FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Risale-i Nur
Risale-i Nur
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
Bize Ulaşın
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Risale-i Nur ile ilgili Benzer Konular
257 Kez Görüntülendi
Risale-i Nur ( E-Kitap)
E-Kitap
Risale-i Nur Programı
Risale-i Nur
Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur
Risale-i Nur'da BEŞİNCİ SÖZ
Risale-i Nur
risale-i nur külliyatından
Risale-i Nur
şu'le mesnevi-yi nuriye
|
Risale-i Nur Külliyatı (İndir)
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Konu Araçları
13-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
Risale-i Nur
Risale-i Nur başlıklı yazı Mumsema Risale-i Nur Forum Alev
Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin
Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle
Çünkü, ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtaç görüyorum
Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim "Sekiz Söz"ü, biraz uzunca, nefsime demiştim
Şimdi, kısaca ve avâm lisânıyla nefsime diyeceğim
Kim isterse beraber dinlesin
Birinci Söz
Bismillâh her hayrın başıdır
Biz dahi başta ona başlarız
Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisân-ı haliyle vird-i zebânıdır
Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle
Şöyle ki:
Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini alsın ve himâyesine girsin -tâ şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcâtını tedârik edebilsin
Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır
1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
2 Ve sâdece Ondan yardım dileriz
3 Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur
Efendimiz Muhammed’e (a
s
m
), onun bütün âl ve asâbına salât ve selâm olsun
İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar
Onlardan birisi mütevâzi idi; diğeri mağrur
Mütevâzii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı
Alanı her yerde selâmetle gezdi
Bir kàtıü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim
" Şakî def’ olur, ilişemez
Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür
Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez
Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi
Hem zelîl, hem rezil oldu
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın
Şu dünya ise bir çöldür
Aczin ve fakrın hadsizdir
Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir
Mâdem öyledir, şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al
Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın
Evet, bu kelime öyle mübârek bir defînedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar
Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur
Devlet nâmına hareket eder
Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz
Kanun nâmına, devlet nâmına der
Her işi yapar, her şeye karşı dayanır
Başta demiştik: "Bütün mevcudât lisân-ı hal ile, ’Bismillâh’ der
" Öyle mi?
Evet
Nasıl ki, görsen; bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı
Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmiyle, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor
Belki o bir askerdir, devlet nâmına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder
Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakkın nâmına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar
Demek her bir ağaç "Bismillâh" der; hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor
Her bir bostan, "Bismillâh" der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor
Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur
Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar
Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları "Bismillâh" der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer
"Allah nâmına, Rahmân nâmına" der; her şey ona musahhar olur
Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor
Kör olası gözüne parmağını sokuyor
Ve diyor ki: "En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-i Mûsâ (a
s
) gibi,
emrine imtisâl ederek taşları şakk eder
Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrâhim (a
s
) gibi, ateş saçan hararete karşı,
âyetini okuyorlar
"
Dantel
Mumsema
Frmacil
13-08-2007
#
2
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
Mâdem herşey mânen, "Bismillâh" der, Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar
Biz dahi, "Bismillâh" demeliyiz
Allah nâmına vermeliyiz
Allah nâmına almalıyız
Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gàfil insanlardan almamalıyız
Suâl:
Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz
Acaba, asıl mal sahibi olan Allah ne fiat istiyor?
Elcevap:
Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise, üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir
Başta "Bismillâh" zikirdir
Ahirde "Elhamdülillâh" şükürdür
Ortada, bu kıymettar hârika-i san’at olan ni’metler Ehad, Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zâhirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikiyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına işle, vesselâm
"Asânı taşa vur!" dedik
(Bakara Sûresi: 60
)
Ey ateş! Serin ve selâmetli ol
(Enbiyâ Sûresi: 69
)
On Dördüncü Lem’anın
İkinci Makamı
’in binler esrârından altı sırrına dâirdir
İHTAR:
Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü
Onu kendi nefsim için nota sûretinde kaydetmek istedim ve yirmi otuz kadar sırlar ile, o nurun etrafında bir daire çevirmek ile avlamak ve zaptetmek arzu ettim
Fakat, maatteessüf, şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım; yirmi otuzdan beş altıya indi
"Ey insan!" dediğim vakit, nefsimi murad ediyorum
Bu ders kendi nefsime has iken, ruhen benimle münâsebettar ve nefsi nefsimden daha hüşyâr zâtlara, belki medâr-ı istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı olarak, müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum
Bu ders akıldan ziyâde kalbe bakar; delilden ziyâde zevke nâzırdır
Şu makamda birkaç sır zikredilecektir
Birinci Sır:
’in bir cilvesini şöyle gördüm ki: Kâinat sîmâsında, arz sîmâsında ve insan sîmâsında, birbiri içinde, birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rubûbiyet var
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
Belkıs, "Ey kavmimin ileri gelenleri," dedi
"Bana mühim bir mektup bırakıldı
¨ Süleyman’dan geliyor ve Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlıyor
" (Neml Sûresi: 29-30
)
13-08-2007
#
3
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
Biri, kâinatın hey’et-i mecmûasındaki teâvün, tesânüd, teânuk, tecâvübden tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Ulûhiyettir ki,
-
1- ona bakıyor
İkincisi: Küre-i arz sîmâsında nebâtât ve hayvanâtın tedbîr ve terbiye ve idaresindeki teşâbüh, tenâsüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Rahmâniyettir ki,
-2- ona bakıyor
Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının sîmâsındaki letâif-i re’fet ve dekàik-ı şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezâhür eden sikke-i ulyâ-i Rahîmiyettir ki,
’deki
-3- ona bakıyor
Demek,
sahife-i âlemde bir satır-ı nurânî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvânıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır
Yani,
yukarıdan nüzûl ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor
Ferşi Arşa bağlar; insanî arşa çıkmaya bir yol olur
İkinci Sır: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezâhür eden vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak için, dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor
Yani, meselâ, nasıl ki güneş, ziyâsıyla hadsiz eşyayı ihâta ediyor
Mecmû-u ziyâsındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için, gayet geniş bir tasavvur ve ihâtalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vâsıtasıyla gösteriyor
Ve her parlak şey, kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber ziyâsı, harareti gibi hâssalarını gösteriyor
Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfatıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi; güneşin ziyâ ve hararet ve ziyâdaki elvân-ı seb’a gibi keyfiyâtlarının herbirisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihâta ediyor
Öyle de,
-4- (temsilde hatâ olmasın) ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet-i aynasında bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi; vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudât ile alâkadar her bir ismi, bütün mevcudâtı ihâta ediyor
İşte vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak ve kalpler Zât-ı Akdesi
1 Allah’ın adıyla
2 Dünyada mümin, kâfir ayırt etmeden rızık verici Rahmân olan Allah’ın adıyla
3 Yarattıklarına karşı pek merhametli ve şefkatli olan Rahîm
4 En yüce sıfatlar Allah’ındır
(Nahl Sûresi: 60
)
14-08-2007
#
4
Profil Bilgileri
ce$m
--->: Risale-i Nur
emegine saygı +rep
14-08-2007
#
5
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
unutmamak için, dâimâ vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden
’dir
Üçüncü Sır:
Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir
Ve bu karanlıklı mevcudâtı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir
Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir
Ve bir ağacın bütün hey’etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir
Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir
Ve bu fânî insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir
Ey insan! Mâdem rahmet böyle kuvvetli ve câzibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir;
de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacâtın elemlerinden kurtul
Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halîl ve dost ol
Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:
Ya kâinatın herbir nev’i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor
Bu ise, yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intâc ediyor
İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor
Veyahut, bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmi ile bu muâvenet oluyor
Demek kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki, insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir
Ey insan, aklını başına al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir
Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir
Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister
İşte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümânı ve ünvânı olan
’i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap
Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir
Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden
14-08-2007
#
6
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
cilvesinden uzanan nurânî atkılar, kâinat sîmâsında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor
Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtât ve hayvanâtı bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi, o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedâkârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevi’l-hayatı, hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rubûbiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhâr eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-i mutlakına karşı rahmetini, ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış
Ey insan! Eğer insan isen,
de, o şefaatçiyi bul
Evet, rûy-i zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvanâtın tâifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizam ile, hikmet ve inâyet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arzın sîmâsında hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşâhede, rahmettir
Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın sîmâsındaki mevcudâtın vücudları kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudât adedince, tahakkukunun delilleri var
Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insanın mahiyet-i mâneviyesinin sîmâsında dahi öyle bir sikke-i rahmet vardır ki, küre-i arz sîmâsındaki sikke-i merhamet ve kâinat sîmâsındaki sikke-i uzmâ-i rahmetten daha aşağı değil
Adetâ bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrâkiyesi hükmünde bir câmiiyeti var
Ey insan! Hiç mümkün müdür ki, sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât, seni başıboş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin, senin harekâtına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın, hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi’rac var
O mi’rac ise,
’dir
Ve bu mi’rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde’lerine bak
Ve besmelenin azamet-i kadrine en kat’î bir hüccet şudur ki, İmam-ı Şâfiî (r
a
) gibi çok büyük müçtehidler demişler: "Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur’ân’da yüz on dört defa nâzil olmuştur
"
14-08-2007
#
7
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
Dördüncü Sır:
Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitâb-ı
-1- demekle herkese kâfi gelmiyor; fikir dağılıyor
Mecmûundaki vahdet arkasında Zât-ı Ehadiyeti mülâhaza edip,
-2- demeye küre-i arz vüs’atinde bir kalb bulunmak lâzım geliyor
Ve bu sırra binâen, cüz’iyâtta zâhir bir sûrette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nev’de sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-ı Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor
Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede
deyip, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese hitâb ederek müteveccih olsun
İşte Kur’ân-ı Hakîm bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i âzamında, meselâ semâvât ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakîk bir cüz’îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i ehadiyeti göstersin
Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-ı insandan ve insanın sesinden ve sîmâsındaki dekàik-ı ni’met ve hikmetten bahis açar; tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Ma’budunu doğrudan doğruya bulsun
Meselâ,
-3- âyeti mezkûr hakikati mu’cizâne bir sûrette gösteriyor
Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır
Fakat, o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakiki hitâbı tam temin edemiyor
Onun için, vahdet arkasında ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır; tâ ki, kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese karşı kalbe yol açsın
Hem, sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet câzibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan Rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur
Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine îsâl eder
Ve Zât-ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan,
’deki hakiki hitâba mazhar eder
1 Ancak Sana kulluk ederiz
(Fâtiha Sûresi: 5
)
2 Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım isteriz
(Fâtiha Sûresi: 5
)
3 Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da yine Onun varlık ve birliğinin delillerindendir
(Rum Sûresi: 22
)
14-08-2007
#
8
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
İşte
Fâtihanın fihristesi ve Kur’ân’ın mücmel bir hulâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvânı ve tercümânı olmuş
Bu ünvânı eline alan, rahmetin tabakàtında gezebilir
Ve bu tercümânı konuşturan, esrâr-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür
Beşinci Sır:
Bir hadîs-i şerifte vârid olmuş ki:
-1- (ev kemâ kàl)
Bu hadîs-i şerîfi, bir kısım ehl-i tarîkat, akàid-i imâniyeye münâsip düşmeyen acîb bir tarzda tefsir etmişler
Hattâ onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sîmâ-i mânevîsine bir sûret-i Rahmân nazarıyla bakmışlar
Ehl-i tarîkatin ekserinde sekir ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhâlif telâkkîlerinde belki mâzurdurlar
Fakat, aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akàide münâfi olan mânâlarını kabul edemez
Etse, hatâ eder
Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şeriki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi,
-2- sırrıyla, sûreti, misli, misâli, şebîhi dahi olamaz
Fakat,
-3- sırrıyla, mesel ve temsil ile şuûnâtına ve sıfât ve esmâsına bakılır
Demek, mesel ve temsil, şuûnât nokta-i nazarında vardır
Şu mezkûr hadîs-i şerîfin çok makàsıdından birisi şudur ki:
İnsan, ism-i Rahmânı tamamıyla gösterir bir sûrettedir
Evet, sâbıkan beyân ettiğimiz gibi, kâinatın sîmâsında bin bir ismin şuâlarından tezâhür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi ve zemin yüzünün sîmâsında rubûbiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezâhür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi, insanın sûret-i câmiasında, küçük bir mikyasta, zeminin sîmâsı ve kâinatın sîmâsı gibi yine o ism-i Rahmânın cilve-i etemmini gösterir demektir
1 Muhakkak ki Allah, insanı Rahmân ismini tamamıyla gösterir bir sûrette yaratmıştır
(Buhârî, İstizân: 1
Bâb; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28, Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519
Kaynaklarda "Kendisini tamamıyla gösterir bir sûrette" şeklinde geçmektedir
)
2 Onun hiçbir benzeri yoktur
O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir
(Şûrâ Sûresi: 11
)
3 Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur
Onun kudreti her şeye galiptir; O her şeyi hikmetle yapar
(Rum Sûresi: 27
)
14-08-2007
#
9
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
Hem işarettir ki, Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir
Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı,
-1-, bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler
-2-
Altıncı Sır:
Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesîle ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelâle vesîledir ki, yıldızlarla zerrât beraber olarak kemâl-i intizam ve itaatle, beraber, ordusunda hizmet ediyorlar
Ve o Zât-ı Zülcelâlin ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin istiğnâ-i zâtîsi var; ve istiğnâ-i mutlak içindedir
Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudâta ihtiyacı olmayan bir Ganî-i Alelıtlaktır
Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celâline karşı tezellüldedir
İşte, rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-i Alelıtlakın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir
Fakat, nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyâsı, güneşin aksini, cilvesini senin aynan vâsıtasıyla senin eline verir
Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız; fakat Onun ziyâ-i rahmeti Onu bize yakın ediyor
İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazîne-i nur buluyor
O hazîneyi bulmanın çaresi, rahmetin en parlak bir misâli ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisânı ve dellâlı olan ve Rahmeten li’l-âlemîn ünvânıyla Kur’ân’da tesmiye edilen Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetidir ve tebâiyetidir
Ve bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesîle ise, salâvâttır
Evet, salâvâtın mânâsı rahmettir
Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duâsı olan salâvât ise, o Rahmeten li’l-âlemînin vüsûlüne vesîledir
Öyle ise, sen, salâvâtı
1 Ondan başka hiçbir şey mevcut değildir
2 Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah’ım! "Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle
âmin
14-08-2007
#
10
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
--->: Risale-i Nur
kendine o Rahmeten li’l-âlemîne ulaşmak için vesîle yap ve o zâtı da rahmet-i Rahmâna vesîle ittihaz et
Umum ümmetin, Rahmeten li’l-âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, hadsiz bir kesretle rahmet mânâsıyla salâvât getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir sûrette ispat eder
Elhâsıl: Hazîne-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi
’dir
Ve en kolay bir anahtarı da salâvâttır
-1-
-2-
1 Allah’ım! "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve asâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle
Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle
Amin
2 Seni her türlü noksandan tenzih ederiz
Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur
Muhakkak ki Sen, her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın
(Bakara Sûresi: 32
)
İkinci Söz
İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler
Biri hodbîn, tâli’siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer
Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar
Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür
Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış
Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz
Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor
Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür
Vicdânı azab içinde kalır
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü
İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor
Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler
Herkes ona dost ve akrabâ görünür
Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor
Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor
Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer
Allah’a şükreder
Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar
Ona der:
"Yahu, sen divâne olmuşsun
Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin
Aklını başına al, kalbini temizle
Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın
Hakikati görebilesin
Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
¨ O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Allah’a ve Onun bildirdiklerine imân ederler
(Bakara Sûresi: 3
)
intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz
"
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder:
"Evet, ben, işretten divâne olmuştum
Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın" der
Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam kâfirdir veya fâsık gàfildir
Şu dünya onun nazarında bir mâtemhâne-i umumiyedir
Bütün zîhayat firâk ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir
Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır
Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudât ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler
Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalâletinden neş’et edip, onu mânen tâzib eder
Diğer adam ise mü’mindir
Cenâb-ı Hàlıkı tanır, tasdik eder
Onun nazarında şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır
Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise terhisâttır
Vazife-i hayatını bitirenler bu dâr-ı fânîden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler
Tâ yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar
Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir
Bütün zîhayat birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakîm memnun memurlardır
Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamâttır
Bütün mevcudât, o mü’minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitâbıdır
Daha bunun gibi pekçok latîf, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler imânından tecellî eder, tezâhür eder
Demek, imân bir mânevî Tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor
Küfür ise mânevî bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor
Demek selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imândadır
Öyle ise biz dâimâ,
demeliyiz
İslâm dinini ve mükemmel imân nimetini ihsan ettiği için Allah’a hamd olsun
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1
2
>
Tags
:
nur
,
risalei
Risale-i Nur ile ilgili Benzer Konular
257 Kez Görüntülendi
Risale-i Nur ( E-Kitap)
E-Kitap
Risale-i Nur Programı
Risale-i Nur
Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur
Risale-i Nur'da BEŞİNCİ SÖZ
Risale-i Nur
risale-i nur külliyatından
Risale-i Nur
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
22:41
.
Sayfalar
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552