Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Sahabeler ve Alimler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ile ilgili Benzer Konular
105 Kez Görüntülendi

Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri'nin Duası Dua
Mahmud Celaleddin Paşa (Mahmud Celaleddin Paşa Hakkında) Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Aziz Mahmud Hüdayi (Aziz Mahmud Hüdayi Kimdir? Düşünürler-Flozoflar
Aziz Yıldırım (Aziz Yıldırım Kimdir? - Aziz Yıldırım Hakkında) Sporcuların Biyografileri
Mahmud Ahmadinejad (Mahmud Ahmadinejad Kimdir? - Mahmud Ahmadinejad Hakkında) Devlet ve Siyaset Biyografileri

AZİZ NESEFÎ | hz.ali as dan bi kesit
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 24-07-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri başlıklı yazı Mumsema Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri Forum Alev


Anadolu'da yetişen büyük velîlerden 1541 (H948) yılında Şereflikoçhisar'da doğdu Bursa'da Muhammed Üftâde hazretlerinden feyz aldı 1598 (H1007) de Üsküdar'da câmi ve dergâh yaptırdı 1628 (H1038)'de vefât etti Kabri, İstanbul Üsküdar'da kendi dergâhı yanındaki türbesindedir

Mahmûd Hüdâyî, Fadlullah bin Mahmûd'un oğludur Çocukluğu Sivrihisar'da geçti Burada ilk tahsîline başladı İlmini ilerletmek için İstanbul'a gitti Küçük Ayasofya Medresesinde tahsîline devâm etti Çok zekî olup bir defâ okuduğunu zihninde tutar, tekrar kitaba bakmaya lüzum hissetmezdi Hocalarından Nazırzâde Ramazan Efendi, ona husûsî bir ihtimâm gösterdi Mahmûd Hüdâyî genç yaşta; tefsîr, hadîs, fıkıh ve zamânın fen ilimlerinde büyük bir âlim oldu Hocası Nâzırzâde onu yanına yardımcı olarak aldı Mahmûd Hüdâyî, bir taraftan hocası Ramazan Efendiye yardım ederken, diğer yandan da Halvetî yolunun şeyhlerinden Muslihuddîn Efendinin sohbetlerine katılarak tasavvuf yolunda ilerlemeye çalıştı Bu arada hocası Nâzırzâde'nin, Edirne'de bulunan Sultan Selim Medresesine tâyini çıktı Mahmûd Hüdâyî, yirmi sekiz yaşında iken hocası ile Edirne'ye gitti Ramazan Efendi, kısa bir süre Edirne'de müderrislik yaptıktan sonra, Şam ve Mısır'a kâdı tâyin edildi Talebesi Mahmûd Hüdâyî'yi oraya da götürdü Mahmûd Hüdâyî Mısır'da Halvetî şeyhlerinden Kerîmüddîn hazretlerinden ders alarak, tasavvuf yolunda yetişmeye çalıştı

Mahmûd Hüdâyî otuz üç yaşında iken, hocası Nâzırzâde ile Bursa'ya geldi Üç sene Ferhâdiye Medresesinde müderrislik yaptı Üç sene sonra, hocasının vefâtı ile Bursa kâdılığına getirildi Bursa kâdısı olarak vazîfeye başlıyan Mahmûd Hüdâyî hazretleri, kâdılığı esnâsında bir gece rüyâsında Cehennem'i ve Cehennem'in ateşinde tanıdığı bâzı kimselerin yandığını gördü Bu korkunç rüyânın verdiği dehşet ve üzüntü içindeki günlerde, bir hanım bir dâvâ getirdi Bu dâvadan sonra Bursa kâdılığını bıraktı ki, hâdise şöyle idi:

O günlerde Bursa'da, evliyâullahtan olan Muhammed Üftâde hazretleri halkın mânevî terbiyesi işi ile meşgûl olurlardı Yine Üftâde hazretlerini seven fakir bir kimse vardı Her sene hac mevsiminde hacca gitmek ister, fakat gidecek parası olmadığı için arzusuna kavuşamazdı Üzüntüsünden hiç yüzü gülmez, gözleri hep hacca gidenlerin yolu üzerine takılır kalırdı Evde hanımı, yüzü gülmeyen kocasının bu hâline oldukça üzülürdü Yine bir sene hac mevsiminde, parası olmadığı için hacca gidemeyen bu fakir üzüntüsünden ne yapacağını şaşırdı Aralarında geçen bu konuşmanın sonunda elinde olmayarak hanımına; "Eğer bu sene de hacca gidemezsem seni üç talak ile boşadım" dedi

Günler geçti Kurban bayramı yaklaştı Fakiri bir düşüncedir aldı Hacca gidemezse, evde hanımı boş olacaktı Bir yerlerden borç bulup hacca gidememişti Ne yapacağını şaşırdığı bir gün, hatırına Muhammed Üftâde geldi Hemen huzûruna gidip ağlayarak durumunu anlattı O da; "Bizim Eskici Mehmed Dede'ye git, selâmımızı söyle O seni hacca götürüp derdine dermân olur" buyurdu Fakir, sevinerek huzûrdan ayrıldı, süratle Mehmed Dede'nin dükkânına koştu Mehmed Dede'ye, hocasının selâmını söyleyip derdini anlattı Mehmed Dede:

"Ey fakir!Gözlerini kapa Aç demeden sakın açma" dediFakir gözlerini açtığında kendilerini Mekke'de buldular Mehmed Dede, Allahü teâlânın izniyle, fakiri bir anda Hicâz'a götürmüştü O gün, arefe idi, hacılar Arafat'a çıkmışlardı Fakir ve Mehmed Dede de ihram giyip Arafat'a çıktılar Ertesi günü Kâbe-i muazzamada vakfeye durdular Ziyâret edilecek yerlere gittikten sonra, Bursalı hacıları buldular Onlar, hemşehrileri olan Mehmed Dede'yi ve Fakiri görünce sevindiler Fakir birkaç hediye alıp, bir kısmını da getirmeleri için komşusu olan hacılara emânet etti Vedâlaşarak ayrıldılar Yine Mehmed Dede'nin kerâmetiyle bir anda, Mekke-i mükerremeden Bursa'ya geldiler

Fakir getirdiği bâzı hediyelerle eve gelince, hanımı birkaç gündür eve gelmeyen kocasını eve almak istemedi ve;

"Sen beni boşamadın mı? Hangi yüzle bana hediye getirerek eve giriyorsun?" dedi Kocası da; "Hanım, ben hacca gittim geldim İşte bu getirdiklerimi de Mekke'den aldım" dediyse de, kadın: "Bir de yalan söylüyorsun Üç beş gün içinde hacca gidilip gelinir mi? Seni mahkemeye vereceğim" dedi ve Kâdı Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye gelerek; "Kâdı Efendi! Artık ben bu adamla bir arada yaşayamam Nikâhımızın fesh edilmesini istiyorum Bunun Kurban Bayramından iki gün evvel Bursa'da olduğunu herkes biliyor Hâlbuki ona sorun, hacca gitmiş, Arafat'a çıkmış, şeytan taşlamış, zemzemler, sürmeler getirmiş Beni aldatıyor Bir haftada oraya gider, bu işleri yapar ve nasıl geri gelir? Yanına da bir yalancı şâhit bulmuş "EskiciBaba gördü, yanımdaydı" diyor ve bu husus şer'iye siciline işleniyor

Bu sözler üzerine Azîz Mahmûd Hüdâyî, hanımın kocasını mahkemeye çağırtarak onu da dinledi Fakir; hacca gittiğini, Kâbe-i muazzamayı tavâf edip, ziyâret edilecek yerleri gezdiğini, Bursalı hacılarla görüşüp getirmeleri için emânet dahi verdiğini iddiâ etti Bu sebeple boşanmanın vâki olmadığını söyledi Fakir, Mehmed Dede'yi şâhit gösterdi Mahkemeye gelen Mehmed Dede ise kâdının bu sözlere bir türlü inanmak istemediğini görerek; "A kâdı efendi! Şeytan, Allahü teâlânın düşmanı olduğu hâlde, bir anda dünyânın bir ucundan bir ucuna gidip gelir de, bir velînin bir anda Kâbe'ye gitmesi niçin kabûl edilmez!" dedi Kâdı hayret ederek, mahkemeyi hacıların dönüşüne bıraktı Aradan günler geçti Bursalı hacılar geldi Mahkeme gününde şâhid olarak, fakirin hac vazîfesini yaptığını, hattâ verdiği emânetleri getirdiklerini bildirdiler Kâdı, şâhitlerin verdiği bu ifâde ile dâvâcı hanımın nikâhı fesh etme isteğini reddetti Böylece boşanma olmadı

Ancak bu hâdise, Kâdı Azîz Mahmûd Hüdâyî Efendinin günlerce aklından çıkmadı ve çok etkiledi Nihâyet Eskici Mehmed Dede'nin yanına gidip; "Beni talebeliğe kabûl buyurmanız için gelmiştim" dedi O da; "Nasîbiniz bizden değil, Üftâde'dendir Onun huzûruna giderek mürâcaatınızı bildirin" dedi Kâdı evine gitti Hizmetçisine atının hazırlanmasını emretti Kendisi de sırmalı kaftanını, sarığını giyerek hazırlanan atına bindi Yanına seyisini de alıp, Üftâde hazretlerinin dergâhına gitmek üzere yola çıktı Bugünkü Molla Fenârî Câmiinin doğu tarafındaki sokağa geldiğinde, atının ayaklarının bileklerine kadar kayalara saplandığını gördü Bütün uğraşmalarına rağmen bir adım ileri süremedi (Bu kayanın üç kuzular semtinde olduğu da söylenmektedir) Çâresiz, atından indi Sırmalı kaftanıyla Üftâde Dergâhına doğru yürüdü Kâdı, dergâha vardığında, bahçede yamalı elbiseler içinde bahçeyi çapalayan bir zât gördü Ona hitâben; "Ben Bursa Kâdısı Mahmûd'um Şeyh Üftâde'yi görmek istiyorum Çabuk geldiğimi haber ver" dedi Kâdının hizmetçi zannettiği Şeyh Üftâde hazretleri dinledi dinledi, sonra hafifçe doğrularak:

 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 24-07-2008   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



Yazıklar olsun ey Kâdı Efendi! Herhâlde yanlış yere geldiniz Burası yokluk kapısıdır ve biz bu kapının kuluyuz Hâlbuki sen varlık sâhibisin Bu hâlde ikimizin bir araya gelmesi mümkün mü? Senin ilmin, malın, mülkün, şânın ve mâmûr bir dünyân var Bizim gibi kulların Allahü teâlâdan başka kimsesi yoktur Atın bile gelmek istemeyip ayakları kayalara saplanmadı mı?" buyurdu Bu sözler ve yaptığı hatâ Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye çok tesir etti Gözlerinden iki sıra yaş döküldüğü hâlde; "Efendim! Her şeyimi mübârek kapınızın eşiğinde terk eyledim Dileğim talebeniz olabilmek ve hizmetinizi görmekle şereflenmektir Her ne emrederseniz yapmaya hazırım" dedi Bu samîmî ifâde üzerine Üftâde hazretleri tâne tâne buyurdu ki:

"Ey Bursa kâdısı! Kâdılığı bırakacak, bu sırmalı kaftanınla Bursa sokaklarında ciğer satacaksın Her gün de dergâha üç ciğer getireceksin!" Her şeyi bırakacağına, her emri yerine getireceğine söz veren Mahmûd Hüdâyî derhal kâdılığı bırakıp ciğer satmaya başladı Sırtında sırmalı kaftanı olduğu halde, ciğerleri, Bursa sokaklarında, "Ciğerci! Ciğerciiii!" diye diye bağırarak satıyordu Bursalıların hayret dolu bakışlarına, kadınların ve çocukların alay etmelerine hiç aldırmıyordu Onu görenler; "Bursa kâdısı Azîz Mahmûd Hüdâyî aklını oynatmış, tımarhânelik olmuş" diyorlardı Bu şekilde, nefsini kırıp, rûhunu yükseltmek için her türlü alaya alınmaya katlanıyordu Her akşam dergâha geldiğinde hocası ona; "Bugün ne yaptın? Ciğerleri satabildin mi?" diye soruyor, o da, başından geçenleri anlatıyordu

Üftâde hazretleri daha sonra, yeni talebesinin nefsini iyice kırmak ve terbiye etmek için onu dergâhta helâ temizleme işi ile vazîfelendirdiHüdâyî bir gün abdesthâneleri yıkarken kulağına davul-zurna sesleri geldi Şöyle bir kulak kabarttığında, kendi yerine tâyin olunan yeni kâdının geldiğini ve halkın karşılamaya çıktığını öğrendi Bir anlık dalgınlık ile kendi kendine; "Yeni kâdı geliyor ha! Bîçâre Mahmûd, sen böyle bir mesleği bıraktın Şimdi abdesthânelerde temizlik yapıyorsun" diyerek nefsinin aldatmasına yakalandı Ancak daha bu düşünceler geçer geçmez derhal toparlandı ve;

"Mahmûd! Sen şeyhine nefsini ayaklar altına alacağına dâir söz vermemiş miydin?" diyerek bu hâle tövbe etti Sonra da nefsini tahkir için elindeki süpürgeyi atarak, taşları sakalıyla süpürmeye başlayacağı bir anda, şeyhi Üftâde hazretleri kapıda göründü ve;

"Mahmûd, evlâdım! Sakal mübârek şeydir Onunla böyle bir iş yapılmaz Maksad sana bu mertebeyi atlatmaktı" buyurarak, Hüdâyî'yi alıp içeri dergâha götürdü

Böylece nefsinin istek ve arzularına sırt çevirip istemediği şeyleri yapmakta büyük gayret sarfeden Azîz Mahmûd Hüdâyî kısa zamanda üstâdının en önde ve gözde talebesi oldu Develer yükü kitâbın ona öğretemediğini Üftâde hazretlerinin bir bakışı öğretiyor, gönlünden geçen bir suâline bin cevap birden veriyordu

Bir gün Üftâde hazretleri talebeleri ile kırlarda sohbet etmişlerdi Bir ara talebeler etrafa dağılarak herbiri birer demet çiçek topladılar Hüdâyî Efendi ise elinde kurumuş ve sapı kırılmış bir çiçek olduğu hâlde döndü Herkes hediyelerini şeyhleri Üftâde hazretlerine takdim etmiş o da kabûl ederek memnuniyetini belirtmiş ve duâlar etmiştiHüdâyî de hediyesini verince, Üftâde hazretleri:

"Oğlum, arkadaşlarınız demet demet çiçek getirdiler Siz bize bir tek solmuş çiçeği mi lâyık gördünüz?" buyurdu Hazret-i Hüdâyî de; "Efendimize ne getirsem azdır Fakat koparmak için el uzattığım her çiçek Allahü teâlâyı tesbih ediyordu Bu tesbihi işiterek el çekip hiç birini koparamadım Ancak kurumuş ve sapının kırılmış olmasından dolayı bu çiçeği tesbihten kesilmiş gördüm Bu sebeple bunu getirebildim" Azîz Mahmûd Hüdâyî bu cevâbıyla şeyhinin bir kat daha muhabbet ve teveccühünü kazandı Çünkü Üftâde hazretleri Hüdâyî'ye her zaman; "Evlâdım her zerrede Hakk'ı göreceksin, her zerreye Hak muâmelesi yapacaksın, başka yolu yok, bu böyledir" derdi Sevinci, talebesinin bu mertebeye ulaşmasından geliyordu

Nitekim bir sabah Hüdâyî hazretlerinin artık nihâyete erdiğini ve halkı irşâda, doğru yolu göstermeye başlayacağının işâretini verdi Hüdâyî hazretleri her sabah erkenden kalkarak hocasının abdest suyunu ısıtıp hazır ederdi O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti Derhâl ibriği aldı Fakat ısıtmaya vakit yoktu Çünkü hocasının ayak seslerini işitiyordu İbriği göğsüne bastırmış bir halde kalakaldı Üftâde hazretleri eğilerek; "Haydi evlâdım suyu dök" dedi Hüdâyî hazretleri ise ibriği göğsüne bastırmış hâlde duruyor ve buz gibi olan suyu hocasının eline dökmeye kıyamıyordu Üftâde hazretleri tekrar; "Haydi evlâdım! Ne duruyorsun? Geç kalacağız" deyince, çekine çekine ve korkarak suyu dökmeye başladı Ancak hocasının sözü onu bir kat daha şaşırttı "Evlâdım Mahmûd bu su ne kadar ısınmış böyle Bunu normal ateş ile ısıtmayıp, gönül ateşi ile ısıtmışsın Bu hâl artık senin hizmetinin tamam olduğunu gösteriyor"

Böylece Muhammed Üftâde hazretleri, Hüdâyî'ye icâzet, diploma verdi ve onu çocukluğunu geçirdiği Sivrihisar'a, İslâmiyeti yaymak, emir ve yasaklarını bildirmek üzere gönderdi Azîz Mahmûd Hüdâyî, âilesiyle birlikte Sivrihisar'a giderek hizmete başladı Ancak burada sâdece altı ay kadar kalabildi Hocasının ayrılığına dayanamayarak tekrar Bursa'ya geldi Bursa'ya geldiği günlerde, doksan yaşından ziyâde olan hocasının hizmetini görmeye başladı Bu hizmetlerinden çok memnun olan Muhammed Üftâde; "Oğlum! Pâdişâhlar ardınca yürüsün" diye duâ etti O sene Üftâde hazretleri vefât etti

Azîz Mahmûd Hüdâyî mânevî bir işâretle Trakya'ya gitti Bir müddet sonra da Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi vâsıtasıyla İstanbul'a geldi Küçük Ayasofya Câmii tekkesinde hocalık yapmaya başladı Bu arada Fâtih Câmiinde, talebelere, tefsîr, hadîs ve fıkıh dersleri verdi Burada kaldığı müddet içinde, ilim ve devlet adamlarına kadar uzanan geniş bir muhit edindi Bu arada, Üsküdar'da kendi dergâhının bulunduğu yeri satın aldı Buraya dergâhını inşâ eyledi Dergâhında yüzlerce talebenin yetişmesi için çok uğraştı Kısa zamanda nâmı her tarafta duyuldu Akın akın talebeler dergâhına koştular Hasta kalblerine şifâ olan sohbetlerine kavuştular Onun feyz ve bereketleri ile mârifetullaha kavuştular Dergâh, en fakirinden en zenginine ve en üst kademedeki devlet ricâline kadar her tabakadan insanlar ile dolup taşıyordu Devrin pâdişâhları da ona hürmette kusur etmiyorlardı Üçüncü Murâd Han, Üçüncü Mehmed Han, BirinciAhmed Han, İkinci Osman Han ve Dördüncü Murâd Han'a nasîhatlarda bulundu Dördüncü Murâd Han'a, saltanat kılıcını kuşattı

 

FataL is offline  
Alt 24-07-2008   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



1595 yılında İranlılarla yapılan Tebrîz seferine Ferhat Paşa ile berâber katıldı Zaman zaman pâdişâhların dâvetlisi olarak saraya gidip, onlarla sohbetlerde bulunduAzîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin, çeşitli câmilerde vâz vermesi için sevenleri devamlı taleplerde bulundular O, Üsküdar İskelesindeki Mihrimah Sultan Câmii ile Sultanahmed Câmiinde belli günlerde vâz vererek, insanlara feyz ve mârifet sundu

Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin talebesi olmakla şereflenmek için, herkes birbiriyle yarışıyordu Bunların başında; Sadrâzam Halîl Paşa, Dilâver Paşa, Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi,Şeyhülislâm HocazâdeEsad Efendi, Okçuzâde Mehmed Efendi, İbrâhim Efendi, NevizâdeAtâyî Efendi geliyordu O zamandaHüdâyî Dergâhı, İstanbul'un en mühim bir kültür merkezi hâline geldiPekçok âlim yetişti

Osmanlı tahtında yirmi yıl kadar saltanat süren Üçüncü Murâd Han, Hüdâyî hazretlerine büyük muhabbet besler ve yapacağı işlerde onun ile istişâre yapardı Pâdişâh 1595 Haziranında vefât ettiği zaman, Hüdâyî hazretleri şu ilâhîyi söylemiştir

Yalancı dünyâya aldanma yâ hû,
Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez
İki kapılı bir virânedir bu,
Bunda konan göçer, konuk eğlenmez
Bakma bunun karasına ağına,
Gönül verme bostanına bağına,
Benzer hemân çocuk oyuncağına,
Burda aklı olan insan eğlenmez
Vârını îsâr et Mevlâ yoluna,
Bunda ne eylersen anda buluna,
Bir gün sefer düşer berzah iline,
Otağı kalkacak Sultan eğlenmez
Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı,
Durur mu anladın leyl-ü-nehârı,
Yükün yeynildigör evvelden bârı,
Yoksa yolcu gider kervan eğlenmez
Doğrusuna gidegör bu yolların
Geçegör sarpını yüce bellerin,
Dünyâ zindânıdır mümin kulların,
Zindanda olan kul kolay eğlenmez
Ömür tamam olup defter dürülür,
Sırat köprüsü ve mîzân kurulur,
Hakkın dergâhında elbet durulur,
Buyruğu tutulur fermân eğlenmez
Hüdâyî n'oldu bu kadar peygamber,
Ebû Bekr u Ömer, Osman u Haydar,
Hani Habîbullah Sıddîk-ı Ekber,
Bunda gelen gider bir cân eğlenmez

Üçüncü Murâd Hanın yerine geçen Üçüncü Mehmed Han ve ondan sonra tahta çıkan Birinci Ahmed Han da Şeyh Hüdâyî hazretlerine büyük bir saygı ile bağlı idiler

Bir gün Sultan Birinci Ahmed Han rüyâsında; "Avusturya Kralı ile güreş tuttuğunu, fakat kendisinin arka üstü yere düştüğünü" görmüştü Zâhiren bakıldığında rüyâ çok korkunç idi Sabahleyin, derhal huzûra getirilen âlimler ve rüyâ tâbircilerinden hiçbiri bu rüyâyı, Pâdişâhı tatmin edecek şekilde tâbir edemedi Nihâyet Üsküdar'da bulunan Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin, bu rüyâyı tâbir edebileceğini arz ettiler Pâdişâh Birinci Ahmed bir mektup yazarak, yakınlarından biriyle gönderdi ve tâbir edilmesini ricâ etti Haberci, mektubu alıp süratle Üsküdar'a geçti Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin kapısını çaldığında, onun içerden elinde bir zarf ile kapıya çıktığını gördü Habercinin getirdiği mektubu alırken, kendi elindeki mektubu da Pâdişâha verilmek üzere verdi ve; Sultânımızın gönderdiği mektûbun cevâbıdır" buyurdu Mektubu şaşkınlık içinde alan haberci, derhal mektubu sultâna götürdü ve gördüklerini anlattı Sultan Birinci Ahmed Hanın gönderdiği mektup, daha açılıp okunmadan cevâbı gönderilmiştiSultan AhmedHan, gönderilen bu mektubu heyecanla okudu Deniyordu ki: "Allahü teâlâ insan vücûdunda arkayı, cansız mahlûklarda ise toprağı, en kuvvetli olarak yarattı İnsan ile toprağın birbirlerine değmesi, bu iki kuvvetin bir araya gelmesi demektir Böylece, Pâdişâhımızın arka üstü yere yatması ile bu iki kuvvet birleşmiştir Dolayısıyla bu rüyâdan İslâmın temsilcisi olan pâdişâhımızın, küffâra karşı zafer kazanacağı anlaşıldı" Pâdişâh bu tâbiri pek beğendi ve; "İşte gördüğüm rüyânın tâbiri budur" dedi DerhalAzîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerine bin altın gönderdi

Diğer taraftanAzîz Mahmûd Hüdâyî'nin hanımı hâmile olup doğumu yaklaşmıştı Fakir oldukları için doğacak çocuğun ihtiyaçlarını alamamışlardı ÇünküHüdâyî hazretleri kapısına gelen, kendisine el açan fakir ve ihtiyâç sâhiplerine hiç düşünmeden nesi olsa verirdi Bu sebeple çoğu kez evde yakacak mum bile bulamazlardı Bu sebeple hanımı;

"Bursa kâdılığını bıraktın, medrese hocalığını terkettinElindeki malını mülkünü, ona buna vererek harcadın Dünyâya gelecek yavruya saracak bir bez parçası bile yok!" diye yakınıyordu

Tam bu sırada kapı çalındı Hüdâyî hazretleri kapıya doğru giderken hanımına da; "Hâtun, Allahü teâlâ istediğin dünyâlığı gönderdi" buyurdu Kapıyı açtığında Sultan Ahmed Hanın hediyelerini ve bir kese içinde gönderdiği bin altını alarak hanımına teslim etti Ertesi gün de Pâdişâh kendisi gelerek elini öptü ve talebesi olmakla şereflendi

Sultan Ahmed Han, bir gün Hüdâyî hazretlerine bir hediye göndermiş, o da bunu kabûl etmeyerek iâde etmişti Pâdişâh bu sefer aynı hediyeyi Şeyh Abdülmecîd Sivâsî'ye gönderdi Onun kabûl etmesi üzerine bir gün pâdişâh kendisine; "Bu hediyeyi Hüdâyî'ye gönderdiğim halde kabûl buyurmadılar" dedi Abdülmecîd Sivâsî de; "Pâdişâhım, Hüdâyî bir ankâdır ki, lâşeye tenezzül etmez" cevâbını verdi

Pâdişâh birkaç gün sonra Hüdâyî hazretlerinin sohbetine gidince; "Geri gönderdiğiniz hediyeyi Abdülmecîd Efendi kabûl etti" dedi Bu söz üzerine Hüdâyî hazretleri de; "Sultanım! Şeyh Abdülmecîd bir deryâdır Ona bir katre necâset düşmekle pislenmiş olmaz" diyerek zârifâne bir cevap verdi

Sultan Ahmed Han, büyük bir câmi yaptırmak istiyordu Kararını verdi ve yerini tesbit ettirdi Temel atma merâsimi için hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî ve diğer âlimleri dâvet ettiKurbanlar kesildi Temel atmak için ilk kazmayı, Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri vurdu Pâdişâh, yoruluncaya kadar temel kazdı Böyle bir başlangıçtan yıllar sonra, câmi yapıldı ve açılışını yapmak ve Cumâ hutbesini okumak üzere Azîz Mahmûd Hüdâyî dâvet edildi Ancak o gün beklenmedik bir şey oldu Önce bardaktan boşanırcasına yağmur başladı Sonra fırtına ile berâber denizde dalgalar büyüdü, yükseldi ve şiddetlendi Bu şartlar altında Üsküdar'dan Sarayburnu'na geçmek imkânsızlaşmıştı Ne var ki Şeyh hazretleri Hünkâra söz vermişti Bu sebeple Üsküdar iskelesine geldi ve bir kayık kiralayarak içine atladı O binince sâdık talebeleri durur mu? Hemen onlar da bindiler Böylece Şeyh hazretleri yanında birkaç talebesiyle birlikte Sarayburnu'na doğru açıldı Allahü teâlânın izniyle Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin himmeti bereketiyle, kayığın ön, arka ve yanlarından bir kayık mesâfesinde deniz süt liman oluyor, dalgalar kayığa hiç tesir etmiyordu Bu şekilde herkes korkudan denize çıkamazken, Azîz Mahmûd Hüdâyî kayığıyla selâmetle karşıya geçti Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola "Hüdâyî yolu" dendi ki, fırtınadan uzak, selâmetle gidilen bir deniz yolu olduğu kabûl edilir

 

FataL is offline  
Alt 24-07-2008   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



Bu sırada Ahmed Han da, Fevkânî Kasr-ı Hümâyûnunda telaş ve üzüntü içerisinde Hüdâyî hazretlerini bekliyordu Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri tam köşkün yanına gelince, müthiş bir gümbürtü koptu Kulakları sağır edecek bir biçimde patlayan gürültünün ardından düşen yıldırım, Kasr-ı Hümâyûnun bir yanını çökertti Binâ allak bullak olmuş; ne pâdişâh dışarı çıkabiliyor, ne de bir kimse içeri girip onu kurtarabiliyordu Ancak Hüdâyî hazretleri telaşlanmadılar Kimsenin de telaşlanmasına fırsat vermediler Hemen Kasr-ı Hümâyûnun çöken tarafına asâsını dayayıp binânın yıkılmasına engel oldu Sonra Pâdişâhı ve yanındakileri tek tek köşkten indirdiler

Bu sırada dayanak direkleri de getirilmiş ve çöken yana konulmuştu Köşkteki son kişinin de inmesini müteâkip gerekli tedbirlerin alındığını gören Hüdâyî hazretleri, bastonunu dayadığı yerden çektiler O anda inanılmaz bir olay oldu Küçük bir bastonun çektiği yüke direkler dayanamayıp çatır çatır kırıldı ve binâ çöktü

Bu olayı gören herkes Hüdâyî hazretlerine daha fazla gönülden bağlandı Artık yağan yağmur ve kopan fırtına kimsenin umurunda değildi Büyük bir alayla Sultanahmed Câmiine gelindi Sonra câmi büyük mürşîdin eli ve duâsı ile ibâdete açıldı

Sultan Ahmed Han, birgün bâzı devlet erkânıyla gezmeye çıkmışlardı Ormanlık bir yerde istirâhat ederlerken hizmetçiler bir koyun kesip, kızartarak Pâdişâha ikrâm ettiler Sultan Ahmed Han besmele çekerek elini ete uzattığı an, Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri beliriverdi Pâdişâha; "Sultânım! Sakın yemeyiniz, o et zehirlidir" buyurdu Etten bir mikdâr kesip, oradaki bir köpeğe verdiklerinde, köpeğin derhal öldüğü görüldü

Zamânın pâdişâhı Ahmed Han; vezirlerinden birini azletmiş, mührünü de Üsküdar tarafında oturan bir başka vezire göndermişti Yolda mührü götüren haberci, bir deniz kazâsına tutulduğu için mührü denize düşürdü Mührün denize düştüğünü öğrenen Pâdişâh, Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye gidip durumu anlatınca, o da pöstekisinin altına elini uzatıp, suları damlamakta olan mührü Pâdişâha teslim etti

Sultan Ahmed Han, hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerini ziyârete gitmişti Bir müddet sohbetten sonra atlarına binerek gezintiye çıktılar Karacaahmed mezârlığının yanından geçerken, Mahmûd Hüdâyî, Pâdişâha dönerek; "Sultânım! İster misiniz bugün size bir şey göstereyim?" diye sordu Sultânın, "İsterim!" demesi üzerine, kabristanlığa dönerek; "Kalkınız!" dedi Bu hitâb karşısında bütün ölüler arpa başağı gibi kabirlerinin içinde dikiliverdiler Pâdişâh bu hâli gördükten sonra, Mahmûd Hüdâyî; "Dönünüz!" emrini verince, kabir ehli yine eski hâllerine döndüler

Sultan Ahmed Han, Peygamber efendimizin mübârek Kadem-i şerîfin izi bulunduğu bir taşı Mısır'da Kayıtbay Türbesinden İstanbul'a getirtmiş ve Eyyûb Câmiine koydurmuştu Sultanahmed Câmii tamamlanınca da Nakş-ı Kadem oradan alınarak buraya nakledildi Nakil işinin yapıldığı günün gecesinde Sultan Ahmed şöyle bir rüyâ gördü:

Bütün pâdişâhların toplandığı yüce bir dîvanda Peygamber efendimiz kâdılık yapmaktadır Kayıtbay Türbesini ziyârete vesîle olan "Kadem-i şerîf" resmini kendi câmiine nakleden Sultan Ahmed'den dâvâcıdır Peygamber efendimiz dâvâcıyı dinledikten sonra, Kadem-i şerîfin alındığı yere geri verilmesi istikâmetinde karar verir Suçlu mevkıinde oturan Ahmed Han, kan ter içerisinde uyanır ve derhal şeyhi Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerine giderek rüyâsını anlatır Hüdâyî hazretleri, rüyâyı; "Emânetin derhâl yerine gönderilmesi" şeklinde yorumlar ve Kadem-i şerîf taşı Kayıtbay Türbesine iâde edilir

Bu hâdise üzerine Sultan Birinci Ahmed, "Kadem-i Saâdet-i Peygamberî" şeklinde bir sorguç yaptırıp, Cumâ, bayram ve diğer resmî günlerde bereketlenmek için hilâfet sarığına takmaya başladı Ayrıca bir tahta üzerine resmedilen "Kadem-i şerîfin" kenarına da:

N'ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i resmini dâim Hazret-i Şâh-ı Rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün

kıtasını kendi hattıyla yazıp şeyhi Hüdâyî Efendiye gönderdi O da bunu dergâhının duvarına astırdı

 

FataL is offline  
Alt 24-07-2008   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri bir gün Ahmed Hanı ziyârete gitmişti Pâdişâh; "Efendim! Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri'nin, kıyâmet günü talebelerine ve pekçok günahkâr mümine şefâat edeceği hakkında rivâyetler var Bu rivâyetlerin doğruluğu hakkında ne buyurursunuz? diye suâl eyledi Azîz Mahmûd Hüdâyî hemen cevap vermedi Bir müddet murâkabe hâlinde kaldıktan sonra; "Bu söz doğrudur" buyurdu Sonra Padişâh; "Efendim! Acabâ zât-ı âlinizin bizlere bir vâdiniz ve müjdeniz yok mudur?" diye sorunca, Mahmûd Hüdâyî ellerini kaldırarak: "Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuza katılan, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip rûhumuza fâtiha okuyanlar bizimdir Bize talebe olanlar denizde boğulmasınlar Ömürlerinin sonlarında fakîrlik görmesinler Îmânlarını kurtararak gitsinler ve öleceklerini bilip haber versinler" diye duâ eyledi (Âlimler ve evliyâ bu duânın kabûl olduğunu, bu yola mensup kimselerin hiç denizde boğulmadıklarını ve pekçok kimsenin de vefât günlerine yakın, öleceklerini haber verdiklerini bildirdiler)

Nitekim Ahmed Han da öleceğini bilip haber verdi Şânı yüce pâdişâh 1617 senesinde hastalandı Sırtında bir yara çıkmıştı Mâbeynci Mustafa, Sultânın vefâtından bir gün önce huzûrunda iken, Ahmed Hanın odada sâhibini göremediği kimselere dört defâ; "Ve aleyküm selâm" dediğini işitti Sebebini sorduğunda, Sultan Ahmed Han; "Şu anda yanıma hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, hazret-i Ömer, hazret-i Osmân ve hazret-i Ali geldiler Bana; "Sen dünyâ ve âhiretin sultanlığını kendinde toplamışsın Yarın Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin yanında olacaksın" buyurdular" cevâbını verdi Hakîkaten ertesi gün vefât etti Cenâzesinin yıkanması için hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri dâvet edildi Ancak o; "Sultânımı çok severdim Şimdi dayanamam İhtiyârlığım sebebiyle beni mâzur görün" buyurdu ve talebelerinden Şâban Dede'yi gönderdi

Kimyâ ilmini öğrenmeye merak eden bir kimse, Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin bu ilimdeki mahâretini, bilgisini öğrenmişti Bir gün huzûruna çıkarak, kimyâ ilmini öğrenmek istediğini arzetti O anda Azîz Mahmûd Hüdâyî, dergâhının bahçesinde bir asma ağacının altında istirahat ediyordu Hiç kimseyi reddetmek âdeti olmadığı için, talebenin bu arzusunu kırmadı Yeni talebe, bu hususta bir mârifet göstermesi için ısrar edince, Mahmûd Hüdâyî asma ağacından bir yaprak kopardı Yaprağın üzerine bâzı duâlar okuduktan sonra, talebenin hayret dolu bakışları arasında yaprağın altın olduğu görüldü Talebe fazla ısrar edince bu hâli üç defâ tekrâr etti Talebenin maksadı, tekrârlar esnâsında duâyı öğrenmekti Öğrendiğine kanâat getirince; "Bu iş çok basitmiş, ben de yapabilirim" diyerek asmadan bir yaprak aldı ve üzerine öğrendiklerini okudu Fakat bir türlü altın olmadı Sonra; "Efendim! Ben de sizin okuduklarınızın aynısını okuduğum hâlde yaprak altın olmadı Sebebi nedir acabâ?" diye sordu Azîz Mahmûd Hüdâyî de; "Evlâdım! Kimyâyı öğrenebilmek için, önce nefsi terbiye etmek icâbeder Nefsi kimyâ etmeden, bu hallere bu mârifete kavuşulamaz" buyurdu

Azîz Mahmûd Hüdâyî zamânında İstanbul'da vebâ salgını olmuştu Öyle ki, her gün yüzlerce insan vebâdan ölüyordu Her evi üzüntüye boğan bu âfet karşısında halk toplanıp Azîz Mahmûd'a başvurdular Duâ edip, salgından kurtulabilmeleri için talebde bulundular Fakat Mahmûd Hüdâyî; "Bu gibi hususlara karışmak bize uygun değildir" buyurduysa da, halk duâ etmesi için ısrâr ettiler Onların bu ısrârına dayanamayan Azîz Mahmûd hazretleri; "Karacaahmed Mezarlığına gidiniz Bir servi ağacının altında, sâdece hasırı bulunan yaşlı bir kimse oturur, İsmine Hasırpûş Dede derler Onu bulunuz ve derdinizi anlatınız Şâyet red ederse, bizim gönderdiğimizi söyleyiniz" dedi Herkes sevinç içinde Karacaahmed Mezarlığına gitti Hasırpûş Dede'yi bulup durumu anlattılar Hasırpûş Dede önce kabûl etmedi, Mahmûd Hüdâyî'nin gönderdiğini öğrenince derhâl ayağa kalkarak ellerini açtı ve duâ etti Gelenlere dönerek; "Bugün bir kimsenin daha cenâze namazı kılınsın da, sonra vebâ salgını dursun" dedi O günden sonra vebâ salgınından ölen olmadı

Zengin bir kimse, Mahmûd Hüdâyî'nin üstünlüğünü görmek, anlamak için huzûruna gitti Hiçkimseye göstermeden, Mahmûd Hüdâyî'nin seccâdesinin yanına elindeki altın dolu keseyi bıraktı Ayrılmak için izin isteyince, Mahmûd Hüdâyî; "Bırakmış olduğunuz altınlar ile, hem dünyâ hem de âhiret mâmur edilebilir Altın, velîye de deliye de lâzımdır Onun için bu altınları, hayr yoluna sarfetmek üzere kabûlünde bir mahzur görmüyor, red etmeyi uygun bulmuyorum" deyince, o zengin; "Efendim kalbimde gizlediğim şeyleri aynen ifâde ettiniz" dedi ve Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye muhabbeti ve hürmeti artmış bir şekilde huzûrdan ayrıldı

Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri, 1628 (H1038) senesinde hakîkî âleme göçtü Vefâtından önce talebeleriyle ve tanıdıklarıyla helâlleşti, vasiyetini yaptı Son nefeste de Kelime-i şehâdet getirerek rûhunu teslim etti Türbesi Üsküdar'daki dergâhındadır Âşıkları, onu ziyâret etmekte, feyz ve bereketlerinden istifâde etmektedirler

Hayatta iken erkek evlatlarının hepsi vefât etmiş bulunan Hüdâyî hazretlerinin zürriyeti kızları vasıtasıyla devâm etmiştir

Azîz Mahmûd Hüdâyî, insanların Ehl-i sünnet îtikâdında bulunmaları ve ibâdetlerini doğru yapmaları için pekçok eser yazmıştır Bu eserlerden bâzıları şunlardır:
1) Nefâis-ül-Mecâlis, 2) Tecelliyât, 3) Dîvân-ı İlâhiyât, 4) Habbet-ül-Muhabbe, 5) Necât-ül-Garîk, 6) Tarîkatnâme, 7) Tezâkir-i Hüdâyî, 8) Ahvâl-ün- Nebiyy-il-Muhtâr Aleyhi Salevâtullah-il-Melik-i-Cebbâr, 9) Câmi-ul-Fadâil ve Kâmi-ur-Rezâil, 10) Feth-ul-Bâb ve Ref-ul-Hicâb, 11) El-Feth-ül-İlâhî, 12) Hâşiyet-ül-Kühistânî fî Şerh-il-Fıkh-ı Keydanî, 13) Hayât-ül-Ervâh ve Necât-ül-Eşbâh, 14) Tarîkat-ı Muhammediyye, 15) Vâkıât, 16) Şerhun alel- Kasîdet-il Vitriyye fî Medhi Hayr-il-Beriyye, 17) Mensûr Mevlîd-i Nebî


Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri oğullarından birisinin sünneti için yaptırdığı merâsim dolayısıyla "dünyâya meyletti" denilmesi üzerine şu şiiri söyledi:

Alan sensin veren sensin kılan sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hakîkat üzre anlayıp bilen sen
Ne verdinse odur dahî nemiz var
Tutan el u ayak senden gelüpdür
Gören göz u kulak senden gelüpdür
Efendi dil dudak senden gelüpdür
Ne verdinse odur dahî nemiz var
Hudâyâ biz bu zâtı kanda bulduk
Neye ef'âl sıfâtı kanda bulduk
Fenâyı yâ sebâtı kanda bulduk
Ne verdinse odur dahî nemiz var
Bizim ahvâlimiz ey Hayy-u Kayyûm
Cenâb-ı Pâkine hep cümle mâlûm
Buyurdun oldu illa kaldı mâdûm
Ne verdinse odur dahî nemiz var
Hüdâyî'yi sen eriştir murâda
Senindir çünkü hükm arz u semâda
Efendi dahli yok ğayrın arada
Ne verdinse odur dahî nemiz var

 

FataL is offline  
Alt 24-07-2008   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



DAHA BÜYÜK KERÂMET Mİ OLUR?

Azîz Mahmûd Hüdâyî bir gün, Sultan Ahmed Hanla sarayda sohbet ediyordu Bir ara abdest tâzelemek istedi İbrik ve leğen getirdiler Pâdişâh hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu döktü Sultan Ahmed Hanın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı Vâlide Sultan kalbinden; "Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin bir kerâmetini görseydim" diye geçirmişti Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Vâlide Sultan'ın gönlünden geçenleri anlayarak; "Hayret! Bâzıları bizim kerâmetimizi görmek isterler, Halîfe-i rûy-i zemîn'in elimize su döküp, muhterem vâlidelerinin havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?" buyurdu

SULTANLAR RİKÂBINDA YÜRÜSÜN!

Bir gün Sultan Ahmed Han, mürşîdini ziyâret için Üsküdar'a gelmişti Çarşıdan geçerken, Hüdâyî hazretlerinin alış-veriş ettiğini gördü Genç Hünkâr bu esnâda attaydı Derhal atından indi, hocasının elini öptü ve atına binmesi için ricâ etti Bir müddet Hüdâyî hazretleri at sırtında önde ve Pâdişâh da yaya olarak ardınca yürüdüler Kısa bir süre sonra Mahmûd Hüdâyî dünyâyı titreten koca bir pâdişâhın, arkasında yaya yürümesine râzı olmadı ve;
"Sultanım! Sırf hocam Muhammed Üftâde hazretlerinin duâsı ve emri yerine gelsin diye bindim Çünkü o; "Pâdişâhlar rikâbında yürüsün" diye duâ etmişti" buyurarak atından indi Ata tekrar Sultan Ahmed Hanı bindirdi


Sultan Ahmed Hanın bu hâdiseden sonra aşağıdaki beytleri söylediği belirtilir:

"Varımı ben Hakka verdim, gayrı vârım kalmadı
Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı
Çünkü hubbullah erişti, çekti beni kendine,
Açtı gönlüm gözünü, gayri gümânım kalmadı

Evliyânın himmeti, yaktı beni kül eyledi,
Sâfiyim, buldum safâyı dü cihânım kalmadı
Ahmedî der, "Yâ ilâhî! Sana şükrüm çok-durur",
Hamdülillah aşk-ı Haktan gayri vârım kalmadı"

HOCASININ DUÂSI

Pâdişâh Ahmed Hanın, gördüğü bir rüyâyı,
Güzel tâbir edince, Azîz Mahmûd Hüdâyî,

Memnun olup bin altın gönderdi kendisine,
Maddî sıkıntıdaydı, mübârek de o sene

Zîrâ bir çocukları, olacaktı o ara,
Gerekli masraf için, elinde yoktu para

Hanımı diyordu ki: "Bıraktın kâdılığı,
Dağıttın elindeki, ne varsa dünyâlığı,

Şimdiyse, çok yakında, çocuğumuz olacak
Bez parçası bile yok, bu çocuğu saracak"

O böyle söylenirken, çalındı kapı birden,
Azîz Mahmûd Hüdâyî, açmak için giderken,

Buyurdu ki: "Ey hâtun, kendini üzme artık,
Belki de Hak teâlâ, gönderdi bir dünyâlık"

Açıp da gördüler ki, hakîkaten sultandan,
Çok büyük hediyeler, gelmişti tam o zaman

Hem öyle çok idi ki, hanımı etti hayret,
Sırf bir kese içinde, altın vardı bin adet

Ertesi gün pâdişâh, bizzat gelip kendisi,
Ellerini öperek, olmuştu talebesi

Bir gün de Sultan Ahmed gitmişti Üsküdar'a,
Çarşıda üstâdını, görmüş idi bir ara

Kendisi at üstünde, üstâdı yaya idi,
Görünce edebinden, hız ile yere indi

Bindirdi hocasını, hemen kendi atına,
Geçiverdi kendi de, edeple rikâbına

Allah'ın velî kulu, Hüdâyî hazretleri,
Pâdişâhın atında, biraz gitti ileri,

Ve dünyâyı titreten, Pâdişâh Sultan Ahmed,
Hocasının ardından, yaya gitti bir müddet

Sonra o mübârek zât, râzı olmadı buna,
Hemen attan inerek, buyurdu ki sultana:

"Bir gün benim üstâdım, Üftâde hazretleri,
Mübârek ellerini, uzatarak ileri,

Bana cân-ü gönülden, eylemişti bir duâ
Buyurmuştu:"Sultanlar, yürüsün rikâbında"

Sırf hocamın bu sözü, yerine gelsin diye,
Rızâ göstermiş idim, atınıza binmeye"

Pâdişâhı, atına, bindirip hemen tekrar,
Kendi, yaya olarak, yürüdü eve kadar

Azîz Mahmûd Hüdâyî, hürmetine İlâhî
Onun şefâatine, kavuştur bizi dahi

YALAN DÜNYÂ DEĞİL MİSİN!

Kim umar senden vefâyı,
Yalan dünyâ değil misin?
Muhammed-ül-Mustafâyı,
Alan dünyâ değil misin?

Yürü hey vefâsız yürü,
Sensin hod bir köhne karı,
Nice yüzbin erden geri,
Kalan dünyâ değil misin?

Kimisini nâlân edip,
Kimisini giryân edip,
Âhir-i kâr üryân edip,
Soyan dünyâ değil misin?

Kasdedip halkın özüne,
Toprak doldurup gözüne,
Ehl-i gafletin yüzüne,
Gülen dünyâ değil misin?

Eğer şâh u eğer bende,
Her kişiyi salan bende,
Kimse mekân tutmaz sende,
Virân dünyâ değil misin?

Sihr ile donatıp kendin,
Meydana salan semendin,
Âleme mihnet kemendin,
Salan dünyâ değil misin?

İşin gücün dâim yalan,
Çok kişiden arta kalan,
Nice kere boşalarak,
Dolan dünyâ değil misin?


 

FataL is offline  
Alt 24-07-2008   #7
Profil Bilgileri
Standart --->: Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri



HÜDÂYÎ YOLU

Osmanlı Pâdişâhı Birinci Sultan Ahmed,
Bir câmi yaptırmaya, eyledi birgün niyet,

Temel atma gününde, âlimler toplandılar,
Kur'ân tilâvetiyle, kesildi çok hayvanlar

Câminin temeline, o zaman ilk kazmayı,
Sultanın arzûsuyla, vurdu Mahmûd Hüdâyî

Osmanlı pâdişâhı, Sultan Ahmed Han bile,
Yoruluncaya kadar, çalıştı kazma ile

Kısa zaman içinde, câmi bitti nihâyet,
Sultan açılış için, herkesi etti dâvet

Ve Cumâ hutbesini, okutmak gâyesiyle,
Üstâdı Hüdâyî'yi, çağırdı birisiyle

Lâkin o, otururdu, Üsküdar mevkiinde,
Karşıya geçmek için, kıyıya geldiğinde,

Gördü ki, fırtınadan, denizde çok dalga var,
Cesâret edemedi, gitmeye kayıkçılar

Nihâyet bir tanesi, geçmeye verdi karar,
Geçtiler selâmetle, Sarayburnu'na kadar

Dalgalar adam boyu ard arda geliyordu,
Ve lâkin o kayığa, hiç zarar vermiyordu

Onun bindiği kayık, Allah'ın izni ile,
Dalgalardan bir zarar, görmedi zerre bile

Kayığın etrafını, çevreleyen bir alan,
Hikmet-i ilâhiyle, oluyordu süt liman

Gelin gibi süzülüp, vardı Sarayburnu'na,
O gün bunu duyanlar, çok hayret etti buna

Üsküdar-Sarayburnu, arasına bu yüzden,
Hüdâyî yolu diye, ad verildi o günden

BİLMİYORUM DEMEK İLMİN YARISIDIR

"Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş Sana sorulmayan şeye cevap verme Bir şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver Sözü uzatma Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma Onlarla münâzara ve münâkaşa etme Kendini beğenerek en başa, yukarıya oturma Edebe çok riâyet eyle Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muâmelede bulun Dünyâ sevgisini gönülden çıkar Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle

Ey oğul! Dünyâ ve dünyâ nîmeti hayaldir Gök kubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, hep değişir Onun için dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme Biz bu dünyâda misâfiriz, yolcuyuz Sonunda ayrılıp gideceğiz Sıkıntın varsa üzülme Bir an sonra ne olacağımız belli değil"

BU KIŞ GÜNÜ ÜZÜM OLUR MU?

Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin yükselmesi bâzı talebelerin kıskançlığına yol açtı Durumu sezen Üftâde hazretleri, Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin büyüklüğünü göstermek istedi O sırada mevsim kış idi Dışarıda kar yağıyor ve fırtına esiyordu Hazret-i Üftâde talebeleri ile yemek yiyorlardı Sofraya pilav konulunca Üftâde hazretleri; "Şimdi bağdan taze kopmuş üzüm olsa bu yemekle ne güzel giderdi" dedi Bu söz üzerine talebeler içlerinden;

"Bu kış günü, bu karda tâze üzüm olur mu?" diye düşünürlerken, Azîz Mahmûd Hüdâyî de kendi kendine; "Mâdem ki bu sözü hocam söyledi, mutlaka bunda bir hikmet vardır" diyerek ayağa kalktı ve; "Efendim! Müsâade ederseniz bendeniz getireyim" deyiverdi Müsâade edilince, sepeti aldığı gibi Bursa'nın Çekirge mevkıindeki bağa gittiBağ karlar altında idi Bir asma çubuğunun üzerinden karları temizlediğinde, salkım salkım üzümlerin sarktığını gördü Bunun, hocası Üftâde'nin bir kerâmeti olduğunu anlayıp, üzümleri sepete koymağa başladı Asmadaki üzümler bittiğinde, sepet de ağzına kadar dolmuş idi Sepeti omuzuna alarak yola koyuldu Yolda, hızlı hızlı yürürken, birden ayağı kaydı ve bir çukura düştü Çukur derin olduğundan, çıkmak için çok uğraştı fakat başaramadı Çâresiz kalınca hocası Üftâde'den yardım istemek hatırına geldi ve içinden; "İmdât! Yâ mübârek hocam!" der demez, çukurun başından bir ses geldi "Ey Mahmûd! Uzat elini de yukarı çekeyim" diyordu Başını kaldırdığında birisinin kendisine gülümsediğini gördü Elini uzattı Yukarı çıktığında, bir anda o kimseyi göremez oldu Yine sepeti omuzuna alarak süratle dergâha doğru gitti Hocasının huzûruna vardığında sohbet devâm ediyordu Omuzunda üzüm dolu sepeti gören arkadaşları şaşırıp kaldılar Üftâde, yardım edenin Hızır aleyhisselâm olduğunu söyledi Talebeler, hocaları Üftâde'nin, Allahü teâlânın katında yüksek bir velî olduğunu ve Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin hocalarına olan teslîmiyetini bir kere daha anladılar

1) Sefînet-ül-Evliyâ; c2, s372
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s1033
3) Semerât-ül-Fuâd; s145
4) Şakâyik-ı Nu'mâniyye Zeyli (Atâî); s760
5) Fezleke; c2, s113
6) Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi; c1, s479
7) Silsilenâme-i Celvetî; s82
8) Lemezât-ül-Hulviyye vr 187 a
9) Tezâkîr-i Hüdâyî (Fâtih blm 2572)
10) Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî
11) Hadîkat-ül-Cevâmi; c2, s195
12) Menâkıb-ı Azîz Mahmûd Hüdâyî
13) Azîz Mahmûd Hüdâyî veCelvetiyye Tarîkatı
14) Anadolu Evliyâları; s86-98
15) İstanbul ve Anadolu Evliyâları; c1, s354
16) Diyânet İslâm Ansiklopedisi; c4, s338
17) Mektûbât, Fâtih, Nr 2572
18) Seyyid Azîz Mahmûd Hüdâyî, Ziver Tezveren
19) Kutbü'l-Ârifîn Seyyid Azîz Mahmûd Hüdâyî, Hayâtı-Menâkıbı-Eserleri

 

FataL is offline  
Saat 21:33.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545