FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi ile ilgili Benzer Konular
699 Kez Görüntülendi
popomundo hakkında geniş bilgi
Diğer Online Oyunlar
Mevlana Celaleddin-i Rumi - Hayatı
Düşünürler-Flozoflar
w810i hakkında geniş bilgi
Sony Ericson
Hazret-i Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi
Dini Sohbet
Leyla Bint-i Ebi Hasme (r.a)
|
Hz.Nuh'un gemisinden öğrenilenler
Konu Araçları
12-12-2007
#
1
Profil Bilgileri
mum
Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi başlıklı yazı Mumsema Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi Forum Alev
Mevlana'nın asıl adı Muhammed Celaleddin'dir
Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir
Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir
Bu ismi, Şemseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur
Rumi, Anadolu demektir
Mevlana'nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyar-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır
Mevlana'nın doğum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk Kültür merkezi Belh'tir
Mevlana'nın doğum tarihi ise 30 Eylül 1207 (6 Rebiu'l-evvel, 604) dir
Asil bir aileye mensup olan Mevlana'nın annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar (1157 Doğu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dır
Babası, Sultanü'l-Ulema (Alimlerin Sultanı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabası, Ahmet Hatibi oğlu Hüseyin Hatibi'dir
Eflaki'ye göre Hüseyin Hatibi, ilmi deniz gibi engin ve geniş olan bir alim idi
Din ilminin üstadı ve alimlerin büyüklerinden sayılan, güzel şiirler söyleyen Nişaburlu Raziyüddin gibi bir zat da talebelerindendi
Kaynaklar ve Mevlana'nın sevgi yolunda gidenler eserlerinde Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled'in nesebinin, anne cihetiyle ondördüncü göbekte Hazret-i Muhammed'in torunu Hazret-i Hüseyin'e, baba cihetiyle de onuncu göbekte Hazret-i Muhammed'in seçilmiş dört dostundan ilki Hazret-i Ebu Bekir Sıddık'a ulaştığını kaydediyorlar
Mevlana'nın Babası İle Konya'ya Gelişleri
:
Esasen tasavvuf ehline iyi gözle bakmayan ve bunların Harezmşah katında saygı görmelerini çekemeyen Fahreddin-i Razi, Bahaeddin Veled'in açıkça kendi aleyhine tavır almasına da çok içerlediğinden onu Harezmşah'a gammazladı
Bahaeddin Veled'in de gönlü Harezmşah'tan incindi ve Belh'i terk etti
Ancak araştırıcılar, Bahaeddin Veled'in Belh'ten göç etmesine sebep olarak, Moğol istilasını gösterirler
Sultanü'l-Ulema, aile fertleri ve dostlarıyla Belh şehrini 1212-1213 tarihlerinde terk ettikten sonra Hacca gitmeye niyet etmişti
Nişabur'a uğradı
Göç kervanıyla Bağdat'a yaklaştığında, kendisine hangi kavimden olduklarını ve nereden gelip nereye gittiklerini soran muhafızlara Sultanü'l-Ulema Şeyh Bahaeddin Veled şu manidar cevabı verir: "
Allah'tan geldik, Allah'a gidiyoruz
Allah'dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur
" Bu söz Şeyh Şehabeddin-i Sühreverdi (1145-1235)'ye ulaştığında: "
Bu sözü Belhli Bahaeddin Veled"den başkası söyleyemez
" dedi, samimiyetle ve muhabbetle karşılamaya koştu
Birbirleriyle karşılaşınca Seyh Sühreverdi, katırından inip nezaketle Bahaeddin Veled'in dizini öptü, gönülden hürmetlerini sundu
Bahaeddin Veled, Bağdat'ta üç günden fazla kalmadı ve Kufe yolundan Kâbe'ye hareket etti
Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı
Bahaeddin Veled, yanında biricik oğlu Mevlana olduğu halde, göç kervanıyla Şam'dan Malatya'ya, oradan Erzincan'a, oradan Karaman'a uğradılar
Karaman'da bir müddet kaldıktan sonra, nihayet Konya'yı seçip oraya yerleştiler
Şeyh Attar Hazretleri: Belh'i terk ettikten sonra Bağdat'a doğru yola çıkan Bahaeddin Veled, Nişabur'a vardığında ziyaretine gelen Şeyh Feridüddin-i Attar ile görüşüp sohbet eder
Sohbet esnasında Şeyh Attar, Mevlana'nın nasiyesindeki (alnındaki) kemali görür ve ona Esrar-name adlı eserini hediye eder ve babasına da; "
Çok geçmeyecek ki, bu senin oğlun alemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır
" der
Şeyh-i Ekber Hazretleri: Sultanü'l-Ulema, Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı
Orada Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabi (1165-1240) ile görüştü
Şeyh-i Ekber, Sultaü'l-Ulema'nın arkasında yürüyen Mevlana'ya bakarak: "Sübhanallah! Bir okyanus bir denizin arkasında gidiyor" demiştir
Mevlana'nın Evlenmesi:
Karaman'da bulundukları 1225 tarihinde Mevlana, babasının buyruğu ile itibarlı, asil bir zat olan Semerkantlı Hoca Şerafeddin Lala'nın, huyu güzel, yüzü güzel kızı Gevher Banu ile evlendi
Mevlana dünya evine girdiğinde onsekiz yaşındadır
Hazret-i Mevlana'nın, Konya'ya Yerleşmeleriyle İlgili Yorumu: "
Hak Teala'nın Anadolu halkı hakkında büyük inayeti vardır ve Sıddik-ı Ekber Hazretlerinin duasıyla da bu halk bütün ümmetin en merhamete layık olanıdır
En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanları mülk sahibi Allah'ın aşk âleminden ve deruni zevkten çok habersizlerdir
Sebeplerin hakiki yaratıcısı Allah, hoş bir lutufta bulundu, sebepsizlik âleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan ülkesinden Anadolu vilayetine çekip getirdi
Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledünni (Allah bilgisine ve sırlarına ait) iksirimizden (altın yapma hassamızdan) onların bakır gibi vücutlarına saçalım da onlar tamamıyla kimya (bakışıyla, baktığı kimseyi manen yücelten olgun insan); irfan aleminin mahremi ve dünya ariflerinin hem demi olsunlar
"
Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled Hazretleri:
Bahaeddin Veled, Mevlana'nın ilk mürşididir
Yani Mevlana'ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve sırları gösteren tarikat şeyhidir
Bütün İslam aleminde yüksek itibar ve şöhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçuklulukların Sultanı Alaaddin Keykubat'tan yakın alaka ve sonsuz hürmet görür
Bahaeddin Veled, 3 Mayıs 1228 tarihinde Selçukluların baş şehri Konya'yı şereflendirip yerleştikden kısa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat müddesi 1219-1236), sarayında Bahaeddin Veled'in şerefine büyük bir toplantı tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevi terbiyesi altına girdi
Sultaü'l-Ulemaya gönülden bağlı olan Sultan Alaaddin onu hayranlıkla şöyle över;
"Heybetinden gönlüm tir tir titriyor, yüzüne bakmaktan korkuyorum
Bu eri gördükte, gerçekliğim, dinim artıyor
Bu alem, bendem korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum, ya Rabbi, bu ne hal? İyice inandım ki o, cihanda nadir bulunan ve eşi benzeri olmayan bir Allah dostudur
" Dünya sultanına hükmeden, eşsiz Allah dostu mana ve gönül sultanı Bahaeddin Veled, 24 Şubat, 1231 tarihinde Cuma günü kuşluk vaktinde ebedi âleme göçtü
Geriye Muhammed Celaleddin gibi bir hayırlı oğul ile Maarif gibi bir eser bıraktı
Sultanü'l-Ulema, sadece duygu ve düşüncelerini açıkladı şöhret peşinde koşmadı
Etrafındakileri yetiştirdi ve onları daima aydınlattı
Bahaeddin Veled'in irtihalinde Mevlana yirmidört yaşında idi
Babasının vasiyeti, dostlarının ve bütün halkın yalvarmaları ile babasının mak----- geçti, oturdu
Mevlana, babasından sonra, Seyid Burhaneddin'i buluncaya kadar bir yıl mürşidsiz kaldı
1232 tarihinde babasının değerli halifesi Seyyid Burhneddin-i Muhakkık-ı Tirmizi, Konya'ya geldi
Mevlana onun manevi terbiyesi altına girdi
Seyyid Burhaneddin, mertebesi çok yüksek bir kamil mürşid idi
Maarif adlı eseri irfanının delilidir
Kendisine, daima kalplerde bulunan sırları bilmesinden dolayı, Seyyid Sırdan denirdi
Seyyid Burhaneddin, ta çocukluk yıllarında bir lala gibi omuzlarda taşıyıp dolaştırdığı Mevlana'ya dedi ki: "
Bilginde eşin yok, seçkinsin
Ama baban hal sahibiydi, sen de onu ara, kalden geç
Onun sözlerini iki eline kavramışsın; fakat benim gibi onun haliyle de sarhoş ol
Böylece de ona tam mirasçı kesil; cihana ışık saçmada güneşe benze
Sen zahiren babanın mirasçısısın; ama özü ben almışım; bu dosta bak, bana uy
" Mevlana babasının halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu
Mevlana candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin'i babasının yerine koydu ve gerçek bir mürşid bilerek gönülden, tam dokuz yıl ona hizmet etti
Bu zaman zarfında, o kâmil mürşidin kılavuzluğu ile mücahede ve riyazetle o kamil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pişti, olgunlaştı, baştan ayağa nur oldu; kendinden kurtuldu, mana sultanı oldu
Nitekim Mesnevi'sindeki şu iki beyit, piştiğinin, kamil insan mertebesine ulaştığının ifadesidir; "Piş, ol da bozulmaktan kurtul
Yürü, Burhan-ı Muhakkık gibi nur ol
Kendinden kurtuldun mu, tamamıyla Burhan olursun
Kul olup yok oldun mu sultan kesilirsin
"
Halep ve Şam'a Gidişi: Mevlana, yüksek ilimlerde daha çok derinleşmek için, Seyyid Burhaneddin'in izniyle Haleb'e gitti
Halaviyye Medresesi'nde, fıkıh, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir alim olan Adim oğlu Kemaleddin'den ders aldı
Mevlana, Halep'teki tahsilini bitirdikten sonra Şam'a geçti
Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört yıl kaldı
Bu zaman zarfında Şam'daki alimlerle tanışıp, onlarla sohbet etti
Eflaki'ye göre Mevlana, Şam'da Şemseddin-i Tebrizi ile görüşmüştür; fakat bu görüşme kısa bir müddettir ve şöyle cereyan etmiştir
Tebrizi, bir gün halkın arasında, Mevlana'nın elini yakalayıp öper ve ona "
Dünyanın sarrafı beni anla
!" diye hitap eder ve kaybolur
İşte bu sohbet veya bir anlık görüşme tarihinden takriben sekiz sene sonra Şems, Konya'ya gelecek ve Mevlana ile içli dışlı sohbet edecektir
Yedi yıl süren Halep ve Şam seyahatinden sonra Konya'ya dönen Mevlana, Seyyid Burhaneddin'in arzusu üzerine birbiri arkasına, candan istekle ve samimiyetle, üç çile çıkardı
Yani üç defa kırkar gün az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamamını ibadetle geçirmek suretiyle nefsini arıttı
Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin, Mevlana'yı kucaklayıp öptü; takdir ve tebrikle, "
Bütün ilimlerde eşi benzeri olmayan bir insan, nebilerin ve velilerin parmakla gösterdiği bir kişi olmuşsun
Bismillah de yürü, insanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boğ; bu suret aleminin ölülerini kendi mana ve aşkınla dirilt
" Dedi ve onu irşad ile görevlendirdi
Seyyid Burhaneddin, daha sonra, Mevlana'dan izin alıp Kayseri'ye gitmiş ve orada ebedi aleme göçmüştür (1241-1242)
Türbesi Kayseri'dedir
Mevlana Seyyid Burhaneddin'in Konya'dan ayrılışından sonra, irşad ve tedris (öğretim) mak----- geçti
Babasının ve dedelerinin usullerine uyarak beş yıl bu vazifeyi başarı ile yaptı
Rivayete göre dini ilimleri tahsil eden dört yüz talebesi ve on binden çok müridi vardı
Hazret-i Mevlana'nın Dostları, Halifeleri;Kendisine ilham Kaynağı Olan Mutasavvıflar:
Şems-i Tebrizi:
Bu zatın adı, Şemseddin Muhammed olup doğumu 1186 dır
Tebrizli Melekdad oğlu Ali'nin oğlu olan Şems, tahsilini bitirdikten sonra, zamanının yegane şeyhi olarak gördüğü Tekbirzi Şeyh Ebu Bekir Sellebaf'a intisap etti ve onun terbiye ve irşadıyla yetişip olgunlaştı
Şems, ulaştığı manevi makama kanaat etmediğinden daha olgun mürşidler bulmak arzusuyla seyahate çıktı
Senelerce takati tükenircesine birçok yerler dolaştı, zamanının arifleriyle görüştü
Bu arifleri, mana âlemindeki uçuşunda kinaye olarak Şems'e, Şems-i Perende adını vermişlerdir
Şems, ta çocukluğundan itibaren fikren ve ruhen hür bir derviş, kendinden geçercesine ilahi aşka dalarak yaşayan bir şahsiyetti
Şems, kendisini ruhen tatmin edecek seviyede bir Hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadaşı arayan bir kamil velidir
Yana yakıla, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan Şems'in bir gece kararı elden gitti, heyecan içinde idi
Allah'ın tecellilerine gömülüp mest olmuş bir halde münacatında "
Ey Allah'ım! Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum
" diye yalvardı
Allah tarafından, istediğinin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belhli Sultanü'l-Ulema'nın oğlu Muhammed Celaleddin olduğu ilham edildi
Bu ilham ile Şems, 29 Kasım 1244 yılı Cumartesi sabahı Konya'ya geldi
Mevlana ile Şems'in Buluşmaları:
Mevlana ile şems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, bu iki ruh, nihayet buluştular, görüştüler
Bu tarihte Şems, altmış, Mevlana, otuz sekiz yaşında idi
Bu iki ilahi aşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamıyla Hakk'a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular
Sultan Veled der ki:
"Ansızın Şems gelip ona ulaştı; ona maşukluk hallerini anlattı, açıkladı
Böylece de sırrı yücelerden yüceye vardı
Şems, Mevlana'yı şaşılacak bir âleme çağırdı, öyle bir aleme ki, ne Türk gördü o alemi ne Arap
"
Hazret-i Mevlana'nın Maşukluk Mertebesine Erişmesi: Bu hususu Sultan Veled şöyle açıklar, "
Âlemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vardır ki o, maşukluk durağıdır
Âleme bu maşukluk durağına dair haber gelmemiş, bu durakta bulunanların ahvalini hiçbir kulak işitmemişti
Tebrizli Şemseddin zuhur edip, Mevlana Celaleddin'i aşıklık ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmaması olan, maşukluk mertebesine eriştirmiştir
Esasen Mevlana, ezelde, maşukluk denizinin incisiydi, her şey döner, aslına varır
"
Kim, kimi aradı? Hatırlara gelebilecek, "Şems mi Mevlana'yı aradı, Mevlana mı Şems'i" sorusuna şöyle cevap verebiliriz: Şems, Mevlana'yı, Mevlana'da Şems'i aramıştır
Şems Mevlana'ya aşık ve taliptir, Mevlana'da Şems'e aşık ve taliptir
Çünkü aşık, aynı zamanda maşuk, maşuk aynı zamanda aşıktır
Mevlana der ki: "Dilberler (gönlü alıp götürenler, manevi güzeller), aşıkları, canla başla ararlar
Bütün maşuklar, aşıklara avlanmışlardır
Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur
Çünkü o, aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihetle maşuktur da
Susuzlar alemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar
"
Mevlana, manevi yolculuğunu, olgunluğa ermesini, şu sözünde toplamıştır
"
hamdım, piştim, yandım
" Mevlana'nın pişmesi, babası Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin'in feyizli nefesleriyle, yanması da Şems'in nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliğinin aşk ateşiyledir
Mevlana, Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamamıyla kemale ermiş bir şahsiyetti
Şems, Mevlana'ya ayna oldu
Mevlana, Şems'in aynasında gördüğü kendi eşsiz güzelliğine aşık oldu
Diğer bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah aşkını Şems'te yaşattı
Mevlana'nın Şems'e karşı olan sevgisi, Allah'a olan aşkının miyarıdır (ölçüsüdür)
Çünkü Mevlana, Şems'te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu
Mevlana açılmak üzere bir güldü
Şems ona bir nesim oldu
Mevlana bir aşk şarabı idi, Şems ona bir kadeh oldu
Mevlana zaten büyüktü, Şems onda bir gidiş, bir neşve değişikliği yaptı
Şems ile Mevlana üzerine söz tükenmez
Son söz olarak şöyle söyleyelim, Şems, Mevlana'yı ateşledi, ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki, alevleri içinde kendi de yandı
Şems ile buluşan Mevlana, artık vaktini Şems'in sohbetine hasretmiş, Şems'in nurlarına gömülüp gitmiş, bambaşka bir aleme girmişi
Şems'in cazibesinde yana yana dönüyor, ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu
Bu iki ilahi dostun sohbetlerindeki mukaddes sırrı idrakten aciz olanlar, ileri geri konuşmaya başladılar
Neticede Şems, incindi ve Mevlana'nın yalvarmalarına rağmen, Konya'dan Şam'a gitti (14 Mart, 1246 Perşembe)
Şems'in Konya'ya Dönüşü
Şems'in ayrıldığında derin bir ızdıraba düşen Mevlana, manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu, Sultan Veled'in başkanlığındaki kafileyle Şam'a, Şems'e gönderdi
Sultan Veled, kafilesiyle Şam'a vardı, Şems'i buldu ve babasının davet mektubunu, hediyelerle birlikte, saygıyla Şems'e sundu
Şems, "Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlana'nın arzusu kafidir
Onun sözünden ve işaretinden nasıl çıkabilir
"diyerek, Mevlana'nın davetine icabet etti ve 1247 'de, Sultan Veled'in kafilesiyle, Konya'ya döndü
Şemsin Kayboluşu:
Şems'in Konya'ya geri gelmesine herkes sevindi
Mevlana da hasretin sıkıntılarından kurtuldu
Artık Şems'in şerefine ziyafetler verildi, Sema meclisleri tertip edildi
Fakat huzurla, muhabbetle, dostluk içinde geçen günler pek çok sürmedi, dedikodular ve can sıkısı durumlar yeniden başladı
Şems, o bahtsız dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya uğraştıklarını bildi, Sultan Veled'e dedi ki:
Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler
Doğru yolu göstermekte, bilginlikte eşi olmayan Mevlana'nın huzurundan beni ayırmak, uzaklaştırma, sonra da sevinmek istiyorlar
Bu sefer öylesine bir gideceğim ki, hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek
Aramaktan herkes acze düşecek, kimse benden bir nişan bile bulamayacak
Böylece birçok yıllar geçecek de yine kimse izimin tozunu bile göremeyecek
" İşte Sultan Veled'e böyle yakınan Şems, 1247-1248 tarihinde Konya'dan ansızın gidip kayboldu
Şems'in kayboluşundan sonra Mevlana, herkesten onun haberini soruyordu
Kim onun hakkında aslı esası olmayan bir haber bile verse ve Şems'i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu
Bir gün bir adam, Şems'i Şam'da gördüm diye haber verdi
Mevlana buna, tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama, üstünde nesi varsa bağışladı
Dostlarından birisi, bu adamın verdiği haber yalandır, o Şems'i görmemiştir, dediğinde Mevlana şu cevabı vermiştir
"Evet, onun verdiği bu yalan haber içinde üstümde neyim varsa verdim
Eğer, doğru haber verseydi, canımı verirdim
"
Mevlana'nın Şam'a Gidişi:
Mevlana, Şems'i çok aradı
Onun ayrılığıyla, gönülleri yakan, sızlatan, nice şiirler söyledi
Onu aramak için iki kere Şam'a gitti
Yine Şems'i bulamadı
Bu son iki seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle beraber, büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu söylenebilir
Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlana, Şam'da suret bakımından Tebrizli Şems'i bulamadı ama, mana yönünden onu, kendisinde buldu
Ay gibi kendi varlığında beliren Şems'i, kendinde gördü ve dedi ki: "
Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız ikimiz de bir nuruz
Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni
Ben O'yum O da ben
"
Hazret-i Mevlana'nın Vecd ile Sema'ı:
Şeyh Selahaddin'in, Mevlana ile tanışması ta Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girdiği tarihte başlar, fakat bütün sevgilerden tamamen vaz geçip Mevlana'ya manen bağlanmasına ve vakitlerini onun sohbetlerine hasretmesine sebep şu hadisedir
Mevlana bir gün Şeyh Selahaddin'in Kuyumcular çarşısındaki dükkanının önünden geçmektedir
İçeride varak yapmak için çekiçle altın dövmekte olan Kuyumcu Şeyh Selahaddin ve çıraklarının çekiç darbelerinden çıkan sesleri duyan Mevlana, o hoş seslerin ahengi ile cezbelenir
ve vecd ile Sema etmeye başlar
Dışarıda Mevlana'nın Sema ettiğini gören Şeyh Selahaddin onun, çekiç darbelerinin ahengine, ritmine uyarak Sema ettiğini anlayınca, altının zayi olmasını düşünmez ve çıraklarına, çekiç darbelerine devam etmelerini emrederek kendisi de dışarı fırlar ve Mevlana'nın ayaklarına kapanır
Mevlana, son Şam seyahatinde, mana yönünden Şems'i ay gibi kendinde gördükten sonra, onu aramaktan vazgeçti ve kendisine Şeyh Selahaddin'i dost ve hem dem olarak seçti
Mevlana, Şems'e duyduğu muhabbet ve gönül bağlılığının aynısını Şeyh Selahaddin'e de gösterdi ve bu zat ile sükûn buldu
Mevlana, Allah'ın cemal tecellileri içinde ruhen manevi bir âlemde yaşadığından, müridlerinin irşadıyla bizzat uğraşamamış ve onların irşad ve terbiyesine, en seçkin, en ehil dostlarından birbirini tayin etmiştir
İşte Şeyh Selahaddin, bu vazifeye ilk olarak tayin ettiği dostudur
Mevlana, Şeyh Selahaddin'e yalnız manevi bir bağ ve içten gelen muhabbetiyle kalmadı, onun kızı hakkında, "Benim sağ gözüm" diyerek iltifatta bulunduğu Fatma Hatun'u oğlu Slutan Veled'e almak suretiyle aralarında bir akrabalık bağı da kurdu
Mevlana'nın, Şems ile dostluğunu çekemeyenler bu sefer de Mevlana'nın Şeyh Selahaddin'e gösterdiği yakınlığa haset etmeye başladılar
Şeyh Selahaddin'i, ümmidir diye, yüksek irşad mak----- layık görmüyorlardı
Şems'e yaptıkları gibi küstahlığa kalkıştılar
Kendisine kötü düşünce ile bakan bahtsız, zavallılara Şeyh Selahaddin, "
Mevlana, beni yalnızca herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorsunuz
Bilmiyorsunuz ki benim apaçık bir görüşüm yok, ben bir aynayım
Mevlana, ben de kendi yüzünü görüyor; ne diye kendini seçmesin? O kendi güzelim yüzüne aşık, bundan başka fikre düşmek kötü bir şey
" diyerek, kemal ve mahviyyetini göstermiştir
Mevlana ile Şeyh Selahaddin, on yıl birbiriyle adeta mest olarak görüşüp sohbet ettiler, ayrılık mahmurluğunu tatmadan, visal âleminde safalar sürdüler
Nihayet Şeyh Selahaddin hastalandı ve ebedi âlemde göçtü (1259)
Çelebi Hüsameddin, vaktiyle Konya'ya göçmüş bir soylu ailedendir ve doğum yeri Konya'dır
(1225) Çelebi lakabını kendisine veren Mevlana'dır
Gençliğinin ilk yıllarında, Ahilerin şeyhi olan babasını kaybeden Çelebi Hüsameddin, zamanının bütün ulu kişileri ve şeyhlerinden yakın alaka ve himaye gördüğü halde, bütün hizmetkârları ve arkadaşlarıyla, Mevlana'nın hizmetini seçmiştir
Böylece Mevlana'nın terbiyesinde yetişip olgunlaşmış, kâmil insan olmuştur
Eflaki, Mesnevi'nin yazılıp tamamlanmasını anlattığı bahiste diyor ki: "Mevlana Hazretleri, asil kişilerin sultanı Çelebi Hüsameddin'in cazibesi ile heyecanlar içerisinde Sema ederken, hamamda otururken, ayakta, sükunet ve hareket halinde daima Mesnevi'yi söylemeye devam etti
Bazen öyle olurdu ki, akşamdan başlayarak gün ağarıncaya kadar birbiri arkasından söyler, yazdırırdı
Çelebi Hüsameddin de bunu sür'atle yazar ve yazdıktan sonra hepsini yüksek sesle Mevlana'ya okurdu
Cilt tamamlanınca Çelebi Hüsameddin, beyitleri yeniden gözden geçirerek gereken düzeltmeleri yapıp tekrar okurdu
" Bu şekilde dikkatlice 1259-1261 yılları arasında yazılmaya başlanılan Mesnevi, 1264-1268 yılları arasında sona erdi
Mevlana'nın Beka Alemine Göçü:
Mevlana, Çelebi Hüsameddin ile tam onbeş sene güzel demler, hoş safalar sürdü
Bu müddet zarfından bahtsızların fitne ve hücumundan uzak, huzur ve sürur içinde yaşadı
Dostları onun cemalinin nuruna pervane olmuşlardı
Mevlana, artık son anlarını yaşadığını, özlediği ebedi cemal alemine kavuşacağını anlamıştı
Ansızın hastalanıp yatağa düştü
Mevlana'nın hastalık haberi Konya'da yayıldığı zaman ahali, şifalar dilemeye, gönlünü, duasını almaya geliyorlardı
Şeyh Sadreddin (? - 1274) de talebeleriyle birlikte Mevlana'ya geçmiş olsun demeye geldi ve çok üzüldüğünü beyan edip, "Allah yakın zamanda şifalar versin
Hastalık ahirette derecenizin yükselmesine sebeptir
Siz âlemin canısınız, inşaallah yakın zamanda tam bir sıhhate kavuşursunuz" diye temennide bulundu
Bu nun üzerine Mevlana: "Bundan sonra Allah sizlere şifa versin
Aşıkın maşukuna kavuşmasını ve nurun nura ulaşmasını istemiyor musun?" dedi
Şeyh Sadreddin, yanındakilerle birlikte ağlayarak kalkıp gitti
Mevlana, dostlarına ve aile efradına, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu, fakat onlar, benden de olsa, bu ayrılığı kabullenemiyorlar, ağlayıp inliyorlardı
Mevlana'nın hanımı, Mevlana'ya hitaben; "
Ey âlemin nuru, ey ademin canı! Bizi bırakıp nereye gideceksin?" diyerek ağlıyor ve ilave ediyordu
"
Hudavendigar Hazretlerinin dünyayı hakikat ve manalarla doldurması için üçyüz veya dörtyüz yıllık ömrünün olması lazımdı
" Mevlana cevaben, "
Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrud'uz, bizim toprak âlemiyle ne işimiz var, bize bu toprak âleminde huzur ve karar nasıl olur? Ben insanlara faydam dokunsun diye dünya zindanında kılmışım, yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malını çalmışım? Yakında Allah'ın sevgili dostunun, Hazret-i Muhammed'in yanına döneceğimiz umulur
"
Mevlana'nın Vasiyeti:
"Ben size, gizli ve aleni, Allah'tan korkmanızı, az yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, günahlardan çekinmenizi, oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmenizi, daima şehvetten kaçınmanızı, halkın eziyet ve cefasına dayanmanızı avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak bulunmanızı, kerem sahibi olan salih kimselerle beraber olmanızı vasiyet ederim
Hayırlısı, insanlara faydası dokunandır
Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır
Hamd, yalnız tek olan Allah'a mahsustur
Tevhid ehline selam olsun
"
Şeb-i Arus:
İrfan ve sevgi güneşi Mevlana, 5 Cemaziye'l-ahir, 672 (17 Aralık 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlaklığı ile, bütün güzellikleriyle gülerek ebediyet aleminin asumanına doğdu
Mevleviler, o geceye Şeb-i Arus derler
Mevlana'nın Cenaze Merasimi:
Müslüman olan, Müslüman olmayan, küçük büyük ne kadar Konyalı varsa hepsi, Mevlana'nın cenaze merasimine katıldı
Müslümanlar, Müslüman olmayanları sopa ve kılışla savmaya çalışarak onlar: "Bu merasimin sizinle ne ilgisi vardır? Bu din sultanı Mevlana bizimdir, bizim imamımızdır" diyorlardı
Onlar da şu cevabı veriyorlardı
"Biz Musa'nın ve bütün peygamberlerin hakikatini onun sözlerinden anlayıp öğrendik
Kendi kitaplarımızda okuduğumuz olgun peygamberlerin huy ve hareketlerini onda gördük
Sizler nasıl onun muhibbi ve müridi iseniz, biz de onun muhibbiyiz
Mevlana Hazretleri'nin zatı, insanlar üzerinde parlayan ve onlara iyilikte, cömertlikte bulunan hakikatler güneşidir
Güneşi bütün dünya sever
Bütün evler onun nuruyla aydınlanır
Mevlana ekmek gibidir
Hiç kimse ekmeğe ihtiyaç duymamazlık edemez
Ekmekten kaçan hiçbir aç gördünüz mü?
Mevlana'nın vasiyeti üzerine Şeyh Sadreddin, Mevlana'nın namazını kıldırmak üzere niyetlendiğinde dayanamayıp baygınlık geçirdi
Bunun üzerine namaza Kadı Siraceddin imamlık etti
Mevlana'ya Yeşil Kubbe denilen türbe, Sultan Veled ile Alameddin Kayser'in gayreti ve Emir Pervane'nin eşi (Sultan II
Gıyaseddin Keyhüsrev'in kızı) Gürcü Hatun'un yardımıyla Çelebi Hüsameddin zamanında yapıldı
Türbenin mimarı Tebrizli Bedreddin'dir
Selimoğlu Abdülvahid adlı bir sanatkar da Mevlana'nın kabri üzerine, Selçuklu oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen, büyük bir ceviz sanduka yaptırmıştır
Bu sanduka bu gün, Sultan"ül-Ulema Bahaeddin Veled'in kabri üzerindedir
Dantel
Mumsema
Frmacil
12-12-2007
#
2
Profil Bilgileri
mum
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
Biz Aşıklarız, Gel Bize Katıl!
"Gel, gel! Aramıza katıl! Biz, Hakka gönül vermiş, aşk insanlarıyız
Gel, gel! Bize katıl da Allah için sevgi kapısından içeriye gir
"
Hz
Mevlâna, anılacak değil, aranacak, özlenecek, yolu gözlenecek bir insandır
Onun yürek güzelliğine, bugün her zamankinden fazla muhtacız
Bu sebeple, sevgi dolu bir gönül arayan günümüz insanı hep ona yöneliyor
Maddenin kıskacında ezilmiş olan insanoğlu, ruhuna nefes aldırmak için hep ona başvuruyor
Çünkü maddî havadan çok, manevî hava bozulmuş durumdadır
Manevî havamızı sürekli temizleyen, içimizi her daim aydınlatan güzelleri kim aramaz ki?
İşte Mevlâna, yedi asır sonra, hâlâ bu fonksiyonunu icra ediyor
"Gönüllerimizin sultanı" olmaya devamdadır
Yedi asırdır süren bu gönül sultanlığı, nasıl olmaktadır?
İzi, eseri, tesiri bir süre sonra yeryüzünden silinip gidenlere karşılık, Mevlâna'nın kalıcılığını nasıl açıklayacağız?
Bu dünyada, öldükten yedi gün sonra bile unutulan insanlar vardır
Elbette bu hayret ve hayranlık verici eskimezliğin sırrı, İslâm'dadır
İslâm'da, yani Allah'a teslim olmakta
Hz
Mevlana, yoklukta varlığı bulmuştur
"Maddî ve hayvanı tarafınla yok ol ki, maneviyatta ve hakikatte var olasın
" buyurmuş, bu gerçeği de ilk önce kendi nefsine duyurmuştur
Bu sebeple o güzel insanda benlik, enaniyet ve büyüklük iddiası asla yoktur
Çünkü sahip olduğu her şeyi Allah'tan bilmiş, varlığı yoklukta bulmuştur
Yüceler Yücesi Allah, o kadar vardır ki bizim varlığımız, o muhteşem muazzam varlık ve birlik önünde yok gibidir
"Vücut, güneşin önündeki mum alevi gibidir; bir bakıma yoktur, bir bakıma vardır
"
Öyleyse insana düşen en önemli görev, O'na kul olmaktır
Zira O Yüceler Yücesine kulluk, insanı binlercenin kulu kölesi olmaktan kurtarır
Kulluğu Şeref Bilir
İşte, kulluğu şeref bilen o güzel insanın hayatının özeti:
"Üç sözden fazla değil; Bütün ömrüm, şu üç söz: Hamdım, piştim, yandım
"
Mevlâna bu sözüyle, olmanın ve olgunlaşmanın yolu olan mukaddes çileyi gösteriyor
Pişip olgunlaşmak için önce ham olduğunu kabul etmek gerek
Mevlâna devrin ilimlerinde derinleşmişti, "hocaların hocası" olmuştu
Buna rağmen eksikliğini kabul etti ve kendisini bir gönül yangınına atarak "aşk çağlayanı" oldu
Mevlâna gerçeğini bir başka güzel adam, şöyle ifade eder:
"Biz bu âleme, bir aşk için ah etmeye geldik!"
Ben Kur’an’ın Kölesiyim
Mevlâna, özünde kuldur ve dolayısıyla Allah'a bütünüyle teslim olmuştur
Yani Müslüman'dır
Bütün gönlüyle Kur'an-ı Kerim'e bağlıdır
Bunun dışındaki herhangi bir tariften de rahatsızlık, duyacağını ve üzüleceğini açıkça ifade etmiştir:
"Canım var oldukça ben, Kur'an'ın kulu (emrinde) kölesiyim
Ben Hz
Muhammed'in (s
a
v
) ayağının tozu toprağıyım
"Eğer bir kimse bu sözümden başka bir şey naklederse benden, o kimseden de o sözden de rahatsız olur incinirim!"
Hz
Mevlâna'nın bu şiirini, eski Millî Eğitim bakanlarından Hasan Ali Yücel, aynı vezinde şöyle tercüme etmiş:
Can tende var oldukça, kulum Kur'an'a,
Yol toprağıyım Peygamber-i Zişana
Hakkımda bunun zıddına söz etse biri,
Vay bu söze, vay bu böyle diyen insana!
Kur'an'a bağlıdır ama Kur'an'ın gösterdiği geniş ufukla da bütün ayrı ve başka dünyaları bilir, gezer, dolaşır
Herkese ve her kesime açıktır:
"Biz, pergel gibiyiz; bir ayağımız sağlamca Kur'an'ın hükümleri üzerinde durur, öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır
"
Ancak bu yetmiş iki milleti dolaşmak, onları nurundan yararlandırmak maksadıyladır
Manası, kafa ve kalp birikimini herkese sunmak, bütün gönülleri aydınlatmak ve karanlıkta hiç kimse kalmasın diye çırpınmaktır
Bu düşünceyle açar sinesini, Allah'ın bütün kullarına
Özellikle de hamları, günahkârları, eksik kalmış olanları arar
Maksadı ve Gayesi
Gel, gel, gel!
Ne olursan ol, gel
" diye çığlık çığlığadır
Mevlâna’nın, asıl aradığı, olmaya, imanla dolmaya, olgunlaşmaya muhtaç bulunanlardır
Toplumun olmamışlarıyla uğraşmak zordur
Gönül eğitimciliği, sonsuz bir sabır ve sınırsız bir sevgi ister
Kabaları yontmak, olmamışları oldurmak, solmuşları yeniden ve bir daha asıl renklerine kavuşturmaktır misyonu
Yani yaratılış çizgisine getirmek
Kulluk bilincine eriştirmek
Hayatın rehberi olan Kur'an'la ve yaşayan en güzel örnek olan Güzeller Güzeliyle (sav) buluşturmak
Mevlâna'nın hedefi, gayesi, maksadı budur
Bağlıları Halktandı
Mevlâna'nın en yakın çevresi, halkın fakir ve esnaf kısmından oluşuyordu
İçlerinde işçi, çiftçi, çoban, kasap, derici, dokuyucu, kâtip, hattat, esnaf olan kimseler vardı
Mevlâna daima bu mütevazi insanlarla bulunur, sohbet ederdi
Mevlâna, kalender ve edepli insan yetiştirmenin ve geliştirmenin aşkıyla yanar yakılırdı
Yine bir gün bu fakir dostlarıyla samimî bir sohbete dalmışken, onları gören Emîr Kemaleddin, Emîr Pervane'ye dedi ki: "Hz
Pir'in bütün bağlıları halktan insanlar ve esnaf
Nerede bir çulha, bakkal, terzi, kasap varsa onlar geliyorlar
"
Tabiî ki bu tespitin altında, o insanları sıradan ve basit görmek fikri vardı
Mevlâna konuşulanı duymadı, ama anladı
Devlet yöneticisi olan o kişilere dönüp şöyle konuştu:
"Bizim Mansur'umuz, hallaç (pamuk atıcı) değil midir? Ebu Bekir nessac (bez dokuyucu) değil midir? Bir azizimiz zeccac (camcı) değil midir? Sanatın, marifet-i İlâhiye (Allah'ı tanımaya) ne zararı vardır?"
Mevlâna, insanın kendi kazandığıyla geçinmesine çok önem verirdi
Zaten peygamberler ve evliya da öyle yapmışlar, kimseye yük olmak istememişlerdir
Güzeller Güzeli Efendimiz de çok vakit fakir sahabeyle oturur sohbet ederdi
Ashabını da fakirlerle, yetimlerle, güçsüzlerle beraberliğe ve sohbete teşvik ederdi
Üstelik, "Fakirliğimle iftihar ederim!" diyen de o değil midir?
Bazı Allah dostları da mektuplarını, "Hadimü'l-Fukara” (Fakirlerin Hizmetçisi) diye imzalamışlardır
Peki bütün bu çabaların mükâfatı, ücreti nedir? Sonuçta ne kazanılacaktır? Hz
Mevlâna bunu da çok kısa ve net açıklar:
"Âşıkların hizmetleri de hizmetlerine karşı aldıkları da Hak Tealâ'dır
"
Maksatların maksadı, hedeflerin hedefi, gayelerin gayesi, Allah'tır
Yegâne Sevgili de O'dur
Hatırına bütün varlığın sevildiği, Sevgililer Sevgilisi, Yüce Yaratıcıdır
"Bizim iki cihanda Allah'tan başka sevgilimiz yoktur
O'nun gamından başka hiçbir işimiz de yoktur
Aşk, ruhumun nurudur
Aşk, güzelleri yaratana dalıp, ‘ben' ve 'siz' kavramını idrakler çerçevesinden söküp atmaktır
"
"Aşk odur ki âşık gıdasını, tadını, anne baba ve kardeş sevgisini, evlât muhabbetini, şehvet zevkini ve her türlü lezzetini O'ndan alır
"
"Ey özden habersiz gafil! Sen hâlâ kabukla övünüyorsun
Dikkat et ki sevgilin, canının içindedir
Bedenin özü duygular, duyguların özü de candır
"Sen eğer tenden, duygudan ve candan geçersen hep O'nu bulursun
"
Mevlâna'ya göre O'nu bulmanın ve O'nunla olmanın en mükemmel yolu, namazdır
Namaz, Rabbimizin huzurunda, huzur bulduğumuz muhteşem bir andır
Bu an, hayatımızın bütün anlarını kapsayan bir andır
Dolayısıyla gerçek âşıkların namazı günde beş vakit değildir:
"Bize doğru yolu gösteren, bizi kötülüklerden alıkoyan namaz, beş vakitte kılınır
Hâlbuki âşıklar, daima namazdadırlar
O gönüllerdeki aşk, o başlardaki İlâhî sevgi, ne beş vakitle yatışır, ne de beş yüz bin vakitle geçer gider
”
'"Beni az ziyaret et!' sözü, âşıklara göre değildir
Gerçek âşıkların canları pek susuzdur
'Beni az ziyaret et!' sözü balıklara uyar mı? Onların canları, deniz olmadıkça yaşayabilir mi? Bu denizin suyu pek korkunçtur, ama balıkların mahmurluğuna göre bir yudumcuktur
”
"Bir an için ayrı düşmek, âşıka bir sene gibi gelir
"
Gerçekten âşık bir kul, Yüceler Yücesinden uzaklığa katlanabilir mi?
Cevabını Hz
Mevlâna şöyle veriyor: "Allah'ım, senin ayrılığından daha acı bir şey yoktur
Sana sığınmaktan gayri hareket, boş yere dönüp dolaşmak ve kördüğüm olmaktan başka bir şey değildir
"
İşte, hayatı bir kısır döngü olmaktan kurtaran sır, var ve bir olana kul olmaktır
Hem de aşkla bağlı, coşkun bir kul olmak
Tıpkı Mevlâna gibi kulluğundan duyduğu huzuru, mutluluğu, neşeyi bütün âleme haykırarak ilân etmek
"Ben kul oldum, kul oldum
Kulluk vazifemi lâyıkıyla eda edemediğim için mahcubiyetimden başımı önüme eğdim
”
Her köle, azat edilince sevinir, mesrur olur
Ben ise sana köleliğim devam ettikçe sevinir, şad olurum
Allah Sevgisi
Azat kabul etmez bir kul olmayı istiyor Mevlâna
Çünkü Rabbini çok seviyor
O sevgi öyle güzel, öyle özel, öyle tatlı ki
"Sevgiden acılar tatlılaşır
Bakırlar altınlaşır sevgiden
Sevgiden tortular saflaşır
Dertler derman olur sevgiden
Ölü, sevgiden dirilir
Şah, sevgiden köle edilir
Allah'a karşı bu sevgi ilimdendir
Saçma sapan biri, böyle bir tahta nasıl kurulur?
Eksik bir ilim nasıl doğurur bu aşkı?
Eksik ilimden, eksik bir aşk doğar maddeye karşı
Öyleyse muhabbet ve aşkı sadece Allah'ın vasfı bil
Ey aziz! Korku, Allah'ın vasfı olamaz
Havf ve haşyet, kulun vasfı ve en mühim meziyetlerindendir
Mademki (Kur'an'da) 'yuhibbunehu'yu okuyorsun,
'Yuhibbuhüm' ile de istediğine yaklaşırsın
"
Cenab-ı Hak, Maide Suresinde, "Allah onları sever (Yuhibbuhu), onlar da Allah'ı severler (yuhibbuhüm)
" buyurur
Allah sevgisi müthiş bir iksirdir; inkarcıyı bir anda mümin yapar, mümini bir anda arif edip irfan mertebesine çıkarır
Allah sevgisi olan kalpten şek ve şüphe silinir, yerine tam bir iman gelir
Gönül, sevginin yeridir
Maddî varlığımızda ikilik olabilir, ama sevginin makamı olan gönülde iki sevgiye yer yoktur:
"Senin elinin, gözünün, ayağının iki oluşu doğrudur; fakat gönül ve sevgilinin iki olması hatadır
Sevgili bir bahanedir; asıl sevgili Allah'tır
"
12-12-2007
#
3
Profil Bilgileri
mum
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
Sermâyesi kanaat olan kişinin; her yaptığı iş, tâ’at olur, ibâdet sayılır
Onun yemesi, içmesi, uyuması, Hakk’ın emrini tutması, yerine getirmesi içindir
Sakın Hak’tan başkasını dost edinme! Çünkü halkın dostu olmak, halkın gözüne girmek ömürsüzdür, ancak yarım saat sürer
Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma! Verdiği sözde duruyor mu?
Vefâsı var mı? Ası ona bak! Hakla ettiği sözleşmeyi yerine getiriyorsa, insanlara verdiği sözde duruyorsa, vefâlıysa onu istediğin kadar öv! Onun iyi vasıflarını bir bir say!
O, senin övgünden, saydığın meziyetlerden daha üstün bir kişidir
Şöhret âfettir; şöhret peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz
Eğer sen hakikati, aşk incisini arıyorsan, görünüşten kurtulman, deniz dalman, derinliklere inmen gerek! Yoksa şöhret, gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür
Kötü huy kılavuzun oldukça mutlu olacağım sanma! Sen sabaha kadar gaflet uykusundasın, ömürse kısadır
Korkarım ki, sen bu uykudan uyanınca gündüz olur
Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin
Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin! Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır
Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar
Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler
Sende bulunan beş duygu ışığını, gönül nuruyla aydınlat
Duyguları beş vakit namaz gibi bil
Gönlünse yedi âyetten ibâret olan Fatiha Sûresi’ne benzer
Her sabah göklerden bir ses gelir, gönlünden dünya sevgisini atabilirsen o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur, yol alır gidersin
Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim
Artık bu senlik ve benlik nedir?
Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız
Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz? Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor?
Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücut halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz
Fakat neden böyle şaşıyız?
Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler? Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür? Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz
Mânâların aşk burakı, aklımı da, gönlümü de aldı, götürdü
”Nereye götürdü?” diye den bana sor
Aklımı da, gönlümü de senin bilmediğin o tarafa, ötelere götürdü
Ben öyle bir revâka, öyle bir kemer altına ulaştım ki, orada ne ay gördüm, ne de gök
Öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya da, dünyalıktan çıkar, dünyalığını kaybeder
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz’den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol
Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır
Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla
Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır
Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de
Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın
Ey benim canım, şu toprak perdesinin ötesinde, gizli bir zevk, gizli bir mutlu yalayış vardır
Her şeyi gizleyen bu örtünün altında, yüzlerce güzel Yusuflar vardır
Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlığın olan ruhun kalkar
Ey sonsuz olan ruh, ey fani olan ten! Bu halin nasıl olduğunu anlamak istersen, her gece kendine bak
Uykuya dalınca tenin ölmüş gibidir
Ruhunsa cennet bahçelerine kanat çırpmaktadır
Pişman olmayı kendine âdet edinirsen boyuna pişman olur durursun! Nihayet bu pişmanlığa da daha ziyade pişman olursun! Ömrünün yarısı perişanlıkla geçer, öbür yarısı da pişmanlıkla heder olur gider! Bu fikri, bu pişmanlığı terk et de, daha iyi bir hâl,
daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara!
Köpeklerin ağzı deydi diye deniz kirlenmez
Şu tenimiz ruhumuzun bir köşküdür
Orası bir tepe, bit yıkık yer değildir
Ruhumuz bizim biricik dostumuz, yârimizdir
O, bize hiçbir zaman yabancı olmaz
Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer
Yürekli bir er, Rüstem gibi bir yiğit olmayan oraya nasıl varabilir?
Oraya varacak kişi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çeşitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kişi değildir
Oraya varacak kişi, nefsini yenen, kendi benliğini yıkıp alt eden, dünya âşığı değil, Allah âşığı olan kişidir
Böyle bir kişinin bedeni mezara girince; mezarın toprağı ile örtülünce, o bedenden tohum nasıl başverir yücelirse, tıpkı onun fini Hak tarafından kabul edilmiş ağacı yükselir, boy atar
Nurlu bir gönül erinden başka, o nura âşık olan kimdir? Aşk mumu, pervanenin gönlünden başka neyi yakar?
Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına tâc olmaktan iyidir
Gel, gel
Yine gel
Kafir, mecusi, putperest olsan da yine gel
Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel
Kamil odur ki; koya dünyada bir eser,
Eseri olmayanın, yerinde yeller eser
Baskalarına imrenme, çok kimseler var ki senin hayatına imreniyorlar
Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı
Herkesin bakmadığı yönden bak dünyaya
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol,
Sahavet ve cömertlikte akarsu gibi ol,
Tevazu ve maluliyette toprak gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol
Kamil odur ki; koya dünyada bir eser,
Eseri olmayanın, yerinde yeller eser
Kimin aşka meyli yoksa, o kanatsız bir kuş gibidir; vah ona
Kim benlikten kurtulursa, bütün benlikler onun olur
Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir
Çoban uyudu mu kurt emin olur
Cahil kimsenin yanında, kitap gibi sessiz ol
Ezel sofrası üzerinde her ne kadar halk kavgadaysa da, yediler ve yerlerse de, sofra yine o sofradır,ondan hiçbir şey eksilmez
O olduğu gibi durur
Bir kuşu bir dağın üstüne konsa, sonra uçup gitse, dağda bir fazlalık veya bir eksiklik görünür mü?
12-12-2007
#
4
Profil Bilgileri
mum
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
ŞEMS’İN GÖZÜYLE MEVLÂNÂ
Kendi Dünyasında Yapayalnız
Şems-i Tebrizî, Tebrizli bir güneş
Yapayalnız bir Allah eri
Gençliğinde kendisini anlayabilen kimse bulamamış etrafında, İlâhî marifeti, ulvî sırları paylaşabileceği bir dosta kavuşamamış
Kendisine kulak verelim: “Dost bir tarafa, babam bile beni anlamamıştı
Kendi dünyamda yapayalnızdım
” [1] Devam ediyor sırlı veli: “Kendi şehrimde bile gariptim, babam bana bir yabancı
Gönlüm ondan ürküyordu, öyle sanıyorum ki üstüme gelecek; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum
Ve diyordum ki kendi kendime: ‘Eğer benim manevî varlığım, onun mânasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki bendeki mâna onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun
Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıydım sanki
(Bunları düşündükçe) gözlerimden yaşlar boşanırdı
” [2]
Çevresindeki insanlardan hep daha farklıydı, kimse derdini anlayamıyordu: “Çocukluğumda bana hep neden hep tasalısın?’ diyorlardı; ‘Sana elbise mi lazım, yoksa paran mı yok?’ ‘Keşke’ derdim, ‘üstümdeki elbisemi de alsalar’”
[3]
Şems-i Tebrizî, önceleri Ebu Bekr Tebrîzî-i Sellebâf adlı bir zata mürid olmuş, onun gözetiminde seyr ü sülûkunü tamamlamıştı
Ancak Allah vergisi üstün yaratılışı, idrâk ve kavrayış kuvveti, gönlündeki doymak bilmez manevî açlık sürekli bir arayış içine itmişti onu
Kalıplara sığmayan, coşkun tabiatı, onu bir şeyhlik-müritlik içerisinde tutamazdı
Suyu pınarın kaynağından içmek istiyordu
Diyordu ki: “Herkes şeyhinden bahseder
Bizeyse rüyada bizzat Resulullah aleyhisselam hırka giydirdi
Fakat öyle iki günde eskiyip yıpranan, yırtılıp giden, külhanlara atılan hırkadan değil, sohbet hırkası
Öyle anlayışa sığacak sohbet de değil, öylesine bir sohbet ki ne dünü var, ne bugünü, ne de yarını
Aşkın dünle, bugünle ne işi var ki?” [4]
Seyahate koyuldu, yeryüzünü dolaştı
Bütün iklimleri birkaç defa dolaştığı rivayet edildi
Birçok veliler gördü; kutuplar, efrâd, evtâd ile karşılaştı
Dünya şeyhlerini kendisine mürid yaptığı söylendi sonraları
Ruhunun aynasını, kalbindeki sırrı açacak kilidi arıyordu
Gittiği heryerde bir hana inerdi Şems
Hep kara bir keçe giyerdi
Dünyayı dolaştıktan sonra Bağdat’a geldi
Orada büyük âriflerden Evhadüddin Kirmânî ile karşılaştı
“Ne ile meşgulsün?” diye sordu ona, “Ay’ı leğendeki suda görüyorum
” cevabını aldı; yani “dünyadaki çeşitli güzelliklerde, mutlak güzelliği arıyorum” demek istedi
Şems bunun üzerine şöyle dedi: “Boynunda çıban yoksa, niçin başını kaldırıp onu gökte görmüyorsun?” Evhadüddin: “Bugünden itibaren sana tâbi olmak, ne dersen onu yapmak istiyorum
” dedi
Şems, tıpkı yüzyıllar önce Hızır’ın Hz
Musa’ya dediği gibi: “Sen benim arkadaşlığıma tahammül edemezsin
” diye cevap verdi ve yoluna devam etti
[5]
Şems anlatıyor: “Yüce Allah’a yalvardım: ‘Beni sohbet edebileceğim bir Allah eri ile buluştur
’ Rüyada dediler ki: ‘Seni bir Allah dostuyla görüştüreceğiz
’ Sordum: ‘Nerededir?’ Ertesi gece tekrar rüyamda, ‘Anadolu’da’ diye cevap verdiler
Aradan bir müddet geçtikten sonra Mevlânâ’yı gördüm ama dediler ki: ‘Henüz buluşma zamanı gelmedi, her işin bir zamanı, vakt-i merhûnu var
’” [6] Demek ki Mevlânâ ile buluşmalarından bir süre önce Şems Mevlânâ’yı görmüş, ama buluşma zamanlarının gelmediğini anlamış olmalı
“Bende Kimsenin Görmediği Şeyi Mevlânâ Gördü”
Mevlânâ ile buluştuktan sonra bütün o huzursuzlukları, arayışları, yerini mutlak bir huzura bırakmıştı
İçinde kimsenin anlayamadığı o mânayı Mevlânâ anlamıştı
Sultan Veled anlatıyor: “Bir gün Şems-i Tebrizî babama şöyle diyordu: ‘Benim Tebriz’de Ebu Bekr adında bir şeyhim vardı
Sepet örer, onunla geçinirdi
Bütün velâyetleri ondan aldım
Fakat bende öyle bir şey vardı ki, şeyhim görmemişti onu
Kimse de görmemişti ya zaten
İşte o şeyi, şimdi Hudâvendigârım Mevlânâ gördü
’” [7]
Çok Allah dostu gördü Şems, ama hiçbirinde Mevlânâ’da bulduğunu bulamadı: “Birçok erenleri içten severim ve onlara olan sevgimi pek belli etmem
Birkaç kişiye içimdeki sevgiyi dışarıya vurdum, onlar benimle beraber iken sohbetimi ve beni anlayamadılar
Dostluk bozulmasın diye kusuru hep kendime yükledim
Ama sevgimi Mevlânâ’ya açınca arttı ve hiç eksilmedi
” [8]
Şems, Mevlânâ’nın kendisine karşı olan muhabbetini ve ilgisini daima takdirde andı, o sevgiyi başka hiçbir yerde göremedi: “Bana ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi gösterdi
O benim sözlerimi en hoş biçimde söyler
O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri yapmıştır
” [9]
Mevlânâ sevgisi öyle bir şeydi ki, her türlü yorgunluğa, sıkıntıya değerdi
İhtiyar Şems Mevlânâ’ya hitaben diyor ki: “İki yıldır yol yorgunluğu çekiyorum, ağrılarım var hâlâ geçmedi
Şimdi tekrar Konya’dayım, ağrılarım da arttı
Bu şehri altınla doldursalar da bu çektiğim zahmetlere değmez
Ama senin bu sevgin var ya, o buraya çekiyor
” [10]
Şems için maksat hal ehli, birbirini anlayan iki dostun kavuşmasıdır, gerisi lâf ü güzaftır: “Bu iki cihanın yaratılma gâyesi iki dostun kavuşmasıdır
Bu iki dost Allah için gösterişten, her türlü hevesten uzak yüzyüze gelmeli
Ekmek, fırın, kasap gibi [dünyevi] gaileler olmamalı
Şimdi Mevlânâ’nın huzurunda öyle mutluyum ki!” [11]
Şems mi Mevlânâ’nın mürşidiydi, Mevlânâ mı Şems’in? Hakikat şu ki, iki güneş birbirine ayine oldu
Şems ne diyor kulak verelim: “Mevlânâ’ya geldiğimde ilk şartım ona şeyhlik etmemekti çünkü Mevlânâ’ya şeyhlik yapacak kişiyi Allah henüz yeryüzüne göndermedi
O da insan olamaz
Ben de müritlik yapacak nitelikte değilim, o hal kalmadı bende artık
” [12]
“Bana yaraşan, zâhirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır
Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez
” [13]
Şems coşkun bir ânında söylüyor: “Hoş söylerim, neşeli söylerim
İçimde aydınlık var, ışık var
Kaynayan bir su gibi içten içe coşuyordum
Mevlânâ’nın varlığı bana ulaştı ve bu su akmaya başladı; gürül gürül, taze, âb-ı zülâl gibi
” [14]
Şems diyor ki: “Güneşin yüzü Mevlânâ’ya dönüktür
Çünkü Mevlânâ’nın da yüzü güneşe yönelmiştir
” [15]
Şems Mevlânâ hakkında uzun ömür duaları ediyor: “Ben ‘Yüce Allah Mevlânâ’ya uzun ömürler versin’ diyeyim, sen de ‘âmin’ deyiver
Allah onu bize, bizi de ona bağışlasın
” [16]
“Allah Mevlânâ’ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz gibi olan uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı
” [17]
Şems için Mevlânâ biriciktir; dünya bir yana o diğer yanadır
Bir toplantıda birine şöyle diyor: “Eğer sen vefalı bir dost bulmadınsa, ben Mevlânâ’yı buldum
” Sonra yüzünü Mevlânâ’ya çeviriyor: “Sen dünyaya tek geldin ve bütün insanlar arasında meydandan topu kaptın, hepsini geçtin, bütün dünyayı aşkınla sarhoşa döndürdün
” [18]
Mevlânâ gerçek bir Peygamber vârisidir: “Kim peygamberleri görmek isterse Mevlânâ’ya baksın
Peygamberlerin hal ve hareketleri ondadır
Eğer ‘Alimler peygamberlerin varisleridir’ sözünün anlamını bilmek istiyorsan, git Mevlânâ’yı gör!” [19]
Şems, Mevlânâ’yı o denli sahiplenmişti ki, herkesi onunla görüştürmüyordu
Medrese hücresinin kapısı önünde oturur, Mevlânâ’yı soranlara: “Mevlânâ’yı sana göstermem için ne getirdin? Şükrane olarak ne vereceksin” diye sorardı
Bir gün münasebetsizin biri: “Sen ne getirdin ki bizden bir şey istiyorsun?” dedi
Şems: “Ben kendimi getirdim, başımı onun yoluna feda ettim” diye cevap verdi
[20]
Şems halkın dedikodularından bunalıp Konya’yı terkedip Şam’a gittikten sonra, Sultan Veled onu Konya’ya geri getirmek için yola koyulmuştu
Şam’da Şems’i bulunca ona diller döktü, babasının ona öğrettiği güzel sözleri söyledi
Şems gözünün rahatsızlığını bahane göstermiş, ama Sultan Veled ikna olmamıştı
Gerisini Şems’ten dinleyelim: “O zaman gözümün rahatsızlığından bahsetmiştim; ‘Bu benim elimde değil, gaip âleminden gelen bir engeldir
Siz gidin!’ Bana yalnız Mevlânâ’nın mektubu kâfidir, bana gönderdiği oğlu Sultan Veled dedi ki: ‘Siz olmadan geri dönersem Mevlânâ bana ne der? ‘Behey akılsız! Ben seni gönderdim ki o zatı getiresin
Madem ki sen gittin, onu buldun, sana gözünün ağrıdığını söyledi, o zaman sana yaraşan orada beklemek, ona hizmet etmek, iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı
’ demez mi?’ Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir
O sözleri, o alçakgönüllülüğü Mevlânâ öğretmiştir
Bu incelik, bu latif cevaplar hep Mevlânâ’dan kaynaklanıyor, bana gerçekten büyük ilgi göstermiştir
” [21]
Şems’in Mevlânâ sevgisi öyle büyüktü ki, gündüz beraberlik yetmiyor, rüyasında dahi onu görüyor, sohbette bir mesaj vermek isterken söze onu da dahil ediyordu: “Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kur’an’daki şu ayeti okuyorduk: ‘Herşey yok olacaktır, Ancak O’nun vechi müstesna
’” Şems sözünü şöyle bağlıyor: “Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa, ancak dostların yüzüdür
” [22]
Şems, Mevlânâ ile aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeyleri söylüyor, onun kendininkine aykırı bir görüşü olacağını dahi tasavvur etmeyecek derecede: “Ben konuşurken, söz Mevlânâ’nın sözüdür derim
Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz
Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir şey söylesin
” [23]
Mevlânâ’yı hep kendinden üstün görür: “Ben Murad, Mevlânâ ise Murad’ın Muradı olmuştur
” [24]
O varken başka kimseyle yarenlik istemez: “Mevlânâ’dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim
” [25]
Şems’in gözünde, Mevlânâ’nın kıskançlığı da güzeldir: “Kira Hatun kıskançtır, Mevlânâ da kıskançtır
Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır
” [26] Bir başka mecliste de, bu güzel kıskançlığı şöyle açıyor: “Kıskançlığın iki mânası vardır
Biri insanı cennete götüren kıskançlıktır
Bu, hayır işinde başkalarından geri kalmamak için gösterilen kıskançlıktır
” [27]
Mevlânâ’nın da hazır bulunduğu bir sohbet meclisini şu sözlerle terkeder Şems: “Mevlânâ’nın sohbetinden, onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım, tekrar teşekkürler sunayım
” [28]
Birini övdüğünde, bir meseleyi açtığında Mevlânâ’yı da şahit göstermek, sözüne onu da katmak ister: “
Muhammed Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi
Yazdığı eserler güneşten daha parlaktır
Bunu Mevlânâ da bilir
” [29]
Şems’e göre Mevlânâ, Şems’in sözünü dahi daha iyi aktarır başkalarına: “Yüce Allah’ın zatına and içerim ki, Mevlânâ eğer benim sözlerimi başkalarına aktarmak istese, benden daha iyi aktarır
Bunu daha güzel nükteler ve mânalarla süsler
” [30]
Mevlânâ’nın iyiliklerini asla unutmaz: “Bir kimse birini gerçekten sevdiğini iddia ederse, ondan delil istenir
O delil ise bağışta bulunmaktır
Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti, geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu, beni korudu
Bunların hepsini Allah’ın bir lütfu sayarım
” [31]
Mevlânâ ile Şems
Böyle bir dostluğu, böyle lâhûtî bir muhabbeti tarih çok az kaydetmiştir şüphesiz
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Şems-i Tebrizî, Makâlât, (çev: Nuri Gencosman; 1974-1975) I, 234; Erkan Türkmen, Şems-i Tebrizî’nin Öğretileri, Konya, 2005, 40
[2] Makâlât, I, 234
[3] Makâlât, II, 99
[4] Makâlât; A
Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddin, İstanbul, 1985, 51
[5] Ahmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I-II, (çeviren: Tahsin Yazıcı), 1973, II, 77-78
[6] Makâlât, I, 274; Eflâkî, II, 125-126; William Chittick, Me&Rumi: The Autobiography of Shams-i Tabrizi, 2004, Kentucky-Kanada, 179; Erkan Türkmen, 46
[7] Eflâkî, II, 123; A
Gölpınarlı, 50
[8] Erkan Türkmen, 60
[9] Makâlât, I, 295
[10] Makâlât, I, 297; Erkan Türkmen, 39
[11] Makâlât, I, 358; Erkan Türkmen, 48
[12] W
Chittick, 212; Erkan Türkmen, 62
[13] Makâlât, I, 151
[14] Erkan Türkmen, 63
[15] Makâlât, I, 174; II, 31
[16] Makâlât, I, 186
[17] Makâlât, I, 298
[18] Eflâkî, I, 322
[19] Eflâkî, I, 308-309
[20] Eflâkî, II, 125
[21] Makâlât, I, 201
[22] Makâlât, I, 279
[23] Makâlât, I, 294
[24] Makâlât, I, 295
[25] Makâlât, I, 233
[26] Makâlât, I, 305
[27] Makâlât, I, 305
[28] Makâlât, 305
[29] Makâlât, I, 308
[30] Makâlât, I, 308
[31] Makâlât, 262
12-12-2007
#
5
Profil Bilgileri
mum
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
kabri
12-12-2007
#
6
Profil Bilgileri
mum
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
MEVLEVİLİK
Mevlana Celaleddin Rumi'nin (d
1184 Belh, Horasan-ö
1273 Konya) düşünceleri çevresinde kurulan tarikat
Babasının düşüncelerini sistemleştirdiği ve tarikat biçiminde örgütlendirdiği için Mevlana'nın oğlu Sultan Veled (ö
1312) Mevlevilik'in asıl kurucusu ve ikinci piri sayılır
Mevlana'nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı bilinmektedir
Sözgelimi kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü
Diğer tarikatlar gibi özel giysilerle ayrılma yoluna da gitmemişti
Bilinen başlıca uygulaması müridliğe kabul edilenlerin saç, sakal, bıyık ve kaşlarından birkaç kıl kesmek, kendisine halifelik verilenlere de bugün hırka denilen geniş kollu, yakasız, önü açık bir giysi olan fereci giydirmek, halkı aydınlatma görevini simgelemek üzere bir çerağ vermekti
Mevlevilik'in başlıca kurallarından birisi olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı
Ancak oğlu Sultan Veled, halifeliği döneminde Mevlana'nın düşüncelerini temel olarak Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi
Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır
Gerçeğe ulaşmak için insan tabiatına aykırı yöntemlere başvurulmamalıdır
Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi değildir
Zikir ancak düşünceyi harekete geçirdiği ölçüde yararlıdır
Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir
Bunun için de isimlerden ve kelimelerden geçip Allah'ı bulmak Allah dışındaki varlıklardan (masiva) arınmak gerekir
Bütün varlığı kuşatan Allah'ın varlığı tek gerçektir
Varmış gibi görülen varlıklar gerçekte yoktur; varolan, bu varlıklar aracılığı ile kendini gösteren Allah'tır
Evren her an yeniden yaratılmaktadır
Zıdlar alemi olan bu dünyada herşey izafidir
Allah'ı gerçek anlamda tanımayan insanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar
Bu kölelikten kurtulmanın tek yolu da Allah aşkıdır
Mevleviliğe göre mürid kendini mürşidinde yok etmeli, kendine baktığında mürşidini görmelidir
Mürşidinin tüm isteklerini tereddüt etmeden kabul etmeli, ona itaatı Allah'a ve Peygamber (s
a
s)'e itaat, muhalefeti de Allah ve Peygamber (s
a
s)'e muhalefet bilmelidir
Kendisini şeyhinden uzaklaştıracak hiçbir sözü dinlememeli, onun iyiliğin mutlak temsilcisi olduğuna inanmalı, hakkında kötü düşünmemeli, yanında çok konuşmamalıdır
Nefsini zayıflatmaya, riyazet ve mücahede ile öldürmeye çalışmalıdır
Kötülüğü buyuran nefsi (nefs-i emmare) ancak mürşid öldürebilir
Bu nedenle mürid mürşidinin irşadına sıkı biçimde sarılmalıdır
Mevlevilikte başlıca tarikat ayini, âyin-i şerif de denilen semadır
Belli kurallar içinde ve müzik eşliğinde yapılan semadan başka zikir telkini, tac ve hırka giyme, halvet, tarikata giriş, halifelik verme de belli kurallara bağlanmıştır
Sözgelimi zikir telkininde şeyh müridi önüne oturtarak elini tutar, bütün günahlardan sakınacağına, iyilik ve takva üzere bulunacağına dair söz alır, kelime-i tevhidi üç kez telkin eder, sonra da onun için dua eder
Duanın arkasından şeyh, dünya ile ilgisini kestiğini simgelemek üzere müridin saçından birkaç kıl keser
Halvet, diğer tarikatlarda olduğu gibi kırk gün süren bir ibadet, riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır
Binbir gün süren bu halveti (çile) tamamlayan kişiye derviş adı verilir
Tac ve hırka giydirme de küçük bir törenle yapılır
Tac giyecek mürid başını açarak şeyhin önüne oturur, başını şeyhin dizine koyar
Mevlevi silsilesini okuyan şeyh Allah'tan müridi fakirlik yolunda (tasavvuf) başarılı kılmasını, başına manevi bir tac ihsan etmesini dileyerek tacı giydirir
Fatiha sûresini okuyarak dua eder
Hırka ise ayakta giydirilir
Yine mevlevi şeyhleri silsilesi ve Fatiha okunur, dua edilir
Duanın arkasından hırkası giydirilen mürid şeyhin ve orada bulunan büyüklerin ellerini öper
Halvetten çıkmış, eğitimini tamamlamış ve gerekli olgunluğa ulaşmış dervişlere verilen üç tür halifelik vardır
Bunlar suret-i hilafet, mana-yı hilafet ve hakikat-ı hilafet olarak anılır
Suret-i hilafet, bir dervişe bir tekkenin yönetimini yürütmesi amacıyla verilen halifeliktir
Bu tür halifeler irşad yetkisine sahip değildir
Mana-yı hilafet, seyr-ü süluk denilen tasavvufi yolculuğun makam ve mertebelerini iyi bilen, Allah'ı tam anlamıyla tanıyan dervişe halkı irşad etmesi amacıyla verilen halifeliktir
Hakikat-ı hilafet de doğrudan irşad ve şeyhlik yetkisiyle verilen halifeliktir
Şeyhlik makamı boş olan tekkelere atanacak şeyhler bu halifeler arasından seçilir
Mevleviliğe mensup kişiler seyrü sülukteki durumlarına göre çeşitli derecelere ayrılır
İlk dereceyi mevlevilerin büyük çoğunluğunu temsil eden muhibler oluşturur
Seven kişi demek olan muhib, mevlevi kurallarına göre sikke tekbirletip tarikata giren, ancak dervişliğe ikrar vermeyen müriddir
İkinci derecede dede de denilen dervişler yeralır
Derviş ikrar verip tekke mutfağında (matbah) üç gün saka postunda oturan, kararından dönmezse arakiye ve hizmet tennuresi giyinip çeşitli hizmetlerle binbir gün halvet (çile) çıkaran, onsekiz gün süren hücre çilesini de tamamlayan mevleviye verilen addır
Şeyhler üçüncü dereceyi oluşturur
Şeyh, bir tekkeyi yönetmek, muhib ve dervişlerin yetiştirme yetkisine sahip olan mevlevidir
Mevlevilikte son dereceyi halifeler meydana getirir
Halifeler, başkasına halifelik verme yetkisine sahip şeyhlerdir
Sultan Veled'ten sonra bütün Mevleviliği temsil eden Konya'daki merkez tekke şeyhliğinin babadan oğula ya da ailenin büyüğüne geçmesi gelenekleşti
Bu geleneğe bağlı olarak şeyhlik makamına oturan kişiye Çelebi adı verildi ve zamanla merkez tekke şeyhliği Çelebilik makamı olarak anılmaya başladı
Çelebiler, başlangıçta, şeyhlik makamında oturan kişi tarafından önceden belirlenirdi
Sonraları çelebiler dedelerin onayıyla atanmaya başladı
Daha sonra da, adaylar arasındaki çekişmeler nedeniyle çelebiler padişah iradesiyle atanır oldular
Mevlevilik Türk düşünce ve sanat hayatına önemli etki ve katkıları olan bir tarikattır
Mevlana'nın vahdet-i vücud (varlık birliği) anlayışına dayanan düşünceleri yüzyıllar boyunca etkisini sürdürmüş, günümüze kadar canlılığını koruyabilmiştir
Mevlevi tekkeleri, tarikat faaliyetlerinin yanısıra bir sanat ve kültür kurumu gibi çalışmış, baştan beri birçok şair, yazar ve bestecinin yetiştiği merkezler olmuştur
Osmanlılar döneminde Türkiye'de en yaygın tarikatlardan birisi olan Mevleviliğin faaliyetine, diğer tarikatlarla birlikte, 13 Eylül 1925 tarihli bir kanunla son verildi
Faaliyetini bir süre Şam'da sürdürmeyi denediyse de başarılı olamadı
Ancak 1926 yılında Konya'daki merkez tekke ve Mevlana türbesi müze olarak yeniden açıldı
Günümüzde de her yılın Aralık ayında Konya'da turistik amaçlı mevlevi ayinleri icra edilmektedir
Ahmet ÖZALP
29-03-2008
#
7
Profil Bilgileri
b1t_trojan
--->: Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi
Allah [c
c] razı olsun çok güzel ve kapsamlı bir paylaşım yapmışsın
Tags
:
bilgi
,
celaleddin
,
genis
,
hakkinda
,
mevlana
,
rumi
Mevlana Celaleddin Rumi hakkında geniş bilgi ile ilgili Benzer Konular
699 Kez Görüntülendi
popomundo hakkında geniş bilgi
Diğer Online Oyunlar
Mevlana Celaleddin-i Rumi - Hayatı
Düşünürler-Flozoflar
w810i hakkında geniş bilgi
Sony Ericson
Hazret-i Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
21:34
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545