yahûdîyi yere serdi
Merhab öldürülünce, Yahûdîler fazla dayanamadılar
Ümitsizliğe düşüp kaleyi teslim ettiler
Böylece Hayber feth edildi; Hz
Ali de Hayber Fâtihi oldu
Savaş sırasında Yahûdîlerden 93 kişi ölmüştü, Müslümanlar ise 15 şehit vermişlerdi
d) Hayber Arâzisi
Savaş sonunda Hayber arâzisi, Müslümanların eline geçti
Ancak Yahûdîler, bu topraklarda yarıcı olarak çalışmak istediler; istekleri kabûl edildi
Bu sebeple Rasûlullah (s
a
s
) her yıl mahsûl zamanı Ravâhaoğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderirdi
Abdullah da mahsûlü iki eşit kısma böler, yarısını Yahûdîlere bırakır, diğer yarısını da Medine'ye götürürdü
Yahûdîler, Hz
Ömer'in hilâfeti zamanına kadar yerlerinde kaldılar
Hz
Ömer'in hilâfetinde, Arabistan dışına çıkarıldılar
e) Hz
Peygamber (s
a
s
)'i Zehirleme Teşebbüsü
Hz
Peygamber (s
a
s
) fetihden sonra Hayber'de bir kaç gün daha kaldı
Yahûdîler gördükleri insânî muâmeleye rağmen, hâince davranışlarından vazgeçmediler
Rasûlullah (s
a
s)'e suikast yapmayı plânladılar
Yahûdî reislerinden Hâris kızı Zeynep, bir ziyâfet hazırladı
Rasûlullah (s
a
s
)'i de bazı arkadaşlarıyla birlikte yemeğe dâvet etti
Fakat sofraya konulan koyun eti zehirliydi
Hz
Peygamber (s
a
s
) durumu ilk lokmada anladı, çiğnediği parçayı ağzından çıkardı; ashâbına da yememelerini emretti
Fakat, Berâ oğlu Bişr bir kaç lokma yemişti
Rasulüllah (s
a
s
) bunu niçin yaptıklarını Yahûdîlere sorduğunda:
-Eğer yalancı isen, senden kurtuluruz, şayet hak peygamber isen, sana zarar vermez
diye düşündük, diye, güya akıllıca bir cevap verdiler
(280)
Zeynep de suçunu inkâr etmedi
-Babam, amcam, kocam ve kardeşlerim, hepsi savaşta öldüler
İntikam için yaptım, dedi
Rasûlullah (s
a
s
) şahsına karşı işlenen suçları affederdi
Bu sebeple Zeynep'i cezâlandırmadı
Ancak çok geçmeden zehirli etten yiyen Bişr ölünce, Zeynep de kısâs edilerek öldürülmüştür
(281)
4- RASÛLÜLLAH (S
A
S
)'IN HZ
SAFİYYE İLE EVLENMESİ
Hayber esirleri arasında, Benî Nadîr reisi Ahtab oğlu Huyey'in kızı Safiyye de vardı
Safiyye Hz
Harun'un neslinden olup, annesi de Benî Kurayza reisinin kızıydı
Hayber Yahûdîlerinin reisi Rabi' oğlu Kinâne ile evlenmişti
Kocası savaşta ölmüş, kendisi esir düşmüştü
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
) O'nu Dihyetü'l-Kelbî'ye vermişti
Ashâb bunu uygun bulmadılar:
-Hayber reisinin eşi Benî Kurayza ve Benî Nadîr'in en şerefli hanımının câriye olarak Dihye'ye verilmesi, Yahûdîler için son derece haysiyet kırıcı olur
Bu sebeple Safiyye'yi ancak sizin nikâhlamanız uygun olur, dediler
Rasulüllah (s
a
s
) Dihye'ye başka bir câriye verdi
Safiyye'yi azâd etti ve onunla evlendi
(282) Böylece O'nun haysiyet ve şerefini korudu
5- FEDEK VE VÂDİ'L-KURÂ'NIN ALINMASI
Fedek, Medine'ye iki günlük mesâfede, akar suları ve hurmalıkları bol, zengin bir Yahûdî köyü idi
Rasûlullah (s
a
s
), Hayber'in muhâsarası devam ederken, Fedeklileri, İslâm'a dâvet için bir elçi gönderdi
Fedekliler, Müslümanlığı kabûl etmediler
Topraklarımız sizin olsun, biz burada Hayberliler gibi, yarıcı olarak çalışalım, dediler
İstekleri kabûl edildi
Vâdi'l-Kurâ ise, Hayber'le Medine arasında bir çok Yahûdî köyünün bulunduğu bir vâdi idi
Buradaki Yahûdîler de çevredeki Arap kabîleleriyle anlaşarak, Müslümanlarla savaş için hazırlanıyorlardı
Rasûlullah (s
a
s
)
Hayberden dönerken buraya uğrayıp onları da İslâm'a dâvet etti, kabûl etmediler, Müslümanlara ok yağdırarak savaşı başlattılar
Dört gün süren çarpışma sonrasında yenik düştüler
Hayber gibi, elde edecekleri mahsûlün yarısı kendilerinin olmak üzere, yerlerinde bırakıldılar
Devâmlı Müslümanlara düşmanlık besleyen Yahûdîlerin işi böylece tamamlanmış oldu
Müslümanlar Safer ayında Medine'ye döndüler
Ele Geçen Arâzi
Müslümanların, düşmandan (kâfirlerden) savaşarak aldıkları mallara "ganimet" denir
Ganimet malların, beşte dördü savaşa katılan mücâhidlere paylaştırılır
Beşte biri ise beytü'l-mâl'e (Devlet Hazinesine) bırakılır
(283) Düşmandan (Kâfirlerden) savaşmadan barış ve anlaşma yolu ile elde edilen mallara ise "fey" adı verilir
Fey'in tamamı beyt'ül mâl'e aittir
(284) Rasûlullah (s
a
s
) hayatta iken, Beytü'l-mâle âit malların tasarrufu O'na âitti
Bu sebeple savaşsız ele geçen Fedek arazisinin tamamı ile Hayber ve Vâdi'l-Kurâ topraklarının beşte biri Rasûlullah (s
a
s
)'ın emrine ayrıldı
Beni Nadîr arâzisi de, daha önce böyle olmuştu
(285) Hayber ve Vâdi'l-Kurâ'nın kalan arâzîsi, mücâhidlere verildi
6- HABEŞİSTAN GÖÇMENLERİNİN DÖNÜŞÜ
Habeşistan'a hicret etmiş bulunan Müslümanların 16 kişilik son kafilesi de, Hayber'in fethi sırasında döndü
(286) Başlarında Hz
Ali'nin kardeşi Câfer Tayyar vardı
Rasûlullah (s
a
s
) son derece memnun oldu
-Hangisine sevineceğimi bilemiyorum, Hayber'in fethine mi, yoksa Câfer'in gelişine mi? buyurdu
(287) Ganimetlerden onlara da hisse ayırdı
(288)
7- KÂBE'Yİ ZİYARET (Umretü'l Kazâ)
(Zilkade 7 H
/Mart 629 M
)
"Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın"
(el-Bakara Sûresi, 196)
Hudeybiye anlaşmasına göre, Müslümanlar Kâbe'yi bir yıl sonra ziyâret edebileceklerdi
Anlaşma gereğince üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklardı
Mekkeliler de bu esnâda, şehrin dışına çekileceklerdi
a) Bir Yıl Önce Edâ Edilemeyen Umre
Anlaşma'dan bir yıl sonra, Rasûlullah (s
a
s
), Hudeybiye'de bulunan Müslümanların, bir yıl önce edâ edemedikleri Umre'yi kazâ etmek üzere hazırlanmalarını emretti
Hicretin 7'inci yılı zilkade ayında (Mart 629) Medine'den hareket edildi
Hudeybiye'de bulunmayanlardan da katılanlar olduğu için, Kâbe'yi ziyârete gidenlerin sayısı 2000'i geçti
Müşrikler, Müslümanların geldiğini duyunca Mekke'yi boşalttılar
Şehri çevreleyen yüksek tepelere kurdukları çadırlardan, Müslümanları merakla izlediler
Müslümanların Mekke'ye girişleri çok heyecanlı oldu
Hz
Peygamber (s
a
s
) devesi Kasva üzerinde ilerliyor, hep birden yüksek sesle, "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk
"(289) diye telbiye söylüyorlardı
Uzaktan Kâbe görülünce "Allâhü Ekber, Allâhü Ekber, Lâilâhe illallâhü vallâhü ekber
"(290) diye tekbir getirmeğe başladılar
Yıllardan beri hasretini çektikleri Kâbe, işte şimdi karşılarındaydı
Özellikle muhâcirler, yedi yıllık bir ayrılıştan sonra doğup büyüdükleri kutsal beldeye girerken ayrı bir heyecân duyuyorlardı
Kâbe, usûlüne göre tavâf edildi, etrafı yedi defa dolaşıldı
(291) Safâ ve Merve tepeleri arasında sa'y yapıldı
(292)
Müşriklerin ileri gelenleri, Dâru'n-nedve önünde toplanmışlar, Müslümanları seyrediyorlardı
Aralarında:
-Medine'nin humması bunları zayıf düşürmüş
diye konuşuyorlardı
Rasûlullah (s
a
s
)
Müslümanların zayıf ve güçsüz olmadıklarını göstermek istedi
Sağ kolunu ihramın dışında tutup bâzûsunu şişirdi
Tavafın ilk üç şavtını kısa adımlarla koşarak yaptı
Ashâbına da böyle yapmalarını emretti
(293) "Bu gün kendini onlara kuvvetli gösterene Allah rahmet etsin" buyurdu
Ertesi gün peygamber (s
a
s
) Efendimiz Kâbe'ye girdi
Öğle vaktine kadar orada kaldı
Kâbe hâlâ putlarla doluydu
Habeşli Bilal, Kâbe'nin damına çıkarak öğle ezanını okudu
Mekke ufukları "Allahü Ekber" sedâlarıyla çınladı
Rasûlullah (s
a
s
)'ın arkasında, cemâatle namazlarını kıldılar
Daha sonra Müslümanlar tıraş olarak ihramdan çıktılar
Bir sene önce eda edemedikleri umreyi kazâ etmiş oldular Rasûlullah (s
a
s
)'in rüyâsı ve ashabına müjdesi de böylece gerçekleşmiş oldu
Bu sebeple, Hicretten sonra, müslümanların bu ilk Kâbe ziyâretine "Umretü'l-Kazâ (Kazâ Umresi) adı verilmiştir
b) Kazâ Umresi'nin Mekkeliler Üzerindeki Tesirleri
Müslümanlar, Hudeybiye Anlaşması uyarınca üç gün Mekke'de kaldıktan sonra, Medine'ye döndüler
Bu esnâda, müşrikler, uzaktan uzağa Müslümanların bütün hallerini, davranışlarını merakla ve dikkatle izlediler
Son derece kibâr ve nâzik,huzûr ve sükûn içinde kardeşçe geçinen insanlar olduklarını gördüler
Ne içki içip sarhoş olan, ne başkasına saygısız davranan var
Hepsi edepli, tertemiz, üstün ahlâklı insanlar
Topluca ibâdet ediyorlar, oturup sohbet ediyorlar, birbirlerini sevip sayıyorlar, kimseye kötülük etmiyorlar, dâima Allah'a itâat içinde bulunuyorlar
Evet, bunlar ne iyi insanlar
Müslümanların üstün meziyetleri, örnek davranış ve yaşayışları, Mekkeliler üzerinde büyük tesirler meydana getirdi
Müslümanlık hakkındaki düşünceleri değişmeye başladı
İçlerinde Müslüman olma arzusu belirenler bile oldu
Kureyş'in ileri gelenlerinden Velîd oğlu Hâlid, Âs oğlu Amr,Talha oğlu Osman bunlardandı
8- RASÛLÜLLAH (S
A
S
)'İN MEYMÛNE İLE EVLENMESİ
Hz
Meymûne, Peygamber (s
a
s
) Efendimizin amcası Abbâs'ın eşi Ümmü'l-Fadl'ın kız kardeşidir
Hâris el-Hilâliye'nin kızıdır
Önce Amr oğlu Mes'ûd ile evlenmiş, sonra Adüluzza oğlu Ebû Rahm'in eşi iken dul kalmıştı
Rasûllüllah (s
a
s
)'ın eşleri arasında bulunmak en büyük emeliydi
Bu yüzden, külfetsiz ve mehirsiz olarak Rasûl-i Ekrem (s
a
s
)'in kendisini nikâhlamasını istiyordu
(294) Hz
Abbâs, dul baldızının isteğini Rasûlullah (s
a
s
)'a iletti
Peygamber (s
a
s
) Efendimiz, şeref ve asâletine hürmet ederek, Hz
Meymûne'nin teklifini kabûl buyurdu
Kaza Umresi esnâsında ihramlı iken nikah edip, ihrâmdan çıktıktan sonra zifâf oldu
(295)
Hz
Meymûne, Rasûlullah (s
a
s
)'ın nikâhlandığı son eşidir
Hicretin 51
'inci yılı, hac dönüşünde, Mekke'ye 6 mil mesâfede "Serif" denilen yerde vefât etmiştir
(296)
Teyze Anne Yerindedir
Hz
Hamza'nın küçük kızı Umâme, (veya Umâre) Mekke'de kalmıştı
Kazâ Umresi'nden Medine'ye dönerken, "amca, amca" diye Rasûlullah (s
a
s
)'in peşinden koştu
Hz
Ali onu kucaklayıp:
-Al, amcamızın kızı, diyerek eşi Hz
Fâtıma'ya verdi
Medine'ye varınca Hz
Ali, Hz
Câfer Tayyar ve Zeyd b
Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi
Câfer Tayyar'ın eşi Esmâ,Ümâme'nin teyzesiydi
Rasûlullah (s
a
s
):
-Teyze, anne yerindedir, buyurdu ve çocuğun bakımını ona verdi
(297)
(262) Bkz
el-Enbiyâ Sûresi, 107; Sebe' Sûresi, 28; el-A'raf Sûresi, 158; "Benden önceki peygamberler sadece kendi milletlerine gönderilmişti
Ben ise bütün insanlara, peygamber olarak gönderildim
" (el-Buhârî, 1/86 ve 1/113; Tecrid Tercemesi, 2/204 Hadis No:223)
(263) el-Buhârî, 1/24; Tecrid Tercemesi, 1/62 (Hadis No: 59)
Bu yüzük, Rasûlüllah (s
a
s
)'in vefâtından sonra, halifelikleri esnâsında Hz
Ebû Bekir, Hz
Ömer ve Hz
Osman tarafından kullanıldı
Hz
Osman'ın parmağından Medine'de Eris kuyusuna düştü
Kuyunun suyu tamamen boşaltıldığı halde bulunamadı
(Abdurrahman Şeref, Zübdetü'l-Kısas, 1/153, İst
1315)
(264) Zâdü'l-Meâd, 1/60-63; (O devirde Bizans İmparatorlarına "Kayser", İran Şahinşah-larına "Kisrâ", Habeş krallarına "Necâşi", Mısır Meliklerine "Mukavkıs", Türk hükümdarlarına da "Hâkan" denirdi
)
(265) el-Buhârî, 1/6; M
Hamîdullah, el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 109; Tecrid Tercemesi, 1/16; (Hadis No: 7); ve 12/414; Zâdü'l-Meâd, 3/126
(266) Bkz
el-Buhârî, 1/5-7; Tecrid Tercemesi, 1/14-23 (Hadis No:7)
(267) Zâdü'l-Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 140; Tecrid Tercemesi, 12/416; İbnül-Esîr, a
g
e
, 2/213
(268) el-Buhârî, 1/23,3/225 ve 5/136; Tecrid Tercemesi, 1/61-63 (Hadis No: 58) ve 10/487 ve 12/417
(269) Zâdü'l -Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 100; Tecrid Tercemesi, 12/418-419
(270) Zâdü'l-Meâd, 3/128; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 104; Tecrid Tercemesi, 12/420
(271) Zâdü'l -Meâd, 3/128;el-Vesâiku's-Siyâsiyye,135; Tecrid Tercemesi, 12/422
(272) Zâdü'l -Meâd, 3/129; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 136; Tecrid Tercemesi 12/424
(273) Zâdü'l-Meâd, 3/132-133; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 156; Tecrid Tercemesi, 12/425
(274) Zâdü'l-Meâd, 3/133; Tecrid Tercemesi, 12/426
(275) Zâdü'l-Meâd, 3/ 133-134;el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 126; Tecrid Tercemesi, 12/427
(276) Yolda giderken, ashâb, yüksek sesle tekbir getiriyorlardı
Rasûlüllah (s
a
s
): "Kendinize acıyın, siz ne sağıra, ne de gaibe sesleniyorsunuz, sizi iyi işiten ve çok yakın olan Allah'a duâ ediyorsunuz
O her zaman sizinle beraberdir" buyurmuştur
(Buhârî, 5/75; Tecrid Tercemesi, 10/285, (Hadis No: 1608)
(277) el-Buhârî, 5/73
(278) el-Buhârî, 5/73; Müslim, 2/1044 (Hadis No: 1428)
(279) el-Buhârî, 5/76; Tecrid Tercemesi, 10/302-303, 1617 numaralı hadisin izâhı
(280) el-Buhârî, 4/ 66; Tecrid Tercemesi, 8/531 (Hadis No: 1310)
(281) Tecrid Tercemesi, 8/534; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/219-220
(282) Bkz
el-Buhârî, 1/98 ve 2/1044; Tecrid Tercemesi, 2/248-257 (hadis No: 241) ve 10/272, 1612 numaralı hadisin izahı; Müslim, 2/1044
(283) el-Enfâl Sûresi, 41
(284) el-Enfâl Sûresi, 1; el-Haşr Sûresi, 6-7
(285) Tecrid Tercemesi, 10/306 ve ll/412-413, 8/273 (Hadis No: 1173)
(286) el-Buhârî, 5/80; Tecrid Tercemesi, 10/295 (Hadis No: 1615)
(287) M
Zihni, el-Hakayık, 1/200; İbn Hişam, 4/3
(288) el-Buhârî, 5/81; Tecrid Tercemesi, 10/301 (Hadis No: 1617)
(289) Rabbım, dâvetine sözüm ve özümle tekrar-tekrar icâbet ettim
Emrine boyun eğdim
Rabb'ım emrine uymak boynumun borcudur, senin eşin ve ortağın yoktur
Rabb'ım bütün varlığımla sana yöneldim
Hamd senin, nimet senin, mülk de senin
Bütün bunlarla eşin ve ortağın yoktur senin
(290) Allah büyüktür, Allah büyüktür
Allah'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilah yoktur
Allah büyüktür, Allah büyüktür
Hamd O'na mahsustur
(291) Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden başlayarak, Kâbe'nin etrafını 7 defa dolaşmağa "Tavâf" denir
Her bir devire "şavt" adı verilir
(292) Mescid-i Harâm'ın doğusunda, Safa ve Merve adı verilen iki tepe arasında 4'ü gidiş 3'ü dönüş olmak üzere, 7 defa gidip gelmeğe "sa'y" denir
(293) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi, 10/308
Tavâfın ilk üç şavtında, erkeklerin kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümelerine, "remel" denir
İhrâmlı iken, ridâ denen örtünün bir ucunu sağ koltuğun altından geçirip sol omuzun üzerine atarak sağ omuz ve kolu, örtünün dışında bırakmağa "Iztıbâ" adı verilir
Iztıbâ ve remel, peşinden sa'y yapılacak olan tavaflar da sünnettir
(294) Nefsini hibe eden Müslüman hanımları, mehirsiz olarak nikâhlaması, Ahzâb Sûresi'nin 50'inci âyetiyle Rasûlüllah (s
a
s
)'e helâl kılınmıştır
(295) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi 10/309 (Hadis No: 1618)
(296) Tecrid Tercemesi 10/310
(297) el-Buhârî, 5/85; Tecrid Tercemesi, 8/136-139 (Hadis No: 1158); Riyâzüs-Sâlihîn
Tercemesi, 1/365 (Hadis No: 333); Zâdü'l-Meâd, 2/369
18-06-2006
#
26
Profil Bilgileri
SHADOW
HİCRETİN SEKİZİNCİ YILI (629-630 M
)
1- MÛTE SAVAŞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H
/Eylül 629 M
)
a) Savaşın Sebebi
Mûte Savaşı, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasında yapılan ilk savaştır
Sebebi, Rasûlüllah (s
a
s
)'in elçisinin öldürülmesidir
Rasûlüllah (s
a
s
), İslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiği sırada, Sûriye'de Busrâ (şimdiki Havran) Emîri Şürahbil'e de Hâris b
Umeyr ile bir mektup göndermişti
Gassânî Araplarından Şürahbil, Hristiyandı
Bizans'ın himayesinde bulunuyordu
Hâris, Şürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasında rastladı
Elçi olduğunu söyleyerek Hz
Peygamber (s
a
s
)'in mektubunu verdi
Fakat, Şürahbil, devletler arası hukuk kurallarını çiğnedi, Rasûlüllah (s
a
s
) elçisini öldürttü
Şimdiye kadar Hz
Peygamber (s
a
s
)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemişti
Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlığa ve hukuk kurallarına aykırı bir davranış sayıldığı gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti
Bu sebeple Rasûlullah (s
a
s
) üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayarak, azadlı kölesi Hârise oğlu Zeyd'in komutasında yola çıkardı(298) Elçi Umeyr oğlu Hâris'in şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini, Şürahbil ve maiyetinin İslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaşılmasını emretti
(299) "Kadınları, ************************************************** ******************** yaşlıları öldürmeyin
Evleri yıkıp hârap etmeyin, ağaçları kesip, tahribâtta bulunmayın!" dedi
Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrılık tepesi'ne kadar uğurlayan Hz
Peygamber (s
a
s
):
- "Zeyd şehid olursa, komutanlığı Câfer alsın; Câfer de şehit düşerse, Ravâha oğlu Abdullah komutan olsun
" buyurdu
(300)
b) İki Tarafın Durumu ve Aradaki Eşitsizlik
Müslüman ordusunun hareketini Şürahbil duydu
Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkın, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazırladı
Ayrıca durumu Bizans İmparatoruna bildirerek, ondan da yardım istedi
Böylece Şürahbil, 200 bin kişilik büyük bir ordu topladı
Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmişti
(301) İmparator Hirakl de işi önemseyerek, Belkadaki Meab şehrine kadar geldi
Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarına girdikten sonra düşmanın gücü ve hazırlıkları hakkında bilgi edinebildiler
İki taraf arasında gerek sayı, gerek silah ve teçhizât bakımından korkunç bir fark vardı
Tarihte, iki taraf arasında böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiştir
200 bin (bazı rivâyetlerde 100 bin) kişilik bir kuvvet karşısında üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savaşmadan geri dönülemezdi
Komutan Zeyd, Maan'da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanıp durumu istişâre etti
Acaba, durumu Rasûlüllah (s
a
s
)'e bildirip alınacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoğlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi
- Arkadaşlar, çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır
Dinimizi yüceltmek için savaşalım
Yâ şehid, ya gazi olacağız
Bunun ikisi de güzel değil mi ?(302) dedi
Abdullah'ın konuşması mücâhitlerin maneviyâtını yükseltti
Hepsi de:
- Ravâhaoğlu doğru söylüyor
Savaşmalıyız, dediler
c) Komutanlar Sırayla Şehâdet Şerbetini İçtiler
İki ordu Mûte'de karşılaştı
Zeyd, sancak elinde, ileri atıldı
Kahramanca çarpıştı, ölümden yılmadığını gösterdi
Fakat düşman mızraklarının arasında şehid düşdü
(303)
Zeyd şehid olunca, sancağı hemen Câfer aldı
Emsâlsiz kahramanlıklar gösterdi
Önce sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu
Sol eli de kesilince, kollarıyla sancağa sarıldı
Pek çok yara aldığı halde son nefesine kadar sancağı bırakmadı
Nihâyet o da şehid oldu
(304)
Câferden sonra sancağı Ravâhaoğlu Abdullah aldı
O da şiirler söyleyerek, kahramanca savaştı
Vücudu delik deşik oldu
Sonunda o da şehid oldu
d) Hâlid b
Velîd'in Üstün Mahâreti
Râvâhaoğlu da şehid olunca, asker komutansız kaldı, umûmî bir panik başladı
Dağılan askerin kaçışını Velîdoğlu Hâlid önledi
Mücâhidler, Hâlid'in etrâfında yeniden toplandılar
Hâlid komutayı aldı, sancak elinde akşama kadar çarpıştı
O gün elinde tam dokuz kılıç parçalandı
(305) Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in katıldığı ilk savaştı
Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi
Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sağdakileri sola, soldakileri sağa aldı
Böylece düşmana, yardım için yeni kuvvetler gelmiş intibâını verdi
Sabah olunca da ansızın şiddetli bir hücuma geçerek, düşmanı bozguna uğrattı
Bu fırsattan yararlanarak, askerini ustalıkla geri çekti
Büyük bir kayba uğramadan Medine'ye döndü
İslâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardı
200 bin kişiye karşı yapılan bu çetin savaşta, Müslümanlar sadece 12 şehid vermişlerdi
Bu durum, komutanların savaşı çok başarılı idâre etmeleri ve canlarını fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu
e) Rasûlüllah (s
a
s
)'in Medine'den Savaşı Seyretmesi
Rasûlüllah (s
a
s
) savaşın bütün safhalarını, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaşmadan, ashâbına bildirmişti
Cenab-ı Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarını kaldırarak, sevgili Peygamberine savaş meydanını olduğu gibi göstermişti
Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuş bulunan Allah Rasûlü (s
a
s
) gözlerinden yaşlar akarak:
-İşte sancağı Zeyd aldı, Zeyd vuruldu, şehid düştü
Sonra Câfer aldı, O' da şehid oldu
Sonra Ravâhaoğlu aldı, O 'da şehid oldu
En sonunda sancağı, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, Velîdoğlu Hâlid aldı
Allah O'na fethi müyesser kıldı, buyurdu
(306)
Rasûlüllah (s
a
s
), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ın şehid düştüklerini haber verdikçe, her biri için istiğfâr etmiş ve Cennete girdiklerini de müjdelemişti
(307) Sancağı Hâlid alınca ise:
-Allah'ım, Hâlid senin kılıçlarından bir kılçtır
Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ etmişti
(308) Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (Allah'ın kılıcı) denildi
(309)
Câferin şehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda başladılar
Rasûlüllah (s
a
s
)'de son derece üzgündü
Çok sevdiği, en değerli arkadaşlarını kaybetmişti
Câfer'in âilesini teselli etti
Acılıdırlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi
-Allah Câfer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi
O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi
(310) Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anıldı
2- ZÂTÜ'S-SELASÎL SAVAŞI (Cumâde'l-âhir 8 H
/629 M
)
Kudâa kabîlesi'nin Uzre ve Belî kolları, Medine hayvanlarını yağmalamak üzere, Vâdi'l-Kurâ yakınlarında toplanmışlardı
Rasûlüllah (s
a
s
) durumdan haberdâr olunca, bunların üzerine Amr b
As (Âs oğlu Amr) komutasında 30'u atlı 300 kişilik bir seriyye gönderdi
Bunlar arasında Sa'd b
Ebî Vakkas, Üseyd b
Hudayr, Sa'd b
Ubâde, Sâid b
Zeyd, Âmir b
Rabîa
gibi ensâr ve muhâcirlerden ileri gelen kimseler de vardı
Amr b
Âs
ashâbın büyüklerinden değildi
Henüz bir yıl kadar önce Müslüman olmuştu
Fakat dedesi Vâil'in annesi Belî kabîlesinden olduğu için Amr'ın bu kabîle ile ilgisi vardı
Amr, aynı zamanda savaş usûlünü iyi bilen, son derece zekî bir kimse idi
Bu sebeple Rasûlüllah (s
a
s
), komutanlığa O'nu seçmişti
Amr, Vâdi'l-Kurâ civarında Selâsil suyu'na varınca, düşmanın sayıca üstün olduğunu öğrendi
Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s
a
s
)'den yardım istedi
Rasûlüllah (s
a
s
)'de Ebû Ubeyde b
Cerrâh komutasında 200 kişilik ek kuvvet gönderdi
Hz
Ebû Bekir ve Hz
Ömer de bunlar arasındaydı
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:
- Ayrılığa düşmeyin, işbirliği yapın, buyurmuştu
Amr b
Âs, Ebû Ubeyde'nin, askerlere imâm olarak namaz kıldırmasına itirâz etti
- Sen bana yardıma geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacağım, dedi
Ebû Ubeyde yumuşak tabiatlı bir zâttı, hiç itirâz etmedi
- Yâ Amr, Rasûlullah (s
a
s
) Efendimiz, ihtilâfa düşmememizi emretti
Sen bana uymazsan, ben sana uyarım, telâşa gerek yok, diye cevâp verdi
Amr bütün Müslümanlara sefer süresince imam olup namaz kıldırdı
Böylece Hz
Ömer ve Hz
Ebûbekir de Amr'ın idâresine girmiş oldular
Oysa Rasûlüllah (s
a
s
) Amr'ı ilk 300 kişiye; Ebû Ubeyde'yi de 200 kişiye kumandan tâyin etmişti
Ebû Ubeyde'yi Amr'ın emrine değil, yardımına göndermişt
(311)
Amr, düşmana yaklaşınca gerekli tedbirleri aldı
Hava çok soğuk ve sert olduğu halde, gece ateş yakmayı yasakladı
"Kim ateş yakarsa, onu yaktığı eteşin içine atarım," diye tehdit etti
Asker, soğuktan Ebû Bekir ve Ömer'e başvurdular
Hz
Ömer:
- Bu nasıl şey, herkesi soğuktan kıracak mı? diye Amr'a haber gönderdi
Amr b
Âs:
- Yâ Ömer, sen bana itâatle memûrsun, İşime karışma, diye , cevâp verdi
Hz
Ebû Bekir de:
Rasûlüllah (s
a
s
) O'nu savaş usûlünü iyi bildiği için kumandan yaptı
Madem ki kumandan O'dur, işine karışmamak gerekir, dedi
Böylece gece soğukta geçirildi
Çünkü ateş yakılsaydı, düşman Müslümanların azlığını öğrenecekti
Amr, plânını kimseye söylemedi
Sabaha karşı, alaca karanlıkta ansızın düşman üzerine hücûma geçti ve savaşı kazandı
Düşman pek çok ganimet bırakarak kaçtı
Ashâb, düşmanın peşini tâkibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi
Bir kaç gün orada kalıp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladıktan sonra, Medine'ye döndü
Sefer esnâsında Amr b
Âs ihtilâm olmuş, hava soğuk olduğu için gusletmeyerek teyemmümle namaz kıldırmıştı
(312) Dönüşte ashâb, Rasûlüllah (s
a
s
)'e, Amr b
Âs'tan:
1- Hava çok soğuk olduğu halde, gece ateş yaktırmadı,
2- Galip geldiğimiz halde düşmanı tâkip ettirmedi,
3- Su bulunduğu halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kıldırdı, diye şikâyette bulundular
Amr bu şikâyetlere karşı:
1- Sayımızın az olduğunu düşman anlamasın diye ateş yaktırmadım
2- Yardım için kuvet gönderebileceği düşüncesiyle düşmanı tâkip ettirmedim
3- Soğukta yıkanmak tehlikeli olduğu ve Cenâb-ı Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın
" (ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin
Şüphesiz Allah size acımaktadır
" (en-Nisâ Sûresi, 29) buyurduğu için gusletmeyip teyemmüm yaptım, diye cevâp verdi
Rasûlüllah (s
a
s
) Amr'ın cevâplarını tebessümle karşıladı
(313)
Amr b
Âs, henüz yeni müslüman olduğu halde, ashâbın büyüklerinin de bulunduğu bir orduya kumandan tâyin edilmesinden dolayı gururlanmıştı
Savaşı da kazanarak dönünce, Rasûlüllah (s
a
s
)'in yanındaki derece ve itibârını öğrenmek istedi
Rasûl-i Ekrem (s
a
s
)'e:
- En çok kimi seversiniz? diye sordu
Rasûlüllah (s
a
s
)
Âişe'yi diye cevâp verdi
- Sonra kimi?
- Âişe'nin babasını, Ebû Bekir'i
- Sonra kimi?
- Ömer'i
Amr, en sonraya kendisinin kalacağından korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti
(314)
(298) Orduda ensâr ve muhâcirlerin ileri gelenleri de vardı
Azadlı bir köle hepsine komutan olmuştu
Bu olay İslâm'daki ehliyet ve eşitlik uygulamasının canlı örneklerinden biridir
(299) Tecrid Tercemesi, 10/312
(300) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/234; Tecrid Tercemesi, 10/313 (Hadis No: 1619)
(301) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr a
g
e
, 2/234-235; Tecrid Tercemesi, 4/541, (Hadis No: 644'ün izâhı)
(302) Zâdü'l-Meâd, 2/375; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/235; İbn Hişâm, 4/17
(303) Zeyd, ilk Müslümanlardandır
Rasûlüllah (s
a
s
) onu çok severdi
Bedir'den itibâren bütün savaşlarda bulunmuştu
Ashâbdan Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen, sadece Zeyd'dir
(Ahzâb Sûresi, 37)
(304) Câfer, Rasûlüllah (s
a
s
)'ın çok sevdiği hâmî amcası Ebû Tâlib'in büyük oğludur
Hz
Ali'den 10 yaş büyüktür
İkinci Habeşistan hicretinde, kafileye başkanlık etmiş, Hayber'in fethedildiği gün Medine'ye dönmüştü
Savaşta 90'dan çok yara almıştır
Bunlardan 50'si ön tarafındaydı
(el-Buhârî, 5/86-87; Tecrid Tercemesi, 10/313; Hadis No:1619)
(305) el-Buhârî, 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/394 ve 10/315
(306) el-Buhârî, 2/72 ve 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/391 (Hadis No: 623) ve 10/315; İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/237
(307) İbnü'l -Esîr a
g
e
, 2/273; Tecrid Tercemesi, 4/393
(308) Tecrid Tercemesi, 10/315
(309) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/238
(310) İbnü'l-Esîr, a
g
e
, 2/238; M
Zihni Efendi, el-Hakayık, 1/201, İst
1310
(311) İbn Hişâm,4/272; Zâdü'l-Meâd, 2/378; İbnü'l-Esir, a
g
e
, 2/232
(312) Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre abdest alan kimselerin teyemmüm yapana iktidâsı câizdir
İmâm Muhammed'e göre abdestlinin teyemmümlüye uyması câiz değildir
İhtilâf, halefiyyet su ile topraktan ibâret iki âlet arasında mıdır? Yoksa Abdest ve teyemmümden ibâret iki temizlik arasında mıdır? meselesinden doğmaktadır
Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, halefiyyet su ile toprak arasındadır
İmâm Muhammed'e göre ise, iki temizlik (abdest ve teyemmüm) arasındadır
Abdestli teyemmümlüye uyarsa, kuvvetli zayıfa binâ edilmiş olur
Oysa imâm muktediden hâlen ednâ olmamalıdır
Abdest aslî temizlik, teyemmüm ise zarûri temizliktir
Aslî tahâret yapmış olan kimse zarûri tahâret yapmış olandan hâlen daha kuvvetlidir
(Bkz
Mehmet Zihni Efendi, Kitabü's-Salat,210-211, İst
1326)
(313) Zâdü'l-Meâd, 2/379; Târih-i Din-i İslâm, 3/406
(314) el-Buhârî, 5/113; el-Câmiu's Sagîr Şerhi Feyzü'l-Kadîr, 1/168 (Hadis No: 205); Târih-i Din-i İslâm, 3/407
18-06-2006
#
27
Profil Bilgileri
SHADOW
MEKKE'NİN FETHİ
"Biz sana apaçık bir fetih ve zafer sağladık
(el-Feth Sûresi, 1)
a) Hudeybiye Muâhedesinin Bozulması
Hudeybiye Barış Anlaşması, Müslümanlarla Kureyş arasında yapılmıştı
Anlaşma şartlarına göre, diğer Arap kabîleleri, iki taraftan birinin himâyesine girmekte, anlaşıp birleşmekte serbesttiler
Buna göre, Huzâa kabîlesi, Müslümanların Benî Bekir (Bekir oğulları) kabîlesi de Kureyş'in himâyesine girmişti
Hicretin 8'inci yılı Şaban ayında, Benî Bekir kabîlesi, Peygamberimizin himâyesinde bulunan Huzâa kabîlesine ansızın bir gece baskını yaptı
Esâsen iki kabîle arasında öteden beri düşmanlık vardı
Bu baskında Benî Bekir, Kureyşten yardım ve teşvik görmüş, hatta İkrime, Safvân ve Süheyl
gibi ileri gelen bir kısım Kureyş gençleri baskında bizzat bulunmuşlardı
Baskın sonunda Huzâalılardan 23 kişi ölmüş, sağ kalanlar Harem-i Şerîf'e sığınarak kurtulabilmişlerdi
Bu olay üzerine Huzâalılar, 40 kişilik bir heyetle Medine'ye geldiler
Rasûlüllah (s
a
s
)'a durumu anlatıp yardımını istediler
Huzâalılarla Müslümanlar arasında ötedenberi dostluk vardı
Bu dostluğun temeli, İslâm'dan öncesine kadar uzanıyordu
Bu sebeple Huzâalılar, Müslümanlarla ilgili, Mekke'de olup biten her şeyi Rasûlüllah (s
a
s
)'a gizlice bildirirlerdi
Hendek Savaşı hazırlığını da onlar haber vermişlerdi
Huzâa kabilesine yapılanlardan, Rasûlüllah (s
a
s
) son derece üzüldü
Kendilerine yardım edeceğini va'detti
Kureyş'e derhal bir elçi göndererek:
Öldürülen Huzâalılardan diyetlerinin ödenmesini, veya
Benî Bekir Kabîlesinin himâyesinden vazgeçilmesini istedi
İki şarttan biri kabûl edilmediği takdirde, Hudeybiye Anlaşmasının bozulmuş sayılacağını, bildirdi
Kureyşliler, ilk iki şartı kabûl etmeyip Hudeybiye anlaşmasını bozduklarını bildirdiler
Daha önce fiilen bozdukları antlaşmayı, böylece resmen de bozmuş oldular
b) Kureyş'in Barışı Yenileme Teşebbüsü
Kureyşliler, bir müddet sonra hatalarını anladılar
Alaşmayı bozduklarına pişmân oldular
Derhal anlaşmayı yenilemek ve barış süresini uzatmak üzere Ebû Süfyân'ı Medine'ye yolladılar
Ebû Süfyân, Medine'de önce, Rasûlüllah (s
a
s
)'ın zevcelerinden kızı Ümmü Habîbe'ye gitti
Oturacağı sırada, Ümmü Habîbe minderi topladı
Halbuki evde üzerine oturulacak başka bir şey yoktu
Ebû Süfyân sordu:
- Kızım, minderi mi benden esirgiyorsun, yoksa beni mi minderden? Kızı cevap verdi
:
- Bu, Rasûlüllah (s
a
s
)'e âittir
Sen ise müşriksin, pissin
Bu yüzden üzerine oturmanı istemedim
(315)
Ebû Süfyân, daha sonra Rasûlüllah (s
a
s
)'e başvurdu
Olumlu bir sonuç alamadı
Başta Hz
Ebû Bekir, Hz
Ömer olmak üzere ashâbın ileri gelenleriyle bir bir görüştü, barışın yenilenmesi için desteklerini istedi
Hz
Fâtıma'yı ziyâret ederek O'ndan yardım bekledi
Fakat bütün gayretleri boşa çıktı; hiç bir netice elde edemedi
Eli boş dönmek istemiyordu
Hz
Ali'nin tavsiyesine uymaktan başka çâre yoktu
Mescide geldi:
- Ey nâs, ben her iki tarafı da himâyeme alarak, Hudeybiye barışını yeniliyorum
Sanırım, kimse benim ahdimi bozmaz
dedi
Fakat, kimseden cevâp alamadı
Devesine bindi, ümitsiz olarak Mekke'nin yolunu tuttu
Bir işâretle bütün Mekke'yi harekete geçiren Ebû Süfyan, Medine'de kimseye sözünü dinletememiş, öz kızına bile merâmını anlatamamıştı
Dönüşünde olup bitenleri olduğu gibi Mekkelilere anlattı
Onun sözlerini dinleyenler:
- Yazık, sen hiç bir şey yapmamışsın
Bize barış haberi getirmedin ki, güven içinde olalım, Savaş haberi getirmedin ki, hazırlanalım
Ali seninle alay etmiş
Senin tek başına ilân ettiğin barış neye yarar
, dediler
(316)
c) Fetih Hazırlığı
Ebû Süfyan Mekke'ye döndükten sonra Rasûlüllah (s
a
s
)gizlice fetih hazırlığına başladı
Ashâbına sefer için hazırlanmalarını emretti
Ayrıca, Gıfâr, Eslem, Eşca' Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine bağlı kabîlelere haber salarak Ramazan'ın ilk günlerinde Medine'de toplanmalarını istedi
Rasûlüllah (s
a
s
),Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyordu
Kureyş savunma için hazırlık yapar da karşı koyarsa, kan dökülürdü
Bu yüzden hazırlıklar son derece gizli tutuldu
Mekke ile Medine arasındaki bütün yollar kesildi
Bu vazife Huzâa kabilesine verildi
İki taraf arasında sanki kuş uçmuyordu
Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye göndermişti
d) Ebû Beltea oğlu Hâtıb'ın Kureyş'e Yazdığı Mektup
Ancak ashabtan Ebû Beltea oğlu Hâtıb, durumdan Kureyş'i haberdar etmek istemiş, bir mektup yazarak gizlice Mekke'ye göndermişti
Hz
Peygamber (s
a
s
), İlâhî vahiy ile bunu öğrendi
Hemen Hz
Ali ile iki arkadaşını görevlendirdi
- Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadın bulacaksınız
Yanında bir mektup var, onu alıp getirin,buyurdu
Kadın önce inkâr etti, fakat, "seni şimdi çırılçıplak soyar, her tarafını ararız", deyince, çâresiz mektubu saçının hotozu arasından çıkardı
(317)
Mektupta, Rasûlüllah (s
a
s
)'ın önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceği bildiriliyordu
Herkes şaşırıp kaldı, çünkü Hâtıb'dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu
Rasûlüllah (s
a
s
) bir hey'et önünde Hatıb'ı sorguya çekti
- Ey Hâtıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın, diye sordu
Hâtıb:
- Ya Rasûlüllah hakkımda karar vermekte acele etmeyin
Ben Kureyş'e anlaşarak bağlı bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onların mahremi olmadım
Yanınızdaki muhacir kardeşlerimin, Mekke'de âilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok
Mekkelilerden nimetdârlar kazanarak âilemi korumak istemiştim
Bu işi dinimden dönmek için yapmadım, ben Müslüman olduktan sonra, kat'iyyen küfre razı olmam, diye kendini savundu
Hz
Ömer, dayanamayıp:
- Yâ Rasûlallah, izin ver de şu münâfığın boynunu vurayım, demişti
Fakat, Rasûlüllah (s
a
s
) Hâtıb'ın suçunu bağışladı
- Yâ Ömer, Hâtıb Bedir Gazası'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ı Hak Bedir ehline: "Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım" demiş olabilir, buyurdu
Fakat bu olayla ilgili olarak:
"Ey inananlar, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin
Onlar, size gelen hakkı tanımadıkları ve Rabbımız olan Allah'a inandığınız için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çıkardıkları halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmışsanız, ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bildiğim halde, nasıl olur da onlara sevgi gösterirsiniz
İçinizden her kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur
" (el-Mümtehine Sûresi, 1) anlamındaki âyet-i kerime indirilmiştir
(318)
e) Mekke'ye Yürüyüş
Müslümanlığın temeli, "Tevhid İnancı" dır
Tevhid İnancı'nın, yeryüzünde en büyük âbidesi, Mekke'deki Kâbe'dir
Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuş, putperestliğin merkezi hâline getirilmişti
İslâm güneşi doğalı 20 yıl olmuştu
Artık, Mekke'nin şirkten kurtulması, Kâbe'nin putlardan temizlenmesi gerekiyordu
Rasûlüllah (s
a
s
), Hicretin 8'inci yılı, Ramazan'ın 10'uncu Pazartesi günü 10 bin kişilik muazzam bir ordu ile Medine'den çıktı
(319) (1 Ocak 630) Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti
(320) O gün Rasûlüllah (s
a
s
) ve ashâbı oruçluydu
Yola çıktıktan sonra oruçlarını bozdular
(321)
Rasûlüllah (s
a
s
)'ın amcası Abbâs Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizliyerek Mekkede müşrikler arasında kalmıştı
Böylece Mekke'deki haberleri gizlice Rasûlüllah (s
a
s
)'e ulaştırıyordu
Artık Mekke'de yapılacak iş kalmamıştı
Hîcret için Mekke'den çıktı, fakat yarı yolda Fetih Ordusuyla karşılaştı
Eşyâsını çocuklarıyla Medine'ye gönderip O da orduya katıldı
Rasûlüllah (s
a
s
) Abbâs'ın gelişinden memnun oldu
- Peygamberlerin sonuncusu ben oldum, muhâcirlerin sonuncusu da sen; diye iltifatta bulundu
Mekke'ye bir konak (yaklaşık 16 km
) mesâfede "Merru'z-zahrân" denilen yerde karargâh kuruldu
Rasûlüllah (s
a
s
), ortalık kararınca burada ordu mevcûdunun sayısınca ateş yakılmasını emretti
Böylece, ordunun haşmetini Kureyş'e göstermek istiyordu
Yollar iyice tutulduğu için, İslâm ordusu Merru'zahrân'a gelinceye kadar Mekkeliler hiç bir haber alamamışlardı
Müslümanların yaklaştığını duyunca ne yapacaklarını şaşırdılar
Ebû Süfyân durumu anlamak, Müslümanlar hakkında bilgi edinmek istiyordu
Yanına bir kaç kişi alarak, Mekke'den çıktı
Uzakta yanmakta olan ateşler, hacıların, Arafatta arefe gecesi yaktıkları ateşlere benziyordu
Merakla ateşlere doğru ilerledikleri sırada Rasûlüllah (s
a
s
)'ın muhâfızları tarafından yakalanarak Peygamber Efendimizin huzûruna getirildiler, Rasûlüllah (s
a
s
)'a karşı en çok kin besleyen Mekke'nin resi Ebû Süfyân burada müslüman oldu
Artık Mekke fethedilmiş demekti
Belki hiç mukavemet görülmeyecekti
Hz
Abbâs:
- Yâ Rasûlallah, Ebû Süfyân övünmeyi sever, iftihâr edebileceği bir lütufta bulunsanız, demişti
Rasûl-i Ekrem:
- Her kim Ebû Süfyân'ın evine girerse, emniyettedir
Her kim kendi evine kapanır, ordumuza karşı koymazsa, emniyettedir
Her kim Harem-i Şerîf'e girerse, emniyettedir
Ebû Süfyân bunu ilân etsin, buyurdu
(322) Daha dün, İslâm düşmanlarının lideri olan kişi, bugün Rasûlüllah'ın emirlerini tebliğ etmekle iftihâr edecek, şeref kazanacaktı
Merru'z-zahrân'dan hareket edileceği sıra Rasûlüllah (s
a
s
) Hz
Abbas'a:
- Ebû Süfyân'ı yolun dar bir yerine götür, İslâm ordusunun ihtişâmını görsün, diye emretti
Hz
Abbâs, Ebû Süfyân'ı, ordunun geçeceği dar bir geçit yerine oturttu
Mücâhidler sırayla alay alay Ebû Süfyân'ın önünden geçtikçe Ebû Süfyân'ın yüreği burkuluyor, geçen her kafilenin hangi kabîle olduğunu soruyordu
Hz
Abbâs:
- Bunlar Gıfâr kabîlesi, şunlar Cüheyne
diye geçen kabîleleri bir bir anlattıkça Ebû Süfyân:
- Şaşılacak şey, bunlarla benim aramda ne düşmanlık var ki , buraya kadar gelmişler, diye hayretini ifâde ediyordu
Bir ara:
- Yâ Abbâs, kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar da büyümüş, dedi
Hz
Abbâs:
- Hayır, bu saltanat değil, nübüvvettir, diye cevâp verdi
Nihâyet, Ebû Süfyân'ın daha önce benzerini görmediği bir birlik geçti
Bunlar, ensârdı
Başlarında Sa'd b
Ubâde sancağı taşıyordu
Son gelen birlik, sayıca hepsinden azdı
Bu birlikte Rasûlüllah (s
a
s
) ile ensar ve muhâcirlerden en yakın arkadaşları vardı
Rasûlüllah (s
a
s
)'in sancağını Avvâm oğlu Zübeyr taşıyordu
Ensâr alayı, Uhud ve Hendek Savaşları'nda müşrik ordusunun başkomutanı Ebû Süfyân'ın önünden geçerken Sa'd b
Ubâde:
- Ey Ebû Süfyân, bugün en büyük kıtal günüdür, bu gün Kâbe'de kan dökmenin helal kılındığı gündür, demişti
Ebû Süfyân Sa'd'ın sözlerini Rasûlüllah (s
a
s
)'a nakletti
Hz
Rasûlüllah (s
a
s
):
- Sa'd yanlış söylemiş, bugün Cenab-ı Hakk'ın Kâbe'yi yücelteceği gündür
Bugün Kâbe'nin tevhid elbisesine bürüneceği gündür, buyurdu
(323) Sa'd'ın kan dökmesinden endişelendiği için, hemen Hz
Ali'yi gönderdi, ensâr sancağının Sa'd'dan alınıp oğlu Kays'a verilmesini emretti
(324)
Müslüman mücâhidlerin geçit resmini baştan sona seyreden Ebû Süfyân, Mekke'nin tesliminden başka çâre olmadığını anladı
Hz
Abbas'tan ayrılarak, hemen Mekke'ye döndü
Harem-i Şerif'e vardı