Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Sahabeler ve Alimler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Ahmed Bİn Harb ile ilgili Benzer Konular
175 Kez Görüntülendi

Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında ) Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında) Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında) Devlet ve Siyaset Biyografileri
Divan-ı Harb-i Örfi Fihristesi Risale-i Nur
Harb-i Umumi Şehitleri Anıtı (Merkez) Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Ahmed Bİn Hanbel | Ahmed HaznevÎ
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 04-07-2007   #1
Profil Bilgileri
Standart Ahmed Bİn Harb



Ahmed Bİn Harb başlıklı yazı Mumsema Ahmed Bİn Harb Forum Alev


AHMED BİN HARB


Evliyânın büyüklerinden İsmi Ahmed bin Harb, künyesi Ebû Abdullah'tır Nişabur'da doğdu Doğum târihi bilinmemektedir Horasan pîri diye meşhur oldu İlim ve fazîlette üstün derecelere yükseldi 848 (H234) senesinde vefât etti

Büyüklüğü herkes tarafından bilinir ve kabul edilirdi Büyük âlim Yahyâ bin Muâz-ı Râzî vefât ettiğinde başının Ahmed bin Harb'in ayaklarının ucuna gelecek şekilde defnedilmesini vasiyet etti

Ahmed bin Harb, Süfyân bin Uyeyne, Yahyâ bin Muâz ve başka gönül sultanı ehil zâtların sohbetlerinde bulunarak ilim öğrenip olgunlaştı Verâ, haram ve şüphelilerden kaçmakta benzeri yoktu

Bir gün annesi; "Gel kendi evimizde büyüttüğüm bir tavuğu kızarttım Bundan ye" dedi Ahmed bin Harb; "Anneciğim! Bu tavuk, bir gün komşumuzun d----- çıkıp birkaç dâne yedi Bunun için o tavuktan yemek istemiyorum" dedi Annesi bu sözleri duyunca, kendisine böyle bir evlâd verdiği için Allahü teâlâya hamd ve şükür etti

Ahmed bin Harb çok ibâdet ederdi Bu sebeple kendisine; "Ey Allahü teâlânın sevgili kulu! Bir mikdâr istirahat etseniz" denildi O zaman; "Önünde Cennet ve Cehennem'den başka bir yer olmayan ve hangisine gideceğini bilemeyen kimsenin uykusu gelir mi?" buyurdu Daha fazla ibâdet etmeye başladı

Bir gün bir tanıdığından mektup aldı Cevap yazacak vakti olmadığı için, bir talebesine; "Dostumuzun mektubuna cevap yazıp de ki: Bizim cevap yazacak vaktimiz yok Onun için bize mektup yazma Hep Allahü teâlâ ile meşgûl ol Vesselâm" buyurdu

Ahmed bin Harb hazretlerinin Behram adlı ateşperest bir komşusu vardı Bu komşu bir defâsında ticâret için bir yere mal gönderdi Yolda hırsızlar mallarını alıp kaçtılar Ahmed bin Harb durumu haber alınca, yanındakilere; "Haydi komşumuza gidelim Başına gelen bu hâl için üzülmemesini söyleyip onu teselli edelim Her ne kadar ateşe tapıyorsa da komşumuzdur" dedi Behram'ın evine gelince, kendilerini hürmetle karşıladı ve çok saygı gösterip ikramlarda bulundu O günlerde çok kıtlık olduğundan bir şeyler yemek için gelmiş olabileceklerini de düşünerek ayrıca yemek hazırlamak istedi Bunu gören Ahmed bin Harb hazretleri; "Zahmet etmeyiniz Malınızın çalındığını duyduk Üzülebileceğinizi düşünerek, halinizi, hatırınızı soralım diye geldik" buyurdular Behram; "Evet öyledir, ama bunda üç şeye şükretmem lâzım oluyor: Birincisi, başkaları benden çaldılar, ben başkalarından çalmadım İkincisi, malımın yarısını aldılar, diğer yarısı bende kaldı Ya hepsini alsalardı Üçüncüsü, din bende kaldı, dünyâyı aldılar" dedi

Bu sözler Ahmed bin Harb'in pek hoşuna gitti ve yanındakilere; "Bu sözleri yazın Bundan îmân kokusu geliyor" dedi Sonra Behram'a; "Niçin ateşe tapıyorsun?" diye sordu Behram:

"Ona tapıyorum ki yarın beni yakmasın, kendisine yakmak için odun verdim ki beni Allahü teâlâya ulaştırsın" cevâbını verdi

Ahmed bin Harb: "Çok yanılıyorsun Ateş zayıftır Ona tapmakla hesaptan kurtulmak mümkün değildir Bir çocuk, bir avuç su atsa ateşi söndürür Bu kadar zayıf bir şey başkasına nasıl kuvvet verebilir? Bir parça toprağı bile kendinden atamaz Seni Allah'a nasıl kavuşturur? Ateş câhildir Bir şey bilmez, yakarken misk ile necaseti ayıramaz Hepsini aynı anda yakar ve hangisinin daha iyi olduğunu bilmez Sen ki, yetmiş senedir ona tapıyorsun Ben de ömrümde bir kere ona tapmadım Gel ikimiz de elimizi ateşe sokalım Seni koruyup korumadığını gör" buyurdu

Behram ateş getirdi Ahmed bin Harb hazretleri elini ateşe sokup bir saat kadar bekledi Eli hiç yanmadı ve acımadı Bu hâli gören Behram çok şaşırdı, kalbinde bir değişme hissederek:

"Size dört şey soracağım Cevaplarını verirseniz îmân edeceğim" dedi

Ahmed bin Harb "Sor" buyurdu Behram dedi ki:

"Allahü teâlâ, insanları niçin yarattı? Mâdem ki yarattı niçin rızık verdi? Mâdem ki rızık verdi Niçin öldürdü? Mâdem ki öldürdü Niçin diriltecek?"

Ahmed bin Harb şöyle cevap verdi:

"Allahü teâlâ kendini tanımaları için insanları yarattı Razzâk, ziyâdesiyle rızık verici olduğunu bilsinler diye onlara rızık verdi Kahhâr olduğunu anlamaları için onları öldürür Kudretini tanımaları için onları tekrar diriltir"

Behram bunları duyunca; "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü" diyerek müslüman oldu

Ahmed bin Harb hazretleri bir gün tevekküle teşvik ve alıştırmak için çocuklarından birine; "Yavrum! Bir şeye ihtiyâcın olursa, şu köşede bir delik var Oraya git Orada Allahü teâlâya; yâ Rabbî! İhtiyâcım olan falan şeyi bana ihsân et, diye duâ et" buyurdu Çocuk; "Peki efendim Bundan sonra bildirdiğiniz gibi yapacağım" dedi Ahmed bin Harb evdekilere de; "Bunun isteğini, kendisi görmeden şu deliğe koyuverin" diye tenbih etti Bu hâl bir müddet böyle devâm etti Çocuk arzu ettiği şeyleri bu delikten alıyordu Bir gün evde kimse yok iken, çocuk âdeti üzere, deliğin yanına gidip yemek istedi Allahü teâlânın izniyle o delikten yemeği alıp yerken ev halkı eve gelip durumu görünce, bu yemeği nereden aldığını sordular Çocuk; "Her zamanki aldığım yerden" dedi Bunun üzerine Ahmed bin Harb, çocukta hakîkî tevekkülün teşekkül ettiğini anladı

Yahyâ bin Muâz'ın bir bağı vardı Bir gün bu bağda bir mikdâr üzüm yedi Hocasının bağdan üzüm yediğini gören Ahmed bin Harb; "Efendim bu bağ, bir gün, haber verilip izin alınmadan vakfın suyu ile sulanmıştı" dedi Yahyâ bin Muâz, hemen tövbe etti Vakfın malını izinsiz kullanmanın mes'ûliyetinin ağırlığını düşünerek bir daha o bağdan üzüm yemedi

Bizanslılar devrinde, İstanbul'da bir doktor yaşıyordu Hiçbir dîne inanmadığı gibi, Allahü teâlânın varlığını da inkâr ediyor ve; "Her şey kendi kendine var olmuştur" diyordu Âlemin bir yaratıcısı olduğunu kabûl etmiyordu Mesleğinde mütehassıs olup, sorulan her soruya cevap veriyordu

Hıristiyanlardan hiç kimse bu doktora cevap veremez hâle gelmişti Yalnız; "Dünyânın bir yaratıcısı olduğuna delil getirip beni iknâ eden olursa, bu dâvamdan vaz geçerim" diyordu Karşılaşıp münâzara ettiği herkesi mağlûb ediyor, cevapsız bırakıyordu Kendisini dinleyen herkese dinsizliği aşılıyor, fikirlerini karıştırıyordu

Bu doktor karşısında hıristiyanlar âciz kalmıştı Durumu krallarına anlattılar Buna ancak müslümanların cevap verebileceğini söylediler Bizans kralı, Abbâsî halîfesi, Me'mûn'a bir elçi ile mektup gönderdi Mektubunda; "Size gönderdiğimiz bu doktor dehridir (dinsizdir) Bir yaratıcı olmadığına inanmaktadır Yanınızda münâzara edecek ve bunu iknâ edip, mağlub edecek bir âlim bulunursa çok iyi olur" yazmaktaydı Abbâsî halîfesi müşavirlerini toplayıp, onlara danıştı Oradaki ilim sahipleri dediler ki:

"Ey halîfe! Önce onu, mütehassıs olduğu tıp ilminden imtihan edelim, deneyelim Sonra duruma göre ne yapacağımıza karar verelim"

Ertesi gün, kalabalık hâlinde geldiler Doktor da oradaydı Herkes bir şişeye idrarını koyarak birbiriyle değiştirdiler Her şişenin kime aid olduğunu bilmek için de özel işâretler koydular Hepsini getirip, bu inkârcı doktorun önüne koydular Doktor önce şişelere, sonra da orada bulunan insanların yüzlerine baktı Ve hiç yanlışlık yapmadan, bu falancanın, bu da falancanındır diye tek tek saydı Şişelerin üzerlerindeki işâretlere baktıklarında, hepsi dediği gibi olduğunu gördüler İki kişinin idrarını karıştırdığı şişelerdeki idrara da bakıp; "Bu falanca ile filancanın idrarıdır Onlarda şöyle şöyle hastalıklar vardır İlaçları da şunlardır" dedi

Hepsini doğru söylemişti Herkes onun işine şaşırıp âciz kalmıştı Sonra; Bağdat'ta onunla münâzara edecek bir kişi bilmiyoruz" dediler İçlerinden birisi; "Büyük âlim, evliyânın üstünlerinden olan Nişâburlu Ahmed bin Harb hazretleri dün gece buraya geldi Hacca gidiyor Bununla ancak onun münâzara edebileceğini sanırım" dedi

Halîfe, Ahmed bin Harb'ın yanına birini gönderip durumu ona bildirdi O da buyurdu ki:

"Siz münâzara meclisini falan saatte, halîfenin sarayında hazırlayın ve onu lafa tutun! Ben biraz geç geleceğim Geldiğim zaman bana, niçin geç kaldınız? dersiniz Ben de cevap veririm"

Dediği gibi yaptılar Ahmed bin Harb hazretleri gelip oturunca halîfe ona; "Niçin geç kaldınız?" diye sordu O da; "Abdest için Dicle Nehri kenarına gittim Tuhaf bir şey gördüm Ona bakarak geciktim" dedi Halîfe; "Ne gördünüz ki?" diye sorunca şöyle cevap verdi:

"Gördüm ki topraktan bir ağaç çıktı, büyüdü, kimse kesmeden yıkıldı Kimse müdahale etmeden de tahta şeklini aldı Bu tahtalar kendiliğinden birleşip marangozsuz, çivisiz sandal oldu Bir kayıkçı olmadan da suyun üzerinde gitmeye başladı Bunu seyre dalıp geç kaldım"

Bu saçmalıkları duyan inkârcı doktor dayanamadı:

"Bu saçma sapan konuşan ihtiyar mı bizimle münâzara etmeye geldi? Bu delidir Bununla münâzara etmeye değmez"

Bunun üzerine Ahmed bin Harb şöyle cevap verdi,

"Niçin saçma konuşayım ve deli olayım?"

Doktor kendinden emin bir şekilde konuştu: "Olmayacak şeyler söylüyorsunuz Koskoca ağaç birdenbire büyür, kesilir ve tahta olur Bu tahtalar marangozsuz birbirine bitişir ve sandal olur Kayıkçı olmadan su üzerinde gider dediniz"

O zaman Ahmed bin Harb son sözünü söyledi:

"Ey doğruluktan uzak insan! Bir sandal için bu imkânsız olunca, yâni ustası, bir yapıcısı olmadan sandal olmaz, su üzerinde gidemez ise, bu güneş, ay ve yıldızlarla, ağaçlar ve çiçeklerle süslü ve intizamlı âlem, bir yapıcı olmadan, bu dünyâ bu sağlamlığı ile binlerce güzel yaratıklar, sanat erbâbını hayran bırakan eşsiz tabloları ile kendi kendine nasıl var olsunlar? Asıl, bir yapıcı, yaratıcı yoktur diye böyle hezeyan söyleyen, saçmalayan delidir"

İnkârcı doktor, bu cevap karşısında şaşıp kalmıştı Bir an düşündü Başını kaldırdı, insafla kendi kendine; "İnsan bilgisine güvenip böbürlenmemeli ve inkârcı olmamalıdır Şimdi inanıyorum ki, Allahü teâlâ vardır" deyip müslüman olmak istedi Ahmed bin Harb ona kelime-i şehâdet söyletip mânâsını öğretti Böylece bir insanın inkârdan kurtulup sonsuz saâdete kavuşmasına vesile oldu

Buyurdu ki:

"Bizlere ne kadar şaşılır ve hayret edilir ki, gölge denilince hemen güneşin varlığı aklımıza gelir de, Cennet denilince akla Cehennem'in geleceği, ondan korunmak çâreleri düşünülmez ve ondan gâfil oluruz"

"Bir kimsenin, evlenip kırk yaşına geldiği, saçına ak düştüğü, hacca gidip Beytullah'ı ziyâret ettiği halde, hâlâ aklını başına toplamaması, vakitlerini oyun ve günah olan şeylerle geçirmesi ne kadar çirkindir"

Kendisine, Sâlihâ kadından süâl edilince, buyurdu ki:

"Beş vakit namazını kılan, efendisine (kocasına) itâat eden, her işinde Allahü teâlânın rızâsını gözeten, insanları gıybetle çekiştirip dedi-kodu yapmaktan, koğuculuktan dilini koruyan, kanâat sâhibi olup dünyâ malına meyletmeyen ve musîbetlere karşı sabreden bir kadın, hakîkaten çok iyi bir kadındır"

Ahmed bin Harb hazretlerinden büyük hadîs mütehassısı İmâm-ı Nesâî rivâyette bulunmuştur

Ahmed bin Harb hazretlerinin Kitâb-üz-Zühd, Kitâb-üd-Duâ, Kitâb-ül-Kesb, Kitâb-ül- Hikmeti vel-Menâsik isimli eserleri vardır

Gıybet hakkında sorulduğunda:

"Bana kim düşmanlık yapıyor, kim beni gıybet ediyor ve hakkımda kötü söylüyor, keşke bilsem de ona altın ve gümüş göndersem Benim işimde çalışarak kazandığı sevapları benim defterime geçirdiğine göre benim paramdan harcasın" buyurdu

Gönlü dünyâya bağlamamak hakkında da; "Dünyânın sizi kandırıp evvelkileri düşürdüğü belâya sizi de düşürmemesi için izzet ve celâl sâhibi Allahü teâlâdan gücünüz yettiği kadar korkun Bildiğinizle amel edin ve dikkatli olun" buyurdu

ÖLÜMDEN GÂFİL OLMA

Ahmed bin Harb hazretleri tesirli sözler söyleyerek kalbleri nûrlandırırdı Bir sohbetinde buyurdu ki:

Yeryüzü iki sınıf kimseye çok hayret eder Birisi, ölümden gâfil olarak, yatağını, karyolasını süsleyip uykuya yatandır Yeryüzü kendi hâl lisanı ile o kimseye; "Ey insan! Şu nâzik bedenin, yataksız olarak arada bir perde bulunmadan, bende uzun müddet kalacak ve çürüyecek Bunu niçin düşünmüyorsun?" Yeryüzünün kendisine hayret ettiği ikinci kimse de, ufak bir arâzi parçası yüzünden kardeşi ile hasım olan kimsedir Yeryüzü, kendi hâl lisanı ile o kimseye; "Ey insan! Münâkaşasını yaptığınız bu yerin sizden önceki sâhiplerinin nerede olduklarını hiç düşündünüz mü?" der

1) Şezerât-üz-Zeheb; c2, s80
2) Mu'cem-ul-Müellifîn; c1, s188
3) Tezkiret-ül-Evliyâ; c2, s218
4) Riyâd-un-Nâsıhîn; s15

 

ZeuS is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Saat 00:12.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545