Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Sahabeler ve Alimler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı ile ilgili Benzer Konular
4114 Kez Görüntülendi

Bediüzzaman Said-i Nursi - (Üstadım) Sahabeler ve Alimler
Bediüzzaman Said Nursî (Bediüzzaman Said Nursî Hakkında) Düşünürler-Flozoflar
Bediüzzaman Said Nursî Kimdir? Yazarlar ve Şairler
Bediüzzaman Said Nursi Hz`nin (KÜLLİYATI) no rapid Dini Programlar
Bediüzzaman Said Nursi Sahabeler ve Alimler

Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s) | Onlar gibi olmak için ..
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 26-04-2008   #11
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı

--->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı konulu ikinci sayfa görüntüleniyor Mumsema.net


Cemil Meriç'e Göre Said-i Nursî
HÜSEYİN YILMAZ TARAFINDAN KALEME ALINMIŞTIR

Hayata gözlerini 12 Aralık 1916’da, Hatay Reyhanlı’da açar, Hüseyin Cemil Meriç Gözlerinin hayat arkadaşlığı otuzsekiz yıl sürer, vefatına kadar devam edecek otuzüç yılı onların rehberliğinden mahrum yaşar Yaşamak ne kelime, otuzüç yıl süren bir isyan, körlüğe isyan Nihâyet her fâninin hayatını noktalayan ecel, Meriç’in çileli hayatına 13 Haziran 1987’de son verir Cumhuriyet devrinin bu kutup yıldızı âhiret yolculuğuna çıktığında yetmişbir yaşındadır ve arkasında cihânşümûl zekâları doyuracak çapta muazzam bir eser külliyatı bırakmıştır
Meriç, her şeyden çok mütefekkirdir, düşünce adamıdır Düşünca adamı, bitmek tükenmek bilmeyen arayışları olan adamdır Suya hasret çöl hayvanları gibi yaşar Susuzluğunu gidermek için, vehimlerin vücut verdiği bütün vahalara koşar; bütün kaynaklara eğilir, hepsinden içmek ister Maksadı kanmaktır, kanmak ve sükûn bulmak Meriç’in hayatı, hakikati bulma arayaşıları ile geçer Düşünce mabedlerini ard arda ziyaret eder, nefes nefese dolaşır zirveleri Tecessüslerinin emrinde düşünce ırmaklarına dalar, ummanlarda kulaç atar Hakikati bulma ümidiyle bataklıklara bile dalar
Mütefekkirin susuzluğunu giderebileceği kaynaklar nâmütenâhi değildir Dün kana kana içtiği kaynağa bu gün iğrenerek bakar; zirâ önceki gün su sanıp doyasıya içtiği mainin bir lağım sızıntısı olduğunu farketmiştir Bâzen şelalelerin gürültüsüne koşar , ayağı kayar ve bir uçurumun dibinde bulur kendisini Yara bere içinde kaldığına aldırmaz, suyun şırıltısı ile mesttir Doyasıya içer Ama bu kaynak da saf değildir, susuzluğunu gidermek yerine daha çok susatır
Meriç, Batı’nın düşünce kaynaklarının içinde meydana getirdiği yangını söndürmenin Şark’ın semavî irfanıyla mümkün olduğunu ömrünün son çeyreğinde iyiden iyiye hisseder Bu münzevî düşünce fâtihi, bilhassa iki isim karşısında ürpertiler geçirir Biri Rifai, diğeri Bediuzzaman Kenan Rifai, Meriç’in hayâl ve ümitlerine hakikat zenginliği katar, içini ferahlatır, ürpertiler geçirmesine sebep olur,
heyecanlarını dalgalandırır Rifai, huzurunda sükûn bulunacak bir tasavvuf ehlidir, mütefekkir için “Bir parça Hint, bir parça Mevlâna Ve kanma bilmeyen bir yaşama susuzluğu O da bir tekrar Ama şeriatın katı kaidelerine mahpus değil Aşkı dinleştiren bir tanrı adamı” (1) diye sever onu
Bediüzzaman’a gelince Meriç, tek kelime ile, Üstâd’a hayrandır Ruhî med ve cezirleri bu hayranlığa gölge düşürmez Mahrem ve has sohbetlerdeki tenkidadatı sıradandır ve çoğu zaman mütefekkirin öğünme ihtiyacını besler Efkâr-ı ammenin huzuruna çıkan bütün düşüncelerinde Bediuzzaman’a duyduğu hayranlığı haykırmakta tereddüt etmez Nitekim Said-i Nursi hakkında yazılmış edebi metinlerin en güzellerinden birine, belki de en güzeline imza atar Gençliğinde komünistlikle itham edilip takibat gören Meriç, vefatına 4 yıl kala, 7 Mart 1983 târihli Hamle dergisindeki yazısında Üstâd’ı övdüğü için yargılanır(2)
Daha 1963’te Jurnal’ine düştüğü not bu bahis için kayda değerdir:
“Said-i Nursî'nin risâlelerini okumak için toplanan üç beş vatandaşın tevkifi, tabiî hukuk bakımından hamakatle kaynaşan bir cinayettir Ahlâksızlığın, bencilliğin, kayıtsızlığın ferman ferma olduğu bir ülkede, bir kitabı, ahlâktan, insanlıktan bahseden bir kitabı okuyanlar ancak takdire lâyıktır Soğuk ve süprüntülüklerden devşirme, maddeci, sözde maddeci yayınlardan tiksinen, kendilerine insaniyetçi süsü veren bir alay -----nin sapıklıklarına iğrenerek bakan ve bir kurtuluş arayan samimi çocuklar Davranış bakımından kendimi onlara çok yakın buluyorum” (3)
Eserlerinde, yazılarında ve sohbetlerinde Said Nursi’ye atıflarda bulunur Meriç Kader bahsi gibi zor bir mevzuu okuyucuları için Üstad’ın rehberliğinde vuzuha kavuşturmaya çalışır Yirmialtıncı Söz’ün kısa bir hülâsasından sonra aczini ve Bediuzzaman’a duyduğu hayranlığı şu ifadelerle haykırır:
“Yazı şu ezelî hükümle tuğralanıyor:
“Üstâd şimşek pırıltıları ile aydınlanan bu karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor Üslûb kesif v e izahlar inandırıcı Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idrâke seslenişi, yaralanan bir idrâke, yabancılaşmış bir idrâke İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirleri ne kadar anlayabiliyoruz? Heyhat; ne meselenin kendisine âşinâyız, ne mefhumlara” (4) Said-i Nursi ve Risâle-i Nur Külliyatı, Meriç’in hakikat arayışını bitirecek, susuzluğunu giderecek kaynaktır Bunu o da hissetmiştir: “Said-i Nursî kavliyle fiilini birleştirmiş insan Mücâhit insan Kürtçü değil O devirde tek başına karşı koyabilmiş Düşüncesinde sosyalizm, sınıf çatışması da var Adamı inceledikçe hürmetim artıyor” (5) der
Ne var ki, Meriç hiç bir zaman şâkirt olamaz Düşüncesindeki istihâleye amelî hayatı ayak uyduramaz ve buhranlar geçirir Üstâd ona göre, inzibat adamıdır Amelde daha esnek ve daha kucaklayıcı gördüğü Kenan Rifai’ye bu sebeple sığınır Nasip meselesi deyip, geçelim
Benim için Meriç, düşüncesi kadar, hattâ ondan da çok, üslûb ve dil noktasından hayranlık uyandırıcıdır Türkçe için Meriç büyük hazine ve emsâlsiz kaynaktır Türkçe konuşan, Türkçe yazan kaç kişi bunun farkında? Bilmiyorum Ama en azından Millî Eğitüim ve Kültür Bakanlıkları bütün unsurlarıyla bu hazinenin farkında olmaya mecbur değiller mi? Belki, bu suale verilecek menfi bir cevap bütünüyle haksızlık olur, ama yapılması gerekenlerin çokluğu düşünülünce bu sual kaçınılmaz oluyor Evet, Türkçe konuşan herkesin Cemil Meriç’e bir borcu vardır: Milleti millet yapan temel unsurlardan biri olan dillerine yaptığı büyük hizmete karşılık, şükran borcu
Mütefekkir’i vefat yıl dönümü münasebetiyle rahmet ve mağfiretle anarken, yazıyı onun o veciz ifadelerinin muhteşem bir tablosu ve intibahının bir vesikası gördüğüm o harika metinle noktalayalım:
“Said Nursi
“Said'in müridi, bir havariler ormanı Yekpare ve kesif Ağaçlar kaynaşmış birbirleriyle Ve bağrında adsız bir uğultu yükseliyor Bir fırtına rüzgârına benzeyen Nur risâlelerinin zaman zaman boğuk, zaman zaman heybetli yankısı
“Said, dağbaşında va'z eden bir mürşit Hor görülenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesleri çiğnenenler ona koştu akın akın
“ Nass'ların yalçın duvarları arkasından geliyordu bu ses, târihin içinden geliyordu: kabuğuna çekilmiş yüz binlerce insanı uyandırdı Bu hayalî insanlar o konuştukça gerçekleşti Yâni, Nurculardan önce kelâm var
“ O konuştukça, laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer Kentle köy, çağdaş uygarlık düzeyi (!) ile Anadolu, tereddütle inanç karşı karşıya geldi
“ Nurculuk, bir tepkidir Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı îmanın, Batı'ya karşı Doğ'nun isyanı Her risâle bir çığlık, şuuraltının çığlığı Zulmün ahmakça taarruzu olmasa, bu münzevi ses böyle sayhalaşır mıydı?
“Tanzimattan beri her hisarı deviren teceddüt dalgası ilk defa olarak Nur kalesi önünde geriler Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın, devrim yobazları için bir yüz karasıdır Düşünmezler ki kendi yüz karaları bu Nurcuları yok farzetmek,gaflet Nurcular adalarında kendi hayatlarına devam edebilirler Ama kökünden kopmak kimseye mutluluk getirmez Aydının görevi fildişi kulesini yıkarak bu mazlum kitleyi muhabbetle bağrına basmak, acısını anlamağa çalışmak
“ Said-i Nursî, bir kavga adamı Yalçın bir irade, taviz vermeyen bir mizaç, tefekkürden çok iman Said'in kavgası, Yogi ile Komiser'in kavgası (6)
-------------------------------------------------------------
Notlar:
1 - Cemil Meriç, Jurnal 2, sayfa 215, İletişim Yayıncılık AŞ, 3 Baskı, 1993
2 - Halil Açıkgöz, Cemil Meriç ile Sohbetler, 31, Seyran İktisadi İşletmesi 1993
3 - Cemil Meriç, Jurnal 1, sayfa 62, İletişim Yayıncılık AŞ, 2 Baskı, 1992
4 - Cemil Meriç, Kırk Ambar, sayfa 419, Ötüken Neşriyat, 1980
5 - Halil Açıkgöz, Cemil Meriç ile Sohbetler, sayfa24, Seyran İktisadi İşletmesi 1993
6 - Cemil Meriç, Bu Ülke, Sayfa 246-247, İletişim Yayıncılık AŞ, 7 Baskı, 1992

 

alicanavar is offline  
Alt 28-04-2008   #12
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



DEĞERSİZ DALLARDA ASILMAMA PERVAM YOKTUR MUHAKAK MUCADELEM ALLAH VE DİN İÇİNDİR (Bediüzzaman)

Risale-i Nur Nedir ve Nasıl Bir Tefsirdir?

Bediüzzaman Said Nursi’nin telif etmiş olduğu ve 130 parça eserden oluşan Risale-i Nur Külliyatı bu asrın idrakine ve ihtiyacına göre sünuhat ve ilham kabilinden olarak yazılmış olan Kur’an-ı Kerim’in manevi bir tefsiridir Bilindiği üzere tefsir iki kısımdır

Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler Bu bölümde ayetler Fatiha Suresi’nden başlayarak sona kadar sıra ile tefsir edilir

İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir Bu kısmın çok ehemmiyeti var Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir Birincisi ibaresini izah eder, ikincisi de hakikatlerini ispat eder Risale-i Nur bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı olduğuna, ehl-i dirayet ve dikkat yüz binler şahitler var Risale-i Nur, Kur'an-ı Hakîmin hakîki bir tefsiridir Ayetler, sırasıyla değil, devrin ihtiyacına cevap veren îmanî hakîkatleri beyan eden ayetler tefsir edilmiştir Risâle-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsâlsiz bir tarzda, muannid feylesofları susturan bir mânevî tefsirdir Bu ikinci kısım tefsiri malum olan tefsirler bazen kısa olarak geçmektedirler Fakat Risale-i Nur, bu ikinci kısmı esas tutmuş ve bütün kuvvetiyle bu ciheti ispat etmeye çalışıyor Bu çeşit tefsirler sünuhat ve ilham kabilinden olup doğrudan doğruya vahyin menbaı olan Hazreti Muhammed (ASM)’in manevi ilham ve telkinatıdır Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi-i Şerif’i, Hz Ali’nin Celcelutiye Kasidesi, Abdulkadir-i Geylani’nin Fütuh-ul Gayb Risalesi hep bu manevi tefsirlerdendir

Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir şekilde, çekici bir uslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor
Şimdiye kadar ispat edilemeyen iman hakikatlerini iki kere iki dört eder derecesinde ispat etmiştir Bunlardan haşir meselesinde İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, "Akıl buna yol bulamaz" demiş Yani böyle diyenlerin namına kendisi de aczini itiraf etmiştir Demiştir ki: “Haşir meselesi nakli bir meseledir, iman ederiz fakat akıl buna yol bulamaz yani akli deliller ile ispat edilemez” manasında söylemiştir Onuncu Söz risalesi, o zâtın dehâsıyla yetişemediği hakikatleri, avamlara da, çocuklara da bildiriyor

Hem kader ve cüz-i ihtiyarinin ispatı meselesinde Sad-ı Taftazani gibi büyük bir alim ancak 40 sayfada ve o da alimlerin alimlerine anlatabildiği ve hatta bu meseleyi avam içinde konuşmayı uygun görmedikleri halde, Risale-i Nur ise 26 Söz olan Kader Risalesinde 2 sayfada çocuklar dahi anlayacak şekilde izah ve ispat etmiştir, meydandadır ve bakılabilir

Hem kainatın yaratılmasının hikmetlerini ve kainatın tılsımı, Yirmi Dördüncü Mektup ve Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Sözün, tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir Bu derece müşkil meseleleri en basit bir şekilde ve herkesin istifade edeceği bir tarzda izah etmek harika olmazsa nedir?
Hem her tabaka insan Risale-i Nur’dan istifade etmektedir Bir köylüden bir vekile, bir öğrenciden bir profesöre, 7 yaşındaki bir çocuktan tut 70 yaşındaki ihtiyarlara kadar her taife Risale-i Nur’dan istifade etmektedir

Hem her taife derecesine göre istifade etmesi, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın bir rahmeti ve Kur’an-ı Kerim’in bu asırda bir kerameti olduğu aşikardır Çünkü her okuyan mutlaka istifade etmiştir İstifade etmeyen olmamıştır Derecesine göre istifadeler de değişiktir Hiçbir dinsiz filozof tarafından tenkit edilememesi de ayrıca bir keramettir Onların damarlarına şiddetli bir şekilde dokundurduğu ve mesleklerini en aşağı bir dereceye düşürdüğü halde hiçbir filozof itiraz edememiştir

Hem hangi kitap olursa olsun, böyle hakaik-i İlâhiyeden ve imaniyeden bahsetmişse, ekseriyetle bir kısım meseleleri, bir kısım insanlara zarar verir Ve zarar verdikleri için, her mesele herkese neşredilmemiş Buna dair kitaplarda kayıt vardır Halbuki şu risaleler ise, şimdiye kadar hiç kimsede -çoklardan sorduğum halde- sû-i tesir ve aksülâmel ve zihne zarar gibi bir zarar vermedikleri, doğrudan doğruya bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbâniye olduğu bizce muhakkaktır

Hem yirmi üç senede (1926-1949) telifi tamamlanan ve yüz otuz kitaptan müteşekkil Risale-i Nur adlı eserleriyle, ilm-i kelam sahasında bir teceddüd yaptığı görülmüştür

Evet, Said Nursi, on beş sene tahsili lazım gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işarettir ki: "Bir zaman gelecek, on beş sene değil, bir sene bile ilm-i îman dersini alacak medreseler ele geçmeyecek İşte o zamanda müştaklara on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur'anî bir tefsir çıkacak ve Said Nursi onun hizmetinde bulunacak" Hem “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” diye bu hakikate işaret edilmektedir

Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu:
"Bütün tarîkatların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır Ve bir tek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır"

Hem yine Ahmed-i Fârûkî Risale-i Nur hakkında demiş ki: "Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemal-i vuzuh ile beyan ve ispat edecek" Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risale-i Nur'dur Ehl-i keşif, Risale-i Nur'u ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler
Yirminci asrın Kur'ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir
Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen iman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa'da gezdirmesi ve 'Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim' deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selameti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ce şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türk'ün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i te'lif olamaz Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir

Risale-i Nur! Kur'an âyetlerinin nurlu bir tefsiri Baştan başa iman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış Müsbet ilimlerle mücehhez Vesveseli şüphecileri ikna ediyor En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor

Risale-i Nur! Nurlu bir külliyat Yüzotuz eser Büyüklü küçüklü risaleler halinde Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir Aklı ve kalbi tatmin eder Kur'ân-ı Kerim'in yirminci asırdaki lâfzî değil - manevî tefsiri

İsbat ediyor! Akla gelen bütün istifhamları Zerreden güneşe kadar îman mertebelerini Vahdaniyet-i İlahiyeyi Nübüvvetin hakikatını

İsbat ediyor! Arz ve Semavatın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın haikatından, Haşir ve Ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar Akla gelen ve gelmeyen bütün îmanî meseleleri en kat'i delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor Pozitif ilimlerin müşevviki Riyazi meselelerden daha kat'i delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser

 

alicanavar is offline  
Alt 28-04-2008   #13
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



emeğine sağlık okumaya çalışıcam

 

yakuz@ is offline  
Alt 29-04-2008   #14
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı





Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men’edildim Defalarca zehirlendim Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim Eğer dinim intihardan beni men’etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti
(Bediüzzaman Said- i Nursi)

 

alicanavar is offline  
Alt 29-04-2008   #15
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



Dava arkadaşı Zübeyir GÜNDÜZALP’in dilinden Üstad Bediüzzaman Said Nursi

Nur Risalelerinin müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleridir Bu zat-ı Nuranî, büyük bir insan-ı kamil, dahi bir İslam müellifidir Misli benzeri pek ender olan namdar bir İslam mütefekkiridir Şarkî Anadolu afakında parlayan bir ateşpare-i zekadır Envar-ı Kur’aniyenin fem-i mübareklerinden fışkırdığı bir hazine-i ulumdur Fart-ı zeka ve hafızaya malik ve meşhur olan bir nadire-i Hilkattir Harika bir iradeye, ruhî bir kuvve-i kudsiyeye, Kur’an-ı Hakimin feyz-i dersiyle, Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamın, talimiyle, adeta fevka’l-beşer diyebileceğimiz bir ikna, bir irşad, tenvir ve teshir kudretine mazhar bir mana adamı, bir muallim-i ekber ve bir hatib-i umumidir

Evet, O Bediüzzaman ki, tek başıyla, dünya dinsizliğine meydan okuyan, harikulade bir îman kuvvetinin timsalidir

Evet, O Bediüzzaman ki, Peygamber-i Zişan’ımız iki cihan serveri, Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamın, bu asırda efal, ahval ve akvaliyle, eserleri, ilim ve hizmetiyle, bir varis-i Peygamberi olduğu aşikar bir surette görünen bir zattır
Bediüzzaman ki, din düşmanları, gaddar zalimlerin karşısında, îman ve İslamiyeti, emsalsiz bir celadet, şecaat ve şehametle müdafaa eden, cihad-ı mukaddesenin serdarlığını ifa etmiş bulunan bir mücahid-i ekberdir
Bediüzzaman ki, yüce Peygamberimiz Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamın senasına mazhar Türk milletinin ve millet-i İslamın medar-ı iftiharıdır Nesilden nesile intikal eden, Kur’anî hizmetiyle ve eserleriyle, Türk ve İslam tarihini şan ve şereflerle donatan tarihi bir insan-ı ekmeldir Bu asırda bir serdar-ı İslam ve bir sertac-ı insandır
Bediüzzaman ki, bin seneden beri İslamiyet’in bayraktarlığını yapan şanlı ve namlı milletimizin, Nur Risaleleriyle münevver bir önderidir, en mütekamil, en mutemet ve müstakim bir mürşiddir Bu hakikat, İslam ordusunun sevgi, hürmet ve tazimle kalbinde yaşattığı nuranî bir varlıktır Eserleriyle, milyonlarca mü’minlerin gönlünde yüksek bir mevki ihraz etmiş bulunan müessir bir mürşid-i azamdır
Bediüzzaman ki, yüz binlerce bu mübarek vatan evladının okuduğu Nur Risalelerinin ilmî kuvvet ve rüçhaniyetiyle, eserleri en çok okunan ve cihanpesendane bir revaca nail olan bir İslam müellifidir Bütün varlık halitası Kur’an’ın nuruyla nurlanmış; kalbi İslamî cevherlerle donanmış; dimağı Kur’anî ve ledünnî ilimlerle tenvir edilmiş; manevî mevcudiyeti, îman ve Kur’an hakikatleriyle teçhiz edilmiş bir ilim, irfan ve îman timsalidir
Bediüzzaman ki, bütün maddî kuvvet ve imkanlara sahip olan zalim din düşmanlarının İslamiyet’i yok etmek icraatları karşısında harikulade bir îman kudret ve şehametiyle şahlanarak, cihad-ı mukaddes bayrağını açan manevî bir kahraman-ı azamdır Din düşmanlarını mağlubiyet vadilerine, hezimet gayyalarına yuvarlayan bir esedullah, bir seyfullah ve bir saykal-ı İslamiyet’tir
O Bediüzzaman ki, deniz gibi engin ve zengin bir ilimle manevî servetlerin şahikasına yükselmiş hikmetfeşan bir hakîm-i İslam ve beliğ bir bedîülbeyandır
Bediüzzaman ki, manevî, hikemî, irfanî, gül-ü Muhammedî (asm) ile dolu bir gülistanda Kur’anî hakikatleri terennüm eden bir bülbül-ü şeydadır Ruhları teshir ve maneviyatı tehyiç eden ezvak-ı tayyibeyi müheyyiç kılan, akl-ı selimi zenginleştiren, kelam-ı İlahî-yi füsunkar nağmeler ile ilan eden, güzeller güzeli, güzelim, şakrak bir andelîb-i yektadır
En azgın ölümler ona zincir vuramamıştır O volkanlar gibi coşkundur Adeta yalçın kayalardan örülen şahikalardan aşmıştır Onun eğilmeyen dağlar gibi dik başı mahvolmak hengamında bile dinsizlere ser-füru etmemiştir Gül yüzlü melekler gibi rikkatle gülümser Kar kış dememiş, üzülüp acı duyup ye’se düşmemiştir Güneş sönse, ay batsa, gökler yıkılıp çökse, en sarp uçurumlar civarını sarsa, O davasından ve mücahede-i dîniyesinden dönmeyecek bir yaratılışta idi Ruhunda îmanla yanan meş’ale sönmemiş ve söndürülememiştir Kalbinde yanardağ gibi haşmet ve azamet saçan mukaddes bir îman vardı
Üstad Bediüzzaman Said Nursi, tarihte misli görülmemiş işkence ve zulmün envaına giriftar edilmiştir Barbarca ve hunharca muameleler yapılmıştır Başlı başına birer facia olan gaddarane işkenceler içinde bırakılmıştır Vahşi bir kavmin dahi yapamayacağı gayet vahşiyane icraatlar yapılmış, îmanî hizmetinin önüne geçilmeye ve durdurulmasına çabalanmıştır Onun öz vatanındaki esaret hayatı acı hakikatlerle doludur
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, cihad-ı ekber-i dîniyenin pişdarı, rehberi ve öncüsüdür
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin dinsizlere karşı kahramanca mücadelesi, zalimlerin taarruzlarına göğüs germesi, işkence ve zulme karşı sabır ve metaneti, îmanı kuvvetlendirmek ve kökleştirmek kuvvetini kendine bahşeden, yine ondaki îman kuvveti olmuştur
Cenab-ı Hak, üstadım Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini ender ve cami bir ayine ve külli ve daimi bir ubudiyeti eda edecek ulvi bir mahiyette yaratmıştır Harikulade bir şecaat, cesaret ve fedakarlık seciye-i aliyesine mazhar kılmıştır Nazirsiz bir akıl ve farklı zeka, bahr-i umman misillü bir ilim ve irfan ihda eylemiştir
Üstadım Bediüzzaman Sald Nursi Hazretleri hayat-ı içümaiye-i beşeriye semasının güneşleri, ayları, yıldızları olan enbiya ve evliyanın bu asırda Ümmet-i Muhammed’in ve beşerin imdadına gönderilen yekta bir varis-i Nebevi ve ferd-i ferid makamında bir serdar-ı velidir Buna doksan senelik harikulade ilmi, manevî şahsiyeti, Nur Risaleleriyle hayat-ı içtimaiye-i beşeriye deki gayet müessir ve müdavim hizmet-i Kur’aniye ve îmaniyesi vukuat halinde bir şahid-i sadıktır
O parlak ve cevval bir zekaya malikti
Hazret-i Şah-ı ekber Bediüzzaman Said Nursi, bir halaskar-ı İslamdır

 

alicanavar is offline  
Alt 29-04-2008   #16
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



Türkeş: Nakil emrini MBK vermedi
Said Nursi sağlığında mezarının istinatgah olarak kullanılmamasını şiddetle tavsiye etmesine rağmen, mezarı adeta türbeye dönüştürüldü Dönemin DP Hükümeti, bu konuda endişe duymasına karşın halkın tepkisinden çekindiği için bir şey yapamadı Said Nursi'nin naaşı 27 Mayıs 1960'daki askeri darbeden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından verilen talimat üzerine kabrinden çıkarılarak meçhul bir yere götürüldü Said Nursi'nin naaşının kaldırılması emrini 27 Mayıs'ın Devlet Başkanı yaptığı Org Cemal Gürsel'in vediği öne sürülüyor Emri yerine getiren Cemal Tural'dı Olayın ayrıntıları 35 yıl sonra, o dönemde Milli Birlik Komitesi Üyesi olan MHP Lideri Alpaslan Türkeş tarafından anlatılacaktı Said Nursi'nin kardeşi Abdulmecit Ünlükul da nakil olayı hakkında ilginç bilgiler verecekti 1963'de Hindistan'dan sürgünden döndükten sonra siyasete atılan Türkeş, Said Nursi'nin kayıp mezarı hakkında sorulara muhatap kaldı Uzun yıllar suskunluğunu koruyan MHP Lideri Türkeş, gazeteci Hulusi Turgut'a 1995 yılında anlattığı anılarında kayıp mezarla ilgili açıklamalarda da bulunuyordu
Kızıloğlu gündeme getirdi
Türkeş, kayıp mezar ile ilgili yaptığı açıklamalarda nakil olayının Milli Birlik Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyordu Konuyu gündeme getiren askeri yönetimin İçişleri Bakanı emekli general İhsan Kızıloğlu'ydu
"İhsan Paşa elinde bir dosya ile geldi Bir konuda bilgi vermek istediğini söyledi Paşanın Komite'ye anlattıklarına göre, 27 Mayıs'tan önce, Urfa'da vefat edip, oraya defnedilen Said Nursi'nin kardeşi, kendilerine bir dilekçe vermiş, ismi Mehmet olabilir, ama soyadı, kardeşinin soyadına benzemiyordu Dilekçe sahibi, 'Ben Konya'da oturuyorum, oysa ağabeyimin mezarı Urfa'da Sık sık ziyaret etmek istiyorum, ama iki şehrin arası uzak olduğu için her zaman ziyaret imkanı bulamıyorum' demiş Paşa bize bunları anlattıktan sonra, 'Said Nursi'nin kardeşi kabir nakli istiyor' dedi Dilekçe MBK'da Kızıloğlu tarafından okundu ve üyelere gösterildi" diyen Türkeş, "Komitenin izin vermesi halinde, Cemal Gürsel Paşa'ya da arzedileceğini belirtti Milli Birlik Komitesi kabrin nakline izin verdi Gelişmeler hakkında, İçişleri Bakanlığı tarafından bilgi sunulması da hatırlatıldı Olayın bize yansıyan şekli budur Biz olayı böyle biliyoruz Kızıloğlu'nun verdiği bilgi dışında bir ayrıntı alamadım Zaten 13 Kasım oldu, biz yurt dışına çıkarıldık Olayın komiteye sunulan kısmını biliyorum" şeklinde konuşuyordu
Dilekçe zorla imzalatıldı
Kayıp Mezar olayının Türkeş'e yansımayan bir başka yüzü vardı Türkeş'in dilekçe sahibi olarak sözünü ettiği Said Nursi'nin kardeşi, Konya'da öğretmenlik yapan Abdulmecit Ünlükul'du Nakil için herhangi bir talebi olmamıştı İşin gerçeği, Ünlükul, askeri yönetimin talimatıyla hazırlanan dilekçeye imza atmak zorunda kalmıştı Türkeş'in dile getirdiği dilekçe metni anlattığı gibiydi Necmettin Şahiner'in 1988'de neşredilen "Bilinmeyen Yönleriyle Bediüzzaman Said Nursi" isimli kitabında dilekçeyi imzalatanlar Konya'ya gelen Urfa valisi Necdet Yalçın ve General Cemal Tural olduğu belirtiliyor Ünlükul şöyle anlatıyordu:
'Kağıdı lütfen imzalayın'
"Temmuz ayının başlarında ve abimin vefatının beşinci ayıydı Öğle namazı vaktinde Birinci Şube Şefi İbrahim Yüksel geldi Sizi vali bey çağırıyor dedi Vilayete gitik İçeri girdiğimizde 3 general vardı Biri Cemal Tural, biri de Refik Tulga idi Tulga II Ordu Komutanı ve Geçici Konya Valisi'ydi Tural bana, 'Abinizin kabrini şark ahalisi ve güney sınırımızdan kaçak gelip ziyaret edenler var Nazik bir durumdayız Sizin de iştirakiniz ile kabrini İç Anadolu'ya nakledeceğiz Şu kağıdı lütfen imzalayın dedi ve benim ağzımdan yazılmış bir dilekçe uzattı 'Benim böyle bir isteğim yok, ne olur hiç olmazsa kabrinde rahat etsin' dedim, ancak imzalamaya mecbursun biz zor durumda bırakma dediler"
Askerler önce çok korktular
Ünlükul, 12 Temmuz günü Askeri uçakla Diyarbakır'a, oradan da başka bir uçakla Urfa'ya gittiklerini belirterek, Said Nursi'nin naaşını çıkardıklarını belirtiyordu "Beni askeri vasıtayla yine askeri bir binaya götürdüler Akşam olduktan sonra beni bir jiple bir yüzbaşı refakatinde ve bazı erlerle beraber Halilurrahman Dergahı'na götürdüler Caminin avlusunda iki tabut vardı Bazı askerler dolaşıyorlardı Yanıma bir doktor geldi, 'fazla merak edip üzülmeyin, üstadı Anadolu'ya naklediyoruz Onun için sizi buraya getirdiler' dedi
Doktorun bu sözleri üzerine sinirlerim tamamen bozulmuştu, ağlıyordum Doktor askerlere 'Bu tabutu açıp, öbür tabuta alacağız' diyor fakat erler çekiniyor ve korkuyorlar 'Biz yapamayız, çarpılırız' dediler Fakat doktor, 'kardeşlerim, biz emir kuluyuz, ne yapalım mecburuz' dedi Hep beraber tabutu açtık" diyen Ünlükul, "Bütün işler bittikten sonra bir askeri cemseye bindim Doğru uçağın yanına Caddelerde süngülü askerler geziyordu Az sonra Afyon'a indik Oradan da bir ambulansla Isparta'ya doğru hareket ettik Önümüzde arkamızda askeri vasıtalar refakat ediyordu Sabaha karşı Isparta'ya vardık Önceden hazırlanmış mezara üstadı defnettiler" şeklinde konuşacaktı
1926'dan 1960'a kadar sürgünde yaşayan ve bir otel odasında son nefesini veren, sevenlerinin 'Bediüzzaman' dediği Said Nursi'nin 83 yıllık hayatı ibret vericiydi
KAYIP MEZAR SIRRINI KORUYOR
Abdulmecit Ünlükul, Said Nursi'nin mezarı hakkında, ağabeyinin birkaç talebesi dışında kimseye bilgi vermedi Bu talebelerden biri merhum Bayram Yüksel'di Said Nursi'nin bir çok kez Yüksel'e, "Kabrimi sen bekleyeceksin" demişti Kabrinin bir istinatgah ya da ziyaretgah haline getirilmemesini, bu nedenle yerinin dahi bilinmemesini vasiyet ettiği için naaşı talebeleri tarafından Isparta'daki mezarından gizlice kaldırılarak başka yere defnedildi Mezarın Emirdağ ya da Barla'da olduğu tahmin ediliyor Bir başka rivayete göre Said Nursi turistik bir belde olan Davraz Dağı eteklerinde yatıyor Son iddiayı güçlendiren ise Said Nursi'nin Emirdağ Lahikası'nda yer alan şu sözleriydi: "Marangoz merhum Barlalı, harika sadakatli Mustafa Çavuşun tam yerine geçen Medrese-i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından marangoz Ahmedin benim için Savanın Davraz Dağında berzahi ve uhrevi bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazinane ağlattırdı"
Ne merhum Bayram Yüksel ne de diğer talebeleri Said Nursi'nin mezarı konusunda tek bir cümle etmediler Hatta kayıp mezar tartışmalarından ve bu konuda yapılan araştırmalardan da rahatsız oldular
KABRİNİN GİZLENMESİNİ VASİYET ETTİ
Naaşı bilinmeyen bir yere nakledilen Said Nursi sağlığında talebelerine ve sevenlerine, öldüğünde kabrinin yerinin bilinmemesini tavsiye etti Onun için kendi cismi değil Risale-i Nur önemlidir Yaşatılması ve korunması gereken en önemli dava budur Emirdağ Lahikası'nda Said Nursi, kabriyle ilgili olarak şu vasiyette bulunuyor:
Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler Kabrimin yanına gelmesinler Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir Risale-i Nur'daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum Kendini Risale-i Nur'a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu manen, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor Bunu vasiyet ediyorum Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor
Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevi şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-i beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfiden mana-yi ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevi istikbalden ziyade dünyevi istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevi şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir Öyle ziyaret ediyorlar Ben de Risale-i Nur'daki azami ihlası kaçırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum
Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun, okudukları Fatiha'lar ruha gider Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek

 

alicanavar is offline  
Alt 29-04-2008   #17
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



Ömer Faruk Paksu

"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-2" kitabından


Bediüzzaman Padişaha nasıl boyun eğmedi ?


Saray’da bir tören düzenlenmişti Dönemin padişahı Sultan Reşat’tı Bu törene zamanın diğer âlimleriyle birlikte o da davet edilmişti Bediüzzaman, bu davete, kendisine özel yerel kıyafetiyle katılmak istedi: Ayağında çizmesi, belinde kuşağı ve hançeri, başında da ucunu omuzlarına kadar sarkıttığı sarığı
Ona, hiç olmazsa bu tören süresince diğer âlimler gibi cübbe giymesini rica ettiler Israrlar üzerine, bir cübbe giyerek Saray’a öyle gitti
Şeyhülislâm, âlimler, bakanlar, yüksek rütbeli komutanlar ve üst düzey memurlar “saçak” öpeceklerdi Padişahın oturduğu tahtın yan tarafından ipekten yapılmış bir kumaş sarkıtılmıştıSaçak öpme merasimi başladığında, kimi bu saçağı, kimi padişahın eteğini öpüyor, kimi de baş eğip gerisin geri çekiliyorduSıra Bediüzzaman’a gelmişti Bediüzzaman yerinden çık­tı, dik ve vakur adımlarla yürüyerek Padişahın önüne kadar geldi

Eli göğsünde “Esselâmü aleyküm” diyerek selâm verdi ve Sultan Reşat’ın önünden geçerek gittiPadişah şaşırmıştı Bu eşi benzeri görülmemiş bir şeydi Yanındaki paşaya sordu:

“Kim bu adam paşa? Beni mahalle muhtarı mı sandı? Niçin böyle selâm etti?”

Paşa eli önünde bağlı bir halde:
“Efendim, bu zâtın lakabı Bediüzzaman, ismi Said’dir Çok yüksek bir ilmi vardır Çok da izzetlidir Feleğe baş eğmeyen biridir
Sultan Reşat kısa bir süre düşündü Durumu kavramıştı Zaten âlimlere büyük saygısı ve sevgisi olan biriydi Böyle bir âlim ise onun daha çok ilgisini çekmiş, takdirini kazanmıştı
Herkesin duyabileceği bir şekilde şunları söyledi Sultan Reşat:
“Ben şimdiye kadar ilmin izzetini koruyan pek az insan gördüm ve tanıdım Gerçek âlim, işte böyle olmalıdır
Bu olaydan sonra Bediüzzaman’la Sultan Reşat samimi iki dost oldular ve pek çok şey paylaştılar

-------------------------------------------------------------

"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1" kitabından


Konyalı, genç bir İmam Hatip talebesi Bediüzzaman’ı ziyarete gelmişti “İsmim Ahmed” diye tanıttı kendini

Bediüzzaman gençlere, özellikle talebelere ayrı bir önem verir, onlarla ilgilenir, sıkıntılarını gidermeye çalışırdı

Ahmed, okul müdüründen şikâyetçiydi Ona göre yeterince dine hizmet edilmiyor, hatta din dışı uygulamalar yapılıyordu Bundan da en çok yöneticiler sorumluydu Bediüzzaman’a:

“Efendim, bizim okul müdürünün dinimize uymayan dav­ranış ve uygulamaları var” dedi ve biraz da ileri giderek, “Galiba komünist” dedi

Bediüzzaman, kimseye önyargıyla bakmaz, herkesin iyi yönlerini ön plana çıkarırdı Ve kimsenin de arkasından kötü konuşulmasını istemezdi

“Kardeşim, müdürünüz namaz kılıyor mu?” dedi

Delikanlı, “Evet kılıyor Üstadım” dedi

Bediüzzaman bunun üzerine hayatın şaşmaz ölçülerinden birini ders verdi genç talebeye:

“O halde o bizim kardeşimizdir

 

alicanavar is offline  
Alt 30-04-2008   #18
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



Bu yazıyı Kaleme Alan;
M Fethullah GÜLEN

arih boyunca terörün ve anarşinin şiddetlendiği dönemler olmuş ve tüm insanlığı tehdit eden bu soruna çözüm bulabilmek için çeşitli öneriler ortaya atılmıştır Terör ve anarşi belaları ile topyekün bir mücadele başlatılması konusunun en çok üzerinde duran kişilerden biri de büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'dir Bediüzzaman bunun için öncelikle yapılması gereken şeyin din ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için çaba gösterilmesi olduğunu anlatmış ve çeşitli tavsiyelerde bulunmuştur

Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatı dünya tarihinin köklü değişiklikler yaşadığı bir döneme rastlar I Dünya Savaşı Bediüzzaman'ın hayatında önemli bir yer tutmaktadır Üstad, Osmanlı'nın çöküşüne ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasına çok yakından şahit olmuştur O, Rusya'da komünizmin bir ihtilalle başa geçişine, dünya devletlerinin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın içine sürüklenişine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bu süre zarfında yaşadığı zor dönemlere tanıklık etmiştir Bediüzzaman yaşadığı dönemde gerçekleşen tüm olayları çok detaylı olarak tahlil etmiş ve siyaset sahnesinde gelişen her olayı Kuran ayetleri doğrultusunda değerlendirmiştir Onun bu özelliğini tüm eserlerinde ve her sözünde görmek mümkündür Din ahlakından uzaklaşmanın bir toplumu ne kadar büyük bir tahribata uğratacağına, Müslümanların birlik olurlarsa dinsiz ideolojilere karşı büyük bir başarı elde edeceklerine hemen her sözünde değinmiştir

Bediüzzaman hem kendi yaşadığı dönemde hem de kendinden sonra terör ve anarşinin insanların karşısına büyük bir bela olarak çıkacağını biliyordu Bu nedenle de terörle mücadele ile ilgili çeşitli çözüm yolları sunuyor, insanları bu konuda bilinçlendirmeye çalışıyordu O, "Dinin şiddetle men ettiği şey, fitne ve anarşidir Çünkü anarşi hiçbir hak tanımaz İnsanlık ahlakını ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar ahlakına çevirir…"[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] sözüyle İslam dininin terör ve şiddete bakış açısını en güzel şekilde ifade etmişti Bütün hayatını da bu bakış açısını insanlara anlatmakla geçirmişti Üstad bir sözünde "Madem iman hizmetinde tam ihlasla, anarşiliği durdurmakla, asayişi muhafaza etmekle sabır ve tahammül gerekir Ben de bunun için rahatımı, haysiyetimi feda ediyorum Onları da helal ediyorum"2 demiş, anarşi ve terörle mücadelenin iman edenlerin üzerine yüklenen önemli bir sorumluluk olduğunu, bu mücadelenin sabır ve tahammül gerektirdiğini ifade etmiştir

Bizler için Bediüzzaman'ın tecrübeleri ve birer rehber niteliğindeki sözleri çok değerlidir Bu nedenle tüm hayatı boyunca, Kuran ahlakındaki sevgi, barış ve huzur dolu dünyayı tesis etmek için çaba göstermiş olan bu kıymetli insanın her açıklaması üzerinde dikkatle düşünmemiz gerekir

Bediüzzaman Terörün Ancak Sevgi İle Çözülebileceğini Söylüyordu

Bediüzzaman'ın açıklamalarında öncelikli olarak dikkat çeken yön, insan sevgisi ve insan hayatına verilen önemdir Bu, Kuran ahlakının insana kazandırdığı bir güzelliktir Bediüzzaman da bir sözünde bunu şu şekilde ifade etmiştir:
Kuran-ı Hakim'den aldığımız hakikat dersi şudur ki: Evde, yahut bir gemide, bir masum, on cani bulunsa, Kuran'ın adaleti, o masumun hakkına zarar vermemek için, o evi, o gemiyi yakmayı men ettiği halde, on masumu bir tek cani yüzünden mahv için, o ev, o gemi yakılır mı? Yakılırsa en büyük zulüm, en büyük hıyanet ve gadir olmaz mı? Bu sebeple, güvenliği ihlal yolunda yüzde on cani yüzünden doksan masumun hayatını tehlikeye ve zarara sokmayı ilahi adalet ve Kuran gerçeği şiddetle men ettiği için, biz bütün kuvvetimizle bu Kuran dersine uyarak güvenliği korumaya kendimizi dinen mecbur biliriz…[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Üstad yukarıdaki sözünde insan hayatının ne kadar önemli olduğunu, tek bir insanın hayatı korumak için her türlü fedakarlığı yapmak gerektiğini, aksinin çok büyük bir zulüm olacağını bildirmiştir Müslüman dünya üzerindeki tüm insanların güvenliğini, huzurunu sağlamayı, hoşgörülü ve sevgi dolu bir dünyada yaşamalarını ister Bu, ona yükletilen bir sorumluluk, Allah'ın bildirdiği bir emirdir Bunun için de din ahlakının yayılması için tüm imkanlarıyla gayret eder, insanların güvenliğini bozacak her türlü zorbalığa engel olmak için ellerinden geleni yaparlar Anarşi ve terör insanı adeta bir canavara dönüştürürken, İslam ahlakının yaşandığı ortam cennet benzeri olur Bediüzzaman bunu bazı sözlerinde şu şekilde belirtir:
Bir Müslüman İslamiyet dairesinden çıksa, İslam dininden döner ve anarşist olur, sosyal hayat için zehir hükmüne geçer Çünki anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet güzel huylarını canavar hayvanların ahlakına çevirir[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz Dinin şiddetle menettiği şey fitne ve anarşidir Çünkü anarşi hiçbir hak tanımaz İnsanlık güzel huylarını ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar ahlakına çevirir[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bediüzzaman din ahlakının anlatılması ile insan sevgisini bilmeyen, hoşgörüsüz, uzlaşmaz ve saldırgan kimselerin dahi kalplerinde büyük bir aşk ve muhabbet oluşacağını, bu Allah sevgisinin ise insanları her türlü zorbalıktan uzak tutacağını bildirmiştir Müslümanın görevinin de, insanlarda bu sevgiyi oluşturmak için dinin güzelliklerini ve Kuran hakikatlerini anlatmak olduğunu vurgulamıştır Üstad bir sözünde, yazdığı Nur Risaleleri'nin bu görevi yerine getirdiğini şöyle vurgular:
Evet, Risale-i Nur hak ve hakikata dayanan, delil ve ispata dayanan iman ve Kur'an hakikatlarını, zamanın anlayışına uygun, cem'iyetin kabul etme tarzına uygun, çekici bir üslûb ve kolay açıklamasıyla isbat ve izah eylemesi ile milyonlarca insanın iman ve inancını tahkiki yaparak, ruhlarda İslami aşk ve muhabbeti uyandırmak suretiyle anarşizmin belirtisi olan dinsizlik ve ahlaksızlığa karşı manevi bir sed tesis eylemiştir Evet ruhlarda, akıl ve kalblerde tesis edilen mukaddes ideal ve gaye birliği, iman aşk ve muhabbeti, yıkılmaz bir kuvvet, aşılmaz bir sed hükmünde manevi bir etki meydana getirmektedir[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Kuran Ahlakının Yaşanması Terörle Mücadelede En Önemli Noktadır

Bediüzzaman terör ve anarşi ile mücadelede en önemli noktanın din ahlakının yaygınlaşması olduğunu her fırsatta dile getirmiştir Bu sözlerinden birinde şunları ifade eder:
Hem her bir şehir kendi halkına geniş bir hanedir Eğer ahiret inancı o büyük aile fertlerinde hükmetmezse; güzel ahlakın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakarlık, Allah'ın rızası, ahiret sevabı yerine kötü niyet, menfaat, sahtekarlık, kendini beğenmişlik, yapmacık hareket, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır Zahiri güvenlik ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o şehir hayatı zehirlenir Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, güçlüler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar [Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bediüzzaman'ın da vurguladığı gibi, din ahlakının yaşanmasıyla pek çok güzel ahlak özelliği ortaya çıkarken, dinden uzak bir toplumda her türlü sahtekarlık, zorbalık, anarşi, vahşet ve terör gelişir Yardımlaşma, fedakarlık, dürüstlük gibi meziyetler ortadan kalkar İnsanlar sadece kendi çıkarlarını düşünür, sadece kendi rahatlarını kollar, sadece kendi menfaatleri için çalışır hale gelirler Ancak dinin yaşanması toplumda çok büyük bir dayanışma, kardeşlik ve dostluk oluşmasına vesile olur Bediüzzaman aynı sözünün devamında, din ahlakının bir topluma ve aile hayatına kazandırdığı güzellikleri şu şekilde örneklendirir:
Buna kıyas olarak, memleket dahi bir evdir ve vatan dahi bir milli ailenin evidir Eğer ahiret inancı bu geniş evlerde hükmetse, birden samimi hürmet ve ciddi merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve yardımlaşma ve hilesiz hizmet ve birlikte yaşanılanlar ve riyasız ihsan ve fazilet ve benlik verilmeyen büyüklük ve meziyet o hayatta gelişmeye başlarlar Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak" Kur'an dersiyle vakar verir Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak" Aklı başlarına getirir Zalime der: "Şiddetli azab var, tokat yiyeceksin" Adalete başını eğdirir İhtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimi bir ahirete dair saadet ve taze, ebedi bir gençlik seni bekliyorlar Onları kazanmağa çalış" Ağlamasını gülmeye çevirir Bunlara kıyasla, bir bölüm ve bir bütün olarak her kavimde güzel etkisini gösterir, ışıklandırır İnsanların sosyal hayatıyla ilgili olan sosyologların ve ahlak ilmiyle uğraşanların kulakları çınlasın! İşte ahiret inancının birlerce faydasından işaret ettiğimiz beş-altı örneklerine diğerleri kıyas edilse kesinlikle anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın saadete sebep olan yolu yalnız imandır[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi din ahlakı yaşandığında insanlara öğüt vermek, onları kötülüklerden menedip ve doğru yola sevk etmek son derece kolay olur Bediüzzaman terörün ve anarşinin ancak sevgiyi, hoşgörüyü, barışı, affediciliği, şefkati ve merhameti emreden, insanı her türlü kötülük ve bozgunculuktan meneden Kuran ahlakının yaşanmasıyla yok olacağını sık sık belirtmiştir Aşağıdaki sözlerinde de Müslümanlara Kuran'ın hakikatlerine sarılmayı tavsiye etmekte ve anarşinin ancak yeryüzünde dinin hakim olmasıyla son bulacağını tekrar vurgulamaktadır:
İnsanlığı dehşetli musibetlere uğratan, tehdid eden anarşiliğin bozma ve tahribin tek çaresi ancak ve ancak İlahi, semavi bir dinin ezeli ve ebedi gerçekleridir, gerçek İslam'dır[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan münafıklık ve dinsizlik ve anarşilik ve maddecilere karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var: O da Kuran'ın hakikatlarına sarılmaktır Yoksa koca Çin'i, az bir zamanda komünistliğe çeviren insanlık musibeti; siyasi, maddi kuvvetler ile susmaz Yalnız onu susturan Kuran gerçeğidir[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Bediüzzaman terör ve anarşinin yok olmasında Kuran ahlakının ve Kuran'ın bir tefsiri hükmündeki Risale'lerin çok büyük bir görev üstlendiğine ve gelecekte de bu görevine devam edeceğine sıklıkla dikkat çeker Dolayısıyla Kuran ahlakının anlatıldığı, insanların gerçek İslam'a davet edildiği her türlü çalışma da bu görevi layıkıyla görecek ve terörle mücadelede etkin bir rol üstlenecektir Bediüzzaman "Risale-i Nur'un gerçi siyasetle alakası yoktur; fakat kesin küfrü kırdığı için, kesin küfrün altı olan anarşiliği (ve) üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder"[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] sözleriyle bu öneme dikkat çekmektedir Bediüzzaman bir diğer açıklamasında ise anarşizmden kurtulmak için 5 esastan bahsetmiştir Bunlar Üstad'ın ifadesiyle " Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir"[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] Bediüzzaman aynı sözünün devamında Risale-i Nur'ların üstlendiği görevi nasıl yerine getirdiğini şu şekilde vurgular:
Risale-i Nur sosyal hayata baktığı zaman, bu beş esası kuvvetli ve kutsal bir surette tespit ederek ve sağlamlaştırarak, asayişin temel taşını muhafaza ettiğine delil ise; bu yirmi sene zarfında Risale-i Nur'un, yüz bin adamı vatan ve millete zararsız birer faydalı uzuv haline getirmesidir[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sanat, Marifet ve İttifak Gücü ile Mücadele Etmek
Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde dinsizlikle, terör ve anarşi ile nasıl mücadele edileceğini de detaylı olarak tarif etmiştir Bunu da " Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır Bu üç düşmana karşı san'at, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz"[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...] sözleriyle belirtmiştir Said Nursi'nin bu sözleri insanların dinsizliğe karşı mücadelesinin ne şekilde olacağını anlamak açısından çok önemlidir Bediüzzaman yukarıdaki sözünde üç tehlikeye dikkat çekmektedir: Cehalet, zaruret ve ihtilaf
İlk tehlikeye karşı, yani cehalete karşı halkın bilinçlendirilmesi son derece önemlidir Yaşadığımız toplumda insanların büyük çoğunluğu dini bilgiye sahiptir, Allah'a ve dine inanır Ancak yine büyük çoğunluğu dinin ve manevi değerlerin derinliğine inmez, sadece yüzeysel ve dahası kulaktan dolma bilgilere sahiptir Dolayısıyla dinin getirdiği güzel ahlakı gerçek manada hayata geçirmesi mümkün olmaz Bu sebeple cehaletin, yani bilgi eksikliğinin hızla ortadan kaldırılması şarttır Bediüzzaman'ın dikkat çektiği ikinci tehlike ise zarurettir İnsanlara, iman dışındaki düşünce ve yaşam tarzları birer "zaruret" gibi sunulmaktadır Hayatın gerçeklerinden vazgeçilemeyeceği, dini yaşamanın buna engel olacağı öğretilmektedir Said-i Nursi'nin son olarak dikkat çektiği ihtilaf tehlikesi de bugün mevcuttur Bugün dünyada insanlar arasında birçok konu ihtilaflıdır Çoğu zaman fikir birliğine varılamamakta ve pek çok konu tartışmalara, çatışmalara dönüşmektedir Bu ihtilaf insanların en büyük odak noktası haline gelmekte, güzel ahlak, din ve ahiret tamamen unutulmaktadır Oysa yapıcı bir yaklaşım ihtilafları kolayca çözer Aklın ve vicdanın yolu birdir Bu nedenle bu ihtilafın getireceği kargaşa ve kaos tehlikesine karşı doğrular çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır
Bediüzzaman, bu üç tehlikeye karşı önlem alırken göz önünde bulundurulması gereken konuları da sözlerinde vurgulamaktadır Bu konuların ilki sanattır İnsanların terör ve anarşiyle yapacakları mücadelede sanat çok önemli bir yer tutmaktadır Burada "sanat" kelimesiyle pek çok şey kastedilmiştir Biri, insanların genel olarak Allah'ın bir nimeti ve ayeti olan güzelliğe ve estetiğe düşkün hale gelmesidir ki, bu insan ruhunun kabalıktan ve şiddetten uzaklaşmasını sağlar Bir diğeri de, sanatın Allah'ın bir nimeti olduğunu bilmek ve buna şükretmektir ki, insanın manevi derinliğini artırır Bu nedenle Allah'ın çevremizdeki sanatının tüm güzelliğiyle anlatılması çok önemli bir konudur Sanatçılar bu bilinçle hareket etmeli, dindar insanlar bu bilinçle sanatı sahiplenmelidir Din ahlakını anlatmak için yapılan her çalışmanın da sanatsal değerlere sahip olması gerekir Örneğin her türlü yazılı eserde, kullanılan resimlerle, dildeki açıklık ve sadelikle, baskı kalitesiyle dindar insanların üstün sanat anlayışını ortaya koymak son derece önemlidir Bunun yanında sözlü anlatımdaki hikmet de sanatın bir türüdür Seçilen kelimeler, kullanılan örnekler, anlatımdaki çarpıcılık ve etkileyicilik karşıda bırakılacak etki açısından çok önemlidir Dinin güzelliklerini anlatırken anlaşılmaz, karmaşık, kalıpçı ve zor yolu benimseyen yöntemlerin aksine, anlatımdaki sadelik, insanların gerçekleri anlamasına çok büyük bir kolaylık sağlayacaktır
Üstad'ın dikkat çektiği marifet ise "bilgi sahibi olmak" anlamına gelir ve Müslümanların yaşadıkları devrin tüm bilgilerine hakim olmaları gerektiğini ifade eder Müslüman, Allah'ın insanlar için seçtiği dinin yeryüzündeki temsilcisidir, dolayısıyla yaşadığı devrin bilim, kültür, düşünce, teknoloji gibi farklı alanlarına hakim olmalı, bunları bilmeli ve en iyi şekilde kullanabilecek yeteneğe sahip olmalıdır
Üstad'ın gösterdiği son yöntem olan ittifak ise, tüm insanlığın refahını ve güvenliğini isteyen herkesin yerine getirmesi gereken bir vazifedir İnananların tüm insanları tehdit eden terör ve anarşi belasıyla mücadele ederken birbirlerine destek olmaları son derece önemlidir Bu birliği bozmak için yapılacak her türlü girişim de etkinin azalmasına neden olacaktır

 

alicanavar is offline  
Alt 30-04-2008   #19
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin eserleri dünya harikası eserler imanı kurtarmak için en büyük ilaç en büyük hazinedir kendisi

 

Toprak is offline  
Alt 07-05-2008   #20
Profil Bilgileri
Standart --->: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı



RİSALE-İ NUR'DAN DUÂLAR


Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı | 20
Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah'ım!
"Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle
Âmin

Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı | 21
Allah'ım!
"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle
Âmin

Sözler | Altıncı Söz | 33
Yâ Rab, kusurumuzu affet Bizi Kendine kul kabul et Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl
Âmin!

Sözler | Yedinci Söz | 37
Allah'ım, kalplerimizi imân ve Kur'ân nuruyla nurlandır
Allah'ım, bizi Sana muhtaç olduğumuzun şuuruyla zenginleştir; Senden müstağnî durma fakirliğine düşürme Kendi güç ve kuvvetimizden teberrî ediyor, Senin havl ve kuvvetine sığınıyoruz Bizi Sana tevekkül edenlerden kıl Bizi nefsimizin eline bırakma Bizi, koruyuculuğunla muhâfaza eyle Bize ve erkek, kadın bütün müminlere merhamet et Kulun, peygamberin, seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, masnuâtının melîki ve sultanı, inâyetinin gözbebeği, hidâyetinin güneşi, hüccetinin lisânı, rahmetinin timsâli, mahlûkatının nuru, mevcudâtının şerefi, mahlûkatının çokluğu içinde birliğinin kandili, kâinat tılsımının keşşâfı, rubûbiyet saltanatının dellâlı, hoşnut olduğun şeylerin tebliğ edicisi, gizli isimlerinin tanıtıcısı, kullarının muallimi, âyetlerinin tercümânı, rubûbiyet güzelliğinin aynası, şuhud ve işhâdının medârı, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin habîbin ve resûlün olan Efendimiz Muhammed'e, onun bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere, melâike-i mukarrebîne ve sâlih kullarına salât ve selâm eyle
Âmin

Sözler | Sekizinci Söz | 43
Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve imân ehlinden eyle
Âmin
Allahım, Efendimiz Muhammed'e, onun âl ve ashâbına, indiği günden itibâren tâ kıyâmete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnâsında Allah'ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur'ân kelimelerinin bütün harfleri adedince salât ve selâm eyle Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün müminlere bu salavâtlar adedince merhamet et Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duâmızı kabul buyur Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun
Âmin

Sözler | Dokuzuncu Söz | 51Allahım,
Seni nasıl tanımaları, Sana nasıl kullukta bulunmaları gerektiğini öğretmek için kullarına muallim, isimlerinin hazînelerini tanıtıcı, kâinat kitâbının âyetlerinin tercümânı, kulluğuyla rubûbiyet güzelliğinin aynası olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eyle Bize ve erkek, kadın bütün mü'minlere merhamet eyle Amin Bunu rahmetinle yap ey, merhamet edenlerin en merhametlisi!

Sözler | Onuncu Söz | 72
Rahmân'ın dünya ve Cennetler dolusu salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahım! Kulun ve resûlün olan, iki cihanın efendisi, iki âlemin medâr-ı iftiharı, iki dünyanın hayat vesîlesi, dünya ve âhiret saadetinin sebebi, peygamberlik ve kulluk olmak üzere iki mânevî kanadın sahibi, ins ve cinnin peygamberi olan Habîbine, onun bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere salât ve selâm eyle
Âmin
Sözler | Onuncu Söz | 96
Yâ Rab!
Bunların ders ve tâlimlerinin hakkı ve hürmeti için, bize ve Risâle-i Nur talebelerine imân-ı ekmel ve hüsn-ü hâtime ver Ve bizleri onların şefaatlerine mazhar eyle Âmin

Sözler | On Birinci Söz | 116
ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir İşte Kur'ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, Âmin

Sözler | On Birinci Söz | 119
Allahım,
Risâlet semâsının güneşi, nübüvvet burcunun ayı olan yüce Peygambere (asm), onun hidâyet yıldızları olan Al ve Ashâbına salât ve selâm eyle Bize, erkek ve kadın mü'minlere merhamet et
Amin, âmin, âmin

Devamını aşağıdaki linkten bulabilirsiniz

[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

 

alicanavar is offline  
Cevapla
Tags: bediuzzaman, hayati, hazretlerinin, nursi, saidi


Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Hayatı ile ilgili Benzer Konular
4114 Kez Görüntülendi

Bediüzzaman Said-i Nursi - (Üstadım) Sahabeler ve Alimler
Bediüzzaman Said Nursî (Bediüzzaman Said Nursî Hakkında) Düşünürler-Flozoflar
Bediüzzaman Said Nursî Kimdir? Yazarlar ve Şairler
Bediüzzaman Said Nursi Hz`nin (KÜLLİYATI) no rapid Dini Programlar
Bediüzzaman Said Nursi Sahabeler ve Alimler


Saat 03:47.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553