FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Abdullah-i EnsÂrÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Abdullah-i EnsÂrÎ ile ilgili Benzer Konular
195 Kez Görüntülendi
Abdullah Papur (Abdullah Papur Kimdir? - Abdullah Papur Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Abdullah Gül (Abdullah Gül Kimdir?
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Abdullah-ı Ensari (Abdullah-ı Ensari Kimdir? - Abdullah-ı Ensari Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Öztemiz (Abdullah Öztemiz Kimdir? - Abdullah Öztemiz Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Bin Hüseyin (Abdullah Bin Hüseyin Kimdir? - Abdullah Bin Hüseyin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
ABDULLAH EFENDİ (Himmetzâde)
|
Abdullah El-kassÂr
Konu Araçları
30-06-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Abdullah-i EnsÂrÎ
Abdullah-i EnsÂrÎ başlıklı yazı Mumsema Abdullah-i EnsÂrÎ Forum Alev
ABDULLAH-I ENSÂRÎ
Evliyânın meşhûrlarından ve Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerinden
İsmi Abdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensârî el-Hirevî'dir
Künyesi Ebû İsmâil olup nesebi, türbesi İstanbul'da bulunan ve Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından olan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî'ye dayanır
Bu sebeple Ensârî nisbesiyle tanınmıştır
1005 (H
396)te Herat'ta doğdu
1088 (H
481) senesinde Herat'ta vefât etti
Türbesi çok ziyâret edilen yerlerden biridir
Hadîs ilminde yüksek derecede âlim idi
Üç yüz binden ziyâde hadîs-i şerîf ezberlemiştir
Ayrıca tefsîr, fıkıh, kelâm, târih, neseb ve diğer ilimlerde âlim idi
Dört yaşında ilim öğrenmeye başladı
Dokuz yaşından îtibâren Kâdı Ebû Mensûr ve Caruzî'nin sohbetlerine devâm etti
Hâfızası fevkalâde kuvvetli idi
Mektepte duyduğu ve yazdığı her şeyi hemen ezberlerdi
Daha o zamanlarda, çok güzel şiirler söylerdi
Gece-gündüz ilimle uğraştı
Abdül-Cebbâr el-Cerrâhî, Ebû Mensûr el-Ezdî, Ebû Sa'îd es-Sayrafî ve başka birçok âlimden ilim öğrendi
Kendisinden de; Ebü'l-Vakt Abd-ül-Evvel, Ebü'l-Feth Nasr bin Seyyâr ve daha başka birçok kimse ilim öğrenip icâzet, diploma aldılar
Onun büyük bir âlim ve evliyâ olacağını Hızır aleyhisselâm müjdelemiştir
Şöyle ki:
Hâce Ebû Âsım, Abdullah-i Ensârî hazretlerinin hocalarından ve akrabâsından idi
Bir gün ziyâretine gitti
Hocası kendisine yemek ikrâm etti ve sohbet edip bazı şeyler öğretti
Ebû Âsım'ın hanımı ihtiyar idi
Evliyâdan mübârek bir hâtun idi ve Hızır aleyhisselâmdan ilim öğrenirdi
Bu hâtun diyor ki:
Hızır aleyhisselâm bize geldiğinde, Abdullah'ı görüp kim olduğunu sordu
Böyle sormak onun âdetidir
Bildiği hâlde yine sorar
Ben;
"Filân kimsedir
" dedim
Buyurdu ki:
"Doğudan batıya kadar herkes onun adını duyar
Şeyh-ül-islâm ismi ile meşhûr olur
Şimdi on yedi yaşındadır
Babası ve kendisi, ne olduğunu bilmez
Zamanında ondan büyük kimse olmaz
Yer yüzünde onun büyüklüğünü duymayan kalmaz
"
O gerçekten müjdelendiği gibi yetişti
Kendini tamâmen ilme verdi
Geceleri kandil ışığında hadîs-i şerîf yazardı
Yemek yemeğe vakit bulamazdı
Annesi, ekmek parçalarını lokma lokma edip yedirirdi
Hadîs-i şerîf toplamak için çeşitli memleketlere gitti
Çok sıkıntılara katlandı
İlim uğruna emsâline az rastlanan gayret ve fedâkarlıklar gösterdi
Bir defâsında Nişâbûr'dan Dezbad'e gitmek üzere yola çıkmıştı
Yolda şiddetli bir yağmura tutuldu
Koynunda hadîs-i şerîflerin yazılı olduğu kitaplar, nüshalar vardı
Bunların yağmurdan ıslanmaması için yol boyunca rükû vaziyetinde eğilerek yürüdü
Üç yüz âlimden hadîs-i şerîf öğrendi
Bunların hepsi büyük hadîs âlimleri olup, hepsi de Ehl-i sünnet idi
Hiç biri bid'at sâhibi değildi
Tefsîr ilmini Hâce Yahyâ İmârî'den öğrendi
Tasavvuf ilmini ise zamanının büyük âlimi ve rehberi Ebü'l-Hasan Harkânî hazretlerinden öğrenip kemâle erdi
İlim tahsîlini tamamladıktan sonra insanların, Allahü teâlânın emrine uymaları, yasakladıklarından sakınmaları için gayret etti
Ömrünü insanların seâdete kavuşmaları, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaları için harcadı
Dünyâya düşkünlük göstermedi
Abdullah-ı Ensârî, şeyhülislâm idi
Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi
Kerâmetleri pek çoktur
Vâzlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder, mezhebsizlik ve bid'atlerin kötülüğünü anlatırdı
Allahü teâlâya kavuşmak yolunda yürümek isteyenlerin, evliyâya ve hakîkî din âlimlerine çok bağlı olmasını isterdi
Bu yolda ilerleten vâsıtaların, onlara olan tam muhabbet ve bağlılık oduğunu söylerdi
O büyüklere dil uzatanların zavallılıklarını her defâsında ifâde eder ve; "Yâ Rabbî! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan onları tanıyamıyor
Yâ Rabbî! Her kimi felâkete düşürmek istersen, onu dostlarının, evliyânın ve gerçek İslâm âlimlerinin üzerine atarsın
" buyurmuştur
Şöyle anlatmıştır:
Bir zaman bir arkadaş ile Basra'ya gittim
Altı gün geçtiği hâlde, hiç bir şey yemedik
Yedinci gün bir kimse gelip bize birer altın hediyye etti
Ben de o altını arkadaşıma verdim
Gidip yiyecek bir şeyler getirdi
Berâberce yedik
Sonra yolumuza devâm ettik
Deniz kıyısına geldik
Kalan bir altını gemiciye verip gemiye bindik
Gemide, köşede kendi hâlinde oturan biri vardı
Namaz vakitlerinde kalkar, namazdan sonra tekrar kendi hâlinde oturmaya devâm ederdi
Kendisine yaklaşıp, bir ihtiyâcı olursa yardımcı olabileceğimizi söyledik
"Olduğu zaman söylerim
" dedi
Bir gün bize; "Ben, yarın öğle namazından sonra vefât edeceğim
Gemiciye, sizi sâhile çıkarmasını söyleyiniz
Elbiselerimden bir şey isterse veriniz
Dışarı çıktığınız zaman bir ağaçlık görürsünüz
Orada, büyük bir ağacın altında, benim kefenlenme ve defin işlerim için herşeyi hazırlanmış bulursunuz
İşlerimi tamamlayıp, beni oraya defnediniz
Benim bu yamalı elbisemi de kaybetmeyiniz
Hille'ye gittiğiniz zaman, zarîf bir genç, sizden bu yamalı elbiseyi ister
Ona veriniz
" dedi
Hakîkaten de ertesi günü öğle namazından sonra vefât etti
Bundan sonra biz dediklerini aynen yaptık
Her şey tam anlattığı gibi oluyordu
Hille'ye vardığımızda, târif ettiği genç karşımıza çıkıp; "Emâneti veriniz
" dedi
Biz, yanımızdaki emâneti kendisine teslim ettik ve; "Allah rızâsı için bize izâh eder misin? O zât kimdi? Sen kimsin? Bu olanlar nedir?" dedik
"O bir derviş idi
Mirâs bırakacak bir malı vardı
Kendisine bir vâris taleb etti
Beni gösterdiler
Siz, bir mikdâr bekleyin
Ben hemen geliyorum
" dedi
Gidip biraz sonra geldi
Kendi elbiselerini çıkarmış bizim getirdiğimiz elbiseleri giymiş idi
Kendi elbiselerini bize verip; "Bunlar sizindir
" dedi ve gitti
Abdullah-ı Ensârî hazretleri buyurdu ki:
"Öyle zaman olur ki, Allahü teâlâ bir kulunu ibâdetleri ile meşgûl eyler
O ibâdetler, o kulun azıtmasına sebeb olur
Yâni kibir ve ucba kapılmasına yol açar
Yine öyle zaman olur ki, o kulunu bir işe, bir günâha düşürür
O günâhı sebebiyle kul o kadar üzülür ki, bu üzülmesi o kimsenin hidâyetine sebeb olur
Hâline bakıp gafletten uyanır
Tövbe ve istigfâr eder
Bu her iki durumda da atılgan olmamalıdır
Allahü teâlâ, cesâret ve atılganlıkla günâh işleyip de; "O bizi affeder
" diyen kullarını sevmez
Günâhları küçük görmekten daha zararlı bir şey yoktur
Günâhların küçüklüğünü değil de, kimin koyduğu yasakları çiğnemekte olduğunu düşünüp, hayâ etmelidir
"
"Hak teâlânın sevdiklerinin yolunda olmak ile dünyaya kıymet vermek, dünyâya düşkün olmak, bir arada bulunmaz
Bu yolda bulunan bir kimsenin kalbinde, dünyânın zerre kadar kıymeti bulunursa, yağdan kıl çıkması gibi, kolayca bu yoldan çıkar
Allahü teâlânın dostları, dünyâya hiç kıymet vermezler, onun için gam yemezler
Bütün dünyâyı bir lokma hâline getirip, bir velînin ağzına koysan, israf olmaz
Gerçek israf, bir şeyi Allahü teâlânın rızâsına aykırı olarak sarfetmektir
Allahü teâlâ, dünyâyı eliniz ile terketmeyi değil, kalbiniz ile terketmeyi ister ve beğenir
"
"İşlediğin tâat ve ibâdetleri beğenmemelisin
O tâat sana hoş gelmemeli, bir lezzet aramamalısın
Tâatini beğenmek şirktir
Yalnız Allahü teâlânın emri olduğu için, buyurulduğu gibi, yânî ilmihâl kitaplarında bildirdiği gibi işlemeli
Tâatini Hak teâlâya ısmarla ve kendi beğenmeni şeytanın yüzüne çarp
Beyt:
Bir amel ki kalbine hoş gelir
Bir günâhtır ki özrü müşkildir
"Bedbahtlığın, zarar ve ziyân içinde olmanın en açık alâmeti, Allah yolunda hergün ilerleyememektir
"
"Malı seviyorsan, yerine sarf et de sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de yok olsun
"
"Allahü teâlâ, kendi rızâsını istiyenlerin yardımcısıdır
"
"Üç kısım ilim vardır ki, bunlar tövbe, tevekkül ve hakîkat ilimleridir
Tövbe ilmi ki, bu ilmi seçilmişler, büyük zâtlar ve avâm, diğer insanlar kabûl ettiler
Tevekkül ilmini, seçilmişler kabûl etti, ama avâm kabûl etmedi
Hakîkat ilmini ise, insanların ilim, akıl ve anlayış seviyelerinin üstünde olduğu için, çok kimse anlıyamadı
"
"Allahü teâlânın azâbına müstehak olanlar, her an gaflette bulunanlardır
Bunlar, başlarına gelmesi muhtemel olan korkunç azâbdan gâfil oldukları için, kendilerini emniyette ve rahat hissederler
Her zaman uyanık olan kalbler ise, her an korku ve hüzün ile dolu olurlar
Devamlı âhiret için hazırlık yaparlar
Dolayısı ile bu kimseler cezâya müstehak değildir
"
"İnsana, âhirete giden yolda mutlaka şu dört şey lâzımdır: Birinci olarak, îtikâd ve amel
Bunun için kendisine lâzım olan ilmi öğrenip tatbik etmek lâzımdır
Bu ilim yolcuya yön verir, idâre eder
İkinci olarak, bir zikir lâzımdır
Bu, yolcuya tenhâda arkadaşlık eder ve zikir yardımı ile yalnızlık çekmez
Üçüncü olarak, bu yolcunun haram ve şüphelilerden sakınması ve dünyâya düşkün olmaması lâzımdır
Bu uygun olmayan düşünce ve başka şeylerin kendisini meşgûl etmemesine sebeb olur
Dördüncü olarak, bir yakîn lâzımdır
Bu da, yolcuyu gideceği yere kadar götürür
İşte ömründe bu dört şeyden ayrılmayan saâdete kavuşur
"
"Dünyâ ne demektir biliyor musunuz? Gönlüne gelen ve seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran her şey dünyâ demektir
Seni O'ndan başka bir şey ile meşgûl eden her şey de fitnedir
Bu kısa ömrü, Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylere yaklaşmakla geçiren, O'ndan başka şeylerle meşgûl olan kimse, âhiretini harâb etmiş olur
Bu ise, akıl sâhiblerinin yapacağı şey değildir
"
"Sıdk ve muhabbetin alâmeti ahde vefâdır
"
"Nefsiniz sizi uygun olmayan şeylerle meşgûl etmeden evvel, siz nefsinizi hayırlı şeylerle meşgûl ediniz
"
"Hak teâlâya yakın olmayı istememek ve düşünmemek cinâyettir
"
"Mürşid-i kâmilin, yetişmiş ve yetiştirebilen rehberin mübârek cemâlini görmek ve sohbetine kavuşmak en büyük ganîmetlerdendir
Onların güzel cemâli ve sohbeti her zaman ele geçmez
Onu elden kaçırmamalıdır
Arafat dâimâ olur, fakat onlar dâimâ bulunmaz
Bu büyük ganîmeti lâyıkıyla değerlendirmeli, nîmetin kıymetini bilmelidir
"
"Birisi, rüyâsında Peygamber efendimizi gördü
Evliyâdan bir grup ile bir yerde oturuyorlardı
Herkes, O'nu dinliyordu
Birden semânın kapıları açıldı
Elinde ibrik ve leğen ile bir melek geldi
Melek, ibrik ve leğen ile herkesin önüne geliyor, orada bulunanlar ellerini yıkıyordu
Rüyâyı gören kimse en sonda bulunuyordu
Sıra ona gelince; "Leğeni kaldırın
O, bu tâifeden değildir
" dediler
Melek de leğeni alıp götürdü
O kimse, Peygamber efendimize dönerek; "Yâ Resûlallah! Ben bunlardan değilim ama, biliyorsunuz ki, sizi ve bunları çok seven birisiyim
" dedi
Peygamber efendimiz; "Bunlara muhabbet eden bunlardandır
" buyurdu
Bunun üzerine melek, leğenle ibriği getirdi, o kimse de elini yıkadı
Peygamber efendimiz o kimseye dönüp tebessüm ettiler ve; "Bize muhabbet ettikçe bizimlesin
" buyurdular
O kimse bu rüyâdan sonra bu yolun büyüklerinden biri oldu
"
Abdullah-ı Ensârî hazretleri, Sehl-i Tüsterî hakkında şöyle anlattı:
"Tasavvuf ehli arasında;"Benim elbisem, benim ayakkabım
" demek edebe uygun değildir
Dostlar arasında, hiçbir şeyi mülkiyetle nisbet etmemek, onların âdâbındandır
Zarûret müstesnâ
"
"Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlânın kıymetli bir kulu vefât edeceği zaman, Azrâil aleyhisselâm gelerek; "Korkma! Erhamürrâhimîne gidiyorsun
Asıl vatanına kavuşuyorsun
Büyük bayrama vâsıl oluyorsun
Bu cihan bir konaktır
Bu konak mü'minin zindanıdır
Ödünç olarak sana verilen bu varlık bir bahânedir
Bu sebepten, bu bahâne gider ve uzaklaşır
Hakîkat meydana çıkarak, kişi devamlı diri olan Allaha kavuşur
" der
O kul için, dünyâda bundan daha tatlı, daha hoş ve daha rahat bir gün olmaz
"
"Kişinin sözü amelinden çok olursa noksandır
Ameli sözünden fazla olursa kemâldir
"
"Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alâmeti; o kulun, kendisine faydası olmayan boş şeylerle meşgûl olmasıdır
"
"Ümitsizlik, küfür içinde bir kapıdır
Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek küfürdür
"
"Ârif; kalbini Allahü teâlâyı düşünmek, unutmamak, vücûdunu da, insanların rahmet-i ilâhiyyeye kavuşmaları için seferber eden kimsedir
"
"Bir zaman Hire'ye askerler geldi
Askerlerden birisi, köylünün birinden atları için saman aldı
Ücretini tam olarak ödedi
Köylünün ihtiyar bir babası vardı
O asker ile dost oldu
İhtiyar köylü, dostu olan askere dedi ki:
Bugün, hacılar hac etmektedir
Keşke biz de orada olsaydık
Asker:
-İster misin? Seni oraya eriştireyim
Ama kimseye söylememek şartı ile, dedi
-Söylemem
Asker, Allahü teâlânın izni ile bir anda ihtiyarı Arafât'a ulaştırdı
Hac edip, lüzumlu vazifeleri yaptıktan sonra, yine bir anda geri döndüler
İhtiyar, askere dedi ki:
-Senin gibi bir hâlde bulunan kimsenin, askerlerin arasında durmasına hayret ediyorum
Bu nasıl oluyor?
-Eğer benim gibi bir kimse bunların içinde olmasa idi, senin gibi bir ihtiyar veya zayıf, muhtaç bir dede gelip derdini dökse kim bakardı? Kim alâkadar olurdu? Kim dostluk elini uzatırdı? İşte ben, birçok faydaları düşünerek bunlar arasında bulunuyorum
Sakın sırrımı kimseye söyleme
-Peki, diyen ihtiyar, işin içinde önce farkedemediği nice hikmet ve faydaların bulunduğunu anlayıp, teşekkür etti ve ayrıldılar
"
"Sana iyilik eden kimsenin esiri olursun
Ona karşı boynun bükük olur
Kendisine iyilik ettiğin kimseye karşı ise, tam tersi olur
Onun için, dâima herkese iyilik etmeli, faydalı olmaya çalışmalıdır
Nitekim bir hadîs-i şerîfte; "
Veren el, alan elden üstündür
"
buyrulmuştur
"
"Ebü'l-Hüseyin isminde birisi, bir gün hocam Husrî'yi incitmişti
O andan beri kalbimde ona karşı soğukluk duyuyorum
"
Abdullah-ı Ensârî hazretleri, Âl-i İmrân sûresi 103
âyet-i kerîmesinin meâlen; "
Allah'ın habline sımsıkı sarılın
"
kısmını şöyle tefsîr etmektedir: "Âyet-i kerîmede geçen;
"Allah'ın habline sımsıkı sarılın
"
dan murâd, Allahü teâlânın emirlerine riâyet ederek ibâdete devâm etmektir
Âyet-i kerîmede geçen i'tisâmın, sarılmanın üç derecesi vardır
Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî'nin
Menâzil-üs-Sâyirîn
kitâbında, hazret-i Ömer'in bildirdiği hadîs-i şerîfte; "İhsân nedir?" suâline cevâben Peygamber efendimiz buyurdu ki:
"
İhsân, Allahü teâlâya, görür gibi ibâdet etmendir
Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görüyor
"
Bu hadîs-i şerîf, pekçok hakîkati içerisine almaktadır
Yine buyurdu ki:
"Bâzı sâlih kimseler, bir hâdisenin nasıl netîceleneceğini firâsetle söyler
Bu hâdisenin netîcesini Allahü teâlâ ona müşâhede ettirir, gösterir
Bu müşâhede, o kimsede devamlıdır
Bâzı kimseler de vardır ki, bu müşâhede onda bâzan olur, devamlı olmaz
O, onu Allahü teâlânın aşkının sarhoşluğu içinde iken söyler veya o söz dilinden çıkar da, söylediği hakîkat olur
Ama, onun bu hâlden haberi bile yoktur
İşte bu iki hâlin birinci olanı, yâni firâseti devamlı olanı makbûldür
Firâseti devamlı olanlara "Velâyet ehli" denir
Bu işler, "Abdal", "Ebrar" ve "Zühhâd"da olur
Firâseti ve müşâhedesi bâzan olanlar da "Muhakkik"lerdir
Muhakkiklerde hâdiseler, bâzan kapalı, bâzan açık olur
Eğer şaka ile söyleseler; Allahü teâlâ onları kırmaz, hakîkat eder
Eğer gaflet ile söylerse, cenâb-ı Hak yine dediğini vâki eder
Onlar, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır
"
Abdullah-ı Ensârî buyurdu ki:
"Firâset iki türlüdür: Birincisi, mârifet sâhiplerinin firâseti olup, talebenin istidâdını keşf etmek, Allahü teâlânın evliyâsını tanımaktır
İkincisi, riyâzet çeken, açlıkla nefslerini parlatanların firâseti olup, mahlûklara âit gizli şeyleri bilmektir
İnsanların çoğu, Allahü teâlâyı hatırlamayıp gece-gündüz dünyâyı düşündüğünden, dünyâ işlerinden ele geçirmek istedikleri şeylerden haber verenleri arıyor
Bunları büyük biliyor
Hattâ, bunları evliyâ, Allahü teâlâya yakın sanıyorlar
Evliyânın maârifine, doğru, ince bilgilerine dönüp de bakmıyorlar
Belki, bunlara dil uzatıp, bunlar Allahın sevgili kulu olsaydı, gayb olan şeylerimizi, gizli düşüncelerimizi bilirlerdi
Bizim hâlimizden haberi olmıyan bir kimse, mahlûkların üstündeki ince bilgileri hiç anlıyamaz diyerek, evliyânın firâsetine, Zât-ı ilâhiye ve sıfatlarına olan bilgilerine inanmıyorlar
Böyle, yanlış ölçüleri sebebi ile, o büyüklerin doğru ilim ve maârifinden mahrûm kalıyorlar
Allahü teâlânın, o büyükleri, câhillerin gözünden saklayıp, kendine mahsûs kıldığını bilmiyorlar
O, evliyâsını dünyâ işleri ile meşgûl etmeyip, kendisi ile meşgûl etmiştir
Evliyâ, insanların hâllerine, işlerine bağlansalardı, Allahü teâlânın huzûruna lâyık olmazlardı"
Abdullah-ı Ensârî hazretleri yine buyurdular ki:
"Âhirette her incinin bir sedefi vardır
Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardır
İnsanoğlu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir
Onun şerefi de ilim iledir
İlmi olmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyet libâsını giyemez
Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez
"
"İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ile ele geçer
Ayrıca bunun için az uyumalı ve Allahü teâlânın yardımını talep etmelidir
Âlemlere rahmet olan Resûlullah efendimiz buyuruyor ki:
"Geceleyin Allahü teâlânın korkusundan ağlayan göze ateş dokunmaz
"
Bir kimse, 40 gün Allah için ihlâsla sabahlasa, hikmet pınarları zâhir olup, kalbinden lisânına akar
Peygamber efendimiz;
"Mü'min, gece çok ağlar, gündüz çok tebessüm eder
"
buyurdu
"
"Her denizin kenarı, sonu, her günün gecesi vardır
Peşinden gece gelmiyecek gün, kıyâmet günüdür
Ucu bucağı bulunmayan deniz, Allahü teâlânın rahmet deryâsıdır
"
"Semâ tavanının seyyâreleri olduğu gibi, her bir gaflet ve hatânın da bir keffâreti vardır
Mü'minlerin günahlarının keffâreti tövbedir
"
"Şükür; nîmeti bilmenin ismidir
Zîrâ şükür, nîmeti vereni bilmeye götürür
Bu mânâdan dolayı, Kur'ân-ı kerîmde İslâm ve îmâna şükür ismi verilmiştir
"
Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin yazdığı kıymetli kitaplardan bâzıları şunlardır: 1)
Menâzil-üs-Sâyirîn, 2) Şems-ül-Mecâlis, 3) Envâr-üt-Tahkîk, 4) Tefsîr-ül-Kur'ân, 5) Hülâsa fî Şerh-i Hadîs, 6) Şerh-üt-Taarruf li-Mezheb-it-Tasavvuf, 7) Menâkıb-ı İmâm-ı Ahmed bin Hanbel
PARMAĞINI ISIRDI!
Abdullah-ı Ensârî, talebelik yıllarını şöyle anlatır:
"Kışın cübbem yoktu
Hava da çok soğuk idi
Evimde ancak üzerinde yatabileceğim kadar bir hasırım vardı
Üzerimi de bir keçe parçası ile örtüyordum
Keçeyi başıma doğru çeksem ayağım, ayağıma doğru çeksem başım açık kalırdı
Yastık olarak da bir kerpiç kullanırdım
Bir de, meclislerde giydiğim elbiseyi asacak bir çivi vardı
Bir gün, büyük zâtlardan birisi bize geldi ve hâlimi gördü
Parmağını ısırıp ağlamaya başladı
Bir müddet sonra, başından sarığını çıkarıp önüme koydu
"Buna benden çok sen lâyıksın
" demek istedi
"
BİRŞEY İSTEYEMEZDİM
Abdullah-ı Ensârî anlatır:
"Maddî gücüm olmadığı için, talebelerime bir şey alamazdım
Kimseden de bir şey isteyemezdim
Bu sebepten gönlümde bir elem vardı
Bir kimse, hazret-i Danyal aleyhisselâmı rüyâsında görmüş
Ona; "Falan dükkânı Abdullah'a ver ki, kazancını talebelerine dağıtsın
" buyurmuş
O kimse de bunu kabûl etmiş
O şahıs, bu rüyâdan sonra dükkânın kazancını, talebelere dağıtmak üzere bana verdi
"
"Şu iki kimseden daha büyük bir âlim görüp işitmedim
Onlar; Harkan'da Ebü'l-Hasan-ı Harkânî ve Herat'ta Abdullah et-Tâkî'dir
Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin talebeleri bana; "Otuz senedir hocamızın sohbetiyle şerefleniriz
Sana gösterdiği alâka ve muhabbet gibi kimseye göstermedi
Sana ihsân ettiği gibi, başkasına böyle ihsân ettiğini görmedik
" dediler
Bir gün, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerine; "Efendim, bir şey sormak istiyorum
" dedim
O da; "Sor, ey benim çok sevdiğim Abdullah!" dedi
Beş suâl sordum
İkisini lisân-ı hâl ile, yaşayarak, üçünü de lisân-ı kâl ile, söyleyerek cevaplandırdı
İki elimi dizinin üzerinde tutmuş idi
Bu hâl beni çok etkiledi
Öyle çok ağladım ki, gözlerimden devamlı gözyaşı akıyordu
Tasavvufu Ebü'l-Hasan Harkânî hazretlerinden öğrendim
Birincisi; normal insanların sarılması ki, Allahü teâlâdan gelen emir ve yasaklara sarılıp, devâm etmektir
Bu kısımda bulunan insanların ibâdet ve tâatı, yakîn elde etmek içindir
Bu, Allah'ın ipine (Kur'ân-ı kerîme) sarılmaktır
İkincisi; seçilmişlerin sarılması olup, bunların emir ve yasaklara uymaktaki gayretleri, Allah'tan başka her şeyden kesilmek, O'na, O'nun emirlerine teslim olmaktır
Bu da urvet-ül-vüskâdır
Üçüncüsü; seçilmişlerin seçilmişlerinin sarılması ki, bunların emir ve yasaklara uymaktaki gayretleri, Allahü teâlâyı müşâhede etmek, O'nun yakınlığı ile meşgûl olmak nîmetine kavuşmak içindir
Buna da i'tisâm-ı billah denir
"
1) Tabakât-ı Hanâbile; c
2, s
247
2) Mu'cem-ül-Müellifîn; c
6, s
133
3) Şezerât-üz-Zeheb; c
3, s
365
4) Tezkiret-ül-Huffâz; c
3, s
1183
5) Esmâ-ül-Müellifin; c
1, s
452
7) El-A'lâm; c
4, s
122
8) Tabakât-ül-Müfessirîn (Süyûtî); s
15
9) Tabakât-ı Hanâbile Zeyli; c
1, s
50
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s
977
11) Esâb-ı Kirâm; s
305
12) Rehber Ansiklopedisi; c
1, s
19
13) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî; c
2, mk
92
14) Kıyâmet ve Âhiret; s
201
15) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c
4, s
306
16) Sefînet-ül-Evliyâ; s
169
Dantel
Mumsema
Frmacil
16-09-2008
#
2
Profil Bilgileri
Zilzal
--->: Abdullah-i EnsÂrÎ
Paylaşımınız için Emeginize Sağlık
Tags
:
abdullahi
,
ensr
Abdullah-i EnsÂrÎ ile ilgili Benzer Konular
195 Kez Görüntülendi
Abdullah Papur (Abdullah Papur Kimdir? - Abdullah Papur Hakkında)
Ünlü Erkek Sanatçı Biyografileri
Abdullah Gül (Abdullah Gül Kimdir?
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Abdullah-ı Ensari (Abdullah-ı Ensari Kimdir? - Abdullah-ı Ensari Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Öztemiz (Abdullah Öztemiz Kimdir? - Abdullah Öztemiz Hakkında)
Yazarlar ve Şairler
Abdullah Bin Hüseyin (Abdullah Bin Hüseyin Kimdir? - Abdullah Bin Hüseyin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:05
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545
546
547
548
549
550
551
552
553