FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Abdullah-i DehlevÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Abdullah-i DehlevÎ ile ilgili Benzer Konular
231 Kez Görüntülendi
Abdullah Papur (Abdullah Papur Kimdir? - Abdullah Papur Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Abdullah-ı Ensari (Abdullah-ı Ensari Kimdir? - Abdullah-ı Ensari Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Öztemiz (Abdullah Öztemiz Kimdir? - Abdullah Öztemiz Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Bin Hüseyin (Abdullah Bin Hüseyin Kimdir? - Abdullah Bin Hüseyin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
AbdÜlazÎz DehlevÎ
Sahabeler ve Alimler
Abdullah AyderÛsÎ
|
Abdullah Bİn Avn
Konu Araçları
30-06-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Abdullah-i DehlevÎ
Abdullah-i DehlevÎ başlıklı yazı Mumsema Abdullah-i DehlevÎ Forum Alev
ABDULLAH-I DEHLEVÎ
Hindistan evliyâsından
Silsile-i aliyye denilen büyüklerden olup, seyyiddir
1745 (H
1158)'te Hindistan'ın Pencab şehrinde doğdu
1824 (H
1240) senesinde Delhi'de vefât etti
Kabri Şâhcihân Câmii yakınındaki dergâhındadır
Binlerce seveni her zaman ziyâret edip, feyz almaktadır
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin babası, Abdullatif Efendi âlim, sâlih, zâhid, dünyâya rağbet etmeyen, yüksek haller sâhibi Kâdirî yolunda bir zât idi
Bu yolu Hızır'la görüşmüş olan hocası Şeyh Nâsırüddîn Kadîrî'den aldı
Ayrıca Çeştiyye ve Şettâriyye yollarından da feyz almıştı
Tasavvuf yolunda kemâle, olgunlaşmaya çalışırdı
Haram yemekten son derece sakınır, kırlarda yetişen meyvelerle yetinir, nefsini terbiye etmek için uğraşırdı
Sahrâlarda Allahü teâlânın ism-i şerîfini anarak dolaşır, yarattıklarına bakar, O'nun büyüklüğünü tefekkür edip düşünür, bir an olsun Rabbini unutmazdı
Bir gün rüyâsında hazret-i Ali ona şöyle dedi:
"Ey Abdüllatîf! Allahü teâlâ sana bir oğul ihsân edecek, o ilerde büyük bir zât olacak
Ona bizim ismimizi koyarsın
"
Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri de annesine rüyâsında; "Yakında dünyâya bir oğlun gelecek
Ona bizim ismimizi koyarsın
" buyurdu
Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de evliyâdan bir zât olan amcasına rüyâsında, doğacak çocuğa Abdullah isminin verilmesini emretti
Çocuk doğduğunda, ismini babası, Ali, annesi Abdülkâdir, amcası Abdullah koydu
Abdullah-ı Dehlevî altı yaşına gelince, hazret-i Ali'ye karşı sevgi ve edebinden kendisine Ali demeyip Ali'nin hizmetçisi mânâsına Gulam Ali dedi ve bu isimle tanındı
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri Allah vergisi çok üstün bir zekâya sâhipti
Kur'ân-ı kerîmi kısa zamanda ezberledi
Dînî ilimleri ve zamanının fen ilimlerini öğrendi
Delhi'de hocası şeyh Nâsırüddîn'in hizmetinde bulunan babası, onun terbiyesinde yetişip, Kâdiriyye yoluna girmesi için, oğlu Abdullah'ı Delhi'ye çağırdı
Abdullah-ı Dehlevî Delhi'ye vardığı gece Şeyh Nâsırüddîn vefât etti
Babası; "Oğlum! seni Şeyh Nâsırüddîn'den Kâdiriyye yolunu alman için çağırmıştım
Nasîb değilmiş
Artık, sana nereden irşâd kokusu gelirse, oraya git
Serbestsin
" dedi
O sırada Delhi'de Çeştiyye büyüklerinden, Şeyh Muhammed Zübeyr ve iki halîfesi, Şeyh Ziyâüddîn, Şeyh Abdüladl, Şeyh Mîr Dered bin Şeyh Nâsır, Mevlâna Fahrüddîn ve başkaları vardı
Yirmi iki yaşına kadar onların huzûrunda ve sohbetlerinde bulundu
Bu sırada gönlünden, yine Delhi'de bulunan Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin dergâhına gitmek geldi
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna varıp, kendisini talebeliğe kabûl buyurmasını istedi
O da:
"Sen zevkin ve şevkin olduğu yere git
Bizim yolumuz, tuzsuz taşı yalamak gibidir
" buyurdu
Abdullah Dehlevî ise; "Zaten benim mûradım, isteğim de buyurduğunuzdur
" dedi
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri; "Mübârek olsun
"buyurup talebeliğe kabûl etti
Onu Nakşibendiyye yolunun, Müceddidiyye koluna göre yetiştirip, bu yolun esaslarını ve edeblerini öğretti
Abdullah-ı Dehlevî on beş sene onun sohbetiyle şereflendi
Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuşunca, mutlak icâzet, diploma alıp, halîfesi oldu
İlk zamanlarda, "Nakşîbendiyye yoluna girmemden Gavs-ül-a'zam Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri râzı olurlar mı?" diye tereddütler geçirmişti
Bir gün rüyâsında gördü ki, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri bir makâma gelip oturdu
O makâmın tam karşısına da Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn hazretleri teşrif etti
Şâh-ı Nakşibend'in yanına gitmek istedi
Bu sırada Gavs-ül-a'zam; "Maksat, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaktır
Sıkılmayın, gidin
" buyurdu
Elinde malı, mülkü kalmadığı için başlangıçda geçim zorlukları ile karşılaşan Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, dâimâ tevekkül üzere oldu
Eski bir hasırı yatak, bir tuğla parçasını yastık edindi
Bu şekilde, on beş sene kanâat köşesinde oturdu
Bir defâsında o kadar çâresiz kalıp, bitkin düştü ki, "Artık bulunduğum bu hücre benim mezârım olacaktır
" diye düşünmeye başladı
Nihâyet Allahü teâlânın yardımı yetişti
Tanımadığı birisi, bir mikdâr para bırakıp gitti
O günden sonra devamlı Allahü teâlânın bu şekilde yardımına kavuştu
Hocasının vefâtından sonra yerine geçip, talebe yetiştirmeye başladı
Uzak yakın her yerden, Diyâr-ı Rum, Şam, Irak, Hicaz, Horasan ve Mâverâünnehr'den pek çok talebe, ilim ve feyz almak, sohbeti ile şereflenmek için yarışırcasına yanına koştu
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Şeyh Ahmed-i Kürdî, Seyyid İsmâil Medenî gibi bâzıları Resûlullah efendimizden aldığı mânevî emirle geldi
Bazısı, sâdâtın, bu yolun büyüklerinin mânevî işâreti ile koşup teslim oldu
Şeyh Muhammed Can bunlardandı
Bâzısı ise,Abdullah-ı Dehlevî hazretlerini rüyâda görüp geldi
Dergâhında iki yüz kişi civarında talebe vardı ve onların ihtiyaçlarını temin ederdi
Bununla berâber, dâimâ mütevâzî ve gönlü kırık bulunurdu
Bir gün bir köpeği görüp; "Yâ Rabbî! Ben kimim ki, seninle, sevdiklerim arasında vâsıta olayım
Bu yarattığın hürmetine bana merhamet eyle!" buyurdu
Peygamber efendimizin sünnet-i seniyesine uygun yaşamaya çok gayret ederdi
Az uyur, teheccüd, gece namazına kalktığında uyuyanları da kaldırırdı
Sonra murâkabeye oturur, peşinden Kur'ân-ı kerîm okurdu
Kur'ân-ı kerîmden her gün on cüz okurdu
Sabah namazını kıldıktan sonra talebeleriyle beraber işrak vaktine kadar zikir, Allahü teâlâyı anmak ve murâkabe, nefs muhâsebesi ile meşgul olurdu
Sonra hadîs ve tefsîr derslerine başlarlar bu hal zevâl vaktine kadar sürerdi
Sonra yemek yenirdi
Zenginlerden birisi, lezzetli bir yemek gönderse yemez, talebelerinin de yemesini istemez, komşularına hediye gönderirdi
Birisi para gönderse, şüpheli bir durumu yoksa, İmâm-ı a'zam hazretlerinin ictihadına göre bir sene dolmadan mal nisaba ulaştığında zekât vermek câiz olduğundan önce onun zekâtını verirdi
Çünkü bir kuruş zekât vermenin binlerce lira sadaka vermekten kat kat üstün olduğunu bilirdi
Sonra kalan paranın bir kısmı ile helva ve başka şeyler yaptırır dervişlere dağıtır, bir kısmı ile dergâhın borçlarını öder, birazını da yanına gelen ihtiyaç sâhiplerine verirdi
Öğleye yakın sünnet-i şerîfeye uymak için bir müddet kaylûle yapar, uyur, kalkıp bir mikdâr yemek yiyip dînî kitablar okumak, bâzı mevzular üzerinde yazılan yazıları gözden geçirmek ve yazılması lâzım olanları yazmakla uğraşırdı
Öğle namazını kılıp, ikindiye kadar, hadîs ve tefsîr dersi verirdi
İkindiyi kıldıktan sonra, hadîs-i şerîf, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin
Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, Avârif-ul-Meârif
ve
Risâle-i Kuşeyrî'
yi okur, sonra güneş batıncaya kadar talebeleriyle zikir ve murâkabe ile meşgul olurdu
Akşam namazından sonra, mânevî teveccühleri ile talebelerinden ileri gelenlerinin ilerlemelerini sağlardı
Yatsıyı kıldıktan sonra geceyi zikr ve murâkabe ile ihyâ ederdi
Uyku bastırdığında seccâdesi üzerinde sağ yanı üzere yatardı
Bazan otururken uyuyakalırdı
Hayâsının çokluğundan ayağını uzattığı görülmezdi
Kur'ân-ı kerîmi okumakdan ve dinlemekten çok hoşlanır şevk hâlinin gâlib olduğu zamanlar dinleyince kendinden geçer ve; "Daha okumayınız, dayanamıyorum
" buyururdu
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin
Mesnevî'
sinide çok okutup, dinlerdi
Bu esnâda vecd hâli hâsıl olur, coşar, ilâhî muhabbete gark olurdu
Fakat başkalarının yaptığı gibi dînin emir ve yasaklarına uymayan halleri görülmezdi
Her hâli dine uygun olurdu
Emr-i mâruf ve nehy-i an'il-münker yapar, insanlara Allahü teâlânın emirlerini hatırlatır, yasaklarından sakınmalarını emrederdi
Bir kerre Şimşîr Bahâdır Han papazlara mahsus bir şeyi giyerek huzuruna geldi
Onu o hâlde görünce darılıp bu vaziyette yanında oturmamasını istedi
Bahadır Han, bu kadarına müsâde etmezseniz, bir daha yanınıza gelmem dedi
"Allahü teâlâ sizin bir daha böyle buraya gelmenizi nasîb etmesin
" buyurdu
Huzûrundan kızarak ayrılan Bahadır Hanın içi rahat etmeyip, üzerindeki o şeyi çıkarıp, huzuruna gelerek affını istedi ve talebesi oldu
Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi
Zamânın pâdişâhı defalarca dergâhın ihtiyaçlarını karşılayacak bir yardımda bulunmayı teklif ettiği halde, kabûl etmedi
Vâlî Emir Han da dergâhın ihtiyaçları için yardım teklif ettiğinde talebelerinden Raûf Ahmed'e; "Hediye gönderen Emîr Hana şu beyti cevap olarak yazınız
Biz fakr-ü kanâati şeref biliriz,
Emîr Hana söyleyin mukadderdir rızkımız
Ve biz, Allahü teâlânın meâlen; "
Semâda ise, rızkınız ve vâd olunduğunuz Cennet vardır
"
(Zâriyât sûresi: 22) âyet-i kerîmesine güveniriz
Bir sıkıntısı olduğunda din büyüklerinin yardımına kavuşurdu
Şöyle anlatır
Bir defasında karnım ağrımıştı
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhâniyetinden yardım istedim
O anda kendisini gördüm
Yanıma teşrîf edip, rahatsızlığımı giderdiler
Peygamber efendimizi son derece seven Abdullah-ı Dehlevî, O'nun şerefli ismini duyduğunda, kendinden geçecek gibi olurdu
Bir kere hizmetçisi ona; "Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem manzûru yâni nazar buyurdukları bir zâtsın
" demişti
Bu sözden duyduğu mânevî hazla birden yüzlerinin rengi değişti ve hizmetçinin alnından öpüp; "Ben kim oluyorum ki, Resûlullah efendimizin manzûru olayım
" deyip tevâzu gösterdiler
Yakın talebeleri anlatırlar; "Mübârek hocamızın odasından zaman zaman çok güzel kokular duyardık
O zaman, Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem ile büyük âlim ve evliyânın rûhlarının ziyârete geldiklerini anlardık
Hocamız, Peygamber efendimizin sünnet-i şerîflerine o kadar bağlıydı
Bir gün bize; "Biz muhabbet şerbetini içenlerdeniz
Bizim muhabbetimizin artmasına sebep; kalblerimize çeşit çeşit zevk bahşeden hadîs-i şerîfler ve salevât-ı şerîfelerdir
" buyurdu
Giyiminde Resûlullah efendimize uyar, O'nun gibi sert ve kalın elbise giyerdi
Birisi kıymetli bir elbise getirse onu satar, parasıyla birkaç elbise alır, fakirlere sadaka olarak dağıtırdı
"Birkaç kişinin giyinmesi bir kişinin giyinmesinden daha iyidir
" buyururdu
Buyurdular ki:
Rüyâda Peygamber efendimize sallallahü aleyhi ve sellem sual edip; "Yâ Resûlallah; "
Rüyâda, beni gören gerçekten beni görmüştür
"
sizin hadîsiniz midir? dedim
"Evet
" buyurdu
Devamlı tesbih, sübhânellah ve tahmîd, elhamdülillah okuyup, mübârek rûhuna hediye ederdim
Bir defâ okuyamadım
Rüyâda Resûlullah'ı, Tirmizî'nin
Şemâil
'inde anlatılan şekilde gördüm
Geldiler ve; "Okumadın!" buyurdular
Bir defâ Cehennem ateşi korkusu beni kapladı
Rüyâda Resûl-i ekremi sallallahü aleyhi ve sellem gördüm
Geldi ve; "Bizi seven, Cehennem'e girmeyecek
" buyurdu
Hiçbir kerâmet ve hârika, Allahü teâlâyı sevmek ve peygamberlerin efendisine sallallahü aleyhi ve sellem tâbi olmak gibi olamaz
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinde bu iki haslet ziyadesi ile var idi
Talebelerinin gönüllerine tasarruf eder, Hakk'ın feyz ve bereketlerini onların kalblerine akıtırdı
Bu büyük iş, onda çok görüldüğünden binlerce talebenin kalbi devamlı Allahü teâlâyı anar hâle getirdi
Yüzlercesini cezbelere ve ilâhî feyzlere kavuşturdu
Çoklarını yüksek makam ve hâllere eriştirdi
Bununla berâber kerâmetleri, Allahü teâlânın izni ve ilâhî ilhâm ile gaybdan haber vermeleri olurdu
Abdullah-ı Dehlevî'nin talebelerinden iki tanesi bir yolculuktan hocalarına dönüyordu
Yolda kendi aralarında konuşurlarken; "Hocamızın yüksek huzurlarına kavuştuğumuzda, bize ikrâm olarak ne istiyelim?" dediler
Biri; "Bana bir seccâde vermesini isterim
" öbürü; "Bana bir takke vermesini arzu ederim
" diye konuştu
Huzurlarına varınca, Abdullah-ı Dehlevî herkese, arzu ettiği şeyi ikrâm etti
İnsanların müşkillerini çözer, derdleri ve istekleri için duâ ederdi
Çoklarının işleri onun duâları ile hallolurdu
Beyt:
İşlerinin olması mutlak Allah'dandır,
Sakın zannetmeyin bu, kullardandır
O yüksek makamlar sâhibinin her sözü hârika olup, Allah'ın Peygamberinin sallallahü aleyhi ve sellem mûcizelerinin şuaları idi
Birçokları Abdullah-ı Dehlevî'yi rüyâda görüp, büyüklerin yolunu anlar, içine düşen şevk ile huzûrlarına gelir, yüksek makamlara kavuşup, memleketlerine dönerdi
Talebeleri çok olduğu hâlde, teveccühleri ile herbirini makamdan makâma geçirir, hâlden hâle kavuştururdu
Teveccühünün kuvveti sâyesinde, senelerce sürecek işleri, günlere sığdırırdı
Pek çok fâsık, fâcir ve günahkar, yüksek nazarları, bakışları ile tövbe edip, doğru yola geldiler
Bir kısım kâfirler de küçük bir iltifâtı ile müslüman oldular
Bir gün yakışıklı bir gayr-i müslim genç, Abdullah-ı Dehlevî'nin meclisine, severek gelip, sohbetini dinlemeye başladı
Mec
Meclistekilerin hepsi bu hâle hayret ettiler
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin mübârek nazarları o gence değince, gencin kalbinde bir değişiklik oldu
Hemen müslüman oldu
Beyt:
Evliyâyla, onları candan severek otur,
Onlarla oturan kul, kalkınca sultan olur
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine hasta sâhipleri gelir, hastalarının şifa bulması için duâ etmesini isterlerdi
O da, gelenleri boş çevirmez, sıhhate kavuşmaları için duâ buyururdu
Allahü teâlâ, böyle sevgili bir kulunun duâsını kabûl buyurduğu için, hasta ânında iyi olurdu
Bunu işiten herkes, Abdullah-ı Dehlevî'nin hâne-i saâdetlerinin önünde birikip, dertlerine derman ararlardı
Talebesinden Mevlevî Kerâmetullah, zâtülcenb hastalığına yakalanmışdı
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin elini hastanın üzerine temas ettirmesiyle, hastalık Allahü teâlânın izniyle geçti
Delhi Câmisinin imâmı Mevlevî Fadl Ahmed'in çocuğu uzun zamandır hasta yatıyordu
Bir gece rüyâda, Abdullah-ı Dehlevî hazretleri kendi evine gelip, hasta oğluna bir şey içirdi
Sabah olunca oğlunun tamâmen iyileştiğini gördü
Çok sevindi
Sıdk ve hâlis bir niyet ile biraz para alıp, huzûruna geldi ve; "Bunları kabûl ediniz
" diye arzetti
Abdullah-ı Dehlevî tebessüm edip; "Bu bizim geceki hizmetimizin ücreti midir?" diyerek keşf-i kerâmet buyurduğunda, Mevlevî Fadl Ahmed; "Hayır efendim, bunlar, bu geceki, lütuf ve inâyetinize şükür bile olamaz
" dedi
Abdullah-ı Dehlevî, bir gün Hakîm Nâmdâr Hanı ziyârete gitti
Onu sekerât hâlinde, gözlerini kapamış ve şuûru gitmiş buldu
Yakınları; " Hastalığının gitmesi için Allahü teâlâya teveccüh ediniz" dedi
O da, hastaya bir baktı
O anda hastanın şuûru yerine geldi, gözlerini açtı
Bir müddet onunla konuştu
Abdullah-ı Dehlevî kalkıp mübârek adımını, kapısından dışarı atıp çıkınca hasta hemen vefât etti
Ölüm hâline yaklaşan birisini, dostlarından biri sırtına alıp, seher vaktinde Abdullah-ı Dehlevî'nin huzûruna getirdi
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri duâ ettikten sonra hastaya teveccüh buyurdu, o anda hasta iyileşti
Talebelerinin büyüklerinden Mîr Ekber Ali'nin akrabâsından bir kadın hastalanmıştı
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinden, hastalığının azalması için duâ ricâ etti
Fakat o duâ etmedi
Duâ etmesini istirhâm edince; "Bu kadın, on beş günden çok yaşamaz
" buyurdu
Allahü teâlânın takdîri ile on beşinci gün vefât etti
Lâkin Mîr Ali, kadına teveccüh edip, hastalığının kalkmasına uğraşdı
Ama yaşamasına fayda vermedi
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri cenâzesinde bulundu ve; "Mîr'in teveccühlerinin bereketi, bu hanımın üzerinde açıkça görülmektedir
" buyurdu
Delhi'de kıtlık, kuraklık olmuştu
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri mescidin avlusuna çıkıp, kızgın güneşin altında oturdu ve yağmur yağması için Allahü teâlâya niyazda bulundu
Çok geçmeden yağmur yağdı
Talebelerinin ileri gelenlerinden Ahmed Yâr, ticâret için sefere çıkmıştı
Dönerken hocası Abdullah-ı Dehlevî'yi yanında yürüyor gördü
Ahmed Yâr'a; "Hızlı yürü, kâfile geride kalsın! Çünkü yolda, soyguncular, yol kesiciler vardır
Kâfileyi basmak istiyorlar
" buyurdu ve kayboldu
Ahmed Yâr sonradan bu hadiseyi; "Acele ettim
Kervândan çok ileri geçtim
Yol kesiciler gelip, ardımdan kâfileyi bastılar
Ben kurtuldum
Sağ sâlim evime geldim
" diye anlattı
Hazret-i Zülf Şâh anlattı:
Abdullah-ı Dehlevî'yi ziyârete gidiyordum
Fakat onu hiç görmemiştim
Memleketim Delhi'den çok uzaktı
Yolu şaşırdım
Heybetli bir zât karşıma çıkarak yolu gösterdi
"Sen kimsin?" dedim
"Ben, ziyâreti için yola çıktığın kimseyim
" buyurdu
Bu hâl, başımdan iki kere geçti
Ahmed Yâr'ın amcası, sultan tarafından hapsedilmişti
Ahmed Yâr ağlayarak hocasının huzûruna geldi ve durumu arz etti
Abdullah-ı Dehlevî; "Birisini gönder, onu hapisten çıkarsın
" buyurdu
Ahmed Yâr ise; "Bu nasıl olur, kale muhafız askerler ve nöbetçilerle kuşatılmıştır
" dedi
Hocası da; "Sen orasını düşünme, sözümü dinle git, onu kurtarırsın
" buyurdu
Ahmed Yâr; "Gittik, onu hapisten kurtardık ve nöbetçilerden hiçbiri bize müdâhalede bulunmadı
" diye anlattı
Abdullah-ı Dehlevî'nin huzûruna bir şahıs gelip; "Ey efendim! Oğlum iki aydan beri kayıptır
Çocuğumu bana vermesi için Allahü teâlâya duâ eder misin?" dedi
O da; "Çocuğunuz evdedir
" buyurdu
Gelen çok şaşırarak; "Ben şimdi evden buraya geldim
" deyince tekrar; "Evinize gidiniz
Çocuğunuz evdedir
" buyurdu
O kimse emre uyarak evine gitti ve gerçekten çocuğunu evde buldu
Meyân Ahmed Yâr anlatır:
Bir gün mübârek hocam ile birlikte, kızı vefât etmiş olan yaşlı bir hanımın evine tâziyeye gittik
Hazret-i Şeyh, o hanıma hitâben; "Allahü teâlâ, sana ona karşılık daha iyisini ihsân eder
" dedi
Kadın; "Hocam! Ben ihtiyârım, kocam da çok ihtiyârdır
Bu durumda bizim artık çocuğumuz olmaz
" diye cevap verince, hocam; "Hak teâlâ her şeye kâdirdir
" buyurdu
Sonra birlikte o evden çıktık ve eve bitişik bir mescide geldik
Hocam abdestini tâzeledi ve iki rekat namaz kıldı
O kadına çocuk vermesi için Allahü teâlâya duâ etti
Sonra bana dönüp; "Allahü teâlâya, o kadına bir çocuk vermesi için arz-ı hâcette bulundum
Duâmın kabûl olduğuna dâir alâmetleri gördüm
İnşâallah çocuğu olacaktır
" buyurdu
Daha sonra hocamın buyurduğu gibi, Allahü teâlâ, o kadına bir oğul verdi ve çok yaşadı
Onu üzenler yaptıklarının zararını görürlerdi
Hakîm Rükneddîn Han başvezir olunca, Abdullah-ı Dehlevî, sevdiklerinden birini bir iş için ona gönderdi
Rükneddîn Han ilgilenmedi
Abdullah-ı Dehlevî'nin kalbi kırıldı
Kısa bir süre sonra hiçbir sebep yok iken Rükneddîn Han azlolundu ve bir daha o yüksek makâma gelemedi
Başka bir seferinde Delhi vâlisine kalbi kırıldı ve o gün vâli azledildi
Mübârek dergâhlarının yakınında, Eshâb-ı kirâma düşman olan biri vardı
Abdullah-ı Dehlevî'nin talebesi çok olduğundan dergâh küçük geliyordu
Bunun için genişletilmesi lâzımdı
Kadından, o yeri istediler
Kadın vermedi
Nihâyet Delhi'nin ileri gelenlerinden Hâkim Şerîf Hanı ona gönderdiler ve; "Eğer satıp, para almaktan utanıyorsan, kıymetini gizli olarak gönderelim
Siz, nezr, hediye gibi bir isimle bize verdiğinizi söyleyin
" dediler
Allahın velî kullarına düşman olan bu kadın, Hâkim'in sözünü kabûl etmedi
Ayrıca Abdullah-ı Dehlevî hakkında, râfızîlerin âdetleri olduğu üzere çirkin, kaba sözler söyledi
Hâkim kalktı
Abdullah-ı Dehlevî'nin yanına geldi ve durumu anlattı
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri ellerini açarak; "Yâ Rabbî, söylediklerini duydun!" dedi
Allah'ın takdîri ile o evde bulunanlardan bir çocuk hâriç, hepsi kısa zamanda öldü
Çocuk da hastalandı
Anladılar ki, yaptığımız kötü iş sebebiyledir
O çocuğu Abdullah-ı Dehlevî'nin huzuruna gönderdiler
O yeri de hediye ettiler
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin en büyük kerâmeti, yetiştirdiği binlerce âlim ve evliyâdır
Bunlar içinde en büyükleri; Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn Bağdâdî, Ebû Sa'îd Fârûkî, Mevlânâ Beşâretullah, Mevlânâ Pîrzâde, Rauf Ahmed, Mevlânâ Muhammed Cân, Mevlânâ Fâdıl Gulâm, Mevlânâ Şeyh Sa'dullah Sâhib, Mevlânâ Şeyh Abdülkerîm, Mevlânâ Şeyh Gulâm Muhammed, Mevlânâ Abdurrahmân, Mevlâna Seyyid Ahmed, Mevlânâ SeyyidAbdullah Mağribî, Mevlânâ Pîr Muhammed ve Mevlânâ Muhammed Münevver'dir
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin gönülleri ferahlatan, kalplere neşe ve sevinç veren söz ve sohbetleri ayrı bir nîmet sofrası idi
Buyururdu ki:
"Dünyâ sevgisi bütün kötülüklerin başıdır
Günahların başı ise küfrdür, îmânsızlıktır
"
"Hizmet görmek isteyen hocasına hizmet etsin
"
"Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlâya nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun
"
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri yanında bulunanları terbiye edip, yetiştirdiği gibi uzakta olanlara da mektupları ile doğru yolu anlatır, gaflet, Allahü teâlâyı ve âhireti unutmaktan uyandıracak nasîhatlarda bulunurdu
Bir mektûbunda şöyle buyurdu:
Yüksek makamlar ve beğenilen hâller sâhibi Ahmed Han! Allahü teâlâ size selâmet versin
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah
Münşî Naîmüddîn Han, iyi hâllerinizden çok bahsettiler
Bunun için, bu birkaç satır, kırık dökük ifâdeler yığını mektubu yazdım ki, uzakta kalmış olanları inâyet nazarınızdan unutmayasınız ve teveccüh ediniz
Zîrâ bu ihtiyârın ömrü günah işlemekle geçti
Şikâyet, gıybet, dil uzatma, ayıblama, lânet etme, büyükleri anlayamama netîcesi sitemler şeklinde açık günahlar, yâhut huzur içinde olmayan, tecvîde riâyet edilmeden namaz kılma, boş ve lüzumsuz şeylerden kesilmeden oruç tutma, mânâsını düşünmeden Kur'ân-ı kerîm okuma ve boş vakitleri Allah korkusu ve huzûru ile geçirmeme ve sayılı nefesleri gafletle harcama şeklindeki diğer günahlar o kadar çoktur ki, amel defterimi kararttılar
Binlerce teessüfler, esefler olsun ki, cihân bahçesine gül için geldik, ama diken topladık
Hasretler, ziyânlar olsun ki, bize sıhhat, âfiyet ve rahatlık verildi, hepsinin şükründe kusûr ve eksiklik eyledik
Pişmanlıklar olsun ki, Kur'ân-ı kerîm ve Peygamber efendimiz gibi eşsiz iki nîmet ihsân olundu
Biz ise onların şükründe olacak yerde hâlâ gafletteyiz
Allah korusun
Hayretteyim
Yarın ne yüzle Allahü teâlânın ve Peygamberinin huzûrunda kabûl görürüz
Bu ne anlayışsızlıktır
Bu uygunsuzluk ve liyâkâtsizlikle, şefâat ve magfiret derecesine ulaşmak çok zordur
Ancak Allahü teâlânın gadabını aşmış rahmeti, ümîdimizdir
Mücerred ihsânı ile muâmelesine güveniyoruz
Yoksa hiç özrümüz, özür dileyecek yüzümüz yoktur
Ölüm başımızın ucunda, kıyâmet çok yakın
İşe yarar hangi ameli işledik
İyiler Cennet'e girip, Cennet nîmetlerine ve Hakk'ın dîdârına kavuşurlar
Bizim gibi gâfiller, elli bin senelik hesâb gününde, bizi hesâba çektirecek, bırakmayacak şeylerle meşgûlüz
Düşünmek lâzımdır ki, yarın elde hasret, ziyân kalmasın
Allah katında kıymetli kulların yaptıkları gibi, seher vaktinde kalkıp, gözlerden hasret gözyaşları akıtmağı, mücâhede ve can çıkarırcasına gayretle ibâdet ve kullukta bulunmayı Hak teâlâ nasîb eylesin
Hazret-i Münşî Naîmüddîn Han ve sevgili zât-i âliniz, husûsî zamanlarınızda, yolda kalmış ihtiyarları hatırlayınız
Gıyâbî duâ kabûle daha yakındır
Buradakiler ve bu fakîr size her zaman duâ ediyoruz
Allahü teâlâ iki dünyâ seâdeti versin
" (91
mektup)
Abdullah-ı Dehlevî namaz hakkında şöyle buyurdu: Namazı cemâatle kılmak ve "tumânînet" (rükûda, secdelerde, kavmede ve celsede her uzvun hareketsiz durması) ile kılmak, rükû'dan sonra "kavme" (kalkıp, ayakta her uzv yerine yerleşecek şekilde dik durmak) yapmak ve iki secde arasında "celse" (dik durma) yapmak bizlere Allahın Peygamberi tarafından bildirildi
Kavmenin ve celsenin farz olduğunu bildiren âlimler vardır
Hanefî mezhebinin müftîlerinden Kâdıhân, bu ikisinin vâcibliğini, ikisinden birisini unutunca secde-i sehv yapmanın vâcib olduğunu ve bilerek yapmıyanın namazı tekrar kılmasını bildirmiştir
Müekked sünnet olduklarını bildirenler de, vâcibe yakın sünnet demişlerdir
Sünneti hafif görerek, ehemmiyet vermeyerek terk etmek küfürdür
Namazın kıyâmında, rükûunda, kavmesinde, celsesinde, secdelerinde ve oturulduğu zamânında, ayrı ayrı, başka başka keyfiyetler, hâller hâsıl olur
Bütün ibâdetler namaz içinde toplanmıştır
Kur'ân-ı kerîm okumak, tesbîh söylemek (ya'nî sübhânallah demek), Resûlullah efendimize salevât söylemek, günahlara istigfâr etmek ve ihtiyaçları yalnız Allahü teâlâdan istiyerek O'na duâ etmek namaz içinde toplanmıştır
Ağaçlar, otlar, namazda durur gibi dik duruyorlar
Hayvanlar, rükû hâlinde, cansızlar da ka'dede, oturuyor gibi yere serilmişlerdir
Namaz kılan, bunların ibâdetlerinin hepsini yapmaktadır
Namaz kılmak, mîrâc gecesi farz oldu
O gece mîrâc yapmakla şereflenen, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine uymağı düşünerek namaz kılan bir müslüman, O yüce peygamber gibi, Allahü teâlâya yaklaştıran makamlarda yükselir
Resûlullah efendimiz;
"Gözümün nûru ve lezzeti namazdadır
"
buyurdu
Bu hadîs-i şerîf; "Allahü teâlâ namazda zuhûr ediyor, müşâhede olunuyor
Böylece gözüme rahatlık geliyor
" demektir
Bir hadîs-i şerîfte; "
Yâ Bilâl! Beni rahatlandır!"
buyruldu ki; "Ey Bilâl! Ezân okuyarak ve namazın ikâmetini söyleyerek, beni rahata kavuştur
" demektir
Namazdan başka şeyde rahatlık arayan bir kimse, makbûl değildir
Namazı zâyi eden, elden kaçıran, dînin diğer emirlerini daha çok kaçırır
Îmânı olmayan kimsenin Cehennem ateşinde sonsuz yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi
Bu haber elbette doğrudur
Buna inanmak, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lâzımdır
Ateşte sonsuz yanmak ne demektir? Herhangi bir insan sonsuz olarak ateşte yanmak felâketini düşünürse, korkudan aklını kaçırması lâzım gelir
Bu korkunç felâketten kurtulmanın çâresini arar
Bu ise, çok kolaydır
"Allahü teâlânın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselâmın O'nun son peygamberi olduğuna ve O'nun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak" insanı bu sonsuz felâketten kurtarmaktadır
Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felâketten korkmuyorum, bu felâketten kurtulma çârelerini aramıyorum, derse, buna deriz ki: "İnanmamak için elinde senedin, vesîkan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana mâni oluyor?" Elbet vesîka gösteremeyecektir
Senedi, vesîkası olmayan söze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimâl denir
Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, "Sonsuz olarak ateşte yanmak" felâketinden sakınmak lâzım olmaz mı? Azıcık aklı olan kimse bile böyle felâketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimâlinden kurtulmak çâresini aramaz mı?
Abdullah-ı Dehlevî, ömrünün sonlarında hastalıklardan çok güçsüz kaldı
İbâdetlerini zevkle, fakat büyük zorluklar içinde yapardı
Buyururdu ki:
Şu şiiri okuduğum zaman Allahü teâlâ vücûduma bir güç kuvvet veriyor, gençleşiyorum
Gerçi ihtiyârım, kalbim hasta, dermansızım,
Yüzünü andıkça kuvvet gelir, gençleşirim
Yâni; her ne kadar ihtiyâr, hasta ve mecâlsiz olsam da, hakîkî sevgilinin aşkı ve O'na kavuşma isteğinin cilvelerini gördükçe gençleşirim
Vefâtları:
Abdullah-ı Dehlevî her zaman şehîd olmayı arzû ederlerdi
Lâkin buyururlardı ki: "Mürşidim ve üstâdımın, yânî Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin şehîd edilmesinden insanlara çok sıkıntılar geldi
Üç sene büyük kıtlık olup, binlerce insan öldü
Yine o şehîdlik hâdisesi üzerine insanlar arasında olan kavga ve gürültülerde ölenler, herkesin bildiği gibi yazıya sığmayacak kadar çoktu
Onun için şehîd olmaktan vazgeçtim
"
Abdullah-ı Dehlevî'nin son hastalığında bâsur ve kaşıntısı arttı
Bu sırada Luknov'da bulunan Ebû Sa'îd Fârûkî'ye kısa zamanda birçok mektuplar yazıp; "Benden sonra yerime siz oturursunuz
" dediler
Bu haberler üzerine Ebû Sa'îd çok şaşırdı
Çoluk çocuğunu Luknov'da bırakıp süratle geldi
Huzurlarına gelince; "Sizinle karşılaştığım zaman içimden çok ağlayacağım diyordum
Fakat öyle bir vakitte geldiniz ki, ağlayacak gücüm de yok
" buyurup, çok ihsânlarda bulundular
Âdetleri öyle idi ki, hastalandığında vasiyetnâme yazdırırlardı
Şimdi de hem yazdırdılar hem söz ile anlattılar ve buyurdular ki:
"Devamlı zikrediniz
Büyüklere bağlılığınızı muhâfaza ediniz
Güzel ahlâklı olup, insanlarla iyi geçininiz
Kazâ ve kader husûsunda nasıl ve niçini bırakınız
Yol kardeşleri ile birlik olmayı lâzım biliniz
Fakr, kanâat, rızâ, teslim, tevekkül ve ferâgat üzerine olunuz
Benim cenâzemi, âsâr-i nebeviyyenin (Peygamber efendimize âit eserlerin) bulunduğu Delhi'deki Büyük Câmiye götürünüz Allah'ın Resûlünden şefâat isteyiniz
"
Yine buyurdu ki:
Hazret-i Hâce Behâeddîn Nakşibend; "Bizim cenâzemizin önünde;
Huzûruna müflis olarak geldim,
Yüzünün güzelliğinden bir şey isterim
Şu boş zenbilime elini uzat,
O mübârek eline güvenirim
beytlerini okuyun!" buyurmuşlardı
Ben de, bu şiirin ve ayrıca aslı Arabî olan şu şiirin güzel sesle okunmasını istiyorum:
Kerîmin huzûruna azıksız geldim,
Ne iyiliğim var, ne doğru kalbim,
Bundan daha çirkin hangi şey olur?
Azık götürürsün, O ise Kerîm
Cumartesi günü idi
Mevlevî Kerâmetullah Sâhib'e; "Çabuk Meyân Sâhib'i yâni Şâh Ebû Sa'îd'i (r
aleyh) çağırınız
" buyurdular
Mevlevî Sâhib acele kalkıp, Ebû Sa'îd hazretlerini çağırdı
Kapıdan içeri girince, bakışlarını ona çevirdi ve bu hâlde, 22 Safer 1240 (m
1824) senesinde, kuşluk vakti murâkabe hâlinde iken, bu sıkıntılarla dolu dünyâdan ayrıldılar
Vefâtı haberini duyan binlerce insan toplandı
Cenâze namazı Büyük Câmide kılındı
Şâh Ebû Sa'îd imâm oldu
Cenâzesi, üstâdı Mazhâr-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin medfûn bulunduğu kabrin sağ yanına defnolundu
Bugün oradaki üç kabirden biri de Şâh Ebû Sa'îd hazretlerinindir
Hacdan dönerlerken Tunek'de vefât etti
Cenâzesini oradan getirip, Abdullah-ı Dehlevî'nin sağ yanına defnettiler
Bu duruma göre, Abdullah-ı Dehlevî'nin mezârı ortada olandır
Abdullah-ı Dehlevî'nin vefâtı için; "Nevverallahu madca'ahü: Allahü teâlâ kabrini nûrlandırsın
" ve "Cân be-Hak Nakşibend-i sânî dâd: İkinci Nakşibend Hakka cân verdi
" târih düşürüldü
Şâh Rauf Ahmed de pek güzel bir rubâî söyledi ki şöyledir:
Zamânının kayyûmu Şâh Abdullah-ı Dehlevî,
Vefât etti, açıldı ona Cennât-i naîm
Kalbimden vefâtına târih aradım, buldum:
Fî ravhın ve reyhânın ve Cennât-in-na'îm (1240)
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin büyüklüğünü en güzel, talebesi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri meşhur dîvânında şöyle anlatmıştır:
"Mübârek hocam karanlık ufukları aydınlatıp, mahlûkâtı dalâletten hidâyete kavuşturmaya vesîle oldu
O, hidâyet yıldızı, karanlık gecelerin dolunayı, takvâ ummânı, feyzler defînesi, yüksek hâller ve kerâmetler hazînesidir
O, hilmde yer, vekarda dağlar, ziyâ bakımından güneş, yükseklikte semâ gibidir
O, Dîn-i İslâmı en güzel bilen bir kaynak, irfân mâdeni, mahlûkâtın yardımcısı, iyilik ve ihsân menbaıdır
O, Allahü teâlâya kavuşturucuların kutbu, evtâdın rehberi, mahlûkların gavsi (yardımcısı), ebdâl isimli Hak âşıklarının maksadı, hedefidir
O, mahlûkların şeyhülislâmı, müslümanların baştâcı, büyüklerin reisi, müşkillerde mürâcaat yeridir
Gizli bir rehberlikle en iyiye götürücü, en iyi yol göstericidir
Bütün gücü ile insanları Allahü teâlâya dâvet edici, çağırıcıdır
O, âlemlerin Rabbinin sevdiği bir kuldur
Kim onun gösterdiği doğru yoldan giderse, sen o kimseye; "Ey emsâllerine rehber olan zât!" diye hitâb et
Nefs hevâsının bukağısıyla bağlanmış nice câhilleri, o, bir nazarla, teveccühle nefsinin elinden kurtarmıştır
Nice kâmil velîler, ondan yüz çevirdiği gibi yüksek hâllerden ve mârifetlerden mahrûm kalmıştır
Onun yüksekliğini inkâr eden nice kimseler helâk olmuş, Allahü teâlânın şiddetli azâbına yakalanmıştır
O, noksan olanların kemâle gelmesine vesîle olan, bütün kemâl ehlinin de noksanını tamamlayandır
Şânı yüceAllahü teâlâ, onu, azamet ve heybet kubbesi altında gizlemiştir
"
Eserleri: 1)
Makâmât-ı Mazhariyye:
Hocası Mazhâr-ı Cân-ı Cânân hazretlerini pek güzel anlatmaktadır
2) Mekâtib-i şerîfe:
Pek faydalı bilgiler ve nükteleri ihtiva etmektedir
EYVAH!
Abdullah-ı Dehlevî müslümanlara çok şefkatli idi
Seher vakti onlara duâ ederdi
Kötülük gördüklerine de iyilik yapardı
Hâkim Kudretullah Han Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin komşusu idi
Çoğu zaman Abdullah-ı Dehlevî'yi gıybet eder, aleyhinde konuşurdu
Bir gün hapse düştü
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri onu hapishâneden çıkartmak için çok uğraştı
Fakat bunu ona söylemedi
Abdullah-ı Dehlevî'nin meclisindi dünyâ ile ilgili sözler konuşulmazdı
Birisi gıybet etse ona mâni olur, gıybet edene; "O dediğine ben daha layıkım
" derdi
Bir gün yanında; pâdişahı kötülediler
O gün oruçlu idi
Kötüleyene dönerek; "Eyvâh orucumuz gitti!" buyurdu
"Siz kimseyi kötülemediniz ki!" dendiğinde; "Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik
Gıybette söyleyende dinleyen de aynıdır
" buyurdu
O'NDAN GELENE RÂZIYIZ!
Abdullah-ı Dehlevî'nin mübârek vücûtlarında birkaç tane hastalık vardı
Bu hastalıklar sebebiyle namazlarını özürlü kılardı
Bunu bilen dostlarından biri dayanamayıp; "Efendim! Herkes hastalıktan kurtulmak için sizden duâ istiyor
Cenâb-ı Hak da duâlarınızı reddetmiyor
Her gelen, şifâya kavuşarak huzûrunuzdan ayrılıyor
Hâlbuki sizdeki hastalıkları biliyoruz
Duâ buyurup da bu dertlerden kurtulsanız olmaz mı?" diye sordu
O da; "Onlar hastalıktan kurtulmak için duâ istiyorlar
Biz ise, Allahü teâlânın verdiği bu dert ve belâlardan, O gönderdiği için râzıyız
Dert ve belâlar, kemend-i mahbûb olduğundan Allahü teâlâ, bu dertleri sevdiği kullarından dilediklerine verir
Bu sebeple dertlerin bizden gitmesini değil, gönderilmesini isteriz
" buyurdu
O, insanların sıkıntılardan kurtulmalarına yardımcı olurdu
SÂDIK TALEBE!
Abdullah-ı Dehlevî buyurdu ki;
Talebe, sâdık olan tâlib demektir
Allahü teâlânın sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktadır
Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın hâldedir
Uykusu kaçar, göz yaşları dinmez
Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz
Her işinde Allah'dan korkar, titrer, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır
Her işinde sabreder
Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusûru kendisinde görür
Her nefeste Allah'ını düşünür
Gaflet ile yaşamaz
Kimseyle münâkaşa etmez
Bir kalbi incitmekten korkar
Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir
Eshâb-ı kirâm hakkında hayr konuşur ve isimleri anıldığında "r
anhüm" der
Hepsinin iyi olduğunu söyler
Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm arasında olan şeyleri konuşmamağı emir buyurdu
Sâlih müslüman, bunları konuşmaz, yazmaz ve okumaz
Böylece, o büyüklere karşı bir edebsizlikte bulunmaktan kendini korur
O büyükleri sevmek, Allah'ın Resûlünü sevmenin nişânıdır, alâmetidir
Kendi bilgisi, kendi görüşü ile evliyâ-yı kirâmı, birbirinden aşağı ve yukarı diye ayırmaz
Birinin, daha yüksek, daha üstün olduğu ancak âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve Sahâbe-i kirâmın sözbirliği ile anlaşılır
Muhabbet sarhoşluğu elbet başkadır
Aşk sâhibi mâzûrdur
HASTALIK NÎMETTİR
Abdullah-ı Dehlevî, şânı büyük bir velî,
Meşhurdu halk içinde, bir çok kerâmetleri
Bir gün biri gelerek, mübârek huzûruna,
"Oğlumuz çoktan beri, kayıptır" dedi ona
Ve ilâve etti ki: "Lütfen duâ ediniz,
Tekrardan ihsân etsin, onu bize Rabbimiz
"
Onun bu sözlerini, dinleyip o büyük zât,
Buyurdu ki: "Oğlunuz, evindedir şu saat
"
O kimse heyret edip, dedi: "Ama efendim,
Şimdi evden ayrılıp, huzûrunuza geldim
"
O yine buyurdu ki: "Evine dön ki şu an,
Rabbimiz onu size, tekrardan etti ihsân
"
"Peki efendim" deyip, evine gittiğinde,
Gördü ki oturuyor, oğlu gelmiş evinde
Yine bir gün birisi, ölüm yatağındaki,
Hastasını sırtlayıp, geldi bir seher vakti
Dedi ki:"Ey efendim, çok ağırdır hastamız,
Belki bir şifâ bulur, duâ buyurursanız
"
Şöyle bir nazar etti, hastaya bir kerrecik,
Kavuştu sıhhatine, o kimse hemencecik
Böyle, binlerce kişi, duâ alıp o zâttan,
Şifâya kavuşurdu, her türlü mazarrattan
Lâkin kendisinin de, üç mühim derdi vardı,
Hattâ namazlarını, hep özürlü kılardı
Sevdiklerinden biri, buna olup muttali
Bir gün kendilerine, suâl etti bu hâli
"Efendim, bu devirde, kim hasta olsa eğer,
Kapınıza gelerek, sizden duâ isterler
Siz bir duâ edince, gelen her bir hastaya,
Her biri, duânızla, kavuşuyor şifâya
Hâlbuki sizin dahi, vardır hastalığınız,
Ve bilhassa üçünden, hiç yoktur râhatınız
Lâkin hikmet nedir ki, etmezsiniz hiç duâ?
Etseniz, size dahi, verir Allah bir devâ
"
Buyurdu ki: "Kurtulmak, istiyor dertten onlar,
Bu yüzden bize gelip, hep duâ istiyorlar
Biz ise Rabbimizin, verdiği bu dertlerden,
O gönderdiği için, râzıyız herbirinden
Mahbûb-u kemenddir ki, her musîbet ve belâ,
Sevdiği kullarına, gönderir Hak teâlâ
"
Kıtlık vâki olmuştu, bir zaman da Delhi'de,
Buna çok üzülmüştü, Abdullah Dehlevî de
Mescidin avlusuna, çıktı bir gün nihâyet,
Kızgın güneş altında, oturdu kısa müddet
Dedi ki: "Yâ İlâhî, yağmur yağana kadar,
Buradan gitmemeğe, bu kulun verdi karar
"
O böyle söyleyince, çok geçmedi aradan,
Nehirler akar gibi, yağmur yağdı havadan
Çok nazlı kullarıdır, Allah'ın çünkü onlar,
Onların hürmetine, yağdırır yağmur ve kar
Resûlullah'tan gelen, o ilâhî feyiz, nûr,
Onların kalplerinden, herkese vâsıl olur
Bu büyük velîlerin hürmetine yâ Rabbî,
Bizi, her hâlimizde, onlara eyle tâbi
1) Mu'cem-ül-Müellifîn; cild 6, s
77
2) Esmâ-ül-Müellifîn; c
1, s
190
3) Makâmât-ı Mazhariyye; s
159
4) Hadâik-ul-Verdiyye; s
209
5) İrgâm-ül-Merîd; s
70
6) Âdab; s
10
7) Behçet-üs-Seniyye; s
8
8) Hadîkat-ül-Evliyâ; s
122
9) Reşehât Zeyli; s
72
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s
431, 1081
11) RehberAnsiklopedisi; c
1, s
18
12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c
18, s
282
13) Nüzhet-ül-Havâtır; c
7, s
306
14) Sefînet-ül-Evliya (Hüseyin Vassâf); c
2, s
28
15) Persian Literature; c
2, s
1034
16) Hazînet-ül-Asfiyâ; c
1, s
703
Dantel
Mumsema
Frmacil
16-09-2008
#
2
Profil Bilgileri
Zilzal
--->: Abdullah-i DehlevÎ
Paylaşımınız için Emeginize Sağlık
Tags
:
abdullahi
,
dehlev
Abdullah-i DehlevÎ ile ilgili Benzer Konular
231 Kez Görüntülendi
Abdullah Papur (Abdullah Papur Kimdir? - Abdullah Papur Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Abdullah-ı Ensari (Abdullah-ı Ensari Kimdir? - Abdullah-ı Ensari Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Öztemiz (Abdullah Öztemiz Kimdir? - Abdullah Öztemiz Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Bin Hüseyin (Abdullah Bin Hüseyin Kimdir? - Abdullah Bin Hüseyin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
AbdÜlazÎz DehlevÎ
Sahabeler ve Alimler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
03:05
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553