FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
AHMED RIFÂÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
AHMED RIFÂÎ ile ilgili Benzer Konular
166 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed-i Dâ'i (Ahmed-i Dâ'i Kimdir?
Yazarlar ve Şairler
Şeyh Ahmed Yasin (Şeyh Ahmed Yasin Kimdir? - Şeyh Ahmed Yasin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
AHMED RAÛFÎ
|
Ahmed SaÎd-İ FÂrÛkÎ
Konu Araçları
06-07-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
AHMED RIFÂÎ
AHMED RIFÂÎ başlıklı yazı Mumsema AHMED RIFÂÎ Forum Alev
AHMED RIFÂÎ
Büyük velîlerden
İsmi ve nesebi; Ahmed bin Sultân Ali bin Yahyâ bin Sâbit bin Ebü'l-Fevâris Hâzım Ali bin Ahmed Murtezâ bin Ali İşbilî bin Rüfâe Hasan bin Mehdi bin Muhammed bin Hasan bin Ahmed Sâlih bin Mûsâ bin İbrâhim Murtezâ bin Mûsâ Kâzım bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin AliZeynel Âbidîn bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib'dir (r
anhüm)
Peygamber efendimizin soyundan olup seyyiddir
Anne tarafından da nesebi hazreti Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye dayanır
Bu yüzden kendisine Ebü'l-Alemeyn, iki sancak sâhibi künyesi verilmiştir
Ebü'l-Abbâs da denir
Benî Rıfâe kabîlesine mensûb olduğu için Rıfâî nisbeti ile meşhur oldu
Ahmed Rıfâî hazretleri doğmadan önce dayısı büyük âlim Mensûr Betâihî bir gün rüyâsında Peygamber efendimizi gördü
Ona; "Ey Mensûr! Kız kardeşin, kırk gün sonra Ahmed isminde bir çocuk dünyâya getirecek
Bu çocuğu, Aliyyül Kârî Vâsıtî'nin terbiyesine teslim et
Bu zât, Allah indinde azîzdir
Sakın ihmâl etme
" buyurdu
Bu rüyâdan tam kırk gün sonra Ahmed dünyâya geldi
1118 (H
512) senesinin Receb ayının ortalarında bir Perşembe günü Betâih'de doğdu
Ahmed Rıfâî yedi yaşında iken babası vefât etti
Onu, dayısı Mensûr Betâihî, husûsi bir ihtimâm ile büyüttü, ilim öğretti
Önce Kur'ân-ı kerîmi ezberledi
Kur'ân-ı kerîm hocası Abdülmelik Harnutî'dir
Ahmed Rıfâî henüz yedi yaşında iken bir gün Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit bilgilerde mârifet sâhibi olan hocası Abdülmelik Harnutî'yi ziyârete gitti
Hocası ona; "Yâ Ahmed! Sana diyeceğim şu şeyleri hâfızanda tut, ezberle ve hiç unutma!" deyince "Peki efendim
" dedi
Abdülmelik Harnutî buyurdu ki: "Başkalarına iltifat edip gezen, hedefine varamaz ve hakîkate kavuşamaz
Şüpheden kurtulamayanın, dünyevî düşünenin, nefsî arzularının peşinde olanın; felâha, hidâyete kavuşması düşünülemez
Bir kimse, kendi kusûrunu, noksanını bilmiyorsa, bütün zamânı da noksan geçer
" Bu kıymetli sözleri hâfızasına nakş etti
Bir yıl bu sözlere göre amel etti
Bir yıl sonunda hocasından yine nasîhat istediğinde buyurdu ki: "Hakîkî âlimleri, evliyâyı tanıyamamak çok kötüdür
Tabîbin hasta olması ne fenâ, akıllı kimsenin câhil kalması ne kötüdür
"
Ahmed Rıfâî, çocukken bir grup evliyânın yanından geçiyordu
Hepsi ona bakıyorlardı
Birisi; "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, bu mübârek ağaç (çocuk) büyümeye başladı
", ikincisi; "Biraz sonra dallanır
", üçüncüsü; "Kısa zamanda gölgesi etrâfı bürür
", dördüncüsü; "Çok geçmeden meyve verir ve ay gibi etrâfa ışıklarını salar
", beşincisi; "Yakında, insanlar onun kerâmetlerini, fevkalâde hâllerini görürler
O, insanların ihtiyaçlarını istediği kimse olur
", altıncısı; "Pek kısa zamanda şânı pek yücelir
", yedincisi; "Onun talebeleri pek fazla olur
" dediler
Ahmed Rıfâî'yi, dayısı, bir müddet sonra Vâsıt şehrine, büyük âlimlerden ilim öğrenmek üzere gönderdi
Vâsıt'a göndermesinin sebebi, rüyâda Peygamberimizin emr-i şerîfleri olmuştur
İslâm âlimleri umûmiyetle Vâsıt'a gelir, talebelere ders verirlerdi
Büyük âlim Aliyyül Kârî Vâsıtî hazretleri ve dayısı Ebû Bekr el-Ensârî el-Vâsıtî hazretleri de Vâsıt'ta bulunuyordu
(Aliyyül Kârî 1182 (H
578)'de vefât etti
1607 (H
1016) da ölen Aliyyül Kârî başkadır ki, bu, hakîkî Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatmıştır
) Ahmed Rıfâî, Aliyyül Kârî ve İshak Şîrâzî hazretlerinden bütün ilimleri öğrendi
Büyük bir fıkıh, hadîs, tefsîr âlimi ve tasavvufta zamânının bir tânesi oldu
Allahü teâlânın emirlerini harfiyyen yapar, yasaklarından büyük bir titizlikle kaçardı
Bildikleriyle amel eder ve başkalarına da tavsiyede bulunurdu
Bir gün birisi gelip duâ istedi
"Benim şimdi bir günlük nafakam var, onun için duâm kabûl olmaz
Onu bitirdiğim zaman gel, sana duâ edeyim
" buyurdu ve öyle yaptı
Ahmed Rıfâî hazretleri, namaz kılarken benzi sararır, kendinden geçerdi
Gönlünde hissettiklerini, zâhirinden takib etmek mümkündü
Fakat heybetinden kimse cesâret edip soramazdı
Bir gün kendisi; "Namaza kalktığım zaman sanki Allahü teâlâ bana Kahhâr sıfatıyla tecellî edecek diye korkuyorum
" buyurdu
Seyyid Ahmed Rıfâî; orta boylu, nûr yüzlü, buğday benizliydi
Saçları siyah, sakalı seyrek, alnı açık ve geniş idi
Gözlerine sürme çeker, tebessüm buyururdu
Güzel konuşmaları ile kalpleri harekete getirir, sohbetine doyum olmazdı
Kürsüde oturarak konuşurdu
Konuşmaya başlayınca, sesini uzak ve yakındakiler işitirlerdi
Çevre köydeki kimseler de, aynı şekilde duyarlardı
İnsanlar evlerinin üzerine çıkar, Seyyid Ahmed Rıfâî, yanlarındaymış gibi dinlerlerdi
Öyle ki, bütün kelimeleri eksiksiz anlaşılırdı
Hattâ sağırlar, yarım işitenler, onun sohbetine katıldıkları zaman, Allahü teâlânın ihsâniyle kulakları açılır, söylenilenleri işitirler ve anlarlardı
Beyaz gömlek giyer, pirinç unundan ekmek yaptırıp yerdi
Misâfirler için verdiği yemek hâricinde başka bir şey yemezdi
Yemeği soğutarak yer, misâfirsiz iftar etmezdi
Kendisine âit misâfir konağı, her gün dolup taşar, günde iki öğün yemek çıkardı
Yolda her rastladığı kimseye, hattâ çocuklara bile selâm verirdi
Hastaların sıhhatlerini sormak için uzak yollara gitmekten üşenmez, onları ziyâretten zevk alırdı
İhtiyarlara, âmâlara, sıkıntıda olanlara yardımcı olurdu
Peygamber efendimizin; "Kim, saçı sakalı ağarmış müslüman bir kimseye ikrâm ederse, Allah da ona ihtiyarladığında hürmet ve ikrâmda bulunacak kimseleri vazîfelendirir, ona ikrâm ederler
" hadîs-i şerîflerinde bildirildiği gibi hareket etmeyi âdet edinmişti
Alçak gönüllü olduğundan, hiç bir mecliste baş köşeye geçmez ve seccâde üzerinde oturmazdı
Daimâ az konuşur ve; "Sükûtla emr olundum
" buyururdu
Birçok defâ azamet-i ilâhiyye tecellisine mazhâr olup, güneşin karşısında buzun eridiği gibi kendisi de bir avuç su gibi kalıncaya kadar eridiğini hisseder sonra ilâhî rahmet yetişerek eski hâlini bulurdu
Daha sonra da cemâatine hitâben; "Cenâb-ı Hakkın lütfu olmasa, yanınıza dönemezdim
" derdi
Ahmed Rıfâî hazretlerinin talebelerine bağlılığı çok fazlaydı
Onların arasında bulunmanın, onlarla sohbet etmenin, büyük sevaplar hâsıl eden ibâdet olduğunu buyurur ve talebelerine de kendi talebelerine böyle yapmalarını tavsiye ederdi
Talebeleri ile sohbet ederken insanların kendini beğenmesi ile ilgili bir soru sorulduğunda:
"İlminin fazla, amelinin çok olması ile gurûra kapılan kimse, mârifet sâhibi değildir
Çünkü şeytan da pek fazla bilgiye sâhipti
Mantık yürütmek sûretiyle, ateşin topraktan daha hayırlı olduğunu iddiâ etti
Halbuki meleklere hocalık yapıyordu
Sonunda kendi nefsinin üstün olduğunu söyleyip kibirlendi
Böylece Allahü teâlânın gadabına uğradı ve lânete müstehak oldu
Ebedî olarak rahmet dergâhından kovuldu
Ey oğlum! Sakın! Çok sakın! İyi ibâdetlerine, yüksek ilmine aldanma
Çünkü Bel'âm-ı Baûrâ ve Bersisa, en çok ibâdet edenlerdendiler
Fakat sonunda, nefs ve şeytana uyarak dünyâya bağlandılar
Âhiretlerini ziyân ettiler
Rezîl rüsvâ oldular
Ey oğlum! Kalbinde ufak bir leke görürsen, oruç tut
Gitmezse, az konuşmaya bak
Gitmezse, günahlardan şiddetle kaç
Yine gitmezse, her hâli iyi bilen Allahü teâlâya yalvarmaya, sızlanmaya başla
Bilgisizlik ölümdür
Allahü teâlâ ilim verdikçe canlanma başlar
Her bilgi bir vebâldir
Bu vebâlden kurtulmak amel etmekle mümkün olur
Her amel fayda vermez
Fayda vermesi Allahü teâlâ için yapılmaya bağlıdır
İhlâs elde edilmedikçe, kurtuluşa erilmez
" buyurdu
Sâlih müslüman ve iyi bir kul nasıl olmalıdır? diye sorulunca, şöyle cevap verdi:
"Sâlih müslümanlar, Allahü teâlânın hükmüne boyun eğerler, gelen şiddet ve belâlara sabrederler, aza kanâat ederler
Allahü teâlâdan başkasından korkmazlar ve kimseden bir şey beklemezler
Ancak Allahü teâlâdan isterler
İnsana, yüksek makamları veren, aşağı düşüren azîz ve zelîl edenin Allahü teâlâ olduğunu bilirler
Sâlih müslümanlar, Peygamber efendimizin sünnet-i şerîflerine tam uyarlar
Onların korkusu, son nefes içindir
Onlar, az konuşurlar
Öfkelerini tutarlar, şehvetlerini yenerler
Nefslerinin arzularını yapmazlar
Allahü teâlâyı unutturacak bütün engelleri ortadan kaldırarak, hep O'nunla berâber olmaya bakarlar
Böylece nefslerini alçaltıp, ruhlarını yükseltirler
Nefse, Allahü teâlânın kazâ ve kaderine rızâ göstermek kadar zor gelen bir şey yoktur
Çünkü, kadere râzı olmak, Allahü teâlânın hükmüne boyun eğmek, nefsin isteklerine zıttır
Nefs bunları istemez
Saâdete kavuşmak, nefsin rızâsını terk edip, Allahü teâlânın rızâsına koşmakla mümkündür
Saâdete kavuşanlara müjdeler olsun
"
Allah adamlarıyla berâber olmayı sever, onların duâlarını almaya çalışırdı
Düşkünleri çok sever, her zaman onları himâye ederdi
Eli, ayağı olmayan veya cüzzam gibi ağır hasta olan kimseleri yanına alır, onları bizzat kendi elleriyle yıkar, temizler ve elbiselerindeki yırtıkları yamardı
Bunlardan haz duyduğunu bildirir, talebelerini de teşvîk ederdi
Acıkmış bir fakîri görse, gider kendi eliyle yiyecek hazırlar, berâberce yerlerdi
Buyururdu ki: "Bütün evliyâlık yollarından geçirildim
Fakat fakirlik, başkaları gözünde hakîr olmak ve hastalık gibi Allahü teâlâya yakın ve daha uygun yol göremedim
"
Bir yere gidip de dönerken, yanında hazır bulundurduğu ipine, topladığı odunları bağlardı
Bunları getirir, şehirde bulunan dul, yetim, fakir, hasta olanlara dağıtırdı
Dünyâ malına hiç kıymet vermez, onları dîne hizmette kullanırdı
Kendisi için, dünyâlık nâmına hiçbir şey alıkoymazdı
Bütün malını fakir müslümanlara dağıtırdı
Büyüklerden biri, Ahmed Rıfâî'ye duâ etmesi için bir hasta getirdi
Hasta birkaç gün kaldığı hâlde, Ahmed Rıfâî hiçbir şey söylemedi
Bunun üzerine hizmetçisi Yâkûb; "Efendim! Bu hasta için duâ etmemenizin sebebi nedir?" deyince; "Ey Yâkûb! Cenâb-ı Hakk'ın izzetine yemîn olsun ki, Allah katında, benim kabûl olunacağı vâd olunan yüz hâcetim vardır
Şimdiye kadar hiçbirini dilemedim
" cevabını verdi
Yâkûb; "Bir tânesi bu biçâreye sarf edilse nasıl olur?" deyince, Ahmed Rıfâî hazretleri; "Sen benim edebe aykırı hareket eden bir kimse olmamı mı istiyorsun?" buyurup; "Dikkat ediniz, halk ve emir O'na mahsûstur
Âlemlerin Rabbi Allah çok yücedir
" (A'raf sûresi:54) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu, sonra; "Ey Yâkûb, aslında fakîr olan bir kişi, bir hâcet istirhâm edip, kabûle mazhâr olduğu zaman, eski vekar ve şerefinden de bir kademe kaybeder
" buyurdu
Hizmetçisi; "Efendim, namazlardan sonra her zaman duâ ettiğinizi görüyorum
" deyince de, Ahmed Rıfâî; "O başka, bu başkadır
Namazlardan sonra yapılan, ilâhî emre uymak için yapılan kulluk duâsıdır
Bu ise hâcet duâsıdır ve husûsî şartları vardır
" buyurdu
Bu konuşmadan iki gün sonra o hasta şifâ buldu
Ahmed Rıfâî'nin talebelerinden ikisi birbirlerini çok severlerdi
Aralarındaki bu yakınlık ve duydukları mânevî hazdan kendilerinden geçerlerdi
Bir gün böyle bir anda, bir tânesi ellerini kaldırıp; "Yâ Rabbî! Cehennem'den azâd olduğuma dâir bu âciz kuluna bir belge gönder
" deyiverdi
Öbürü; "Hak teâlânın keremi çoktur, fadl ve ihsânı hududsuzdur
" dedi
Böyle konuşurlarken, âniden gökyüzünden beyaz bir kâğıt indi
Kâğıdı aldılar
İçinde bir yazı göremediler
Seyyid Ahmed'in önüne geldiler
Hâllerini anlatmayıp, o kâğıdı ona verdiler
Kâğıda bakınca, Allahü teâlâya secde etti
Secdeden başını kaldırınca; "Allahü teâlâya hamd olsun ki, eshâbımın Cehennem'den azâd olduğunu, âhiretten önce, dünyâda bana gösterdi
" buyurdu
"Efendim, bu kâğıt beyazdır
" dediklerinde; "Kudret eli siyâh ile yazmaz
Bu, nûr ile yazılmıştır
" buyurdu
Bir gün Seyyid Ahmed Rıfâî'nin huzûruna bir kimse gelip; "Efendim! Abdest almak için kuyudan su çıkarıyordum
Bir arslan gelip öküzüme saldırdı, parçaladı ve yedi
Şimdi ne yapayım?" dedi
Ahmed Rıfâî; "O arslanı bana çağırınız
Korkmayınız, ondan size zarar gelmez
" buyurdu
Bir talebesi; "Peki efendim
" diyerek arslanı arayıp buldu
Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinin çağırdığını söyledi
Arslan geldi
Ahmed Rıfâî'nin huzûrunda yüzünü yere koydu
Ahmed Rıfâî arslana; "Ey Arslan!Bu fakirin hizmetini gören öküzü niçin yedin?" buyurdu
Arslan, Allahü teâlânın izniyle dile gelip; "Ey efendim! Ceddin Muhammed aleyhisselâmın hâtırı için bana gadap edip, bedduâ etmeyiniz
Zîrâ bir haftadır bir şey yemedim, çok açtım
Çâresiz kaldım, affedeceğinizi ümid ederim
" dedi
Ahmed Rıfâî, arslanın özrünü kabûl etti ve; "Suçunu bir şartla affediyorum
O da, yediğin öküzün yerine bu fakire hizmet edeceksin
" buyurdular
Arslan kabûl edip, o kimsenin hizmetinde bulundu
Ahmed Rıfâî hazretleri hayvanlara karşı çok merhametli idi
Bir köpek cüzzam hastalığına yakalanmıştı
Hiç kimse köpeği bu iğrenç hâlinden dolayı kapısına koymadı
Köpek, bu şekilde kapılardan kovula kovula, Seyyid Ahmed Rıfâî'nin kapısına geldi
Dermansız, yara bere içindeydi
Köpeğin bu hâlini gören Ahmed Rıfâî, alıp, şehirden dışarı bir yerde ona bir gölgelik yaptı
Köpeği orada tedâviye başladı
Temizledi, yarasına merhem sürüp karnını doyurdu
Kırk gün bu şekilde tedâvî gören köpek sıhhate kavuştu
Cüzzamdan eser kalmadı
Sonra köpeği güzelce yıkayıp şehre getirdi
Kendisine, "Efendim! Bu köpeğe çok ilgi gösterdiniz, hikmeti nedir?" diye sordular
Onlara; "Kıyâmet günü Rabbimin bana, bu köpeğe niçin acımadın? Onu uğrattığım bu belâdan niçin kurtarmadın? Aynı belâya seni de düşürmem ihtimâlini niçin düşünmedin? diye sormasından korktum
Ey insanlar! Kalblerinizi Allahü teâlânın yarattıklarına karşı merhamet hissiyle doldurunuz
Cenâb-ı Hakkın sizi de aynı derde müptelâ kılmasından korkunuz
" buyurdular
Bir gün Ahmed Rıfâî'nin paltosunun eteğinde, evin kedisi gelip uyudu
Namaz vakti geldiğinde kediyi uyandırmaya kıyamadı
Bir müddet onu şefkatle seyretti
Uyanmayacağını anlayınca kedinin yattığı yeri kesti
O hâliyle kalkıp namaza gitti
Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti
Kesik parçayı paltosuna tekrar dikti
Öyle ki, kesildiği yer hiç belli değildi
Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerine, sıkıntı içinde dertli, ihtiyâcı olanlar gelirler, ondan duâ isterlerdi
Ayrıca ihtiyaçlarının karşılanması için kendisine gelenlere, mürekkep kullanmadan, parmağıyla kâğıda bâzı şeyler yazıp verirdi
Allahü teâlânın izniyle hâcetleri, istekleri hâsıl olurdu
Bir kimse Seyyid hazretlerine hâcetinin hâsıl olması için geldi
O da parmağıyla yazdığı bir kâğıdı ona verdi
Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra o kimse, tecrübe için aynı kâğıdı tekrar getirip, Seyyid hazretlerine hâcetini anlatıp; "Efendim! Bu kâğıda bir duâ yazar mısınız? dedi
O da; "Bu kâğıda daha önce bir kerre yazı yazılmış
Bir daha yazarsak, yazılar birbirine karışır, okunmaz hâl alır
" buyurdular
Fıkıh âlimlerinden Yûsuf Ebû Zekeriyyâ, Ahmed Rıfâî hazretlerini ziyâret için Ümmü Ubeyde kasabasına gitti
Seyyid hazretleri, binlerce kişiye câmide vâzü nasîhat veriyordu
Nasîhat ederken, cemâat arasındaki âlimler, kendisine pekçok suâller sordular
Sorulan suâller pek zor, anlaşılması ve cevaplarını vermek güçtü
Seyyid hazretleri her sorunun cevâbını ânında en ince teferruâtına kadar açıklıyordu
Ne kadar sorulduysa, hepsine cevap verdi
Yûsuf Ebû Zekeriyyâ dayanamayarak, suâl soranlara; "Yeter artık
Ne kadar sorarsanız sorunuz, hepsine cevap verileceğini anladınız
" dedi
Bu söz üzerine Seyyid Ahmed Rıfâî, tebessüm edip; "Ey Ebû Zekeriyyâ! Dünyâ fânîdir
Bırakınız ben hayatta iken sorsunlar
" buyurdular
"Bu dünyâ fânîdir
" buyurduğunda, binlerce cemâat fevkalâde heyecâna kapıldı, içlerinden beş kişi orada vefât etti
Orada hazır bulunanlar içinden, ibâdetlerini tam yapmayan binlerce kimse tövbe edip doğru yola geldi
Haddâdiye köyünde, çocukları doğduktan sonra ölen bir kadın vardı
O kadın; "Eğer doğacak olan çocuğum yaşarsa, onu Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinin hizmetine vereceğim
" diye vâd etti
Aradan zaman geçti, bir kız çocuğu oldu
Fakat çocuk kambur ve topaldı
Çocuk büyüdüğünde, diğer çocukların alaylarına mâruz kalıyordu
Seyyid Ahmed Rıfâî, bir gün bu çocuğun köyüne gitti
Halk, kendisini köyün dışında karşıladılar
Bunlar arasında, sakat çocuk da vardı
Ahmed Rıfâî yaklaşınca, çocuk birden ileri fırlayıp ellerini öptü ve; "Efendim! Siz, annemin de üstâdısınız
Beni ne olur şu istihzâlardan, alaylardan kurtarınız!" diye yalvardı
Onun bu yalvarışı Ahmed Rıfâî'ye çok tesir etti ve mübarek gözyaşlarını tutamadı
Başını ve sırtını okşayıp duâ edince, çocuk şifâya kavuşup, kamburluğu ve topallığı kalmadı
Bunu gören halk, Ahmed Rıfâî hazretlerine "Şeyh-ül-azca (topal kızın hocası)" lakabını verdiler
Seyyid Ahmed Rıfâî hazretleri, herkese iyilik eder, kimsenin kalbini kırmaz ve kin tutmazdı
Hiçbir zaman büyüklük taslamazdı
Çok mütevâzi idi
Bir gün yoldan geçen kendini bilmez bir grup, Ahmed Rıfâî'ye hakâret etmeye başladılar
Uygun olmayan sözler sarfettiler
Ahmed Rıfâî onların bu hakâretleri karşısında başını açtı, yerlere yüzünü sürdü, toprağı öptü
Onlara; "Benim hatâlarımı îkaz edip, hatırlatan büyüklerim, efendilerim! Bu kölenizi bağışlayın
" buyurdu
Sonra o kimselerin ayaklarına kapandı, ellerini öptü ve; "Ne olur, benden râzı olunuz
Sizler çok yumuşak huylu kimselersiniz
Şüphesiz sizin bu yumuşaklığınız beni bu hâle getirdi
" buyurdu
Bu hâl, o kimseleri âciz bıraktı, ezildiler
Ne yapacaklarını şaşırdılar
Nihâyet; "Senin gibi sabırlı bir kimse görmedik
Bu kadar hakâret ettiğimiz hâlde, rengin bile değişmedi, tahammül ettin ve yine tevâzu gösterdin
" dediler
Ahmed Rıfâî hazretleri de; "Bendeki bu hâl, sizin bereket ve himmetiniz sâyesinde olmuştur efendim
" buyurdu
Ahmed Rıfâî hazretleri, bir gün etrafına toplanmış olan yakınlarına; "İçinizde, benim bir ayıbımı, kusûrumu görüp de söylemeyen var mıdır? Varsa lütfen söyleyiniz
" buyurdular
Oradakilerden biri; "Efendim, ben sizde bir kusûr görüyorum
" dedi
Bunu işiten Seyyid hazretleri hiç üzülmedi, söyleyeni kınamadı ve; "Ey kardeşim! Lütfen kusûrumu söyleyiniz
" buyurdu
O kimse; "Bizim gibi, size lâyık olmayan kimseleri huzûrunuza kabul buyurmanızdır
" deyince, başta Ahmed Rıfâî olmak üzere oradakiler ağlamaya başladılar
Bir ara Ahmed Rıfâî; "Hepinizden daha aşağı olduğumu biliyorum ve sizlerin hizmetçinizim
" buyurarak onları tesellî edip, tevâzu gösterdiler
İbrâhim Bestî isminde bir kimse, Ahmed Rıfâî hazretlerini hiç sevmezdi
Hakkında uygun olmayan çirkin şeyler söylerdi
Bir gün hakâret dolu bir mektup yazıp, birisiyle gönderdi
Ahmed Rıfâî gelen kimseye, mektubu sesli olarak okumasını söyledi
O kimse, her türlü iftirânın bulunduğu bu mektubu okuyunca, Seyyid hazretleri, sükûnetle dinlediler ve; "Doğru söylemiş
Eğer Allahü teâlânın indinde şüpheli bir durumum yoksa, insanların bana ettiği iftirâlara hiç aldırış etmem
" buyurdular ve mektubuna cevap olarak şunları yazdırdılar: "Muhterem İbrâhim Bestî hazretleri, Allahü teâlâ beni dilediği gibi ve istediği yerde yarattı
Sizin doğruluğunuza güveniyorum
Hayır duâlarınızdan beni mahrum bırakmamanızı ve haklarınızı helâl etmenizi yüksek zâtınızdan istirhâm ediyorum
" Bu tevâzu dolu mektubu alan İbrâhim Bestî çok şaşırdı
Yüzünü yerlere sürüp dışarı çıktı gitti
Nereye gittiği ve nerede olduğu bilinemedi
Bir kimse Ahmed Rıfâî hazretlerini çekemez, onu hep kötüler, aleyhinde konuşurdu
Onun yüksek hallerini inkâr eder, hiçbirini kabûl etmezdi
Ahmed Rıfâî hazretlerinin talebelerinden kimi görse, önceden hazırladığı mektubu eline verip, hocasına götürmesini tenbih ederdi
Ahmed Rıfâî hazretleri de mektubu açınca, "Ey Mülhid, ey bid'atçı, ey zındık
gibi çok çirkin şeylerin yazılı olduğunu görürdü
Mektubu getiren talebesine bir mikdâr para verip, o kimseye götürmesini söyler ve; "Sen benim sevap kazanmama vesîle oluyorsun, cenâb-ı Hak sana hayırlar ihsân etsin, diye söylediğimi bildiriniz
" derdi
Bu kimse, uzun müddet bu şekilde kötü hakâretlerine ve iftirâlarına devâm etti
Sonunda âciz kaldı
Ahmed Rıfâî'nin verdiği bu cevaplardan utanmaya başladı
Yaptığı hareketlerden pişman olup, tövbe etti
Özrünü beyân etmek üzere, af dilemek için, Ahmed Rıfâî'nin huzûruna doğru hareket etti
Bulunduğu şehre yaklaşınca başını açtı, üzerinden örtüsünü çıkardı, boynuna da bir yular taktı
Bir kimseye de bu yuları tutup, çeke çeke Seyyid hazretlerinin huzûruna götürmesini rica etti
Ahmed Rıfâî onu bu hâlde görünce, "Ey kardeşim! Seni bu hâle getiren nedir?" diye sorunca; "Yaptıklarım
" dedi
Seyyid Ahmed; "Ey kardeşim! Yaptığınız sâdece birer hayırdır
" buyurdular
O kimse yaptıklarına pişmân olduğunu bildirerek özür diledi
Özrü kabûl edilince, Ahmed Rıfâî'nin sâdık talebelerinden oldu
Devlet ileri gelenleri sık sık mektup yazarak Ahmed Rıfâî'den nasihat isterlerdi
Çünkü onlar Ahmed Rıfâî'nin büyük âlim ve evliyâ bir zât olduğunu biliyorlardı
Bunlardan biri olan Abbâsî halîfesi Ebû Ahmed Müstencid Billâh, bir adamını göndererek, Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinden nasîhat istedi
Halîfe, Ahmed Rıfâî hazretlerine gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Emîr-ul-mü'minîn'den Seyyid Ahmed Rıfâî'ye! Sizden nasîhat istiyorum
Çünkü ben, sizin nasîhatlarınıza çok muhtâcım
Bana yapacağınız nasîhatlar çok faydalı olacak
Allahü teâlânın size ihsân ettiği kıymetli bilgilerden bana yazınız
Çünkü siz, Allahü teâlânın mânevî lütuflarına mazhar olan bir zâtsınız
Bana ve bütün müslümanlara duâ ediniz
"
Seyyid Ahmed Rıfâî, mektubu okuduktan sonra; "Ne diyeyim! Eğer nasîhate gücüm yetmez desem, riyâ olur
Eğer gücüm yeter desem, hoş bir şey olmaz
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil-azîm
" dedi
Sonra kâğıt istedi
Talebelerinden Ahmed bin Abdülmuhsin Tarrî'ye şöyle yazdırdı:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahü teâlâya hamd ü senâlar olsun
Onun Resûlüne salât ve selâm olsun
Nasîhat isteyen mektubunuz bana ulaştı
Peygamber efendimiz; "Din nasîhattir, din nasîhattir, din nasîhattir
" buyurdu
Eğer bu hadîs-i şerîf olmasaydı, sana bu nasîhati yapmazdım
Çünkü, senin gibi insanlara nasîhat için iki şart lâzımdır: 1) Nasîhat edenin ihlâslı olması, 2) Amel etmek şartıyla, din kardeşinin yaptığı nasîhatı kabûl etmek
Ey müminlerin emîri! Resûlullah'ın sünnetine tâbi olarak, Allahü teâlânın emirlerini nefsinde yaşar ve Allah'ın emirlerine saygı gösterirsen, insanlar da senin memurlarına saygı gösterirler
Ey emîr! Bizans Kayserinin ve mecûsî sultanlarının memleketlerindeki kuvvetlerine bakma
Onlar câhil oldukları için, hakdan uzaklaşıp, dünyâlıklara yöneldiler
Onlar ölünceye kadar dünyâ muhabbeti ve arzusu ile yaşadılar
Emri altında olanlara, yumuşaklıkla iyi muâmele etmediler
Onlara güç gelecek işler emrettiler
Ey müminlerin emîri! Sana gelince; sen, müslümanların malını, canını ve memleketlerini muhâfaza et
Her işinde Allahü teâlâdan kork
Her hâlinde Peygamber efendimizin emrine uy
O zaman, Allahü teâlânın himâyesinde, Resûlullah'ın gölgesinde olur, sözü geçerli biri olursun
Allahü teâlâ meleklerden olan ordularını sana yardımcı gönderir
Ey müminlerin emîri! Bu dünyâda, yiyecek, içecek ve giyecek şeylerden her gelene dikkat et
İnsanlara zulm etmekden sakın
Şeytan seni aldatıp zulme yönelttiği zaman, nefsine; "Şâyet zulmedilen, hapsedilen, kahredilen, iftirâ edilen sen olsaydın, kendin için sultandan ne isterdin?" diye sor
Kendine nasıl muâmele edilmesini istiyorsan, insanlara öyle muâmele et
Çünkü sen böyle yaparsan, adâleti ve insanlığın îcâbını yerine getirmiş olursun
Şunu iyi bil ki senin mülk ve devletin, Allahü teâlânın mülküne göre pek azdır
Sen ve senin mülkün, Allahü teâlânın mülküdür
Ey müminlerin emîri! Senin dünyâda nasîbin; seni gölgeleyecek mikdârda gölge, seni örtecek kadar elbise, seni doyuracak kadar yiyecek, mallarından sana âit olan mikdârdır
Sen, Allahü teâlânın emirlerine riâyet etmek sûretiyle, O'na karşı olan edebi gözetirsen, Allahü tealânın lütuf ve ihsânlarına kavuşursun
Allahü teâlânın emrine uymaz, mahlûklarına zarar verirsen, zâlim olursun
Ey müminlerin emîri! Şunu iyi bil ki, sultanların ordusu, adâlettir
Bekçileri, yaptıkları işlerdir
Hâllerini bildiren defterleri ise, emri altında çalışanlar ve arkadaşlarıdır
Bu defterler, halkın gözü önündedir
Onun için bu defterleri ıslâh et, muhâfazasını sağlam yap, ordunu kuvvetlendir
Akıllı ve dindar kimselerle berâber ol
Katı kalbli, zâlim ve dalâlette olan, sapık kimselerden uzak dur
Çünkü böyle kimseler, senin düşmanlarındır
İşlerini, kadınların, gençlerin ve mürüvvetsiz kimselerin eline verip, onların oyuncağı hâline getirme
Çünkü onlar işleri karıştırır, kötü bir şekilde sonuçlanmasına yol açarlar
Bir işi yapmak istediğin zaman, insaflı ve adâletli ol ki, hakkı olmayan birine o işi teslim etmeyesin
Allahü teâlâyı zikret
Kendini haksızlık yapmaktan uzak tut
Çünkü bulunduğun makam, hak üzere bulunulacak, hak üzere yürünülecek bir makamdır
Kızdığın zaman affa sarıl
Çünkü affetmek sûretiyle yapacağın hatâ, cezâ vermek sûretiyle yapacağın hâtadan daha iyidir
İşlerinde, dindâr, hikmet ehli, din gayreti bulunan kimseleri seç
Onlar arasından da, tabiat bakımından güzel, akıl bakımından olgun, görüşü ve konuşması iyi, delîli sağlam olanlarını seç
Allah ve Resûlünü en iyi bilen kimseleri seç
Adâlet husûsunda, iyi veya kötü, mümin veya kâfir, herkese eşit muâmele et
Dînin ve din ehlinin, âlimlerin hakkını gözet
Vefât edip Rabbine kavuştuğun zaman, âkıbetinin iyi olmasına vesîle olacak işleri yap
"
Ahmed Rıfâî hazretleri, hayâtını hep dîne hizmet ile geçirirdi
Bid'at sahiplerine öğüt verir gittikleri yolun bozukluğunu bildirir, kurtuluşlarına vesîle olurdu
Ahmed Rıfâî hazretleri vefâtına yakın ishale yakalanmıştı
Hastalık bir ay kadar devâm etti
Hizmetçisi; "Efendim! Hiçbir şey yemediğiniz halde, bu gelenler neredendir?" diye sordu
O da; "Bu gelen ettir
Dışarı çıkıyor
Artık eridi kalmadı
Yalnız kemiklerimin içindeki ilik kaldı
O da bugün çıkar biter
Yarın da Allahü teâlâya gitme günüdür
" buyurdu
İyice ağırlaştığı zaman hizmetçisi; "Efendim! Kavuşmak vakti yaklaştı herhalde
" deyince; "Evet öyle görünüyor
Hastalığımın şu son zamânında bâzı hâdiseler cereyân etti
İnsanlar üzerine büyük bir belâ gelmekteydi
Bu belâlara karşı kendi vücûdumu fedâ edip, bu belânın giderilmesi için, Allahü teâlâya yalvardım
Allahü teâlâ kabul buyurdu
" dedi
Daha sonra mübarek yüzünü toprağa sürmeye başladı
Yüzü gözü toz toprağa bulanmış bir halde ağlayarak; "Yâ Rabbî! Affet!" Yâ Rabbî! İnsanların üzerine gelecek olan dert ve belâlar için beni siper yap da, belâlar benim üzerime yağsın
" diye yalvardıktan sonra kelime-i şehâdet getirip; "Dünyâda âhiret için çalışıp yorulan pişman olmaz, râhata kavuşur
Her hayr işleyenin ameli kendisine sunulacaktır
Her şer, kötü iş yapanın da ameli kıyâmet gününde önüne çıkacaktır
" buyurdu
1182 senesi Ağustos ayının 23'ünde Perşembe günü (H
578 Cemâziyelevvel ayının 22
Perşembe günü) ikindi vaktinde, altmış altı yaşında Mısır'da vefât etti
Cenâze namazını kılmak için çok kalabalık toplandı
Binlerce insan mübarek cenazesini taşımak için gayret gösterdi
Dedesinin türbesine defn edildi
Mübarek kabr-i şerîfleri her zaman ziyâretçilerle dolup taşmakta, ziyâret edenler rûhâniyetinden istifâde etmektedirler
Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinin, müminlerin îmânlarının kemâle ermesi için gösterdiği yola Rıfâîlik adı verildi
Kendisine tamâmen bağlı olan, yolunu bozmayan, yâni her işinde, her sözünde dînimizin emir ve yasaklarına tâbi olanlara da "Rıfâî" denildi
Fakat, zamanla diğer tarîkatlar gibi bu yol da bozuldu
Dünyâya düşkün olanlar, dîni dünyâlık arzularına âlet edenler, Ahmed Rıfâî hazretlerinin isminden istifâdeye çalıştılar
Şeyh ve tarîkatçı olarak ortaya çıkıp, ağızlarına ateş koymak, ağızlarından alevler çıkarmak, bir yanağına bıçak, şiş sokup öteki yanağından çıkarmak, sokak ortasında yatarak üzerinden kamyon geçirtmek gibi işleri yaparak, kerâmet sâhibi olduğunu iddiâ edenler görüldü
Halbuki bunların kerâmet ile hiçbir alâkası yoktur
Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâm zamânında sihirbazların bulunduğunu haber veriyor ve sihir olduğunu beyân buyuruyor
Bu ve benzeri işleri sihirbazlar da yapmaktadırlar
Ahmed Rıfâî, hazretleri sohbetlerinde talebelerine sık sık şöyle nasihat ederdi:
Âlimlere karşı hürmetli olmalı onların huzûrunda edebi muhafaza etmeli ve az konuşmalıdır
Onların hizmetiyle şereflenmeyi büyük kazanç bilmelidir
Hayırdan bir şey öğrenirseniz onu insanlara öğretiniz
Böylece bu hayrın meyvelerinden istifâde edersiniz
Kıyamet gününe hazırlanın, çünkü gidişiniz Allahü teâlâyadır
Kulluk esâsının birincisi, nefsi tanımaktır
Halbuki onu tanıyan çok azdır
Onu tanımak şöyle dursun, varlığını kabûl edenler dahi kıymetli kimseler olarak kabûl edilir
Allahü teâlâ, nefsten daha ahmak, daha çirkin ve ondan daha pis kokulu bir şey yaratmadı
İrfan sâhipleri için, ondan daha dar bir zindan düşünülemez
Nefsini tanıyabilen, her tarafı emin olan, tehlikelerden korunmuş bir kal'aya sığınmış olur
Tanıyamayan, hattâ anlamak istemeyen için tehlike büyüktür
Onu anlamadıkça, şerrinden kurtulmak mümkün değildir
Onu anlamadan, mârifet sâhibi olunmaz
"
Evliyâya hürmetin nasıl olacağı sorulduğunda buyurdu ki:
"Allahü tealânın evliyâ kullarının üstünlüğünü kabûl etmeli ve onlara çok hürmet göstermelidir
Çünkü onlara, kıyâmet gününde korku ve hüzün yoktur
Velî olan kimse, cenâb-ı Hakk'a pek fazla muhabbet besler, îmânları kemâl mertebesindedir ve takvâ üzeredirler
Allahü teâlâ, evliyâsına zorluk göstermez
Bâzı semâvî kitaplarda; "Benim velî kullarımdan birine eziyet eden, bana harb ilân etmiş olur
" buyrulmaktadır
Cenâb-ı Hak, velî kullarını korur, onlara eziyet edenlerden intikam alır
Onları sevenleri ise muhafaza eder, korur
Evliyâ ile berâber olmalı, onları sevmelidir
Onlar hakkında hiçbir zaman kötü söz sarfetmemeli, sû-i zan etmeyip, hüsn-i zan içinde bulunmalıdır
Seyyid Ahmed Rıfâî insanların doğru yola kavuşmaları için pek çok eser yazmıştır
Bunlardan bâzıları şunlardır:
1) El-Burhân-ül-Müeyyed, 2) Şerh-üt-Tenbîh, 3) El-Hikem-ür-Rıfâîye, 4) En-Nizâm-ül-Hasl li Ehl-il-İhtisas, 5) El-Akâid-ür-Rıfâiye
ŞAŞARIM ŞU İNSANA
Seyyid Ahmed Rıfâî, yazdığı eserinde,
Şu şekilde nasîhat, ediyor bir yerinde:
Şu kula şaşarım ki, ölüme inanıyor,
Buna rağmen gülüp de, neşelenebiliyor
Şuna da şaşarım ki, inanıyor kadere,
Yine de mahzûn olup, boğuluyor kedere
Ve şuna şaşarım ki, Cehennem vardır diyor,
Yine de fütursuzca, her günahı işliyor
Şaşarım dünyâ fâni, diyen şu insana ki,
Sarılmıştır dünyâya, ayrılmıyacak sanki
Yine başka yerinde, buyurdu: Ey insanlar,
Pek çok hayret ettiğim, iki türlü insan var
Birincisi şudur ki, hep oruçtur gündüzün,
Gece de sabaha dek, tâattadır büsbütün
Aslâ Hak teâlâya, etmez günah ve isyân,
Yine de görürsün ki, hüzünlüdür o insan
Uğraşmasına rağmen, hep âhiret işiyle,
Yine ağlar görürsün, onu hep gözyaşıyle
İkincisi şudur ki, yapmaz hiç tâatini,
Oyun ve eğlenceyle, geçirir her vaktini
Günahları işler de, sıkılmadan mâlesef,
Yine de bu hâline, üzülüp etmez esef
Yaşamasına rağmen, İslâmın hâricinde,
Görürsün onu dahî, yine neşe içinde
Başka bir yerinde de, buyurdu: Ey insanlar,
Sakın siz ilminize, güvenmeyin ki zinhar,
Şeytan, sâhip olduğu, ilminin gurûrundan,
Kovulup, helâk oldu, Allah'ın huzûrundan
Bir insan, her bir ilmi, bilse de ince ince,
Faydasını göremez, amel eylemeyince
Bel'âm-ı Bâura da, çok ilim sâhibiydi,
Öyle ilim sâhibi, dünyâda yok gibiydi
Lâkin kalbi bir mikdâr, meyl edince dünyâya,
Dünyâ ve âhirette, oldu rezîl ve rüsvâ
Yine obuyurdu ki: Ediniz ilme gayret,
Zîrâ ilim hayattır, ölümdür hem cehâlet
Ve lâkin her bir ilim, bir vebâldir kul için,
Kurtulunmaz vebâlden, amel eylemeksizin
İnsan, ameli dahi, yapmalı ki ihlâsla,
İhlâssız amellerden, bir fayda gelmez aslâ
Yâni bir kul, muhakkak, ilim, amel, ihlâsı,
Temin etmelidir ki, budur işin esâsı
Yine o buyurdu ki: Sâlih olan müslüman,
Allah'ın takdîrine, boyun eğer her zaman
Mübtelâ olsa dahi, bir derde ve belâya,
Yine sabır gösterip, isyân etmez Allah'a
Gâyet iyi bilir ki, kulu azîz ve zelîl,
Eden, yalnız Allah'tır; mevkî, makam, mal değil
Resûl'ün sünnetine, tâbi olur o ekser,
O, ya hayır konuşur, yâhut da sükût eder
Onun tek endîşesi, son nefes içindir hep,
Îmân ile, şehîden, ölmeyi eder talep
Öfkelenmez kat'iyyen, dünyâlık şeyler için,
Ve atmaz tek bir adım, iyi düşünmeksizin
Nefsine hâkim olup, girmez onun emrine,
Günah, küçük de olsa, işlemez aslâ yine
Allah'ın rızâsını, almaktır tek gâyesi,
Hep bunu temin için, geçer günü gecesi
"
VER MÜBÂREK ELİNİ
Ahmed Rıfâî hazretleri hacca gitti
Hac dönüşü Medîne-i münevverede Resûl-i ekremin mübârek türbesini ziyâreti esnâsında şu meâldeki manzûmeyi söyledi:
"Uzaktık, toprağını öpmek için efendim,
Kendim gelemez, vekîl rûhumu gönderirdim
Şimdi seni ziyâret nîmeti oldu nasîb,
Ver mübârek elini, dudağım öpsün Habîb!"
Şiir bitince, Peygamberimizin kabrinden mübârek elleri göründü
Seyyid Ahmed Rıfâî de, son derece tâzim ve hürmetle onu öptü
Orada bulunanlar hayretle hâdiseyi gördü
Peygamber efendimizin mübârek ellerini öptükten sonra, Ravda-i mutahheranın kapılarının eşiklerine yattı
Ağlayarak, oradaki cemâatın cümlesine; "Üzerime basarak geçiniz
" diye yalvardı
Âlimler başka kapılardan çıkmağa mecbur oldu
Diğer kimseler üzerine basarak kapıdan çıktılar
Bu kerâmet pek meşhûr olup, dilden dile günümüze kadar gelmiştir
BERABER KUR'ÂN-I KERÎM OKUYALIM
Ahmed Hanâzirî hazretleri bir gece Ahmed Rıfâî hazretlerinin türbesinde kaldı
Türbedârın buradaki heybetten uyuyamayacağını söylemesine rağmen Allahü teâlâya tevekkül ederek yattı
Yatsı namazından sonra türbenin kapısı büyük bir gürültü ile açıldı
Ahmed Hanâzirî yanına birisinin gelip oturduğunu hissetti ve ona; "Bu gece mübarek bir gecedir
Kur'ân-ı kerîm okumaz mısın? Beraber okuyalım
" deyince Ahmed Hanâzirî; "Peki
" dedi
Nahl sûresinden, Necm sûresine kadar beraberce okudular
Sabahleyin o zat, iki ekmek ile birinin içinde süt, diğerinin ise bal olan iki kap getirdi
Hanâzirî doyuncaya kadar yedi
O zât bir anda kayboldu
Türbedar gelince; "Gece hep seni düşündüm, aklım sende kaldı çünkü burada kimse uyuyamaz
" dedi
Ahmed Hanâzirî başından geçenleri anlattı
Bunun üzerine türbedâr; "Seninle birlikte Kur'ân-ı kerîm okuyan ve sana yemek getiren büyük âlim Seyyid Ahmed Rıfâî hazretleridir
" dedi
KAPILARDAN KOVULAN ÖYLE KİMSELER VARDIR Kİ
Ahmed Rıfâî hazretleri buyurdu ki:
Allahü teâlânın sevgili kulları olan velîleri vesîle ederek, cenâb-ı Haktan bir şeyler istenebilir
Onları vesîle ederek bâzı ihsânlara kavuşulursa, bu yardımları ve ihsânları evliyâdan bilmemek lâzımdır
İhsânı yapan Allahü teâlâdır
Çünkü velîler, kendiliklerinden bir şey yapmazlar
Allahü teâlâ onları çok sevdiği için, onların duâ ve hâtırı ile yaratır
Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: "Saçları dağınık, kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır
" Allahü teâlâ, sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, duâlarını elbette kabûl buyurur
Allahü tealâ Mü'min sûresinin altıncı âyetinde meâlen; "Bana duâ ediniz; duânızı kabûl ederim
" buyurdu
Duâların kabûl olması için şartlar vardır
Bu şartları taşıyan duâ, elbet kabûl olur
Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duâlar kabûl olmuyor
Bu şartları yerine getiren velîlerin, âlimlerin duâ etmeleri için, onlara yalvarmak, şirk olmaz
Allahü teâlâ, söylenilenleri, sevdiklerinin rûhlarına işittirir
Onların hâtırı için istenileni yaratır
Evliyânın rûhlarından yardım istenir
Çünkü, Allahü teâlânın sevdiği kullarının rûhları, diri iken de, öldükten sonra da, Allahü teâlânın verdiği kuvvet ve izinle, dirilere yardım ederler
Böyle inanarak evliyâdan yardım istemek, Allahü teâlâdan başkasına tapınmak olmaz
Allahü teâlâya tapınmak, O'na inanmak, O'ndan istemek olur
Aklı olan, bunu pek iyi anlar
1) Mir'ât-ül-Haremeyn; c
3, s
144
2) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c
1, s
295
3) Tabakât-ül-Kübrâ; c
1, s
140
4) Tabakât-üş-Şâfiiyye; c
6, s
23
5) El-Bidâye ven-Nihâye; c
12, s
312
6) Tezkiret-ül-Huffâz; c
4, s
1341
7) Şezerât-üz-Zeheb; c
4, s
259
8) Vefeyât-ül-A'yân; c
1, s
171
9) Tuhfet-ur-Râgıb; s
40
10) El-A'lâm; c
1, s
174
11) Sefînet-ül-Evliyâ; c
1, s
190
12) Necm-üs-Sâi fî Kerâmat-i Üstad Rıfâî (Süleymâniye Kütüphânesi, Hasip Efendi Kısmı, No:423)
13) Umm-ül-Bevahin fî Menâkıb-i Ahmed Rıfâi (Süleymâniye Kütüphânesi, Şehid Ali Paşa Kısmı, No:1123)
14) Burhân-ül-Müeyyed; s
96-106
15) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s
982
16) Rehber Ansiklopedisi; c
1, s
132
17) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c
6, s
83
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
ahmed
,
rif
AHMED RIFÂÎ ile ilgili Benzer Konular
166 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed-i Dâ'i (Ahmed-i Dâ'i Kimdir?
Yazarlar ve Şairler
Şeyh Ahmed Yasin (Şeyh Ahmed Yasin Kimdir? - Şeyh Ahmed Yasin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
22:44
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542