FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Ahmed-İ BedevÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ahmed-İ BedevÎ ile ilgili Benzer Konular
269 Kez Görüntülendi
Bahtsız Bedevi - Panik - Gitar akorları
Şarkı Notaları
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Semia Bedevi
Ünlü Bayan Sanatçı Biyografileri
bahtsız bedevi:D:D:D:D
Komik Resimler
bedevi (bi izleyin)
Slayt Gösteriler
Ahmed Bİn Âsim AntÂkÎ
|
Ahmed BehlÜl
Konu Araçları
04-07-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Ahmed-İ BedevÎ
Ahmed-İ BedevÎ başlıklı yazı Mumsema Ahmed-İ BedevÎ Forum Alev
AHMED-İ BEDEVÎ
Mısır evliyâsından
İsmi Ahmed olup babasının adı Ali'dir
Nesebi Peygamber efendimize ulaşır
Künyesi Ebü'l-Fityan ve Ebü'l-Abbas, lakabı ise Şihabüddîn'dir
Seyyid-i Bedevî diye tanınır
Annesinin ismi Fatma binti Muhammed'dir
1200 (H
596)'de Fas'ta doğdu
Ahmed Bedevî hazretleri altı yaşlarında iken babasına rüyâsında; "Yâ Ali! Bu beldeleri bırak
Mekke'ye taşın, orada yaşa
Bunda birçok hikmetler vardır
" dendi
Bu mânevî işâret üzerine âilesi ile birlikte 1206 senesinde Fas'tan yola çıktı
Dört sene süren uzun yolculuk sırasında yolda herkesten, yardım, hürmet ve ikrâm gördüler
Mekke'ye yerleştikten bir müddet sonra babası vefat etti ve Bab-ı Mualla'ya defnedildi
Ahmed-i Bedevî hazretleri küçük yaşta ilim tahsîline başladı
Kur'ân-ı kerîmi ezberledi
Önceleri, çok cesûr, atılgan bir mîzâca sahipti
Çok iyi ata binerdi
Kendisine ezâ eden olursa onlara karşılık verirdi
Bunun için Attâb diye tanındı
Bir gün Kabe-i muazzamanın kenârında bir yerde uyuduğu sırada rüyâsında gizliden bir ses Ahmed-i Bedevî'ye; "Uykudan uyan! Allahü teâlânın bir olduğunu zikret
" diyordu
Kalkıp abdest aldı
İki rekat namaz kılıp, Allahü teâlâyı zikretti
Sonra tekrar yatıp uyudu
Rüyâsında önceki sesi tekrar duydu
Ona; "Kalk Allahü teâlânın bir olduğunu zikret, uyuma! Yüksek derecelere kavuşmak isteyen uyuyamaz!Ne bir şey yiyebilir, ne de bir şey içebilir
Dâimâ, oruç tutmak ve geceleyin herkes uykuda iken namaz kılmak sûretiyle nefsinle mücâdele et
Kalk böyle yap! Sana, yüksek haller ve dereceler verilecek
" diyordu
Rüyânın tesiriyle uyanan Ahmed-i Bedevî, hemen rüyâsını yaş, ilim ve derece bakımından yüksek olan ağabeyine anlattı
O da; "Sırrını gizli tut! Söylenilenlere uygun yaşa!" dedi
Ahmed-i Bedevî bu nasihatlere uyarak, gayret gösterdi, Allahü teâlânın izni ve ihsânı ile nice güzel hâl ve yüksek derecelere kavuştu
Ahmed-i Bedevî kendisini ilme ve ibâdete verdi
İnsanlarla alâkasını azalttı ve konuşmayı terk etti
Bir şey söylemesi îcâb edince bunu işâretle anlatırdı
Üst üste gördüğü rüyâ üzerine Irak'a gitti
Orada; Ahmed Rıfâî, Abdülkâdir-i Geylânî, Hallâc-ı Mansûr, Sırrî-yi Sekatî, Ma'rûf-i Kerhî, Cüneyd-i Bağdâdî gibi evliyânın kabirlerini ziyaret etti
1236 senesinde, rüyâsında Mısır'ın Tanta şehrine gitmesi işâret olundu ve yola çıktı
Kahire'ye geldiğinde Mısır sultânı, onu, askeri ile birlikte karşıladı ve husûsî misafirhânesinde ağırladı
Kendisine çok hürmet etti
Sonradan o da talebelerinden oldu
Bu sırada Mısır'ın Tanta şehrinde bulunan bir çok âlim ve evliyâ arasında en meşhûrlarından olan HasanSaîg ve Seyyid Sâlim Magribî hazretleri, Seyyid Ahmed-i Bedevî'nin Tanta şehrine teşrif edeceğini ve yolda olduğunu haber alınca, Tanta'dan ayrılıp başka bir beldeye yerleştiler
Sebebi suâl edildiğinde; "Kasabanın asıl sâhibi geliyor
Onun bulunduğu yerde bulunmak bize yakışmaz
Bizim yapacağımız olsa olsa ona talebe olmaktır
Ona yakın bulunmakla, ona karşı edepte ve hizmette kusûr etmekten korkuyoruz
" dediler
Ahmed-i Bedevî hazretleri, zamanla herkes tarafından tanındı
Her tarafta meşhûr oldu
Hak âşıkları her taraftan yanına koşarak, huzûru ve sohbeti ile şereflenmek için can atarlardı
Tanınan, büyük bilinen âlimler bile gelip kendisine talebe oldular
Ahmed-i Bedevî devamlı zikir ve murâkabe hâlindeydi
Her an Allahü teâlâyı düşünür, bir an hatırından çıkarmazdı
Hiç evlenmedi
Evlenmesini teklif edenlere; "Beni kendi hâlime bırakınız
Cennet hûrîlerinden başka biri ile evlenmemeye azmettim
" derdi
Dünyâ malının, onun kalbinde yeri yoktu
Üzerine giydiği elbise ve başına sardığı sarık, eskiyip kullanılmayacak hâle gelmedikçe yenisini almazdı
Devamlı oruç tutardı
İftâr ve sahurda birer zeytin ile nefsini körlettiği ve buna kırk gün devâm ettiği rivâyet edilir
Uzun boylu, buğday benizli, kolları uzun, bacakları etli, pazuları iri olup, gâyet heybetli idi
Sağ yanağında bir ve sol yanağında iki beni vardı
Burnunun orta yeri bir parça yüksek olup, iki yanında birer tâne ben vardı
Yüzü büyükçe ve gözleri sürmeliydi
Seyyid Ahmed-i Bedevî her an Allahü teâlâyı düşünür, O'nun muhabbetinin ve heybetinin tesiri ile kendinden geçmiş olarak gözlerini semâya diker, gece gündüz öyle kalırdı
Kırk gün ve daha ziyâde bir şey yiyip içmez ve uyumazdı
Gözlerinin karası, bir ateş koru halindeydi
Bir gün Ahmed-i Bedevî'nin gözlerinde bir şişkinlik hâsıl oldu
Tedâvi için oradaki bir çocuktan yumurta istedi
Çocuk; "Elinizdeki yeşil değneği verir misiniz?" deyince, Seyyid Ahmed-i Bedevî de verdi
Çocuk, annesine giderek; "Dışarıda bir kimse var, gözü ağrıyor, tedâvi için benden bir yumurta istedi ve bu değneği verdi
" dedi
Annesi; "Şimdi, evimizde yumurta yoktur
" dedi
Çocuk gidip durumu Ahmed-i Bedevî'ye bildirdi
O da; "Git, falan yerde vardır
" buyurdu
Çocuk oraya gidince, orasını yumurta ile dolu buldu
İçinden bir tek yumurta alıp getirdi
Çocuk o günden sonra Ahmed-i Bedevî'ye talebe oldu
Yanından ayrılmadı ve büyük evliyâdan oldu
Bu zât Abdül'âl idi
Annesi, Abdül'âl'i yeni doğduğu bir sırada kundağa sarılı olarak, boğaların yemliğine bırakmıştı
O sırada içeri giren bir boğa, alışkın olduğu yemlikte yiyebileceği bir şeyler ararken, boynuzu, Abdül'âl'in kundak bağına takıldı
Boğanın boynuzuna asılı olarak sallanan çocuğun düşmesi ve ölmesi an meselesiydi
İnsanlar heyecanla, boğanın etrâfında toplandıkça boğa daha da hırçınlaşıyor, yanına kimseyi yanaştırmıyordu
Tam o anda, gâipten bir el uzanıp çocuğu aldı
İnsanlar rahatladılar
Fakat çocuğu kurtaran eli tanıyamadılar
Aradan seneler geçip, Ahmed-i Bedevî hazretleri Mısır'a gelince ve Abdül'âl kendisine talebe olup yanından ayrılmayınca, Abdül'âl'in annesi, Seyyid hazretlerine sitem eder oldu
Ahmed-i Bedevî hazretleri, ona haber gönderip; "Küçükken boğanın boynuzundan almakla, dünyâ hayâtının devâmına vesîle olduğumuz için sevinmişti
Şimdi de, âhirette kurtulması için gayret ediyoruz
Niye üzülüyor ki? Sevinse daha iyi ederdi
" dedi
Kadın bu haberi alınca, çocuğunu kurtaran elin sâhibinin o olduğunu anladı
Bundan sonra kendisi de, Seyyid hazretlerine çok muhabbet etti
Ahmed-i Bedevî talebelerinden Abdül'âl'e ve Abdülmecîd'e bilhassa alâka ve ihtimâm gösterirdi
Bunlardan Abdülmecîd birgün dayanamayıp hocasının yüzünü görmek istedi ve mübârek yüzünü hiç göremediğini, görmemeye dayanamadığını, bu sebeple yüzünden örtüsünü açmasını taleb etti
Seyyid de; "Ey Abdülmecîd! Beni görmeye dayanamazsın
Senin, benim gözlerime bir bakman canına mâl olur
Bir bakış, bir can mukâbilindedir
" buyurdu
O da; "Ey efendim! Yeter ki mübârek yüzünüzü göreyim de, ölürsem öleyim
Zararı yok
Çünkü artık dayanamıyorum
" dedi
Bunun üzerine Seyyid hazretleri örtüsünü kaldırdı
Abdülmecîd, Ahmed-i Bedevî'nin cemâlini görür görmez yere düştü
Rûhunu teslim etti
Sâlih Abdül'âl ise, hocasının vefâtına kadar yaşadı ve hocasının vekîli olup talebelere feyz vermek ve onları yetiştirmek vazîfesini aldı
Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretleri, talebelerini teveccühle terbiye eder ve konuşmazdı
Halîfesi Abdül'âl, dışarıdan, câhil, mânevî terbiyeden mahrûm, gâfil bir kimseyi Seyyidin huzûruna getirince, Seyyid hazretleri hemen bir kerre nazar buyurmakla, o kimse, mânevî hâller ve yüksek dereceler ile dolmuş olurdu
Sonra Seyyid Bedevî Abdül'âl'e; "Söyle, o kimse falan beldede sakin olup yerleşsin! Oradaki insanlara faydalı olsun!" buyururdu
Onun, talebeleri terbiye etmesi, yetiştirmesi, bu şekilde idi
Bir bakışla, uzun yıllar zahmet ve meşakkat çekmekle elde edilen derecelere bir anda yükseltirdi
Ahmed-i Bedevî, umûmiyetle evinin damında bulunur, orada ibâdet ve tâatle meşgûl olurdu
Bunun için ona talebe olanlara "Sütûhî" veya "Eshâb-ı sath" denirdi
Bu sebeple Seyyid Ahmed-i Bedevî, Seyyid Ahmed-i Sütûhî diye de tanındı
Bir adam omuzunda süt dolu kap ile Ahmed-i Bedevî hazretlerinin yanından geçerken, Ahmed-i Bedevî, parmağı ile kabı işâret eder etmez, kap yere düşüp süt tamâmen döküldü
Bu hâle canı sıkılan adam, yere dökülen süte bakınca, içinde şişmiş bir yılan gördü
Bu hâli farkedince çok sevindi
Çünkü, kendisi ve çocukları, muhakkak bir ölümden kurtulmuşlardı
Bu lütfundan dolayı Allahü teâlâya hamd ve Ahmed-i Bedevî hazretlerine teşekkür etti
Ahmed-i Bedevî hazretlerini sevenlerden Şeyh Rekîn isminde bir zât vardı
Seyyid Bedevî bir gün bu zâtı yanına çağırıp kendisine; "Ey Rekîn! Bana ileride büyük bir kıtlık olacağı ilhâm olundu
Bunun için sen, bol mikdârda buğday alıp muhafaza et! Kıtlık zamânında insanlar senin biriktireceğin buğdaydan pekçok istifâde ederler
Buğday temin edebilmek için uzak memleketlere gitmek zahmetinden kurtulmuş olurlar
O zaman sen, elinde bulunan buğdayı insanlardan ihtiyâcı olanlara, Resûlullah'ın hürmeti için ikrâm ve ihsân olmak üzere çok ucuz fiyata sat!" buyurdu
O da; "Peki efendim
" diyerek hocasının elini öptü ve oradan ayrıldı
O sıralarda buğday gâyet ucuz ve her tarafta bol miktârda mevcuttu
Elinde bulunan bütün parasını buğdaya yatırdı
Daha da ileri giderek âile ve akrabâsından izin alıp ellerinde bulunan zînet eşyâları ile de buğday satın aldı
Biriktirdiği bol mikdârdaki buğdayı mahzenlerde muhafaza etti
Bu sırada, o bölgenin vâlisi Tanta'ya gelmişti
Bir yere çadırını kurup yerleşti
Atları için yem istedi
Rekîn'den başkasında da buğday yoktu
Vâlinin adamlarının gelerek, kendisinden buğday isteyeceklerinden korkup, Ahmed-i Bedevî hazretlerinin yanına gitti ve durumu kendisine arzetti
O da, hiç üzülüp endişe etmemesini, kendisinden buğday istedikleri zaman kamh-ı zerî (buğday tâneleri, kırıntıları) bulunduğunu, başka bir şey bulunmadığını söylemesini tenbih etti
Nihayet vâlinin adamları gelip, kendisinden buğday istediler
O da anbarında, kamh-ı zerî'den başka birşey bulunmadığını bildirdi
Adamlar anbarın anahtarını alıp anbara girdiklerinde, hakîkaten, kamh-ı zerî denen kırıntılardan başka bir şey göremediler
Dönüp gittiler ve Rekîn'e de herhangi bir zarar yapmadılar
O da gidip bu durumu Ahmed-i Bedevî'ye arzedince; "Sana bir zarar yapamadıkları için Allahü teâlâya şükret, yalnız O'na hamd-ü senâda bulun
" buyurdu
Bir zaman sonra, buğday fiyatları son derece pahalandı ve yakın yerlerde bulunamaz oldu
İnsanlar, ihtiyaçları olan buğdayı bulabilmek için uzak memleketlere gitmek ve çok yüksek fiyat ödemek mecbûriyetinde kaldılar
Rekîn, Ahmed-i Bedevî'ye gelerek bu durumu arzetti
O da; "Elindeki buğdayı insanlara sat! Fakat onlara karşı müsâmahalı davran, ucuza sat! Allahü teâlâ katında bunun sevâbı pek fazladır
" buyurdu
Rekîn mahzenlerini açtı
Çok ucuz fiyattan buğday satmaya başladı
Fiyatı çok düşük tutmasına rağmen çok fazla kâr etti
Yakınlarından aldığı zînet eşyâlarını fazlasıyla kendilerine iâde etti
Âilesine, gerdanlık, çeşitli ve güzel elbiseler ve zînet eşyâları aldı
Fakirlere, muhtaçlara pekçok ikrâmlarda bulundu
Herkes kendisine yaptıkları sebebiyle çok duâ etti
Bundan sonra hacca ve Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmeye niyet etti
Bu niyetini Seyyid-i Bedevî hazretlerine arz edince, izin verdi
Hazret-i Rekîn, yol hazırlıklarına başladı
Hazırlıklarını tamamlayıp, yola çıkacağı zaman, Ahmed-i Bedevî'nin huzûruna vardı
Ahmed-i Bedevî; "Allahü tealâya tevekkül ederek yola çık!" buyurdu
Rekîn orada, Ahmed-i Bedevî'ye ait olan ve kullanılmayan bir aba gördü
Bereketlenmek için yanında bulundurmak niyetiyle bu abayı hocasından istedi
O da abayı verebileceğini fakat yolda kaybedip, bunun için de çok üzüleceğinden endişe ettiğini bildirdi
Fakat Rekîn, o anda bu inceliği anlayamayıp, abayı yanında bulundurmak arzusunda olduğunu söyledi ve nihâyet abayı alarak yola çıktı
Hac vazîfesini îfâ edip geri dönerken, Akabe denilen yerde, abayı hatırladı
Eşyâları arasında aradı koyduğu yerde yoktu
Ararken abayı develerin ayaklarının altında, necâsete bulaşmış olarak gördü
Hemen alarak, güzelce yıkadı ve kuruması için bir yere serdi
Başka ihtiyaçları ile meşgûl olurken, abayı kaybetti
Ne kadar aradı ise, abadan hiçbir haber alamadı
Üzüntü içinde, Mısır'a Ahmed-i Bedevî hazretlerinin bulunduğu beldeye geldi
Kaybettiği abadan daha güzel ve daha pahalı bir aba satın alıp, bunu hocasının yanına götürdü
Bir de ne görsün
Yolda kaybettiği aba, hocasının odasında duruyordu
Hayretler içinde abaya bakarken, Seyyid Bedevî, kendisine; "Ey Rekîn! Teaccüp etme! Sen onu yıkayıp serdikten sonra, ben, onun kaybolmasında endişe edip aldım ve buradaki yerine koydum
" buyurdu
Ekseri büyük âlimlere olduğu gibi, bu büyük zâta da karşı çıkanlar, büyüklüğünü inkâr edenler oldu
Fakat, hepsi başlarına gelen çeşitli belâlar ve sıkıntılar sebebiyle cezâlarını gördü
Bunlardan çoğu hatâlarını anlayıp, tövbe ederek talebelerinden oldular
Meselâ, Vech-ül-kamer adında bir kimse vardı
Seyyid hazretlerinin herkes tarafından çok sevildiğini çekemezdi
Dil uzatırdı
Az bir zaman sonra suçlu bulunup îdâm edildi
Şâfiî mezhebinin büyük âlimlerinden ve Seyyid Ahmed-i Bedevî'nin zamânında yaşamış olan İbn-üd-Dakîk, Abdülazîz Dîrînî'ye haber gönderip; "İnsanlar, Seyyid Ahmed-i Bedevî ile çok meşgûl oluyorlar ve onu çok seviyorlar
Ona şu meseleleri sor! Eğer bilebilirse, tam bir velî olduğunu anlarız
" dedi
Abdülazîz Dîrînî de, Ahmed-i Bedevî'ye o suâlleri sordu
O da; "Bu suâllerin cevâbı Kitâb-üş-Şecere'de vardır ve şöyle şöyledir
" buyurup, hepsinin cevâbını tek tek verdi
Kitaba baktıklarında söylediklerinin aynen olduğunu gördüler
Bundan sonraİbn-üd-Dakîk'in ve Abdülazîz Dîrînî'nin Seyyid hazretleri hakkında şüpheleri kalmadı
Muhabbetleri çok arttı
Kendilerine, Ahmed-i Bedevî hazretlerinden suâl edildiğinde, diğer âlimler gibi bunlar da; "Seyyid Ahmed-i Bedevî, sâhili görülmeyen bir hakîkat ve irfan denizidir
" derlerdi
Mısır'da Kâdı'l-kudat olan Takıyyüddîn isminde bir zât vardı
Ahmed-i Bedevî hazretlerinin büyük bir velî olduğunu biliyordu
Fakat, buna Seyyid hazretleri hakkında uygunsuz sözler söylemişlerdi
Bu da yakından ve iyice anlamak için Seyyid hazretlerinin yanına geldi
Sohbet esnâsında bir ara Seyyid hazretlerine; "Sizin hakkınızda bana, uygun olmayan haberler geldi
Cemâate gelmediğiniz, hattâ namazı kılmadığınız oluyormuş
Bu, Resûlullah efendimizin sünnetine aykırıdır ve bu hâl, sâlihlerin hâli değildir
" dedi
Buna üzülen Ahmed-i Bedevî; "Sus! Yoksa uçarsın
" deyip, Takıyyüddîn'e sert bir nazarla baktı
Nazarın şiddeti ile kendinden geçenTakıyyüddîn bir anda kendisini uçsuz bucaksız bir sahrâda buldu
Kendi kendisini çok ayıplayarak ve kendi kendine çok kızarak; "Hey ahmak ve aptal kişi! Allahü teâlânın dostlarında, evliyâsında kusur ve kabahat aramak senin ne haddine! Bu ıssız sahrâda kimsenin bulunmadığı bu yerde senin hâlin ne olacak?" diyordu
Ağlayarak, sızlayarak, Allahü teâlânın rahmet ve magfiretine sığınarak "Lâ havle
" okuyordu
Bu sırada çok uzaklardan bir kimse göründü
Gâyet heybetliydi
Takıyyüddîn, bu ıssız sahrâda bir insan ile karşılaşmanın sevinciyle ve kendisine yardımcı olur ümidiyle, o kimsenin yaklaşmasını heyecânla bekledi
Gelen kimse yaklaşınca, koşarak ellerine sarıldı ve ağlayarak kendisine yardımcı olmasını istedi
O heybetli kimse; "Söyle bakalım
Derdin nedir?" dedi
Seyyid Ahmed-i Bedevî ile arasında olan hâdiseyi anlatınca, gelen kimse çok hayret etti ve; "Hakîkaten sen, tehlikeli bir iş yapmışsın ve çok tehlikeli bir hâle düşmüşsün
Sen buranın Mısır'a olan uzaklığı ne kadardır, bilir misin?" dedi
Takıyyüddîn; "Ben buraları hiç tanımıyorum
Mısır'dan ne kadar uzakta olduğunu da bilemiyorum
" deyince, gelen kimse; "Mısır ile buranın arası altmış günlük mesâfedir
" dedi
Bunun üzerine Takıyyüddîn'in çâresizliği ve korkusu daha da arttı
Kendi kendine; "Allahü teâlânın rızâsı için beni bu müşkül durumdan kurtaracak birisi yok mudur?" diye söylendi
Buralarda ölüp gideceğini düşünerek; "İnnâlillah
" okuyordu
Sonra yine o heybetli zâta yalvararak; "Allahü teâlânın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun
Sen bana yardımcı olamaz mısın?" dedi
O da; "Hiç korkma! İnşâallah selâmete erersin
" dedi ve eliyle işâret ederek çok uzaklarda görülen bir kubbeyi gösterdi
"O kubbeyi görebiliyor musun?" dedi
Takıyyüddîn; "Evet
" deyince, o kimse; "İşte, senin kendisine uygunsuz sözler söylediğin Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretleri, ikindi namazını cemâatla orada kılar
Sen şimdi, haline tövbe istigfâr ederek oraya git! İkindi namazı vaktine yetiş
Orada cemâatle namazını kıl! Namazdan sonra Seyyid hazretlerinin elini öp, özür dile! O, inşâallah seni affeder ve Allahü teâlânın izni ile seni memleketine ulaştırır
" dedi
Takıyyüddîn, bu zâta teşekkür ederek ayrıldı ve süratle o kubbenin bulunduğu yere gitti
Oraya varınca çok güzel bir câmi olduğunu gördü
İkindi namazı vakti olmak üzere idi
Abdest aldı
İçeriye girip oturdu
Biraz sonra hiç tanımadığı garib kimseler câmide toplanmaya başladı
Nihayet Seyyid hazretleri de geldi
Oradaki cemâate imâm oldu
İkindi namazını kıldılar
Namazdan sonra, Seyyid hazretlerinin eline sarılıp, özür dilemeye hazırlanırken Ahmed-i Bedevî; "Hızır aleyhisselâmın yardımı, yol göstermesi olmasaydı çok zor durumda kalmıştın değil mi?" buyurdu
Bu kerâmet karşısında eski hâline daha çok pişmân olan ve kendi kendine daha çok kızanTakıyyüddîn; "Efendim! Ben hâlime tövbe ettim
Sizden çok özür diliyorum
Özrümü kabûl ediniz ve beni affediniz!" dedi
Seyyid hazretleri özrünü kabûl etti, sırtını sıvazladı
"Bir daha böyle düşünceleri kalbine getirme! Şimdi evine dön! Çocukların seni bekliyorlar
" buyurdu
Takıyyüddîn; "Hay hay efendim! Bundan sonra hiçbir sözünüze ve hâlinize îtirâz etmeyeceğim
Allahü teâlânın evliyâsında kusur ve kabâhat aramayacağım
" dedi
Sonra bir anda kendisini Mısır'da evinin önünde buldu
Bu hâlin tesirinden uzun müddet kurtulamadı
Talebesi Abdül'âl'ın, tövbe-i nasûhun ne olduğunu sorması üzerine şöyle buyurdu:
"Tövbenin hakikati, geçmiş günahlara pişman olmak, gelecekte olacağa istigfâr etmek, affını istemektir
İşlenen günâha tamamen pişman ve bîzâr olmak, bir daha o günahı işlememeye cânu gönülden azmetmek ve bu çeşit bir tövbe ile kalbi temizlemekten ibârettir
Sâdık kimsenin kim olduğu sorulduğunda:
"Sâdık o kimsedir ki; Allahü teâlânın hükmünden râzı olduktan sonra Allahü teâlânın emirlerini yerine getirip Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uyan, başkasından bir şey istemeyip verilirse şükreden, verilmezse sabreden kimsedir
" buyurdu
Ahmed-i Bedevî 1276 (H
675) senesinde Mısır'ın Tanta şehrinde vefat etti
Kabr-i şerîfi üzerine yapılan türbede her sene düzenlenen toplantılarda Mevlid-i şerîf ve Kur'ân-ı kerîm okunması âdet oldu
Ahmed Bedevî hazretlerinin kerâmetleri vefâtından sonra da devam etti
Ahmed-i Bedevî hazretlerinin medfûn bulunduğu Tanta şehri yakınında bulunan Garbiyye şehrinin vâlisi, Ahmed-i Bedevî'nin büyüklüğüne inanmazdı
Bu sebeple, her sene Seyyid hazretlerinin türbesinde düzenlenmekte olan mevlid toplantılarına Garbiyye ahâlisinden katılmak isteyenlere de mâni olur, gitmelerine müsâade etmezdi
Bu hâli haber alan Muhammed Şenavî hazretleri o şehre gidip vâli ile görüştü
Böyle yapmasının çok mahzurlu olduğunu, Seyyid hazretlerinin çok büyük evliyâ olduğunu anlatıp, kendisine çok nasîhat etti
Vâli, nasîhatleri kabûl etmedi
Eski haline de devâm etti
Bu hale çok üzülen Muhammed Şenâvî, bu durumu mânevî olarak, Seyyid Ahmed-i Bedevî'ye arzetti
O anda; "Sabret! O, yakında cezâsını bulur
" diye bir ses duyuldu
Az zaman sonra vâlinin yüzünde bir yara çıktı
O vâli, dudaklarını ve dilini de kaplayan bu yara sebebiyle, zelîl ve hakîr hâle düştü
Böylece, evliyâya düşman olmanın cezâsını dünyâda iken çekmeye başladı
Bir müddet sonra öldü
Mısır'da Ebü'l-Gays bin Ketîle isminde âlim bir kimse vardı
Bir gün yolu, Ahmed-i Bedevî hazretlerinin medfûn bulunduğu beldeye düştü
Oradaki insanların, Seyyid hazretlerine çok büyük ihtimâm, hürmet gösterdiklerini görünce; "Siz de fazla yapıyorsunuz
Ona lüzûmundan fazla ihtimâm gösteriyorsunuz!" dedi
Orada bulunanlardan biri; "Sen ne diyorsun
O çok büyük bir velîdir
" dedi
Ahmed-i Bedevî hazretlerinin büyüklüğünü anlayamamış olan adam, bu söze daha da içerledi
Fakat cevap vermedi
Bu kimse misafir olduğu için kendisine yemek getirdiler
Yemekte kızartılmış bir balık vardı
Ebü'l-Gays yemek yerken boğazına bir kılçık takıldı
Saatlerce uğraştılarsa da çıkartamadılar
Nice tanınmış doktorlar çağırdılar, onlar da çıkaramadılar
Artık yemekten, içmekten kesilmişti
Yataklara düştü
Her geçen gün ızdırâbı şiddetleniyor, hiçbir şey de yapamıyordu
Ölecek duruma gelmişti
Nihâyet aradan uzun bir süre geçtikten sonra, son çâre olarak Ahmed-iBedevî hazretlerinin kabrini ziyâret edip, rûhâniyetinden yardım istemeyi düşündü
Yakınları bunu Seyyid hazretlerinin kabrine götürdüler
Kabrin yanında oturup, kendisine dil uzattığı için pişmân olmuş bir kalp ile ve Seyyid hazretlerinin rûhuna hediye etmek niyetiyle Yâsîn-i şerif okurken, kendisine bir aksırma hâli geldi
Doktorların uğraşarak çıkaramadıkları kılçık, orada bir aksırma ile çıkıverdi
O kadar rahatladı ki, sevincinden ne diyeceğini bilemedi
"Ya Seyyid Ahmed-i Bedevî! Sizin çok yüksek bir velî olduğunuzu şimdi anladım
Ben sizin hakkınızda çok uygunsuz düşünüyormuşum
Sizin büyüklüğünüzü inkâr etmenin ne kadar yanlış olduğunu ve böyle düşünmenin ne büyük haksızlık olduğunu şimdi çok güzel anladım
Eski düşüncelerimden dolayı Allahü teâlâya tövbe ediyorum
" dedi
Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin doğum ve vefâtının sene-i devriyelerinde ve başka zamanlarda, insanların bu zâta çok alâka muhabbet göstermelerinden rahatsız olan ve Seyyid hazretlerinin büyüklüğünü inkâr eden, kendini beğenmiş bir kimse vardı
Bu bozuk düşüncelerinde çok ileri gittiği bir gün idi
Yine Seyyid hazretlerine buğz eder hâlde iken, hafızasında ve kalbinde îmân ve mârifete âit ne varsa hepsinin bir anda silindiğini hissetti
Ne olduğunu anlayamamıştı
Ne yapacağını şaşırdı
Bu hâlinin, Seyyid hazretlerine olan îtirâzın bir cezâsı olabileceğini düşündü
Seyyid hazretlerinin kabrine gitti
Rûhâniyetinden imdâd istedi
Tövbe ettiğini, affedilmesini ricâ etti
Seyyid'in kabrinden bir ses; "Bir daha inkâr ve îtirâza dönmemek şartıyla
" diyordu
Adam; "Peki
" deyip kabûl etti
Bundan sonra, îmân ve mârifete ait bildiklerinin tekrar kendisine verilmiş olduğunu hissetti ve sözünü tuttu
Ahmed-i Bedevî hazretlerinin, rûhu için okunan mevlid-i şerîf için toplanılmıştı
Mecliste o zamâna kadar görülmemiş bâzı velîler de vardı
Onlara devamlı bu toplantılara katılan bir zât; "Siz nereden geliyorsunuz?" diye sordu
Hindistan'dan geldiklerini söylediler
Arkasından; "Bu kadar uzak yoldan tâ buralara kadar gelmenizin sebebi nedir? Ticâret falan mı yapıyorsunuz?" dedi
Onlar; "Hayır
Biz sâdeceAhmed-i Bedevî hazretlerini ziyâret etmek ve mevlidinde bulunmak için geldik
" dediler
"Peki Hindistan buraya çok uzaktır
Bu kadar uzun yolu ne kadar zamanda aldınız?" deyince de; "Salı günü Hindistan'dan yola çıktık
Çarşamba gecesini Medîne-i münevverede Resûlullah efendimizin huzûrunda geçirdik
Perşembe gecesinde Bağdat'ta Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî'nin huzûrunda idik
Bu gece de (yâni cumâ gecesi) işte buradayız (Mısır'ın Tanta şehrinde Seyyid-iBedevî hazretlerinin huzûrundayız)
" cevâbını verdiler
Onlar anlattıkça soru soran zât hayret içinde kaldı
Bunun üzerine; "Niçin şaşıyorsunuz? Allahü tealânın evliyâsı için bütün dünyâ bir adımlık yoldur
" dediler
Bir seferinde HâceHalebî adında birisi, yanında kumaş cinsinden mallar olduğu hâlde, mevlidde hazır bulunmak üzere Ahmed-i Bedevî hazretlerinin türbelerine doğru yola çıktı
Seyahat esnâsında yedi atlı önüne geçip, mallarını almak istediler
HâceHalebî, o anda Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin rûhâniyetinden yardım istedi
Sözü henüz bitmeden, beyaz atlı ve gözlerinden başka bir yeri görünmeyen heybetli ve cesûr biri gelerek haydutları kovaladı
Hâce Halebî gelen zâtı tanıdığını ve onun Ahmed-i Bedevî olduğunu söyledi
Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin türbesinin kubbesinde, Resûlullah efendimizin mübârek ayak izlerinin bulunduğu bir taş vardı
Bu kıymetli taş, kubbeye öyle sanatkârâne yerleştirilmişti ki, türbeye girenler, önce bu taşı görürler, sonra da Seyyid hazretlerini ziyâret ederlerdi
Bâzı kimseler, bu taşın alınarak müzeye konmasını ve burada bırakılmamasını söylediler
Zamânın idarecilerini de iknâ edip, taşı alıp müzeye nakletmek için teşebbüse geçtiler
Fakat ne kadar uğraştılarsa, taşı yerinden ayırmak mümkün olmadı
Bu hâlin, Seyyid hazretlerinin bir kerâmeti olduğunu, taşı yerinden kımıldatamayacaklarını anlayıp, bu işten vazgeçtiler
Ahmed-i Bedevî hazretlerinin Salevât, Vesâyâ, El-İhbâr fî Halli Elfâz-ı Gâyet-ül-İhtisâr ve başka eserleri vardır
KÖTÜLÜK YAPANA İYİLİK ET!
Ahmed-i Bedevî hazretleri talebesine şöyle vasiyette bulundu:
"Ey Abdül'âl! Dünyâ sevgisinden sakın
Zîrâ sirke saf balı bozduğu gibi dünyâ sevgisi de sâlih ve iyi amellerini bozar
Yetimlere, şefkat, çıplaklara elbise giydirmekle merhamet, açları doyurmakla himâye, garipleri zayıfları ikrâm ile korumak âdetin olsun
Bu işlerin Allahü teâlâ katında kaybolmaz
Ey Abdül'âl! Zikre, Allahü teâlâyı anıp, hatırlamaya devâm et
Bir an bile Allahü teâlâdan gâfil olma, O'nu unutma
Gece kıldığın bir rekat namaz, gündüz kıldığın bin rekatdan daha üstündür
Allahü teâlâyı zikretmek kalp ile olur, sâdece dil ile olmaz
Allahü teâlâyı hâzır bir kalp ile an! Allahü teâlâdan gâfil olmaktan sakın! Çünkü, bu gaflet kalbi katılaştırır
Sabır, Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermektir
O'nun hükmüne rızâ göstermek ve emrine teslim olmak demek, nîmete kavuştuğunda sevinip ferahlık duyduğu gibi, musîbet ve sıkıntı geldiğinde de aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir
Nitekim Allahü teâlâ, Bekara sûresinin 155
âyet-i kerîmesinde meâlen, Peygamber efendimize hitâben; "(Ey habîbim! Musîbet ve ezâya) sabredenlere (lütûf ve ihsânlarımı) müjdele!" buyuruyor
Zühd sâhibi olmak, dünyâya düşkün olmamak demek; dünyevî arzu ve istekleri terk etmek sûretiyle, nefse muhâlefet etmek demektir
Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tâne helâli terk etmektir
Tefekkür etmenin hakîkati, Allahü tealânın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir
Ey Abdül'âl! Allahü teâlânın kullarından birine bir musîbet gelse, bunun için sakın sevinme! Gıybet ve dedi-kodu yapma! İnsanlar arasında söz taşıma! Sana eziyet vereni, zulmedeni affet! Kötülük yapana iyilik et! Sana vermeyene ver
Ey Abdül'âl! Dervişliğin, talebeliğin şartları; kötü iş ve sözlerden sakınmak, harama bakmamak, iffetli olmak, her zaman Allah korkusuna sâhib olmak, Allahü teâlânın emirlerine uygun yaşamak, Allahü tealâyı hiç unutmamak, âhirette başa gelecekleri düşünerek hep uyanık ve dikkatli olmaktır
Ey Abdül'âl! Yolumuz, Kur'ân-ı kerîme ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine, bildirdiklerine uymak, doğruluk, verdiği sözü yerine getirmek üzerine kuruludur
Âlimler yanında dilini, insanların ileri gelenleri yanında gözünü, hocanın huzûrunda kalbini muhâfaza et
Edep ve vakâr üzere ol
Ey Abdül'âl! İlmi olmayan kimsenin dünyâda da âhirette de hiçbir kıymeti yoktur
Hilmi, yumuşaklığı olmayan kimseye, ilmi fayda vermez
Allahü teâlânın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teâlâ katında şefâat yoktur
Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selâmet yoktur
Takvâsı, Allahü teâlâdan korkması, haramlardan sakınması olmayan kimsenin, Allahü teâlâ indinde hiçbir kıymeti yoktur
Bu altı hasletten nasîbi olmayan kimsenin, Cennet'te yeri yoktur
İMDÂT YÂ SEYYİD BEDEVÎ
Sâlim isminde bir kimse küffâr memleketlerinden birinde esirdi
Başında bir nöbetçi asker vardı
Bu asker, müslümanların, Seyyid-i Bedevî'yi çok sevdiklerini, sıkıntıda kalınca rûhundan yardım istediklerini ve Allahü teâlânın izni ile böyle insanların imdâdına yetiştiğini duymuştu
Bunun için o zâtın Seyyid hazretlerinden yardım talebinde bulunmasından korkuyordu
Ona sık sık; "Eğer senin, yâ Ahmed Bedevî! dediğini işitirsem, çok eziyet, işkence ederim
" diye tehdit ederdi
Bir gün bu korkusundan dolayı onu büyük bir sandık içine koydu
Kapağını kilitledi
Kendisi de sandığın üzerine yattı
Geceleyin Sâlim Efendi Seyyid Bedevî'den yardım isteyip; "İmdât yâ Seyyid AhmedBedevî hazretleri! Bana yardım ediniz!" dedi
SeyyidAhmed hazretleri geldi
Sandığı, üzerinde yatan askerle berâber alıp götürdü
Bir anda kendilerini bilmedikleri bir yerde buldular
Orada Sâlim Efendiyi sandıktan çıkardı ve gözden kayboldu
Etraflarında toplananlara, olanları anlattılar
Onlar; "Burası Kayravan'dır
Geldiğiniz yer ile arası çok uzaktır
" dediler
O asker de bu hâl karşısında çok şaşırdı ve müslüman oldu
Seyyid hazretlerinin kabrini ziyâret için berâberce Mısır'a gittiler
"
1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c
1, s
309
2) Tabakât-ül-Kübrâ; c
1, s
183
3) Şezerât-üz-Zeheb; c
5, s
345
4) Mu'cem-ül-Müellifîn; c
1, s
314
5) El-A'lâm; c
1, s
175
6) Îzâh-ül-Meknûn; c
2, s
644
7) Hüsn-ül-Muhâdara; c
1, s
521
8) Kâmûs-ül-A'lâm; c
1, s
787, c
2, s
1257
9) Hadîkat-ül-Evliyâ (son kısım); s
1
10) Tabakât-ül-Evliyâ; s
422
11) Tuhfet-ür-Râgıb; s
65
12) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; s
980
13) Rehber Ansiklopedisi; c
1, s
120
14) Mir'ât-ül-Harameyn (Mir'at-ı Medîne); s
1049
15) Kıyâmet ve Âhiret; s
128
16) Menâkıb-ı Ahmed-i Bedevî (Süleymâniye Kütüphânesi, Hasan Hüsnü Paşa Kısmı, No:587)
17) Dürr-ül-Mahzum (Süleymâniye Kütüphânesi, Tahir Ağa Kısmı, No:421)
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
ahmedi
,
bedev
Ahmed-İ BedevÎ ile ilgili Benzer Konular
269 Kez Görüntülendi
Bahtsız Bedevi - Panik - Gitar akorları
Şarkı Notaları
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Semia Bedevi
Ünlü Bayan Sanatçı Biyografileri
bahtsız bedevi:D:D:D:D
Komik Resimler
bedevi (bi izleyin)
Slayt Gösteriler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:39
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545