Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele

Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Risale-i Nur

Forum Kuralları Bize Ulaşın İletiler Kayıt ol Yardım Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Risale-i Nur ile ilgili Benzer Konular
257 Kez Görüntülendi

Risale-i Nur ( E-Kitap) E-Kitap
Risale-i Nur Programı Risale-i Nur
Risale-i Nur Külliyatı Risale-i Nur
Risale-i Nur'da BEŞİNCİ SÖZ Risale-i Nur
risale-i nur külliyatından Risale-i Nur

şu'le mesnevi-yi nuriye | Risale-i Nur Külliyatı (İndir)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 13-08-2007   #1
Profil Bilgileri
Post Risale-i Nur

Risale-i Nur başlıklı yazı Mumsema Risale-i Nur Forum Alev






Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle Çünkü, ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtaç görüyorum Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim "Sekiz Söz"ü, biraz uzunca, nefsime demiştim Şimdi, kısaca ve avâm lisânıyla nefsime diyeceğim Kim isterse beraber dinlesin


Birinci Söz

Bismillâh her hayrın başıdır Biz dahi başta ona başlarız Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisân-ı haliyle vird-i zebânıdır Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle Şöyle ki:
Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini alsın ve himâyesine girsin -tâ şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcâtını tedârik edebilsin Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır

1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

2 Ve sâdece Ondan yardım dileriz
3 Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur Efendimiz Muhammed’e (asm), onun bütün âl ve asâbına salât ve selâm olsun

İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar Onlardan birisi mütevâzi idi; diğeri mağrur Mütevâzii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı Alanı her yerde selâmetle gezdi Bir kàtıü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim" Şakî def’ olur, ilişemez Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi Hem zelîl, hem rezil oldu
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın Şu dünya ise bir çöldür Aczin ve fakrın hadsizdir Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir Mâdem öyledir, şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın
Evet, bu kelime öyle mübârek bir defînedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur Devlet nâmına hareket eder Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz Kanun nâmına, devlet nâmına der Her işi yapar, her şeye karşı dayanır
Başta demiştik: "Bütün mevcudât lisân-ı hal ile, ’Bismillâh’ der" Öyle mi?
Evet Nasıl ki, görsen; bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmiyle, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor Belki o bir askerdir, devlet nâmına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder
Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakkın nâmına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar Demek her bir ağaç "Bismillâh" der; hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor
Her bir bostan, "Bismillâh" der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor
Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar
Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları "Bismillâh" der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer "Allah nâmına, Rahmân nâmına" der; her şey ona musahhar olur
Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor Kör olası gözüne parmağını sokuyor Ve diyor ki: "En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-i Mûsâ (as) gibi,

emrine imtisâl ederek taşları şakk eder Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrâhim (as) gibi, ateş saçan hararete karşı,

âyetini okuyorlar"


 

MuSTaFa_TR is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 13-08-2007   #2
Profil Bilgileri
Post --->: Risale-i Nur



Mâdem herşey mânen, "Bismillâh" der, Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar Biz dahi, "Bismillâh" demeliyiz Allah nâmına vermeliyiz Allah nâmına almalıyız Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gàfil insanlardan almamalıyız
Suâl: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz Acaba, asıl mal sahibi olan Allah ne fiat istiyor?
Elcevap: Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise, üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir
Başta "Bismillâh" zikirdir Ahirde "Elhamdülillâh" şükürdür Ortada, bu kıymettar hârika-i san’at olan ni’metler Ehad, Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zâhirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikiyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına işle, vesselâm





"Asânı taşa vur!" dedik (Bakara Sûresi: 60)
Ey ateş! Serin ve selâmetli ol (Enbiyâ Sûresi: 69)




On Dördüncü Lem’anın
İkinci Makamı

’in binler esrârından altı sırrına dâirdir

İHTAR: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü Onu kendi nefsim için nota sûretinde kaydetmek istedim ve yirmi otuz kadar sırlar ile, o nurun etrafında bir daire çevirmek ile avlamak ve zaptetmek arzu ettim Fakat, maatteessüf, şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım; yirmi otuzdan beş altıya indi "Ey insan!" dediğim vakit, nefsimi murad ediyorum Bu ders kendi nefsime has iken, ruhen benimle münâsebettar ve nefsi nefsimden daha hüşyâr zâtlara, belki medâr-ı istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı olarak, müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum Bu ders akıldan ziyâde kalbe bakar; delilden ziyâde zevke nâzırdır


Şu makamda birkaç sır zikredilecektir
Birinci Sır:’in bir cilvesini şöyle gördüm ki: Kâinat sîmâsında, arz sîmâsında ve insan sîmâsında, birbiri içinde, birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rubûbiyet var
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
Belkıs, "Ey kavmimin ileri gelenleri," dedi "Bana mühim bir mektup bırakıldı ¨ Süleyman’dan geliyor ve Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlıyor" (Neml Sûresi: 29-30)




 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 13-08-2007   #3
Profil Bilgileri
Post --->: Risale-i Nur



Biri, kâinatın hey’et-i mecmûasındaki teâvün, tesânüd, teânuk, tecâvübden tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Ulûhiyettir ki,-1- ona bakıyor
İkincisi: Küre-i arz sîmâsında nebâtât ve hayvanâtın tedbîr ve terbiye ve idaresindeki teşâbüh, tenâsüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Rahmâniyettir ki,-2- ona bakıyor
Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının sîmâsındaki letâif-i re’fet ve dekàik-ı şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezâhür eden sikke-i ulyâ-i Rahîmiyettir ki,’deki-3- ona bakıyor Demek,sahife-i âlemde bir satır-ı nurânî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvânıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır

Yani,yukarıdan nüzûl ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor Ferşi Arşa bağlar; insanî arşa çıkmaya bir yol olur
İkinci Sır: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezâhür eden vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak için, dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor Yani, meselâ, nasıl ki güneş, ziyâsıyla hadsiz eşyayı ihâta ediyor Mecmû-u ziyâsındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için, gayet geniş bir tasavvur ve ihâtalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vâsıtasıyla gösteriyor Ve her parlak şey, kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber ziyâsı, harareti gibi hâssalarını gösteriyor Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfatıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi; güneşin ziyâ ve hararet ve ziyâdaki elvân-ı seb’a gibi keyfiyâtlarının herbirisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihâta ediyor Öyle de,-4- (temsilde hatâ olmasın) ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet-i aynasında bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi; vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudât ile alâkadar her bir ismi, bütün mevcudâtı ihâta ediyor
İşte vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak ve kalpler Zât-ı Akdesi

1 Allah’ın adıyla
2 Dünyada mümin, kâfir ayırt etmeden rızık verici Rahmân olan Allah’ın adıyla


3 Yarattıklarına karşı pek merhametli ve şefkatli olan Rahîm
4 En yüce sıfatlar Allah’ındır (Nahl Sûresi: 60)


 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



emegine saygı +rep

 

ce$m is offline  
Alt 14-08-2007   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



unutmamak için, dâimâ vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden ’dir
Üçüncü Sır: Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir Ve bu karanlıklı mevcudâtı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir Ve bir ağacın bütün hey’etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir Ve bu fânî insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir
Ey insan! Mâdem rahmet böyle kuvvetli ve câzibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir; de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacâtın elemlerinden kurtul Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halîl ve dost ol
Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:
Ya kâinatın herbir nev’i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor Bu ise, yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intâc ediyor İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor Veyahut, bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmi ile bu muâvenet oluyor Demek kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki, insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir
Ey insan, aklını başına al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir
Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister İşte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümânı ve ünvânı olan ’i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap
Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden

 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



cilvesinden uzanan nurânî atkılar, kâinat sîmâsında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor
Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtât ve hayvanâtı bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi, o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedâkârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevi’l-hayatı, hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rubûbiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhâr eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-i mutlakına karşı rahmetini, ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış Ey insan! Eğer insan isen, de, o şefaatçiyi bul
Evet, rûy-i zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvanâtın tâifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizam ile, hikmet ve inâyet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arzın sîmâsında hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşâhede, rahmettir Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın sîmâsındaki mevcudâtın vücudları kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudât adedince, tahakkukunun delilleri var
Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insanın mahiyet-i mâneviyesinin sîmâsında dahi öyle bir sikke-i rahmet vardır ki, küre-i arz sîmâsındaki sikke-i merhamet ve kâinat sîmâsındaki sikke-i uzmâ-i rahmetten daha aşağı değil Adetâ bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrâkiyesi hükmünde bir câmiiyeti var
Ey insan! Hiç mümkün müdür ki, sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât, seni başıboş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin, senin harekâtına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın, hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi’rac var O mi’rac ise, ’dir Ve bu mi’rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde’lerine bak Ve besmelenin azamet-i kadrine en kat’î bir hüccet şudur ki, İmam-ı Şâfiî (ra) gibi çok büyük müçtehidler demişler: "Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur’ân’da yüz on dört defa nâzil olmuştur"

 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #7
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



Dördüncü Sır: Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitâb-ı -1- demekle herkese kâfi gelmiyor; fikir dağılıyor Mecmûundaki vahdet arkasında Zât-ı Ehadiyeti mülâhaza edip, -2- demeye küre-i arz vüs’atinde bir kalb bulunmak lâzım geliyor Ve bu sırra binâen, cüz’iyâtta zâhir bir sûrette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nev’de sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-ı Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede deyip, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese hitâb ederek müteveccih olsun
İşte Kur’ân-ı Hakîm bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i âzamında, meselâ semâvât ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakîk bir cüz’îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i ehadiyeti göstersin Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-ı insandan ve insanın sesinden ve sîmâsındaki dekàik-ı ni’met ve hikmetten bahis açar; tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Ma’budunu doğrudan doğruya bulsun Meselâ,
-3- âyeti mezkûr hakikati mu’cizâne bir sûrette gösteriyor
Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır Fakat, o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakiki hitâbı tam temin edemiyor Onun için, vahdet arkasında ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır; tâ ki, kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese karşı kalbe yol açsın
Hem, sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet câzibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan Rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine îsâl eder Ve Zât-ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan, ’deki hakiki hitâba mazhar eder




1 Ancak Sana kulluk ederiz (Fâtiha Sûresi: 5)
2 Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım isteriz (Fâtiha Sûresi: 5)
3 Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da yine Onun varlık ve birliğinin delillerindendir (Rum Sûresi: 22)

 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #8
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



İşte Fâtihanın fihristesi ve Kur’ân’ın mücmel bir hulâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvânı ve tercümânı olmuş Bu ünvânı eline alan, rahmetin tabakàtında gezebilir Ve bu tercümânı konuşturan, esrâr-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür
Beşinci Sır:
Bir hadîs-i şerifte vârid olmuş ki:
-1- (ev kemâ kàl)
Bu hadîs-i şerîfi, bir kısım ehl-i tarîkat, akàid-i imâniyeye münâsip düşmeyen acîb bir tarzda tefsir etmişler Hattâ onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sîmâ-i mânevîsine bir sûret-i Rahmân nazarıyla bakmışlar Ehl-i tarîkatin ekserinde sekir ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhâlif telâkkîlerinde belki mâzurdurlar Fakat, aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akàide münâfi olan mânâlarını kabul edemez Etse, hatâ eder
Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şeriki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, -2- sırrıyla, sûreti, misli, misâli, şebîhi dahi olamaz Fakat, -3- sırrıyla, mesel ve temsil ile şuûnâtına ve sıfât ve esmâsına bakılır Demek, mesel ve temsil, şuûnât nokta-i nazarında vardır
Şu mezkûr hadîs-i şerîfin çok makàsıdından birisi şudur ki:
İnsan, ism-i Rahmânı tamamıyla gösterir bir sûrettedir Evet, sâbıkan beyân ettiğimiz gibi, kâinatın sîmâsında bin bir ismin şuâlarından tezâhür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi ve zemin yüzünün sîmâsında rubûbiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezâhür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi, insanın sûret-i câmiasında, küçük bir mikyasta, zeminin sîmâsı ve kâinatın sîmâsı gibi yine o ism-i Rahmânın cilve-i etemmini gösterir demektir

1 Muhakkak ki Allah, insanı Rahmân ismini tamamıyla gösterir bir sûrette yaratmıştır (Buhârî, İstizân: 1 Bâb; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28, Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519 Kaynaklarda "Kendisini tamamıyla gösterir bir sûrette" şeklinde geçmektedir)
2 Onun hiçbir benzeri yoktur O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir (Şûrâ Sûresi: 11)
3 Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur Onun kudreti her şeye galiptir; O her şeyi hikmetle yapar (Rum Sûresi: 27)

 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #9
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



Hem işarettir ki, Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı, -1-, bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler
-2-
Altıncı Sır:
Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesîle ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelâle vesîledir ki, yıldızlarla zerrât beraber olarak kemâl-i intizam ve itaatle, beraber, ordusunda hizmet ediyorlar Ve o Zât-ı Zülcelâlin ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin istiğnâ-i zâtîsi var; ve istiğnâ-i mutlak içindedir Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudâta ihtiyacı olmayan bir Ganî-i Alelıtlaktır Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celâline karşı tezellüldedir
İşte, rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-i Alelıtlakın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir Fakat, nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyâsı, güneşin aksini, cilvesini senin aynan vâsıtasıyla senin eline verir Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız; fakat Onun ziyâ-i rahmeti Onu bize yakın ediyor
İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazîne-i nur buluyor O hazîneyi bulmanın çaresi, rahmetin en parlak bir misâli ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisânı ve dellâlı olan ve Rahmeten li’l-âlemîn ünvânıyla Kur’ân’da tesmiye edilen Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetidir ve tebâiyetidir Ve bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesîle ise, salâvâttır
Evet, salâvâtın mânâsı rahmettir Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duâsı olan salâvât ise, o Rahmeten li’l-âlemînin vüsûlüne vesîledir Öyle ise, sen, salâvâtı



1 Ondan başka hiçbir şey mevcut değildir
2 Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah’ım! "Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle âmin

 

MuSTaFa_TR is offline  
Alt 14-08-2007   #10
Profil Bilgileri
Standart --->: Risale-i Nur



kendine o Rahmeten li’l-âlemîne ulaşmak için vesîle yap ve o zâtı da rahmet-i Rahmâna vesîle ittihaz et Umum ümmetin, Rahmeten li’l-âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, hadsiz bir kesretle rahmet mânâsıyla salâvât getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir sûrette ispat eder
Elhâsıl: Hazîne-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi ’dir Ve en kolay bir anahtarı da salâvâttır
-1-
-2-

1 Allah’ım! "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve asâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle Amin
2 Seni her türlü noksandan tenzih ederiz Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur Muhakkak ki Sen, her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Sûresi: 32)
İkinci Söz




İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler Biri hodbîn, tâli’siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür Vicdânı azab içinde kalır
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler Herkes ona dost ve akrabâ görünür Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer Allah’a şükreder Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar Ona der:
"Yahu, sen divâne olmuşsun Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin Aklını başına al, kalbini temizle Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın Hakikati görebilesin Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla ¨ O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Allah’a ve Onun bildirdiklerine imân ederler (Bakara Sûresi: 3)

intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz"
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder:
"Evet, ben, işretten divâne olmuştum Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın" der
Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam kâfirdir veya fâsık gàfildir Şu dünya onun nazarında bir mâtemhâne-i umumiyedir Bütün zîhayat firâk ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudât ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalâletinden neş’et edip, onu mânen tâzib eder
Diğer adam ise mü’mindir Cenâb-ı Hàlıkı tanır, tasdik eder Onun nazarında şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise terhisâttır Vazife-i hayatını bitirenler bu dâr-ı fânîden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler Tâ yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir Bütün zîhayat birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakîm memnun memurlardır Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamâttır Bütün mevcudât, o mü’minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitâbıdır Daha bunun gibi pekçok latîf, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler imânından tecellî eder, tezâhür eder
Demek, imân bir mânevî Tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor Küfür ise mânevî bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor
Demek selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imândadır Öyle ise biz dâimâ, demeliyiz
İslâm dinini ve mükemmel imân nimetini ihsan ettiği için Allah’a hamd olsun

 

MuSTaFa_TR is offline  
Cevapla
Tags: nur, risalei


Risale-i Nur ile ilgili Benzer Konular
257 Kez Görüntülendi

Risale-i Nur ( E-Kitap) E-Kitap
Risale-i Nur Programı Risale-i Nur
Risale-i Nur Külliyatı Risale-i Nur
Risale-i Nur'da BEŞİNCİ SÖZ Risale-i Nur
risale-i nur külliyatından Risale-i Nur

Saat 22:41.
Sayfalar Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552