FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ ile ilgili Benzer Konular
153 Kez Görüntülendi
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Hamidiye Cami ( Çifte Minareli Cami) (Söğüt)
Marmara Bölgesi
Çapanoğlu (Büyük Cami-Ulu Cami) Camisi (Merkez)
İç Anadolu Bölgesi
Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)
İç Anadolu Bölgesi
Karacabey Cami (İmaret Cami ) (Ankara)
İç Anadolu Bölgesi
Ahmed NahlÂvÎ
|
Ahmed NecİbÎ
Konu Araçları
06-07-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ
Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ başlıklı yazı Mumsema Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ Forum Alev
AHMED NÂMIKÎ CÂMÎ
Horasan'ın büyük velîlerinden
İsmi Ahmed bin Ali Nâmıkî Câmî, künyesi Ebü'l-Hasan'dır
Eshâb-ı kirâmdan Cerîr bin Abdullah'ın (r
anh) soyundandır
Horasan'ın Nâmık köyünde 1049 (H
441) senesinde doğdu
Sonradan Câm kasabasına yerleşti
Bu yüzden Nâmıkî ve Câmî nisbeleri ile tanındı
Ahmed Câmî hazretleri ümmîydi
Yâni okula gitmemişti
Yirmi iki yaşında iken tövbe etmek nasîb oldu
O yaşa kadar arkadaşları ile zevk ü sefâ içinde yiyip içerdi
Bir gün içki getirmek sırası ona geldi
Bulundukları yerde kırk küp içkileri vardı
İçki almak için gidip baktığında hiç birinde şarap bulamadı
Şaşırıp kaldı
Sonra merkebi ile şarap için bağa gitti
Oradaki şarapları merkebe yükledi
Merkep yürümemekte inâd ediyordu
Hayvanı şiddetle dövmeye başladı, sonra âniden; "Ahmed niçin bu hayvanı incitirsin? Onu biz yürütmüyoruz
Biz irâde etmeden yürümeyeceğini bilmiyor musun? Arkadaşların özrünü kabûl etmezse, biz kabûl ederiz
" diye bir ses işitti
Hemen yere kapandı ve; "Yâ Rabbî! Tövbe ettim
Bundan sonra hiç şarap içmeyeceğim
Emreyle merkep yürüsün
O insanlara mahcûb olmayayım
" dedi
Merkeb yürümeye başladı
Arkadaşlarının yanına varıp şarabı önlerine koyduğunda, ona sen de iç dediler
"Ben tövbe ettim
" dedi
Fakat içirmek için ısrâr ettiler
Âniden kulağına yine bir ses geldi; "Yâ Ahmed! Ellerinden al, iç ve içtiğin bardaktan onlara da içir
" diyordu
Hemen alıp içti, şarap bal şerbeti olmuştu
Allahü teâlânın kudreti ile şarap şerbete çevrilmişti
Orada bulunanlara da tattırdı, hepsi tövbe ettiler ve dağıldılar
Sonra dağa çıktı, uzun müddet insanlardan uzak durdu
İbâdet ve nefs terbiyesi ile meşgûl oldu
Seneler sonra bir gün kalbine; "Ahmed! Hak yoluna böyle mi giderler? Kavminden senin üzerinde hakları olan birçok insanı bıraktın
" düşüncesi geldi
İnsanların arasına döndü ve eline bir odun alıp, evvelki şarap küplerini kırmaya başladı
Köyün muhtarına onu şikâyet edip; "Ahmed delirdi
Şarap küplerini parçalıyor
" dediler
Muhtar, bir adam gönderip onu evden çıkardı ve atların bulunduğu ahırda hapsetti
O da ahırın bir köşesine oturdu
Ellerini başına koyup;
"Katır, şarap küpüyle hiç durmadan dönüyor,
Ey gönül! Allah için sen de gel bir defâ dön
"
beytini okudu
Bu sözlerini işiten ahırdaki atlar, önlerindeki otları yemeyi bırakıp, başlarını duvarlara vurmaya başladılar
Gözlerinden yaşlar akıttılar
Atların bakıcıları bu hâli görüp muhtara haber verdiler
Muhtar gelip onu serbest bıraktı ve özür diledi
Yine dağa dönüp gitti
Nice yıllar orada kalıp, ibâdet ve tâat ile meşgûl oldu
Artık okuyup yazmaya başladı
Kur'ân-ı kerîm ile diğer temel dînî kitapları, din büyüklerinin hayâtını devamlı okuyordu
Bir taraftan da bâzı kimselerin üzerinde hakları olduğunu düşünüyordu
Acaba onları nasıl ödeyecekti
Bu düşünceler içindeyken, kalbine şöyle bir nidâ geldi: "Ahmed! Sen, insanı Allahü teâlâya kavuşturan yolda iyi gidiyorsun
Allahü teâlânın lütfuna ve keremine olan tevekkülün sebebiyle, senden alacaklı olanların borcunu, O, nihâyetsiz hazînesinden fazlasıyla öder
Gerçekte rızıkların hakîkî sâhibi de odur
"
Bundan sonra Allahü teâlâ, nihâyetsiz ihsân hazînesinden onun üzerinde hakları bulunanların ve ona muhabbeti olanların her birine, her gün bir batman (7
692 kg) buğday verirdi
Şöyle ki, alacaklılar her sabah o bir batman buğdayı sandıklarında bulurlardı
Bu buğday, o gün evdekilerin hepsine yeterdi
Hattâ misâfirleri gelse, onlara da yetip artardı
Bir zaman sonra, ona verilen mânevî bir işâret üzerine tekrar insanlar arasına döndü ve doğru yolu göstermeye başladı
Sirac-üs-Sâirîn kitabını yazdığı âna kadar 80 bin kişi elinde tövbe etti
Ahmed Câmî'nin oğullarından Zâhirüddîn Îsâ, babasının elinde 600 bin kişinin tövbe ederek doğru yolu bulduklarını bildirmiştir
Kendisine sordular ki: "Biz geçmiş velîlerin kitaplarını, kerâmetlerini okuyor ve âlimlerden dinliyoruz
Ama sizde meydana gelen haller çok azında görülmüştür
Bunun sebeb-i hikmeti nedir?" Buyurdu ki: "Velîlerin çektiği bütün sıkıntıları çektik
Allahü teâlâ onlara ayrı ayrı verdiği kerâmetleri, ihsân ederek, Ahmed'e hepsini verdi
Her dört yüz yılda, bir Ahmed'e böyle ihsânlarda bulunur ve bu ihsânları da herkes görür
"
Nitekim Ahmed Câmî'den dört yüz sene sonra gelen İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Fârûkî hazretlerine de Allahü teâlâ böyle ikrâmlar, hattâ daha büyük makamlar ihsân eylemiştir
Bu, Allahü tealânın husûsî bir ihsânıdır, dilediğine nasîb eder
O'nun ihsânı boldur
Ebû Saîd Ebü'l-Hayr hazretlerinin, ibâdet ederken giydiği bir hırkası vardı
Hattâ, bu hırkanın hazret-i Ebû Bekr'e âit olduğu, elden ele, ona kadar geldiği de söylenirdi
Ahmed Nâmıkî hazretlerine hırkayı ulaştırması için, Ebû Saîd'e mânevî bir işâret gelmişti
Ebû Saîd'in oğlu Ebû Tâhir hazretleri, babasında bulunan bu mübârek hırkayı taşımak selâhiyetinin kendisine verilmesini arzu ediyordu
Ebû Saîd keşf yoluyla oğlunun bu düşüncesini anlayıp; "Sizin istediğiniz bu selâhiyeti başkasına verdiler
" buyurdu
Orada bulunanlar bu sözlerle ne demek istediğini anlayamadılar
Sonra oğlu Ebû Tâhir'e vasiyet edip; "Benim vefâtımdan yıllar sonra, uzun boylu, şöyle şöyle şekilde, adı Ahmed olan bir genç hânekâhın kapısından girip gelir
Sen de o zaman, talebelerin içerisinde benim yerimde oturmuş olursun
Bu hırkayı muhakkak ona teslim eyle!" buyurdu
Ebû Saîd vefât edip aradan uzun yıllar geçince, Ebû Tâhir bir gece rüyâsında, babası Ebû Saîd'in dostlarıyla birlikte, acele ile bir yere gittiklerini gördü ve nereye gittiklerini sordu
Ebû Saîd; "Sen de gel! Evliyânın kutbu geliyor
" buyurdu
O da acele etmek istedi, fakat uyanıverdi
Ertesi gün Ebû Tâhir, talebelerin içerisinde babasının yerinde oturmuştu
Babasının târif ettiği şekilde bir genç içeri girdi
Ebû Tâhir geleni hemen tanıdı
Ona çok izzet ve ikrâmlarda bulundu
Çok hürmet gösterdi
Babasının emânet ettiği hırkayı çok seviyor, bunu başkasına teslim etmenin kendisine çok zor geleceğini düşünüyordu
Bu sırada, gelen genç (Ahmed Câmî); "Ey efendim! Emânete riâyet lâzımdır
" deyince, Ebû Tâhir buna sevinip kalktı, Ebû Saîd'in kendi elleriyle astığı yerden hırkayı alıp, gelen gencin sırtına giydirdi
Ahmed Câmî hazretlerine gelinceye kadar, evliyâdan 22 kişinin bu hırkayı giydikleri bildirilmiştir
Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretleri uzun riyâzetler ve mücâhedelerden nefsin isteklerini yapmayıp istemediklerini yaparak insanlar arasına dönüp, bir yandan onlara İslâmiyeti anlatırken, diğer taraftan yüzlerce eser yazdı
Âlimlerin herbirisi bu kitapları çok beğendi
Çok yüksek velîydi
Bütün mahlûkâta karşı çok merhametli ve çok cömertti
Herkese maddî ve mânevî iyilik ederdi
Sıkıntısı olanlar kendisine mürâcaat ederlerdi
Büyüklerden HâceEbü'l-Kâsım isminde biri vardı
Malı da, hayrı da çoktu
Dâimâ âlimlerin ve velîlerin hizmetlerinde bulunurdu
Geçmiş evliyânın kabirlerini ziyâret eder, mübârek rûhâniyetlerinden feyz alırdı
Hikmet-i ilâhî başına öyle bir hâl geldi ki, bütün malı elinden çıktı
Muhtaç bir hâle düştü
Kime gideceğini bilemiyor, kimseden bir şey isteyemiyordu
Yaşlı ve zayıf olduğu için, çalışıp kazanması da mümkün değildi
Bir gün sıkıntılı şekilde câmide oturuyordu
Yaşlı bir zât içeri girip iki rekat namaz kıldı
Sonra bir köşede sıkıntılı ve üzüntülü bir hâlde oturan Ebü'l-Kâsım'ın yanına gelip selâm verdi
Nûr yüzlü ve çok heybetli biriydi
Heybeti Ebü'l-Kâsım'ı kaplamıştı
Selâma cevap verdi
Gelen zât; "Niçin sıkıntılı oturuyorsunuz?" dedi
O da, içinde bulunduğu durumu anlattı
Gelen zât; "Ahmed bin Ali'yi (Ahmed Câmî'yi tanır mısın?" dedi
Ebü'l-Kâsım; "Evet
Eski dostumdur
" dedi
O zât; "Onun yanına git
O, kerâmet sâhibi bir kimsedir
Senin derdine dermân olur
" dedi
Ebü'l-Kâsım, ertesi gün Ahmed Câmî hazretlerinin yanına gitti
Selâm verdi
Ahmed Câmî selâmını alıp; "Ne haldesin?" buyurdu
O da hâlini anlattı
Ahmed Câmî buyurdu ki: "Kaç gündür seni düşünüyordum
Başına bir iş gelmiş olabileceğini tahmin etmiştim
Fakat sen hiç üzülme
İnşâallah, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır
Bir çâresi bulunur
Biz de duâ edelim
"
Ahmed Câmî hazretlerinin bu güzel sözleri, Hâce Ebü'l-Kâsım'ı rahatlatmıştı
Ertesi gün tekrar Ahmed Câmî'nin huzûruna geldi
Ahmed Câmî onu görür görmez; "Allahü teâlâ senin işini kolaylaştırdı
Senin bir günlük ihtiyacın ne kadardır?" diye sordu
O da, bir günlük ihtiyâcına yetecek altın mikdârını söyledi
Ahmed Câmî hazretleri; "Senin ihtiyâcını şu taşa havâle eylediler
Her gün gelir ihtiyâcın kadar altını oradan alırsın
" buyurdu
HâceEbü'l-Kâsım; "Peki efendim
" deyip teşekkür etti ve o taşın yanına gitti
Taşın altında bir mikdâr altın vardı
Onu aldı sonra, Ahmed Câmî'nin huzûruna gidip; "Efendim! Mâlûmunuz olduğu gibi ben ihtiyarım
Çocuklarım da var
Ben öldükten sonra onların hâlleri nice olur?" dedi
Bunun üzerine; "Hıyânet etmemek şartı ile, oğullarından hangisi gelirse, o altını alır
" buyurdu
Hâce Ebü'l-Kâsım, her gün gider ihtiyacı kadar altını alırdı
Bu hal, vefâtına kadar devâm etti
Vefât ettikten sonra uzun yıllar oğulları gelip oradan altın aldılar
İçlerinden biri hıyânet edinceye kadar böyle devâm etti
Biri hıyânet edince bir daha o taşın altında altın bulamadılar
Bir zamanlar, Ahmed Câmî hazretleri Herat'a gitmek istedi
Bu haber tellâllar vâsıtasıyla Herat ve civarında yayıldı
Genç-ihtiyar bütün halk sokaklara döküldü
Herkes, kendisini görmekle şereflenmek, mübârek sözlerini duyabilmek arzusuyla yanıyordu
Bir taht yaptırarak onun üstünde oturmasını ve tahtı da omuzlarında taşımak istediklerini bildirdiler
Kabûl etmedi fakat çok ısrâr edilince çâresizlikten kabûl etti
O zamanda bulunan en büyük velîlerden dört kişi, tahtın kollarından tuttular
Böylece bir saat kadar gittiler
"Tahtı yere koyunuz
Size bâzı söyleyeceklerim var
" buyurdu
İndirdiler
"İrade nedir, bilir misiniz?" diye sordu
"Siz buyurunuz
" dediler
"İrâde, söz dinlemektir
" buyurdu
"Öyledir
" dediler
"O halde siz atlarınıza bininiz, tahtı da diğerleri taşısınlar
Biz de sizinle aynı hizâda bulunmuş oluruz
" buyurdu
Bu teklifi kabûl edip, tahtı başkalarına verdiler
Herkes bereketlenmek için tahtı birkaç adım taşıdı, sonra sırayla diğerleri alırdı
Fakat insan çokluğundan herkese sıra gelmedi
Şehre geldikleri zaman, Şeyh-ül-İslâm Abdullah-i Ensârî hazretlerinin konağına indiler
Herat şehrinde Abdullah zâhid isminde bir zat vardı
Senenin oruç tutması câiz olmayan beş günü hâriç, otuz senedir bütün sene boyunca oruç tutardı
Herkes tarafından tanınır, sözleri kıymetli olup, dinlenirdi
Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretlerinin Herat'a geldiğini haber alıp, hanımına; "Elbisemi getir
Üstad Ahmed hazretlerinin büyük velî olduğunu söylüyorlar
O gelmiş
Bakalım hâli nasıldır?" dedi
Hanımı dedi ki: "Eğer onu denemek, imtihan etmek için gidiyorsan sakın gitme, çünkü o senin zannettiğin gibi değildir
Eğer sohbetinde bulunmak, sözlerinden istifâde etmek niyetin varsa, git ve ne derse riâyet eyle
Eğer söylediklerine uymazsan ziyân edersin
" Zâhid kızıp; "Haydi elbisemi getir! Sen böyle şeyleri bilmezsin
" dedi
Elbisesini giyip, Ahmed Câmî'nin huzûruna gelip, selâm verdi
Ahmed Câmî selâmını aldı ve; "Bize selâm vermeye niyet ettiğin zaman, hanımının sana ne söylediğini hatırlıyor muydun? Söz dinler misin?" buyurdu
Zâhid; "Söylenilen söz doğru olduktan sonra niçin tutmayayım, niçin söz dinlemeyeyim
" dedi
Bunun üzerine Ahmed Câmî buyurdu ki:
"Geri dön
Falan mahalleye git
Muhammed Kassab-ı Mervezî'nin dükkânında, kenarda çengelde asılı olan kuzu etini satın al
Bakkaldan da biraz pekmez ve yağ al
Kendi elinle evine götür
Çünkü hadîs-i şerîfte; "Bir kimse kendi ihtiyâcını kendi taşırsa, kibirden uzak olur
" buyruldu
Eti pişir, tatlıyı da yanına alıp, hanımınla berâber ye
Sonra gusül eyle
Sonra, bu zamâna kadar isteyip de elde edemediğin bir şey varsa, gel Ahmed Câmî'ye talebe ol
Onun sözünden hiç çıkma!" buyurdu
Zâhid, bana yapamayacağım şeyleri söylüyor
Ben otuz senedir gündüz bir şey yemiyorum ki
diye düşündü
Bunun üzerine Ahmed Câmî hazretleri; "Zâhid, neler düşünüyorsun? Haydi! Bunlar kolaydır
Korkma!Eğer bunları yapmak sana çok zor geliyorsa Hâce Ahmed'den (kendisinden) yardım iste!" buyurdu
Zâhid kalktı ve Ahmed Câmî hazretlerinin söylediklerini yerine getirdi
Eti pişirdiler
Tatlı yaptılar ve yediler
Hamama gidip gusledince, şehrin dört duvarı arasında bulunan şeyler kendisine keşf olunmaya, onları görmeye başladı
Sonra Ahmed Câmî'nin yanına geldi
Ahmed Câmî kendisine; "Ahmed'in bunda kabahati yoktur
Eğer şehrin dört duvarı içinde olan şeylerin keşfini değil de, dünyânın dört bucağı arasında bulunan şeylerin keşfini isteseydin, elbette o da verilirdi
" buyurdu
Bir gün Herat'ta bulunan bâzı âlimler, Ahmed Câmî hazretlerine geldiler
Aralarında sohbet ederlerken, söz mârifet ve tevhîd konusuna gelince Ahmed Câmî; "Siz mârifet ve tevhîd hakkındaki sözleri taklid ile söylüyorsunuz
" buyurdu
Onlar; "Nasıl olur
Bizim her birimizin zihninde, Allahü teâlânın varlığına binlerce delîl vardır
Siz ise bizim bunları taklid ile söylediğimizi söylüyorsunuz
" dediler
Onlara; "Eğer her biriniz on bin delîl hıfzetse, yine mukallidsiniz
" buyurdu
"Bize bu sözünüzün doğru olduğunu isbât edebilir misiniz?" dediler
O da, hizmetçiye bir leğen ve üç tâne inci getirmesini emretti
Ahmed Câmî incileri leğendeki suyun içine bıraktı ve; "Her kim sözünde sâdık ise, leğenin yanına gelip Bismillâhirrahmânirrahîm dese, bu üç inci tanesi bir tâne olur
" buyurdu
Onlar; "Bu şaşılacak bir şeydir
" dediler
Ahmed Câmî; "Siz deyiniz! Sıra bana gelince ben de söyleyeceğim
" buyurdu
Onlar, sıra ile dediler
İncilerde herhangi bir değişiklik olmadı
Sıra kendisine gelince, leğen üzerine gelerek; "Bismillâhirrahmânirrahîm
" dedi
Üç inci, leğen üzerinde yuvarlanmaya başladı
"Allahü teâlânın izni ile durunuz!" deyince inciler durdu
Birbirine karıştı ve deliksiz tek bir inci oldu
Hepsi hayret ettiler
Ahmed Câmî hazretlerinin bir zaman canı zerdâli istedi
Nefsine; "Bir yıl oruç tutarsan zerdâli veririm
" dedi
Nefsi bunu kabûl etti
Bir yıl oruç tuttu
Bir yıl, tamam olunca nefsi seslenip; "Ben hizmetimi bitirdim
Sen de verdiğin sözü yerine getir!" diyordu
Babadan miras kalan bir bağı vardı
Oraya gitti
Bağda bir hayvan öldürülmüş ve karnı deşilmişti
Mîdesinde çiğnenmeden yutulan zerdâliler vardı
Onlardan bir tane alıp temizledi
Nefsi feryad edip; "Senin bana vermeyi söz verdiğin zerdâli böyle hayvan mîdesinden çıkarılan zerdâli değildi
" dedi
"Bu da zerdâlidir
Eğer îtirâz edersen, bunu da vermem
" dedi
Nefsi kabûl etmedi
"Tek bana bunu verme! Başka bir şey istemem
" dedi
Sonra birkaç tâne zerdâliyi daldan kopararak eline aldı
Dostu Ebû Tâhir'in yanına varınca, zerdâlileri önüne koydu
"Ahmed! Bize vakıf zerdâlisi mi getirdin?" dedi
"Vakıf değildir
Kendi ağacımdan, kendi elimle toplayıp getirdim
" dedi
"Vakıf zerdâlisi getiriyorsun, sâhibiyim diye bize veriyorsun, bizi görmüyor sanıyorsun
" dedi
Edepsizlik olmasın diye sustu
İçinden de Allahü teâlâya münâcaat edip; "Yâ Rabbî! Sen de biliyorsun ki, bu zerdâlileri, babamdan bana mîras kalan bağdaki kendi ağacımdan alıp getirdim
O ise vakıf zerdâlisi olduğunu söylüyor
Bu işin doğrusunu onun kalbine ilhâm eyle!" dedi
Biraz sonra Ebû Tâhir oğlunu çağırıp; "Git, kendi süründen bir koyun getirip kes
Açlık Ahmed'in başına ve beynine vurmuş, ne söylediğini bilmiyor
Vakıf zerdâlisini, kendi malı sanıyor
Çorba ve et pişirsinler
" dedi
Çorba ve eti pişirip getirdiler
Ahmed Câmî'nin gönlüne, bu etten ve çorbadan yememek geldi
Çünkü helâl değildi
Sâdece kuru ekmek yedi
Ebû Tâhir; "Niçin yemiyorsun?" diye sorunca; "Böyle hoşuma gidiyor
" dedi
Isrâr etti
Bunun üzerine kalbine gelen ilhâmı anlattı
Oğlunu çağırıp, koyunu nereden getirdiğini sordu
Oğlu; "Sürü uzak gitmişti
Siz acele istediğiniz için, eti falan kasaptan aldım
" dedi
Kasabı çağırıp sordular
"Bu koyunu bekçi haksız olarak bir yerden almış
Bana getirdi
Ben de kestim
Yarısını bekçi alıp gitti
Diğer yarısını da, oğlunuz gelince ona sattım
" dedi
Bu hal anlaşılınca, Ebû Tâhir başını önüne eğdi
Ahmed Câmî de kalkıp yakında bulunan mağaraya gitti
Orada ona bir ağlama hâli geldi
"Yâ Rabbî! O etin durumunu ona gösterdin
Zerdâlinin de durumunu ona ihsân eyle
" diye münâcaatta bulundu
Bu sırada Ebû Tâhir mağaraya geldi
Arkasından Hızır aleyhisselâm geldi ve; "Ey Ebû Tâhir! Ahmed'in malına vakıf dersin
Şüpheli ete helâl dersin
Bunu kimden öğrendin? Ahmed'in mertebesi çok yüksektir
" buyurdu
Ebû Tâhir o zaman meseleyi anlamış oldu
Ahmed Nâmıkî Câmî, bir nehrin kenarında oturmuş bir talebesine tasavvuf yolunda, Allahü teâlânın sevdiklerine ne kadar lütuf yapmış olduğundan bahsediyordu
Bu sırada nehri gösterip; "Eğer Allahü teâlânın dostları, sevdikleri, işâret edip, ey su! Geri dön ve yukarı doğru ak! deseler, geri dönüp yukarı doğru akar
" buyurması ve işâret etmesiyle su gerisin geri akmaya başladı
Bir gün bir dağın eteğinde oturmuş talebelerine ders anlatıyordu
Yanına birisi gelip abdest almak için su istedi
Ahmed-i Nâmıkî Câmî; "Falan yerde çeşme var
Oraya git, abdest al
" buyurdu
O şahıs çeşmenin olduğu yeri bilmiyordu
Bunun üzerine Ahmed Nâmıkî parmağı ile; "İşte şurasıdır
" diye işâret etti
O anda târif ettiği yerdeki çeşme Allahü teâlânın izni ile yerinden kalkıp, havaya yükseldi ve bir mikdâr havada kaldı
O şahıs da gidip abdest aldı
Orada bulunanlar, buna şahid oldular
Ebü'l-Hasan Salah isimli bir zât gece rüyâsında Peygamber efendimizi gördü
Dört halîfesi sağ tarafında, Ahmed-i Câmî hazretleri sol tarafında oturuyordu
Resûlullah efendimiz Eshâb-ı kirâm ile konuşuyordu
Konuşmaları bitince, Ebü'l-Hasan selâm verip huzûra yaklaşarak; "Yâ Resûlallah! Bugün kendisine uyulacak zât kimdir? Kime uymak lazımdır
" diye sordu
Resûlullah efendimiz, Ahmed-i Nâmıkî Câmî'yi işâret ederek; "Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat
" buyurdular
Ehl-i sünnet vel-cemâat ile Ahmed Nâmıkî'yi kasdetmişlerdi
Ahmed-i Nâmıkî Câmî'yi sevenlerden birisi bir gün; "Ahmed Nâmıkî hazretlerinin yanına gideyim, mübârek eliyle ağzıma bir lokma koysun
" diye aklından geçirdi
Bu zât ile Ahmed Nâmıkî Câmî'nin bulunduğu yer arasında üç günlük mesafe vardı
Yola çıkıp, Ahmed Nâmıkî Câmî'nin yanına vardı
O sırada sofra hazırdı
O zâtı da sofraya buyur ettiler
Ahmed-i Nâmıkî eline bir lokma aldı ve o zâtın kulağına; "Senin istediğin bu ise, işte lokma
" deyip, ağzına koydu
Mukrî Mehmed isimli bir zât bir gün Ahmed-i Nâmıkî'ye gidip; "Hiç bir şeyim yok, çalışıp kazanacak halde de değilim
Hem çok zayıfım
Babama söyle de bana servetinden bir şeyler versin
" dedi
Ahmed Câmî; "Ey Mukrî! Gönlü böyle şeylere bağlamamalı
İnsan kanâatkâr olmalı
" buyurdu
Buna rağmen o; "Nasıl kanâatkâr olayım ki?" dedi
Ahmed Câmî; "Az veya çok bir şeyin de mi yok?" diye sorunca; "Hiçbir şeyim yok
" dedi
Bunun üzerine Ahmed Câmî; "Sen önce falanca yere sakladığın altınlarını harca bakalım
Ondan sonra Allahü teâlâ sana başkasını ihsân eder
" buyurdu
Mukrî Mehmed; "Hangi altından bahsediyorsunuz ve ne kadar?" diye sorunca, Ahmed Câmî parmağı ile on sekiz dinara kadar saydı
"On sekiz buçuk dinarı da gördüm
" buyurdu
Bu durum karşısında o zât mahcûb oldu ve yaptığına tövbe etti
Ahmed Nâmıkî 1142 (H
536) senesi Ocak ayında vefât etti
Meşhed ile Herat arasındaki yolun tam ortasında Türbei Câmî bahçesine defnedildi
Ahmed Nâmıkî Câmî'nin vefâtından bir süre sonra bir harb çıktı
Bu harpte Kâdı İmâdüddîn Vâsıtî isimli bir zât yaralanmıştı
Yaralı hâlde bir medresede kalıyordu
Talebelerinin çoğu dağılmış, yanında birkaç kişi kalmıştı
Medresede, yalnız, garip, kimsesiz bir halde kalıyordu
Durumu epeyce ağırlaşmıştı
Kendisini tedavî edecek kimse de yoktu
Çok sıkıntılı bir durumdaydı
Bu hâlde iken bir gece bulunduğu odada bir nûr göründü
Ne olduğunu bilmiyordu
Birisi gelip, elini onun başına koydu
O anda çok ferahladı
Ona; "Siz kimsiniz, sizi tanıyor muyum
" diye sordu
O zât; "Ben Ahmed-i Nâmık-i Câmî'yim
" dedi
Bunun üzerine onu tanıyıp; "Ey efendim!Bak ne hâldeyim
Âciz, kimsesiz ve bîçâreyim
" dedi
Ahmed Nâmıkî; "Ben senin yaralarını tedâvî için geldim
" buyurdu ve elini yaraları üzerine koydu
Dokunduğu yer iyileşiyordu
Uyandığında elli kadar yaradan hiç eser yoktu
Ahmed Nâmıkî Câmî'ye Ehl-i sünnet vel-cemâat olmanın şartlarını sorduklarında şöyle buyurdu:
Ehl-i sünnet ve cemâatten olmanın şartları hakkında çok meseleler vardır
Bu meseleleri
bilmek, namazı, orucu, haccı bilmek gibi farzdır
Bunlar öyle farzdır ki, îtikâd doğru olup da, namazda, oruçta ve diğer ibâdetlerde bir noksanlık olursa ve bu noksanlık kasden olmazsa affedilebilir
(Eğer affolunmazsa, insan Cehennem'e girse bile, sonunda yine kurtulur
) Fakat, Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdında bir sarsıntı olursa, bid'at sâhibi olunmuş olur
Ve bid'at sâhibini de Allahü teâlâ affetmez
İtikâdda bid'at sâhibi olan bir kimseye azap vâcib olur
Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdına sarılmak ve bid'atten çok sakınmak lâzımdır
Bu sözlerimizin senetlerini de bildirelim ki, söylediklerimiz boş söz zannedilmesin
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
"Allahü teâlâ, halîfelerime rahmet etsin
" Denildi ki: "Yâ Resûlallah! Sizin halîfeleriniz kimlerdir?" "Sünnetimi ihyâ edenler ve onu Allahü teâlânın kullarına öğretenlerdir
" buyurdu
Yine buyurdu ki: "Yâ Ebâ Hüreyre! Sen insanlara benim sünnetimi öğret ki, kıyâmet gününde senin için parlak bir nûr olsun
Önce ve sonra gelenler sana gıpta etsin
" Yine buyurdu ki: "Ben insanlarla, onlar "Lâ ilâhe illallah" diyene kadar savaşmakla emrolundum
İnsanlar bunu (Kelime-i tevhîdi) söyleyince, benden kanlarını ve mallarını korumuş olurlar
Ancak İslâmiyetten doğan haklar bundan müstesnâdır
Onların hesapları ise (kalblerindekini bilen) Allahü teâlâya âittir
" Yine buyurdu ki: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır
Bunların yalnız biri Cennet'e girecek, ötekilerin hepsi Cehennem'e gidecektir
" Yine buyurdu ki: "Şefâatim, Kelime-i şehâdeti ihlâs ile söyleyen, dili kalbini, kalbi de dilini tasdîk eden kimse içindir
"
Bu tür haberler çoktur
Daha fazlasını söylersek söz uzar
Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân etmiş olan mümin ve îtikâdı düzgün bir kimseye bu anlattıklarımız yeter
Eğer buna îmânı yoksa, onun sünnet ve cemâat ile zâten alâkası yoktur
Biliniz ki, Ehl-i sünnet ve cemâatin meseleleri, alâmetleri çoktur
Ama onun esası ve kâidesi on meseleye dayanır
Bu on meseleyi mutlaka bilmek lâzımdır
Ebü'l-Hasan bin Ali'nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, Resûlullah efendimiz buyurdular ki: "Sünnet ve cemâat üzere olana, Allahü teâlâ her bir gün için, bin nebî sevâbı yazar ve her bir gün için, ona Cennet'te bir şehir binâ eder
Kaldırdığı ve koyduğu her adım için ona on iyilik yazar
Cemâat ile namaz kılana, her bir rekati için bir şehid ecri (sevâbı) yazar
"
Eshâb-ı kirâm, (aleyhimürrıdvân) dediler ki: "Yâ Resûlallah! Bir kişinin sünnet ve cemâat, üzere olduğu ne zaman (ne ile) bilinir?" buyurdular ki:
"Şu on haslet kendisinde mevcut ise (o kişinin Ehl-i sünnet ve cemâat üzere olduğu) bilinir: 1) Cemâati terk etmez, 2) Eshâbımı söz ile kötülemez, sövmez
3) Bu ümmete (müslüman ümmete) kılıçla karşı çıkmaz
Kılıç çekmez
4) Kaderi tekzîb etmez (kadere inanır), 5) Îmânda şüphe etmez, 6) Allahü teâlânın dîninde münâzaa (îtirâz, münâkaşa) etmez, 7) Ehl-i kıble olarak ölen kimsenin cenâze namazını kılmayı terk etmez, 8) Tevhîd ehli bir kimseye günahı sebebi ile (büyük bir günah işlese bile) kâfir demez, 9) Seferde ve hazerde (mukim ve yolcu iken) mest üzerine meshi terk etmez, 10) İyi veya günahkâr olan imâmın arkasında namaz kılar ve cemâati terk etmez
Bu hasletlerden birisini terkeden, sünnet ve cemâati terketmiş olur
"
Gerek hadîs-i şerîfler ile bildirilen, gerek din imâmlarımız tarafından Ehl-i sünnetin şiârı olarak, Selef-i sâlihînden bize ulaşan bu on haslete sâhip kimsenin, Ehl-i sünnet ve cemâatten olduğu anlaşılır
"Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah" diyen kimsenin, erkek olsun kadın olsun, iyi olsun kötü olsun, mümin olduğu kabûl edilir
Ona kız verilir ve onunla evlenilir
Ona müminlerden mîrâs düşer
Onun mîrâsı da müminlere düşer
Ona müminlere âit hükümler tatbik edilir
Vefât ettiği zaman cenâze namazı kılınır
Müminlerin kabristanına defn olunur
Eğer Kelime-i şehâdeti kalbi ile de tasdîk ederek gönülden söyleyip ve bu hal üzere Allahü teâlâya kavuşmuş ise, onun yeri Cennet'tir
Eğer kalpten söylememiş ise, münâfık olur
Zâhire göre şehâdet söylediği için, onu müminlerin ahkâmına tâbi tutarlar
Eğer nifak üzere Allahü teâlânın huzûruna varırsa, onun yeri dereke-i esfel (Cehennem'in en aşağı derecesi) olur
Şöyle ki, Nisâ sûresinin 145
âyet-i kerîmesinde meâlen; "Muhakkak ki münâfıklar, Cehennem'in en aşağı tabakasındadırlar (Cehennem'in dibindedirler)
" buyruldu
Kelime-i şehâdeti söyleyen bir kimseye, töhmet (suçlama) ve taassub (husûmet) ile, mümin değildir, demek için kimseye müsâade verilmemiştir
Nitekim Nisâ sûresinin 94
âyet-i kerîmesinde meâlen; "
Size İslâm selâmı veren kimseye, dünyâ hayâtının geçici nîmet ve menfaatine göz dikerek sen mümin değilsin demeyin
" buyruldu
Öyle ki, Kelime-i şehâdet söyleyenlerin hepsini mümin kabûl etmelidir
Büyük günahları varsa, bu sebeple kendilerine küfür ve nifak damgasını vurmamalıdır
Kendi îmânında ve onların îmânında şüphe etmemelidir
Çünkü Allahü teâlâ, günâhkârları mümin olarak isimlendirdi ve Nûr sûresi 31
âyet-i kerîmesinde meâlen; "
Ey müminler! Hepiniz Allahü teâlâya tövbe ediniz ki, dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşasınız!" buyurdu
Âsîlere tövbeyi emreden, olanların îmânını kabûl eden Allahü teâlâya muhâlefet etmek uygun değildir
Allahü teâlânın bu emrinde şüphe etmek ve bunu reddetmek de aslâ câiz değildir
Müminlerin sözünü ve şehâdetini reddetmek ve onları yalancı zannetmek de hiç uygun değildir
Çünkü ateşperest, putperest, yahûdî gibi küfür, şirk ve dalâlet ehli bir kimseden bu Kelime-i şehâdeti işiten bir mümin bunu işittiğine dâir şâhidlik ederse, bütün İslâm kâdıları, o kimsenin müslüman olduğuna hükmederler
"
İyi bir arkadaşın nasıl olacağını anlatırken buyurdu ki:
Tanıştığınız, görüştüğünüz, berâber olduğunuz kimsenin iyi arkadaş mı, kötü arkadaş mı olduğunu anlamakta dikkat edilecek husus ve ölçü şöyledir: Gördüğünüz, görüştüğünüz, berâber olduğunuz, birlikte oturup, kalktığınız kimse, sizin Allahü teâlâyı hatırlamanızı ve unutmamanızı, O'nu dil ve gönül ile anmanızı sağlıyor, bunu tâzeliyor ve kalbinizi uyanık tutuyorsa, işte o iyi arkadaştır
Ama berâber olduğunuz kimse, Allah korusun cenâb-ı Hakkı ve O'nun zikrini size unutturuyorsa, gerçekten bil ki, o kimse kötü arkadaştır
Ondan sakınmak elbette çok lâzımdır
(Ondan, yırtıcı arslandan kaçar gibi hattâ daha çok kaçmalıdır
Çünkü arslanın yapacağı, olsa olsa canını almaktır
Arslan insanın canını alabilir, onu öldürebilir
Fakat îmânına zarar veremez
Kötü arkadaş ise, insanın hem îmânının ve hem de canının gitmesine, onun ebedî felaketine sebeb olur
İyi bir arkadaş, iki cihân için de büyük saâdettir
Maksada çabuk ulaşmayı sağlar
İnsanlar birlikte yaşarlar ve arkadaşsız olamazlar
Babamız olan Âdem aleyhisselâm, en güzel yer olan Cennet'te bulunduğu hâlde, kendisine insan olarak bir arkadaş gerektiğini hissetti ve bunu istedi
Onun sol kaburga kemiğinden hazret-i Havvâ vâlidemiz yaratıldı
İyi arkadaşa sâhip olunca, çok hamd etmeli ve hep iyi kimselerle beraber bulunmalıdır ki, kıyâmette pişmanlık çekilmesin
Kur'ân-ı kerîmde bu hâl bildirilmektedir
İnsana ulaşan her felâket, kötü arkadaş sebebiyle gelir
Ondan çok uzak durmalıdır
Arkadaşın iyiliği veya kötülüğü, mutlaka asıl, neseb, akrabâlık gibi sebeplere bağlı değildir
Eshâb-ı Kehf'e yakın olup, onlardan ayrılmayan Kıtmîr isimli köpek, Kur'ân-ı kerîmde onlarla berâber zikrolundu
İyi arkadaş, insanı derekelerden (aşağılıklardan) derecelere (yüksekliklere) ulaştırır
Kötü arkadaş ise, bunun tersini yapar
Herkes ile arkadaş olma! Konuştuğun kimselerin akıl ve anlayışlarına uygun konuş
Tekebbür etme, kibirlenme! Sırrını kimseye söyleme! Herkesin sözüne aldanma! İnsanların sözlerine değil, işlerine bak! Kendi kendisine faydası olmayan kimseden çok sakınmalıdır
Nerede kaldı ki, onun başkasına faydası olsun
Kötü bir kimse ile arkadaş olan iyi bir kimse, eğer onu kendisine çevirip iyi yapabilirse ne âlâ, eğer bunu yapamaz, kendisi de ona benzer ve onun gibi olursa, o zaman çok fenâdır
Ahmed Câmî buyurdu ki:
"Tövbe, müslüman olsun olmasın, her akıllı kimsenin ihtiyâcı olan bir şeydir
Bir iş yapan ve onun kötü olduğunu gören herkesin pişman olup, tövbe etmesi vâcib olur
Tövbe etmezse kendine zulüm etmiş olur
"
"Üzerine farz olan ilimlerden bir meseleyi öğrenmek insana, bütün dünyâdaki kazançların hepsinden yapacağı ve ele geçireceği altın ve gümüşlerinden daha iyi ve üstündür
Tövbe eden ve etmeyen herkese, ilim öğrenmekten daha iyi hiçbir şey yoktur
İşlerin hepsi ilim ile doğru olur ve ilimsiz hiçbir iş yapılmaz
"
"Tasavvuf büyükleri, öyle zâtlardır ki, günahkâr, serserî, hırsız, bid'at sâhibi, yolunu şaşırmış v
s
kimseleri kendilerine benzetir, düzeltirler
Bu Allah adamlarının, kendilerine has güzel koku ve renkleri olur
O kokuyu ve rengi tadan, onlara benzer
"
"Kendi zan ve kafasına göre davranarak, başkalarını düzeltmeye çalışmak, çoğu zaman fayda yerine zarar hâsıl edebilir
Bunun için çok dikkatli ve uyanık olmalı, bir kimsenin saâdetine vesîle olayım derken, o kimsenin -hattâ kendinin bile felâketine sebep olmamalıdır
"
Ahmed Câmî hazretlerinin eserlerinden bâzıları şunlardır:
1) Üns-üt-Tâbiîn; (Fârisî olup Tahran'da basıldı
) 2) Sirac-üs-Sâirîn, 3) Ravdat-ül-Müznibîn ve Cennet-ül-Müştakîn, 4) Bihâr-ül-Hakîka, 5) Es-Sırr-ül-Mektûm, 6) Misbâh-ül-Ervâh, 7) Miftâh-ün-Necât (Bu kitap Farsçadır ve İhlâs Vakfı tarafından neşredilmiştir)
8) Dîvân
BİZ DİRİLTİRİZ BİZ!
Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretleri, Herat'ta bulunduğu sırada bir gün Abdullah-i Ensârî'nin konağına dâvet ettiler
Ahmed Câmî'nin hizmetçisi, yola çıkmaları için ayakkabılarını önüne koydu
Ahmed Câmî hazretleri; "Bir saat beklememiz îcâb ediyor
Bir iş var
" buyurdu
Beklediler
Bir saat sonra, bir Türkmen, hanımı ve yanlarında 12 yaşlarındaki oğulları ile geldiler
Çocuğun babası; "Efendim! Allahü teâlâ bize çok mal verdi
Bundan başka çocuğumuz yoktur
Bu da âmâ olup gözleri görmemektedir
Her tarafı gezdirdik
Gitmediğimiz yer, varmadığımız doktor kalmadı
Fakat hiçbirisi çare bulamadı
Biz, siz Allahü teâlâya her ne duâ ederseniz cenâb-ı Hakkın lutfedip kabûl ettiğini biliyoruz
Eğer, çocuğumuzun göz nûruna kavuşması için duâ ederseniz çok bahtiyar oluruz
Tek gözleri açılsın, îcâb ederse bütün malımızı fedâ etmeye hazırız
İhsân ederseniz, lutfederseniz çok seviniriz
Eğer bu arzumuz yerine gelmezse, üzüntümüzden mahvoluruz
" dedi
Ahmed Câmî hazretleri bu sözleri dinledikten sonra; "Nasıl olur? Ölüleri diriltmek, cild hastasını iyi etmek Îsâ aleyhisselâmın mûcizesi idi
Bu hâlde Ahmed kim olur ki, bu hastalığın tedâvisini benden istiyorsunuz?" buyurdu
Sonra ayağa kalkıp yürümeye başladı
Biraz sonra; "Biz ederiz biz
" dedi
Orada bulunan herkes bu sözü işittiler
Fakat bir şey anlayamadılar
Bundan sonra hemen geri dönüp bir yere oturdu ve; "O çocukcağızı bana getirin
" buyurdu
Getirdiler
İki mübârek başparmağını çocuğun iki gözüne sürüp; "Azîz ve celîl olan Allahü teâlânın izni ile açılın
" buyurunca, çocuğun gözleri görür oldu
Bundan sonra orada bulunan ileri gelenler dediler ki: "Efendim, birinci defâ, ölüleri diriltmek ve cild hastalarını iyi etmek mûcizesi Îsâ aleyhisselâma âittir
Kendiniz için, bu yolda Ahmed kim olur ki? dediniz
Daha sonra da, biz ederiz biz, dediniz
Bu iki sözünüz arasındaki irtibâtı anlayamadık
İzâh buyurur musunuz?" Bunun üzerine Ahmed Câmî hazretleri; "Evvelki söz kendime âitti
Bundan başkasını diyemezdim
Ama sonradan bana şöyle ilhâm ettiler: Ey Ahmed! Ölüleri, Îsâ aleyhisselâm mı diriltti? Dilsizleri ve cild hastalarını o mu iyi etti? Biz ederiz biz
Geri dön
O çocuğun gözlerinin açılması için seni sebep kıldık
Bu söz kalbime öyle ilhâm olundu ki, ağzımdan da çıkıverdi
O söz ve fiillerin hepsi Allahü teâlâdan idi
Ahmed'i (beni) sâdece vâsıta kıldı
" buyurdular
NE OLAYDI DA ONUNLA GÖRÜŞEBİLSEYDİM
Ahmed-i Nâmık-ı Câmî vefât ettikten üç gün sonra Kâdı Alâeddîn Mervezî Câm kasabasına gelmişti
Ahmed Nâmık hazretlerinin vefâtını öğrenince; "Ben ondan hadîs-i şerîf dinlemeye gelmiştim
Çünkü, onun sahîh hadîs-i şerîfler ile sahîh olmayanları birbirinden ayırabildiğini duydum
Yazık, ben onun huzûrunda bulunmaya ona hizmet etmeye kavuşamadım
" diyerek üzüldü
O sırada Ahmed Nâmıkî Câmî'nin yerinde oğullarından Burhâneddîn Nasr bulunuyordu
O, Kâdı Alâeddîn'i ağırladı
Kâdı Alâeddîn, her gün bir-iki defâ Ahmed Nâmık'ın kabrine gidip, orada ağlıyordu
Yine birgün kabrin ayak ucunda oturmuştu
Bu sırada uykuya daldı ve uzun müddet öyle kaldı
Burhâneddîn Nasr üç kişiyi ona kimsenin dokunmaması için vazîfelendirdi
Kâdı Alâeddîn uyanınca, Şeyh Burhâneddîn'in kütüphânesinde bulunan hadîs-i şerîf râvilerini (rivâyet edenleri) anlatan Esânid isimli kitabı yanında buldu
Ağlayarak dergâha geldi
Burhâneddîn Nasr'a rüyâsını anlatmak istediğinde o rüyâdan haberim var demek isteyerek; "Anlatmana gerek yok
" dedi
Bunun üzerine oradakilere rüyâsını şöyle anlattı:
Ahmed-i Nâmıkî'nin kabri başına oturmuştum
Kendi kendime; "Ne olaydı da onunla görüşebilseydim
Birkaç hadîs-i şerîf dinleseydim
Bu fırsatı kaçırdım
" diye düşünerek hem üzülüyor hem de ağlıyordum
Bu sırada bana bir ağırlık gelip, uyudum
Rüyâmda Ahmed-i Nâmıkî hazretlerini gördüm
Yüksek bir yerde oturmuştu
Yanına gidip, selâm verdim
Bana iltifât etti
O sırada oğlu Burhâneddîn Nasr yanımıza geldi
Ona; "Ey Nasr!Git Esânid isimli kitabı getir
" dedi
O, kitabı getirince huzûrunda ondan pekçok hadîs okudum
Sahîh değildir dediklerine işâret koyuyordum
Okuma işi bitince; "Ben bunların gerçekten sahîh olmadığını nereden bileyim
" dedim
Bunun üzerine bana; "Ben bunları sana söylerken, o sırada Resûlullah efendimizi görüyordum
Sahîh olmadığını işâret buyurduklarını sana söylüyordum, sen de işâretliyordun
" buyurdu
Sonra; "Efendim! Esânid kitabını bana lutfetseniz bizim için büyük devlet olur
" dedim
Ahmed-i Nâmıkî; "Ey Nasr! Esânid'i Kâdıya ver
Bizden ona yâdigâr olsun
Bize de duâ eder
" buyurdu
Uykudan uyandığımda; Esânid kitabını içindeki hadîs-i şerîflerden sahîh olmayanları işâret edilmiş olarak yanımda buldum
"
1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c
1, s
321
2) Kâmûs-ül-A'lâm; c
1, s
797
3) Mu'cem-ül-Müellifîn; c
1, s
189
4) Nefehât-ül-Üns; s
392
5) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s
980
6) Rehber Ansiklopedisi; c
1, s
122
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c
6, s
68
8) Makâmat-ı Ahmed-i Nâmık-ı Câmî (Süleymâniye Kütüphânesi Nâfiz Paşa Kısmı No: 399)
9) Sefînet-ül-Evliyâ; s
168
10) Riyâd-ül-Ârifîn; s
51
11) Hazînet-ül-Asfiyâ; c
2, s
243
12) Heft İklîm; No
667
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
ahmed
,
nmik
Ahmed NÂmikÎ CÂmÎ ile ilgili Benzer Konular
153 Kez Görüntülendi
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Hamidiye Cami ( Çifte Minareli Cami) (Söğüt)
Marmara Bölgesi
Çapanoğlu (Büyük Cami-Ulu Cami) Camisi (Merkez)
İç Anadolu Bölgesi
Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)
İç Anadolu Bölgesi
Karacabey Cami (İmaret Cami ) (Ankara)
İç Anadolu Bölgesi
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
03:58
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545